77¡,oruu
u
Tm
<5<
m
A jalemi
1989
İ
çim
en
m
Aller...
-Sannt ve kültmin
ışığı jmç túw
MollnriHlZI Anlatsın.
Kuyulubostan Sok. 44/2
Nimet Apt. Nişantaşı, İSTANBUL
Tel: 147 08 9 9 - 147 97 56
3 Ocak - 4 Şubat 1989
AÇILIŞ
3 Ocak 1989, Saat 17.00
SAKABAŞI'NDAN • 1938 • 20 X 29 cm. • YAĞLIBOYA
KAPAKYAKİ RESİM : YEŞİL FRAGMAN • 1978 • 61 X 48 cm. • YAĞLIBOYA
T
em
S
anat
G
alerisi
Audio-Visual tanıtım programı her gün saat 17.30’dadır.
Galeri, pazar dışında her gün 11.00 - 19.00 arası açıktır.
HAKKİ ANLI "İM ERKER" GALERİSİNDEKİ SERGİ.
P a r i s , XIV., Avenue du Général Laclerc, sakin, evlerle çevrili bir park, “Adrienne Villası". Sessiz bir yer, Porte d'Orléans’i merkeze bağlayan ana caddeden sadece birkaç adım uzaklıkta. Parkın güney tarafında göze çarpmayan bir atölye. Küçük avluda, ön tarafta alışılm adık biçimlerdeki alçıdan şekiller duruyor. Za yıf, ince ve uzun. Bunlar y ıllar önce atölyede oturan bir Türk bayan ressamdan geriye kalmıştır. Gri bir ka pı, üzerinde bir tabela “HAKKI ANLI, artiste Peintre", kapıyı vuruyorum, kapı açılıyor, çocuk kadar zayıf, parlayan bir yüzle karşılaşıyorum: “Giriniz, girin iz”. Huzur ve düzenin doldurduğu uzun bir oda bizi karşı lıyor. Yer, sanki temizlikçi kadın az önce odayı terk et mişçesine temiz. Palet de temiz, sadece birkaç boya, özellikle boğuk gri ve kahverengi tonlan plan gereği kullanılm ış görünüyor. Resimler büyüklük sırasına göre raflarda sıralanmış ve üzerleri dikkatli bir şekilde havlularla örtülmüş. Bu yer, soyut bir ressamın atöl yesinin mutad takdiminden çok rahat bir şekilde ayn- labiliyor. Eserler, ressam tablası üzerine sevgiyle yer leştirilmiş. A n lı’nın sabırsız bakışı, tablolarına bakan- lann intibalannı öğrenebilmek için sadece kısa bir süre tabloya yöneliyor. Şayet özellikle kendisi ese
rinden emin ise, arada sırada “C'est bon" deyiveriyor. Fakat bu öylesine mütevazı bir tarzda çıkıyor ki, sanki kanaat değil de bir soru gibi.
Hakkı A n lı 1906’da İstanbul’da doğdu. Orada Güzel Sanatlar Akadem isi’nde öğrenimini bitirdikten sonra hoca oldu. Akadem ik kariyeri devresinde ilk de fa Paris'i ziyaret etti.Modern Batı ressamlığı ile kurdu ğu irtibat onun daha sonraki gelişimini etkiledi. Türk hükümetinin bursiyeri olarak 1947’de bir süre için Pa ris’e geri döndü. 1954 yılında oraya kesin olarak yer leşti.
Son devrelerdeki eserlerinden oluşan St. Gailen'deki sergi ilk planda onun kararlılığını gösteriyor; hiçbir re sim diğerinin ailesini rahatsız etmiyor. A n lı lirik bir ressamdır. Onun ekspresyonistliği tohumlarını doğru dan doğruya elementer gücünde değil, müzisyenliğin de bulmaktadır. Onun ekspresif sembolleri ve aksan- lan, ağır tezatlann olmadığı şairane bir ortamda ser best bir şekilde durmaktadır. Onun renklerinin kroma tiği (renkler bilimi) münhasıran M ollskala ile sın ırlı dır, buharlanmış kahverengi, mavi, gri ve gri değerlere tekrartekrar rastlıyoruz. Resimlerin derinliğinden gel diği anlaşılan ışık dolayısıyla resimler karanlık intibaı
vermemektedir. Yıllarönce ilk soyut eserlerine düzenli anlam damgasını vurmuştur. Renk armonisi, ince bir mimariyle bir arada tutulmuştur. O, belki de “Ecole de France”ın incelik ve tekniğinden esinlenerek, ikinci bir aşamada Fransızdan daha fazla Fransız olmayı ara mıştır. Empresyonist resimlerde şekil ve tezattan ta- mamiyle feragat etmiştir. Bu şekilde de tam bir armo niye (uyumluluğa) ulaşmıştır, fakat bu eserlerde me lodik eksiklik görülmüştür. A n lı bugün şekil ve aksam yeniden kazanmıştır. Onun kompozisyonlarının şim di serbest ve çözümlenmiş olması ara zamanı sayesin de mümkün olabilmiştir. Onun düzeni artık mimari tondaki yer dağılımına istinat etmemektedir; odada serbest bir şekilde duran satıh ve vurgular çok munta zam bir iarmoni yaratmaktadır.
A nlı'nın eserlerini ne kadar uzun incelersekonu o kadar daha yakından tanıma imkânı buluruz, eser ler yaratan sanatçıyı, her eserinden ciddiyet, açıklık ve samimiyet fışkıran, yolunu kararlı bir şekilde arayıp da bulan bir insanı tanımış oluruz.
RUEDİ METTLER
ST. GALLEN T A G B LA T T , Pazar sayısı No.234, St. Gailen, 21 M ayıs 1961
EGE BAHÇESİ • 52 x 65 cm. • YAĞLIBOYA ADSIZ • 1952 • 44 x-5 5 cm. • YAĞLIBOYA
SOYUT III • 65 x 44 cm • YAĞLIBOYA
ADSIZ • 1972 • 65 X 50 «n. • YAĞLIBOYA
KARACAAHMİT • 1977 • 75 X 54 cm. • YAĞLIBOYA V I FÜZEN
PORYRE • 1978 • 105 x 75 cm. • YAĞLIBOYA
HAKKI ANLI YA DA MADDENİN ATEŞLİ KUTLANMASI.
H a k k ı Anlı, bugün, ben ve benim gibi düşünen bazılan için, X X 'n ci yüzyıl Türk resminin en anlamlı ve simgesel ismidir. Gerçek şu ki Batı’nın çağdaş sana tının yeni ufuklarıyla güncel Türk sanatı arasındaki köprüyü kuran A n lı'n ın yapıtıdır. Bir açıdan bakıldı ğında, A n lı'n ın İslam felsefesine tamamen yabancı trajik resminin, Ural-Altay kanının gizli ve mitolojik gücünü, bunca göçmüş medeniyetlerin kalıntılarına sahne olmuş Güneydoğu Avrupa'da ve tüm jeopolitik hinterlandında yaşattığını düşünüyorum.
A n lı'n ın alabildiğine aydınlık ve de koyu karan lık dünyasında yaşayan gökyüzü ve yaşayan yeryü zünün sonsuza dek bozup yeniden yaptığı efsanevi tö renlere rastlıyoruz. Bu dünyada insanoğlunun gizi var, yaşayan maddenin gizi var, insan vücudunun kurtuluşu var...
H akkı A n lı’nın yapıtı maddenin çok mütevazı ve aynı zamanda çok ateşli bir kutlanmasından başka bir şey değildir. Yaşayan maddenin ilkel ve doğal Tan- n sırnna ulaşmış bir kutlamadır bu. Bu semavi kutla
madan, kişiliğinden sıyrılm ış sınırsız ihtiraslara çağrı lar taşar durur. Şüphesiz, A n lı'n ın maddenin güncel durumlarını ifade etme ve onun gelecekteki kaderleri ne dönük kutlamaları belirleme tarzı, karanlık, gölge li, simsiyah bir tarzdır. Ama, A nlı bu sim siyahlığın si nesinden k u ş e t li ışıkların çağrısına koşar, koşar, ko şar. Bütün bunlara, A nlı'nın güncel sanatı, m ıknatıslı bir ayna gibi cevap verir.
A n lı'nın resminin açık seçik görünür dış ışığı bir ay ışığı paralelindedir. Ama kendi maddesinin ihtiras lı yansımaları yerkürenin merkezindeki ateşin gizli yansımaları gibidir.
İşte böylece kendi acı yolunda dünyevi korkular ve birgarip hesaplaşma içinde Hakkı A nlı bize sanatı nı sunuyor.
JEAN PARVULESCO
İKİLİ • 1980 • 65 ' 50 cm. • YAĞLIBOYA
KUCAKTA • 1984 • 64 49 cm. • YAĞLIBOYA
"YARININ BÜYÜKLERİ VE GENÇLERİNDEN
Ç o k kişinin tıkabasa doldurduğu galerilerde büyük isimlerin ve gerçek ressamlann sergilenmesi (örneğin Pelayo) daha mütevazı ekspozisyonların gözden kaçmasına neden oluyor. Özellikle yaşına rağ men layık olduğu yere gelememiş Türk ressamı Hakkı Anlı, yahut da gençlikleri bir kabahat, bir eksi klik gibi yüzlerine vurulan Savoy'1u Yves Mainor misali sanat çılar bu tehlikeye maruz kalıyorlar.
A nlı yaşamın ağdalı, kalın katranını sih irli bir ağaç teknede karıştırıp duruyor. Karanlık, ağır... ama önemi yok. Orada bir hareket var, uzaklardan gelen...
Tuvallerinde sanki semavi bir tören olgusu gerçekleş tiriyor.
Yakup ve Melek, Sabah Tuvaleti,v.b., patlama ya hazır bir gücü gerçekleştiriyorlar. Daha tok konum landınlm ış peyzajlar, Anadolu boğalan, Kapri'deki kaya... aynı enerji kıvılcım lannı depoluyorlar.
JEAN MARIE DUNOYER
“Le Monde”, 24 Ekim 1977
H akkı A n lı’nm çağdaş Türk resmindeki yerini düşündüğüm zaman, kendi bilgi ve deneyimlerine da yalı bir karşılık bulamıyordum. Son yıllarda İstanbul galerilerinde sergilenen resimlerinden de sanatçının 50’li yıllardan bu yana sürüp gelen Paris yaşantısını, bu kente sıkı sıkıya bağlı olan resim serüveninin tü münü yeterince kavramak mümkün değildi. Hakkı Anlı, Paris'te tö c to e a k ım m genel üslup eğilimlerine egemen olduğu bir dönem ruhuyla bütünleşmiş ve de vinim in erotik büyüsünü yansıtan birdinamizm le ışık karşısında çekingenliğe kapılmış bir inzivanın dramı na sürüklenmiş görünüyordu. Serbest soyutlamaya ya da figüratif ilişkilere bağlı leke formlarının günde lik ışık algılarına bu denli sadık kalışı, gelişme aşama larının akademik atölye deneyimlerine uzanan erken bir dönem anısından da izler taşımıyor değildi.
Hakkı A n lı’nın resmi, sergilendiği her aşama da oldukça geniş yankılar bulmuş, fakat bu Paris yan kılarının İstanbul’a ulaşma şansı pek fazla olmamış tır. Bazı yazılarda galerilerin bu büyük ustaya gerekli ilgiyi göstermemiş olduğundan yakınılıyor, bazı yazı larda da H akkı A nlı nın yoğun bir dram yükü taşıyan üslupçu kişiliğiyle Batı'daki düşünce ve duyuş coşku larının tüm verilerini bağdaştırmaya çalışan çabalara giriliyordu.
Bize kalırsa Hakkı A n lı’ya yönelik tüm yargı lar, bu ilginç usta kişiliğin resimse! duyarlık büyüsü nü yeterince açıklık ve aydınlığa kavuşturmaktan çok, anlamlı ve derin bir kaosun algılama ya da en azından ilgi hedeflerine açık bırakıldığı bir coşkunun vesilesi idiler. Bu yüzden Hakkı A nlı'n ın sanatına çok yalın bir değerlendirmeyle yaklaşmanın daha doğru olacağı da anlaşılıyordu. Nitekim gelişme aşamaları nın ne türden niteliksel petiyodlarda karar kılm ış ve çözülerek bir sonraki aşamaya nasıl ulaşmış olduğu hakkında yalın ipuçlan ortada idiler, bunlara yönel mek gerekiyordu.
Hakkı Anlı, müstakiller ve D grubu hareketleri nin gündemde bulunduğu 1930’lu yıllan n sonların da, desen çalışmalarının sürekli bir araştırma dinami ğini yansıtan sistemiyle ujnım sağlamış bulunuyor du. Paris ekolünün İkinci Dünya Savaşı ertesinde yep yeni bir çekicilik kazanması ve nonfigüratif soyutla manın
tachiste
ya datekstüre
!uzantılara erişmesin den önce, yaşanması gereken önemli bir deneyim da ha vardı. Ekseninde Picasso'nun bulunduğu kübizm hareketinin tüm uzantıları arasında çağdaş deformas- yonun, ilkel ya da Avrupa dışı tüm kültürlerle ilişki kurulan belirtileri, yüzyılın kaosunu duymak, bilmek ve çözmenin kesin bir zorunluluğu idi. H akkı A n lı de formasyonun tadına ve keyfine varılan bu aşamadan da geçti. Ancak A nlı'nın bu aşamada, kübizmin Türki - ye’de düştüğü akademikya da dekoratif açmazlardan sıyrılan bir çaba içine girmesi, giderek non figüratif soyutlamayla da rahat bir içerik bağlantısı kurarak uyum sağlamasına yarayabilirdi. Halen Paris'te bir hastanenin duvannı süsleyen büyük boyutlarda bir kübist kompozisyon, temasını çok yerel bir olaydan almış, bir delinin Eyüp semtinde kutsal sayılan bir to pal leyleğe cinsel yaklaşım ı önemli bir deformasyon ustalığıyla tuvale yansıtılmıştır. Bu noktada Hakkı A nlı'n ın mizahçı kişiliğinin gizlediği erotik sinizmin dramatik yönelişleriyle de bir ilinti kurmak mümkün görünüyordu.m
H akkı A n lı’da kübizm aşamasını, kompozis-
1
yonun konstrüktif bir sağlamlığa, adeta mimari bir kurguya rağbet edilerek oluştuğu bir soyutlama döne mi izledi. Paris'teki Türk sanatçılar arasında Selim Tu- ran'ın da izlediği bu türden bir kompozisyon anlayışı, bir bakıma kökeninde figüratif konstrüktivizmin bu lunduğu bir tereddüt olarak da görülebiliyor ve ser best soyutlama alanına radikal bir katılma olarak de ğerlendirilemiyor. Bu noktada şüphesiz geleneksel Türk soyutlama iradesini yansıtan verilerin herhangi bir tereddüde değil, fakat sistem bilincine ilişkin dü zen duyarlılığı anımsanabilir ve çağdaş non figüratif soyutlamaya girişte, bunun kompozisyona yansıdığı düşünülebilir.
Öte yandan Hakkı A nlı'nın non figüratif so yutlamaya karşı radikal olmayan simgesel tutumu,
tachiste
yöndeki çalışmalarına da yansımış, hatta le ke çalışmaları giderek koyu tonlar içinde figüratif iliş kilerin daha kolay belirmeye yüz tuttuğu bir yöntem niteliği kazanmıştır. Hakkı A nlı'n ın sensue/simgecili- ğini yansıtan erotik leke devingenliğini ağır ve yoğun bir dramatik ifade çabasının taşıyıcısı saymak da ye rinde bir yaklaşım olmayabilir.Hakkı A nlı'n ın büyük resim ustalarına yakışır bir gelişim serüveninin periyodlarına sahip oluşu, çağdaş sanatımıza yapılmış önemli kişisel katkılar arasında hak ettiği yeri almak zorundadır.
Hakkı A nlı'n ın Paris’teki atölyesini ziyaretten
sonra ilk izlenimlerim böylece belirlenmiş oluyor. Bu __________________ yaklaşım ı Hakkı A nlı'nın çağdaş sanatımız içindeki ■ p ş O T M P M F f l yerini daha iyi saptayan incelemelerle derinleştirmek
HAKKI ANLI
1906 yılında İstanbul'da doğdu. 1932'de Devlet Güzel Sanatlar Akadem isi’nde resim öğrenimini tamamladı. 1933’de Batı akımlarını ilkdefaTürkiye’yegetiren DGrubu kurucularına katıldı. 1947'de Paris’e gitti. Jean Metzinger yönetiminde çalıştı. Yavaş yavaş kişiliğini bularak soyut akım ına uydu. 1954’te kesin olarak bu sanat merkezine yerleşti. Zadkine Archipenko, Hartung, Poliakoff ile yakın ilişkilere girdi. Özellikle İsviçre'de eleştirmenlerin dikkatini çekti ve bu ülkede başarılar sağladı.
KATILDIĞI ENTER NASYO NAL SERGİLER
1946 Paris, Musée d'Art Modeme (de L'U.N.E.S.C.O) 1950 Torino, d'Art Clubs1954 Yeni Zelanda, d’Auckland 1954 İsviçre, à Lugano
1955 Paris, Salon des Réalités Nouvelles 1956 Paris, Salon Comparaison
1956 Paris, de l'Art Plastique Contemporain 1956 XXVII. Venedik Bienali
1958 Bordo Bienali
1961 Paris, Salon des Réalités Nouvelles 1964 İsviçre, Galeri Im Erker 1964 Atina, Galeri Mepain 1966 İsviçre, Galeri Raber
KİŞİSEL SERGİLERİ
1958 Paris, Galeri La M ain Gauche 1961 St. Gailen, Galeri Im Erker 1962 Münih, Galeri Im Studio 1964 Paris, Galeri Bonaparte 1977 Paris, Le Scriptorium 1978 İstanbul, Cumalı Sanat Galerisi 1981 Ankara. Vakko Sanat Galerisi1981 İstanbul, B. Rahmi Sanat Galerisi 1984 Paris, maison de l'Unesco
1985 İstanbul, Akbank Osmanbey Sanat Galerisi 1985 Izmir, Akbank Konak Sanat Galerisi 1986 Ankara, Siyah-Beyaz
1987 İstanbul, Tem Sanat Galerisi 1988 Ankara, Galeri Nev (Koleksiyondan) 1989 İstanbul, Tem Sanat Galerisi (Retrospektif)
ESERLERİNİN BU LU N D U Ğ U M Ü ZE VE
Ö ZEL KOLEKSİYONLAR
İstanbul Resim Heykel Müzesi Auckland Resim Müzesi (Yeni Zelanda) Tel A v iv Müzesi (İsrail)
Grenoble Müzesi (Fransa) G. Guggenheim (New York) A. Meriler (St. Gailen) R olf Habisreutinger (Zürih) Curt Bergauer (Zürih) Koch (Berlin) Larese (St. Gailen) Bühler (Zürih) F.W. Meyer (Bâl)
T
eni
S
a n a t
G
a l e r î s
İ
Kuvulubostan Sok., 44/2, Nimet Apt., Nişantaşı, İSTANBUL Tel: 147 08 99 - 147 97 56
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi