• Sonuç bulunamadı

Başlık: KREŞTE SOSYAL İLİŞKİLERİN UYANIŞIYazar(lar):LEZINE, İrene Cilt: 7 Sayı: 0 Sayfa: 305-318 DOI: 10.1501/Felsbol_0000000074 Yayın Tarihi: 1969 PDF

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Başlık: KREŞTE SOSYAL İLİŞKİLERİN UYANIŞIYazar(lar):LEZINE, İrene Cilt: 7 Sayı: 0 Sayfa: 305-318 DOI: 10.1501/Felsbol_0000000074 Yayın Tarihi: 1969 PDF"

Copied!
14
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1. KONFERANS

K R E Ş T E S O S Y A L İ L İ Ş K İ L E R İ N U Y A N I Ş I İrene LEZINE

GİRİŞ

Fransada, küçük çocuklarla ilgili araştırmalar nisbeten yeni bir devrede, 1948 de başlamıştır. Profesör Henri WALLON'un Psiko-biyoloji Laboratu-t u a r ı n d a , Rene ZAZZO ile birlikLaboratu-te ele aldığım ve bir ekip çalışması olarak başlayan bu araştırmaların ilk sonucu Odette BRUNET'nin işbirliğiyle "baby-t e s "baby-t " eşelinin e"baby-talonajı olmuş"baby-tur. Çocuk ve Anneyi Koruma Kurumu "baby-tara­ fından kontrol edilen çocuk topluluklarında, kreşlerde, bebek bakım evlerinde, özel olarak küçük çocukların gelişmesini izlemekle ödevli psikologları yetiştir­ mek yetkisine sahip olduğumuz için, Sağlık Bakanlığı'nın da göz önünde bu­ lundurduğu pratik önem açısından, daha sonra "küçük çocuk" ile ilgili pek çok araştırma geliştirdik.

Son yıllarda, Paris Ana ve Çocuğu K o r u m a K u r u m u ' n u n bir kreşinde, ilk çocukluk'a ait araştırma l a b o r a t u a r ı kurarak, araştırma ve pedagojik faaliyet alanımı çok genişletmiş bulunuyorum. Bu araştırma l a b o r a t u a r ı n ı n üç amaca cevap verdiğini söyleyebiliriz : İ l k çocuklukla ilgili araştırmaları geliştirmek, Ana ve Çocuğu Koruma Kurumu'nda istihdam edilen psikologları yetiştirmek, yeni pedagojik tekniklere bir uygulama alanı olarak kullanmak.

Kreşin tanımı:

Kreş, anneleri çalışan ve sağlıklı olan 2 aylık-2 yaş arası çocukların sadece gündüz kabul edildiği kurumdur. Bir kreş üç bölüme ayrılmış bulunmaktadır: 2 aylık- 6 aylık sütçocuklarının bulunduğu; 6 aylık- 13 aylık çocukların yer aldığı; ve bir de 13 aylık- 2 yaş çocuklarının kabul edildiği üçüncü bölüm. Çocuklar, kreşte tıbbî yönden muntazam bir şekilde izlenirler. 2 yaştan itibaren de çocuk, "garderie" adı verilen ve kreşe ek teşkil eden bir kuruma kabul edilir, daha sonra da ana okuluna gidecektir.

(2)

Yürütülmekte olan bir kaç araştırma hakkında:

L a b o r a t u a r ı m d a , çocuk gelişmesini ölçme eşellerinin etalonajına varan çeşitli araştırmalar izlemekteyiz. Örneğin, bir görme eşeli ve bir sansori-mot-ris zekâ eşelinin etalonajını yapmış bulunmaktayız. Öte yandan size, çocukların devimsel ve duygusal (affektif) ihtiyaçları hakkında kreş personelini aydınlat­ mak amacıyla hazırlanmış üç filim göstereceğiz. Bu filimler, deneyimsel durum­ larda ve spontane davranış gözlemi esnasında çocukların davranışını göstere­ cektir.

Size bugün göstereceğimiz film, çok küçük çocuklarda erken gelişmiş sos­ yal alışverişin affektif ihtiyaçları istikametinde çocuklarla uğraşanların dik­ katini çekmek ve bu sosyal ilişkilerin uyanışı halinde çocuğa faydalı olabilen durumların sağlanmasına yardım etmek amacını taşır.

KREŞTE SOSYAL İLİŞKİLERİN UYANIŞI:

Bu filmin amaçlarından biri, çok küçük çocuklarda, sosyal ilişkilerin çok erken gelişebilme imkânlarını göstermek ve "sosyabilite" adı verilen bu ihti­ yacın gelişme evrelerini anlatmaktır.

Yeni doğmuş bebek hernekadar açlık, soğuk, acı gibi uyaranların dışında­ kilere ve mekândaki uyarılmalara henüz çok az cevap verirse de, (Henri WALLON'un söylediği gibi, özellikle doyurulmuşluğu ve doyurulma eksikli­ ğini duyarak- "Les etapes de la sociabilite", Enfance, 1959) deri ile ilgili uya­ rılmalara ve ilişki kurmaya muhtaçtır. Fakat, dünyaya geldiğinin onuncu gü­ nünden itibaren, bazı stimülüsler, şartlanmamış refleksler vasıtasıyla bir kaç pekiştirmeden sonra, görme uyaranları istikametinde optik bir reaksiyon ortaya koymaya başlar. İnsan yüzünün görünmesine reaksiyon olarak algılanabilir bir bekleme ve araştırma reaksiyonunun erkenden geliştiği, sonra, "meleklere gülümseme" adı verilen iyice doyurulmuş olmanın verdiği haz gülücüklerinden farklı gülmelerin ortaya çıktığı söylenebilir. 1967 Çocuk Psikiyatrisi dergi­ sinde yayınlanmış bulunan J. de A J U R I A G U E R R A ve A. H A R R I S O N ile beraber yaptığımız heyecansal cevap verme hakkındaki araştırmada gösteril­ diği gibi, gülüş önce hafif gıdıklama gibi hoşa gidici cinsten ya da diğer, deriye dokunma ile ilgili uyarılmalar karşısında kendini gösteriyor. Eğer görme ile ilgili uyarmalara cevap teşkil edici bir gülüş söz konusu ise, çocuğun önce, haraketsiz değil, hareket halinde ve profilden değil, önden olmak üzere insan yüzüne reaksiyon gösterdiğini belirtmek gerekir (SPITZ). Gülüş, az sonra, ayı­ rıcı olduğu ölçüde de sosyal bir karakter taşımaya yönelecektir.

(3)

KREŞTE SOSYAL İLİŞKİLERİN UYANIŞI 307 İnsan yüzüne verilen özel anlam (önce annenin ya da çocuğu besleyen bü­ t ü n diğer insan yüzleri), çocuğa gösterilen ihtimamın, bakımın temin ettiği tat­ mine ve rahatlamaya bağlıdır. İnsana ait sesler, ve giderek çok büyük değer değer alan dokunma, görsel, işitsel, kokusal, tatsal uyarmaların t ü m ü bu imaja bağlanırlar. Gülüş, heyecansal bir tanımayı belirtir. Fakat yoğun bir ba­ kışın katıldığı yüzün, çocuğa yakın olması, ROBSON'un göz - göze ilişki diye adlandırdığı şekilde bir haberleşmenin kurulması gerekir. İnsan yüzü, böylece çocuk için, tercih edilen obje değerini kazanır ve onu gözünün önünden kay­ beden çocuk ağlamaya başlar.

Bir çok kimseler ya da tek bir kişi tarafından beslenen çocuklar üzerinde H A R R I E T T LANGE R H E I N G O L D ' u n yaptığı araştırmalar, bu iki grup arasında sosyaldavranış (gülüşler, ses çıkarmalar, sevinçli mimikler) bakı­ mından büyük bir fark bulunduğunu ortaya koymuştur (H. L. H E I N G O L D "The modification of the social responsiveness in institutional babies", Mon. Soc. Res. Child Devel, 1956, 21, N o : 63).

Bundan böyle klâsik pek çok araştırma çocuğun bu çok erken gelişmiş ilişki ihtiyacına bir çok uyaranlarla cevap vermenin ne kadar önemli olduğunu, uyarmanın yokluğu, eksikliği halinde de bu ilişki ihtiyacının nasıl kaybolup gittiğini doğrulayacak niteliktedir.

6 aylıktan itibaren: Küçük bebekler diğer çocuklarla bir ilişki kurmak isterler; Bir çocuk parkı içine yerleştirilmiş çocuklar önce, kendi vücutları ve diğerinin vücudu arasındaki farkı göz önüne almaksızın, aralarında, kendi vücudünü keşfetmenin ilksel biçimlerine bağlı bir davranışlar serisi içinde bir­ birlerine takılırlar.

9 aylıkta: Çocuk, vücudunu aktif olarak keşfeder, aynada kendi hayalinin iyi tanır, ona doğru ilerler, onu öper. Bu ilerleyişler, vücut şemasının (korporel şema) belli bir birleştirmeye doğru gittiğini göstermektedir. Ayni zamanda, diğerinin varlığının, kendinden ayrı bir obje olduğu bilincine sahip olur ve duruş ve yakalama-tutma'nın evrimiyle, daha maksatlı ilişkiler ve ilk taklit imkânları ortaya çıkar. Ayni zamanda, kendi kendisini tanımaya başlar, annesinin karşısında coşkun bir bağlılık, yabancılar karşısında da şaşkınlık, memnuniyetsizlik gösterir.

Marcelle KLING'in "Kreşte sosyal ilişkilerin uyanışı" (Enfance, 1950) konusunda yaptığı araştırmalar, kendini, toplu halde oyunlar veya sevgi ya da saldırganlık belirtileri ile ortaya koymak üzere, diğer çocuklara duyulan ilginin nasıl yoğunlaştığını göstermektedir. Çocuk, grupta seyirci rolünden,

(4)

başoyuncu (patagonist) rolüne geçmektedir. Kendini oyuna verir, küçük surat asışlar, yüz oyunları yapar (BUHLER).

Erginlerle ve diğer çocuklarla sosyal ilişkisi olmayan bu yaş çocuk­ ları, Ph. MALRIEU'nün gösterdiği gibi, objelerin keşfedilmesine karşı duyu­ lan bütün ilgiyi kaybederler; "Dans la construction de l'objet chez l'enfant", Journal de Psychologie, 1951. Sosyal uyarılmalardan yoksun çocuklar passif ve gevşektirler, objeleri kullanmasını bilmezler ve onları kullanmaksızın aç­ gözlülükle birbiri üzerine yığarlar. Aynı şekilde, Paulette CAHN, 1963, Psych-logie Française Dergisinde, çocukların baby-test'teki düzen bozukluklarının, ilk duygusal ilişkilerin düzensizliklerine bir işaret olarak görülebileceğini söy­ ler.

15 aylıktan itibaren çocuk, kendi kendisini, diğerinden çok iyi ayırdetmeye ve hatta, diğerinin , kendi durumundan farklı bir heyecansal durumda bulun­ duğunu göz önüne almaya başlar (Önceleri, çocuk, diğer bir çocuğun örneğin ağlamakta olan bir çocuğun üzüntüsünü içleştirmekteyidi, -sari gözyaşları-). Film sadece, ilk yaşın reaksiyonlarını ihtiva etmektedir. Çocuk hayatının topluluk içinde organizasyonu, eğitimcilere bir çok problemler getirecektir. Bunlardan en önemlisi, çocukların sosyalleşmelerini kolaylaştıracak şartların temin edilmesi sorunudur.

Problemi sadeleştirmek için, küçük çocuklar arasındaki ilişkilerin belli iki biçimde ele alınabileceğini söylemek gerekecektir:

1) Olumlu biçimler: Bunlar arasında, heyecansal olarak zenginleştirici, oyun ilişkileri ve böylece diğerini memnun etmek için söz konusu oyun faaliyetinde

yapıcı taklitler sayılabilir. Daha büyük çocuklarda, birlikte obje manipülas-yonları ve bir faaliyette iş birliği arama.

2) Olumsuz biçimler: Saldırıcı veya savunucu mahiyette (aktif ve passif sa­ vunma) ilişki biçimleri.

Çok küçük çocuklarda, bu ilişkiler daha önceden görülebilir. Nitekim fi-limdeki çocukların gözlenmesi, böyle bir beyanda bulunma imkânını verecek niteliktedir.

FİLMİN GÖSTERİLMESİ Filmden sonra:

Bu filmden bir çok şeyler öğrenmemiz mümkün:

1) Duruş gelişmesi ile sosyal gelişme arasındaki ilişkilere dair. Hipertonik (I) aktif, canlı, hareketli çocuklarla, hipotonik, daha gevşek, (I) Hipertoni

(5)

kav-KREŞTE SOSYAL İLİŞKİLERİN UYANIŞI 309 ramı , gerilme (extensibilite)'nin ölçülmesi ile açıklanacaktır (Stambak meto­ du). ve çoğunlukla daha passif, fakat çok gözlemci karakterdeki çocuklar arasındaki farklar.

2) Erken gelişmiş passiflik ve saldırganlık (agressivite) kavramlarına dair: her faaliyet biçimi çocuğa haz vermekte, buna mukabil, her passiflik biçimi de huzursuzluk ve h a t t a bazen anguas kaynağı olmaktadır. (Örneğin, küçük hücredeki iki çocuk sahnesi. İki çocuktan birisi, vücut yakınlığının belirli bir derecesine tahammülsüzlük gösteriyor. Çocuğun bu duruma tahammül edememesi olayı, bakış, mimik, jestlerle ilgili faaliyetteki değişmeyle ortaya konmuştur.

3) Çocuğun, huzursuzluğunu ya da memnuniyetini göstermek için baş vur­ duğu ifade biçimleri, onun şahsiyetinin gelişmesi derecesi yani, belli bir ope-rasyonel seviyeye ulaşma imkânını veren olgunlaşma evreleri üzerinde bizi aydınlatmaktadır.

4) Daha derinleştirilmiş ve karşılaştırmalı incelemeler, savunma reaksiyonları tevlit eden ve sonra da bu vasıta ile, çocuğun sosyal davranışını tolerans eşi­ ğini kuran uyaranların yoğunluk derecesini (vücut yakınlığının derecesi ve rahatsız eden uyaranın müddeti) ölçülebilecek niteliktedir.

5) Bebeğin passifliğinin diğer çocuk tarafından, nasıl cansıkıntılı bir passif­ lik ve daha önceki davranışına nazaran bir geriye dönüş (regression) olarak hissedildiği, psikanaliz açısından araştırılabilir. Filhakika, her şey, sanki bu sonuncusunun passifliği, diğeri için, bir küçük travma ve bir saldırganlık teş­ kil ediyor gibi cereyan etmektedir.

6) Bu ispat, bize her çocuğun, inisiyatif karşısında sırasıyla aktif ve passif davranışları ve gerginlik hallerini belirtmek üzere çeşitli ifade vasıtaları oldu­ ğunu öğretecektir (Boşalmaların rolü).

7) Filmin diğer bir yanı da, ağızın cinsellik önemini belirtmesidir. (Ağızın açıl­ ma ve kapanma fonksiyonunun yatırımı). Onu keşfetme zevki.

Tonik fonksiyonu hakkında not:

Henri WALLON, tonusun duygusallık ile ilgili münasebetlerdeki rolü üzerin­ de İsrar etmiştir. Tonik Fonksiyon, adaleyi belirli bir gerilimde t u t m a k ve gay­ reti muhafaza etmek amacını taşır.

Organların tonüsü bir çok metodlarla değerlendirilebilir: 1) Adalenin dayanıklılığını ölçen elle yoklama,

(6)

2) Uzama, gerilme derecesi yani, bağlantı noktasından maksimum derecede uzaklaştırmak üzere adaleye verilebilecek mekanik uzama derecesini ölçme. 3) Bu çekme ve uzatma faaliyetine mukavemet de incelenebilir.

Bu işlemler, aslında, bazı tipolojik veriler demek olan istatistiksel değer­ lendirmelere imkân verir. Böylece, Mira STAMBAK'ın çalışmalarından son­ radır ki hipertonik yahut az uzayan çocuklar (çabuk yürürler, hareketlidir­ ler) ile, hipotonik veya çok esnek (sakin, gözlemcidirler ve az hareket ederler) çocuklar arasında bir ayırım yapmak imkânı olmuştur.

(7)

2. KONFERANS

K Ü Ç Ü K Ç O C U K T A H A R E K E T İ N İ N C E L E N M E S İ v e

V Ü C U T B İ L İ N C İ N İ K A Z A N M A Irene LEZINE

Sütçocuğunun jimnastiğine dair göstereceğim film, yeni bir metod üzerine dayanmamaktadır. Zira, daha 1925 denberi, Almanyada Neumann N E U R O D , daha sonra Doris REICHMANN tarafından yeniden ele alınıp değiştirilen, sütçocuğuyla ilgili bir jimnastik geliştirmiş bulunuyordu. Fransa'­ da, sütçocuğunun jimnastiği üzerine bir film yapan Mme TRİBOULET-CHANSSEVANT'nın, keza kreşlere jimnastik prensiplerini koymayı deneyen Mme ZILLER'in çalışmalarını da zikretmek gerekir (topluluk içinde yetiş­ tirilen çocuklar için jimnastik pratiği bazı memleketlerde, örneğin Rusyada çok yaygındır). Halen, l a b o r a t u a r ı m d a , Mme H E R R E N (kineziterapöt), size takdim edeceğim metodu geliştirdi ve bu metod çok az bir zamandanberi, çocukbakıcılarına bellibaşlı el işlemlerini öğreten Dr. LEVY'nin kontrolü altında, kreşlerde çok yaygın bir hale gelmiş bulunmaktadır. Ben şahsen, bu kurumlarda yetiştirilen küçüklerin ortaya koyduğu özel problemler nedeniyle, kreşlerde sütçocuğunun jimnastiğine özel bir ilgi duymaktayım. Filhakika, psikologlar ekibimin kreşlerdeki çalışmalarına rağmen, 12 aylıktan daha kü­ çük çocukların devimsel uyarılmalardan çok yoksun bulunduğunu, buna mu­ kabil kreşlerde onlara empoze edilen bazı faaliyetlerin her zaman koruyucu (gereğe uygun) olmadığını ifade etmeye yöneldik: Meselâ, çocuğun kendi-kendine sallandığı ve uzun süre sıçradığı salıncakla, basküllü koltuklar v. s. gibi araçlar hiç te tavsiyeye uygun değildir. Çünkü, biliyoruz ki, tekrarlanan bir faaliyet hele çocuğu, diğeri ile haberleşme imkânı olmaksızın, bir hazzın içine kapatmış olursa zararlı olabilir (kendi üzerine kıvrılmış çocukların yeknesak vücut ritmleri gösterdiğini unutmamak lâzımdır). H a t t a , çocuğu bütün gün yatakta bırakmak veya onu yatağına bağlamak doğru bir şey değildir. Zira bunlar, çocuğun tabiî hareket ihtiyacına cevap verecek nitelikte değildir.

(8)

Kreşteki çocuk, çoğunlukla hipotoniktir yani kol ve bacakları gevşektir ve çok az adali mukavemet gösterirler. Prof. de A J U R İ A G U E R R A bu tonüs zayıflığını, affektif uyarılmaların ve diğer ilişkilerin eksikliğine ve çocukla ergin arasındaki alışverişin de çok nadir ve çok zayıf oluşuna atfediyor. Fil­ hakika, çocuğa, topluluk halinde temin edilen bakımın niteliği ne olursa olsun, çocuğa yabancı olan bir kimsenin, çocuğun, banyo, tuvalet, yemek, oyun ve diğer alışveriş ve karşılıklı haz alma durumları esnasında alışmış olduğu ilişki stilinin yerini alabilmesi çok nadirdir. Bebeğin adali ve affektif gelişmesi için, ilk ilişkilerin ne kadar önemli olduğunu bilirsiniz. DAKAR'daki (Sena-gal) görevim esnasında, çeşitli Senegal çevrelerinde yetiştirilmiş bebekleri göz­ lemek fırsatını buldum ve bu çocukların, bizim uygarlığımız çocuklarından da­ ha sür'atle gelişmiş oldukları dikkatimi çekti: dizleri üstüne oturuyorlar, emekliyorlar ve h a t t a ortalama 8-9 aylık arasında yürüyorlardı. Bu, muhakkak ki, kalıtımsal vergilere atfedilebilir. Fakat, şüphesiz , çocuğa verilen stümülüs-ler gibi çevre faktörstümülüs-lerini ve çocuklarını sırtında taşıyan aile kadınlarıyla ço­ cuk arasındaki en büyük ilişki özgürlüğüne de (deri deriye ilişki) bağlanabilir. Afrikalı çocuk, deri ile ilgili ilişkilerden çok daha fazla yararlanır. Onun derisi, annesinin okşamalarıyla temin edilen vücut üzerindeki hassas noktalar ve ince, küçük jestler bütünüyle, âdeta uyarlılık kazanmıştır. Dahası da, bütün ço­ cuklar doğuşlarından sonra ayinsel masajlara tabî tutulurlar. Konuşma ala­ nında, bizim bebeklerimize nazaran çok büyük bir gecikme içinde oldukları söylenebilirse de, Afrikalı çocuklar, bu uyarılmalar nedeniyle, duruş hususun-sunda çok büyük bir ilerleme gösterirler (ona büyüsel bir biçimde adını söy­ lemek hariç, Afrikalı anneler çok az konuştukları için).

Bu karşılaştırmalı araştırmalar halen Dakar Üniversitesinde, özellikle Dakar bölgesindeki bazı boylardaki el işlemlerinin gelişmesini inceleyen ve bu araştırmalarla Marcelle GEBER'in çok eski anketlerin açık-seçiklik sağ layan öğrencim Simone VALANTIN tarafından izlenmektedir.

Çok farklı çevrelerde yetiştirilen çocukların gelişmeleri arasındaki kar­ şılaştırma problemini inceleyerektir ki, sütçocuğunun jimnastiği konusu ile ilgilendim. Teklif ettiğimiz metod, ana-babaların veya hemşirelerin, eğitici­ lerin duruş gelişmesinin evrimi hususuna dikkatlerini çekmek ve keza çocuğa, vücudunun farklı kısımlarının bilincine sahip olmasına yardım edecek olan ilişkileri kolaylaştırmak gibi hususları ihtiva etmektedir. Nitekim çocuk, oyun ilişkilerinde ve diğeri olan alışverişindedir ki kendi vücudüne ait imajı veya vücut şeması denmesi uygun bulunmuş olan şeyi kuracak ve vücudüne ait kısımların hareketle faaliyet haline konması durumu, bunun bilincine sahip olmayı büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.

(9)

KÜÇÜK ÇOCUKTA HAREKETİN İNCELENMESİ 313 Vücudun bilincine sahip olma hususunda çocuk, psikomotör g e l i ş m e -sinden yararlanır ve böylece yavaş yavaş vücudunu keşfeder. Prof. LHER-MITTE, bunu daha açık-seçik olarak şöyle ifade ediyor: "Kendi vücudümüzden elde ettiğimiz imaj, hepimizin doğuştan itibaren t a m ve karşılıksız bedava aldığımız bir veri olarak düşünülmez. Süjenin, bu imajı, günlük hayatın ona serimlediği dinamik denge bozukluklarına mukavemet sağlamak üzere, parça be parça bina etmesi, oldukça sağlam bir temel vermesi gerekir."

Vücudun tanınması, deney ve eylemi içerir. Çocuk, vücudunun bilincine bu hareketle ulaşır. Jest, sözden önce bir dil olduğundan, bu bilginin ötesin­ de bir aksiyon ve dış dünya ile kendi vasıtasiyle bir ilişki kurma aracı olacak­ tır. Vücut "yaşanmış bir v ü c u t " tur. Organik yanı sebebiyle (biyolojik olgun­ luğa bağımlı olan devimsel ve tonik donatım, kalıtımsal faktörler), keza yaşan­ mış (yaşadığını hissetmesi yüzünden), zihinsel dinamizmi sebebiyle (aksiyonun tanımladığı bir amaca yönelen praksilerin teşkili) bu böyledir. Vücut, daha de­ rin bir şekilde alt bilince dalarak affektif ve heyecansal açıdan yaşanmıştır. çocuk tarafından yaşanmış ard arda gelen affektif yatırımların bir sonucu­ dur. Vücudun bilinmesinde algısal (görmeye ait), afferansiyel (adali, deriye ait ve labirentik), praksik faktörler (bir amaca yönelmiş hareketler) rol oynar.

MERLEAU-PONTY'nin dediği gibi vücut, ancak yaptığı işler karşısında mevcuttur: "Vücudun mekanlılığı, bir durum mekanlılığıdır. Vücudumuz mekânda yer alır, entansiyonalitesi içinde oraya angaje olur. Aynî şekilde, vücudum zamanda angajedir. Şimdiki zaman, her lâhza geçmiş ve geleceği kucaklar, kapsar, Ergin yaşta, bizim çocukluk vücudumuzun anısın saklıya-m a saklıya-m a saklıya-m ı z , vücudusaklıya-muzun bu, zasaklıya-mana ait yapısı dolayısıyladır."

O halde çocuğun, vücudunu nasıl tanıdığını bilmek söz konusu oluyor. Çocuğun psiko-motör gelişmesi hakkındaki çalışmalarım çeşitli kaynaklardan esinlenmiştir. GESELL, WALLON, Fransız ekolü nörologlarının da payını ihmal etmemek gerekir: A N D R E THOMAS, J. D E . AJURIAGUERRA, Dr, SAINT ANNE DARGASSIES.

Odette B R U N E T ile birlikte "Baby-tests" eşelini hazırladığım ve büyü­ menin temelleri ya da gelişme basamaklarının betimlemelerini yapmak zo­ runda olduğum zaman, Gesell ve talebelerinin betimlediği duruş gelişmesi evrelerinin bize yol göstermiş olduğunu söylemeliyiz.

Psiko-motör gelişme eşelimizin itemlerinden bir kaçı çocuğun kendi vü­ cudünü tanıma konusundaki gelişmeyi göz önüne alır: örneğin 3 aylık çocuk, gözlerinin önünden gelip geçen eliyle oynar; 5 aylıkken butunu, 7 aylıkta dizini

(10)

keşfeder, ayaklarıyla oynar, onları ağzına götürür. H a t t a çocuğun, aynadaki kendi hayali karşısında gösterdiği reaksiyonlar, mekânda kendi vücudundan elde ettiği tasarımın örgütlenmesini etkiler. 5-6 aylık arası, çocuk aynada kendi kendisine gülümser, 7 aylıkta aynadaki hayalini elle yoklamaya çakşır, daha sonra aynada vücudunu incelemeden geçirir v. s.

Boulanger-Balleyguier (Wallon Ekolü) tarafından 1964'de yeniden ele alınan deneyler.

Diğer gözlemler de, çocuğun gelişme seviyesinin, kendi vücudunu tanıma­ ya nispetle ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Kaçınma reaksiyon­ ları veya engellere reaksiyonlar sözkonusudur.

Bu kaçınma reaksiyonları, hayatın ilk haftalarından itibaren var oldukları için precos'turlar. (Çocuk rahatsız edici stimülüslerden kaçınır) Bununla bera­ ber, ağız ve yüz seviyesinde çok erkenden görünen bu reaksiyon, vücudun diğer kısımları için hiç söz konusu değildir. Çünkü çocuk onları farkedecek, ayırde-decek halde değildir. Charlotte B U H L E R , dört aylık çocuğun başına bir örtü konduğunda, onun bu örtüden kaçırma reaksiyonları gösterdiğini incelemiş­ tir, çocuk müphem bir rahatsızlık hisseder, ağlar fakat birkaç baş hareketinin dışında bu rahatsız edici uyarandan kurutulamaz. Eğer çocuk sırtüstü yatmış ise altı aylıkta elin örtüye doğru yöneldiği hareketler gözlenmektedir. Ancak dokuz aylıktan itibaren çocuk, dayanaksız oturmuşsa başındaki örtüyü kal­ dırabilir. Vücudun tanınması, onu yerelleştirme imkanı, duruş gelişmesi ile beraber gider. Ananiev (Rus) çocuğun elbiseleri altına küçük bir obje saklıyor ve onun, elleri ayaklan üzerine konan yabancı bir cisme, vücut eksenine değ­ gin kısmına konan yabancı bir cisimden daha çok duyarlı olduğunu iddia edi­ yor. Yazar bu araştırmadan, çocuğun kendi vücudunu, ancak onu kullanma değişiklikleri aracı ile tanıdığı sonucunu çıkarıyor. Çocuk çoğunlukla tekrar­ lanan ve görerek kontrol edebildiği aksiyonları sebebiyle ellerini ve ayaklarını daha iyi tanıyor.

Vücudun bilincine varma kavramına katkıda bulunan yazarlar arasında "çocukta karakterin kaynakları" adlı gelişmenin nörolojik ve devrimsel şart­ larına büyük bir önem veren Wallon'a geniş bir yer ayırmak gerekir. Wallon, çocuğun entroseptif evrede nasıl olduğunu gösteriyor: çocuğun evren ile diya­ loğu , sindirimsel ve solunumsal faaliyet ile birlikte toniko-emosyonel ilişkiler vasıtası ile gerçekleşir. İlk aylarda, çocuk gerginlik ve hipertoni halinde bulu­ nur, devimsel reaksiyonları ilksel ve yaygındır, çocuk bir nevi kendi kendisi üzerine kıvrılmış olarak yaşar ve bu durumdan ancak reaksiyonel tonik

(11)

boşal-KÜÇÜK ÇOCUKTA HAREKETİN İNCELENMESİ 315 malarla çıkar. Örneğin çığlık atma yahut göreli gevşeme ya da rahatlama ev­ releri. Bu bir nev'i aktif oluş ile pasif oluşun belli başlı almaşıklığının, daha ilk zamanlardan itibaren ortaya çıktığını ifade eder.

Çocuk, çevre ile, uyaranlara cevap mahiyetinde boşalmalar aracılığı ile haberleşmeye başladıktan sonradır ki içtepisel (impulsif) evreye girer. Çocu­ ğun vücudu önce, ağıza değgin mekanda hareket eder gibi duyulur. Ağız ile keşfedilen şey, çocuk için vücudunun sınırını belirleyici telâkki edilir. Ağıza bağlı bir vücut imajından söz edilebileceği gibi solunumsal bir vücuttan da söz edilebilir. Zira solunum cihazı, mekânın belirli bir bilgisini verir, sonra algı daha incelik kazandığı ölçüde (çocuğun eline veya ayağına dikkat etmeye baş­ laması ile), vücudun diğer kısımları göze çarpacak hale gelecektir. F a k a t vücut bilinci henüz hâlâ yok, veya kısmî olarak mevcuttur. Nihayet çocuk Wallon'-un emotif adını verdiği evreye ulaşır. Heyecanlar adali tonüsün harcı ve daya­ nağı olduğundan, çocuğun çevresi ile olan b ü t ü n ilişkilerini geliştirecektir. Gülüşe gülüş ile cevap vermenin ortaya çıkması, bu tonik ilişkileri süratle insancıllaştıracak ve onları özellikle anlatımlı bazı adali guruplarda özelleş­ tirecektir. (Örneğin yüzde mimiklerle) Fakat bu ilişkiler de hâlâ global refleks reaksiyonları içinde boğulmuşlardır. Bununla beraber çocuk, kımıldandığı, hareket ettiği zamanki gerginlik, keza dinlendiği zamanki gevşeme, çevresi için açıkça sembolik bir ifade ve anlam kazanır. Çocuğun kendi vücudunda meydana getirdiği faaliyet, içe ait subjektif duyarlılıktan algısal duyarlılığa geçme imkânını verir. Tonik değişirliklerin giderek daha ince daha duygun bir algı haline gelmesiyledir ki çocuk, çevresindeki mekânın bilgisini kazanacaktır. Wallon için vücut bilinci (kendine özgü vücut kavramı), böylece birtakım evreler sonucu meydana gelir. Doğumundan itibaren kendisi içi ancak, fark-lılaşmamaş iç ve dış uyarmaların sonucu olarak ayrışmamış, global intiba­ lar yığınından ibaret bir çevrede bulunan çocuk, vücudunun bazı parçalarını, onları mekânda yerleştirmek ve kendi kişilik birliğinde bütünleme işini bitirmek üzere, adım adım özdeşleştirmeye ulaşır. Bu işlemlerin hazırlanması için şu çift şart serisi zorunludur: psiko-biyolojik ve sosyal. Üç aylıktan altı aylığa kadar çocuk, vücuduna ait bazı parçalara ait hareketlerin tesadüfen görme alanına-girmesinden hayrete düşmüş gibidir, onları tekrar tanıyamaz, ayıramaz bir­ birinden. Duyumlar arası ilişkiler (intersensoriel), sinir sisteminin miyelinleş-mesi mümkün oldukça meydana gelirler. Sirküler faaliyetler, vücudun çeşitli parçalarını deneyimlemek için ortaya çıkarlar ve keşif faktörleri aynı zamanda da haz faktörleridirler. Çocuk böylece keşif, araştırma yapmak hususunda gi­ derek daha duygun hale gelir. Vücudun bazı kısımlarının işlemleri ile artık

(12)

eylem haline geçmek sözkonusudur. Ve çocuk böylece kendi kendisi ile ilişki kurar, jestlerini organize eder, istenilen sonucu elde edinceye kadar onları tek­ rarlar. Bununla beraber iki yaşa kadar bu şekilde bireyselleşmiş olan vücut parçaları hâlâ bedensel birlikleri içinde algılanmış değillerdir. Çocuk, vücu­ dunun parçalarını iyi tanır fakat bu bilgi henüz birleştirilmiş bir bilgi değildir. Çocuk, bu bedensel birliği oyunla ve özellikle anne yüzü ile ilgili oyunlar aracı ile doğrulamak ihtiyacındadır. Çocuğun vücuduna a i t , bir bütün olarak açık seçik bir kavrama, sahip olabilmesi için, onu dış dünyadan iyice ayırması gere­ kir. Bu sınır, uzun süre belirsizdir. Wallon çocukla dış dünya arasında mevcut bu ara mekânı hayran olunacak bir biçimde betimliyor: bu iki arada, çocuğun kuvvetle reaksiyon gösterdiği ve bazan geri çekilme veya anguasla cevapla­ dığı belirsiz bir alan var gibidir. H a t t a denebilir ki, onun etrafındaki bu belirsiz mekâna birdenbire temas edilecek olursa çocuk bundan dolayı büyük bir üzün­ tüye kapılır. Wallon bunu, "çocuk, ülkesine ait suların yani güvenlik aralığı­ nın aşılmasını istemez" demek suretiyle gayet iyi açıklamış oluyor. Çocuğun, çevresindeki duruş planında ve mekân organizasyonunda kendi kendisi iyice yerleştirmedikçe aşılamaz, dokunulamaz nitelikteki bu ilk mekâna yazar "affektif mekân" adını veriyor. Hayatın başlangıcında bu mekân belirsiz bir-şeydir. (Dokunma fobileri kuşkusuz, bu duyarlılıktan hareket etmek suretiyle açıklanabilir) Çocuğun tanıdığı objeleri içine yerleştireceği objektif mekana nispetle bu mekân önce subjektif ve duruşla ilgili (posturale) mekândır. Çocuk bu iki mekân arasındaki ilişkiyi çok yavaş bir gelişimle kurar ve bunu kazanma pek çok sayıda duruşla ilgili ilerlemeyi zorunlu kılar. Her posturale değişmede mekân çocuk için tamamen değişir. Ayakta durabilme dengesini kazanmış ve yürümeye başlamış olan çocuklar, çok geçmeden, her türlü durumu deneyim-leyerek bu yeni mekânı keşfetmeye çalışırlar. (Örneğin, eğilerek dünyayı ter­ sine görmeye çalışarak, keza bacaklarının arasından görmek üzere başını iki bacağının arasına sokarak) Böylece pespektif değişmeleri denerler. "Vücut" kavramı, daha sonra unutulan pek çok çatışmalar aracılığı ile de işlenir. Ço­ ğunlukla çocuğun vücut bilincine varma seviyesinde, düzen bozukluklarına düştüğü söylenirse de böyle bir bozukluğa kaynak teşkil edebilecek nedenlerin pek çok oluşu karşısında bu iddiayı araştırmak güçtür. Wallon'a göre çatış­ malar, "aidiyet" (appartenence) olaylarından sonra patlak verir. Çocuk obje­ lere az veya çok aidiyet nitelikleri veririr. Bu animist bir anlayıştır. Çocuk sanır ki, kendi yanında olan her şey aynen kendi gibi yaşamaktadır. Çocuğun, me­ kânı tamamen bütünlemesinden sonra vücudunu, kendisini kuşatan objeler­ den iyice ayırması gerekir. (Bu aidiyet duygusu, çocuğun ayakyoluna taşın­ ma ilgisini ve dışarı çıkma esnasında duyduğu anguas duygusunu açıklar).

(13)

KÜÇÜK ÇOCUKTA HAREKETİN İNCELENMESİ 317 Dış mekân ve yaşanmış iç mekân bütünlenmiş olmadıkça, çocuk, organlarının kendinden ayrı bir hayat yaşadıkları düşüncesine kapılır. Örneğin ayağına veya eline yiyecek veren çocuklar gördüm ve Wallon' da ayağına yemesi için bisküi vermek isteyen bir çocuk vak'asından söz etmektedir.

Çocuğun, vücuduna ait filan ya da falan kısmı için yaptığı affektif yatı­ rımlar ve değerlendirmeler üzerine dikkati çeken Freud ekolüne de müracaat edilmelidir bu konuda. Andre THOMAS ve J. de AJURAGUERRA'nın ça­ lışmalarından söz etmesem bu konferans çok eksik olurdu. Bu iki yazar, dina­ mik vücut ve statik vücut olduğuna göre, gnozik (gnosique), devimsel ve ki-kinestezik planda vücut bilgisini, vücuduna ait iyi halde veya kötü halde olduğu intibaı üzerine dayanan duygudan ayırmak suretiyle, vücudun bilin­ cine sahip olma alanında pek çok gözlemlerde bulunmuşlardır.

O halde, çocukta vücut bilincine sahip olma meselesini incelemek için: 1) Postüral gelişmenin ve temel donatımın (çocuğun tonisitesi) verilerinin bul­ mak, çocuk gelişmesinin devrimsel yanlarını içine alan veriler arasında, geri-limsel halin savılması veya deşarjı adı verilen bazı reaksiyonlara çok büyük dikkat göstermek gerektir. (Ağızla ilgili deşarjlar: boş yere emme; keşif deşarj­ ları: başın veya karının elle sürtüştürülmesi; kendi kendine saldırıcı "auto-offensive" deşarjlar: çocuğun kendi başını vurması, elini ısırması gibi; ritmik deşarjlar: örneğin sallanmalar, bunlar patolojik değildir. B ü t ü n çocuklarda ritmik sallamalara rastlanır. ve evrimsel bir nitelik taşır.) Ajuriaguerra, endi­ şeli veya sıkıntılı çocukların vücutlarıyla sık bir ilgi kurmak suretiyle güvene kavuştukları ölçüde bazı deşarjların onlar için nasıl bir haz arama biçimi ol­ duğunu göstermiştir.

2) Toniko-motör donatımın ve postüral evrimin bilinmesi, sosyal baskı vası­ tasıyla getirilmiş bir diğer öğe ile belirlenmelidir. Zira bir birlik olarak duyulmuş, kendine özgü bir vücut olduğu gibi, diğerleri tarafından gö­ rülmüş bir vücut ta vardır. Kendi vücudundan elde edilen tasarım, çok sosyal-leşmiş bir fenomendir. Hayvan dünyasında, çoğu zaman hayvanın kendi ben­ zeri tarafından görülmüş olma hadisesiyle meydana gelmiş biyolojik değişik­ likler veya olgunlaşma olayları gözlenmiştir. Bu araştırmalar hernekadar, insan davranışında incelenebilenlerden çok uzaksa da, muhakkak ki insana ait eşelde, uygarlığın vardığı bir vücut değerlendirmesi vardır. Dış dünya ile de­ vamlı tonik bir diyalog olarak reaksiyon gösteren vücut kavramı, bu açıdan gözönüne alınmalıdır.

Küçük çocuklarla ilgili incelememizde, temel donatım ve gelişme verile­ rinden, ve aynı zamanda da, çocuğun içine alındığı ilişkilerden itibaren vücut

(14)

imajının şekillenmesi gözönünde tutularak, çocuğun diğer çocuklarla ve ergin­ lerle ilişkilerinin stili ve frekansı araştırılacaktır. Bu konuda ana-baba ile iliş­ kiler büyük bir önem taşır ve onlara, bebekleriyle bedensel ilişkileri ve oyun­ ları hakkında soru yöneltmek gerekir. Keza ana-babanın, bebeği ellerine aldık­ ları zaman yaptıkları jestleri de gözlemeleri gereklidir: (Örneğin, şiddetli bir anne hareketsiz veya gevşek bir çocuğu sarsarsa veya son derece yavaş, ağır bir annenin canlı, hareketli bir bebeği eline alma fiili gibi-Çatışma sebepleri-). Süt çocuğunun jimnastiği, hareki gelişme ve deriyle ilgili ilişkiler plânın­ da bir rol oynar. Aynı zamanda erginlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki sti­ lini inceleme imkânını sağlar ve jimnastik tekniklerinin, bebeklerin affektif ihtiyaçlarına ve devimsel stillerine çok uygun olması gerektiğini gösterir.

FİLMİN GÖSTERİLMESİ Açıklama:

Adali önem: Adalelerini çok iyi kullanmaya alışan çocuklar daha sonra, yor­ gunluklardan ve fena oturma alışkanlıklarından uzak olurlar: (Arka kambur­ luğu, düz tabanlık, skolyoz).

Jimnastiğin bireyselleştirilmesinin önemi.

Affektif açıdan önem: Vücudun tanınması ve neş'eli ilişki

Referanslar

Benzer Belgeler

The systematic uncertainty from the efficiency (shown in the “Efficiency” column) in- cludes two terms: the efficiency parameterization and the difference between data and MC.

In particular, using the form factors entering the low energy matrix elements both from full QCD as well as HQET, we have investigated the branching ratio, forward-backward

alıcı hastaları tespit ederek hastaların bulunduğu merkezlere (Ek 4-C)'de düzenlenen Ulusal Sistemden Organ ve Doku Alım Sırası Formundaki sıra ile böbrek

On the other hand, the error performance of the stochastic models for the USD-TL exchange rates are more accurate compared to time series models and forward exchange

Comparing Gombrowicz’s Ferydurke with Goethe’s Wilhelm Meister’s Apprenticeship, the article contends that Ferdydurke displaces Bildungroman’s notion of “beautiful totality” by

Mustafa, kendisini kaybettiğimiz elim kazanın olmasından önce, yüksek lisans programını bitirdiği Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Elektronik Mühendisliği

ATMA places the component groups starting from group 1 to group 4 (i.e. heaviest to lightest), but iATMA inverses this process such that it starts mounting the components from

To create an administrative body that offers services to meet the general, daily needs of practicing Islam may be justifiable as ‘public service’ where a majori- ty of the