• Sonuç bulunamadı

Bayar'ın vasiyeti:Bayar'ın Evren'e yazdığı mektup

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Bayar'ın vasiyeti:Bayar'ın Evren'e yazdığı mektup"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

GÜNEŞ SAYFA 9

Dünden • Buaünden

19 MAYIS 1987 SALI

6

çüncü Cumhurbaşkanı,

12 Eylül Harekâtı'nda, doğduğu yer olan, şimdi de sonsuzluk uykusunu uyuduğu Umurbey'deydi. Damadı Ahmet Gürsoy, olayı haber vermek için odasına girdiğinde uyuyor­ du. Öğrenince kuşkulandı ve bir an dü­ şündü. "Acaba komünistler m i’ ’ydi? Hayır, Türk Silahlı Kuvvetleri yapmıştı!

"Endişe duymuyorum" dedi.

Yatağından kalktı, giyindi, radyonun başına oturdu. Yayının her saniyesini büyük bir dikkatle dinliyordu. Radyo anons veresi: Devlet, Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgene­ ral Kenan Evren, biraz sonra TV’de ya­ pacağı konuşmada, “ Türk Silahlı Kuv­

vetleri ’nin tüm ülkede yönetime ne­ den el koyduğunu” anlatacaktı. TV iz­

lemek için gittiği muhtarın evinde, o ko­ nuşmayı da büyük bir dikkatle dinledi. Yedinci Cumhurbaşkanının sözleri bit­ ti, üçüncüsünün ki duyuldu: "Şimdi en­

dişe duymuyorum sözünü daha rahat söylüyorum. İşin hedefi malum, şim­

di daha rahatım .”

Gazetecinin kaleme aldığı bu haber, 15 Eylül 1980 Pazartesi günü tüm ba­ şında yayınlanacak ve Üçüncü Cumhur­ başkanı Celal Bayar'a yirmi bir yıl son­ ra TBMM ve Çankaya Köşkü’nün kapı­ larını yeniden açacaktı. Atatürk’ün do­ ğumunun 100. yıldönümüyle, TBMM’nin kuruluşunun 61 ve 65. yıldönümlerine Üçüncü Cumhurbaşkanı sıfatıyla çağrı­ lışını, gazeteciye, damadı kanalıyla yap­ tığı bu açıklamaya bağlayacaktı.

Oysa onbeş yıl önce, 26 Ağustos 1969'da, Umurbey’de adını taşıyan vak­ fın açılışı sırasında TBMM'nin 50. yıldö­ nümü kutlamalarına çağırılıp çağrılma- yacağı konusunda nasıl da tartışmıştı ay­ nı kişiyle. “ 50. yit kutlamalarına katı­

lacak mısınız efendim?” diye sorduğu­

na soracağına bin pişman etmişti. Ga­ zetecinin saptamasına göre, 50. yılda ilk meclisin 14 üyesi yaşıyordu. Kendisi de bunlardan biriydi. Kutlamalara gelecek miydi, gelmeyecek miydi? Henüz bir çağrı almamıştı ama davet edilirse de konumununun ne olduğunu bilmek is­ terdi. O Meclis, Atatürk'le birlikte ken­ disinin de eseriydi, kuruluşunda onun da payı vardı. O günün anılarıyla bugünkü­ leri birleştirerek ondan onur ve zevk duy­ mayı isterdi. Fakat oraya bugünkü du­ rumda giderse, nasıl bir davranışla kar­ şılaşacaktı? Her halde oraya gidildiğin­ de, bir şekilde gidilecekti. O şeklin ne olduğunu bilmek istiyordu. TBMM gibi bir kuruluşun 50 yıldönümüne Allah'a şükür yetişmişti ve Tanrı'ya şükür ki. - kendisine göre henüz gençlik yaşı olan 50. yılı kutlanıyordu. Ona gitmem diye­ mezdi, fakat iktidardakilerle karşı karşı­ ya gelecek miydi, gelmeyecek miydi? Bunu bilmek de en doğal hakkıydı? O cumhurbaşkanıydı! Gittiği zaman yeri ne olacaktı? Herşeyden önce onu bilmek is­ terdi.. Çünkü iktidardakilerden sürekli

hakaret görmüştü. (Sesi çok sertleşmiş­ ti, titriyordu.)

Gazeteci, bu soruların yanıtlarının ne olacağını bilmiyorduysa soruya soruyla da karşılık alabileceğini hesaplamadan, bilmediği şeyi neden soruyordu? (Tanı­ şalı bir yıl dolmamıştı, hakkındaki "H a ­ fiye "lik düşüncesi sürüyor olmalıydı!) Bunları gülerek söylüyor, ardından, "Y o ksa sizi görevle mİ gönderdiler?” diye soruyor ve kahkaha atiyor, muha­ tabı da bu sözleri espri olarak değerlen­ dirmeye çaba harcayarak gülmeye ça­ lışıyordu. Ne de olsa karşısındaki bir Cumhurbaşkanı’ydı!

★ ★ ★

27 Mayıs Devrimi’nden sonra kaybet­ tiği siyasal hakkını geri almasına yakla­ şık beşbuçuk yıl vardı. Uçan kuşun ka­ nat sesinden anlam çıkardığı bir dönem­ di ve katılığı, onu alıncaya değin aynen sürecekti

Bu konuşmanın yapılışından iki ay ön­ ce İstanbul'da gazetecilerin konuya iliş­ kin sorularını yanıtlayan dönemin baş­

bakanı da şöyle diyordu:

‘Bir süredir, siyasi hakların geri ve­ rilmesi konusu Türk kamuoyunu meş­ gul ediyor. Bu konuda çeşitli şeyler söylendi, yazıldı. Mayıs ayının büyük bir kısmını, Haziran ayının bir kısmı­ nı da bu tartışmalar işgal etti.

Siyasi haklar konusu, bugünün ko­ nusu değildir. Ve bizim iktidarımızın bu konunun meydana gelişinde, da­ ha doğrusu bir konu olarak meydana çıkmasında herhangi bir dahil yoktur. Konunun yakın maziye dayanan bir kökü var. Bunu Türk kamuoyu gayet iyi biliyor. Dolayısıyla sorunları tartı­ şırken, mütalaa ederken, sadece bir

önüyle değil, bütün yönleriyle de- erlendirmek zarureti vardır. Olaya böyle baktığınız takdirde, değişik açı­ dan değişik görüşler yerine, tüm bir görünüş getirmek imkanı vardır. (A.A. İstanbul bülteni /1 6 Haziran 1969)"

Dönemin iktidarının başına kızışının kökeninde bu açıklama yatıyor olmalıy­ dı.

★ ★ ★

Ankara'ya gittiğinde Bayar’ın düşün­ düklerini Meclis Başkanı’na bir bir an­ latmalıydı. Ötekine değil, Meclis Başka- nı’na. Senato Başkanı Anayasa’yı ayak­ lar altına alıp görevini yapmamış, ken­ disini "Tabii Senatör” sıfatıyla Cumhu­ riyet Senatosu’na çağırmamıştı!

Ö da TBMM’nin 50. Yıl törenlerine çağrılı olduğu halde gitmedi. Tolstoy gi­ bi düşündüğü için olsa gerek, “ Yaşa­

maktan uzaklaşisa bile, gene de hayat­ tan bekledikleri var” dı. Bu nedenle 12

Eylül’ü izleyen günlerdeki her olayı titiz­ likle irdeleyerek ayrıntılarıyla gözden ge­ çiriyor, her gün düzenli gazete okuyup radyo dinliyor, TV izliyordu. Siyasi söy­ leşilerini ise evine gelen dost ve ziyaret­

çileriyle sürdürüyordu.

1982 Anayasa Tasarısı, Danışma Meclisi’ne sunulduğunda, olaylarla da­ ha bir yakından ilgilenmeye başladı! Ka­ fası, geçici 1. ve 9. maddelere takılıyor­ du. Evren Paşa tek başına halkın uzu- runa çıkıp "Cumhurbaşkanlığına ada­

yım. Oyunuzu istiyorum" dese seçile­

ceği kesindi. Öyleyse bunu geçici 1. madde kapsamına almaya ne gerek var­ dı? Geçici 9. madde de, milli iradenin temsilcisi TBMM'yle, devletin simgesi Cumhurbaşkanı'nı karşı karşıya getire­ bilirdi.

Üzerinde çok düşündüğü konuyu ar­ kadaşlarına açmaya karar verdi. DP dö­ nemi bakanları ve siyasal hakların geri verilmesinden sonra parlamenter olan

Hayrettin Erkmen, Sebatı Ataman, Celal Yardımcı ve Mükerrem Sarol’la

tam iki gün görüş alışverişinde bulundu.

Evren Paşa'ya bir mektup yazıp düşün­

cesini bildirse, nasıl olurdu? ” İyi olur!" dedi kurmayı. Çünkü bu onun hem gö­ revi ,hem de hakkıyoı. Bunca deneyim

Bayar’ın

yazdığı

geçirmişti. Bu deneyimlerden yola çıka­ rak vardığı sonucu, şimdiki ve gelecek­ teki yöneticilere iletmek de en azından yurtseverlik ödeviydi!

Kurmayının görüşünü uygun buldu, Devlet ve Milli Güvenlik Konseyi Başka­ nı Orgeneral Kenan Evren'e yazılacak mektubu arkadaşlarından birine dikte et­ ti.

Sonradan üzerinde küçük birkaç de­ ğişiklik yaparak yolladığı ve "Sayın

Başkan" diye başlayan mektup, aynen

şöyleydi:

“ Son yıllarda Atatürk'ün mukaddes emanetlerinin, bunlar arasında Cum­ huriyetin ve vatan bölünmezliği kav­ ramının maruz kaldığı ağır tehlikeler dolayısıyla ciddi kaygılara düşmüş­ tüm. 12 Eylül Harekâtı’nın beni bu kaygılardan büyük ölçüde kurtarmış bulunduğunu, muhtelif vesilelerle Türk ve dünya kamuoyuna duyurma­ ya çalıştığım, malumu devletleridir. Ayrıca, ülke yönetiminin şeref ve so­ rumluluğunu üstlendiğinizden bu ya­ na faaliyet ve İcraatınızın 12 Eylül 1980 günü Türk Mllleti’ne verdiğiniz söz İstikametinden ayrılmadığı görü­ şünde olduğumu, ülke bütünlüğünü,

milletin bölünmezliğini, Atatürk inkı­ lap ve İlkelerini muhafaza ve müdafaa konularıyla gösterdiğiniz dikkati, has­ sasiyeti ve kararlı tutumu, kalp huzu­ ru İçinde takip etmekte olduğumu, bu vesileyle ıttılaınıza sunmaktan

mutlu-Evren’e

mektup

luk duyuyorum.

Danışma Meclisi'nce hazırlanan Anayasa Tasarısı'nın istikameti ve ge­ nel hükümleri hakkında müspet kana­ ate sahip olduğum da, sanırım, malu­ mu devletleridir. Filhakika Türkiye Cumhurlyeti'nin yeni Anayasası nın komünizme, teokratik ve totaliter ida­ re biçimlerine kapalı olduğunun açık­ lıkla belirtilmiş bulunması, millet ege­ menliği İlkesinin temelde sağlam te­ minatını teşkil edecektir.

Bununla birlikte MIHI Güvenlik Kon- seyl'nln tetkik ve tavsvlblne •sunul­ muş bulunan Anayasa Tasarısı'nın geçici maddelerinde millet egemen­ liği müesseseslnl zedeleyici mahiyet­ te olduğuna inandığım bazı hükümler hakkındaki düşüncemi zatıalinlze du­ yurmayı görev saydım. Bunların İlki tasarının geçici birinci maddesinde yer almıştır. Anayasa’nın milletin tas­ vibine mazhar olup olmayacağının tesbltlni amaçlayan (Referandum) ile Cumhurbaşkanı seçiminin Içiçellğini, sade millet egemenliği müesseseslnl -yaralayıcı bir hüküm mahiyetinde gör­

düğüm için değil, gelecekte kötüye kullanılması ihtimali bulunan bir ge­ dik teşkil edebileceği endişesiyle de mahzurlu mütalaa etmekteyim. Ayrı­ ca, bu seçim biçiminin şahsınıza dil uzatmaya, İşgal buyuracağınız maka­ mın saygınlığına ve etkinliğine gölge düşürmeye cüret edebilecek kimseler tarafından yıkıcı bir araç olarak kulla­

nılması İhtimalinden kaygılandığımı da bilginize sunmak isterim. Oysa ben, büyük vatandaş çoğuluğunun da inandığı gibi, zatıAlinizIn Cumhurbaş­ kanlığı sıfatını ve selahiyetlerlni do­ laylı biçimde iktisaba niyetiniz ve İh­ tiyacınız bulunmadığına kaniyim.

Üzerinde düşünülmesinin yararlı olacağını sandığım ikinci husus, tasa­ rının geçici 9. maddesi hükmüdür. Cumhurbaşkanlığı yetkileri arasında yer alması mutad olmayan Anayasa tadilatı tasarrufu gibi ciddi bir konu­ da milli İradenin temsilcisi olan TBMM'yle devleti temsil eden Cum­ hurbaşkanlığı makamı arasında, geçi­ ci bir dönem için de olsa İhtilaf çık­ masının, devletin işlerliğine ve etkin­ liğine gölge düşürmesine sebep ola­ bileceğinden endişe duyduğumu İfa­ de etmemi müsamaha ile karşılayaca­

ğınızı umarım.” Sayın Başkan,

Yurdumuza ve milletimize müsta- kırr (istikrar bulmuş, karar kılmış, durul­

muş, yerleşmiş) bir demokrasi düzeni,

devlete hukuk ölçüleri içinde etkinlik ve saygınlık, kamu kuruluşlarına işler­ lik ve vatandaşa güven ve huzur or­ tamı kazandırmak amacıyla giriştiği­ niz teşebbüs ve harcadığınız çabalar, tarih içinde gerçek değerini bulacak­ tır. Bu değerlendirmenin, esasa taal­ luk eden bir noktada saptırılmasına vesile teşkil edebileceğini tahmin et­ tiğim geçici 1. madde üzerindeki mü­ talaamı yapıcı bir niyetin mahsulü sa­ yacağınız İnancıyla, size ve mesai ar­ kadaşlarınıza başarılar diler, saygılar sunarım.”

Üçüncü Cumhurbaşkanı’nın mektu­ bu, Milli Güvenlik Konseyi'nde görüşme konusu yapıldı, “ iyi niyet girişimi" ola­ rak değerlendirildi, tasarıda herhangi bir değişikliğe gerek duyulmadı.

Ve 1982 Anayasası, aynı yılın 7 Ka­ sım'ında halkoyuna sunularak % 92 ora­ nında kabul gördü, geçici 1. maddesi uyarınca da Orgeneral Kenan Evren, Türkiye’nin Yedinci Cumhurbaşkanı ol­ du.

★ ★ ★

Celal Bayar, Padişah a “ İstemzük"

diye başkaldıran ittihat Terakki hareke­ ti içinde yer almış ve TBMM’nin kurulu­ şuna katılmış bir ihtilalciydi. Yaşamı bo­ yu, ne isyanlar, ne ihtilaller görmüştü. İstiklal Mahkemesi Yasa Tasarısı'nın ha- zırlanışında ,Refik Şevket ince veTev-

fik Rüştü Aras’la, bu tür eylemlerin son

bulması amacıyla yer almıştı.

Aradan çok uzun yıllar geçti, 27 Mayıs, 22 Şubat, 20-21 Mayıs, 12 Mart ve 12

Eylül’ü gördü. Bu tarihlerden bir tane­ sinde de çok aülmüştü. 20-21 Mayıs’ta Kayseri Hapisnanesı'nden tedaviye ge­ tirildiği Ankara Hastanesi’nde yatıyordu. Sonradan çok ünlü bir kişinin müdavi hekimi olan tanınmış Prof., dönemin kli­ nik şefi doktor gelip sormuştu: “ Bu ha­

rekatı 27 Mayıs'ın öcünü almak İçin si­ zinkiler yapmış olmasın?"

B

a

YAR’

ş

göre 27

Mayıs’ı komünistler

yapmış, 12 Eylül’ü getiren

ortamı da onlar

hazırlamıştı

Ona göre, demokrasi, her zaman ih­ tilallere galebe çalardı. Bu düşünceden yola çıkınca da özgür Türkiye için en bü­ yü ve korkunç tehlike “ Komünlzm” di. 27 Mayıs'ı komünistler yapmış, 12 Ey- lül’ü getiren ortamı da gene onlar hazır­ lamıştı.

Sonsuzluğa göçmesine bir yıl kala

“ komünizm bu kış gelecek" uyarısını

bu inancından dolayı yapmış olmalıydı. Bu nedenle oturmuştu "K endi Kö­ şemden Benim gördüklerim” adını ver­ diği kitabını yazmaya. Ömrü vefa etsey­ di, komünizmin Türkiye'de ve dünyadaki siyasal stratejisini anlattığı kitabının ba­ sılışını da görme olanağını bulacaktı.

Gazeteciyle, TBMM’nin kuruluşunun 60. yılı öncesinde konuşuyorlardı. Tür­ kiye gündeminin 1. maddesini Cumhur- başkanı’nın sepilememesi oluşturuyor- j du. Bu konuda önce konuşmak isteme­ di, “ Bırakalım onu, bırakalım” dedi.

“ Ama efendim sizin özelliğiniz var. 60 y ıllık T ü rk iy e 'd e te k sivil Cumhurbaşkanı’siniz" diye vurgula­

yınca yanıtı: “ Meclis var. Meclis kime

oy verirse o olur. Herhalde bir cunta hareketi falan olmayacak bunda. Ona izin vermez Meclis!” oldu. Bu sözler o

zaman yazılabilseydi, komünizmin 1985 kışında gelmesinin engellendiği gibi, 12 Eylül’ün gelmesi de e n g e lle n e b il miy­ di, şimdi herhangi bir yorumda bulun­ mak güç!...

Peki, bu 60 yıllık süreçte Türk toplu­ mu nasıl bir değişiklik geçirmişti? Ata­ tü rk’ün sürekli isteği, ulusunun mutlu, bolluk içinde ve iyi yaşamasıydı. Bunlar gerçekleşmişti. Ancak önemli bir deği­ şiklik vardı. Türkiye, komünizm tehlike­ si içine düşmüştü son dönemde. Böyle düşünüyordu, Komünizm konusunda böyleydi de, (faşizm) tehlikesini de ay­ nı paralelde görüyor muydu?

Türkiye'de faşist yoktu. Faşizm, teh­ like olmaktan tarihi olarak çıkmıştı. Fa­ şizm de komünizm kadar bir belaydı in­ sanlık için ama o gücü kaybolmuştu, yoktu. Komünistler, kendilerinden olma­ yana, kendileri gibi düşünmeyenlere (fa­ şist) diyerek yapay bir düşmanlık yarat­ maktaydılar. Ve düşmanlıklarını ona yö­ nelterek ülkeyi bölmeye çalışıyorlardı; yalnız ülkeyi değil, ülkeleri de...

Türkiye’de eylemleri dolayısıyla faşist olarak nitelendirilen bir siyasal parti ise iddia edildiği doğrultuda değildi, kendi­ sinin tanımına giriyordu. Kesinlikle yoktu böyle bir şey ve gazeteci isterse yaza­ bilirdi: Bir başka parti Türkiye’de komü­ nizmi savunuyor ve tehlike bu yüzden büyüyordu. Türkiye komünizm belasını defettiği zaman sorun bitecek, gene iler­

leme yoluna girecekti.

Beyazıt’ta ölen ,adı emekçi miydi, neydi (Turan Emeksiz)? O komünist

Atatürk'ün yanına gömülmüştü ve bu­

nu o parti sağlamaştı. (Bizim Radyo)da uzun-uzun anlatmıştı olayı överek. Bizim Radyo, yalnız onu yapmamış, Demok­ rat Parti iktidarım alaşağı etmek için dev­ rim hareketini tüm saldırganlığıyla des­

teklemişti.

Çok sinirliydi, eli ayağı titriyordu. Ga­ zeteci, “ Bizim Radyo var mıydı efen­

dim o zaman?" diye sordu, "Vardı”

karşılığını aldı.

12 Eylül 1980 Harekâtı'nın “ Komü­

nizme dur!" demek amacıyla yapıldığı

görüşünü benimsiyor ve bu nedenle destekliyordu.

YARIN:

DALYA

12

Eylül Harekâtını destekleyen Celal Bayar,

Anayasa Tasarısı Danışma M eclisi’nden

g eçerek Konsey’e gönderilince Devlet Başkam

Evren’e “Sayın Başkan” hitabıyla bir mektup

gönderdi. Mektubunda Cumhurbaşkanlığı

sıfatının Anayasa maddesi ile alınmasının

mahzurlu olduğu görüşünü savunuyordu.

Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

• Örnekleme ise evrenin özelliklerini belirlemek, tahmin etmek için onu temsil edecek uygun örnekleri seçmeye yönelik süreci ve bu süreçte gerçekleştirilen tüm

Etkileşim enerjisinin çok yüksek olduğu anda meydana gelen önemli bir süreç, parçacık ve antiparçacıkların eş zamanlı olarak çiftler halinde oluşmasıdır..

Giyilebilir akıllı cihazlar, nesnelerin interneti, 3D baskı, basılı elektronikler, bulut bilişim, mobil çalışma ve akıllı belgeler yeni yılın ses getirecek

Yaşla birlikte görülme sıklığı artan akciğer kanse- rinin yaşlı hastalardaki epidemiyolojik, klinik ve sağ kalım özelliklerini belirleyerek, yaşlı akciğer

Prote- az inhibitörü, pegIFN ve RBV içerikli üçlü tedavi rejimlerin- de standard ikili tedavilere göre daha yüksek KVY oranları saptanmıştır (6).. Telaprevir ilk doğrudan

Çeşitler yaprak uzunlukları (cm) bakımından gruplandırıldığında 6.68 cm ile Chandler, 6.54 cm ile Patriot çeşitleri yaprak uzunluğu bakımından en fazla, 4.48 cm ile

Deney ve kontrol grubundaki kadınların son-test APHMÖ; uygunluk, düzenleme, kibarlık ve saygı, yöntemin rahatlığı ve koruyuculuğu alt ölçekleri puan ortalamaları

Yeni nesil dizileme yönteminin çok fazla olumlu yanı olmasına rağmen büyük boyuttaki verilerin analizleri, değerlendirmesi ve depolanmasında sorunlar ortaya çıkmıştır