9
-OsmanlI İmparatorluğu'nun, hatta 1931
yılına kadar da Cum huriyetin merkez
bankası işlevini sürdüren OsmanlI
Bankası, ülke tarihinde önemli roller
üstlenmiş ilginç bir kurum.
Prof. Dr. Edhem Eldem "Osmanlı Bankası
Tarihi" adlı 600 sayfalık eseriyle hem bu
tarihi gümşığına çıkardı, hem de Sedat
Simavi Ödülü’nü almaya hak kazandı.
Edhem Eldem île ödüllü çalışması ve yeni
projeleri üzerine konuştuk.
ÖNDER K I Z I L K A Y A
F O T O Ğ R A F LA R : Y E L D A BA LER
O sm an lı Bankası T a rih i a d lı e s e rin izle bu y ıl Sedat Sim a v i Ö dü lü ’nü ald ın ız. Ö n c e lik le kutluyoruz. Bu çalışm an ın o r ijin a lin i İn g iliz c e ya p tın ız. Daha son ra T ü rk çeye ç e v rildi. A ra ştırm a n ızd a İn g iliz c e y i te rc ih etm e n izin n ed en i neydi?
Bilimsel bir çalışmayı yazmak için aklıma gelen ilk lisan ne dense Türkçe değil. Ben Türkçeyle 15 yaşında tanıştım diyebili rim. İlk öğrendiğim lisan Fransızcaydı. Hem terminoloji, hem de genel kurgu ve anlatım açısından İngilizceyi daha rahat kul lanıyorum. Aslında bu çalışmayı en rahat Fransızca yazabilir dim. Çünkü zaten malzemenin kendisi yani bankanın arşivleri Fransızcaydı. Ama benim gibi birkaç “din ozor’dan başka Fran- sızcayı bilen ve kullanan pek kalmadı. Fransızca bir malzemeyi İngilizceye entegre etmek Türkçeye oranla daha kolaydı. Fran- sızcanın alanı gittikçe daralıyor. Ve nasılsa Fransızca bilenlerin hepsi İngilizce biliyor ama tersi artık pek vaki değil. Onun için maalesef Fransızcaya da ihanet ettim.
T ü rk çey e “ z o r b ir d il” d iy e b ilir m iyiz?
Türkçe zor bir dil değil. Türkçenin en büyük zorluğu, özel likle bilgi üretiminde ve bilimsel üretimde yaya kalmış olması dır. Ya apartma kelimelerle ya da ipe sapa gelmez türetmelerle idare ediyor. Bunların ikisi de beni rahatsız ediyor. Yeni Türkçe ve eski Türkçe arasında bocalamaktan rahatsız oluyorum açık çası. Türkiye’ye yerleşmeye geldiğimizde ben 15 yaşındaydım. Bildiğim Türkçe eksik olmakla birlikte eskiydi. Babamın Tiirk- çesiydi. Dolayısıyla tahtaya kalktığımda faraza, farz-ı mahal gibi laflar ettiğimde millet kınlıyordu gülmekten. Yeni Türkçe, eski
4
Türkçe artık bir dengeye oturmalı. Ama bir dengeden çok uzak. Buna çok içerliyorum doğrusu. Benzinciye gittiğimde “doldu rur musunuz" diyorum; adam, “full mü” diyor. “Sizce doldur mak ne demek" diyorum; adam afallıyor ve “siz nerelisiniz" di ye soruyor bana. Full diyen Türk, "doldur” diyen yabancı mı oluyor? O adam büyük bir ihtimalle "fuH’Tin Türkçe olmadığını bilmiyor. İşte o çok acıklı.
“ K işisel ta rih in izd e ” B oğa ziçi’ n in y e r i nedir?
St. Joseph’i 77’de bitirdikten sonra Boğaziçi Endüstri Mü- hendisliği’ne geldim. O zamanki eğilim mühendis olmak ve üzerine de business mastın çekmekti. Ben de bu eğilime kapıl dım ama bereket üç sömestr sonra mühendisliğin bana göre ol madığını anlayarak Siyaset Bölümü ne geçtim ve oradan mezun oldum. 1983’te Fransız Hükümetinin burslusu olarak Fransa’ya gittim ve tarih doktorası yaptım. Tarihle ilgilenmeye ancak dok tora seviyesindeyken başladım. Doktora konum daha çok ikti sat tarihi ağırlıklı bir konuydu: 18. Yüzyılda İstanbul’da Fransız Ticareti... Tezimi 1989 yılında savunduktan sonra Boğaziçi Ta rih Bölümü nden bir çağrı aldım ve o tarihten bu yana da Boğa- ziçi’ndeyim.
Size Sedat Sim avi Ödülü'nü d e kazan dıran O sm an lı Ban- kası’ na ilişk in çalışm alara ne zam an başladınız?
Boğaziçi Üniversitesi’ne başladığım yıl; yani 1989 yılında başladım. O zamanlar Osmanlı Bankası, bir Fransız bankasının iştiraki idi. Genel Müdürlük ellerinde varolan bu tarihi arşivin tasnif edilmesini istemişti benden. Tasnif çalışmasına 89 yılında başladım. Cerrahpaşa’da metruk bir konağın bodrum katınday- dı bu arşivler. İlk olarak 1994’te bu arşivin bir katalogunu çıkar dım. Çok güzel bir malzemeydi. Zengindi. Her şeyden önce bo zulmamış bir arşivdi. Ciddi bir zarar görmemişti. Gayet tutarlı bir seriydi. Ben bu arşivin açılmasını umut ediyordum ama o za man bankanın Fansız yönetimi kendi imajlan açısından hoş bir- şeyin çıkmayacağını tahmin ederek buna yanaşmadı. Arşivlerin
açılması karan ancak 1996’da Doğuş Grubu’nun bankayı satın almasıyla mümkün oldu. 1997’den itibaren sergiler ve yayınlar yoluyla arşiv bilgilerinin daha yoğun bir şekilde sergilenip pay laşılması sağlandı. 1999 yılında bir araştırma merkezi kurularak arşivin kamuya açılması sağlandı. Benim başından beri istedi ğim buydu. Yani yeni bir arşiv kazandırmak. Çoğu kurum elin deki malzemeyi daha çok reklam amaçlı kullanma eğiliminde. Reklamın ötesinde kendisinden epey bir yatırım isteyen bu ça lışmayı Osmanlı Bankası yaptı. Ve bundan dolayı Osmanlı Ban- kası'nı takdir etmek gerekir. Bu bir nevi amme hizmetidir. Ço ğu kurumda göremediğimiz türden olgun bir davranıştı bu. O sm an lı Bankası, O sm a n lI’dan C u m h u riyet’e is m in i m u hafaza ed erek geçeb ilm iş tek kurum galiba...
Evet. 1920’lerde Osmanlı isminin kullanılmamasına dair ka nunlar çıkmasına rağmen Osmanlı Bankası, Osmanlı ismini kul lanabilen tek kurumdur.
C u m h u riyet le b irlik te O sm an lı Bankası ne tür d e ğ iş im le r yaşadı?
Osmanlı Bankası bir ara bir dünya bankası olmaya yönelmiş ti. Osmanlı İmparatorluğu harbe girdiğinde 19l4’te bütün Os manlI topraklarında 80’in üzerinde şubesi vardı. Harp ve Cum huriyet bu bankayı büyük ölçüde yıktı. Elinden hem imparator luk sahasını aldı hem de imparatorlukla olan o imtiyazlı ilişkisi ni aldı. Özel bir merkez bankasıyken küçülmek zorunda kaldı. B ankanın O sm an lı v e T ü rk iy e C u m h u riyeti ta rih in e iliş k in ö n e m i v e a y rıca lık lı kon u m u n dan söz e d e r m isiniz?
Çok ilginç bir banka tabii ki; müthiş değişimlere tanık; ta nık, hatta aktör olmuş. Bu özellikleriyle Türkiye tarihini bir baş ka açıdan yazmaya ve okumaya müthiş bir olanak sağlıyor. Bu banka, bir yandan Osmanlı Devletinin merkez bankası olmasın dan dolayı Osmanlı idaresiyle çok içiçe ve her şeyden haberdar. Diğer taraftan da yönetiminin Paris ve Londra’da olmasından dolayı Osmanlı ve Türkiye’ye dışarıdan bakma şansına sahip.
Osmanlı ve Cumhuriyet'in yaşadığı değişimlere
bir de bankanın açısından bakmak istedim.
Bunlar bana Türkiye tarihi açısından ilginç geldi.
Bir banka tek başına ilginç değildir. Bir bankayı
ilginç kılan sistem içinde nasıl işlediğidir.
Sistem içinde işleyen o bankanın bir ayağının
sistem içinde, öbürünün de dışında olması gibi
bir durum, olayı daha da ilginçleştiriyor.
Cumhuriyet döneminde 1931 yılında Merkez Bankası nın kuru luşuna kadar Osmanlı Bankası, bir merkez bankası olarak kalı yor. Türkiye’nin o dönemde bir merkez bankası kuracak gücü olmadığı için Osmanlı Bankası ister istemez bir merkez bankası işlevi yürütüyor.
O sm an lı D evlet a r ş iv le rin in b a zıla rın a u laşıla m ıyor. O s m an lI Bankası a rşivin e ulaşılm ış olm ası, ta rih ç ile re ya da tarih araştırm acd arın a d e v le t a rş iv le rin d e n e le rin “g iz le n d iğ i” ne ilişk in b ir fik ir v e r e b ilir mi?
Bir tarafta devlet, bir tarafta bir banka.. Banka devlete bir al ternatif oluşturamaz. Dolayısıyla devletin arşivinde kapalı olan lar, öbür tarafta çıkacak diye bir ümide kapılmamak lazım. Bu arşivlerin asıl kıymetli tarafı bir bankanın çok daha mikro ölçek li şeylere dikkat etmesidir. Devletse makro düşünür. Devlet ar şivlerinde bir şahısla ilgili bilgi bulabilmeniz için o şahsın dev letin idari katlarında yeteri kadar önemli olması ya da devleti ra- Jıatsız edecek derecede aykırı olması gerekir. Ama “normal
va-Bunca olumsuzluğa rağmen belirli bir özerklik
ve belirli bir kalite tutturabilen Türkiye'nin
nadir kurumlarından biridir Boğaziçi.
Tarih Bölümü'ne birinci tercih olarak giren
öğrenci sayısı da her geçen gün artıyor.
tandaş” diyebileceğiniz kimse devletin arşivlerinde genellikle bir rakamdır. Oysa bir bankanın arşivinde en alelade insan bile hesabıyla, yatırımıyla veya ipotek davasıyla ortaya çıkabiliyor. Osmanlı Bankası nda 10 bin tane kadar müşteri dosyası var. Bunların herbiri Türkiye'nin hiçbir devlet arşivinde bulamaya cağınız türden fikirler veriyor. Müthiş bir sosyal tarih kaynağı. Bu arşivde 6 bin tane de personel kaydı var. Dosyalar çok mü kemmel. Fotoğraflar, imtihan kağıtları, nüfus cüzdanları vs. Tür kiye’de bu tür bilgilere ulaşmak çok zordur. Devlet arşivlerinde bunları bulamazsınız. Özel arşiv geleneği de Türkiye’de maale sef yok denecek kadar az. Dolayısıyla Osmanlı Bankası arşivi bu boşluğu kapatacak en önemli kaynaklann başında geliyor. “O sm an lı Bankası T a r ih i"n i h a zırla rk en dayan ak n okta ları o la ra k n e le ri aldınız?
Bankanın kunımsal bir tarihini yapmaktan kaçındım. Bıı tarz bir çalışma hem beni sıkıyordu, hem de bu tarz bir çalışma, gayet iyi bir şekilde zaten yapılmıştı. Bankanın hayatı açısından bir fonksiyonunu eksen aldım: O da, emisyon fonksiyonuydu (Bu banka, OsmanlI’nın merkez bankasıydı). Bu bankanın Os manlI para politikasındaki rolünü inceledim. Yani banknot ihra cı veya genel olarak madeni para üzerindeki kontrol mekaniz- malan vs. Kurumsal eksen olarak bunu aldım ve dolayısıyla ban kanın herşeyini anlatmak gibi bir dertten kurtuldum. Ana ekse ni böyle belirledikten sonra iki alt eksen kurdum. Bir tanesi sos yal tarihe ilişkin bir eksendi. İkinci alt eksen ise daha siyasi - ideolojik açıdan bankanın o “garip” konumunu (yani hem Os manlI, hem değil) işlemeye çalıştım. Bunlar bana Türkiye tarihi açısından ilginç geldi. Bir banka tek başına ilginç değildir. Bir bankayı ilginç kılan sistem içinde nasıl işlediğidir. Sistem içinde işleyen o bankanın bir ayağının sistem içinde öbürünün de dı şında olması gibi bir durum, olayı daha da ilginçleştiriyor. O sm an lı Bankası a rş iv in i tem el alarak ya p a ca ğın ız araş tırm a la r v a r mı?
Aslında çok var. Arşivde yer alan 6,000 personel dosyasın dan yola çıkarak 1880 - 1930 arasını kapsayacak mikro bir sos yal tarih çalışması yapmak istiyorum. Baba adı, babanın mesle ği, babanın ölüm tarihi, kendi nüfus kayıtlan, çocuğu, eşi, ko nuştuğu lisanlar, yazdığı lisanlar, takip etmiş olduğu eğitim, re ferans listesi, daha önce çalışmış olduğu yerler gibi çok aynntı- lı bilgilere 6.000 kişi için ulaşmak, bugün bile çok zor bir şey. Aynca hepsinin fotoğrafları var. Fotoğraflar çok ciddi kaynak lar. Hepsi standart bir formatta; yani ayakta çekilmiş fotoğraflar. Dolayısıyla kıyafet, saç, bıyık vs, poz (ki çok önem li) gibi bilgi lerin istatistiki bir analizini yapmak mümkün. Böyle bir malze me Türkiye’de ilk defa çıkıyor. Tamamen insana yönelik böyle bir projem var. Bunun avantajı şu: Hem bir toplumsal katmanı bütünüyle inceleyebiliyorsunuz, hem istediğiniz zaman bir kişi üzerinden derinlemesine inebiliyorsunuz. Bir kişinin özeline inip o kişinin bütün kariyerini alıp çok spesifik bir hayat dilimi ni yakalayabiliyorsunuz.
D iğ e r p r o je le r in iz d e n de s ö z e d e b ilir m isiniz?
Elimde Osman Hamdi Bey’in 1860’larda Paris’te okuduğu zaman babasına yollamış olduğu mektuplar var. Bu mektupları yayınlamak istiyorum. Osman Hamdi Bey’in tekamül etmiş ol duğu hal biliniyor. Ama nasıl tekamül ettiği hakkında fazla bir şey bilinmiyor. İşte bunu ortaya çıkarmak istiyorum.
Yine Osman Hamdi Bey in arkeologluğu üstüne bir çalışma yapmak istiyorum. 1883’te onun ilk kazısı olarak bilinen Nem rut Dağı Kazısı nın orijinal not defterini buldum. İzmir’den baş layıp Nemrut’a giden ve oradan da Antakya’ya geri dönen seye- hatin anlatımını içeriyor bu defter. Osman Hamdi’nin antropo log ve seyyah yanlarını da içeriyor. Bu seyahat esnasında çekil miş 80 kadar fotoğrafı da buldum. Bu fotoğrafların sadece 40 ta nesi yayınlanmıştı. Türkiye’deki kimi arkeoloji kazıların arka pla nına ilişkin bir çalışma ve 1890-1915 arasında İstanbul sokakla rına ilişkin bir çalışma yapmak istiyorum. Bunları bu yıl içinde hazırlamayı umuyorum. Ardından da Abdülhamit’in tahttan indi rip Çırağan’a kapattığı V. Murat’ın hatıratı hakkında bir çalışma yapmak istiyorum. Bu çalışmanın sosyal tarihten çok zihniyet ta rihi açısından önemli bir çalışma olacağını düşünüyorum.
B oğaziçi Ü n iversitesi ta rih in e ilişk in çalışm alar v a r mı? Bölümümüz hocalarından Cünhan Danışman Boğaziçi Üni versitesi Tarih Bölümü nün tarihini yazmaya çalışıyor. Eski Rek törlerimizden Aptullah Kuran ın da Boğaziçi tarihine ilişkin yap tığı, sağlık sorunlarından dolayı bitiremediği bir çalışması var. B oğaziçi Ü n iversitesi hakkında s ö y le m e k isted ik lerin iz? Tabii ki çok sevdiğim bir mekan. Mezun olmama rağmen ha la Boğaziçili olduğum, burada bulunduğum için okulu bir me zun gözüyle değerlendirmem çok zor. Biz hocalar okulda "han cı” gibiyiz. Öğrenciler geliyor ve gidiyor; ama biz kalıyoruz. Bu yüzden yolculara sormak gerek. Benim yapacağım yergi ve öv güler çok sağlıklı olmayacaktır. Benden dinleyeceğiniz daha çok bütçesizlik vs. gibi şikayetler olur. Bunca olumsuzluğa rağmen belirli bir özerklik ve belirli bir kalite tutturabilen Türkiye’nin nadir kurumlarından biridir Boğaziçi. Benim açımdan sevindiri ci bir başka durum da Tarih Bölüntü ne birinci tercih olarak gi ren öğrenci sayısı her geçen gün artıyor. Seçmeli olarak tarih dersi alan öğrenci sayısında da bir artış var. 1980’Ierin başında ki olaylara “piyasa merkezli” bakan anlayışın da bu vesileyle ge rilediğini görmekten de kendi adıma sevinç duyuyorum
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi