14 Şubat 1971
CUMHURİYET
Yaşar Kemal ve Bin Boğalar..
Yörük çocuğunun
acısını, özlemini
anlatmaya çalıştım,,
NE DE AKILLARINDA HORASAN’DAN GELİP DÜNYAYI TİTRETEN DEVLETLER KURDUKLARI VARDI (Fotoğraflar: S elçu k AYBATAR)
Yepyeni, belki de en
gerçekçi romanım
YÖRÜKLERİN DESTANSI SAVAŞLARINA YILLARCA ORTAKLIK ETTİM
İki yıl öncenin Nisan başlangıcında, Tuzgölü yö
resinde bir yörük kervanı ile karşılaşmıştık. Çadırla
rını, denklerini develerin sırtına vurmuşlar, kazan
larını, gaz tenekelerini de en üste bağlamışlardı.
Kervan salma salma yaylaya giden yokuşa sarıyor,
yeni doğmuş kuzular merkeplerin yanlarına asılmış
kıl heybelerden dünyayı tanım aya çalışıyorlardı. Ka
dınlarla çocuklar hemen kendi havaianndaydılar
ama, erkekler bir suskunluk içindeydi.
Ne
«omuzla
rında şelf eler» ne de akıllarında «Horasan’dan gelip»
dünyayı titreten devletler kurdukları vardı. Düşün
dükleri, hem de kara kara düşündükleri şey, kuşku
suz, kışın ovada eski yerlerini bulup bulamıyacaklan
idi...
İlkbahar o rtalan ile kış başlarında, yollarda kar
şılaştığımız bu yörük obalarından biri, yıllar öncesi
bir romancımıza, Yaşar Kemal’e bir roman konusu
esinlendirdi. Ve ortaya salt gözleme, h a ttâ uygulama
ya dayanan bir rom an çıktı: Bin Boğalar Efsanesi...
landığım z, tekerlem e diyebilece
ğ im bölüm lerden amacınız ne
d ir?
Dil ve biçim
Adın gelişi
— Romanınızın adını neden
Bin Boğalar Efsanesi koydunuz? Bu rom anınız daha önce yayın lanan Ağrıdağı Efsanesi ve Üç Anadolu Efsanesi adlı rom anla
rınızdan ne gibi ay rılık lar taşı
yor?
— Üç Anadolu Efsanesindeki «Köroğlunun O rtaya Çıkışı» nı K öroğlundan aldım, kendim ce iş
ledim . ö te k ile rin de konuları
halk hikâyelerinden alınma.
Ağrıdağı Efsanesi'ne gelince; b ir v halk rom anı, yani halkın seve
ceği, anlıyâbileceği b ir rom an,
h u çağda yazılsaydı nasıl olurdu diye b ir denemeye giriştim . Ağ-
rıdağı E fsanesi’nin konusu ta
m am en benim dir. Bazı dünya dan habersiz ukalâ zevzeklerin sandığının aksine halktan dinle yip olduğu gibi kaleme alm adım . H er şeyiyle, anlatım ıyla, konu suyla benim dir. B ir denem edir. B aşardım mı, başaram adım mı orasını ben bilemem . B ir halkın sevgisi, bir de rom anın zam ana dayanm a gücü bilir. Boğa, bizim Çukurova Türkm eninde döl be rek eti anlam ına gelir. Dünyanın
birçok dilinde de böyledir ya...
B ir de bizim Toros dağlarının a- dı Binboğa dağlarıdır. Ben bi zim T oroslara Toros denildiğini ilk olarak şehirde duydum. Çu- kurovalıiar T oroslara ya parça p arça ad verirler ya da Binboğa dağları derler.
Bu rom an b ir yörük obasının gerçekçi rom anıdır. Obanın yok oluşunun hikâyesi, belki de ağı tıd ır. O obadan a rta kalm ış bir Türkm en çocuğu bu obayı nasıl anlatırdı? Obasının bitişini na
sıl hikâye ederdi? Ben de bir
bitişin son kuşağıyım. Bitişe, so n a tanıklık etm iş, bitişi, sonu yaşam ış b ir kişiyim. 1940 - 1950 arasın d a Çukurovaya yerleşmek
içiıı canlarını dişlerine takm ış
yürüklerin destansı savaşlarına ortaklık ettim , karınca kararınca o nlara yardım etmeye, onlarla b irlik olmaya çalıştım kendi
gü-cümce. Şimdi Çukurovaya yer-
leşm iş b ir yörük çocuğunun a-
cisim , özlemini yazmaya çalış
tım . Bir yörük kocasının hele...
Yerleşmiş yörük kocalarından
dostlarım vardı. B ir Kâmil Şe
ker, b ir deveci Kerimoğlu, bir
Avdmoğlu hiç aklım dan çıkmaz. Bu insanlar eski günlere, yıkıl m ış düzenlerine tepeden tırnağa özlemdiler. 1940 la 1950 arasında b ir yörük uygarlığının bitişine tanıklık ettim , d aha doğrusu ka tıldım . Bu tükenen yörük obası koca OsmanlIyı, Selçukluyu, da h a nice nice devletleri k u rm uş
lardı, Kendi deyim lerince Os
m anlInın babası olurlardı. Ve
dölleri tükeniyordu. Şu yeryüzün den nam ları, şanları siliniyordu. Yeni, başka b ir şey oluyorlardı.
Tükeniyorlar, yeni, bam başka,
belki daha m utlu, belki d aha'
m utsuz b ir dünyaya uyanıyorlar dı. Yepyeni, bam başka. Bu bel ki de en gerçekçi rom anım ın adı «Bin B oğalar Efsanesi» nden baş ka ne olabilirdi...
— Bin Boğalar Efsanesinde, T ü rk rom anı için yeni sayılacak dil ve biçim değişiklikleri var. Özellikle bölüm başlarında
kul-— İnşallah v a rd ır. Çok te şe k k ü r ederim . H ay ra alâm et. Ç ün kü, O rhan bu ro m an ı ilk olarak sen okuyorsun. H e r bölüm ba şın d a k i tekerlem e dediğin b ö lü m başlarına gelince, o parçayı d ah a iyi anlatm ak için yardım
cı oldu bana. Birçok rom ancı
nın başvurduğu b ir çaredir bu. Bin Boğalar Efsanesinin özelli ği bu n u gerektirdi. Daba önce Ö lm ez O tu’nda da ona benzer b ir şey yapm ıştım . Ben, bizim geleneksel hikâyem izden aldım
bunu. Bu çeşit b aşlıklar bizim
ta ş basm ası halk hikâyelerim iz de de vardır. Ben, b u bölüm b a ş
lıkları çaresini bulm asaydım
Bin Boğalar E fsanesi'ni yaza
m azdım . B ir im dadım a yetişti
bizim taş basm aları, pir im da dım a yetişti...
—Rom an dalında yeni aşam a lara ulaştığınız konuşulup ta r tı şılıyor. Ancak Bin Boğalar E f sanesi ve daha önce yayınlanan Ölmez O tu’nda oluşan yepyeni b ir ro m an dili var. B u dil d e s tan sı b ir dil. Bu dile ulaşm ak için hangi kaynaklardan y arar landınız?
— Rom an dalında yeni aşam a lara ulaştığım kanısına varılm a sı b an im için sevindirici b ir şey. B ir rom ancının, b ir sanatçının çabası kendi san atın d a bir kişi lik o rtay a koym aktır. H er kişilik bir yeniliktir. B ir özelliktir. Ro m an, B atı uygarlığının geliştir diği b ir sanat dalıdır. Biz rom a
nı onlardan aldık, ilk önceleri
bu d a ld a onlara öykündük. Bu doğaldı. Sonra yavaş yavaş, kendi kişiliğimizi ortaya koyan rom an cılar çıktı. Bir insanın dış etki lerden, büyük u staların etkilerin den k u rtu lu p kendini bulm ası çok zor. Bu zor olanı yapmak önemli. Bu zor olanı yapmadan
bir sa n a t, sanat olam ıyor. Öy-
künm enin sanat olduğu görül
m em iş değil am a h er halde çok azdır. Dünyanın h er yerinde bir rom ancının ustaları büyük klâ
sik rom ancılardır. Büyük Rus
ro m an cıları Ingiliz, F ransız ro m anından çok şeyler öğrenm işler dir. R u s rom ancılarını büyük ya
pan elb e tte salt F ransız, İngii ¿.
rom anından öğrendikleri değil dir. E n az onlar k a d a r kendi öz kaymakları da bu büyük yazar ları beslem iştir. Dostoyevski çok
bilinçli olarak kendine, kendi
toplum una eğilmiştir. O, Puş-
kin’e hayrandır. Ç ünkü Rus ede biyatında ilk kişidir k i Puşkin, kendi a n a anlatım kaynaklanma bilinçli olarak ulaşm ıştır.
R om ancı olarak bizim işimiz zor. Y üz yıllardan b e ri T ü rk ay dınları h e p Batıya öykünüyorlar. Türk rom anı da B atıya öykün müş. B u öykünmeve az da olsa kendi kişiliğini k atm am ış mı? Katmış. Ama bu katm a cılız kal
mış ki, bizim rom ancılarım ız
olması da bundan o la b ilir. Bü tün bu faydalanm aların yanında kendim ce b i r anlatım k u rab il
miş olm ayı çok iste rd im . Ro
m an sa n a tın a yeni b ir katkım ın olmasını isterdim . B u n d an ötesi cılız b ir k işilik olur.
Eğer böyle b ir an latım a az da olsa varabilm işsem , k i çok ister dim. Gençliğimden b u y ana ken- .di kaynaklarım ıza, k en d im e u-
laşabilme çabam dan ö tü rü d ü r.
G erçek ve efsane
— T ürk rom ancılığı için ge rekli aşam anın şartları sizce ne dir? Son yapıtlarınızda efsane ve destan tü rü n e kaydığınız gö rülüyor. H angi amaçla b u tu tu m a girdiniz?
— İnsanoğlu ne k ad ar gerçek te yaşarsa o kadar m itte yaşar.
İnsanoğlu sıkıştığında efsane
yaratır ve o n a sığınır. İp tid a ef sane var idi. Gerçekle efsane iç-
içedir yaşam ım ızda. N e kadar
efsanede yaşıyoruz, ne k a d a r ger çekte? G erçek nedir, efsan e ne dir? Hangisi gerçek hangisi
ef-BİR YÖRÜK OBASI YILLAR ÖNCESİ YAŞAR KEMAL’E BİR ROMAN ESİNLENDİRDİ
ZOR OLANI YAPMADAN SANAT SANAT OLMUYOR
dünya ro m an ın a yeni b ir ses o- larak girem em işler. B en bu gi rem emeyi salt öykünm ekte gö rüyorum .
Öykünmenin sonu
Gençliğimden beri çabam , ken di anlatım olanaklarım ızı sonu- na kadar denemek. A raştırm ak,
bulmak. N asıl Batı rom anını
bilmeden iyi bir rom ancı oluna mazsa, b i r Köroğiu hikâyeleri anlatıcısının anlatm a gizine var
m adan d a rom ancı olunam az.
H er yiğidin b ir yoğurt yiyişi var. H er m illetin kendine h âs genel leme, b ir anlatım tü rü v ar. Bi zim halk b ir olayı nasıl anlatı yor, bizim u sta hikayeciler, bi zim rom ancılar, bizim m asalcı lar, bizim destancılar? B izim Ev liya Çelebi nasıl yazm ış, Âşık- paşazade, S ilâhtar, N aim a nasıl yazmış? Dadaloğlu, P ir Sultan, Yunus, K aracaoğlan tü rk ü sü n ü nasıl söylem iş? B ütün bunları çok çok iyi bilm ek gerek, yıllar
ca bu işe çıraklık yapm ak ge-
rek. R om an önce b ir anlatm a sanatıdır. H ikâye etm e san atı
dır. S o n ra ne anlattığı gelir.
Anlatılan d a dili düzenler. Dili kendisine uy d u ru r.
İşte b ü tü n bu iç, dış anlatım türlerine iyice çıraklık ettikten
sonra iş başkalaşır. Eeeey ro
mancı b ü tü n bu anlatım tü rleri içinde kişi o larak sen nasıl anla
tıyorsun, sen in yoğurt yiyişin
nasıl? B enim gerçekten e n bü yük çabam kendim ce y o ğ u rt ye
meye ulaşabilm e çabası oldu.
Benim dilim e destansı diyorlar ama, bana öyle geliyor ki alda nıyorlar. Ben destanların beslen, eliği kaynaktan beslenmiş olabi lirim . D estanlara bir yakınlığım
sane... G ündelik hayatım ızda bi le. Ne k a d a r düşteyiz? D üş bi zim neyimiz? İnsanoğlu efsane, m it yaratan b ir yaratıktır. Çağı mızın büyük b ir adamı d a ge çende konferansında insan gülen
b ir y aratık tır, diyordu. İn san
konuşan y a ra tık tır, politik y ara tık tır, insan ü re tim aracı yapan y aratık tır, in san m it y aratan , in sa n gülen, in s a n ağlayan, insan m it düşleyen b ir yaratıktır. Bü tü n bunların h ep si insandır. İn
s a n daha d a çok tarif ed ile c e k t i r . Her gün in s a n soyunun b ir
niteliği ortaya çıkarılıyor. Ben
insanoğlunu b iraz da efsa n e ,
m i t yaratan m ahlûk o la ra k a n lıyorum . H ele b i r rom ancı ola r a k .
Haydar Usta
— Bin B oğalar Efsanesini si
z in ağzınızdan okuyuculara ta
n ıtm a k için b ir özet y a p a r m ı sınız?
— Bir H aydar Usta v ar. Yö r ü k kocası. K ırm ızı yalım gibi b ir sakalı var. Kocaman e lle ri. H ay d ar Usta k a d im d em ircid ir. D em irciliği . d ed e d e n oğula ge lir- Haydar U sta da dem irci o- cağının son p ir id ir . Daldan eğ m e değil, çırak lık tan yetm e de ğil, kökten sü rm e büyük b i r de m ircid ir. Bu ocak şahlara, pa d işah lara , beylere kılıç k u ş a t m ı ş t ır yüzyıllardan bu yana. Bü
y ü lü kılıçlar b u ocakta döğül-
m ü ş tü r. B undan otuz k ırk yıl ö n c e de b aşk a b i r obanın dal d an eğme d em ircisi bir kılıç dö- ğer. Rüstem U sta. On yılda y a p
tığı kılıcım P a d işa h a g ö tü rü r.
P a d işa h tır kılıcı beğenir, dile
b e n d e n ne" d ile rse n ya k u lu m
R üstem , der. O d a P adişahım
diye seslenir. K ulların p e riş a n o ld u , obanın barınacağı yer k a l m a d ı bize b ir kışlak, b ir y ay lak, der. P ad işah tır ferman e y le r.
A ydın ovasım yürüklere v e r ir .
H a y d a r U stadır b u n u bilir. H a y d a r Ustanın d a o b ası Çukurova- da to praksızlıktan günler geç- tik ç e helâk o lu r. Haydar U sta b ir k ılıç y ap m ak tad ır. Deme g it sin. Tam otuz y ıld ır çalışır bu kılıç üstünde. S onunda kılıcı b i tir ir , eski beylere, Ramazanoğ- lu n u n son kuşağına, ağalara gö t ü r ü r , kimse bilicin yüzüne b a k m az. Sonunda k ılıcı alır A nka. • ra y a İsm et Paşaya gider, o da
k ılıcın yüzüne bakm az. H a y d a r
U stan ın b ir de to ru n u v a rd ır,
K e re m Çocuk... — B u kadar mı?
— Değil tab iî. Gerisini de o- kuy u cu dostlara bırakalım...
g o l d f
İ
n g e r
’
i
G A LA T A KULESİ
$
SEVDA AYDAN A
A SERPİL ÖRUMCER
_
L GÜLSÜM KAMU H
J.YORGO VAPURİDiS I
™
KOHAV A
P
SELDA AŞKIM
L
Vı HA LDU N KENAN A
D
SEMA
s e r a pA [ USTUNPOYRAZ\R
R DAMLAL AR
o k ,KONSOMASYON 20 TL.
Stefl kent sitesi tel 48 06 79carsamba-c. tesı-oazar
matine
ERSEN AYLİN
AYSUN ERCAN
HAŞAN MUTLUCAN Y e m e k m ü z iğ in d e Vio T e k in Y A N K ILA R ORK. T a k d im e d e n : A C A R B A LTA S Ş a n tö r Ç ET İNve GAMZE ÖZ
G i r i ş s TL. Ç a r ş a m b a 2,5 T l*. C . t e s t • P a z a r m a tin e 15 T.I*. Yemeksiz konsomasyon 30 T L K u le m iz , h e r t ü r l ü to p la n tıla r iç in e m rin iz d e d ir Rez 440926 • 440984D EV EM !
k a b a r e ; YENİ M E • t u i I l i S S A T f e Y l C u S u Ş ı * C » 8 A N S I İ I ÛnÛ KkAv,a i
M
•Tftp<Mİ tiNrÜ«;? •MK'21 y p rsg û 'z jHA
C T O Í A P A S K
M t D İ H A
ATES BÖCEKLER)
MiHRiCRN GÜNGÖR İSMAİL DüMBüLLİi HflYRi ENGİN OYR ALTINTAŞ Ork.AS ALTILISI BAKi mı VORI ÛRTaha Toros Arşivi