Edebiyat
meseleleri
'l
K M H M H 'H M f t liH m m iK H H N M M I lH M I l
Râbia Hâtûn masalı
S
on haftalar içinde, İstanbul basınında, epey hararetli ya- . 21lara sebep olan edebiyat konularından biri: Râbia Hatun meşe- leai oldu. 12 ve 21 Haziran 1948 tarihli Hürriyette Nihad Sami Banarlı .Râbia Hatun efsanesi) haslıklı iki yazı neşretti; Temmuz başlarında — Bir tesadüf eseri ol makla beraber — sanki bunun ce vabı imiş gibi, Aile Dergisinde
I (1948 Yaz sayısı) Râbia Hatunun gîirleri başlıklı bir sayfalık bir yazı ile, biri bilinen ve üçü hiç işitilmemiş, dört parça şiir çıktı. Bazı fıkra muharrirleri ve bu ara da Vâ - Nû, Bahadır Dülger ve Reşat Feyzi Yüzüncü (Akşam, 2 Temmuz, Tasvir 7 Temmuz ve Son Telgraf 8 Temmuz tarihli nüshalar) bu konuda birer fıkra yazdılar.
14 Temmuz 1948 tarihli Hürri- yet gazeiesinde Banarlı, üçüncü bîr makale neşrederek» Türk ede biyatı tarihinde Râbia Hatun di ye bir şair mevcut ve Aile Dergi sindeki şiirlerin yirminci yüz yıl dan evvel yazılamalarının mümkün olmadığım» açıkladı; ve bunu »Acaip bir sanat hâdisesi» diye vasıflandırdı.
Öyle hissolunuyor ki mesele kızışmaya hayli elverişli • hale gelmiştir. Râbia Hatunun şiirleri ni bulduğunu söyleyen ve bunları Türk basınına tanıtan İsmail Ha mi Danişmerân vereceği cevabı, ben de, bir çok okuyucular ve e- debiyat sevenler gibi merak edi yorum. Bu problemin bir an önce aydınlanması, her halde edebiya tımız için de faydalı olacaktır.
Gerek ARe Dergisinde ve ge rekse Rcşad Feyzinin fıkrası ile Nihad Saminin son makalesin de benden bahsedildiği ve sayın Yüzüncü, lâyık olmadığım halde, benden şitayişkâr bir dille söz aş. tıktan sonra bu yoldaki fikirleri mi daha geniş olarak öğrenmek arzusunu izhar ettiği için, görüş lerimi belirtmeği artık lüzumlu buluyorum.
Bîr hâdisenin uydurma veya gerçek olduğunu tesbit içjn edebi yat tarihimizde kat’! metadlar vo kanunlaşmış kaideler bilmiyorum. Dedelerimiz değil, bizler dahi hâ- lâ.T üıl: dilinin, bilhassa Anadolu Türk edebiyatının henüz tarihi gramerini, lexicologie (leksikolo ji) sini vücude getirmiş değiliz.. Birer edebiyat tarihi taslağı de memiz bile Şöyle böyle mümkün. Şuara tezkirelerinden ve dolayısı ile şairlerden de bahseden bazı tarihî eserlerden ve nadir vesika lardan başka Osmanlı edebiyatı tedkikleri için elimizde ne gibi kaynaklar vardır? Sanatkârların bizzat kendi eserleri. Divan ede biyatımızın bünyesi icabı, bize kendileri hakkında istenilen bil- ı giyi, maalesef, verememektedir Hangi şairimizin bütün şiirlerini sıkı vc etraflı tenkide tâbi tut. muş.Hayalî bey diVam müstesna, hangi sanatkârımızın divanının tenkitli tabım vücude getirebil- , inişiz? Değil XIII ve XIV, asırlar hattâ XVIII ve XIX. asırların ede. bî dilinin bütün özelliklerini de taylara varıncaya kadar bildiği, mizi kolayca söyliyecek durumda
ınıyii? Hele stilistik bakımından
eski ve yeni edebiyatımız üzerin, de yapılmış kaç esaslı tedkik gös terebiliyoruz?
Bu durumda herhangi bir şah siyetin tarihî hüviyeti hakkında ve kendisine atfedilen eserlerin mevsukiyeti üzerinde kolayca ve ilk bakışta hüküm vermek elbette kolay değildir.
Em elce Izmhdeyken Kovan mecmuasında -Râbia Hatunun şii ri:. hakkında bir makale yazmış ve orada da belirttiğim gibi sayın İsmail Haminin bir mecmua daki fikirlerinden mülhem, olarak ve oradaki izaha bakarak Râbia Hatuna dair şiirlerin ağıllarının kendilerinde olduğunu söylemiş, tim. Doğrusunu söylemek lâzım sa, ilk parçalar, bilhassa:
Bir kâsedür alav dolu gönlüm yan» yana Men tâ seııiin yanında dahî
hasreiem sanâ Yaşlar dökende söndiiremez
âteşimi sû Sunsan cHinle kanunıu içsem
kanâ kanâ Feyanıi Saladan bağlıyarak biı çok edip, muharrir, edebiyat ta- rihçiei tarafından yıllarca ve de falarca tekrar edildiği, ikinci mis. ramda divan edebiyatında çok ku] Innılmış bir temayı işlediği için, bende şüphe uy andırmana atı. Bu parçanın ikinci îiiısraı ayni za manda, liselerde resmen okutulan (Türkçe Metinler) III le de Zey nep Hatuna maledilerek (s. 31) alınmış ve ^u yüzden de eser tr rize uğramıştı. Vasfî Mahir Ko- catürk, «Divan Şiiri Antolojisi»]-,ir. sonuna Râbia Hatunu koymuş vt o zaman bilinen üç parçasını da nakletmişti (s. 176).
v e iç yapı bakımından da, bu mev cut parçalarda, bizi tereddüde, şüpheye düşüren noktalar eksik değildir. Divan edebiyatmm maz munlarını. mefhumlarını, remiz lerini, fikir ve sanat oyunlarını
- YAZAN : " Z H
Dr. A bdülkodir KARAMAN
yakından bilen, onun iç yapışım ve tarihi tekâmülünü iyiden iyiye tedkik eden insanların, bu şiirle, rin zamanı, dili, edası üzerinde bir çok teıeddüdlere, şüphelere düşmelerini tabiî görmek içabe- der. Scbk—i Hindi denilen ve Irandan bize Şeyh Galip devrinde geçen edebiyat ekolünün izlerini ve zaman zaman daha yeni fikiı ve felsefe cereyanlarının görüşle rini aksettiriyor hissini de uyan- dıran bu parçaların, mutlaka mevhum veya yirminci yüz yılda yaşamış birisine mal edilmesi id diasında, şimdilik bulunmak iste meyiz. Aksi -sabit oluncaya kadaı hüsnü zanla memuruz. Râbia Hatunun şahsiyetim
aydınlatıl-masını temenni ederken Ailo Der. g is ine de geri kalan «18» kıt’a İR üç beytin ilk çıkacak sayılarında yayımlanmasını beklediğimizi sby lemck isteriz. Olabilir ki: Bütün ileri sürülen şüphelere, gösterilen tereddütlere rağmen çıkacak par- çalar bizi müsbet mânada aydın, latır. Olabilir ki: Umumiyetle Di van edebiyatında «mukattaat» kı sımlarında hikmetli, fikirli ifadf lere raslamamız ve âşıkane du$p guların gazellerde, mesnevilerde aksetmiş görünmelerine rağmen, henüz göremediğimiz veya tedki ke imkân bulamadığımız nokta larda yeni bazı şeyler öğrenmiş o. hıruz.
Hulâsa kanaatimizce kat’î hü küm. vermek için, henüz zaman gelmemiştir. Şimdilik ileriye sü rülen fikirlerin katiyet derecesini anlamak ancak bütün şiirler neş redildikten sonra mümkün ola bilecektir.
*
Ve o zaman 16 kıta üç beyit gibi lar üzerinde dil, tarih, üslûp ba kımlarından incelemelerde bulun mak ve daha açık hükümlere var mak nisbeten kolay olacaktır.
Nihad Saminin makaleleri , Aile Dergisindeki yeni parçalat bizi bu mesela üzerinde yenideı düşündürdü. Ancak Aile Dergisi: «Râbi'a Hatunun şimdiye kadar hiç bir yerde çıkmamış 16 şiirini bu sayıdan itibaren yayımlamaya başlıyoruz (yaz sayısı, s.2) .dedi ğine göre bütün 16 şiiri görmeden kat’î hüküm vermek niyetinde bulunamadım. Gerçi Banarlmm ileri sürdüğü mütalâalar, kuvveti* ve projodimiz bakımından ger çekten ele alınmağa lâyıktırlar, Ve bize de mülayim geliyorlar. Vezin, kafiye, nazım şeklî bakı mından değil ayni zamanda üslup
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi