İKTİSAT ANABİLİM DALI
İKTİSAT BİLİM DALI
TÜRKİYE EKONOMİSİNDE İŞSİZLİĞİN EĞİTİM VE
YATIRIM HARCAMALARI AÇISINDAN
İNCELENMESİ
Ramazan YILDIZ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Danışman
Yrd. Doç. Dr. Haldun SOYDAL
Konya–2010
Ek- 1: Bilimsel Etik Sayfası T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
BİLİMSEL ETİK SAYFASI
Ö
ğrencinin
Adı Soyadı Ramazan YILDIZ
Numarası 084226002003 Ana Bilim / Bilim
Dalı İktisat/İktisat
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tezin Adı Türkiye Ekonomisinde İşsizliğin Eğitim Ve Yatırım Harcamaları Açısından İncelenmesi
Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.
Öğrencinin imzası (İmza)
Ek- 2: Yüksek Lisans Tezi Kabul Formu T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU
Ö
ğrencinin
Adı Soyadı Ramazan YILDIZ
Numarası 084226002003 Ana Bilim / Bilim
Dalı İktisat/İktisat
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Haldun SOYDAL
Tezin Adı Türkiye Ekonomisinde İşsizliğin Eğitim Ve Yatırım Harcamaları Açısından İncelenmesi
Yukarıda adı geçen öğrenci tarafından hazırlanan Türkiye
Ekonomisinde İşsizliğin Eğitim Ve Yatırım Harcamaları Açısından İncelenmesi başlıklı bu çalışma 18/02/2011 tarihinde yapılan savunma sınavı
sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile başarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir.
Ünvanı, Adı Soyadı Danışman ve Üyeler İmza
ÖNSÖZ
Ülkemizin en önemli ve öncelikli sorunlarından birisi belkide en önemlisi işsizlik ve istihdamdır. İşsizliğin azaltılmasında ve istihdamın artırılmasında etkili olabilecek önlemleri düşündüğümüzde işgücünün iş piyasası ihtiyaçları doğrultusunda eğitilmesi ve sürdürülebilirlik sağlanabilmesi için sektör, eğitim kurumları ve sosyal ortaklar işbirliğine önem verilmesi yaşam boyu eğitimin hayata geçirilmesi, istihdam artışı sağlanabilmesi için teşviklerin iller yerine sektörlere verilmesi ve sektör içinde de küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi, kayıt dışı sektörün kayıt içine alınması gibi önlemleri de içeren bir ulusal istihdam politikasının sosyal ortaklarla birlikte tasarlanması ve uygulamaya konulması, işgücüne her yıl en az beş yüz bin kişinin katıldığı ülkemizde zorunludur.
Konuyla ilgili bütün istatistiksel bilgiler göstermektedir ki, gerek çalışan gerekse işsiz olan nüfusun büyük bir bölümü herhangi bir mesleki beceriye sahip olmaktan yoksundur. Yapılan araştırmalarda; işverenler, istihdam edilenlerin büyük bir bölümünün mesleki açıdan kendilerinden beklenen niteliklere sahip olmadıklarını açıkça ifade etmektedirler. Bu ise, mal ve hizmet üretiminde, ulusal ve uluslar arası rekabette birinci derecede önem taşıyan ve belirleyici olan ‘insan faktörünü’ ciddi düzeyde ihmal etmekte olduğumuz gerçeğini gözler önüne sermektedir.
Yeterli istihdam artışının sağlanması, genel anlamda ekonomik büyümenin ve özel olarak da yatırımların bağımlı bir değişkeni sayılmıştır.
Bu çalışmanın oluşma ve olgunlaşma safhasında bilgi ve desteğini esirgemeyen Sayın Hocam Yardımcı Doçent Doktor Haldun SOYDAL’a ,
Ve kendilerinden çaldığım zamana gösterdikleri sabırdan dolayı sevgili eşim ve çocuklarıma teşekkürü borç bilirim.
Ramazan YILDIZ
Ek- 3: Türkçe Özet Formu T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Ö
ğrencinin
Adı Soyadı Ramazan YILDIZ Numarası
084226002003 Ana Bilim / Bilim Dalı İktisat/ İktisat
Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Haldun SOYDAL
Tezin Adı Türkiye Ekonomisinde İşsizliğin Eğitim Ve Yatırım Harcamaları Açısından İncelenmesi
ÖZET
Türkiye’de işsizliğin artış eğilimi dünya ve gelişmekte olan ülkeler ortalamalarının çok üzerindedir.
Son yıllarda ekonomide, esas olarak yabancı sermaye akışına dayanan hızlı bir büyüme dönemi olmuştur. Ne var ki yaşanan bu hızlı büyümeye rağmen ve ihracatta görülen belirgin artışa karşın işsizlikte yaşanan azalma cüzi boyutlarda kalmıştır.
1990’lar boyunca sürdürülen dışa bağımlı yapay büyüme stratejisinin ve çarpık toplumsal bölüşüm ve birikim mekanizmalarının tıkanması sonucu; kamu kesimi tasarruf ve yatırım yapamaz hale gelmiş, özel sektör birikim tercihleri giderek reel üretici sektörlerden uzaklaşarak spekülatif rantiyer tipi birikim alanlarına yönelmiş ve işgücü piyasalarda marjinalleşme ve kuralsızlaşma artarken toplumsal gelir dağılımı da ciddi biçimde bozulmaya itilmiştir.
İstihdam odaklı sürdürülebilir bir büyüme çerçevesinde rekabetçi bir ekonomi ve bilgi toplumu doğrultusunda istihdam imkânlarının geliştirilmesi, işsizliğin azaltılması, işgücü piyasası işleyişinin etkinleştirilmesi, eğitim ile istihdam arasında etkin bir ilişkinin güçlendirilmesi, tarım sektöründen ayrılan işgücünün diğer sektörlere kaydırılmasının sağlanması ve aktif işgücü politikalarının yaygınlaştırılması gereklidir.
Eğitim ve istihdam arasındaki ilişkilerin sağlıklı gelişmesi bir yandan eğitim sektörüne bağlı olduğu kadar, diğer yandan ise istihdam ve işgücü piyasasına bağlıdır.
Ek- 4: İngilizce Özet Formu T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Ö
ğrencinin
Adı Soyadı Ramazan YILDIZ Numarası
084226002003 Ana Bilim / Bilim Dalı İktisat / İktisat
Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Haldun SOYDAL
Tezin İngilizce Adı Examination Of Unemployment In Turkey's Economy In Terms Of Education And Investment Expenditures
SUMMARY
The upward trend in unemployment in Turkey is well above the average of the world and developing countries.
Economy in recent years, mainly based on the flow of foreign capital has been a period of rapid growth. However, despite this rapid growth and a significant increase in exports, the reduction in unemployment has remained modest dimensions.
During the 1990s, the ongoing strategy of export-dependent artificial growth, unbalanced income distribution and saving mechanism is blocked. Therefore, public sector has become unable to savings and investment. The private sectors have directed the saving preference toward speculative unearned income instead of production. Marginalization and irregularities has increased in the labor markets. Income distribution has deteriorated seriously.
A competitive economy, development of employment opportunities in the information society, reducing unemployment, efficient labor market, strengthening the relationship between education and employment, shifting the other sectors from agricultural sector of the workforce and dissemination of active labor programs are necessary for sustainable growth in employment-based.
Healthy development of relations between education and employment depends on the education sector and the labor market and employment
Keywords: Unemployment, foreign capital, investment, education and employment
İÇİNDEKİLER
Ek- 1: Bilimsel Etik Sayfası ... ii
Ek- 2: Yüksek Lisans Tezi Kabul Formu ... iii
ÖNSÖZ ... iv
Ek- 3: Türkçe Özet Formu ... v
Ek- 4: İngilizce Özet Formu ... vi
KULLANILAN KISALTMALAR ... ix
TABLOLAR LİSTESİ ... xi
GİRİŞ ... 1
BİRİNCİ BÖLÜM: İŞSİZLİK VE İSTİHDAM KONUSUNA GENEL BİR BAKIŞ 4 1.1. İşsizlik Tanımları ... 4
1.2. İstihdam Kavramı ... 5
1.2.1. Türkiye’deki İstihdam Politikaları ... 8
1.3. İşgücü Piyasası Bilgileri ... 13
1.4. İşsizliğin Anatomisi ... 15
1.5. İşsizlik Oranı ve Büyüme İlişkisi, Okun Yasası ... 18
1.6. İşsizlik Türleri ... 23
1.6.1. İradi İşsizlik: ... 24
1.6.2. Gayri İradi İşsizlik ... 25
1.6.2.1. Friksiyonel İşsizlik ... 25 1.6.2.2. Konjonktürel İşsizlik ... 26 1.6.2.3. Mevsimlik İşsizlik ... 26 1.6.2.4. Yapısal İşsizlik ... 27 1.6.2.5. Teknolojik İşsizlik ... 27 1.6.2.6. Gizli İşsizlik ... 27
İKİNCİ BÖLÜM: EĞİTİM VE YATIRIM KONUSUNA GENEL BİR BAKIŞ ... 28
2.1. Eğitimin Tanımı ve Önemi ... 28
2.1.1. Eğitim, İstihdam ve İşsizlik İlişkileri ... 32
2.1.1.1. Eğitim ve Ekonomik Büyüme ... 37
2.1.1.2. Eğitimin İktisadi Kalkınmadaki Rolü ... 42
2.1.2. Türkiye’de Eğitim ve İşgücü Piyasası ... 44
2.1.2.1. Mesleki Eğitim Programı UMEM-BECERİ’10 Projesi ... 52
2.2. Yatırım Kavramının Tanımı ve Kapsamı ... 53
2.2.1. Büyüme, Yatırım Harcamaları ve İstihdam ... 57
2.2.1.1. İstihdam Artışı Sağlamanın Yolları ... 70
2.2.2. Yatırım, Üretim ve İstihdam Önündeki Engeller ... 73
2.2.2.1. Enflasyon, Yatırım ve İstihdam ... 79
2.2.2.1.1. Enflasyonun Tanımı ve Türleri ... 79
2.2.2.1.2. Enflasyon ve Philips Eğrisi ... 80
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: GLOBALLEŞME, EKONOMİK KRİZLER, İŞSİZLİK VE İSTİHDAM SORUNUNA GENEL BİR BAKIŞ ... 84
3.1. Globalleşme Kavramı ... 84
3.1.1. Finansal Globalleşmenin Gelişim Süreci ... 86
3.1.1.1. Globalleşme ve Ekonomi Üzerindeki Etkileri ... 89
3.2.1. Finansal Krizin Sebepleri ... 93
3.2.1.1. Parasal Nedenler: ... 93
3.2.1.2. Tarımsal Nedenler ... 95
3.2.1.3. Sosyal ve Siyasi Nedenler ... 96
3.2.2. Finansal Krizin Ekonomiye Etkileri ... 97
3.2.2.1. Piyasa Faiz Oranı Üzerine Etkisi ... 97
3.2.2.2. Ödemeler Dengesi Üzerine Etkisi ... 97
3.2.2.3. Tüketim Harcamaları Üzerine Etkisi ... 99
3.2.2.4. Borsa Üzerindeki Etkisi ... 99
3.2.2.5. Tasarruf Üzerindeki Etkisi ... 100
3.3. Türkiye’de Finansal Krizin Gelişim Süreci ... 101
3.3.1. Türkiye’de Finansal Krizlerin Özellikleri ... 108
3.3.2. 2008 Dünya Ekonomik Krizi ve Türkiye Ekonomisi ... 113
3.3.2.1. Küresel Kriz Ortamında Türk Tarım Sektörünün Durumu ve Hollanda Örneği ... 117
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: TÜRKİYE EKONOMİSİ VE SON DÖNEM EKONOMİK ÖZELLİKLER ... 124
4.1. Türkiye’nin İktisadi Gelişimi ... 124
4.1.1. 1990’lı Yıllar Ve Ekonomide Serbestleşme Dönemi ... 128
4.2. Yüksek Faiz Düşük Kur Politikası ve Yabancı Sermaye ... 141
4.2.1. Dövizin Tanımı ve Yabancı Sermaye Kaynakları ... 141
4.2.2. Ülkelerin Yabancı Sermaye İhtiyaçları ... 142
4.2.3. Yüksek Faiz Düşük Kur Uygulamaları ... 144
4.2.4. Ülkemizde Yabancı Sermayenin Seyri ... 146
4.2.5. Kısa Süreli Sermaye Girişinin Etkileri ... 152
4.2.6. Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları ... 156
4.3. Dönemin İstihdam ve İşsizlik Sorunu ... 157
4.3.1. Türkiye Ekonomisinde İstihdamın Niteliği ... 157
4.3.2. Türkiye Ekonomisinde İşsizliğin Niteliği ... 160
4.4. Türkiye Ekonomisi’nde Yatırım Harcamalarının Niteliği ve Özelleştirme Uygulamaları ... 165
4.5. Hane Halkı İşgücü Dağılımı ... 172
SONUÇ: İSTİHDAM SORUNUNA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ... 177
KAYNAKÇA ... 186
Ek- 5: Özgeçmiş ... 197
KULLANILAN KISALTMALAR
İŞ-KUR : Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü TL : Türk Lirası
GSYH : Gayri Safi Yurtiçi Hasıla ILO : Uluslar arası Çalışma Örgütü AB : Avrupa Birliği
KİT : Kamu İktisadi Teşebbüsü TÜİK : Türkiye İstatistik Kurumu DPT : Devlet Planlama Teşkilatı SEK : Süt Endüstrisi Kurumu EBK : Et ve Balık Kurumu
TEKEL : Tütün, Tütün Mamulleri Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü GSMH : Gayri Safi Milli Hasıla
TCMB : Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası IMF : Uluslar arası Para Fonu
TÜSİAD : Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği SGK : Sosyal Güvenlik Kurumu
DTO : Dünya Ticaret Örgütü
KOBİ : Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler ATO : Ankara Ticaret Odası
ÇSGB : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ar-Ge : Araştırma Geliştirme
ÖTV : Özel Tüketim Vergisi MESS : Metal Sanayicileri Sendikası IMKB : İstanbul Menkul Kıymetler Borsası TÜFE : Tüketici Fiyatları Endeksi
TEFE : Toptan Eşya Fiyatları Endeksi TMSF : Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ÜFE : Üretici Fiyatları Endeksi
ABD : Amerika Birleşik Devletleri
FED : ABD Merkez Bankası
TZDK : Türkiye Zirai Donatım Kurumu TİGEM : Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü OECD : Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü ÖSS : Öğrenci Seçme Sınavı
KSO : Konya Sanayi Odası
TİSK : Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu TBB : Türkiye Bankalar Birliği
GAP : Güneydoğu Anadolu Projesi KDV . Katma Değer Vergisi
GSYİH : Gayri Safi Yurtiçi Hasıla
TOBB . Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği SGB : Strateji Geliştirme Başkanlığı Üc. A.İş. : Ücretsiz Aile İşçisi
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo-1: Dünyada İşsizlik: 1994, 1999, 2002-2004 (milyon) Tablo-2: Eğitim ve Gelir Düzeyi Artışı Arasındaki İlişki
Tablo-3: 1997-2004 Yılları Arasındaki Eğitim Harcamalarının Konsolide Bütçe ve GSMH İçindeki Payları
Tablo-4: Kamu Sabit Sermaye Yatırımları
Tablo-5: Kamu ve Özel Sektörde Yatırımlar; 1998-2007 (1998 Fiyatlarıyla, Bin TL) Tablo-6: İç Borçlanma Faiz Oranları
Tablo-7: İç Borç Stoku ve GSMH Artış Hızı Tablo-8: Aktif Nüfusun Sektörel Dağılımı (%) Tablo-9: Sektörlere Göre İstihdam (milyon)
Tablo-10: Toplam Vergi Gelirleri ve Kaynakları (Milyon TL) Tablo-11: Yurtiçi Talebe İlişkin Göstergeler
Tablo-12: Dış Ticaret Dengesindeki Gelişmeler Tablo-13: Dış Ticaret Göstergesi (000.000 $)
Tablo-14: Finans-İmalat Sanayi Sektörü Karşılaştırması (2009-9 Ay)
Tablo-15: Türkiye’de Faaliyet Gösteren Yabancı Sermayeli Kuruluşların Sektörel Dağılımı (Milyar TL)
Tablo-16: Türkiye’deki Doğrudan Yatırımların Sektörlere Göre Dağılımı (Milyon $)
Tablo-17: Türkiye’de Faaliyet Gösteren Yabancı Sermaye (Milyar TL) Tablo-18: Yurt Dışına Kar Transferi (Milyon Dolar)
Tablo-19: Sermaye Hareketleri
Tablo-20: İstihdamın Sektörel Payları ve Artış Hızları (000)
Tablo-21: İstihdam Edilenlerin Sosyal Güvenlik Kuruluşuna Kayıtlılık Durumu, Türkiye (Bin kişi 15 + yaş)
Tablo-22: Eğitim Durumuna Göre İşgücü Durumu, Türkiye (15 + yaş) Tablo-23: Sabit Sermaye Yatırımları
Tablo-24: Sektörel Büyüme Hızları Tablo-25: İşgücü Durumu (2008 Kasım)
Tablo-26: Mevsim Etkilerinden Arındırılmamış Temel İşgücü Göstergeleri (Mayıs 2010)
GİRİŞ
İnsanların ihtiyaçları geçmiş zamana göre içinde bulunduğumuz zamanda oldukça farklılaşsa da en temel ihtiyaçlarından bazıları değişmemiştir. Yaşamını maddeten ve manen sürdürebilmesi için çalışmaya, üretmeye ve gelir sağlamaya ihtiyacı vardır. İşsizlik günümüzde ortadan kaldırılması veya en aza indirilmesi gereken en önemli sorunlardan bir tanesidir.
İşsizlik ülkelerin sosyo-ekonomik durumlarına göre farklılık gösterse de çoğu ülkenin en büyük sorunlarından bir tanesini oluşturmaktadır. Türkiye yıllar itibariyle hemen hemen her dönem görülen yüksek işsizlikle mücadele etmek zorunda kalan bir ülkedir. İşsizliğin artış eğilimi gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ortalamasının çok üzerindedir.
Son yıllardaki hızlı ekonomik büyümeye paralel oluşan beklentinin aksine işsizlik oranı artmaya devam etmiştir. Büyümenin pozitif olduğu bu dönemde, normal koşullarda işsizliğin azalması ve istihdamın artması beklenmekteydi. Okun Yasası’na göre de ekonomik büyüme dönemlerinde işsizlik oranı düşer, istihdam oranı artardı. Ancak Ülkemizde büyümeyle birlikte işsizlikte hızla artmıştır.
Çünkü tercih edilen büyüme modeli istihdamı teşvik etmemektedir. Yatırımı ve üretimi hedef almamıştır. Büyümenin dayandırıldığı nokta tüketimden yanadır. Düşük kur yüksek faiz sarmalına alınan ve ithalata dayandırılan tüketimin, büyümenin lokomotifini oluşturması işsizliği tetiklemektedir. Üretmeden tüketmek sürdürülebilir değildir. Ayrıca bu ekonomik modelle Ülkemizin varlıkları, kendi insanını istihdamda kullanmak yerine, ithalat yapılan ülkelerdeki istihdamı finanse etmektedir. Giderek artan işsiz sayısı ve insanların üretimden pay alamaması gelir dağılımını da son derece bozmuştur.
Gelişmekte olan ülkelerin gelişmesini tamamlamak için sadece büyüme yetmemektedir. Büyüme ile birlikte eğitim, verimlilik ve sosyal yapıda iyileşme gibi değerleri de içine alan iktisadi gelişme hedef olmalıdır. Bunun için de; üretim, istihdam ve bölüşüm birlikte planlanmalıdır. Ülkemizde tasarruf oranı düşüktür.
Tasarruflar yatırıma dönüşmemektedir, mevduat çok sınırlı olarak yatırım kredisine gitmektedir. Yatırım miktarı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre çok düşüktür.
Ülkemize gelen yabancı sermaye sıfırdan yatırım yapmak yerine karlı işletmeleri satın almayı tercih etmektedir. Parasal akımlardaki büyüme orta ve uzun vadeli hedefleri desteklemek yerine kısa vadeli spekülatif yatırımları palazlandırmaktadır. Diğer taraftan ülkemizdeki firmaların çok büyük bir kısmının küçük ölçekli olması, istihdam üzerindeki vergilerin ağırlığı, prim yükü ve iş hayatını düzenleyen mevzuatın katılığı istihdamı olumsuz etkilemekte kayıt dışı işçi çalıştırmayı teşvik etmektedir. Kayıt dışılığın diğer önemli bir noktası da gerek sigorta primleri gerekse de ücret üzerinden alınan vergilerin asgari ücret üzerinden tahakkuk ettirilmesidir.
İstihdama kalitesi açısından bakıldığında; tarım istihdamının hala toplam istihdamın yaklaşık dörtte birini oluşturduğu görülmektedir. Tarımda verimsizlik söz konusudur. Ücretli istihdamı düşüktür, ücretsiz aile işçiliği yaygındır. Diğer taraftan tarım dışı işsizlik hala yüksektir. İstihdam ve işsizlik sorununu yoğun olarak yaşayan Türkiye, sanayileşme sürecini tamamlayamadan doğrudan tarımdan hizmetlere geçmiştir Üretimi artıran faaliyetlerin yerini hizmet sektörü almıştır. Son dönemde yatırım harcamaları azalmış bunun yerine güvenlik ve temizlik en büyük iki sektör haline gelmiştir.
TÜİK’in 2009 yılı işgücü ve istihdam verilerine göre, kadınların işgücüne katılım oranı % 26, istihdam oranı ise, % 23,2’dir. Ülkemizde genç işsizlik oranı genel işsizliğin iki katıdır. Genç nüfustan ekonomide ve kalkınmada etkin bir şekilde yararlanılamamaktadır.
Türkiye’nin çalışma çağındaki kalabalık nüfusunun sunduğu avantajlardan yararlanılabilmesi ve gençlere eğitim ve istihdam fırsatları sunabilmesi için genç nüfusuna yatırım yapması gerekmektedir. Genç işsizlik probleminin çözümü belli bir süreç gerektirmekte ve hükümet, kamu kurumları, sendikalar, uluslar arası kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları ve gençler gibi birçok aktörün aktif olarak bu sürece katılımını gerektirmektedir.
Türkiye ekonomisinin işsizlik sorununu çözebilmesi için her yıl belli oranda büyüme gerçekleştirmeli ve bu büyüme sürekli ve sürdürülebilir olmalıdır. Ancak büyüme istihdamın kapasitesini artıracak gerçek yatırımlara dayanmalıdır.
Eğitim ile ekonomik büyüme, eğitim ile istihdam arasında olumlu bir etkileşim vardır. İyi eğitilmiş, yetenekli, nitelikli işgücü küresel rekabetin belirleyici unsurudur. İşgücü piyasasının ihtiyaçlarının karşılanabilir olması, mesleki eğitim sisteminin başarısının bir göstergesidir. Ancak bu başarı sanayinin aktif katılımı ile mümkündür. Sanayi ile okullar arasında başarılı bir ilişki için; iletişim, işbirliği ve koordinasyon gereklidir.
Ancak bugünkü uygulama incelendiğinde eğitim ile işgücü piyasası arasındaki ilişki yeterince güçlü değildir. Eğitim programları ile işletmelerin ihtiyaçları örtüşmemektedir. Pratik eğitim ve staj imkânı sunulmamaktadır.
Eğitim ile yatırım harcamalarının işsizliğin azaltılmasında önemli bir araç olduğunun ortaya konulmaya çalışıldığı bu çalışmada; birinci bölümde işsizlikle ilgili temel kavramlar açıklanmıştır. İkinci bölümde eğitim ve yatırım kavramlarının tanımı yapılmış ve işsizlikle olan ilişkileri incelenmiştir. Üçüncü ve dördüncü bölümde genel ekonomi politikasının gelişimi içinde işsizlik ve istihdam sorunu incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise sorunun çözümüne yönelik önerilere yer verilmiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM: İŞSİZLİK VE İSTİHDAM KONUSUNA GENEL BİR BAKIŞ
1.1. İşsizlik Tanımları
İşsizlik sadece az gelişmiş ülkelerin değil, sanayileşmiş ülkelerin de önemli ortak sorunlarını oluşturmaktadır. İşsiz; çalışma gücü ve isteği olduğu halde, cari ücret seviyesinde iş arayıp da bulamayanların toplamı şeklinde tanımlanır. Ancak bu tanım açık işsizliği belirtmektedir. Bir de işsizliğin gizli yönü vardı. Gizli işsizlik, çalışır görünen, ancak işteki verimliliği çok düşük olanların toplamından oluşur.
İşsizlik sadece bir sorun olmanın ötesinde, toplumsal ve kişisel yönleri de olan bir olgudur. Çünkü çalışma istem ve gücünde olan insanların işsiz kalmaları onların değil, yerleşik ekonomik organizasyonun kusurudur. Bu işsizliğin toplumsal yönüdür ve getirilecek önlemlerin farklılaşmasına neden olur. İşsizlikten doğan iki büyük sorun vardır. İlk olarak işsizlik, işsiz kalan kişilerin yararsız, istenmeyen insan olduğu duygusunu yaratır. İkinci olarak, insanların yaşamına korkuyu getirir ve korkudan nefret doğar. İşi olan insanlara bakış açılarında değişiklikler meydana gelir.
Geniş anlamıyla işsizlik, emeğin hiç ya da tam kapasite ile çalışmaması veya gerektiği şekilde ve yerde çalışmaması suretiyle boşa harcanmasıdır.
Dar anlamda işsizlik ise, genellikle, çalışma yetenek ve arzusunda olmasına rağmen, cari ücret düzeyinde uygun bir işte çalışamaması sebebiyle istihdam dışında kalması olarak tanımlanmaktadır.
Uluslar arası standartlara göre; -İşsiz olma
-Halen çalışmaya elverişli bulunma -Bir iş talep etme
Bu üç unsuru birlikte taşıyanlar işsiz kabul edilmektedir.
Bir başka tanımda işsiz; referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan (kar karşılığı, ücretli ya da ücretsiz bir iş ile ilişiği de olmayan) kişilerden iş aramak için son altı ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 15 gün içinde iş
başı yapabilecek durumda olan 12 ve daha yukarı yaştaki tüm kişiler işsiz nüfusa dâhildirler diye tanımlanmaktadır. Ayrıca, iş bulmuş ya da kendi işini kurmuş ancak işe başlamak ya da iş başı yapmak için çeşitli eksikliklerini tamamlamak amacıyla bekleyenlerden 15 gün içinde işbaşı yapabilecek kişiler de işsiz nüfus kapsamına dahil edilmektedir. (Ergün, 1999: 4-5)
1.2. İstihdam Kavramı
İstihdam ve işsizlik, birbirinden ayrı düşünülemeyen yaşamsal önemde bir alandır. İstihdam ve işsizlik, bir bakıma çalışma ve çalışamama olarak tanımlanabilir ve gerek bireysel gerek toplumsal düzeyde yarattığı ciddi sorunlar açısından üzerinde önemle durulması gerekir. Ülkede çalışmak isteyip de iş bulamama durumunda kalınması, çoğu defa sanıldığı gibi kusur değil, uygulanan ekonomik ve sosyal politikalarla ilişkilendirilmesi gereken bir sonuçtur.
Bir ekonomik kavram olarak istihdam; kısaca üretim faktörlerinin üretim sürecinde kazanç elde etmek amacıyla çalışması ya da çalıştırılması olarak tanımlanabilir. Bir ülkenin ürettiği toplam mal ve hizmet miktarı yani milli geliri ile o ülkenin işe başlatıp çalıştırabildiği üretim faktörlerinin sayısı arasında doğru orantılı bir ilişki vardır.
Dar anlamda istihdam, işçilerin çalışmasıdır. Çalışmak gücünde ve arzusunda olan kişilerin ücret karşılığında hizmetlerinden yararlanılmasıdır. (Özgüven, 1991: 426)
İstihdam düzeyi ya da aynı şey demek olan iş hacmi, bir ülkede belli bir dönemde, genel olarak bir yılda, çalışılan basit iş saati toplamıdır. (Aren, 1992: 4)
Bir ekonomide üretim faktörlerinin tamamı çalışıyor ve üretiyorsa bu ekonomik sistemin tam istihdam durumunda olduğu ya da tam istihdama yaklaştığı söylenmektedir. Tam istihdamın gerçekleştiği ekonomide, mevcut çalışma koşullarında ve cari ücret düzeyinde çalışmak isteyen tüm emek sahiplerinin iş bulabildiği gibi, ülkenin mevcut sermaye malları stoku ve tabiat faktörü de tamamen üretime katılmış durumdadır. Böylece ekonominin mevcut üretim potansiyelinden tamamen yararlanılmakta ve atıl kapasite bulunmamaktadır. Ancak bu tamamen
teorik bir durumdur. İşsizlik oranını sıfırlamak genellikle mümkün değildir. İşsiz sayısı çalışabilecek kişilerin % 2’sine düştüğü zaman tam istihdamdan bahsedilmektedir. Tam istihdam üretim faktörlerinin en verimli şekilde kullanıldığı durumu ifade etmektedir.
S. Zaim’e göre, işgücü; bir ülkede emek arzını insan sayısı yönünden ifade eden bir kavramdır. Diğer bir deyişle işgücü, bir ülkedeki nüfusun üretici durumda bulunan yani iktisadi faaliyete katılan kısmı demektir. Bir diğer ifade ile çalışma arzu ve iktidarında olan insanların tümüne işgücü denir. Çünkü çalışma çağındaki nüfusun tümü (14-65 yaş arası) çalışma hayatına atılmak istemeyebilir veya istese dahi sağlık ve başka nedenlerden dolayı bu isteklerini gerçekleştirmeyebilirler. ( Aktaran: Ayvaz, 1990: 1)
Tam istihdamın sağlanması ve sürdürülmesi ancak istihdam hacminin devamlı olarak genişletilmesiyle olanaklıdır. Tam istihdamın sürdürülmesi için yapılan yatırımlar, ülkenin sermaye donanımını devamlı olarak artıracaktır. (Aren, 1992: 6)
Eksik istihdam durumunda; talep yetersizliğinden dolayı üretim faktörlerinin bir kısmı üretime katılmamaktadır. Bu durumda üretilen mal ve hizmetlerin bir kısmı satılamamakta ve stoklar artmaktadır. Dolayısıyla üreticiler talep edildiği kadar üretecek, üretim hacmini daraltacaktır. Mal ve hizmet üretiminin azalması bir kısım işgücünün işsiz kalması demektir. Bu da bilindiği üzere eksik istihdamdır. Ülkelerde sahip olunan kaynak ve sermayenin eksik kullanılması potansiyel üretim gücünün kaybedilmesi demektir. Aslında insanların ihtiyaçları sonsuz olduğu için atıl faktörlerin de üretecekleri mal ve hizmete istekleri vardır. Fakat her istek talep değildir. İsteklerin talep halini alabilmesi için satın alma gücü ile desteklenmesi gerekir.
İstihdam olanaklarının kısa sürede artırılamaması, talep yetersizliği ve üretim alanlarının meydana getirilme sürecinin uzaması mevcut işsizlere yeni işsizlerin eklenmesine neden olur. Gelir dağılımındaki adaletsizlik beslenme ve eğitim yetersizliğini de beraberinde getirir. Böylece gelişen üretim tekniklerini öğrenerek uygulayacak işgücü yetersiz olduğundan vasıfsız işgücünün istihdamı azalacaktır.
AB ülkelerinde işsizliğin yüksek boyutlarda seyrettiği göz önünde bulundurulduğunda istihdam, AB’nin temel sorunlarından biridir. Bu nedenle ilk kez komisyonun 1993 yılında hazırladığı Büyüme, Rekabet Gücü ve İstihdam Konulu
Beyaz Kitabı takiben Essen Zirvesi’nde (9-10 Aralık 1994) istihdamın artırılması için beş öncelikli alan belirlenmiştir. (Aktaran: Ceylan Ataman, 2003)
1-Mesleki eğitim alanında yatırımın artırılması 2-İstihdamı artırmaya yönelik büyüme sağlanması
3-Ücrete dayalı olmayan işgücü maliyetlerinin azaltılması 4-İşgücü piyasalarına ilişkin politikaların etkinliğinin artırılması
5-Toplumun istihdamdan özellikle zarar gören kesimlerine yardımın artırılması.
İktisadi gelişmeyle beraber bir yandan iş hacminin öte yandan da ücretlerin arttığı anlaşılmaktadır. Gerçi sanayileşme hareketlerinin başladığı yıllarda modern teknolojinin, iş hayatına büyük ölçüde girmesinin işsizliğin en önemli sebebi olduğu kabul edilmişse de zamanla bu işsizliğin sürekli olmadığı, hatta modern teknolojinin gelişimi ile bu teknolojiyi kullanacak insan gücüne gereksiniminin fazla olması nedeniyle, gerekli eğitimin kazanılması sonucu işsizliğin azalmasına neden olduğu bile görülmüştür. (Ayvaz, 1990: 2)
Nüfusun artması, hızlı sanayileşme sürecinin nispeten yeni başlamış olması ve sanayileşmeyi etkileyen faktörlerin istikrarlı bir seyir takip edememiş olması, mesleki ve teknik eğitimde gerekli büyük gelişmelerin gerçekleştirilememesi, köylerden şehirlere olan nüfus akımının yüksek bir oranda devamı, özellikle emek yoğun malların ihracatının fazla artmaması gibi nedenler istihdam sorununun şiddetini arttırmaktadır. (Ayvaz, 1990: 3)
İstihdam Politikasının amaçları şöyle sıralanabilir: (Özgüven, 1991: 428) 1-İşsizliği azaltmak
2-Çalışan işçilerin eğitim, konut, sağlık, sosyal haklar gibi sorunları ile ilgilenmek,
3-Emek ve iş piyasalarının daha iyi işlemesine yardımcı olmak, 4-Genel iktisat politikası ile uyum sağlamak.
1.2.1. Türkiye’deki İstihdam Politikaları
Mal ve hizmetlerin üretimini mümkün kılan ya da üretimde kullanmak zorunda olduğu her şeye üretim faktörleri denilmektedir. Üretim faktörleri içerisinde insanın beyin ve kas gücünü kullanmasına emek denilmektedir.
Emek piyasasında arz edilen emeğin miktarını belirleyen birçok faktör vardır. Toplam nüfus, nüfusun yaş ve cinsiyet oranı, çalışma hayatını düzenleyen mevzuat, iş arayanların iş ve meslekten beklentileri (sosyal sigorta, kariyer planlaması, çalışma koşulları vb) ve ücret. Bireysel planda düşündüğümüz zaman birey ücret arttıkça arz ettiği emek miktarını arttırır. Zira amaç daha fazla gelir elde etmek daha iyi bir yaşam standardına kavuşmaktır. Ancak insan çalışmakla elde ettiği ücret karşılığında bazı şeylerden fedakârlık yapmaktadır. Çünkü çalışarak geçirdiği zamanı başka şekillerde de değerlendirebilir. Öyleyse bir kimsenin emeğini arz ederken arz miktarını ücretin yanında çalışmanın alternatif maliyeti de belirleyici olmaktadır.
Bir ekonomi düzeninin yeterli bir biçimde işleyip işlemediği, her şeyden önce, cari ücret karşılığı çalışmak isteyen herkese iş sağlayabilip sağlayamamasıyla ölçülür. Herkese iş sağlayamamak, bir ekonomi düzeni için son derece büyük bir kusurdur. Bu kusur, sadece, işsiz kalan kimselerin maddi ve manevi yoksulluk ve acı çekmelerine neden olmaktan ibaret değildir. Böyle bir durum, aynı zamanda, ekonomi düzeninin, var olan kaynakları tam olarak kullanabilmek ve böylece ulusal refahı olanak içindeki en yüksek düzeye çıkarabilmek konusunda acze düştüğünü de ifade eder. Bu nedenle, işsizlik sigortaları kurulması ve bu yolla işsizlerin kişisel acılarının ve sorunlarının hafifletilmesi, çok yerinde ve zorunlu bir önlem olmakla beraber, böyle bir önlemin, ekonomi düzeninin işsizlik biçiminde dışa vuran başarısızlığını düzeltmek ya da ortadan kaldırmak demek olmadığını göz ardı etmemek gerekir. (Aren, 1992:1)
Türkiye ekonomi tarihine bakıldığında ekonominin daima büyüme eğiliminde olduğu ancak sürdürülebilir büyümenin temin edilemediği buna binaen işsizlik sorununun da önlenemediği görülmektedir. Türkiye ekonomisinde sürdürülebilir bir büyümenin sağlanamamasının ve işsizlik probleminin çözülememesinin ekonomik ve sosyal nedeni vardır. (Göktaş Yılmaz, 2005: 74)
Bu kısmen kendi sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik ve politik özelliklerine ve büyük ölçüde üniversal iktisat prensiplerine bağlı bir konudur. İnsanların mesleklere ve talebe uyan biçimde iyi bir eğitim alması verimliliği artırmakta bu da yatırımlarla sağlanacak büyüme hızını artıracaktır. Bu, istihdam lehinedir. (Kılıçbay, 1992: 270)
Ekonomik büyüme politikaları, insani sermaye yatırımlarını dikkate alarak oluşturulup reel anlamda ekonominin büyümesine yönelik olmalıdır. Ancak bu tür ekonomi politikalarının uygulanması ile devamlı bir ekonomik büyüme sağlanabilecek ve işsizlik oranı düşük seviyelere inebilecektir.
1961 Anayasasında istihdam sorununa çözüm getirmek devletin görevlerinden sayılmış ve ‘iş arayan herkese iş imkânının sağlanmasının devlet tarafından yerine getirileceği’ öngörülmüştür. Yine 1963’den bu yana beş yıllık kalkınma planlarının hepsinde işsizliğin önlenmesine yönelik tedbirler yer almıştır. Ancak çeşitli nedenlerle söz konusu tedbirler yeterince gerçekleştirilememiş ve işsizlerin sayısı artmaya devam etmiştir. Giderek kronikleşen ve daha etkili hale gelen işsizlik sorunu bugün ülke sorunlarının başında gelmektedir. (Yılmaz, 2005: 44)
2000’li yıllara gelindiğinde, işsizlik oranlarının tüm dünya ülkelerinde iki haneli rakamlara ulaşması, ekonomik, sosyal ve politik anlamda ciddi tehlike sinyalleri vermektedir. 1980-1990 yılları arasında izlenen devletin ekonomiden uzaklaştırılması politikaları sözü edilen 10 yılda ülke ekonomilerindeki özel sektörü teşvik ederek, büyüme oranları arttırmasına rağmen, 2000’li yıllarda yaşanan küresel finansal krizler, ülkeler arası yaşanan sıcak savaşlar ve politik istikrarsızlıklar sonucu, kamu sektöründeki yatırımların azalışı ile birlikte, özel sektördeki yatırım artışlarının işgücündeki artışı karşılayamaması sonucu ortaya çıkmaktadır. Nitekim özellikle Türkiye Ekonomisi’nde 1999 yılından sonra, işgücündeki artışa rağmen, istihdamdaki azalma işsizlik oranlarının daha fazla yükseleceği yönünde sinyaller vermiştir. (Onur, 2006: 14-15)
İşsizlik ve işsizlerin istihdamı sorunu 1950’li yıllarda Türkiye’nin gündeminde yer almaya başlamıştır. 2001 yılında yaşanan ekonomik krizler işsizlik sorununu daha da ağırlaştırmıştır. Genç nüfus yapısına sahip Türkiye’de işsizlerin % 62’si 15-29 yaşları arasındadır. Bunlar içinde, eğitim ve askerlik sonrası olması nedeniyle 20-24 en kalabalık yaş gurubudur. Türkiye’de işsizlerin eğitim düzeyi genelde düşüktür. Yine büyük bir kısmı vasıfsızdır. İşsiz nüfusun dağılışında en dikkat çekici özellik
işsizlerin büyük çoğunluğunun (% 74,8) şehirsel alanlarda yer almasıdır. Şehirlerdeki mevcut işsizlerin yanı sıra, kırdan şehire göçlerle kırdaki açık ve gizli işsizler şehirlere taşınmış ve şehirlerdeki işsiz sayısını giderek arttırmıştır. Kırda ise, açık işsizlerin yanı sıra gizli işsiz olarak tanımlanabilecek eksik istihdam sorunu devam etmektedir. Türkiye’de uzun süredir devam eden kırdan şehre göçlere rağmen, kırda çok sayıda açık ve gizli işsiz bulunması, iş bulmak ve çalışmak gibi ekonomik nedenlerle şehirlere göçlerin devam edeceğini göstermektedir. (Yılmaz, 2005: 43)
Türkiye, Birleşmiş Milletler Kalkınma Proğramı tarafından 2000 yılında yayınlanan ‘Nüfus ve Demoğrafi’ raporuna göre, 2000 yılı itibariyle 14-65 yaş arası çalışma çağındaki nüfusun tarihteki en yüksek orana ulaştığı bir döneme girmiştir. ‘Fırsat penceresi’ adı verilen bu dönem, ülkeler için özellikle iş gücü piyasası açısından ciddi fırsatlar yaratırken, bu fırsatın değerlendirilmesi için en temel koşul, söz konusu nüfusun iyi eğitilmesi ve sürecin ekonomik yatırımlarla desteklenmesidir. (Ekonomistler Plarformu, 2009: 1)
Zaten kronik bir hal almış olan işsizlik rakamları bu çerçevede Nisan 2009 itibariyle Türkiye genelinde % 16,1 seviyesine ulaşırken, işgücü piyasasına katılım oranının da düşüklüğü ile resmi rakamların çok daha üzerinde bir işsizlik seviyesi ile karşı karşıya kalındığı ortaya çıkmıştır. Bu süreçten en fazla etkilenen kesim ise özellikle gençler olmuştur. 15-24 yaş arası genç nüfusta işsizlik oranı % 30’lara yaklaşmıştır. (Ekonomistler Platformu, 2009: 1)
S. Özdemir vd. göre, istikrara kavuşmayan kentleşme, siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, kamu ve özel sektörde yatırım yetersizliği, işgücü niteliğinin sanayinin ihtiyaçlarına cevap verememesi, işgücünün vasıf seviyesi, faiz ve dış ticaret hadleri, hızlı teknolojik gelişmeler ve artan rekabet ortamında nitelikli işgücü gerekliliği, kapasite kullanım oranındaki yetersizlik, girişimcilere sağlanması gereken eğitim, kredi ve örgütlenme yetersizlikleri gibi çok sayıda faktör ülkemizde işsizliğin boyutunu artırmakta ve işsizlik sorununu karmaşıklaştırmaktadır. (Aktaran: Yılmaz Eser ve Terzi, 2008: 230)
Türkiye’de beşeri sermaye yatırımlarının yetersiz olması ve bu yatırımları arttırıcı politikaların geliştirilememesi iktisadi büyüme ve dolaylı olarak da işsizlik üzerinde olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Türkiye’de reel yatırımların hızlı nüfus artışı ile birlikte son yıllarda artış göstermesine rağmen, reel yatırımların bu nüfus
artışını karşılayabilecek miktara yükselememesi, işgücüne katılma oranını arttıramamıştır.
M. M. Özaydın’a göre, Türkiye’de bilinçli ve yaygın bir işsizlikle mücadele programı uzun yıllar boyunca uygulanamamıştır. İstihdam politikaları ilk olarak kalkınma programları içerisinde yer almaya başlamış ancak plan metinlerde yer almaktan öteye gidememiştir. (Aktaran: Eser ve Terzi, 2008: 242)
S. Özdemir vd. göre, Türkiye’de istihdam politikalarının gelişimi incelendiğinde, işsizlikle mücadeleye yönelik önlemlerin ilk Beş Yıllık Kalkınma Planından itibaren tüm kalkınma planlarında yer aldığı görülmektedir. Genel olarak, kalkınma planları değerlendirildiğinde, planlarda işsizliğin temelde ekonomik büyümeye bağlı olarak azaltılabilecek bir problem gibi görüldüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca, planlarda izlenmesi öngörülen birçok politika muğlak ifadelerle yer almakta, bir planda ısrarla üzerinde durulan önlem ve önerilere bir sonraki planda rastlanmamaktadır. Asıl önemlisi hükümet değişiklikleri nedeniyle hazırlanan plan ve projelere genelde süreklilik kazandırılamamıştır. Sonuç olarak ülkemizde planlı dönemden bugüne kadar kapsamlı bir ulusal istihdam politikasının belirlenemediği ve hayata geçirilemediği söylenebilir. (Aktaran: Eser ve Terzi, 2008: 242)
Hane halkının işgücü piyasasında üstlendiği rol, hane halkının genel refah ve yaşam standardını belirleyen temel bir unsur olmaktadır. 2002-2005 döneminde istihdamın sektörel dağılımında değişim gözlemlenmiştir. Tarım sektörünün istihdam içindeki payı önemli ölçüde azalmıştır. (Çelebi, 2008: 1-2)
Ülkemizde uzun yıllar işsizliği çözecek sürdürülebilir bir ekonomik büyüme sağlanamamıştır. Büyüme ve ekonominin istihdam yaratma kapasitesi yüksek enflasyon, artan kamu açıkları ve yüksek faizler, oynak döviz kurları, siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar ve krizler nedeniyle çok zayıf bir performans göstermiştir. Aynı zamanda, tarım sektöründeki çözülme, işgücünün eğitim düzeyinin düşüklüğü ve işgücü piyasasının yapısal özellikleri ( istihdam üzerindeki vergiler, yatırım maliyetleri, kayıt dışı istihdam) sorunu iyice çözümü zor hale getirmiştir. (Başesgioğlu, 2006: 1)
ILO’nun Dünya İstihdam Raporu 2004-2005 ve Küresel İstihdam Eğilimleri Raporlarında işsizlikle mücadele politikaları olarak önerilen, işgücü piyasasına katılımın arttırılması, işçi ve işletmelerin taleplere uyum yeteneklerinin geliştirilmesi,
beşeri sermayeye etkin yatırım, verimlilik artışı sağlanması, iyi yönetişim, etkin sosyal diyalog gibi tüm ülkelerde etkili olabilecek genel doğruların yanı sıra ülke özelinde etkili olabilecek önlemleri düşündüğümüzde, kamu istihdam hizmetlerinin etkin ve yaygın hale getirilmesi ve de yerel ihtiyaçlar doğrultusunda çeşitlendirilmesi, işgücünün iş piyasası ihtiyaçları doğrultusunda eğitilmesi ve sürdürülebilirlik sağlanabilmesi için sektör-eğitim kurumları ve sosyal ortaklar işbirliğine önem verilmesi, yaşam boyu eğitimin hayata geçirilmesi, istihdam artışı sağlanabilmesi için teşviklerin iller yerine sektörlere verilmesi ve sektör içinde de küçük işletmelere ayrıcalık tanınması, kayıt dışı sektörün kayıt içine alınması için kayıtlı olabilmenin önündeki bürokratik ve yasal işlemlerin kaldırılması, işlem zorunluluğunun en aza indirilmesi ve üretim ve istihdamdaki vergi yükünün hafifletilmesi gibi önlemleri de içeren bir ulusal istihdam politikasının sosyal ortaklarla birlikte tasarlanması ve uygulamaya konulması, işgücüne her yıl en az yarım milyon kişinin katıldığı ülkemizde herhalde zorunludur. (Aktaran: Şahin, 2009: 4)
Avrupa Birliği’ne girmeye çalıştığımız süreçte birliğe aday ülkelerde de gözlemlendiği gibi tarım sektörünün küçülmesi ile kentlere hızlı bir işgücü göçünün yaşanacağı (kaldı ki uygulanan yanlış tarım politikaları ile bugünden yaşanan) dikkate alındığında yoksullukla mücadele ve gelir dağılımındaki adaletin sağlanması ve sosyal barışın temini açısından yatırım ve istihdam yaratacak politikaların ve nitelikli insan gücüne ulaşmada uygulanacak eğitim politikalarının siyasi polemiğe dönüştürülmeden, bilimsel temele göre hazırlanarak hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. (Şahin, 2009: 4)(Tablo:1)
Tablo-1: Dünyada İşsizlik: 1994, 1999, 2002-2004 (milyon)
Yıllar 1994 1999 2001 2002 2003 2004
Toplam 140.3 170.3 174.3 180.9 185.2 184.7
Erkek 82.8 99.5 102.8 107.0 110.0 109.7
Kadın 57.5 70.9 71.5 73.8 75.2 75.1
Kaynak: Küresel İstihdam Eğilimleri Modeli 2005 Aktaran: Şahin, 2009: 5
1.3. İşgücü Piyasası Bilgileri
İşgücü piyasası bilgileri, insan kaynaklarının yaratılması ve kullanılması ile ilgili karar süreçlerinde büyük bir öneme sahiptir. Ulusal işgücü ve istihdam politikalarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve değerlendirilmesinde işgücü piyasası bilgileri vazgeçilmez bir yol oynar ve herhangi bir işgücü piyasası bilgi programı, tüm sektörlerde ve ekonominin tüm alanlarında işgücü arz ve talebinin uzun vadede tam bir profilini ortaya koymak zorundadır. (Ergün, 1999: 1)
Ekonomik politika izlemenin ilk koşulu, ekonomik gidiş hakkında tahminler ve çözümlemeler yapmaktır. Böylece içinde bulunulan durum ve gelişme yönleri tespit edilince, buna karşı ne gibi önlem alınabileceğini belirlemek de olanaklı olur. Diğer yandan ekonomik hayatın gidişi hakkında doğru tahminlerde bulunmak son derece güçtür. Bunun bir nedeni istatistik bilgilerinin yetersizliğidir. Bu yetersizlik yalnız bilgilerin tamlığı ve sağlığı bakımından değil fakat aynı zamanda, zamanında elde edilmesi bakımından da söz konusudur. Gerçekten özellikle az gelişmiş ülkelerde, istatistik bilgiler ekonomik gidiş hakkında doğru bir teşhis ve tahmin yapmaya olanak vermeyecek kadar eksik ve sağlıksız olduktan başka, politika uygulayıcılarından çok ekonomi tarihçilerinin işlerine yarayacak kadar geç elde edilmektedir. Bu sonuncu nokta önemlidir. Çünkü önlemler zamanında alındıkları takdirde daha etkili olurlar. Ekonomik gidiş hakkında isabetli tahminlerde bulunmak güçlüğünün diğer nedeni ekonomik hayatın karmaşık oluşudur. Gerçekten ekonomik hayat sayısız olayların etkisi altındadır. (Aren, 1992: 215-216)
İşgücünün niteliklerinin yükseltilmesi ve eğitimin ekonomik etkinliğinin artırılabilmesi için işgücüne yönelik talebin rasyonel bir biçimde bilinmesi ve ölçülmesi gerekmektedir. İş yaşamının ihtiyaç duyduğu işgücünün niteliği ve niceliği tam, gerçekçi ve güvenilir biçimde tespit edilememesi nedeniyle, eğitim arzı da tahminlere göre yapılmaktadır. Bir yandan mezun olan gençler eğitim aldıkları alanlarda istihdam imkânı bulamazken öte yandan bazı alanlarda kalifiye işgücü ihtiyacı bulunmaktadır. Bu durum, eğitim arzı ile işgücü talebi arasındaki uyumsuzluğun doğal sonucudur. Eğitim ve öğretim programları geliştirmenin temelini iş piyasası araştırmalarının sonuçları oluşturmalıdır. Öncelikle meslek standartları belirlenmeli, mesleki eğitim standartları ve mesleki eğitim program
geliştirme çalışmaları bu temel üzerinde yükselmelidir. İşgücü piyasasınca kabul edilen mesleki yeterliliklerin belirlenmesi, aynı zamanda eğitim standartlarının belirlenmesini ve buna uygun eğitim verilmesini de beraberinde getirecektir. Böylece eğitim ile istihdam arasında sağlıklı yapı oluşturmak mümkün olacaktır. (Kılıç, 2006: 1)
Sanayileşmiş ülkelerde Çalışma Bakanlıkları, işgücü ve istihdam politikalarının oluşturulması ve uygulanmasında önemli sorumluluklara sahiptir. Bu ülkelerde, kapsamlı işgücü bilgi sistemlerinin insan kaynaklarının geliştirilmesi ve değerlendirilmesine ilişkin karar süreçleri için gerekli bir temel olduğu yaygın bir şekilde kabul edilmektedir. Bu nedenle bu ülkelerde işgücü piyasası bilgilerinin etkin bir şekilde kullanılması ve kapasitesinin artırılması amacıyla büyük miktarlarda harcamalar yapılmakta ve işgücü arz ve talebiyle ilgili tüm bilgileri işgücü servisleri aracılığıyla elde edilmektedir. Bu bilgiler ülkede hangi alanlarda istihdam fazlası olduğunu veya hangi alanlarda istihdam açığı olduğunun sağlıklı biçimde ortaya konmasında kullanılmaktadır. Bu profilin ortaya konması, yeni yatırımların hangi alanlarda yapılmasının uygun olacağına karar vermede ve eğitim politikalarının yönlendirilmesinde büyük önem taşımaktadır. (Ergün, 1999:1)
İşgücü piyasasındaki mevcut durumu izlemek, değişimleri takip etmek ve bunların işgücü ihtiyacı üzerindeki etkilerini ortaya koymak amacıyla İş-Kur tarafından işgücü piyasası ihtiyaç analizine yönelik İşgücü Piyasası Araştırması yapılmıştır. İşgücü Piyasası Araştırması, işverenlerin günümüzde ve önümüzdeki dönemlerde hangi sektörlerde, hangi mesleklerde, ne kadar elemana ihtiyaç duyduğunun ve hangi mesleklerde eleman temininde güçlük çektiklerinin tespit edilmesine yardımcı olacaktır. Bunun yanı sıra, bu anketin sonuçlarının, aktif işgücü programlarının ekonominin ihtiyaçlarına göre uygulanmasına katkı sağlaması beklenmektedir.
İşsizlik oranını artıran diğer faktörlerin başında emek piyasasındaki enformasyon eksikliği, kayıt dışı çalışma ve işgücünün gerekli niteliklere yeterince sahip olmaması gelmektedir. Enformasyon eksikliği yüzünden emek arz ve talebi kısa sürede buluşamamakta, iş arama süresi uzamakta, işverenler eksik istihdam veya nitelikleri işe uygun olmayan işçilerle çalışmak zorunda kalabilmektedir. Nitelikleri işe uygun olmayan işçilerin istihdamı verimsizlik, rekabet gücünün ve yeni
yatırımların azalması yoluyla tekrar işsizliğe yol açabilmektedir. (Demir ve Bakırcı, 2005: 3)
Gündoğan’a göre, Türkiye’de işsizliğin çeşitli türlerinin bir arada olması, bazı işsizlik türlerinin ölçülmesinde karşılaşılan zorluklar ve verilerin yetersiz olması işsizliğin gerçek boyutlarının saptanmasını zorlaştırmaktadır. Ülkemizde işsizlikle ilgili verileri TÜİK, DPT ve Türkiye İş Kurumu toplamaktadır. Ancak bu kurumların ortaya koyduğu işsiz sayıları birbirinden farklıdır. Bu farklılığın temel nedeni kurumların yapmış oldukları işsizlik tanımlarının farklı olmasıdır. (Aktaran: Güven vd., 2007: 112)
1.4. İşsizliğin Anatomisi
İstihdam, üretim faktörlerinin (emek, toprak ve sermaye) fiili olarak üretim sürecinde kullanılmasıdır. Elde bulunan kaynakların üretime katılmayan kısmına eksik istihdam veya işsizlik denir. Üretim faktörlerinin tam olarak istihdam edilmesi halinde bir ekonominin üretebileceği hasıla miktarına potansiyel hasıla denir. Eksik istihdam, potansiyel hasıla ile fiili olarak üretilen hasıla arasındaki fark olarak tanımlanır. İstihdamın dar anlamda tanımı sadece emek faktörünü içerir. Böylece istihdam, emek faktörünün iktisadi faaliyetlere katılması olarak ele alınır. İşsizlik ise emeğin fiili olarak üretime katılmamasıdır.
İktisadi anlamda emek, ülke nüfusuna dayanmaktadır. İşgücü, çalışma kabiliyet ve isteğine sahip nüfustur. İşgücü, aktif nüfus ile aynı anlamdadır. Faal nüfus, ülke nüfusundan çalışma çağı dışındaki nüfus (0-14 yaş arasında ve 65 yaş üstünde olanlar) ile çalışma çağındaki nüfus (14-65 yaş arasında olanlar) içerisinde olup ta çalışma istek ve kabiliyetinde olmayanların (ev hanımları, öğrenciler, emekliler, hapiste yatanlar, sakatlar (en az % 40 ve üzeri özürlü olduğunu belgeleyenlerin özürlü statüde 50+ kamu ve özel sektör işyerlerinde çalıştırılma zorunluluğu 4857 sayılı İş Kanununun 30. maddesinde düzenlenmiştir.), mülk geliri ile geçinenler, askerler ve çalışmak istemeyenler…) düşülmesi ile elde edilir. Faal nüfus (işgücü) da çalışanlar (fiilen istihdam edilenler) ve işsizler olarak taksim edilmektedir.
* Toplam Nüfus = 12 Yaş ve Üstü nüfus +12 yaşından küçük nüfus =
İşgücüne dahil olmayanlar + İşgücü= istihdam edilenler+işsizler + Diğer istihdam + Eksik istihdam --- İşsizlik oranı = İşsizler + İşgücü
İşgücüne katılma oranı = İşgücü + 12 yaş ve üstü nüfus Eksik istihdam oranı = Eksik istihdam + işgücü
* Türkiye İşgücü Piyasası Bilgi Tablosu (Ergün, 1999: 8)
M. Kutal’a göre, işgücü bir ülkenin potansiyel emek arzı kapasitesini gösterir. Bu bakımdan bir ülkede emek arzı potansiyelini tayin eden faktör genel nüfus ve çalışan nüfus miktarından çok işgücünün miktarı ve genel nüfusa oranıdır. Her ülkede nüfusun işgücüne katılma oranı, nüfusun yaş ve cinsiyet dağılımı, toplumların kültürel bünyelerinin ve iktisadi gelişme seviyelerinin farklı olması sebebi ile % 30 ile % 60 arasında değişmektedir. Böylece nüfus miktarı eşit olan ülkelerde iş piyasalarına emeğini arz eden insan miktarı farklı olabilmektedir. (Aktaran: Ayvaz, 1990: 2)
Emek arz ve talebi ücret haddinin fonksiyonudur. Ücret haddi birim emeğe birim zamanda ödenen ücrettir. Emek arzı cari ücret düzeyinde çalışmaya hazır olan işgücü miktarı veya işgücünün doldurmaya hazır olduğu çalışma saatleri toplamıdır. Ücret haddi arttıkça arz edilen emek miktarı artar. Emek talebi ise cari ücret haddinde işverenlerin çalıştırmak istedikleri işgücünün miktarıdır. Ücret haddi düştükçe emek talebi artar. Önemli olan reel ücrettir.
İşsizlik oranı, iş bulamayan işgücünün toplam işgücüne oranıdır. Emek talebinin yapısındaki değişmenin hızı arttıkça ve işgücünün bu değişmelere uyum gösterme hızı düştükçe yapısal işsizlik artar. Bir kişinin işsiz kaldığı ortalama zaman
uzunluğunu gösteren işsizlik süresi, ekonomik dalgalanmalara ve işgücü piyasasının yapısal özelliklerine bağlıdır. Kamu (İş-Kur) veya özel (Kariyer Net) istihdam kurumlarının varlığı veya yokluğu, işgücünün demoğrafik bileşimi, işsizlik sigortasının varlığı gibi durumlar işsizlik süresini etkiler.
İşgücü piyasası etkin bir şekilde işliyor ve istihdam kurumları işsizler ile işgücü taleplerini karşılaştırabiliyorsa işsizlik süresi kısalır. İşgücü içinde genç ve kadın oranının artması ise aksine işsizlik süresini uzatmaktadır. Yine aynı şekilde işsizlik süresince belli bir işsizlik ödeneği elde edebiliyorsa veya ülkemizde daha çok görülen aile desteği, insanların daha iyi bir iş bulmak için daha fazla zaman geçireceğinden işsizlik süresi uzayacaktır.
İşsizlik sıklığı işçilerin birim zamanda ortalama kaç defa işsiz kaldığını gösterir. İki unsur tarafından belirlenir; birincisi, firmalar arasında emek talebinin değişmesi, ikincisi ise, işgücüne yeni işçilerin katılma hızıdır. (Ankara Üni. SBF. Makro İktisat Ders Notları, 1995)
2010 yılı Mayıs Dönemi Hane halkı İşgücü Araştırmasına göre, istihdamın yapısı;
% 71’i erkek nüfustur, % 59,7’si lise altı eğitimlidir,
% 60,7’si ücretli, maaşlı veya yevmiyeli, % 25,3’ü kendi hesabına veya işveren, % 14’ü ise ücretsiz aile işçisidir,
% 59,6’sı, 10 kişiden az çalışanı olan işyerlerinde çalışmaktadır, % 3’ünün ek bir işi vardır,
% 3 ,3’ü mevcut işini değiştirmek için veya mevcut işine ek olarak bir iş aramaktadır.
Ücretli olarak çalışanların % 87,7’si sürekli bir işte çalışmaktadır. (TÜİK, 2010)
1.5. İşsizlik Oranı ve Büyüme İlişkisi, Okun Yasası
Büyüme genel olarak bir ekonominin üretim kapasitesindeki artışı, bir başka tanımda da bir ülkede üretilen mal ve hizmet miktarının zaman içindeki artmasını ifade etmektedir. M. E. Ünsal’a göre, iktisadi büyüme; bir ülkede yaşayan insanların yaşam standartlarını sürekli biçimde yükseltmenin tek yoludur.(Aktaran: Göktaş Yılmaz, 2005: 64). Büyüme ile birlikte istihdam kapasitesinin artırılabileceği düşüncesi literatürdeki genel kanıyı oluşturmaktadır. Bununla birlikte büyüme-işsizlik ilişkisi büyümenin niteliğine bağlı olarak değişmektedir. Öyle ki, büyümenin nasıl oluştuğu, iç pazara mı dış pazara mı dayalı olduğu, emek yoğun-sermaye yoğun bir büyüme mi olduğu, hangi sektörlerde ortaya çıktığı gibi faktörler bu ilişkiyi biçimlendirmektedir.(Yılmaz, 2005: 64 - 65). A. Kılıçbay’a göre, istihdam ancak ekonomik büyüme hızı ile yükseltilebilmektedir. (Aktaran: Göktaş Yılmaz, 2005: 64)
Kaynak kıtlığının daha büyük boyutlarda hissedildiği gelişmekte olan ülkelerde hane halklarının, firmaların ve devletin üretimle ilgili kararları, bu birimlerin niteliklerindeki zayıflıktan ötürü, hızlı bir kalkınmayı gerçekleştirme konusunda çoğunlukla yetersiz kalmakta niteliksiz işgücü, geri teknoloji ve kötü örgütlenme bu yetersizliğe neden olmaktadır. (ekodıalog.org., 2009:3)
Büyüme hızının yüksek olması, halkın hayat standardında da iyileşmeye neden olmaktadır, bu her toplumun arzusudur. Ayrıca büyüme oranındaki artış iş bulma imkânlarının da artmasını sağlamaktadır. Bu ilişkiyi ilk ortaya koyan Arthur OKUN’dur. N. Ekin’e göre, işsizliğin maliyeti, kaybedilmiş üretim veya ulusal gelir olarak düşünülmektedir. ( Aktaran: Onur, 2006: 11)
Özellikle hızlı nüfus artışı, eğitim sistemindeki aksaklıklar, kaynakların yatırımdan ziyade ranta kayması ve kırdan kente göç, sorunu daha da derinleştirmektedir. Türkiye’de, uzun dönemde ekonomik istikrar korunabilir ve büyüme oranı doğal büyüme oranının üstünde sürdürülebilirse, işgücü arzını artıran baskı azalabilecek ve Okun kanununda öngörülen ilişki kuvvetlenebilecektir. (Demir ve Bakırcı, 2005: 1). İstihdam artışı işsizliği azaltacağı için büyüme ile işsizlik arasındaki Okun kanunundaki öngörülen ters yönlü ilişkiyi doğrulamaktadır. (Demir ve Bakırcı, 2005: 4)
B. Ceylan Ataman’a göre, işsizliğin çok yüksek olduğu Türkiye’de istihdam yaratılamamakta, son dönemde gerçekleşen büyümeye rağmen işsizlik azalmamaktadır. 2000’ li yıllardan itibaren başlayan ekonomik büyümeyle birlikte enflasyon tek haneli rakamlara düşmüş, ekonomi yüksek bir büyüme hızına ulaşmış, TL değer kazanmış, ihracat artmış, kamu borçlanması giderek azalmış, merkez bankasının rezervleri artmış, reel faizler düşmüştür. Ancak bütün bu olumlu gelişmelerden işgücü piyasası pay alamamış, işsizlik önemli bir sorun haline gelmiştir. (Aktaran: Eser ve Terzi, 2008: 234)
S.Özdemir vd. göre, 1990’lı yıllardan itibaren Türkiye ekonomisindeki büyüme, piyasalara güven veren istikrarlı bir büyüme olmaktan uzaktır. 1990–2005 döneminde 3 kez büyüme rakamları % -6’nın altına düşmüştür. İstikrarsız büyüme firmaların yatırım kararlarına ihtiyatla yaklaşmalarına neden olmuştur. Bu nedenle kalıcı bir istihdam artışı sağlanamamıştır. İstikrarsız ve dalgalanmalara bağlı büyüme, kalıcı bir işgücü istihdamı oluşturmamıştır. Türkiye’de işsizliğin önlenmesinde ekonomik büyümenin istihdam yaratabilecek biçimde gerçekleştirilmesinin büyük önemi bulunmaktadır. Türkiye’de 1990 sonrası ortaya çıkan ekonomik yapının ve bu yapıda meydana gelen büyümenin işsizliğe çözüm üretemeyeceği görüşü oldukça yaygındır. Büyümenin istihdam artışına yol açabilmesi için hem bu yapıda ciddi değişikliklere gitme ve hem de daha çok istihdam yaratma kapasitesine sahip sektörlerin büyük ölçüde büyümenin gerçekleştirildiği sektörler haline gelmesi gerekmektedir. (Aktaran: Eser ve Terzi, 2008: 235)
2003 yılından itibaren uygulanan başarılı makro ekonomik politikalar ve yapısal reformlarla birlikte temin edilen güven ortamında Türkiye ekonomisi son beş yılda yakaladığı büyüme trendini 2008 yılının ilk altı aylık döneminde de sürdürmüş, böylece ekonomi ilk kez 26 çeyrek arka arkaya büyümüştür. Büyümenin aralıksız olması, sürdürülebilir bir büyümeye geçişin sinyallerini vermektedir. (Maliye Bakanlığı, 2008)
2002-2007 döneminde büyüme ortalama yüzde 6,8 olarak gerçekleşmiştir. 2007 yılında dünya piyasalarından kaynaklanan sorunlar, mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları ve kuraklık, değerli Yeni Türk Lirası ve önceki yıllara oranla verimlilik artış hızındaki yavaşlamanın rekabet gücü üzerinde
oluşturduğu olumsuz etki nedeniyle ekonomik büyüme yüzde 4,6 olarak gerçekleşmiştir. (Maliye Bakanlığı, 2008) )
Türkiye Ekonomisinde yaşanan kesintisiz büyüme süreci 2008 yılının başında da devam etmiş, yılın ilk altı aylık döneminde sabit fiyatlarla büyüme yüzde 4,2’dir. (Maliye Bakanlığı, 2008)
2007 yılında ekonomik büyümeyi üretim yönünden büyük ölçüde sanayi, ticaret, inşaat, ulaştırma-haberleşme ve mali aracı kuruluşlar sektörleri katma değerinde meydana gelen artışlar etkilerken, harcamalar yönünden ise özel tüketim, kamu tüketimi ve kamu sektörü gayri safi sabit sermaye oluşumundaki artış etkilemiştir. (Maliye Bakanlığı, 2008)
Üretim açısından değerlendirildiğinde sabit fiyatlarla GSYH büyüme hızı 2007 yılında, sanayi sektöründe yüzde 5,8, tarım sektöründe yüzde -6,9 olarak gerçekleşmiştir. Alt sektörler itibariyle ise büyüme oranları, imalat sanayi sektöründe yüzde 5,6, ticaret sektöründe yüzde 5,3, ulaştırma ve haberleşme sektöründe yüzde 6,9, mali kuruluşlar sektöründe yüzde 9,8 olmuştur. (Maliye Bakanlığı, 2008)
2008 yılının ilk altı aylık döneminde ise tarım sektörü yüzde 1,1 oranında küçülürken sanayi sektörü yüzde 4,9 oranında büyümüştür. Alt sektörlere bakıldığında, imalat sanayinde yüzde 4,7, inşaat sektöründe yüzde 2, ticaret sektöründe yüzde 5,6, ulaştırma ve haberleşmede yüzde 5,4, konut sahipliğinde yüzde 1,6 oranında büyüme yaşanmıştır. (Maliye Bakanlığı, 2008)
2007 yılında büyümeye en fazla katkıyı imalat sanayi kesimindeki artışın etkisiyle sanayi sektörü ve ardından ulaştırma-haberleşme ve mali aracı kuruluşlar sektörleri yapmıştır. 2008 yılının ilk altı aylık döneminde ise büyümeye esas katkı yine sanayiden gelmiştir. Yüksek sanayi üretimi aynı zamanda ticaret ve ulaştırma- haberleşme sektörlerinin hızlı büyümesine de katkıda bulunmuştur. (Maliye Bakanlığı, 2008)
Harcama kalemleri itibariyle bakıldığında devletin nihai tüketim harcamaları ile özel kesim sabit sermaye yatırımları artış hızlarında düşüş yaşanırken, kamu kesimi sabit sermaye yatırımları ve stok değişimi, GSYH artışını olumlu yönde etkilemiştir. (Maliye Bakanlığı, 2008)
2007 yılında sabit fiyatlarla, kamu sektörü sabit sermaye yatırımları, makine teçhizat yatırımlarındaki yüzde 14,8’lik ve inşaat yatırımlarındaki yüzde 5,2’lik
artışın etkisiyle yüzde 7,3 büyürken; özel sektör sabit sermaye yatırımları ise makine-teçhizat yatırımlarındaki yüzde 4,7’lik ve bina inşaatındaki yüzde 6,3’lük artışın etkisiyle 5,2 artmış, böylece toplam sabit sermaye yatırımlarında yüzde 5,5 artış meydana gelmiştir. Bu çerçevede, 2007 yılında toplam tüketim harcamaları yüzde 4,4, toplam yatırım harcamaları ise yüzde 5,5 oranında artmıştır. (Maliye Bakanlığı, 2008)
2006 yılında 2 milyon 295 bin kişi olan işsiz sayısı, 2007 yılında yüzde 1,6’lık artışla 2 milyon 333 bin kişiye yükselirken söz konusu yıllarda işsizlik oranı yüzde 9,9 olarak gerçekleşmiştir. Tarım dışı işsizlik oranı da 2006 ve 2007 yıllarında yüzde 12,6 olmuştur. (Maliye Bakanlığı, 2008)
2007 yılında 2006 yılına göre istihdam edilenlerin sayısı yüzde 1,1’lik artışla 20 milyon 954 bin kişiden 21 milyon 189 bin kişiye yükselmiştir. Toplam istihdam içinde tarım sektörünün payı yüzde 26,4, sanayi sektörünün payı yüzde 19,8, hizmetler sektörünün payı yüzde 48 ve inşaat sektörünün payı yüzde 5,8 olmuştur. Hane halkı İşgücü Anketi’nin ‘Haziran-Temmuz-Ağustos’ dönemini kapsayan Temmuz 2008 sonuçlarına göre işsizlik oranı Temmuz 2008 döneminde yüzde 9,4 olarak gerçekleşmiştir. Tarım dışı işsizlik oranı ise bu dönemde geçen yılın aynı dönemine göre 0,7 puan artarak yüzde 12,3 seviyesinde gerçekleşmiştir. (Maliye Bakanlığı, 2008)
Kentlerdeki işsizlik oranı bu dönemde yıllık bazda 0,7 puan artarak yüzde 11,9’a, kırsal kesimdeki işsizlik oranı da 0,2 puan artarak yüzde 5,6’ya yükselmiştir. Ekonomideki yapısal değişimle beraber, tarım sektöründen diğer sektörlere istihdam kayması devam etmektedir. 2008 Temmuz döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre tarım ve inşaat sektörlerinde istihdam düzeyi azalırken, sanayi ve hizmetler sektöründe istihdam artmıştır. Bu dönemde, önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında, tarım sektöründe istihdamın payının 0,9 puan, inşaat sektörünün payının ise, 0,2 puan azaldığı, buna karşılık sanayi sektörünün payının 0,6 puan, hizmetler sektörünün payının ise 0,4 puan arttığı görülmektedir. (Maliye Bakanlığı, 2008)
Tarım sektörünün toplam istihdam içindeki payı geçen yılın temmuz döneminde yüzde 28,7 iken 2008 yılının temmuz döneminde yüzde 27,8’e gerilemiştir. Buna karşılık aynı dönemde sanayi sektörünün toplam istihdam
içerisindeki payı yüzde 18,7’den yüzde 19,3’e, hizmetler sektörünün toplam istihdam içerisindeki payı ise 46,2’den yüzde 46,6’ya yükselmiştir. (Maliye Bakanlığı, 2008)
Türkiye ekonomisi 2006 yılının ikinci çeyreğinde beklentilerin üzerinde ve % 8,5 oranında büyümüştür. Yılın ilk yarısında büyüme hızı % 7,5’e ulaşmıştır. Özel sektör tüketim ve yatırım harcamaları büyümenin ana kaynağını oluşturmaktadır. Bu dönemde kamu sektörünün büyümeye katkısı azalmış, kamu harcamaları yatırımdan tüketime yönelmiştir. GSYİH içinde en yüksek pay özel sektör tüketim harcamalarına aittir. (yaklaşık % 70). (Kar Enstitüsü, 2009)
Temel olarak dış borçlanmaya dayalı sınırlandırılamayan iç tüketim ve yatırım artışından beslenen ve uzun dönemde devamı mümkün olmayan 2001 yılı sonrası büyüme süreci 2007 yılı 2. çeyreğinden itibaren (2008 yılı 1. çeyreğine ilişkin beklentilerin üzerindeki % 6,7 oranı hariç tutulursa) belirgin bir yavaşlama süreci içerisine girmiştir. (TEPAV, 2010)
2001 yılında % 5,7 oranında küçülmenin ardından hızlı bir büyüme süreci içerisine giren ve 2002-2006 döneminde sırasıyla yıllık % 6,2, % 5,3, % 9,4, % 8,4 ve % 6,9 oranında büyüme gösteren GSYH’da 2007 yılında % 4,6 oranında 2008 yılının ilk dokuz aylık dönemi itibariyle % 3 olmuştur. 2008 yılı 3. çeyreğinde özel yatırım harcamaları % 10,0 ve özel kesim makine teçhizat yatırımları da % 8,4 oranında önemli boyutta küçülme sergilemiştir. Kamu kesiminde ise yine yılın üçüncü çeyreğinde tüketim harcamalarının % 7,7 yatırım harcamalarının ise % 22,2 oranında genişlediği tespit edilmiştir. 2008 yılının 3. çeyreğinde kamu tüketim ve yatırım harcamalarında oluşan genişlemenin, özel sektör harcamalarında oluşan daralmayı kısmen telafi ettiği tespit edilmiştir. (TEPAV, 2010)
2008 yılı 3. çeyreğinde talep ve harcama alanında gözlemlenen olumsuz gelişme doğal olarak etkisini ekonominin üretim sektörleri üzerinde göstermiştir. Bu dönemde toplam tüketim içerisinde % 66,7 oranında bir paya sahip olan özel tüketim büyümeye 0,2 oranında katkıda bulunurken toplam harcamalar içinde % 13,9 oranında bir paya sahip olan özel yatırım harcamaları % 10 oranında önemli bir daralma göstererek, büyüme oranını 2,1 puan aşağı çekmiştir. 2008 yılının 3. çeyreğinde harcamaları içinde sırasıyla % 12,1 ve % 4,2 oranında paya sahip olan kamu kesimi tüketim ve yatırım harcamaları ise büyümeye 0,7 ve 0,8 oranında pozitif katkıda bulunmuştur. (TEPAV, 2010)
Türkiye ekonomisinde son 5 yıllık dönemde kamu borç stokunu 114 milyar dolar, toplam borç stokunu 225 milyar dolar artmıştır. 2002 sonunda 180 milyar dolar olan kamu iç ve dış borç stoku 2007’de 295 milyar dolara yükselmiştir. 5 yıllık dönemde kamu borç stoku dolar bazında yüzde 61 oranında artmıştır. Özel kesim borç stokunda da son 5 yılda hızlı bir artış yaşanmıştır. 2002’de 43 milyar dolar olan özel kesim dış borç stoku Eylül 2007 itibariyle 148 milyar dolara ulaşmıştır. Ayrıca özel sektörün kısa vadeli borç stoku 36 milyar dolara ulaşmış olup, kur riski aşırı derecede artmıştır. Kamunun yanı sıra, özel sektörün borcundaki hızlı artış da üretmeden tüketen ve borcu borçla kapatan bir ekonomik yapının özel sektörde de hakim olduğunu ve sürdürülemez bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir. (Günal, 2010: 3)
Bu çerçevede 2001 yılında yaşanan Türk ekonomi tarihindeki en derin ekonomik krizin ardından Türkiye ekonomisi hızlı bir büyüme sürecine girmiş, ancak küresel ekonomik konjonktür finans piyasaları ve reel sektör açısından önemli bir gelişmeyi işaret etmiş olsa da söz konusu genişleme iş gücü piyasasına istenildiği şekilde yansımamıştır. 2005 yılından bu yana artan kronik işsizlik sorunu ile yüz yüze olan Türkiye ekonomisi, 2008 yılının sonlarına doğru uluslar arası finans piyasalarında yaşanan çalkantı ve sonucunda ortaya çıkan ekonomik kriz ile maalesef bu kez dünya ekonomisinin gördüğü en derin krizlerden biri ile karşı karşıya kalmıştır. (Ekonomistler Platformu, 2009: 1)
Türkiye ekonomisinde özellikle 2002 yılından itibaren yüksek büyüme hızının oluşmasına rağmen meydana gelen yüksek işsizlik oranı çeşitli tartışmalara yol açmaktadır. (Göktaş Yılmaz, 2005: 63)
1.6. İşsizlik Türleri
İşsizliğin nedeni, ülkelerin sosyo-ekonomik yapılarıdır. Bu nedenle ülkeler arasındaki sosyo-ekonomik farklılıklara bağlı olarak işsizlikle savaşımda farklı yöntemler geliştirilmiştir. Gelişmiş ülkelerde görülen işsizliğin ana nedeni, toplam talebin mevcut işgücü arzının tamamını çalışır durumda tutacak kadar olmamasıdır. Ekonomik organizasyon bu talebi oluşturamamaktadır. Bu tür işsizliğe açık işsizlik
denilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ise işsizliğin ana nedeni, toplam talep yetersizliğine değil, ekonominin yapısına bağlıdır. Bu ülkelerde işsizlik kendini gizli işsizlik şeklinde gösterir. Yani nüfusun büyük bölümü üretim sürecine dâhil olmasına rağmen, üretilen hasıla, üretim potansiyelinden çok daha düşük kalmaktadır. Açık işsizlerin, yani bir işte çalışır gözükürken işsiz olanların sorunu, kendisini düşük gelir, yoksulluk, asgari bir gelir sağlayamama biçiminde göstermektedir.
İşsizlik denilince genelde gayri iradi işsizliği anlamak gerekir. Cari ücret düzeyinde çalışmaya razı olduğu halde iş bulamayan kimseye gayri iradi işsiz denir. Örneğin gizli işsizlik, konjonktürel işsizlik, teknolojik işsizlik, mevsimlik işsizlik gayri iradi işsizliğin çeşitleridir. Bu tür işsizliklerin nedeni hem talep hem de sermaye donanımı yetersizliğidir. Bu tür işsizliğe, sadece işçilerle ilgili olarak alınacak önlemlerle, örneğin işçilerin daha az ücretle çalışmaya razı olmalarıyla çözüm bulunamaz. Buna karşılık iradi işsizlik, cari olandan daha yüksek bir ücret istendiği ya da mevcut iş olanaklarından daha iyi iş olanakları arandığı için iş bulunmaması durumudur. Dolayısıyla iradi işsizliği gerçek bir işsizlik saymak doğru olmaz. Çünkü bu tür işsizler, hâlihazır koşullarda çalışmaya razı oldukları takdirde hemen iş bulabileceklerdir. (Parasız, 1995: 218)
İşsizlik çok çeşitli bir olgudur ve birçok sınıflandırmaya tabi tutulur.
1.6.1. İradi İşsizlik: Cari ücret düzeyinde ve mevcut çalışma koşullarında
çalışmak istemeyenlerin oluşturduğu işsizliktir. Bir kimse bir haftalık çalışmayla daha uzun süre hayatını sürdürebiliyorsa kalan günleri çalışmadan geçirmektedir. Ayrıca ailede başka fertlerin çalışıyor olması da iradi işsizliği teşvik edici bir unsurdur.
İradi işsizlik, ancak kendi istediği şekilde iş olursa çalışacaklarını söyleyen kişilerin oluşturdukları işsizliktir. Sebepleri,
-Genellikle tembel oldukları için işi beğenmezler, -İş şartlarındaki küçük bir değişikliğe razı olmazlar,