II
Vedat Türkali nin yapıtı daha yayımlanmadan tartışılmaya haşlanmıştı
'Güven' ya da
güvenebilmenin serüveni
Okurun ‘Güven’i okumadan önce ya da okuduktan hemen
sonra, dönemi anlatan romanları, TKP ile ilgili belge ve
anlatıları gözden geçirmesi, bilgisini tazelemesi yararlı olur.
Çünkü o günlerin canlı tanıkları bu romana yanıt veremeyecek
durumda. Çoğu öldü. Bir bölümü hasta. Mihri Belli gibi yanıt
verecek durumda olanlar ise espri ile geçiştirmeyi doğru
buluyor. Belki de romanda asıl tartışılan öğe gizlilik ve
merkeziyetçilik olduğu için.
SENNUR SEZER
V
edat Türkali’nin Güven adlı iki cilt lik romanı, yayınlanmasından önce tartışmalara yol açtı, ilk yayın sözleş mesini vapan yayınevi kitabı basmaktan caymış, bunu kitabı yayımlamayı üsdendi- ğini açıklayan Gendaş AŞ açıklamıştı. Ro manın baskı aşamasında yavanından cayıl- masının yasal engellerle ilgili olup olmadı ğı tartışıldı bir süre. Çünkü roman, TKP’yi ve 2. Dünya Savaşı yıllarının Türkiyesi’ni anlatıyordu. Romanın yayınlamşı dana b ü yük bir heyecanla beklenir oldu. TKP ya da açık adıyla Türkiye Komünist Partisi, hak kında pek az şey bilinen bir örgüttü. Bu ör gütün üyesi olmaktan dolayı yargılanan, hüküm givenler, anılarında bile gizlilik ku rallarım korumuşlardı. Bilinen üyelerin aralarındaki küskünlükler, ideolojik tartış maların sonucundan çok, gizlilik kuralian- nın ve ortak hapishane koşullarının sonu cu olarak yorumlanmıştır daha çok. H ep si de aynı saygıyı görmüştü. Özellikle ede biyat ve sanatla ilgisi olanlar: Enver G ök çe, Ruhi Su, Ulvi Uraz, Ilhan Başgöz, Ke mal Bekir, Zihni Anadol, Muzaffer Arabul, Şükran Kurdakuî, Asım Bezirci, Kerim Korcan, Haşan Ali Ediz, Vartanyan Kar deşler... Yol değiştirenler, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya, A dan Sayılgan gibi ya kuşkuyla karşılanmış ya da yoksanmıştı.Vedat Türkali, 1951 yılındaki Türkiye Komünist Partisi tutuklanması olayında tu- tuklananlardandı. Zeki Baştimar, Kemal Ergin ve Macit Bilge’nin 10 yıllık hapis ce zasından sonra en çok hapis cezası alan ki şiydi, 9 yıl. Tutuklandığı zaman yüzbaşıy dı. Vedat Türkali sanat çalışmalarındaki adıydı. Bu ceza onu ordudan ayırmıştı. Olayların bunca içindeki birinin TKP ile il gili romanı kuşkusuz önemliydi. Satır ara larında anlatacakları da.
Türkiyeli sosyalistin, komünistin,
ilerid-gili tartışmalardı. Bu büyük ozanın partiy le ilişkileri, partiye zarar verip vermediği vb. Bu konuda d d e kırık dökiık anılardan, mahkeme kararlarım içeren Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler (1910- 1960) / Dr. Fethi Tevetoğlu adlı inceleme den daha geniş ne vardı ki. 1940-46 koşul larım yansıtan iki roman: Tuz ve Ekmek (1973, Ö m er Faruk Toprak), Karartma G ecderi (1974, Rıfat İlgaz) örgüt sorunla rına değinmiyordu. Vedat Türkali’nin ise bu roman için “Komintern belgeleri”ni in celediği söyleniyordu. Güven, bu vanıyla belgesd bir önem taşıyordu. Tartışılan pek çok olay aydınlığa kavuşacaktı. Bence, bir romanın bunca göresi yüklenmesi gerek sizdi. Bize “karanlık yılların” bir tanığı ola rak o dönemin havasım aktarması da yeter- liydi. O dönemin partililerinden bir port re aktarması da...
Güven’den en ağır işlevi ben bekliyor dum belki. Bir dönem romanı işlevi, ikin ci Dünya Savaşı yıllarının Türkiyeli sınıf lardaki yansıması, bu yansıma içinde yeral tı çalışmaları yapan bir örgütün sorunları,
et- Ha-san Basri Alp’e bir gönderme.
Güven’i bu yüzden iki kez okudum. Okuyanlarla tartıştım, daha doğrusu yük sek sesle düşündüm. Güven’in bir belgesel mi, belgesel roman mı, yalnızca roman mı olduğu konusunda bile tam bir karara va ramadım . bu yazı da, bu kararsızlığın sonu-cu.
TKP tarihinden M r kesit Güven, pek çok okurun umduğu ve b lediği jpbiTıir TKP tarihi değil. En iyi
bek-yede
n ı -tarihinden bir kesit”. Romanın süresi ikinci Dünya Savaşı yıllarını kapsı yor. Dolayısıyla, asıl büyük tutuklama k o
şulda. Buna karşılık, TK P’nin Moskova ile ilişkileri, KUTV Üniversitesi, Komintern’in TKP yi dışlaması ya da daha örgüdü biçim de çalışana kadar merkezdışı sayması ola rak açıklanabilecek “desantralizasyon” ka
ran ve bu kararın etkileri anlatılıyor. Yer yer gerçek kişilerle: “Çalışmayın mı dediler o ru
günleri anımsadı. Moskova’daydı. Dr. Şe rik Hüsnü, Reşat, bir dizi toplantılara girip akıyorlardı. Polonyah yoldaş Valenski’nin Türkiye Seksiyonu’na gelip açıklamasıyla öğrendiler ki, TKP için yaşamsal önemde bir karar alınmış. (...) Şefik Hüsnü, Reşat diretmeseler TK P’yi kapatıyormuş Komin tern ! Parti Türkiye’de, ordan kapatılır mı? Komintern isterse kapatmayacak mısm? Kapanmıştan beter olduk sonunda. Doğru değil miydi dedikleri? Bir bölümü yerin- deydi eleştirilerin. Öteki bölümü değildi yani! Değildi! K om intem ’in çizgisinden sapmadık ki. Onların kavgalarına uygun vaptık ne yaptıksa. Bu Separat Karan’ndan birkaç yıl önce, Komintem’in onikinci ol mak, plenumunda bizi göklere çıkaran
on-Vedat Türkali, 1951 yılında tutuklandığı zaman yüzbaşıydı.
lardı. Şarık bir seksiyonduk! enternasyonal yönetimindeki kavgamızla, Parti’yi Bolşe vik çizgiye çekiyor duk. Oportinistlerle her türden kavgayı yü rütüyorduk. Proleter diktatörlüğünü kur maya yaklaşıyorduk. Şimdi de Kemakzmin değerini bilmemiş de mişler bize.”
Rahmi Usta’nın, partinin yeniden çalış maya başlayacağı ka r a m ı öğrendiği ak şam düşündükleri, uzaktan verilen karar ların uygunsuzluğunu ya da olanaksızlığını vurgular gibidir. Bir partinin gizli çakşma- sı, çalışabilmesi, üye lerinin birbirlerine duydukları güvene bağlıdır. Güven d u yulmayan bir yönetici ya da görevk bu çalış- malarm sağlıklılığını zedeler. Oysa yöneti ciler ve görevliler çok uzaklardan atanmak tadır. Koşulları bilme- yenlerce. Onların ya şadıkları ortam bile farklıdır: “Hepsi Lüks O tel’de, Komintern büyükleri. Gorki Cad- desi’nde, Komintern evinde oturuyorlar. Ho-Şi-Min, Bela- Kun, Dimitrof, Şefik Hüsnü, bitişiğinde Italyan Erkoli, Çinli Van min, Sen Katya- ma... Bir köşede bek- iimdi. Belder- elerindedir- ler, çakşıyorlardır. Bi zim gibi boş durmaz- iz de
başlayaca-ğız artık. Nasıl başlayacabaşlayaca-ğız?”
Rahmi Usta, Eti. Şefik H üsnü’ye uğra mayı düşünür. Şefik Hüsnü Türkiye’dedir. Doktorluk yapmaktadır. Parti’nin yönetimi ise Reşat Fuat’tadır. Asd taban, işçiler ro manda pek görünmezler. Ortaköy’deki Ka sımpaşa’daki tütüncülerden söz edilirse de, onların dilinden Boz Mehmet (Mehmet Bozışık) anlar. Yönetim yine yukarda, ta bandan onun sorunlarından uzaktadır.
Güven’in önemk kahramanlarından Rahmi Usta, teknikerdir, işyerinin emek or tağı gibidir. Moskova’da eğitim göm üştür. Ikşküeri aydınlarladır, öğrenciler, bir çevir men. Öğrenciler, gizlideki partiyi aramak için ona gelirler. Ö da Şefik Hüsnü gibi po lisin gözü önünde ideolojik üretimdedir. Örgüdeme pek onun işi değildir. Karısını yanlış seçmiş, düşünce olarak hiç etkileye- memiş birinden bir başka türlü çalışma da beklenmez.
Romanın bir yatımdaki önemli kahraman Rahmi Usta ise öte yandaki önemli kahra man Galip’tir. Irkçı, Hiderci ve gizli servis parasıyla tüccar, gizli servis elemanı. Sovyet Devrimi’nden Türkiye’ye sığınmış bir aile nin çocuğu oluşu, yaşama felsefesi kimliği ni tutarhkılan öğelerdir. Komünist eğilim leri olduğunu bildiği Necla’ya ilgisi de, Necla’nm babasının zenginİiğindendir. Cinsel ilişkilerle kazanç sağlama planı, Nec la’yı değilse de Necla’nm annesine sahip olmakla gerçekleşecektir.
Galip Te Rahmi Usta’nm ortak noktalan, her ikisinin de genel yaşam çizgilerinin dı şardan planlanmasıdır, ikisi de ne yapacak larına savaşm gidişi ve dünya görüşleri doğ rultusunda karar vermeye çakşırlarken, kendi üsderinden gelen buyruklara da uy maya çalışırlar. Rahmi Usta Sovyeder’i, G a lip Almanya’yı izler. Rahmi Ustayı ilgilen diren TKP, Galip’i ilgilendiren MAH (bü rü MlT) buyruklandır. iki izli örgüt, mzerlik burada son bulur. TK P’de işler güvenle, M A H ’ta ise güvensizlikle yürü mektedir çünkü. Derletin güvenliği için ku rulduğu söylenen örgüt, kişi güvenliği ve çı kan için de çalışmaktadır. Bu çıkar çatı lanna varacak büyük planlan da içerir, lederarası ilişkiler, sonunda kimin cebine
malan, şantajları doğurur.
Roman ve belgesel anlatı, 2. Dünya Sa vaşı boyunca, savaşanların gerekli gördük- ıptıklan izleğinde de oku- le için Alman-îngiliz ajan ve tüccarlarının Türkiye’deki tüccar ve giz li servislerle ilişkileri çıkarlara dayanır. Sov- yeder Birliğinin bu çekişmede yeri yoktur. Sovyeder’in ideolojik ve psikolojik desteği bile zor bulacağı bir ortam dır Güven’in mekânı. Basmm önemli bir bölümü, “gele neksel” Alman dosduğunu işlemektedir. Yitirilmiş bir imparatorluğun özlemleri de bu Alman yanlılığını körüklemektedir. Tüccarlar içinde kâr kadar önemli yandaş lık duygusu taşıyan çok azdır, bir iki eski moda yaşlı adam. Onlar inandıkları ülkü için uğraştıklarını sanırlar. Hüsnümelek Bey bu tiplerin en ilgincidir.
Güven, belgesel öğeleri romanın kurgu suna yerleştirirken, yer yer bugüne gönder meler yapıyor. Örneğin, Nâzım Hikm et’in şiirlerinde niç yer vermediği için eleştirildi ği Dersim Ayaklanması romanda olumsuz 3İr tip yüzünden gündeme geliyor. Dersim
anm nges
tandaşla, tutuklanıp işkence gören, cinsel tacize uğrayan kadınların eşcinsel eğilimler kazanabilmesi de, eski muitanların femi nizmi seçmeleri gibi, daha çok günümüz sorunlarından.
Kürderin dili, eğitimi konusunun ise üst sınıftan, bir anlamda sömürücü snıftan bi ri tarafından dillendirilip tartışılması ilginç. Romandaki belgesel yapıyı aksatan tek ayrıntı, bence bir tâsiz. Bir Sovyet ajanı, ro manın komünist gençlerinden birine, sak laması için bir telsiz verir. Romandaki ka çıp kovalama trafiğini hızlandırmaktan öte bir işlevi yoktur bu telsizin. Alan nasıl kul lanılacağını da, nasıl saklayacağını da bil mez. Sanki Türkali, romandaki (ve elbet gerçekteki) polis şeflerini doğrulamak için yerleştirmiştir onu romana: “Komünistler,
ır tıp yüzünden gündeme geliyor. Ayaklanması’nda yaşadıklarından psikolo jik dengesi bozulmuş bir sayın muhbir
Sovyetlerden para alır ve onlarla telsizle ko nuşurlar.” Gerçi roman boyunca telsiz bir kere bile çalışmaz ama bu yasadışı telsizin varlığım da ortadan kaldırmaz. Üstelik bu telsiz yüzünden, Sovyetlerin de Türkiye’de oldukça rahat hareket ettiklerini, diledikle ri adamla buluşup, diledikleri adamı sefa rette saklayabildiklerini görürüz. Sovyede- rin Türkiye’de hammadde pazarına katıl mamaları, gereksinmediklerindendir her halde.
Aşk tra fiğ i
Güven, kurgu olarak rahat okunuyor. Bu
okunuşu, kahramanlarının periyodik bir biçimde bir kadınla yatağa girmesi de, sağ lıyor diyebiliriz. Dayanılmaz biçimde yakı şıldı Halil’in ilişkileri rekor düzeyde. Üste lik her ilişki kurduğu kadım da bilinçlen diriyor. Romanın öteki kişileri de olabildi ğince onun hızına ayak uyduruyorlar.
Vedat Türkali’nin senaryocu ahşkanh- :tra-: sürüyor. îiçbir baskına, sataşmaya uğramadan.
Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faali- yeder’de Fethi Tevetoğlu’nun 1951 Tutuk- laması’mn ardından evlenen (ya da zaten evli olanların) listesine baktığımızda, bu tu tuklamanın 10 erkek sanığının 10 kadın sa nığıyla evlendiğini görürüz. (Aslında Teve- toğlu bir çifti gözden kaçırmıştır. Gerçek sayı 11 erkek, 11 kadın sanıktır.) 184 kişi nin yargılandığı bir dava için bu sayı olağa nüstü değildir. Ama göz göze geldiği her ka dınla biraz sonra halvet olan Halil’in, ger çek olmayışına Tevetoğlu’nun diline düş memek açısından sevinebiliriz.
Vedat Türkali, Güven’de bir tür bilinç akışı kullanmış. Cümlelerin aksaklığı, keli me deformasyonları bu akış içinde yidyor. “Boyalı m uhabbet kuşu gibi parlak adam, kartal gibi yabanıl birinin, hiç aşağdara in meden, yüksek maviliklerde süzülüp dur masını nasıl önleyebilirdi” benzeri aşın şa irane cümleler de. Oylumu çok geniş olan romandaki olayların unutulmamasını iste diğiayrıntılarım da yineleyerek ammsaüyor. Bir bakıma, pembe dizilerdeki yöntemi kul lanıyor. Aynı olayı, romanın her kahrama nı, birbirinden çok az farkla öğreniyor ya da anlatıyor. Bu da romanı okuyanı belli bir izlekte tutuyor.
Sonuç
Güven, bir savaş döneminde, kendine ve
arkadaşlarına güvenebilenlerin yasak bir si yasa] örgüde ilişkilerini irdelemeye çalışı yor. Bu örgütün dışında olanların durumu, önemli yan kahramanlardan Sahir’in anla tımıyla açıklanabilir; Sahir Fransa’da Fran sız Komünist Partisi üyesidir. Türkiye’de
E
aniden uzak duruşunu karısıyla tartışır - en, “göze alamadığını” söyler. Hem evli ol manın sorumluluğu vardır, hem de partiye güvensizliği: “(...) Leningrad yolculuğunda içime düşen kuşku tohum lan mı çatladı, nedir! Üstüne düşemedim pek. Belki bas kılardan korktum. Gizli örgüte girdin mi, yasadışına çıkıyorsun; yasalara değil kendi ne güveneceksin! Kendine güvenin teme linde, bağlandığın örgüte güvenin vatar! Bilmediğim, ötesi kuşkular taşıdığım bir ör güte nasıl güveneydım? Polise düştün mü her türden işkence var. Direteceksin. İçine kurt düşmüş yürekle girilmez o işlere. Kaş yapayım derken göz çıkanrsın.”Kendine ve arkadaşlarına güvenebilenle rin bir serüveni mi Güven? Bir baloma. Bir bakıma bu sürecin gözden geçirilmesi. So nunu okurun yazması istenen bir anlatı.
O kurun Güven’i okumadan önce ya da okuduktan hemen sonra, dönemi anlatan romanlan, TKP ile ilgili belge ve anlatılan gözden geçirmesi, bilgisini tazelemesi ya rarlı olur. Çünkü o günlerin canlı tanıklan bu romana yanıt veremeyecek durumda. Çoğu öldü. Bir bölümü hasta. Mihri Belli gibi yanıt verecek durumda olanlar ise esp ri ile geçiştirmeyi doğru buluyor. Belki de romanda asıl tartışılan öğe gizlilik ve m er keziyetçilik olduğu için.
Güven, bence yarım bir anlatı. ■ Güven, 1. Cilt (Savaş Yıllan, Kara Du- vann Gölgesinde, Daldaki Kiraz)/ Vedat
Türkali/ Gendaş Kültür/747 s.
Güven, 2. Cilt (Savaş Bitiyor, Savaş Baş ladı)/ Vedat Türkali/ Gendaş Kültür/520 s.
C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 5 2 2
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi