Bugün vatanımızda bir
kudreti milliye varsa o cere
yan, felâketlerden müteneb-
bıh olan milletin kalb ve di
mağından doğmuştur.
K . ATATÜRK
flnhacinni uıl cavı* R01Q İSTANBUL — CAĞALOĞLUu noeşinui Jll S a j l. O Z iy Telgraf ve mektub adresi: Cumhuriyet, İstanbul - Posta kutusu: İstanbul, No, 240 P3Z3fl8SI 21 İklIlCİlGŞfİn 1 9 3 8 Telefon: Başmuharrir ve evi: 22360. Tahrir heyeti: 24298. İdare ve matbaa kısmı 24299 - 24:90
Türk ordusunu, onun fazi
letini, kıymetini ve bu ordu ile
neler yapılabileceğini benim
kadar anlıyan az olmuştur.
AT.
ATATÜRK
Ebedî
Ankarada
Göz yaşlarile
ebedî
Atâîiİrk
M aıanın kucağında
uğurlanan Büyük Olü
levdi ediliyor
LâyemuTÂfamiZin
manevî huzurunda...
D ün g e c e on b in lerce insan son ih tiram ve ta zim v a zife sin i
y a p a ra k ıstır ab için d e a z iz naaşın etra fın d a
ta v a f e tti
Ankara 20 (Telefonla) — Günler- denberi ağlamaktan kızarmış olan göz • lerdçn şimdi yeniden gözyaşları boşanı yor. Atatürkün yiğit Ankarası Ebedî Şe fine bu sefer ne acı şekilde kavuştu.
Sen böyle mi gelecektin?
Onu bu sabah kendi treninden omuz' Iar üstünde indirildiği zamana kadar hit kimsenin bunu söylemeğe dili varmıyor' du. Fakat saat erişti ve bu sabah gür doğarken bütün Ankarayı bir teessü' şeraresi halinde gördü. Dün gece, zater ıstırablı bir kaynaşma içinde geçmişti Trenler Büyük İnsana karşı milletler namına vazifelerini yapmak için gönde rilen ihtiram kıt’alarını şehre getirmişler di. Dünya milletleri «Yurdda sulh ve
[Arkası Sa. 7 sütun 1 de]
E y büyük T ürk m ille ti! A tatürkün eserlerine, lâ y ık oldu kları m evk ii v e rm e k te d e va m e ttiğ in m ü d d etçe
em in ol k i O d a im a senin aran da ya şıya ca k tır
T
ürk kurtuluşunun ve tam Türk istiklâlinin Dâhi kahramanı Büyük Atatürk dündenberi kendi yarattığı yeni Türkiye devletinin merkezi Ankarada, kendi eseri olan Tür kiye Büyük Millet Meclisinde misafir bulunuyor ve dündenberi orada devlet merkezi halkı tarafından büyük acılarla karışık derin huşu ve hürmetlerle tavaf olunuyor. Bugün onu Meclisten alacağız ve sıcak gözyaşlânmızla takib ederek ebedî rahat yerine' koyacağız. Sözün doğrusu budur ki Atatürk herhangi bir kabre tevdi olunmaktan ziyade bugün bütün Türklerin kalblerine gömülüyor,Y U N U S N A D İ
[Arkası Sa. 4 sütun 3 tel
Ebedî Şefimizin muazzez naaşı, îsmit istasyon unda, bayraklarla örtükü ,vagona yerleştirilirken _
Başvekil Celâl Bayar Yavuzun güvertesinde
Atamıza son tazim
---
---Ebedî Şefin ruhunu taziz maksadile, bugün
yurdun her tarafında mitingler yapılacak
ve üç dakika sükût edilecek
E bedî Şefim iz Atatürkün aziz n a a şla n m n bugün A nkarada m evkibi m ahsusuna va z’ını m üteakıb yurdun her noktasında, lâ- yemut A tanın hâtırasına son bir ihtiram v a z ife si olm ak üzere, nutuklar irad ed ilecek v e saat 16 da herkes, olduğu yerd e ve ayakta hürm et vaziyeti alarak üç dakika tevakkuf edecektir. Bü tün nakil vasıtaları da oldukları yerlerde üç dakika duracaklar dır. Taksim m eydanında Ü niversite gençliğinin tertib ettiği son ih tiram m itingine İstiklâl m arşile başlanacaktır. M iting esnasın da Parti, B eled iye, H alkevleri v e halk nam ına birer nutuk irad edilecek, m üteakiben de A tatürkün g en çliğ e h itabesi okunacak tır. M erasim nihayete ererken âbide, etrafınd a m eş’aleler yakıl mak suretile, süngülü askerlerin m uhafazasına terkedilecektir.
CUMIIURÎYET
Sü** 21 İkinciteşrin 1938
TARiHDE BÜYÜK DEMİZ
t
MUHAREBELERİ!
( Şehir ve Memleket Haberleri
~~ —- - ... " I I I IİIMI \ ... ■■■■■ m- I.mi m « /)
Tefrika No. 13
N akleden: ABÎDÎN D A V ERAksiom
Muallim ihtiyacı
gittikçe artıyor
Maarif Vekâleti yeniden
Antuan, kendisine inanan arkadaşlarının lânetleri mîîsabaka unühanları
arasında, Kleopatranm arkasından engine açıldı
açmağa karar verdi
938 ders senesine aid talebe kayıd
cet-Kleopatra gibi (üranltr bir güzel ka-1 kedip çalakürek ve pupa yelken Mısrr f i- ™ " " 1 '''T '! , VekSletine gönder-ilmîş-dınrn, 60 y a d d a k i ihtiyar Antuan’» de- lotunun pejinden koltuğunu görünce i ‘ , Bu, 'etveller e s ., tutularak elde e-• j 1 e-• e-• t • M » , , K , / dilen ıhsaı malumata gore, son ders
se-çmdekınm kim olduğunu kolayca tahmin nesinde yalnız î stanbulda geçen
A T T I I k I ( « l u n un « un _ 1 _ . . « _____ - I 1
ğil; onun muazzam imparatorluğuna â- şık olduğuna şüphe yoktu. O halde, bu imparatorluk için yapılan mücadelede, o- nun ilk hamlede Antuan’ı ve zaferi bıra kıp kaçmasında bir sebeb ve mana yoktu. O halde, Klopatra, belki hattı harbi bir az daha aştıktan sonra dönecektir; yahud, belki de, Antuan’m hantal gemilerden mürekkeb öncü filosunu, Oktav’m ve Ag- rippa’nın taarruzundan büsbütün kurtar mak için, kaçıyor gibi görünüp Garbî Ro ma donanmasını peşine takacak, en seri
düşman gemilerini böylece kendi üstüne çektikten sonra, dönüp onlara hücum ede cek ve bunları içlerine ok, hatta müthiş ze hirli Mısır yılanları fırlatarak birer birer tepeliyecekti.
Bütün bunlar, beyhude ümidlerdi; çün kü «ihtiyar Nilin güzel y ılanı» hiç de böy le niyetlerle rüzgârın önüne düşmemişti. Kleopatra îskenderiyeye doğru kaçıyor du. Ve bütün filosu da bu kahpece ka çışta ona refakat ediyordu. Mısır filosu, donanma denize açılırken Kraliçenin ge misine yükletilmiş olan Antuan’m hâzinesi muhafaza maksadile Kleopatranm gemi sini takib ediyordu. Kimbilir, belki de o güzel, fakat yılan ruhlu Mısır melikesinin bu beklenmiyen firarında, o hâzineyi teh likeye düşürmemek, ona emniyetle sahib olmak endişesi âmil olmuştu.
Müverrihler, onun bu sebebsiz kaçışı nın sırrını anlamak için bir hayli kafa yor muşlar, kalem sallamışlardır. Kraliçenin firarı, bir ihanet neticesi miydi, yoksa mu harebe manzarasının doğurduğu anî bir panik yüzünden mi kaçmak kararını ver mişti? En büyük düşmanları bile hiç bir zaman bu kadının korkaklığını kabul et memişlerdir. O güzel olduğu kadar cesur du. Nihayet kendi kendini öldürmesi de Kleopatra’nın ölümden korkmadığım ispat eden bir delildir. Onun Aksiom’da mu harebe meydanından kaçışına tarihçiler tarafından bulunan en makul sebeb şudur: Kleopatra ile Antuan, donanma ile denize
açılmağa karar verdikleri zaman araların
da, Kraliçenin ilk fırsatta, maiyetinde kâ fi kuvvette bir filo bulunduğu halde, Mı sıra doğru yollanmasını kararlaştırmışlar dır. Bu kararın saiki ise, Ambracian kör fezi kıyılarında kamp kurmuş olan kendi orduları, Oktav’ın ordusu karşısında mağ- lûb olmadan çekilmek imkânım bulamadı ğı takdirde de, Mısırda bulunan ve yeni den teşikl edilecek olan birçok lejyonlarla harbe devam edebilmek imkânının mevcu diyeti idi. Onun içindir, ki yukarıda, Kle- opatra’nın firarında, gemisindeki hazîneyi tehlikeye düşürmemek düşüncesinin âmil olmuş bulunması ihtimalinden bahsettik. Malûm ya bugün olduğu gibi 2000 sene evvel de parasız harbedilemezdi. Başta Kleopatra olmak üzere 60 gemilik Mısır filosunun yelkeni basıp gitmesi, Antuan’m geri kalan donanması üzerinde manen ve maddeten çok ağır bir tesir bıraktı. Fakat iş bu kadarla, yalnız Kleopatra’nın ve Mı sır gemilerinin gitmesile kalmadı. Antuan, vazifesini, namus ve şerefini, arkadaşlarını ve maiyetindekiler]', hulâsa herşeyi aşkına feda ediverince vaziyet çok daha kötüleş ti.
Kraliçeye karşı olan delice sevdası, bu büyük kumandanın gözlerini döndür müş, yüreğindeki diğer bütün yüksek duyguları süpürüp atmıştı. Filvaki, ergu van renkli yelkenlerin hattı harbin sol ce nahı ucuna geldikten sonra döneceğine basıp gittiğini görünce Antuan deliye dön müştü.
— Kleopatra’m, aşkım, saadetim gi diyor, diye bağırdı, 60 yılın zayıflattığı ihtiyar kalbini, bu amber kokulu kadın, Mısırın kızgın güneşi gibi yakıp kavur- muştu. Onu, ebediyyen kaybetmek üze re olduğunu görünce herşeyi, zaferi, İm paratorluk tac ve tahtını bile unuttu. H e men ağır ve yolsuz gemisini bıraktı, do nanmanın küçük galerlerinden en hızlı gi denine atladı. Kürekçilere bağırdı:
— Kraliçeye yetişemezseniz hepini zi gebertirim.
Kürekçiler, küreklere yapıştılar, Reis, galerin küçük yelkenini de açtı ve A n tuan anavatan Rornaya bile kılıç çekecek kadar kendisine inanan arkadaşlarının lâ netleri arasında, Kleopatra’mn arkasın dan engine açıldı.
Agrippa, Mısır filosunun gittiğini gör müştü; fakat onu yakalamak için, düş man donanmasının büyük kısmı üzerine yaptığı hücumu durduracak kadar tecrü besiz ve düşüncesiz bir amiral değildi. Sonra, bir galerin hasım hattı harbini ter-,
t^i . , . ı ı •> s^y=‘* seneye
etth Kleopatra mn ele geçmesi o kadar nısbetle elli bin kayıd fazlalığı görül
-mühim değildi amma, Antuan ı yakalar- müştür. Talebe adedinin seneden sene-
sa Roma yı ve Oktav ı en büyük belâdan ye yükselmekte bulunması, muallim a-
kurtaracağmı düşündü. En seri birkaç tri- dedinin de ziyadeleştirilmesini icab et-
remi, onu takibe memur ederek kendisi tirmektedir.
muharebeye devam etti. Bilhassa önümüzdeki sene talebe
kay-Şimdi Aksiom burnu önünde, kanlı biı dinin daha ziyade artacağı hakkında
muharebe devam ederken cenuba doğru ds Şimdiden kuvvetli bir kanaat vardır. Bu
bir yarış başlamıştı, kürek ve yelken yarı- itibarla Vekâletçe bazı tedbirler alın
-Si. En önde Kraliçenin al yelkenli galeri masma lüzum hası1 olmu5tu r- Bu arada arkasında 60 Mısır triremi, daha arkads >’akmda ükmekteb muallimleri
arasın-bunlara yetişmiye çalışan asıkı şuridedi da yeniden bir müsabaka imtihanı açı -An(m __ • • „„t ı j l i larak m u v affak o lan laro rtam ek teb m u -Mntuan m gemisi, en arkada da bunu ko- . i . . . ...
a • » , , . allımlıklerme tayın edileceklerdir,
valıyan Agrippa nın galerlerı. Kleopat- _ . , , ,
ra, dUjman donanma,,nın kendisini lakib L,,s,e »>tıyac..göre etmed^ını gördüğü ıçm, beyhude yere dan başka açılacak olan ikinci bir mii-
kürekçilerini zorlamıyordu. Buna muka- sabaka imtihanile haricden de ortamek-
bil, sevgilisine yetişmek için can atan, içi teb muallimleri seçilecektir,
içine sığmıyan ihtiyar aşık, kürekçilerine Bu vaziyet ayni zamanda bütçe ile de
daha hızlı ve kuvvetli kürek çektir- alâkadar olduğundan Vekâletçe önümüz
mek için, tehdid, niyaz, kamçı, altın gibi deki sene bütçesinin tanzimi sırasında
vasıtalarla mütemadiyen teşvik ediyordu. Onun bu sinirli acelesi, gemide bir panik havası uyandırıyor. Muntazam ve mev zun kürek çekilmesine mâni oluyordu. Gemicileri daha iyi ve kürekçileri daha idmanlı olan Roma galerleri, tedricen Antuan’m gemisine yetişmeğe başladılar. Aradaki mesafe gittikçe azalıyordu. Böy le giderse Roma triremleri Antuan’m ga lerini yakalayıp saracaklardı. Kaçanla kovalıyanlarm bu hızlı gidişi, onları,
isti-şimdiden bu cihetlerin gözönüne alın masına karar verilmiştir,
ŞEHİR İŞLERİ
Yeni bir vergi kaçakçılığı
Son zamanlarda yapılan sıkı teftişler neticesinde bazı semtlerde gizli kadın terzilerinin çoğalmış olduğu görülmüş tür. Bunlar, müteaddid makine ve işçi kullandıkları halde, ne tabelâ asmakta, « ne de vergi vermektedirler. Bu suretlecal etmiyen Mısır filosuna yaklaştırmış- yapılan vergi kaçakçılığı mühim bir niş
ti. Mısır filosunun arkacısı olan fırka, bu bette varidatın ziyama sebeb olmak -
yarışı görüyor ve Antuan’m forsunu çek- tadır. Bunlar hakkında kanunî takibat
miş olan galerin kendisine yetişmesini bek- yapılması için alâkadarlara emir veril -
liyordu. Fakat bir an geldi ki Antuan’m m’Ştir
kürekçileri kesildiler ve kovalıyanlar bu gemiye tehlikeli surette yaklaşmıya baş ladılar. O zaman Mısırın filosunun son gemileri dönerek Antuan’m imdadına koş tular. Tam zamanında yetişmişlerdi. Çün kü, Roma triremleri artık ok -.nenzilmt girmişler ve Antuan’m gemisine ok yağ dırmağa başlamışlardı. Hemen .Mısır ok çuları da bunlara mukabele ettiler. Mısır gemileri, kürekçileri yorgun galerle onu kovalıyanlarm arasına girerek muharebeye başladılar. Bu müdahale, Antuan’m kü rekçilerine biraz nefes almak imkânını vermişti. îmdad geldiğini görünce manevî kuvvetleri de arttı. Çala kürek erguvan yelkenli sevgilinin gemisine doğru kaçtı lar. Agrippa*nm triremleri, bu arkacı mu harebesinde, ilk hamlede, Mısır gemilerin den iki tanesini zaptettiler, diğer Mısır tekneleri, filonun büyük kısmından ayrı düşmek korkusile döğüşte ısrar etmediler, O iki gemiyi Romalılara bırakarak yolla rına devam ettiler.
Antuan’m galeri, bu esnada Kraliçe nin gemisine yaklaşmıştı. İhtiyar âşıkm yüreği sevmeden, sevgilisini götüren gemi nin al ipek yelkenleri gibi çırpınıp yaprak lanıyordu. Biraz sonra, galer Mısır tek nesine yanaştı. Antuan, ebediyyen kay bettiğini sandığı Kleopatra’smı kıç kasa rası üstünde, işveli tebessümde kendisini selâmlar görünce heyecanından ve sevin cinden gözyaşları dökerek Kraliçenin ge misine atladı. Kleopatra onu memnuni yet ve neşe ile karşıladı. Antuan sevgilisi ni göğsüne bastırdı, sonra önünde diz çö küp eteğini öptü. Kleopatra elini uzatıp Antuan’m başım okşadı. Bu kır saçlı baş onun aşkile ateşler gibi yanıyordu. Antu an ipekli kumaşların sardığı nefis vücu- dünden her erkeği sarhoş edecek tatlı bir koku yayılan bu büyüleyici kadının iki elini, sanki onu yıllardanberi görmemiş gibi sönmez bir hasret ve iştiyakla öptü, öptü.
Fakat, biraz sonra, Antuan’m ilk he yecanı geçmiş, aklı başına gelmişti, Kle- opatra’nm peşinden muharebe meydanını bırakıp kaçmasının feci akıbetlerini birer birer düşünmeğe başladı. Yarım saat ev vel, bir harb gemisinin güvertesinde, ken di davasını kabul ederek düşman karşı sında kendisi ve kendi zaferi için kahra manca döğüşmek suretile vazifelerini ya pan arkadaşlarile yanyana harbediyor- du. Şimdi ise, arkada, muharebe bütün şiddet ve dehşetile devam ederken kendisi altın ve gümüş içinde pırıl pırıl yanan, i- pek yelkenli, sedef ve fildişi kakmalı bir zevkü safa gemisinin, bir saray gibi süslü güvertesinde idi. Cariyeleri ve nedimeleri arasında tahtına oturmuş, kendisinin ge miye gelişini kutlulayan Kraliçenin sür meli güzel gözlerine ve bir kor gibi yanan dudaklarına baktıkça, arkadaşlarının ken disi için can verdiklerini düşünüyor ve u- tanemden yerlere geçiyordu.
¿Arkan tor)
Sahaflar çarşısı başka yere
kaldırılacak
Sahaflar çarşısının bulunduğu yer, günden güne harab olduğu için burada ki kjtgbcılara gene şimdi olduğu gibi başka tarafta toplu bir yer gösteri İra esi, çarşının yeni yere naklolunmasından sonra açılması kararlaşmıştır. Bu hu - susta tetkikat yapılmaktadır.
Vazifelerini yamnıyan iş
miiesseseleri
Fabrika ve imalâthaneler iş ve hıf - zıssıhha kanunları mucibince alacak ol dukları ameleden aşı kâğıdı, sıhhat ra poru ve hüsnü hal varakası gibi vesaiki aramak mecburiyetindedirler. Son za - manlarda yapılan kontrollar neticesin de bu kabil müesseselerden bazılarının buna riayet etmedikleri görüldüğünden haklarında zabıt varakaları tutulmuş ve mahkemeye verilmişlerdir.
Hapisane civarında istimlâk
edilecek binalar
Umumî Hapisane binasının yıkılarak Dunun yerine yeni Adliye sarayının ya- Dilması etrafında tarihî tetkikat yapı - arak icab eden rapor Adliye Vekâleti ne gönderilmişti.
Vekâlet, buna dair olan kararım ya kında verecektir. Maamafih hapisane binasının bulunduğu yerde yalnız îbra- himpasa sarayının tarihî kıymeti haiz olup olmadığı üzerinde tereddüdle ha reket edilmektedir. Bu itibarla hapisa - ne civarındaki diğer binaların yıkılma sında esasen bir mahzur bulunmadığın dan bunların istimlâkine aid muamele hazırlanmağa başlanmıştır. Bu kısmın istimlâki için kırk dört bin lira kadar bir masrafa ihtiyaç görülmektedir. Bu da temin edilmiştir. Yakında faaliyete geçilecektir.
Bir sandal battı
Evvelki gün öğle üzeri, sandalcı Hü - şeyin, Haydarpaşaya götürmek üzere sandalına bir ton ağırlığında karyola somyası yüklemiştir.
Haydarpaşa yakınlarına geldiği za - man yanından geçen motörlerin dalga larından müteessir olan sandal birden bire alabora olarak batmıştır.
Civardan kazayı görenler yetişerek Sandalcıyı boğulmak tehlikesinden kur tarmışlardır. Sandala yüklü somyalar kurtarılamamıştır. t
tr
--- ^Fitreler
Fitremizi Türk Hava Kurumuna gönülden bir istekle ödediğimizi va tan hizmetlerinin başına geçirme - liyiz. ^ — _____________________________________________
Ramazan 28 Pazartesi
Kanser haftası
O fc le i k i n d i A k s a m Y a t s ı İ m s a k I S . D . S . D . S . D . S . D . S . D . ¡ E z a n 7 13 v 45 12 1 36 12 24 Z e v a li 12 14 32 16 47 18 22 05 11Bu hastalık hakkında bir
hafta konferanslar
verilecek
Üniversite Kanser Enstitüsü, mer - kezi Pariste bulunmakta olan beynel - milel kanserle mücadele merkezinden aldığı direktif üzerine bütün dünyada olduğu gibi memleketimizde de radyu - mun keşfinin 40 inci yıldönümü olan 28 ikinciteşrinde başlamak üzere bir hafta müddetle kanser hastalığı üzerinde kon feranslar verecek, yazılar neşretmek ve her suretle kanser üzerine halkın nazarı dikkatini celbetmek üzere (Kan ser haftası) tertib etmiştir.
Kanser haftasının programı şudur: 1 — 23 sonteşrin çarşamba gününden itibaren başlıyacaktır. O gün radyum ve röntgen kâşifleri hakkında gündelik gazetelerde ve radyoda neşriyat yapı - lacaktır.
2 — 28 sonteşrin pazartesi günü saat 15 te Üniversite konferans salonunda umuma mahsus toDİantı (açılış nutku, Rötngen ve Curie’lerin hayatı hakkın - da bir musahabe ve kansere dair halka mahsus bir konferans.)
3 — 30 sontesrin çarşamba günü saat 18 de Etibba Odası salonunda hekim - lere mahsus toplantı. (Kansere dair iki konferans ve bir filim gösterilecek. Bü tün hekim arkadaşların bu ilânı daveti ye olarak kabul etmelerini dileriz.)
4 — 28, 29, 30 sonteşrin günleri kan - sere dair gündelik gazetelerde halka mahsus makaleler neşrolunacak.
Memleketimizde çıkan bütün tıbbî mecmualar sontesrin nüshalarını kan - sere tahsis edeceklerdir.
6 — Halka mahsus hazırlanan kansere karşı apel umumî mahallere astınla - çaktır.
7 — Sinemalarda bu hafta zarfında C urie^rin ve Röntgen’in resimleri tes hir edilecek ve kansere dair halka mah sus esaslı bilgiler tamim edilecektir.
MÜTEFERRİK
Tarih Kurumunun tetkikleri
Türk Tarih Kurumu, tarihten evvel yaşıyan insanlara mesken olan mağara lar hakkında tetkikat yapmağa karar vermiştir.Bu hususta vilâyetlere mülhakatların daki mağaralar hakkında bazı sualleri havi, fişler. gönderilmiştir.
Vilâyetler, bunları mülhakatlarına dağıtacak ve suallere gelen cevabları Tarih Kurumuna göndereceklerdir.
Pamuk satışımız
Son günlerde pamuk satışı üzerinde çok hararetli muameleler cereyan et - mektedir.
Almanya, İtalya ve Romanya son za manlarda bizden mühim miktarda pa - muk almışlardır.
Bilhassa akala cinsi pamuklarımız büyük bir rağbet görmektedir.
İpekli çorab mütehassisi
İpekli kadın çorablarınm ıslahı için, Avrupadan getirilmesine karar verilen çorab mütehassısı, önümüzdeki ayın ilk günlerinde şehrimize gelerek çalışmağa başlıyacaktır.MAI.tYEDE
Üç aylık maaşlar
Mütekaid, eytam ve eramilin önü - müzdeki üç aylık maaşlarının 1 kânu nuevvelden itibaren tevziatına başlan ması için Malmüdürlüklerinde hazırlık lar yapılmaktadır.
Mektebler ayın 26 sında
açılacak
Matem ve Ramazan Bayramı tatille - rini bir araya getirmiş olan ilk ve orta mekteblerle liseler tedrisata ayın 26 sın- dan itibaren tekrar başlıyacaklardır.
Çukurovada
portakal rekoltesi
Bu seneki mahsulün ge
çen seneden yarı yarıya
az olacağı anlaşılıyor
Adana (Hususî) — Bölgemiz porta kal mahsulünün verim itibarile bu sene de yarı yarıya ineceği zannedilmektedir. Geçen sene şubatının 26 - 27 ve 28 inci günlerinde devam eden soğuk rüzgârlar dan dolayı portakal verimi yarı derecesi ne inmiş bulunmaktadır.
Dörtyolun senevî elli milyondan aşağı inmiyen portakal mahsulü yirmi beş mil yon tahmin edilmektedir ki bu vaziyet çok kıymetli ürünlerimizden olan porta kallarımız için acıklı bir hal teşkil et - inektedir. Keza Osmaniye, Kozan ve merkez Adanada portakal bahçelerinde de mahsul geçen seneki gibi yarısı dere cesinde bulunmaktadır.
V a k ıf işleri
Vakıflar müfettişi Mazlûm Develi A- danamıza geldiği gündenberi Vakıf iş - lerile çok ciddî bir durumda uğraşmağa koyulmuş ve bu meyanda şehrin muhtelif semtlerinde harab, perişan bir halde kal mış olan 85 bina ve arsanın ve 20 de ge ne harablaşmış bahçenin satılmak üzere Vilâyet yüksek katınca gerekli işlerini ikmal ettikten sonra Evkaf Umum Mü dürlüğüne bildirileceği haber alınmıştır.
Çok isabetli olan şu teşebbüsten dola yı Mazlum Develiyi takdir eder ve mu vaffakiyet temenni ederiz.
M es’u l m u h a sib lik
Bazı vilâyet teşkilâtında mevcud olan muhasibi mes’ullüğü vilâyetimiz Vakıflar idaresinde de tatbik edilmeğe başlanmış ve bu vazife Vakıflar idaresi başkâtibi Hüseyin Türkele tevdi edilmiştir.
B eled iy e n in iy i b ir kararı
Belediye dairelerindeki işlerin ko!ayca takib ve intacı için vilâyet dairesinde ol _ duğu gibi bir halk işleri bürosu açıld . Bundan başka daireye müracaat edecek, lerin rehberliğini yapacak daimî bir me murun salonda bulundurulması tekari|ü- etmiştir.
E k m ek u cu zla d ı
' Belediye yaptığı tetkikat sonunda şe . hirdeki birinci nevi ekmeğin sekiz buçuçt ikinci nevi ekmeğin yedi buçuk kuruş j. zerinden sattırılmasma karar verilmiştir.
P en cered en e v e a te ş e d en adam
Ceyhanm Ezalı köyünden Zeyneb is mindeki kadının evinin penceresine aym köyden Nuri adında bir şahıs tüfekle ateş etmiş ve bu esnada evde bulunan Zeyne- bin çocuğu yaralanmıştır. Suçlu yaka - lanmıştır.
H a yva n h ırsızla rı
Kadirli kazası dahilinde şimdiye ka dar müteaddid hayvan hırsızlığı vak’alsn olmakta ve failler meçhul kalmakta idi - ler. Son zamanlarda artan bu hırsızlık vak’aları karşısında jandarmamız etralîı ve derin takibat ve tahkikata girişmiştir. Memnuniyetle öğrendiğimize göre öte - denberi bu kaza dahilinde hayvan hırsız lığı yapanlar yakayı ele vermişlerdir. Dt- liler köyünden Sarı oğlu Reşidle arkada- şı bulunan Tümen köyünden MahmucJ oğlu Yavuz Alinin hayvan hırsızlıklar vak’alarının failleri oldukları meydana çıkarılmış ve suçlular adliyeye teslim edil mişlerdir
Bıırsada gençliğin yaptığı büyük miting ^
Bursa (Hususî) — Kucaktaki çocuk - lardan yataktaki kötürüm ihtiyarlara kadar bütün Bursa halkı, günlerdenberi Ebedî Şef Atatürkün ölümünden müte- vellid derin bir acı ile muztarib bulun makta ve göz yaşı dökmektedir.
Sokaklarda yürüyenler bile artık es kisi gibi hızlı gitmemekte, adımlarında kederle meşbu bir düşüncenin ifadesi okunmaktadır. Radyoların düğmeleri
Atatürk âbidesi önünde Bursa gençliğinin yaptığı büyük
mitingten bir görünüş
Ankara mevcesinden başka bir tarafa dönmemekte, sanki bir kumanda veril miş gibi düğmeler bu mevce üzerinde tespit edilmiş bulunmaktadır.
Günlerdenberi şehrimizde bir tek meşhud suç ve zabıta vak’asının kayde dilmemiş olması da bütün halkın bu bü yük kayıb ve acı önündeki yüksek say gısını anlatmaktadır.
Büyük Önderimizin cenaze merasi - minde bulunmak ve ona Bursanm min net ve şükranlarını son defa sunmak ü- zere şehrimizde bir heyetle pek çok ze vat Ankaraya gitmiştir.
Siyasî icmal
Ingiltere - Romanya
omanya Kralı İkinci Karol ile oğlu ve veliahdi Prens Mişel, geçen sah bir İngiliz harb gemi- sile Ingiltereye çıkmışlardı. Resmî olan bu ziyaret dört gün sürdü. İngiltere Kra lı Altıncı Corc misafirini bizzat karşıladı ve onunla beraber gezdi, Romanya Kra lına İngiliz ordusu karargâhı ve hava merkezleri dahi gezdirildi. İngiliz impa ratorluğunun bütün satveti ve kudreti Balkanlı hükümdara gösterildi.
İngiltere Kralının da bir harb gemisile Karadenize çıkarak Romanya Kralına ziyaretini iade edeceği ve İngiliz harb gemisinin ayni zamanda istanbulda du - dup Altıncı Corc’un yeni Cumhur Re - isimiz ismet Inönünü de ziyaret edeceği Londradan haber veriliyor. Ingiltere Kra lının tac giyme merasiminde Türkiye Cumhuriyetini o zaman Başvekil olan İsmet Inönünün temsil ettiği malûmdur.
Romanya Kralının Londrayı ziyareti bütün Ingiliz İmparatorluğunda ve ba husus siyasî ve İktisadî mehafilde fevka lâde alâka uyandırmıştır. Fakat, Roman- yaya ve alelûmum Balkan memleketleri ne karşı Ingilizlerin alâkası bu ziyaretle başlamış değildir. Ingiltere ile îtalyanm arası açılmış olması ve îtalyanm bütün Ak denizde ve bilhassa şark havzasında siyasî ve askerî fevkalâde faaliyette bulunması İngiltereyi, bu havzada en mühim mevki sahibi Türkiye ile münâsebetlerini son derecede samimileştirmeğe sevketmişti.
Avusturyanın iltihakı ve Çekoslo'vak- yanın parçalanıp küçülerek siyasî ve ikti sadi cihetten Almanyanın merhametine sığınması üzerine Almanyanın orta Av- rupada tamamile hâkim ve Balkan dev letlerine yakın komşu olması, ingiltereyi ötedenberi ihmal ettiği Romanyaya çok yakınlaştırmıştır.
Ingiltere, on senedenberi Romanyaya, yalnız sevkulceyş cihetinden ehemmiyet veriyordu. Romanyanın Karadenizdekı sahili bütün Karadenize ve bu denizin şimalile İstanbul Boğazı arasındaki yol» lara ve Tuna ağızlarına hâkim olduğun dan fevkalâde 'sevkulceyşî kıymeti haiz dir.
Fakat burada büyük bir donanmayı barındıracak mahfuz, müstahkem ve ge» niş bir liman bulunmaması bu sevkulceyş kıymetinden istifade kabiliyetini azalt » maKta idi. Ingilere on senedenberit bura» da müstahkem bir liman ve deniz üssü ya» pılması için Romanyayı teşvik ediyordu.
Son zamanlarda Romanya dahi îngil» terenin bu düşüncesini muvafık görmüş, liman ve müstahkem mevki yerinin seçi» lip işe başlanmasını büyük bir Ingiliz a» miralma bırakmıştı. Ingiliz amirali Dob » ricenin Karadeniz sahiline yakın muhtelif göllerini tetkik ettikten sonra bunlardan birini seçmiş ve ameliyata başlamıştır. Göl derin bir kanalla denize bağlana» çaktır. Kanalın sed ve muhafazası kolay olduğundan bu harb limanı dünyanın eri mahfuz deniz üslerinden biri olacaktır.
Ingiltere, Almanyanın Balkanlara ka» dar sarkması üzerine Romanyaya siyasî ve iktisadı noktadan da daha ziyade yaklaşmaktadır. İngiltere, bol buğday yetiştiren İngiliz imparatorluğunun Ka» nada ve Avustralya gibi dominyonlarının! mahsullerini Ottava’da oplanan İngiliz imparatorluğu konferansının mukarrera» tile tercih ve himaye etmeğe mecbur ol» masına rağmen bu sene Romanyadakî buğday mahsulünün yarısını birden aldı.
Ingiliz sermayesi ve şirketleri tarafın» dan işletilen cenubî İran ve Musul petrol-” lerini tercih ve himaye etmeğe mecbur o- lan Ingiltere, şimdi de Avrupadaki en zengin petrol membalarını» sahibi bulu - nan Romanyanın istihsalâtma talib olu yor.
Ingiltere, Romanyaya silâh vermek için de yirmi milyon Ingiliz liralık kredi açmağa hazırlanmaktadır. Bir taraftan Romanya ile sıkı siyasî münasebetler te sisi için Kral İkinci Karol’u fevkalâde bir şekilde ağırlıyor.
Ingiltere, Akdenizin şark havzasında olduğu gibi, Karadenizde ve Balkanlar da dahi askerî, siyasî ve İktisadî alâka ve münasebetler tesis ve idame etmeğe ça
lışmaktadır. Almanyaya büsbütün bağ lanmaktan çekinen ve şarkî Avrupada bi taraf devletler bloku tesisi hakkındaki Leh teklifini reddeden Romanya, büsbü tün yalnız kalmamak için Ingilterenin a-
lâkasından istifade etmek istiyor. Bina - enaleyb Londradaki görüşmelerin ehem - miyeti büyüktür. t c k t a v
C u m h u r i y e t
Abone şeraiti:
Senelik Alta aylık Üç aylık Bir aylık Nüshası 5 kuruştur. Türkiye Hariç için için 1400 Kr. 2700 Kr. 750 • 1450 > 400 » 800 » 150 » Yoktur I 421 İkincitcşrin 1938 CUMHURİYET
l
Atatürk ve
Ankara
Y azan : P E Y A M İ S A F A
Y etti T ü rk iye A tık a ra d a doğdu. A n kara, 1923 ten sonra hergün bir sa fh a d a h a te k em m ü l eden m anzarasile, yen i T ü rkiyenin bü tün üm ran v e te k n ik in kişafını k en d in d e hulâsa e d e r : H arabeler için den fışk ıra n y e p y e n i bir şeh ir; inkırazlar için den fışk ıra n y e p y e n i b ir v a ta n . İnkılâbın bütün m utlak ve m ücerred, g ö ze gö- rü nm iyen k ıy m e tle rin i, m ücessem ifa d esin d e, te k er te k er m üşa h e d e y e im k â n v e re c k ta rzd a gözönüne koyan A n k a ra , b ize her za m an, A ta tü rk ü n b a şın d a g izli m odern ve m am ur bir T ü rk iye rü ya sın ı e b e d î v e a çık bir resim halinde g ö sterm iştir: A ta tü rk ü n ta h a k k u k v e tecessü m etm iş en güzel rü yasıdır.
B ugün onun cen azesin i karşılayan A n k a ra , g ö zlerin i bir yum - sa, on b eş sen e e v v e l gırtlağına çıkan b a ta k lığ ın v e on beş sen e e v v e l g ırtla ğ ın ı kurutan bozkırın nasıl bir h ariku lâde istih a le ile ş im d ik i m o d ern şeh re dön ü verdiğini h a tırla ya ca k , sonra d a , g ö z lerin i a ça r a çm a z, ik i vatan, ik i d e v ir , ik i tarih a ra sın d a k i fa rk ı d e rh a l k a rşısın d a bulacaktır. Bu m u cizeli istih a le y i ya p m ış in sanların b a şın d a gelen A tatürkün tren d en a ya k la rile d e ğ il, baş- k a stn tn ellerile v e d im d ik d e ğ il, tarih in en k ıy m e tli, fa k a t en ha z in h e d iy e s i halinde, bir ta b u t için d e in d irild iğ in i görünce, ne k a d a r ağlasa, düğünse, yır tınsa y e rid ir.
F a k a t A n k a ra bir şehir halinden bir sem b o l haline y ü k sele li çok var. A nkara artık ne sa d ece bir şeh ir, ne sa d ece bir v ilâ y e t, ne d e sa d ec e bir m e rk e zd ir: bir v a ta n , b ir z a fe r ve bir in k ılâ b h u lâsasıdır. A tatürkün d e bir insan halin den bir sem b o l haline y ü k se lişi yen i değ ild ir. A ta tü rk d e ne sa d ec e bir İnsan, ne sa d e se b ir Ş e f, ne d e sadece bir K a h ra m a n d ı. B ir m ille t, k o lh k tif bir şuur, m illî bir kudret hulâsasiydi.
Bu iki sem bol şim d i te k bir cevh er h a lin d e birleşiyor. Bu c e v h ere Türkiyenin Başı, K a lb i, Ruhu, ne d e rse n iz d iy in iz , fa k a t u n u tm ayınız k i O, m ezarın için d e d e ğ ild ir, O canlı bir vatan hu lâsasıdır ve m ezar onun için dedir.
P E Y A M İ S A F A
^
Atamızın son yolculuğundan intibalar
^
t
Atatürkün vasıfları: 8
)
V..
B ü y ü k A t a m ı z ı n
Ankaraya bağlılığı
‘ - karaya g ittik. Düşmanlar, bizi zorlam ak istedik-
nc.n S a ka ry a köprülerini a ttık ve oradan bütün
d ü n ya ya m e y d a n okuduk. D em ek bu, d a rlık za nanm-
da, uya n ık halde görülm üş gerçek bir rüya idi.
A ta tü r k ü n bu rüyayı h akikat halinde hesab etmiş
olacağını kabulde bir an bile tereddüd ödem eyiz.
A n k a ra , T ü rk vatanı için beslenen A ta tü r k ideal
terinin ta h a k k u k m erkezidir, ve bu ideallerin hepsi
büyük hatlarında şim diden ta h a kku k etm iş, kökle i
m e m le k e tte derin ve ku v vetli yerleşm iştir.
tatürk bugün kucağında misafir bulunduğa, yarın koynunda ebedî uykusunu uyuyacağı An karaya çok bağlı idi. Bu bağlılığı bütün vatana bağlılık diye telâkki edebiliriz. Memleketin en zor bir zamanında, her taraftan ergenekon duvarlarile bağlandı ğımız bir hengâmda Atatürk büyük sa vaşma girişeceği günlerin arifesinde Sı- Vastan kalktı, Kayseriye uğradı ve niha yet Ankaraya gelip karargâhım orada kurdu. Büyük Türk kumandanı Yıldırım Beyazıdla diğer büyük bir Türk kuman danı olan Topal Demirin karşılaştığı ova ların şehri olan Ankarada. Atatürkün büyük Türk kumandanı namağlûb De mire büyük hayranlığı vardı. Onu tarihin en büyük kumandanlarından biri sayar dı. Gazinin gözünde Yıldırımla Demirin Çıbık ovası muharebesi Türklük dünyası için tarihî bir hata idi.
Atatürk asker kumandan olarak De miri sever de ayni sıfatla Yıldırım Beya ndı sevmez değildi. Tarihî Nutkunun Trakya vaziyetini şiddetle tenkid eden bir kısmında şu parçaya bakın:
«— Efendiler, bir kumandanın esare ti de mazur görülebilir. O zaman ki, va zife ve icabatı askeriyeyi ifa ve tatbikte elindeki kuvveti sonuna kadar, son süngü ve son nefere kadar kullandıktan sonra kanım akıtmak fırsatını bulamaksızm düşman eline düşerse...
«Efendiler, bütün ordusu, faik ha- n u orcTusc. k a rş ıc ın d a , n ıa ğ lû b o? t a k ı kendiliğinden ricat ederken, kılıcını çekip tekbaşına atını, düşman başku mandanının çadırına saldırarak ölüm anyan Türk kumandanları görül müştür.»
Atatürkün sitayişle yadettiği bu Türk kumandanı Yıldırım Beyazıdm kendisi dir ki hakikaten yapacak birşey kalma dığı zaman, tıpkı Atatürkün dediği gibi, Atını Demirin çadırına sürerek hasmını ¡ahsan haklamak istemiş, yüzde doksan dokuzu ölüm olan bu kahramanca hare- ceti tatbikte bir lâhza bile tereddüd etme- nişti. Atatürk Yıldırıma daha az siya sî olmaktan başka kusur bulmazdı. Demi- •e gelince o askerliği en yüksek siyasetle •nezcetmiş bir kumandandı. Yıldırım bi raz hazımlı ve daha siyasî hareket ede- bilseydi bu tarihî hata tahakkuk etmiş ol- mıyacaktı. Çünkü Demir mutlaka bu muharebeyi yapmak istiyor değildi. Mümkünse onu bertaraf ederek geçip gi decekti...
Atatürkü Ankaraya cezbeden manevî saikler arasında Türklük için hicran olan bu savaşın bir yeri var mıydı?.. Şurası muhakkaktır ki Atatürke Ankara yeni kurulacak Türk devletinde tabiî bir istih kâm, ulaşılamaz bir kale gibi görünmüş tür. Ve bunu böyle görmekte Atatürk yal nız olmasa gerektir. Bizzat kendimizden sadır olmuş bir hüküm bunun delilidir:
Mütareke zamanının karanlık günle rinde Istanbuldayız. Milletin basma çö ken hergün daha kara, hergün daha ça mur kâbustan kurtulmak için bir çare arı yoruz. Bulunması kolay olmıyan bu çare için beyinlerimizi zorlarken bir gün göz lerimizden bir şimşek çaktı, ve önümüzde kuvvetli bir istinad noktası parladı. Arşi- med’in örekasma benzer bir buluşla yanı mızdaki arkadaşlara aynen şunları söyle dik:
«— Başka çare yok, Sakaryanın bü tün köprülerini atarak Ankaraya çekil meliyiz, ve oradan zalim dünyaya bağı rarak (eğer elinizden geliyorsa gelin de hakkımızdaki idam hükmünü bize bura da tatbik edin!) diye bağırmalı, ikisi biri yok, adeta meydan okumalıyız. Gele mezler, gelecekleri varsa görecekleri var dır...»
Biz bu sözleri söylediğimiz zaman şah san Ankarayı görmemiştik, bilmiyorduk. Hatta o güne kadar hiçbir suretle Anka- ranın ismi de geçmiş duğildi. Fakat çare sizlik içinde coğrafya bize rehberlik ede rek bu fikri ileri sürmüştük.
Garib hal, bilâhare tahakkuk eden va ziyet aynen ve tamamen bundan ibaret oldu. Biz Ankaraya gittik. Zorlamak
is-Y azan: is-Y U N U S N AI t
tedikleri zaman Sakarya köprüler ti at tık, ve oradan hakikaten bütün c anyaya meydan okuduk. Demek bu, darlık za manında uyanık halde görülmüş gerçek bir rüya idi., Atatürkün bu rüyayı haki kat halinde hesab etmiş olacağını kabul de tereddüd etmeyiz.
Giderek Ankara, oraya gidenlerimizin umumen ve âşıkane sevdiğimiz bir şehir oldu. Çünkü biz o ulaşılmaz kalenin içinde, hiçbir mahrumiyeti gözlerimiz görmiyerek, ideallerimiz için can feda e- dercesine zevkle, şevkle çalıştık ve uğ raştık. Şahsan biz Ankaranm içinde iki buçuk odalık bir evde oturuyorduk ki hâlâ hayali bizde binbir gece masalla rındaki muhteşem saraylardan birinin hatırasını yaşatır. İnsan ideal için çalıştı ğı zaman eşsiz manevî bir benlik oluyor. Bu şartlar içinde baş idealci Atatürkün Ankaraya nekadar kuvvetle bağlandıkça bağlandığım artık kolay tasavvur edebi lirsiniz.
Ankarayı yeni Türkiye devletinin mer kezi olarak kabul ve tespit eden 13 ilkteş- rin 1923 kanun maddesinin müzakeresin de o zaman Hariciye Vekili olan İsmet İnönü Ankaranm niçin devlet merkezi ittihaz edilmesi lâzım geleceğini çok kuv vetli sebeblerle parlak bir surette müda faa etmişti. Hatırımızda kaldığına göre İsmet İnönü çok kuvvetli olan o müdafa asında askerî bakımdan Ankarayı Türki ye amudu fıkarnınin taarruzdan masun en * 'Ü.üv. : uoktd; ı olarak gösteriyor ve bu nu çok kanaat verici iradelerle ispat edi yordu. Netice büyiik bir ekseriyetle ka nunun kabulü oldu ve bu da yeni Türki ye hayatının dönüm noktalarından birini daha teşkil etti.
Ankara devlet merkezi olduktan sonra, biz oraya vardığımızda fesliğen ve kadife çiçeğinin bile nadir yetiştirildiğini gördüğümüz bu harab şehrin imarı lâzım geldi. Baş Yapıcı Atatürk bu işe daha önceden başlamıştı, ona büyük kuvvetle sarılarak daha büyük hız lamlelerile de vam etti. Vaktile fesliğenlt kadife çiçe ğini zor bilen Ankarada bugün en güzel çiçek nevileri ve ezcümle değme yerde değişmiyecek güllerin en güıel çeşidleri yetişiyor. Kara Ankara, çok değil, on, on beş yılda pek çok şehirlerimize baskın yeşil Ankara oldu.
Atatürk, Ankaranm biran önce ma mur olmasında devlet teşkilâtın faaliyete ve fedakârlığa şevketmiş olnağı kâfi bulmıyarak Ankaranm içindek Orman çiftliğinden bir ziraat nümune çiftliği çı karmak üzere bizzat da feyizli faaliyet lere girişti. Bu muazzam teşebbi® ve gay retin bir hedefi Ankarayı biran ince ma mur etmekse diğer bir hedefi de Türkiye- de ileri ziraate bir nümune hazırhmak ve göstermekti. Atatürk bu mesaisinde eko nominin bütün şartlarını olanca ciddiyetile tatbik etti ve ettirdi. Kır ve kıraç lir ova dan milyonlar değerinde bir mamure çı kardı, ve bununla iktifa etmiyerek ayni tecrübeyi İstanbulun Yalovasma kadar memleketin diğer bazı yerlerinde y tir üttü.
Görünüşte bunlar şahsî birer iş ırıaısza-/ rası arzediyordu. Halbuki kendi mak ad-^ lan hasıl olduktan sonra büyük ideali fin bütün bu kıymetleri millet hâzinesine : da edip çıkmış olduğu şükran hatıraları mızda mahfuzdur.
Atatürkün Ankaraya bağlılığının ikin ci büyük sebebi, bütün vatan parçalarının hep Ankara gibi harab olarak tevatih edilmiş bulunması ve bunlardan coğrafi vaziyeti itibarile muvafık mevkie e olan birinin imarında gösterilecek gayretlerin diğer bütün vatan parçaları için öı ıek tu tulacak olmasıdır.
Ankara Türk vatanı için beslenen A* tatürk ideallerinin tahakkuk merkezidir, ve bu ideallerin hepsi büyük hatlarında şimdiden tahakkuk etmiş, herhalde kök leri bütün memlekette derin ve kuvvetli yerleşmiştir artık.
Şimdi Atatürk Ankarada yerleşeceği ebediyet borcundan hep Ankara gibi ümran yolundaki bütün yurdun güzellik lerini temaşa ede ede rahat uykusunu u- yuyabilecektir artık. Y U N U S NAD1
Tabutu önünde dünyanın
eğildiği Büyük Adam
Y azan: AB1D1N D A V E R
A ta n ın naaşt A n karada. O nu, e v v e lk i gün İstan bul, görü lm e m iş b i/ teessü r ve h eyecan la son d e fa selâ m la m ıştı. Dün d e , tz- m itte n itib a ren A n k a ra ya k a dar d em iryo lu g ü ze rg â h ın d a k i y ü z
lerce k ilo m etrelik A n adolu to p ra ğ ı, her karışın ı a y rı a yrı kurtar d ığ ı yerler, Onun son g eçişi önünde g ö zya şla rı d ö k e re k e ğ ild i. Bugün d e A n k a ra , ken d i y a ra ttığ ı şehir, O na son hü rm et ve ta zim v a zife sin i a ğ ltya ra k ya p a ca k . D e v le t m e rk e zin in D e v le t Ş e fin e son selâm ın da, y a ln ız A n k a ra n m d e ğ il, bütün T ü rk iyen in ve bütün dün yan ın selâm ve h ü rm eti m ü n dem iç bulunacaktır. Bugün, A n k a ra d a , bu B üyük Türkün naaşı önünde eğ ilen bütün m ed en i y e ttir, bütün insanlıktır. Çünkü bu B üyük Türk, a y n i za m a n d a Bü yü k İnsandır ve m ed en iyetin en bü yü k h â d im lerin d en biridir.
İhtiyar dü n ya, nice büyük fa tih le r, cihangirler g ö rd ü ; fa k a t bunların birçoğu, kan selleri üstünde y ü k seld iler, m a d d e te n y ü k seld ik çe m anen alçalanları çoktur. B ütün d ü n ya y a tah a k k ü m e t m ek hırsları, onların, dehalarını, m e d e n iy e ti y iy e n b ir d e v haline getird i. H a lk ad a m ı olarak işe b a şla d ıla r, fa k a t z a fe r onları sar hoş e tti; d e m o k ra t iken d e sp o t, halk çocuğu iken h alkı hor görüp im parator oldular. K e n d ile ri için can veren halkın k e m ik le ri üs tünde ku rdu kları saltan atı halkı e zm e k için ku llan dılar. İnsan ol d u klarım unutarak insanlığı çiğ n ed iler. C ihangir o la ra k ülkâlar fe th e ttile r ; fa k a t m ed en iyetin k a lb in i fe th e d e m e d e n bu d ü n ya dan göçtü ler.
A ta tü rk , bu çeşid büyük ada m la rd a n olm adı. O , T ürk yurdunu k u rta rd ık ta n sonra k ılıcın ı kınına koydu . V a ta n ı p arçalan m ak te h lik e si varken bir H arb İlâhı olan bu B ü yü k T ürk, m em lek etin i ve m illetin istik lâ lin i kurtarınca hem en bir sulh p e risi oldu. K en d isin e inanan ve g ö sterd iğ i y o ld a can veren h alk k ü tlelerin i, yen i m aceralar p eşin d e ku sturm adı, o ld ü rtm ed i. H a lk çocuğu olduğu nu asla unutm adı. Bunu u n utm adığı için d e , hep h a lk için d e ve halk için çalıştı. K en d in i d a h a fa z la y ü k seltm ek için, ara sın d a y a şa d ığ ı halkı y ü k se ltti. O B aşbu ğluktan ta c id a rlığ a in m ed i, fa k a t halkın ba şta cı oldu. O, k u rta rd ığ ı m e m le k eti, ta rih te ço k görül düğü g ib i, tek ra r b a tırm a d ı; m ille ti ben k u rta rd ım ; h a y a tım bana borçludur, ne istersem ya p a rım , d iy e düşünm edi. B ir h a sta yı ölüm den kurtaran doktorun nasıl o a d a m ı ö ldü rm eğe h ak k ı yo k sa , bi lâ k is da h a sağlam ya şa tm a k , nastl v a zife si ise, O d a , ö y le y a p tı; m illetin n abzın ı elinden b ıra k m a d ı ve k en d i ölürken onu, g ü zel, sağlam , k u vvetli ve eb ed -p a yid a r o larak b ıra k tı.
İnsanlığa, m e d e n iy e te h izm e t e ttiğ i için dir k i bugün A n k a ra d a tabutu önünde bütün insanlık ve m e d e n iy e t h ü rm etle eğ iliyo r ve m atem in i tutuyor.
A B İD İN D A V E R
C
Atamızın son yolculuğundan intibalar
^
un ;ek el-fti, „ 1