• Sonuç bulunamadı

Çöl, Su ve Hudaynazarov

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Çöl, Su ve Hudaynazarov"

Copied!
12
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Boray İdem

*

DESERT, WATER AND HUDAYNAZAROV ÖZET

Topraklarının önemli bir kısmı çöllerle kaplı olan Türkmenistan’da su, son dere-ce önemli bir yere sahiptir. Türkmenlerin suya olan ihtiyacı ve susuzluk proble-mi 18. yüzyıldan itibaren Türkmenlerin yerleşik hayata geçmesiyle birlikte daha da artmış, Türkmen halkının suyu bulmak için verdiği mücadeleler Türkmen edebiyatına da aksetmiştir. Bu yüzyılın önde gelen şairlerinden bazıları, eser-lerinde zaman zaman suyu ve su kuyusunu kutsallaştırmışlardır. Makalemiz-de, öncelikle Türkmenlerin yüzyıllar boyu devam eden su meselesine onların sosyal ve tarihî penceresinden bakılmıştır. Daha sonra da, çalışmamızın esas konusu olan günümüz Türkmen yazarlarının önde gelenlerinden, Karakum Çö-lü’yle bütünleşen, eserlerinin büyük bir kısmında çöl hayatının zorluklarını ve Türkmenlerin çölde verdiği su kavgalarını edebî bir üslupla anlatan Berdinazar Hudaynazarov’un romanlarındaki çöl ve su teması ele alınmıştır. Yazarın hayatı hakkında da kısa bilgi verilmiş; ancak ağırlıklı olarak romanlarında “çöl” ve “su” kavramlarını ele alışı ve yazarın bu iki kavrama bakış açısı incelenmeye çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Su, çöl, Hudaynazarov, Türkmenistan. ABSTRACT

Water plays a very vital role in Turkmenistan where most of the areas are co-vered by deserts. By adapting the city life beginning from the 18th century, the Turcomans’ need for water had increased and their problems resulting from

in-Yeni Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı 5, Nisan 2012, s. 157-167 * Dr.

(2)

suffi cient water supplies became more serious. Nevertheless, the struggle of Tur-coman people to access water sources had also refl ected on TurTur-coman literature. In their literary works, some of the leading poets of that time –the 18th century– sanctifi ed water and the water wells occasionally. In our study, we primarily examined the water problem of Turcoman people that continued for centuries in the context of their social and historical framework. Secondly, we investigated the themes of desert and water in the novels of Berdinazar Hudaynazarov who is known as one of the leading Turcoman writers. In his novels Hudaynazarov mostly treated the diffi culties of desert life and struggle of Turcoman people in order to access water sources in a literary style of his own. We also mentioned the biography of Hudaynazarov but mostly focused on his treatment of “desert” and “water” concepts and his points of view to them.

Key Words: Water, desert, Hudaynazarov, Turkmenistan. ...

Bilindiği gibi, Türkmenistan topraklarının büyük bir kısmı, çöllerden oluşmak-tadır. Türkmen halkının, çölle kaplı bu coğrafyada, geçimini hayvancılıkla, avcılıkla ve tarımla sağladığı göz önüne alındığında, suyun onlar için ne kadar hayati bir öne-me sahip olduğu kolayca anlaşılabilir.

18. yüzyıla kadar göçebe olarak yaşayan Türkmen halkı, 18. yüzyılın başından itibaren yerleşik hayata geçmeye ve tarımsal faaliyetlere ağırlık vermeye başlamış, buna bağlı olarak Türkmen toplumunun suya olan ihtiyacı daha da artmıştır. Toplu-mun suya olan ihtiyacı, susuzluk problemleri ve çölde su için verilen mücadeleler, ister istemez Türkmen edebiyatına da yansımış, pek çok şair ve yazar, konusu çöl ve su olan eserler yazmışlardır. Suyun Türkmen hayatındaki yerini aksettirmesi do-layısıyla, özellikle Türkmen edebiyatının en büyük şairi Mahtumkulu ve başka bir Türkmen şairi Andalıp’ın isimlerini zikretmek gerekir. Mahtumkulu, kaleme aldığı “Yağmur Yağdır Sultanım”1 şiirinde döneminde yaşanan kuraklık ve susuzluk nede-niyle Allah’a yalvarmakta ve ondan yağmur yağdırmasını istemektedir. Şairin bir dua niteliği taşıyan dizeleri şu şekildedir:

Senin dek kâdirden dilek dilerin, Rahm eyleyip yağmur yağdır sultanım! Garibim, gam-gînim, nâliş eylerin, Rahm eyleyip yağmur yağdır sultanım!

(3)

Kadir Allah, dökgin Nusret bârânı, Ekinin hem desti, yerin yârânı, Yerin, göğün, arşın, kürsü sübhânı Rahm eyleyip yağmur yağdır sultanım!

Yukarıdaki dizelerden de anlaşılacağı üzere şair Mahdumkulu Allah’tan merha-met dilemekte, susuzluk çeken Türkmenlerden rahmerha-metini esirgememesini böylelikle tüm tabiatın huzura kavuşacağını ifade etmektedir. Mahdumkulu gibi bir diğer Türk-men şairi Andalıp da TürkTürk-menler için suyun ne denli önemli olduğunu “Cıkır” (Su Dolabı)2 isimli şiirinde şöyle anlatır:

Bir sefer döndüğünde bile âdeta coşar, Sahibi yüz bin dualarla gönlünü hoş eder,

Mihriban ise Huda kişiye su dolabını kısmet eder, Su dolabının lezzetini bilmez kişiyi şaşkın eder, Aslında bilen tanıyan il için ırgattır su dolabı.

Andalıp, yukarıdaki beşliğinde kuyu sahibi olmakla Allah’ın sevgili kulu olmak arasında ilişki kurarak on sekizinci yüzyılda suya atfedilen kudsiyeti bariz bir şekilde ifade etmiştir. Onun kurduğu bu ilişki suya verilen ehemmiyeti göstermesi bakımın-dan dikkate değer bir örnektir. Söz konusu edilen su ihtiyacı ve susuzluk problemi, daha sonraki yüzyıllarda da artarak devam etmiştir. Eserlerinde bu konuyu ele alan yazarlardan biri de Berdinazar Hudaynazarov’dur.

Günümüz Türkmen edebiyatının önemli temsilcilerinden biri olan Hudaynaza-rov, 15 Nisan 1927 yılında Aşkabat vilayetine bağlı Karakum’un merkezi Yerbent ilçesinde göçebe bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. 1937 yılında henüz on ya-şındayken babasının mevcut komünist idare tarafından tutuklanması üzerine babasız büyümek zorunda kalır. 1941 yılında o ve onun yaşadığı köyün ahalisi Stalin yö-netimi tarafından zorla Amuderya’ya göç ettirilir. Bu sırada başlayan İkinci Dünya Savaşı, Hudaynazarov ve onun gibi pek çok Türkmen’i zor şartlarla karşı karşıya getirir. Savaş yıllarında köyündeki kolhozda çalışan yazar, savaşın acılarını anlatan şiirler yazar. İlk şiirleri 1943 yılında Kerki’nin ilçe gazetesinde yayımlanır. 1951-1956 yılları arasında Atamurat şehrinde edebiyat öğretmenliği yapar. Öğretmenliğin yanında gazetecilik de yapan Hudaynazarov, pek çok edebî türde eserler verir (şiir, makale, uzun hikaye, roman). 1971 yılında yazdığı Gumlular romanıyla Türkme-nistan’ın Mahtumkulu Devlet Ödülü’ne layık görülür. Hudaynazarov’a 1984

yılın-2 Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1998, c. 10, s.

(4)

da SSCB yönetimi tarafından “Türkmenistan’ın halk yazarı” unvanı verilir. Yazarın eserlerinin tamamı 1997 yılında altı büyük cilt halinde “Saylanan Eserler” (Seçilmiş Eserler) adı altında Aşkabat’ta basılır. Yazarın Gumlular romanı Arap, Polonya, Lit-vanya, Rus, Kazak ve Özbek dillerine çevrilmiştir. Eserlerinde Türkmen halkının millî ve manevi değerlerini, komünist rejimin Türkmen halkına uyguladığı baskıları, Türkmenlerin kendi aralarındaki siyasi çekişmeleri ve topraklarının dörtte üçü çölle kaplı olan Türkmenistan’daki susuzluk problemlerini ele alır. Toplumcu gerçekçi an-layışa bağlı olan yazar 14 Kasım 2001’de vefat eder. “Yazarın cenazesi Gami köyüne defnedilir.”3 Yazarın eserlerinden bazıları şunlardır:

Şiir kitapları: Çağın Tepesindeki Adam (1964), Mertebe (1985) Uzun hikâyeleri: Izçının Gözleri (1980), Göreş Meydanı (1985)

Romanları: Gumlular (1971), Akarsuvun Aydımı (1978), Insabın Izası (1988) Hudaynazarov’un eserleri kendi hayatından derin izler taşımaktadır. İkinci Dün-ya Savaşı’nı Dün-yaşaDün-yan Türkmen halkı savaş sırasında pek çok gencini cepheye gön-dermiş ve binlerce Türkmen genci cephede ya şehit olmuş ya da gazi olarak evine barkına dönmek zorunda kalmıştır. Yaşanan bu trajik olaylara bağlı olarak pek çok Türkmen kadını evlat ve eş acısıyla; çocuklar da babalarının kaybetmenin verdiği ıs-tırapla karşı karşıya kalmış, bu acılarla yaşamak zorunda bırakılmıştır. Hudaynazarov da, savaşın sebep olduğu bu acıları hem yaşamış hem de yaşanan bu acılara tanıklık etmiştir. Savaşın neticesinde ortaya çıkan hazin tablo, bir sanatkâr olarak son derece hassas bir ruha sahip olan yazarı derinden etkilemiş ve onun kaleme aldığı eserlerinin de ana temalarından biri olmuştur. Buna bağlı olarak yazarın eserlerinin oluşumunda ya da kurgulanmasında yaşadığı hayatla paralellik kurduğu söylenebilir. Hudaynaza-rov’un bu özelliğini yansıtan en çarpıcı örnek, hiç şüphesiz Gumlular (Kumlular) adlı romanıdır. Gumlular ifadesiyle yazar, Karakum Çölü’nde yaşayan Türkmen halkını kastetmektedir. Gumlular ifadesi Türkmen halkına ait bir söyleyiştir ve Karakum Çö-lü’nde yaşayan Türkmenlerin adı olarak kullanılmaktadır. Hudaynazarov, bu roma-nında Karakum çölünde yaşayan Türkmen halkının İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte cephe gerisinde karşı karşıya kaldığı acıları, savaşın evlatsız bıraktığı anaları ve cep-hede eşinin şehit düşmesiyle dul kalan kadınları anlatmaktadır.

SSCB’nin egemenliğinde bulunan Türk Cumhuriyetlerinin edebiyatında özel-likle roman türünde İkinci Dünya Savaşı sırasında cephe gerisindeki halkın hayat mücadelesi teması, yaygın olarak işlenmiştir.

Türkmen yazar Hudaynazarov’un dışında dünyaca ünlü Kırgız romancı Cengiz Aytmatov da İkinci Dünya Savaşı sırasında cephe gerisini anlatan eserler kaleme

(5)

almıştır. Bu eserlerden biri Yüz Yüze’dir.4 Eserde savaşın zorlukları ve insanlar üze-rindeki tesirleri başarılı bir şekilde verilir. Mesela; “savaşın, insanları belirgin bir şekilde nasıl değiştirdiği Yüz Yüze adlı uzun hikâyenin kahramanları İsmail ve Mir-zakul üzerinde gösterilir.”5 Aytmatov’un cephe gerisinde verilen hayat mücadelesini anlatan bir diğer eseri de Toprak Ana’dır.6 “Aytmatov özellikle Toprak Ana romanın-da savaşa karşı olan tavrını kesin olarak ortaya koyar. Ona göre insanların, savaşarak birbirlerini öldürmelerinin hiçbir anlamı yoktur. O, Toprak Ana’da toprağın ya da dünyanın nimetlerinden faydalanılması gerektiği mesajını vermektedir.”7

Türkmenlerin Cengiz Aytmatov’u8 olarak gösterilen Berdinazar Hudaynazarov da Gumlular romanında cephe gerisinde yaşanan olayları ele almıştır. Fakat romanın arka planında cephe gerisinde yaşananlardan ziyade “su” unsuru bulunmaktadır. Üç bölümden oluşan romanda ikinci bölüm “Amuderya”9 adını taşımakta ve yazar Hu-daynazarov burada Amuderya’ya zorunlu olarak göç edişin hikâyesini anlatmaktadır. Mevcut komünist yönetim Yerbent’te başlayan susuzluk ve kıtlığa çözüm üreteme-miş, hayvanları ve insanları çaresizlik içinde bırakarak halkı göçe mecbur etmiştir. Komünist yönetimin izlediği politika veremi gösterip sıtmaya razı etmek şeklinde izah edilebilir. Hayat şartlarının ağırlaşması sonucu Türkmenler aileleri ve hayvan-ları ile birlikte suyun olduğu Amuderya bölgesine göçe zorlanırlar. Anlaşılacağı gibi eserin arka planında susuzluk problemi kendini bariz bir şekilde hissettirmektedir.

Yazarın sadece Gumlular romanında değil, diğer eserlerinin neredeyse tama-mında Karakum Çölü, çölde yaşayanlar ya da “çölün askerleri” olarak nitelendirilen çobanlar ve onların su problemi ortak unsurlardır.

Hudaynazarov’un Gumlular romanının yanında, Akarsuvun Aydımı (Akarsuyun Türküsü),10 Insabın Izası (Vicdan Azabı),11 Suvun Isı (Suyun Kokusu),12

Garaçage-nin Oğulları (Karakumun Çocukları)13 romanları ve pek çok uzun hikâyesi (povest)

bulunmaktadır. Yazarın bütün bu eserlerinde, hem çölün hem de çöl hayatının en mukaddes unsuru olan suyun ele alındığını görmek mümkündür. Çöl ve su kavram-larının onun eserlerinde hem birbirlerine zıt hem de birbirini tamamlayıcı unsurlar

4 Cengiz Aytmatov, Yüz Yüze, Elips Yayınları, İstanbul 2005.

5 Sabahattin Çağın, Cengiz Aytmatov ve Gün Olur Asra Bedel Romanı, Akademi Yayınları, İzmir 2000,

s. 7.

6 Aytmatov, Toprak Ana, Ötüken Yayınları, İstanbul 1995. 7 Çağın, age., s. 8.

8 Hudaynazarov, Harikulade Sözler Dünyasına Davet, (Çev. Annagulı Nurmemmet), Afşar Yayıncılık,

Ankara 1997, s. 9.

9 Hudaynazarov, Kumlular, (Akt. Ramazan Çakır), Kaynak Yayınları, İstanbul 2002, s.187. 10 Hudaynazarov, Akarsuvun Aydımı, Türkmenistan Neşriyatı, Aşgabat 1997.

11 Hudaynazarov, Insabın Izası, Türkmenistan Neşriyatı, Aşgabat 1988. 12 Hudaynazarov, Suvun Isı, Türkmenistan Neşriyatı, Aşgabat 1983.

(6)

olarak okuyucuya sunulması oldukça dikkat çekicidir.

Yazara göre su, çöl insanı için altından daha kıymetlidir. Karakum Çölü’nü su-layarak verimli bir ovaya dönüştürme projesi Hudaynazarov’un romanlarının mihver temasını oluşturmaktadır. Onun özellikle Akarsuvun Aydımı ve Suvun Isı romanları çölün suya olan ihtiyacını, Türkmenlerin suyla ilgili problemlerini açığa çıkarma-sı yönüyle son derece önemlidir. Sovyet devriminin ilk yıllarını anlatan ilk roman ve hikâyelerde olduğu gibi, Hudaynazarov da “Sovyet insanının tabiata hakim olma mücadelesi”ni eserlerinde ortaya koymuştur.

Türk dünyasının içinde bulunduğu coğrafyada, Türklerin tabiata hakim olma mücadelesi çok eski zamanlardan başlayıp günümüze kadar gelmiştir. Bu mücadele sanata da yansımış, pek çok şair ve yazar tabiatla insanın mücadelesini anlatan eser-ler kaleme almıştır. Bu yazarlardan biri de Hudaynazarov’un çağdaşı, dünyaca ünlü Kırgız romancı Cengiz Aytmatov’dur. “Onun Yüz Yüze, Cemile, Devegözü, Sultan

Murat (Erken Gelen Turnalar) gibi eserlerinde tabiatla ve toprakla mücadele eden

kahramanlarla karşılaşırız.”14 Türkmen yazar Hudaynazarov da aynen Cengiz Aytma-tov gibi bazı eserlerinde insanın tabiata hakim olma mücadesini anlatmış, özellikle de Karakum Çölü’nün Amuderya’ya kavuşmasını bir sosyal mesele olarak ele alma gayreti içinde olmuştur.

Yazarın, Akarsuvun Aydımı adlı eseri, topraklarının büyük çoğunluğu Karakum Çölü’yle kaplı olan Karakum halkının; Amuderya Nehri’ne ulaşma çabasının, suyun çöl ile kavuşma mücadelesinin, kısacası bir kara sevdanın hiç bitmeyecek türküsüdür. Romanda, çöl ile su arasındaki ilişki şu şekilde anlatılmaktadır:

Bu, Amuderya. Bu karşı kenarı gözükmeyen genişlikte her zaman dalgalanarak her za-man şiddetli akmakta olan sudur. Ekmeksiz, susuz insan yaşayamaz. Suyun olmadığı yerde ekmek de yok. Yani, hayat yok, susuz toprak, cansız bedene benziyor. Hararetli Karakum benim atalarımın yuvası. Benim de doğup büyüdüğüm yer Karakum. Biz Ka-rakum’a anamız diyoruz. O, bizim sütü olmayan anamızdır.

Hararetli çöl, bahtı kara âşığı; deli Amuderya ise onun yarini hatırlatıyor. Bunların ka-derini doğa hiçbir zaman kavuşamayacak şekilde yazmış. Tabiatın bu takdirine ise be-nim atalarım boyun eğmişler. Onlar gökyüzünden inecek mucizeye göz dikmişler. Güneş gökyüzünde. Hilal gökyüzünde. Yağmur yukarıdan yağıyor. Demek yerin ikbali de

gök-yüzünde.15

Hudaynazarov, Akarsuyun Aydımı’nda Türkmenlerin yüzyıllar öncesine daya-nan hayalini gerçekleştirme çabası içinde olmuştur. Ancak, tarihi gerçekler yazarın hayalinin gerçekleşmesine engel olmuş, Büyük Kanal Projesi adı verilen Amuder-ya’yı Karakum’a ulaştırma projesi, maliyetin yüksekliğinden ve mevcut sosyalist

14 Çağın, age., s. 66.

(7)

yönetimin yanlış politikalarından dolayı yarıda kalmıştır. Yazar, Türkmenlerin “su” meselesini ele aldığı romanında kurguyu da ele aldığı konuya paralel şekilde oluştur-muştur. Romanın kahramanları Büyük Kanal Projesi’nde çalışan bir şoför (Mergen), bir su teknikeri (Yalkan Ağa) ve bir hidrologtur (Almagül). Aslında Amuderya’nın suyunu kullanarak Karakum Çölü’nü tarım alanına çevirmek yeni bir düş değildir. Karakum’u Amuderya’ya kavuşturma düşüncesi çarlık döneminden bu yana gün-demde olan ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen projelerden biridir. Roman, Amu-derya’nın Karakum’u sulama meselesi üzerine bina edilmiştir.

Yazarın su problemini ve suyun etrafında meydana gelen çatışmaları ele aldığı bir diğer romanı da Suvun Isı’dır. Hudaynazarov, bu romanında diğer romanlarından farklı olarak romanının başlangıç kısmında “Sözbaşı” adlı bir bölüme yer vermekte, burada Türkmenlerin ve Türkmenistan’ın en büyük meselesi olan susuzluğa ve su ih-tiyacına değinmekte, 1917 Ekim Devrimi öncesinde Türkmenistan’da var olan su kay-naklarından, su kaynaklarını kazanmak için yapılan mücadelelerden bahsetmektedir.

Berdinazar Hudaynazarov’un 1983 yılında yayımlanan Suyun Isı (Suyun Koku-su) romanı büyük sosyalist devrimden önce Türkmenistan’da yaşayan Türkmen hal-kının yaptığı su kavgalarını, çarlık dönemindeki zengin toprak ağalarının köylü halk üzerine tahakküm edişini ve Türkmenlerin kendi aralarındaki iç çatışmaları anlat-maktadır. Ayrıca eserde yazar, su kavgalarının ortaya çıkardığı zengin-fakir ayrımına da değinmekte toplumdaki sınıf ayrımlarına ağır eleştiriler getirmektedir.

Büyük sosyalist devrimden önce Türkmen toprağında su sorunu, büyük bir sı-kıntı yaratmıştır. Su için insanlar, birbirlerini kırıp geçirmekten hatta kanlı çatışma-lara girmekten çekinmemişlerdir. Yazar, romanında öncelikle o devirde doruk nokta-sına ulaşan su meselesini ele almış, bu itibarla da romanına Suyun Isı adını vermiştir. Türkmenistan’da Karakum’un çöllerinde zenginliğin ölçüsü sahip olunan tatlı su ku-yusuyla orantılıdır. Bu nedenle çölde tatlı su kuyusunu bulmak altın bulmaktan daha değerlidir.

Suyun Isı romanında çölde kuyu kazma ustası olarak çalışan Mürçe Ağa adlı

bir kahraman vardır. Mürçe Ağa’nın Karakum Çölü’nde kuyu açıp suya kavuşma mücadelesi Karakum Çölü’nün kaderiyle ilişkilendirilerek romanda şöyle izah edil-mektedir:

Karakum’un nasıl bir çöle dönüştüğü, onun tarihsel geçmişi insanlık önünde bugün bile sırrını koruyor. Büyük tepelere dönüşen kumsallar bir zamanlar çalkalanıp yatan akar-suyun dibi diye tahmin ediliyor. Mümkün. Ama öyle de olmayabilir. Kum içinde balık kalıntılarının olduğu daha önceden de belli. Büyük düzlüklerde; harabelere, tarihî bina-lara rastlanması neyi anlatıyor? Bazen derin kuyuların dibinden petrol kokusu geliyor. Karakum ile ilgili belli başlı âlimlerin söyledikleri düşünceler de birbirleriyle çelişkili. Ama Uzboy’un kurumuş yolu Amuderya’nın aktığı yer de olabilir. O zaman büyük ne-hir Amuderya, suyunu Hazar Denizi’ne aktarıyormuş. Yani, şu anki çölün bir zamanlar

(8)

akarsulu, çiftliği olan, güzel şehirlerle dolu, büyük pazarları olan, bahçelere sahip bir yerleşim birimi de olmuş olabilir. Su nedeniyle olan kavgaların ve kanlı olaylara kadar giden çatışmaların büyük nehrin suyunu içen halkların birbirini cezalandırmak, diz çök-türmek, yenilgisini kabul ettirmek gibi amaçlarla Amuderya’nın yolunu kapatıp onun akış yönünü başka tarafa doğru yönlendirmiş olabilir.

Sonuçta Karakum’da kuyu ustası mesleğinin oluşması da o değişim ile bağdaştırılabilir. Çünkü bu çölde yaşayanların çoğu ondan sonra Ahal’a, Tecen’e kayıp gitmiş olsalar da, göçebelerin belli bir kısmının Karakum’da yaşamak hakkını kendinde tutmak için çaba-ladıkları, böylece, suyu derin kuyulardan kazıyarak almaya çalıştıkları açık.

Mürçe’nin kuyu ustalarının kaçıncı neslinin vekili olduğunu bilen yok. Ama kuyu hak-kındaki bilgiyi, düşünceyi, her nesil kendince geliştirdiği, zenginleştirdiği bellidir. Böyle olmasaydı, Mürçe, kendine güvenen o kadar ustanın hayal kırıklığına uğradığı yeri olan Atgırlan bölgesinde kuyu kazarak, tatlı su çıkarmaya kalkışmazdı.

Bir bölgeden iki çeşit su çıkabilir fi kri genç ustanın aklına gelmiş. Bunu nasıl ispatla-yacaksın? İşte şöyle: Sazak ağacının olduğu yerden tatlı suyun çıkmadığı tecrübelerle ispatlanmıştır. Gandım ile Sözen isimli bitkilerin yeşerdiği yerde ise tatlı su çıkabilir. Mürçe yedi tane adamı ile Atgırlan Ovası’nda ilk kez kazmaya başladığı kuyusu on iki on üç metreye ulaştığında işi bırakmak zorunda kalıyor, çünkü kuyudan acı su çıkıyor. Ha-yal kırıklığına uğrayan adamları moralleri bozuk vaziyette dinlenirlerken, Mürçe Usta, inatla kazdıkları kuyunun iki metre yan tarafından yeni denemeye başlıyor. Kuyudan çıkan suyun tadına avucuyla bakıp arkadaşlarına kuyunun içinden bağırıyor:

— Yahu, millet gözünüz aydın! Tatlı suyu buldum.

Mürçe’nin adamları bu güzel haber karşısında şapkalarını havaya fırlatıp, birbirlerine sarılıyorlar.16

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği zamanında Türk dünyası edebiyatlarında ele alınıp sanat eserlerine yansıyan bir diğer konu da tabiat ve çevredir. Bu döne-min özellikle romanlarında tabiatta olumsuz yönde meydana gelen değişim anlatılır. Eskiden deniz ya da göl olan sulak bölgelerin zaman içinde bozkırlara ve çöllere dönüşmesi konu edilir.

Çevre probleminin belirgin bir şekilde işlendiği eserlerden biri Kırgız romancı Cengiz Aytmatov’un kaleme aldığı Gün Olur Asra Bedel adlı romandır. Bu romanın esas mekânı Sarı Özek bozkırıdır. Bu bozkır çok az sayıda canlının yaşayabildiği kurak, gece ile gündüz arasında büyük sıcaklık farkları olan bir yerdedir. Öyle ki romanın hemen başında aç kalmış bir tilkinin ölümü göze alarak insanların yaşadığı yere yaklaştığı anlatılmaktadır.17 Oysa bir zamanlar Boranlı’da çalışan jeolog Yeli-zarov’a göre Sarı Özek bozkırı eskiden daha farklı bir mahiyet göstermektedir. Sarı Özek bozkırının geçmişteki durumu Gün Olur Asra Bedel adlı romanda şu şekilde anlatılmaktadır:

16 Hudaynazarov, Suvun Isı, s. 27-28. 17 Çağın, age., s.69.

(9)

O zamanlar baharda ve güzün bol yağmur yağarmış bu yerlere. Geniş bozkırın otu, bü-yükbaş hayvanlara da yetermiş, davarlara da… Tüccarların gelip geçtiği, her türlü alışve-rişin yapıldığı bir yermiş bu ıssız topraklar. Ama sonra nasıl olduysa; yağmurlar kesilmiş,

kuyuların suyu çekilmiş, bozkırın yüzünü örten otlar kurumuş.18

Sarı Özek bozkırının yaşadığı değişim süreci Orta Asya’nın gölleri için de ge-çerlidir. Aytmatov Gün Olur Asra Bedel adlı romanında özellikle Aral ve Isık gölle-rinin gün geçtikçe kurumasını çeşitli vesilelerle okuyucuya aktarır. Bu konuda ro-manda Aral Gölü ile ilgili bir mukayese de yapılmıştır. Yedigey 1944 yılında terhis olup köyüne döndüğünde, Aral Gölü’nün suları demir yoluna kadar uzanmaktadır. Kazangap’ın ölümünden bir yıl önce birlikte tekrar Aral’ı ziyarete gittiklerinde ise o istasyona kadar dalgalarını gönderen Aral’ın artık istasyondan ancak dürbünle görü-lebilecek kadar uzaklaştığına yani küçüldüğüne şahit olurlar.19

Cengiz Aytmatov’un yaşadığı çevreye gösterdiği duyarlılığı, Türkmen romancı Berdinazar Hudaynazarov’da da görmek mümkündür. Eserlerin hemen hemen hep-sinde açık mekân olarak Karakum’u anlatıp tasvir eden Hudaynazarov şimdi bir çöl olan Karakum’un geçmiş dönemlerde bir göl olduğundan bahsetmekte, Karakum ile ilgili çeşitli efsanelere eserlerinde temas etmektedir. Yazar, en meşhur romanı

Gum-lular’da anlattığı efsanede Karakum’u “erenlerin bedduasını alan toprak”20 diye

ta-nımlar. Gumlular romanında romanın başkahramanı Ankar Ağa’nın ağzından efsane şöyle anlatılır:

Çok eski zamanlarda bu toprağın üstünde büyük bir göl varmış. Tabii ki göl de Allah’ın büyük nimetlerinden biri. O mavi gölün üzerinde beyaz martılar uçuşuyormuş. Gölün ke-narından geçen kervanlar mutlaka burada birkaç gün kalır, iyice dinlendikten sonra tek-rar yola koyulurlarmış. Ama, sonraları meçhul bir şekilde Allah’ın kudretiyle gölün suyu kirlenmeye, yosun tutmaya başlamış, içilecek gibi değilmiş. Bunun sebebini araştırmaya koyulmuşlar. Bir gün sabahın seher vaktinde erenlerden biri buraya gelerek; meraklı bir şekilde izlemeye başlamış ki, bir de ne görsün: Bir genç delikanlı ile bir kız, gölün tam ortasında yüzüyorlarmış. Bu manzaraya tahammül edemeyen, Allah dostu gözlerini ka-patmış ve içinden geçenler beddua şeklinde dudaklarından dökülmüş. Gözlerini açtığı

zaman karşısındaki depizi21 görmüş:

— İşte bak! Önde, yolun sol kenarında iki tane tepe gözüküyor. Eğer, gördüysen o tepeler

şu göl suyunu; içilmez, simsiyah hale getiren o kızla delikanlı olmalı.22

Hudaynazarov, romanlarından yaptığımız alıntılardan da anlaşılacağı üzere çöl ve su kavramlarını eserlerinde eksen tema olarak ele almış böylelikle yaşadığı

top-18 Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel, Ötüken Yayınları, İstanbul 1995, s. 52-53 19 Çağın, age., s. 69-70.

20 Hudaynazarov, Kumlular, s. 13. 21 Kum tepesi.

(10)

lumun sorunlarına sırt çevirmeyip toplumcu bir çizgide ilerlemiştir. Onun yalnız ro-manlarında değil, uzun hikâyelerinde ve şiirlerinde de aynı eksen ve aynı toplumcu çizgi kendisini gösterir. Yazarın “Garametniyaz Yolunun Kıssası”23 adlı uzun hikâye-si ve şairlik yönünü sergilediği “Gumlular”24 şiiri de çöl ve su temaları üzerine bina edilmiştir.

Hudaynazarov, “Garametniyaz Yolunun Kıssası” adlı uzun hikâyesinde (povest) romanlarında olduğu gibi Türkmenler için hayati önem taşıyan suyu ve susuzluğun getirdiği problemleri ele alır. Garametniyaz, Türkmenistan’ın Karakum bölgesinde bulunan küçük bir şehrin adıdır. Hikâyede yazarın 1954 yılında Garametniyaz’a yap-tığı seyahat anlatılmaktadır. Garametniyaz’a bir su kanalı yapılması ve buranın kanal hattının merkezlerinden biri olması plânlanmaktadır.25

Yazar çöl ve su ile ilgili düşüncelerini yalnızca roman ve uzun hikâyelerinde değil, şiirlerinde de dile getirir. Hudaynazarov, “Gumlular” şiirinde çöle ve suya bakışını şöyle anlatır:

Çöl bir ilginç dünya, sonsuz etkidir, Sanki yiğit elli yaşındakiler, Kıvancı su olur, inancı şair, Kudret diye şiir-gazele bakar26

Sonuç olarak Berdinazar Hudaynazarov’un eserleri yazarın hayatının aynaya yansıtılmış hali gibidir. Toplumcu gerçekçi anlayışın savunucusu olan yazar, eser-lerinde çöl insanının dramına, Türkmen halkının yüzyıllardır devam eden su proble-mine sıkça temas etmiş, bu problemin çözülmesi için somut öneriler sunmaya çalış-mıştır. O, bu yönüyle pek çok Türkmen gencine de bir yol gösterici, hatta kaynak bir şahsiyet olmuştur.

23 Hudaynazarov, “Garametniyaz Yolunun Kıssası”, Izçının Gözleri, Türkmenistan Neşriyatı, Aşgabat

1980, s. 241-293.

24 Hudaynazarov, Harikulade Sözler Dünyasına Davet, (Akt. Annagulı Nurmemmet), Afşar Yayıncılık,

Ankara 1997, s. 120-123.

25 Hudaynazarov, “Garametniyaz Yolunun Kıssası”, Izçının Gözleri, Türkmenistan Neşriyatı, Aşgabat

1980, s. 141

26 Hudaynazarov, Harikulade Sözler Dünyasına Davet, (Akt. Annagulı Nurmemmet), Afşar Yayınları,

(11)

KAYNAKLAR

Aytmatov Cengiz, Yüz Yüze, Elips Yayınları, İstanbul 2005. , Toprak Ana, Ötüken Yayınları, İstanbul 1995.

, Gün Olur Asra Bedel, Ötüken Yayınları, İstanbul 1995.

Biray Himmet, Mahtumkulu Divanı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992.

Çağın Sabahattin, Cengiz Aytmatov ve Gün Olur Asra Bedel Romanı, Akademi Yayınları, İz-mir 2000.

Hudaynazarov Berdinazar, Harikulade Sözler Dünyasına Davet, (Akt. Annagulı Nurmem-met), Afşar Yayıncılık, Ankara 1997.

, Kumlular (Akt. Ramazan Çakır), Kaynak Yayınları, İstanbul 2002. , Akarsuyun Aydımı, Türkmenistan Neşriyatı, Aşgabat 1997. , İnsabın Izası, Türkmenistan Neşriyatı, Aşgabat 1988.

, Suvun Isı, Türkmenistan Neşriyatı, Aşgabat 1983.

, Garaçagenin Oğulları, Türkmenistan Neşriyatı, Aşgabat 1997.

, “Garametniyaz Yolunun Kıssası”, Izcının Gözleri, Türkmenistan Neşriyatı, Aşgabat

1980.

“Oğultaç Berdiyeva ile Yapılan Röportaj”, Mayıs 2010, Röportajı Yapan: Huday Hudayberdi.

Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1998, c.

(12)

Referanslar

Benzer Belgeler

Çöller, yarı çöller, kurak topraklar, engebeli tepeler, taşlık, kayalık alanlar başlıca yaşam alanlarıdır.. Tohum ve

Denizaltı vadileri sığ yerlerden başlayıp 2000-3000 metre derinliğe kadar uzanabilen, çok büyük jeolojik yapılardır... Bülent Gözcelioğlu

Çöl hayvanlar› da t›pk› bitkiler gi- bi afl›r› s›cak ve kuru havaya karfl› farkl› uyum özellikleri gelifltirmifltir.. Genellikle yak›c› çöl s›ca¤›n›n

Bu kitapta, Büyük Menderes Havzası sulama alanına su sağlayan Büyük Menderes Nehri ana kolu üzerinde ve yan kolların ana kola yakın noktalarındaki 11 akım

-Good communication skills gained through my dedication to bi-communal audio and video workshops between Greek Cypriots and Turkish Cypriots Hosted by United Nations. Organisational

Her ne kadar sıcaklık ta bitkilerin dağılışında çok büyük bir önem taşımakta ve sıcaklığa bağlı olarak vejetasyon.. bölgeleri meydana gelmekteyse de bitki örtüsünün

Işığın doğal kaynağı güneştir ve elektromanyetik dalgalar halinde dünyamıza gelen ışığın içerisinde dalga boyları birbirinden farklı çeşitli

Bu çalışmada 14-15 Ocak 2009 ve 11-12 Mart 2010 tarihlerine ait saatlik PM 10 konsantrasyon değişimi ve meteorolojik verilerle, toz bulutlarının Ankara ili dış ortam