CUMHURİYET/2
Doldurulmaz
MELİH CEVDET ANDAY
n
$■
tyı/Uvi
Orhan Kemal’in çok sevdiğimbir öyküsü vardır, bir mahaile çöpçüsünü anlatır o öyküde: Adam, değiştirileceğini, başka mahalleye verileceğini duymuş tur, inanamaz, inanmak istemez bir türlü; ötekine berikine konu yu açar, mahallenin onu ne ka dar sevdiğini anlatır, böyle bir atama çıkarsa herkesin karşı ge leceğini söyler. Vazgeçilmez bir çöpçü gibi görmek istemektedir . kendisini çünkü, öykünün gül dürücü yanı, işte “çöpçülük” ile
“ vazgeçilmezlik” arasındaki
uyumsuz ilişkiden kaynaklan maktadır. İşlerin en basitlerin den olan çöpçülükte kişilik gös terilemez ki! Onun yerine gelen çöpçü de aynı işi, aynı biçimde görecektir. Fakat olayın insan- sal yanı, en basit işte bile bire yin yitmek istememesini göster- mesindedir. Bu duyguyu “ ben
zersizlik” nitemi ile daha iyi be
lirteceğimizi sanıyorum. Kovan için çalışan arılara benzemeyiz biz, her birimizin topladığı bal başkadır. Böyle düşünerek ayak ta dururuz, öldüğümüzde yeri mizin doldurulam ayacağına inanmışızdır çünkü.
Adam Y... kasabasında am bar memuru imiş, görevinin adı nı söylerken yüzünün aldığı bi çim gözüme çarptı, hafifçe de gülümsüyordu, “Çekeceğiz” de di, “ Yerimize adam yetişmedik
çe çekeceğiz. Yoruldum, ayrıla yım da kafamı dinleyeyim diyo rum, olmuyor, bırakmıyorlar. E... yeter artık, biz yapacağımızı yaptık, ortaya düzenli bir depo koyduk, bulun birini de yürüt sün, değil mi ya! Olmaz diyor lar, sen gidersen çorbaya döner bu iş...”
Bu sırada eşi, ellerini karnın da kavuşturmuş, şişman bir ka dın, lafa'girdi.
— Tatil günlerinde bile çağı rırlar, dedi ve sustu.
Adam gülüyor, elinden geldi ğince alçak gönüllü olmağa ça lışıyordu.
— Hepimiz gelip geçiciyiz, de di. Biz gidelim ki, gençlere yer açılsın., değil mi efendim! Evet, ambar önemli, fakat ambar me muru neden yetişmez? Anlıya- mıyorum bir türlü, yerimizi ki me bırakacağız? Benim başka kaygım yok. Kime?
Eşi, etekleri ile dizlerini örte rek,
— Sen de ayrıl, ne halleri var sa görsünler, dedi.
Adam, bu kez kaşlarım çattı.
— Ben, çok şükür, oradan al dığım aylığa bakacak durumda değilim; ama ambarın altı üstü ne gelir, kimse işinden içinden çı kamaz sonra, dedi.
Bir şirketin satış müdürü imiş, emekliye ayrıldıktan sonra, bir gün eski bürosunu ziyarete git miş, bakmış ki personel çay içe rek laklak ediyor, masaların üs tü toz içinde, yerlerde kâğıt par çaları... “ Ben size burayı böyle
mi bıraktım!” diye bağırmış ve
doğru genel müdüre gidip duru mu anlatmış, büroyu eski duru muna getirmek için yeniden ça lışmaya hazır olduğunu söyle miş. Gerçekte genel müdür de iş lerin iyi yürümediğini anladığın dan onu işbaşına çağırmayı dü şünüyormuş... Bu mutlu buluş madan sonra başlamış eski işine,
“ Benim, çok şükür, geçimim yerindedir” diye anlattı bana, “ Evim var, arabam var; ama büromu o durumda görünce, kendimi tutamadım, yorulmayı göze alarak işleri düzeltmeye ko
OLAYLAR VE GÖRÜŞLER
yuldum. Şimdi her gün eskisi gi bi gidip geliyorum büroya. Elbet genel müdür de benim bu iyi ni yetimin altında kalmak isteme di, nerdeyse eski aylığıma yakın bir parayı ödüyor bana. Ama so run orada değil ki... Yerime ne den adam yetişmiyor? Ben ne den emekliye ayrıldıktan sonra da çalışmak zorunda kalıyorum? Genel müdür “ Allah senden ra zı olsun!” deyip duruyor. Bütün amacım, yerime birini yetiştir mek. Onun için çabalıyorum. Daha doğrusu, size şunu söyle yeyim, işleri yürütmek için değil yalnız, öğretmek için gidiyorum büroya. Bakalım, ne olacak?”
Orhan Kemal’in bir küçük öy küsü ile başlayıp, tanıştığım iİci kişi ile sürdürdüğüm bu konu, toplumumuzda ne çok yeri dol durulmaz adam bulunduğuna ilişkin gözlemlerimden kaynak landı. Başta, çöpçü için konu şurken de söylediğim gibi, “ ye ri doldurulmaz” olmanın, bire yimizi besleyici bir gücü vardır, demek bir gereksemeye karşılık düşer; ama öte yandan, bütün iş lerin, kişileri aşa aşa sürüp git tiği de bir gerçektir. Mahalle ge ne süprülür, depo kapanmaz, sa tış müdürlüğü kapatılmaz. Yeri doldurulmayan insan yok mu dur demek istiyorum? Hayır,
vardır elbet; bilimleri yeni buluş larla ilerletenler, güzel sanat tür lerini yapıtları ile zenginleştiren- ler, toplumlara tarihsel değişim lerini gerçekleştirmekteöncülük edenler, kişilikleri ve başarıları ile bu gerçeği tanıtlamışlardır. Fakat onların verdiği örnekler, bizi kolayından övünmeye kal kıştıracak denli aldatıcı olamaz. Biz, bize verilmiş işleri temiz ve doğru olarak yapmakla yüküm- lüyüzdür ve elbet bunun değer lendirilmesini, hatta ödüllendi rilmesini isteyebilir, bekleyebili riz; bu bakımdan küçük iş - bü yü iş ayrımı yanlıştır. Büyük iş lerin temiz ve doğru yürümesi, elbet küçük işlerin temiz ve doğ ru yapılmasına bağlıdır. Ancak unutulmamalı ki yaşam sürüp gitmekte, böylece bütün işleri ye ni yetişenler yüklenmektedir. Yerimizin doldurulamayacağı inancı bunca yaygınlaşırsa, top lumun daha üst basamakların daki işlerde yeni düşünlerin, ye ni önerilerin uygulanmasına ola nak bulunamaz. Böylece seçe- neksiz bir yaşamın zorunlu bas kısına yol açılmış olur. Başa ge çen hükümetlerin genel politika da olsun, ekonomi politikasında olsun, kendilerini seçeneksiz say maları bunun en öğretici örnek lerinden biridir. Burada
seçenek-T7--
Sıt>\ 33
sizlik, umut kırıcı bir nitelik ka zanır. Unutmayalım ki, bir Fri edman ekonomisini uygulama sorunu, bir Kurtuluş Savaşı olayı ile benzeştirilemez. Kurtuluş Sa vaşlarında yaşam yolu seçenek- sizdir. Ama ekonomik gelişim, ya da ekonomik bunalımları gi dermek için alınan önlemlerin seçeneksiz sayılması, artık küçük işlerde olduğu gibi gülümseme lere değil, zorbalıklara yol açar. Orada “ Benim yerim doldurul
maz” dedin mi, senden başka
türlü düşünenleri “ hain” yerine koyuyorsun demektir. Oysa se nin yaptığın, burjuva ekonomi lerinde sık sık başvurulan geçici onarımlardan birini uygulamak tır. Eğer tutarlı olmak istiyorsan, bu ekonominin başka seçenekle rine de olanak bırakacaksın. Sen
“Yerim doldurulmaz” diyemez
sin.
Ne çok yeri doldurulmaz in sanla dolu bu toplum!.
N O T: Geçen haftaki yazımın hem başında, hem sonunda iki büyük yanlış vardı. Baştaki “ Ta sarruf” , “ Tasavvuf” olacaktı. Sondan bir önceki tümce ise,
“ zararlıdır” diye bitecekti. Ba kın şu işe, “ yararlıdır” diye bit miş. Ö zür dilerim.
Taha Toros Arşivi