• Sonuç bulunamadı

Bu haftaki konumuz:Türk el sanatları

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Bu haftaki konumuz:Türk el sanatları"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

S a y f a

9

h er h a f ta b ir sohbet...

Hazırlayan: ABD İ İPEKÇİ

mmmmmmmm

Kültür Bakanlığı, Türk halk sanatının yeni­

den doğması için önemli bir adımdı. Çünkü

|

kültür savaşında da diğer savaşlar gibi ge-

j

nelkurmaya ihtiyaç vardır. Bu Bakanlık, bu

görevi yapacaktı. Yazık oldu.

[ I sanatlarımızın kalıntıları büyük bir eroz­

yon halinde dışarıya gidiyor. Sonra büyük

bir soysuzlaşma var. Orijinal, geleneksel

motifleri kaybediyor, yerine uydurma, ya­

kıştırma

motifler

giriyor.

İPEKÇİ — Efendim, Türk halk el sanatlarının özelliklerini tarihi, açıdan açıklamanızı rica edebilir miyim?

TÖR — Ttirkiyemiz halk sanallan ba-| kurundan çok «ensin. Tarih hocamız bize,

Türkiye’yi «tarihin çilngir sofrası» diye

f tarif ederdi. Çeşitli medeniyetler yelmiş,

l yeçmiş, kurulmuş, yaşamış, ölmüş-

Bü-5 tün bunlar birer kalıntı bırakmışlar. Bu

| kalıntıların sentezi bugünkü Türkiye’dir.

I Bu zenginliğin sebepleri Türkiye’nin

çe-| şiti! medeniyetlere ve kültürlere köprü ve İ beşik olmasıdır. Bu Türkiye için büyük bir ; «enginlik ve büyük bir avantajdır.

İPEKÇİ — Halk sanattan belirli bölgelerde mi gelişmiştir, yoksa bütün ülkede aynı şekilde mi gelişmiştir?

TÖR — Türkiyemiz yer yer, bölge böl* i ge folklorik sanatlar bakımından ayrıntı* | 1ar ve çeşitlikler gösteren bir memleket,

i

Bunlar arasında bir tercih yapmanın im*

| kâm yok. özellikleri bakımından hepsi

: orijinal, hepsi değerli varlıklar.

İPEKÇİ — Yani, ülkemizin her yerinde gelişmiş... Nedir belli başlı özellikleri ve el sanattan deyince neler gelmeli akla?

TÖR — » u folklorik sanatlar kavramı jestlerden, mimiklerden çeşitli âdet, töre­ lerden tutun da, atasözü, bilmece, masal,

hikâye, destan, tekerleme, koşma, mani,

I

ağıt gibi söz sanatlarım, çeşitli türküler,oyunlar gibi müzik ve raks sanatlarını; saz, | cura, davul, dümbelek, ziüi m aşa gibi çe* | şitli müzik âletlerini, orta oyunu, karagöz, 1 meddah gibi seyir sanatlarını, saçak, sun-| durma, cumba, sedir, gömme dolap gibi 1 mimarî unsurları; işleme, nakış, halı, ki* § lim, cici, sumak, sili, keçe, kolağan, heybe, I çorap, uçkur, oya, kese, yazma gibi el iş. ! lerinî; kıyafet: başlık, takı gibi çeşitli gi-| yim kuşam, süs eşyasını; cezve, güğüm, | bakraç, fincan, testi, kaşık gibi lcap-kacak, 1 çanak-çömlek, ev eşyasını, mutfak özeitik-| lerini, bütün akla gelen ve gelmiven sanat

İ ve kültür varlıklarını kapsar ve bunlar

İ folklor dünyasının zengin demirbaş

hazi-j nesini teşkil ederler.

İPEKÇİ — Folklor hazînesi dedi- | niz, geniş anlamda bir tarif oldu yanıl- | mıyorsam. El sanatı deyince galiba, I son olarak belirttiğiniz hususlar geli-

f

yor değil mi?

TÖR — Evet. İşte saydıklarım arasın-: da, el sanatları da mühim yer alıyor.

İPEKÇİ —■ Müsaade ederseniz el sanatları üzerinde,„.duralım, .efendim» ; Tarihî açıdan baktığımız zaman önce- l ki dönemlere oranla, bugün el sanatla- i rımız ne durumdadır? Gelişmiş midir, | soysuzlaşmış mıdır, ölmekte midir, \ canlanmakta mıdır, nasıl görüyorsunuz | durumu?

TÖR —* Folklorik sanatlarımız çok

İ zengin. Tarihî mirasımız sonsuz. Fakat

j büyük tehlikeler içindeler. B ir taraftan

| sanayileşme bütün dünyada olduğu gibi | el sanatlarımıza karşı rekabet halinde. Di-| ğer taraftan da, büyük bir erozyon halin-i de el sanatlarımızın kalıntıları harhalin-ice ghalin-i- gi-| diyor. Sonra da soysuzlaşma tehlikesi var.

i Orijinal, geleneksel motiflerini

kaybedi-! yor, yerine bir takım uydurma,

yakıştır-i

ma motifler giriyor. Bunu halk

oyunlan-I mızda, kıyafetlerimizde de görüyoruz. Bü-: tün bu geleneksel halk sanatlarımızı aslî [ varlıkları ile yaşatabilmek ve yeni ihtiyaç­

lara göre değerlendirebilmek için rehber

kadroya, genelkurmaya ihtiyaç var. Ba

genelkurmay vazifesini Kültür Bakanlığı

yapacaktı. Çünkü sahipsiz bölge, başıboş ve kimsesiz. Dünyada Türk halk sanatla­ rının kendisine lâyık olan yeri kazanabil­ meleri için muhakkak surette bir genel­ kurmaya ihtiyaç var. Her savaşın bir ge­ nelkurmaya ihtiyacı olduğu gibi kültürel savaşların da genelkurmaya ihtiyaç var. Genelkurmay Kültür Bakanlığı olacaktı. Maalesef gömüldü gitti. Bütün el sanatla­

rında bugün bu ihtiyaçlara göre, yeni

formlar, yeni fikirler verecek bir merkeze

ihtiyaç var. Hangi bölgelerde hangi sa­

natlar gelişmeye elverişli ise oraları işle­ mek, -onlara bilmediği rehberlik ve kültü­ rel öncülük yapmak zarureti var.

İPEKÇİ — Bu öncülüğü, bu reh­ berliği Olgunlaştırma Enstitülerinin yaptığı söylenemez mi?

TÖR — Olgunlaştırma Enstitüleri bu

İşi daha dar bir ölçü içinde yapıyorlar.

Maalesef onlar kendilerini yalnız kadın

modası üzerinde teksif etmişler. Halbuki halk «anatlanmn, el sanatlarının, ev sa­ natlarının çeşitli maksatlar için değerlen­ dirilmesi problemi daha bakir bir tarzda

açıkta duruyor. Tatbiki Güzel Sanatlar

Okulu, Güzel Sanatlar Akademisi bütün

bunların değerli profesörlerinden kumlu bir kültür merkezi yapmak, bu büyük boş­ luğu doldurmak şart. Bu boşluk doldum-la gelsin Akbank Türk motifleriyle kumaş desenleri yarışması açtı. Bu yanşma umu-dumun üstünde sonuç verdi. Tekstil fab­ rikaları bu kumaşlardan yararlanarak ih­ raç mab bir .takım kumaşlar dokudular ve büyük rağbet gördü. Daha mühimi Tak-sim’de yapılmakta olan Sheraton Oteli’nin

desinatörleri, mimarları ve Amerika’dan

gelen bir kadın dekoratör bu sergiyi gördü ve «kuşlar gibi sesler çıkararak» bn ^ de­

senler karşısında hayranlığını belirtti.

K arar vermişler, otelin bütün perdelikleri­ ni, döşemeliklerini bu Türk motifleriyle

kumaş desenleri yarışmasına gelen de­

senlerden sipariş edecekler. Yani hem tu­ rizm endüstrisi, hem de tekstil endüstrisi bu yarışmadan geniş ölçüde yararlanma imkânım bulacak.

İPEKÇİ — Bu tür yarışmalara kimler katılıyor? Yani halka inmek mümkün oluyor mu?

TÖR — Burada doğrudan doğruya sa­

natkârlar Şimdi mekteplerimiz, gerek

Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu, ge­

rekse Güzel Sanatlar Akademisi Grafik

Şubesi Bölümü, Süsleme Sanatları Bölümü bu tip meslek adamım yetiştiriyor. Simdi bu gençleri memleket el sanattan gelişme­ sinde değerlendirmek gerek, ki bunlar boş­ ta, İş arıyorlar. Bu sanatın kıymetini takdir

eden tekstil fabrikaları bunları angaje

ediyor, kendi desen merkezlerinde çalıştı­ rıyor. Türkiye’de ilk defa 16 Anadolu ilin­ de bu yıl kadınlar arasında bir el işleri yarışması düzenlendi. Yine umudun üstün­

de ilgi uyandırdı. 16 vilâyette valilerin

başkanlığında hazırlık komiteleri kurul­

du. Bu komiteler şimdi kendi illerini köy köy tarıyorlar. Hangi köyde ne yapılabilir, ne yapılıyor. Bu eserler her İlin merkezin­

de 15 haziran’dan 19 temmuz’a kadar teş­ hir edilecek. Bunlardan teşhire, ödüle lâ­ yık görülenleri tesbit edecek, bu eserler de ayrıca bu yılki İzmir F u a n ’nda Batı Anadolu ve köylü kadınlan el işleri sergi­ sinde teşhir edilecek. Bu bir deneme. Bu deneme başarı ile sonuçlanırsa, gele­ cek sene Anadolu’nun diğer bölgelerinde, Doğu ve Orta, Kuzey ve Güney Anadolu bölgelerinde de tekrarlanacak.

İPEKÇİ — Yani bu tür yarışmalar, bahsettiğiniz sakıncaları önlemekte yararlı olabilir mi?

TÖR — B ir defa envanter tesbit olu­ nuyor. Bakın size isterseniz bir kaç şey

okuyayım, neler çıkıyor meydana— Köy­

lerde yapıl agelmekte olan el sanattan

hakkında ne kadar detaylı, ne kadar İnce

bir zevk potansiyeli var. Meselâ Denizli

ilinden Vali Münir Güney tarafından gelen mektupta, yaptıktan envanter çalışmasının listesini göndermişler. Orda diyor ki efen­ dim: «Tavas’ın Gümüşsü köyü kilimler ya­ pıyor. Yanforak kilim, karpuzlu kilim, si­ mli kilim, Uç göbekli kilim, çubuklu ki­ lim, pıtraklı kilim». Görüyorsunuz ne ka­ dar detaylı. Sonra efendim meselâ çorap konusunda yine Çal ilçesinin Üçkuyu kö­ yünde de yün çorap, «yük çarpısı» diye bir ad almış. Yine kilim çeşitleri şöyle:

«Şavşar parmaklı kilim, beş elekli düz

parmaklı kilim, çırağlı, parmaklı beş elek-II kilim, beş elekli yığmalı kilim, turnalı yan yığmalı kilim, mişraplı kilim, döşe­ meli kilim, hanayılU kilim, çift elekli du-duy yanışlı kilim, parmaklı ve maymun el­ li kilim...» Bu şimdiye kadar köylerin dar çerçeveleri İçinde kalan bu eserlerin han­ gilerinin turistik hatıra eşyası endüstrisin­

de değerlendirilebileceği, hangi köylerde

bunları yapabilecek kabiliyette İş gücünün mevcudiyeti, hu sergiler ve bu yarışmalar yoluyla teshite çalışılıyor. Dünyamız tek­ nik entegrasyon yüzünden bir monotonlu­ ğa doğru gidiyor. Her yerde aynı kıyafet-ler, aynı elbisekıyafet-ler, aynı model otomobil­ ler, aynı biçim evler, apartmanlar, oteller, otel odaları... Bu bir monotonluğun verdiği

bir sıkıntı, huzursuzluk. Bu monotonlu­

ğun ızdırabını çeken bilhassa Amerikalı­ lar. Bu yüzden Asya’ya, Afrika’ya giderek

kendilerine benzemiyen memleketlerde

tatminlerini arıyorlar. Türkiye bu bakım­ dan çok zengin. Biz eğer yaratıcı gücümü­ zü harekete getirirsek, bn folklorik zen­

ginliklerimizi, bugünkü ihtiyaçlara göre

değerlendirebilirsek, bu kültür savaşında çok orijinal bir yer alabiliriz... Milletlerin mânevi itibarı yaratıcı güçlerinin potansi­

yeli ile ölçülüyor. Şimdi milletler küçük olabilir, eğer yaratıcı gücü harekete gel­

mişse. sanat eserleri yajratahiliyorsa bu

milletler dünya ölçüsünde itibarlı milletler olabiliyor. Meselâ Finlandiya, İspanya hat­ ta Polonya - B ir Chopen Polonya’yı ebe-dîleştirmiştir. Müzik alanında da aynı şe­ yi söylivebiliriz. Geçen sene Viyana’da îdil Biret, Suna Kan Türk kompozitörlerinin

eserlerini çaldılar. Bir Viyana gazetesi

«Türkler bu sefer Viyana’da» diye serlev­ ha koydu. Bu o kadar tipik bir serlevha

ki, yani Türklerin OsmanlIların askeri

güçle yapamadıklarını birkaç sanatkâr

başardı demek İstiyorlardı. Şimdi bizim otelcilerimiz, Avrnpa tipinden vazgeçip de Türk tipi oteller yapabilirse, —ki bunu şimdi Taksim’de Fransızlar yapacaklar—

daha başarılı olacaktır. Ayrıca bir otel,

Güzel Sanatlar Akademisinde. î ç Mimari talebeleri arasında, Türk tipi otel odası yarışması açtı. Türk tipi yatak odası, otel odası. Türk tipi otel, hamam gibi - Ha­ mam bizim orijinal ve bugünkü sağlık an­ layışına göre çok ileri bir müessesemiz-dir. Hergün banyo alan bir yabancı gazete­ ci ile hamama gitmiştim, adam ldri çıktı­

ğı zaman deli oluyordu. Çünkü hergün

banyo yaptığı için kendini temiz zannedi­ yor, filhakika temizdi, amma o ölü deriler üstünde kalıyor, birikiyordu. Bu ölü deri­ leri yok eden bizim keseleme sistemimiz, bugünkü sağlık anlayışına çok uygun, çok elverişli... İşte bu gibi şeylerimizi, mutfağı­

mızı, yemeklerimizi - Eskiden saraylar­

da, konaklarda aşçılık bir nevi ekol halin­ de devam ediyordu. Usta, yamak, çırak, sistemi içinde. Şimdi bu konaklar, saray­ lar kalmadı.. Pek güzel amma Türk mut­

fak mektebi yok, kayboluyor yemekleri­

miz. Bu da büyük bir tehlike. Bugünkü

ihtiyaçlara göre, gelişmeye, değerlendir­

meye elverişli varlıklarımızı saptamak ve onları bir sanat genelkurmayının elinden

geçirerek değerlendirmek lâzımdır, iti­

barlı millet olabilmek için yalnız ekonomik

kalkınma değil, aynı zamanda kültürel

kalkınma da mühimdir. Üniversitelerimi­

zin bilim adamları yetiştirmek meselesi

çok yavaş gidiyor, halbuki İsrail kısacık bir zamanda en menfî şartlar altında m a­ deni, kömürü, demiri olmayan tuzlu top­ raklarda, üstelik âdetleri ayrı, dilleri ayrı, renkleri ayrı insanları bir araya getirerek 30—25 sene içinde ileri memleket yapma­ nın mümkün olduğunu ortaya koydu. Ev­ velâ enstitülerini kurdular. Yeraltı, yerüs­ tü servetlerinde ne varsa etüdlerinİ yaptı­ lar, plânladılar ve netice aldılar.

İP E K Ç İBfenciirn., bütün bunlar

devlet eliyle mi olabilir? Meselâ ben hatırlıyorum, halk oyunlarımız da unutulmak üzere olan değerlerimizden biriydi. Siz bunu yıllar önce ele aldı­ nız. Festivaller düzenlenmesine ön ayak oldunuz, şunu yaptınız, bunu yaptınız, şimdi halk oyunlarımız bakımından ben hiç de kötümser değilim. Görebil­ diğim kadariyle halk oyunları gittik­ çe popüler oluyor, yayılıyor... Bunu devlet yapmadı...

TÖR — Evet yapmadı. Amma kıyafet­

lerimiz kayboluyor. Her anne çocuğuna

bir zeybek elbisesi yapıyor. Mektepte is­ tiy o rla r- Şimdi bu kıyıda köşede kalmış, sandıkta sepette kalmış orijinal halk kı­ yafetlerini tesbit etmek devlet işi. Olgun­ laşma Enstitüleri, Kız Sanat Okulları böl-Re bölge, büyük bir vazife alabilirler. Her bölgedeki kadın erkek kıyafetlerinin şekil­ lerini çıkarıp sonra motiflerini tesbit edebilirler. Her okulda bir kıyafet müze­

si yapılır. Elçiliklerde her sefir hanımı,

başkâtip hanımı bir tane «Uç dallısı» alı­ yor ve memlekette ne var, ne yoksa gidi­ yor dışarıya. Birgün kıyafetlerimizi tesbit

için belki yabancı memleketlere gitmek

mecburiyetinde kalacağız. Sonra halk oyun

larımn notasını yazdırmak, disiplinini

tesbit etmek lâzım. Uydurma bir takım hareketlere, uydurma figürlere kaçılmasını önlemek gerekir. Bu, kıyafette olduğu gibi yeni yeni hareketler, figürler çıkıyor. Son­ ra ulu orta bağınşmalar, herkes çığlık çığ­ lığa bağırışıyor. Halbuki onun d» ftdâbı,

1 3 M A R T 1 9 7 2

erkânı var. Nerde bağınlacak, nerde ne ses çıkacak, başların hareketleri, ellerin

hareketleri, bacakların hareketleri, raks

notası olması lâzım. İşte bunlar devletin

yapacağı iş. Konservatuvarda bir Halk

Oyunları Enstitüsü kurulur. B ir de bun­ ları Türk Halk Oyunları Balesi olarak de­ ğerlendirmek mümkündür.

İPEKÇİ — Bu bir deformasyon ol­ maz mı?

TÖR — O ayn mesele. Halk oyunları yaşayacak. B ir de Halk Oyunları Balesi vardır. Bütün Balkan memleketleri yapı­ yor bunları efendim. Bunlarla dünya yü­ züne çıktığımız zaman, «Bu memleketten yeni bir ses geliyor, yeni renkler geliyor, yeni melodiler geliyor, yeni ritmler geli­ yor» diyecekler ve mânevi itibarımızı da arttırabileceğiz.

İPEKÇİ — Efendim, yanılmıyor­ sam, siz gerçi epey oluyor ama, uzun yıllar kültür alanında devlet hizmetin­ de bulundunuz. O zamanlar neler ya­ pılırdı? Devlet eliyle Türk sanat ve kültürünü geliştirmek için neler yapı­ lırdı? Şimdiki durumla böyle bir mu­ kayese yapabilir misiniz?

TÖR — Ben devlet hizmetinde Mat­

buat Umum Müdürlüğünde bulundum.

Sonra Turizm Müdürlüğü yaptım. Bir de

Ankara Radyosu Müdürlüğü. Matbuat

Umum Müdürlüğünde «La Turquie Kema­ list» mecmuasını çıkardım.

İPEKÇİ — Hangi yıllardı bu?

TÖR — 1933-1937 senelerinde. İşte bu bize özgü sanatların yabancılara duyurul­ ması için böyle bir organa ihtiyaç ol­ duğunu göstermiştir. Şimdi Akbank «Tür­ kiyemiz» dergisini bu nedenle çıkarıyor. Sonra «La Turquie» dergisi nedense dur­ du. Radyo müdürü iken «Yurttan Sesler Saatini» kurdurttum. Halk türküleri, Ana­ dolu çocukları tarafından hiç bir disipline tâbi olmadan ve ses güzelliği filân aran­

madan zaman zaman çalınır, söylenir...

Efendim, bir gün Türk müziği şefi Mesut Cemil beyi çağırdım, dedim ki, «Sen klâsik müziğimizi fevkalâde değerlendirdin. Bu­ nun asaletini muhafaza ederek koruyorsun ve yayıyorsun. Şu halk türkülerimiz için de böyle bir himmet yapsan.» Bana, «Bil­ miyoruz ki» dedi. Bunun üzerine ben, «Çok ayıp Mesut» dedim. «Evet, ayıp aiua, bu böyle, gerçek» dedi. «Kim bilir bunu?» de­ dim. «Muzaffer Sarısözen» dedi. «Kim bu Muzaffer Sarısözen?» Tanımıyordum. Dev­ let Konservatuarında Arşiv memuru imiş. «Çağır» dedim. İki saat sonra Muzaffer Sarısözen, Mesut’la beraber geldiler. İstedi­ ğimi anlattım. «Bakın» dedim. «Mesut bey

klâsik müziğimizi değerlendiriyor, aynı

asaletle, aynı güzellikle bizim halk türkü­ lerimizi de söylemek kabil değil mi?» Adamın gözleri yaşardı. İlk defa kendisi­ ne böyle bir iş veriliyor. Bunun üzerine

bir «Halk Türküsü Öğreniyoruz Saati»

kurduk. Mesut’un klâsik korosuna, Muzaf­ fer Sarısözen her hafta iki saat, Bir Halk Türküsü Öğretiyoruz saati eldendi. Me­ sut’un şakacılığı malûm. Bu saati gayet güzel idare ederdi ve «Muzaffer bey, lüt­ fen bir defa daha tekrarlayın, şurası

mi-bemol miydi, yoksa midiyez miydi şunu

anlıyamadık» tarzında - Fevkalâde güzel

bir saat yapardı. O saat sayesinde Mesut’­ un klâsik korosunda bir ekip ayrıldı, Yurt­ tan Sesler Saati kondu nrograma. Evvelâ haftada bir defa, sonra 15 günde bir defa. Şimdi görüyorsunuz her gün ve muhtelif saatlerde bizim bu halk türküleri devam ediyor... Halktan geleni aşağı görmek gele­ neğini kırmak lâzımdır. Bunlar öyle asil, öyle değerli ve öyle bâkir kaynaklar ki, bizim sanatçı artistlerimiz, sanatkârları­ mı® onlardan yararlandıkları ölçüde bey­ nelmilel olabileceklerdir. Biz de bu büyük folklorik zenginliklerimize dayanıp da on­ lardan yeni yaratm alar yaptığımız müd­ detçe itibarlı bir millet oluruz. İşte Kül­ tür Bakanlığı bunları organize edecekti.

Dünya piyasalarına nerelerde çıkılır, ne-

Ig

rede olur. Bütün bunun plânlan

yapılım-yor. Nihat E rim ’e, «Kendi çocuğunuzu ken-

gf

diniz öldürdünüz» diye yazdım. Niçin hem || kurdular, hem de beş ay sonra kaldırdı- fj l a r - Daha yeni yeni ağlarını atmıştı Ta- || lât Halman.

İPEKÇİ — Şu halde efendim, özet­ lemek gerekirse, halk sanatları bakı- || mmdan her alanda büyük zenginlikle­

re sahip bir milletiz. Bunları gerek so- f§ not bakımından, gerek kültür bakı- |g mmdan, gerekse turistik bakımdan, yar f| ni ekonomik bakımdan değerlendir-

fg

m ek mümkündür. Bu, bugüne kadar j j yeterince yapılmamıştır. Gerçi işte si- % zin de önayak olduğunuz gibi bazı özel || gayretler görülüyor. Ama devlet bu- i nunla ilgilenmedikçe, devlet koordine g| bir çalışmayı tahrik etmedikçe, devlet fc kuruluşları, enstitüler gibi akademiler §| gibi bunlara rehberlik etmedikçe, gere- §| ğince değerlendirmek mümkün olmı- || yacak, değil mi?

TÖR — Evet, onun için kültürel savaş, ?S

ekonomik savaş gibidir, genelkurma- If

ya ihtiyacı vardır. Bu genelkurmay

Kül-tür Bakanlığı idi. Bu büyük boşluğu dol- İl durdular, büyük bir hamle yaptılar. Bir- |j denbire vazgeçtiler, ben bunu anlamıyo- || rum.

İPEKÇİ — Yani böyle bir Bakan- l' lık...

TÖR — Şart.

İPEKÇİ — Kurulursa ve tekrar j| lâğvedilmezse, devletten beklenen gö- İ revler daha koordine bir şekilde yeri- j§ ne getirilir mi? Mitti Eğitim Bakanlığı- l| nın Kültür İşleri Dairesi bunda yeter- i siz mi oluyor?

TÖR — Şimdi efendim çeşitli Bakan­ lıklar, meselâ Hariciye, Turizm Bakanlığı bununla uğraşır. Kültür Bakanlığının aslî

görevi olacaktır. Sonra Millî Eğitim Ba- û

kanlığının işi başından aşkın. Efendim, f| bunu Atatürk gayet iyi anlamıştı.

İPEKÇİ — Evet, Atatürk ne yap- ip mıştı bu konularda?

TÖR — Atatürk bir defa her sahada |

eleman yetiştirmek için gereken müessese- || leri kurdu. Güzel Sanatlar Akademisini, ||

Ankara Konservatuarım.- Ankara

Kon-servatuarım birinci sınıf dünya eleman- :g larından yararlanarak kurdu. Hâlâ onların ¡f talebeleri Devlet Konservatuarım bugün ff yaşatıyor.

İPEKÇİ — Evet, o kuruluşlar bu- '■ gün de mevcut.

TÖR — Var. Atatürk attı temellerini, s

Halkevlerini kurdu. Halkevleri çok mü-

gf

him bir şeydi. Bu halk sanatlarının geliş­ mesinde bilhassa edebî sanatla; ımızı top- gf

lamak, masalları, darbımeselleri, bu m

halkevleri yansıtıyordu— Halkevleri ka- g

panmakla büyük bir boşluk oldu. Organ ||

olarak memlekete yayılmış, gençlerin boş g|

zamanlarım değerlendiren...

İPEKÇİ — Sonra yine açıldı halk­ evleri...

TÖR — Açıldı ama, kütüphanelerini aldılar, binalarını aldılar, şimdi orada, bu­ rada kira evlerinde, sürünüyorlar maale­ sef

-İPEKÇİ — Yani halkevlerini eski anlayışa uygun şekilde canlandırmak... ¡f

TÖR — Şart. Şimdi Gençlik-Spor Ba- || kanlığı var. Ve bunların sanki ödevi, hattâ || iş günlerinde biie futbol maçları yapmak., ¡t Çocukları hoyratlığa, agresyona alıştırmak- |§

tan başka bir şeye yaramıyan— Gençliği ||

harcıyorlar. Halbuki gençliği kültürel kai- |J

(onması ve kültürel ihtiyaçlarını tatmin ¡f

edici boş zamanları değerlendirme

mer-kezleri kurmak şart. Bu gençlik problemi, j

o da muallakta kalmış bir derdimiz.

İPEKÇİ — Çok teşekkür ederim. |

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Sidhu ve ark.nın yaptığı çalışmada, subepitelyal yoğun lenfoid doku bulunması, ince iğne aspirasyo- nunda köpüklü makrofaj toplulukları ile kolesterol kristallerinin

Unesco dünya yüzünde mektebin halledemediği eğitim ve öğretim işini temel eği­ tim vasıtasiyle halletme meselesi­ ne haklı olarak büyükf bir ehern- hüyet

The vasorelaxation was greater in ER from Taiwan than from China in spite of lower levels of the relaxing alkaloids evodiamine, dehydroevodiamine and rutaecarpine.. On the other

二、 小明因發生車禍,血壓忽然下降,請敘述他體內將發生哪些穩定血壓的機制?(請依照機制啟動的時間,由快 至慢的順序列出)(15%)

activities in samples such as NORMs to meet the dose criteria (e.g., given in EC No.112 radiation Protection, 1999).. THE MOTIVATION FOR

ğinilmesi gereken bir nokta var. Mizahla, hicivle, ko­ mediyle uğraşanlar genel­ likle -hatta kesinlikle- yöne­ time çatmışlar, onu alaya almışlardır. Zaten mizah

Râvi hakkında gelen rivayetler, bilinen özelliklerle ilgili oluşan zanna göre râvinin güvenilir olup olmadığı belirlenmeye çalışılırken, Hadis İlmi dışındaki

Eminönü Belediye Başkanı Ahmet Çetinsaya, bir süre daha bekleyeceklerini beliterek, “Vakıflar İdaresi'nden yanıt alamazsak, sebilleri kiralayan kişilerin