BEKRİ
Ç E Ş N İC İ
a h a ttın
Sabahattin’in yerinde eski İstanbul'dan esintiler var.
İ
stanbul'un sokakları, birbirinden ilginç tipleri ve bizim yazınımızda, kimi eleş tirmenlerin “küçük insanlar“ diye nite ledikleri, İnsanları bir çok yazarımıza konu ol muştur. Ahmet Rasim, Agop Muntzuri, (İs tanbul anıları adlı çok ilginç bir yapıtı yayın landı) tabii Hüseyin Rahmi Gürpınar ve de Sait Faik bu insanları uzun uzun yazmışlar dır.Hemen belirtmek gerekir ki, buradaki kü çük insan deyiminin küçümseyici bir yanı yok. Onlar toplumda önemli görevlerde bu lunmayan, günlük hayatımızda çarşıda, pa zarda, otobüste tramvayda karşılaştığımız in sanlardır. Ama zengin bir iç dünyaları olduğu gibi, bir ülkedeki yaşamın nabzını ancak on lar sayesinde tutabilirsiniz. Onlar bakkaldır lar, balıkçıdırlar, tam ircidirler,
m uslukçudurlar, memurdurlar, işçidirler, kısacası onlar halkın ta kendisidirler. Küçük adam deyi mi y a ln ız c a bize özgü değil.
Hans Fallada’nın ünlü romanı
nın adı da “ Küçük Adam Ne
Oldu Sana ?” dır ve orada Fal lada, gerçekte büyük adamlarla
ve birara kavuştuğu servet ile kendi iç dünyasını, büyük adam lara öykünerek harcama tehlike si içine giren kahramanıyla ince den inceye dalgasını geçer.
İstanbul eskiden her türden in sanın, birbirleriyle karşılaşabile ceği, mesafeli de olsa laflayabi leceği m eyhanelerle doluydu. Restaurantlar çıkalıberi, bu iş bi raz değişti. Artık her restoranın kendine özgü m üşterileri var. Belki de yaşam değiştiği için,
müşteriler de yaşamın yelpazesinin değişik uçlarından da olsalar, birbirleriyle fazla ileti şim kuramıyorlar. Zaten memurlar ile işçiler de, ekonomik nedenlerle meyhaneyi ancak düşlerinde görür oldular.
Elde kalmış bu tür bir kaç yerde hoyratça harcanmakta. Örneğin ben yıllar yılı .eşsiz bir İstanbul köşesi olan, İstanbul yaşamının çe şitli kesitlerinden , her sınıftan örneklerin, içinden geçip gittikleri Sam atya Meyda nındaki Yeşil Çardak meyhanesine, sık sık değil, ama arada sırada giderdim. Orada ba lıkçılar, muslukçular, soğuk demirciler, işçi lerle yanyana içer, sohbet ederdik. Yeşil
Çardak’ta bir yandan her tren gelişinde dal
ga dalga meydanı dolduran, memurlar, öğ renciler, bankacı kızlar vb. kentimizin otantik insanlarını izler, bir yandan da demcilerle sohbet ederken, bir bölümüne dostum Ziya
Öztan ve Kürşat Kutay’ın da tanık olduğu
unutulmaz anılar edindim.
Ne yazık ki, Samatya Meydam’nın o canım doğal dokusu, iyiniyetlî ama yanlış uygulama nın kurbanı oldu. Meydanı çok doğru olarak trafiğe kapatırken, yeniden düzenlemeye ko yuldular ve orada belki de yeni bir Kumkapı yaratacak bir düzenleme yaptılar. Bu arada da surlara dayalı salaş bir bina olan Yeşil Çardak’ı yıktılar.
Evet, Yeşil Çardak yıkılalı, Beyoğlu’nun tüm canlılığını, şen şakraklığını yansıtan Kallavi
20 ile Nevizade Sokağı dışında Yahya Ke
mal’in deyimiyle “ücra ve fakir“, ama bir an lamda gerçek İstanbul’dan kesitler sunan bir yere hasret kalmıştım.Taa ki, Sultanahmet daha doğrusu Cankurtaran da Erol taş ‘ın kahvesi yakınındaki, Balıkçı Sabahattin’ in yerini bulana kadar.
Dilerseniz, önce yaz olduğu için masaları
mızı atıp oturduğumuz şu Keresteci Hakkı sokağı’ndan başlayalım. Çevresinde eski mi mariye uygun olarak yapılmış, ama son de rece lüks turistik otellerin konakların bulun duğu Keresteci Hakkı Sokak’ta Sabahattin’in ye rine o tu rd u n u z mu y a n ın ız d a k i akasyaların her yerde rastlayamayacağınız biçimde çardak oluşturduğu kahvede tavla oynayanlar, kağıt oynayanlar ve yine karşı nızdaki kahvedeki insanlarla bir İstanbul ma hallesine geldiğinizi anlıyorsunuz. Hani nere deyse yanınızdaki kahvede Ahmet Kutsi
Tecer’in Köşebaşı piyesindeki dramların
geçeceğine inanıyorsunuz. Yine karşınızda köşede eski İstanbul’u simgeleyen bir ahşap ev ve mutad üzre, altındaki bakkalıyla dekor tamamdır.
A rtık örneği kalm adığı için, otantik olduğuna inanamayaca ğınız kadar otantik bu eski bir İs tanbul piyesinin dekorunu andı ran sokakta aktörler de sizin ka fanızda tasarımladığınız oyuna uygun olarak geçiyorlar. Blucinli tişörtlü kızlar, şortlu turistler, sa kallı hocalar ya da müritler, iş dönüşü eve giden memurlarıyla rengarenk bir İstanbul sokağın- dasınızdır.
Beyaz örtülü masalar yaz ay larında bu sokağın kaldırımına ve gelip geçişi asla engellemeyecek biçimde kıyısına konmuştur. Ama siz etrafı tepeden seyretmek isti yorsanız yukarıdaki aşmalı küçük terasa da çıkabilirsiniz.
Balıkçı Sabahattin’in mönü sü de yeri gibi sadedir. Patlı can salata, çoban salata, yo ğurtlu semizotu salata ve beyaz peynir ile kavundan oluşan soğuk mezeleriniz he men masaya konur. Tabii roka salata da bulunur. İçkiniz, (tabii bu masada rakı bi ze daha aşina geliyor) yanında buzu ve suyu ile gelir. Sonra dilediğiniz gibi balık larınızı sö ylersin iz. Benim gittiğim de mezgit, çipura, sarıkanat, sardaiya, tekir vardı ve doğrusu ya yediğimiz balıkların hepsi de taze ve iyi hazırlanmışlardı.
Eğer bir gün önceden telefon ederse niz, size başka yerlere oranla daha ehven fiyata, böcek bulmaları olasılığı da var,
Böyiesine sade, ama eski İstanbul mey hanelerinin, bütün tadını, görüntülerini, insanlarını bulabileceğiniz bir yer Balıkçı
Sabahattin’in yeri.
BALIKÇI SABAHATTİN
AKBIYIK -SULTANAHMET- TEL:517 94 09
SAYFA 26 FIESTA - 28 AĞUSTOS 1994
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi