• İ T F A : t
? & //)
'/ ^
<<¿>
/ /
' ' ' G
^ ıiM 'm ı.ıııııııııııııııııııııııifiııılııııtiM fitH M iııııııııtH iıııııtırm ıi(m m tıtfim m ıııım m ııt(iııiH iH iııım ııtH iiH tm ıtu ıı»iN m ıım ıtıım ım ıı»ııı iH n rm ım m ım ıtM
EE5 H
S
n
i Mehmet
Halit Bayır
Hilmi Ziya ÜLKEN
JM»-—— —— — — —
S
on günlerin ard arda gelen ödenilmez kayıplarından biri de Mehmet Halit Bayrt’dır.
Ne talihsiz tesadüftür! Klâsik edebiyatı
mız zirvesini, yeni edebiyatımız en dinamik ruh larından birini, halk edebiyatımız yorulmak bil mez folklorcusunu kaybetti. Mehmet Halidl 1922 de «Anadolu» dergisini çıkarırken tanıdım. Ca-
ğaloglunda, sonradan kolacı dükkânı olan kü
çük yazıhanede dergiyi idare ederken halk şair lerine ait Hk yazılarını hazırlıyordu: Aydınlarla arasına bir kaç asırlık perde çekilmiş olan halk edebiyatı kaynaklarımızı ilk defa aydınlığa çıka ran Rıza Tevfik ve Baha Salt olmuştu. Türkçü lerin henüz hedeflerini bulamadıkları, şiirin kök lerini Turanda nradıklan bir devirde Rıza Tevfik Bektâşi ve Aşık edebiyatının zengin hâzinesine el koymuş, konferanslariylc bu şiir dünyasının estetik değerini belirtmiş, kendi şiirleriyle bu u- nutulmuş âlemi canlandırmıştı. Baha Sait de Bektaşîliğin esaslarına (Yalnız şiirde kaimıyarak) nüfuz etmiş, orada milli hayatın orijinal tarafı nı bulmaya çalışmıştı. Önce Türkçüler bu arayı şa karşı ilgisiz kaldılar. Fakat yavaş yavaş ısın-
! dtlar ve benimsediler. Rıza Tevfik gibi koleksi-
; yonu içinde «llurufl metinleri» cildini ve ön sö
zünü hazırlayarak bu yeni âlemi memleket dı-
! sında da tanıttı. Köprülü Zade Mehmet Fuat
; «M illi Tetebbular» dergisinde Aşık edebiyatı tt-
| zerine tetkiki ile bu konuyu benimsediğini gös-
I terdi. 1919 - 22 arasında bir genç nesil heyecan-
: la kütüphanelere dalmış, eski «CUnkııâme» lerin
E içinden halk şiirlerini taramaya başlamıştı. Ha-
E ltt bunların arasında idi. Çok heyecanlı fakat iyi
; teşkilâtlanmamış olan bu gençlerden bir kısmı
E yoruldu. Bir kısmı dağınık ve tek tek çalışması-
: na devam etli. Ahmet Kııtsî Teeer, Halûk Nihat
İ Pepci, Ziyaeddtn Fahri Fmdıkoğlu bunlardandı.
E Bıı gençler 1929 da tekrar toplandılar «Halk Bil- E gisi Derneği» ııi kurdular ve bir kongre yaptılar
E Aııadoludakl hikâyeleri toplamağa, türküleri plâğa
E almaya karar vedtier. Konservatuar Müdürü Yu-
E suf Ziya onlara yardım edecekti. Aralarında iki
E değerli Etnolog Hamit Ztibeyr İle Prof. Mesaroş
E da vardı. Bu kararların İlk mahsulü olan «Halk
: Bilgisi Dergisi» büyük bir cilt halinde çıktı. Halit
E bunların arasında idi. Fakat bu kollektif teşeb-
E büs uzun ömürlü olmadı. Yine herkes teker te-
E ker kaldı. Müşterek çalışma güçsüzlüğü bir kıs-
E mim meyus ediyordu. Bir kısmı tek başına ça-
E lışnıadan başka çıkar yol olmadığına kanaat ge-
; lirmiş olacak kİ, bir daha ne kongre oldu, ne İkin-
İ cl bir cilt çıktı. Fakat çalışanlar çalışmalarına
| devamüettıler.
İşte bu dağılma devrinde Mehmet Haildi
İ İstanbul (Eminönü) Haikevlne bağlı «Halk Bilgi-
I si Haberleri» ni senelerce yalnız başına çıkarırken
w ît^M l»S <i*i(iİiiıııl »l«lh>M lw»llı»»n»»«lw«'»»M imm ım iHi»ı... " " ...
görüyoruz. Hayatını dalma çok sevdiği İşinden |
başka yerlerde kazanmaya mecbur olan Halit ge- |
ceyl gündüze katarak bu küçük «Haberler» der- ğ
gisini kendi bulduğu folklor malzemesiyle doldu- |
rurdu. Bu arada bazı eserler neşretti. 1932 de «Ma- |
nilere, 1933 de «Cumhuriyet devrinde halk bilgisi §
hareketleri», 1934 de «İstanbul argosu ve Halk tâ. birleri», 1935 de «BalIkesirli bir şair» 1936 da «Be lediye işleri klavuzu», 1937 de «Halk şairleri hak kında küçük notlar», 1939 da. «Halk âdetleri ve inanmaları» adlı kitaplarını neşretti. Halkevleri kapanmadan önce bazı İç anlaşmazlıkları yüzün den «Halk Bilgisi Haberleri» nl çıkarmadan vaz
geçmeye mecbur olmuş, bu onu çalışmalarının
verimli bir kaynağından uzaklaştırmış!ir; o sıra da hayat gailesi de bir müddet kendine düşür müştü. Güzelim İstanbul, günden güne dağılan semtleri yüzünden, eşi eşle, dostu dostla buluş madan mahrum bıraktığı için birbirimizi yıllar ca göremez olmuştuk. Bir gün vapurda karşılaş tık. Eski günlerin ateşli çalışmalarını hatırlatı yor; Sıhhatsizliğine rağmen hep aynı enerji ile birlikte bir dergi çıkarmağa çağırıyordu. Zaman o zaman, dünya o dünya değildi. Mehmet Halit Belediyeden tekaüt olmuş, Bedestan müdürlüğü nü almış, fakat kendi başına bir koza örer gibi işin! bırakmamıştı. 1949 da «İstanbul folkloru» nu, 1956 da «On dokuzuncu Yüzyıl Halk Şairle ri» ni, 1957 de »Yirminci Yüzyıl Halk Şairleri» nl neşretti.
Bir gün telefonla beni Bedestene davet etti. Hu sus! bir şeyden bahsedeceğini söylüyordu. Oradlı bir kasp açtı, altı cilt eden neşredilmemiş yeni eserlerini gösterdi. Bunlara naşir bulamamaktan şikâyet etti, «üniversite bu kitapları basamaz mı? Bütün hayatımın mahsulüdür. Burada topladık larımı evvelce hiç neşretmemiştim. Büsbütün ye ni şeyler...» dedi. Üniversitenin bu sahadaki yar
dımlarını, meselâ Sadettin Nüzhetin iki ciltlik
«Türk musikisinin güfteleri» ne dair eserini hatır iattı. Vâkıâ dedikleri doğruydu. Fakat o tarihte üniversitenin yayın işleri çok güçleşmiş, bütçesi İç ihtiyaçlarını bile gideremiyecek kadar daralmış tı. Onu meyus etmemek İçin bir çare arayacağımı söyledim, fakat tahminlerim doğru çıktı. Üniver site bu eserleri neşredemedi.
Zavallı Halit! Sonra bu müsveddeleri ne yap tı? Kime bıraktı? Bir vasiyeti var mıdır? Bu bir hayat mahsulünü kim koruyacak? Bunları hava
ya savrulmadan kim kurtaracaktır? Avrupada
çok sağlam bir noterlik mttessesesl vardır. Müel
liflerinden bir çoğu oradadır. Neşredemedikieri
bazı eserler bırakırlar. Bu eserler vasiyetnamele riyle beraber noterlikte, en emin bir yerde sak lanır. Terekelerde perişan olmaz. Günün birinde akademiler, üniversiteler bu eserleri gözden geçi
rir, neşre değer olanlarını tasnif ederek, hattâ
tamamlayarak neşre devanı ederler. Haildin ki tapları da böyle emin bir elde saklanmalı, ince lenmeli ve neşredUmelidlr. Mehmet Halit Bayrı münzevi, gösterişsiz hayatı gibi gösterişsiz bir ce naze töreni ile dünyadan uzaklaştı. Fakat bu ça lışkan arı edebiyatımızın en zengin hâzinelerin den birine el atmış ve çok bal getirmiştir. Şiiri yapan kadar ona milletin şuur - altı hazînesin den malzeme ve gıda getirenlerin de değerini ta
nımalı ve daima hatırlamalıyız. Tantanasız ve
saltanatsız bir hayatın bu yorulmaz arı hayatı nın unutulmaz tarafını ondan sonra gelen ne slllere tanıtmalı; böyle değerlerin asla milletin hafızasında kaybolmıyacağıııı göstermeliyiz.
• t ie t lf I I I I I V F f İ M l l f l f l l t l f M H44MIIIHM MM IHl|s||IIŞ|ltltl * 1 »»•M llU lM ItM It tM M M M IlIM I*
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi