İOGAZICILILER
S ' '
HASAN (RA’63) ve YUSUF YAZICI (RA ’88)
Yazı:Tunçel GÜLSOY 75 Foto: Teoman GÜRZİHİN
ROBERTLI DOKTORLAR
Haşan Y azıcı ve Yusuf Y azıcı, baba ve oğul. A ralarında 25 yaş fark var. Yani bir nesil. Bir baba
oğuldan çok, ağ abey kardeş gibi duruyorlar. İkisi de do kto r, ikisi de rom atoloji uzm anı ve
ikisi de R obert Kolejli...
Y
azıcı ailesinin Robert Kolej bağlantısı Haşan B ey ’in am calan ve babasıyla başlamış. Büyükbaba, Bedi Yazıcı(RC’37), m eslek olarak doktorluğu seçmemiş ama Türkiye’de ilk defa m odem anlamda sigortacılığı kuran kişi o. Sohbetimize onlardan biraz kendilerinden bahsetm elerini isteyerek başladık.
H a ş a n Y a z ıc ı: B en 1945 doğum luyum . İstanbullu, K adıköylüyüm ve 1 9 6 3 ’te Robert Akademi’yi bitirdim. O ndan sonra 1963-69 arası İstanbul Üniversitesinde
tıp okudum . Sonra A m erika’ya gittim iç hastalıkları ve ro m oto lo ji ihtisasları yaptım . T ü rk iy e’y e dönd üm ve
C errah p aşa’da çalışm aya başladım .
1 9 7 8 ’d e C errah paşa’da, iç hastalıklara bağlı olarak rom atoloji bilim dalını kurdum . O gün den beridir burada çalışıyorum . Esas araştırm a uğraşım b e h çe t hastalığı.
Y u s u f Y a z ıc ı: B en 1970 doğum luyum . R obert K o lej’d en 1988’de m ezun oldum ve sonra da C errahpaşa’ya girdim.
1994’te Cerrahpaşa Tıp Fakültesi nden m ezu n oldum ve A m erika’ya gittim. İç hastalıkları ve rom atoloji uzm anı oldum . 2 0 0 0 ’d en beri de New Y o rk ’ta rom atoloji uzm anı olarak çalışıyorum . Kısa bir süre ö n ce de New Y ork Üniversitesi ne bağlı bir Behçet Hastalığı Kliniği başlattım .
H e rh a ld e sizin d e b a b a n ız gibi tıb b ın bu k a d a r d a lı v a rk e n ro m a to lo jiy i s e ç m e n iz b ir te s a d ü f d e ğ ild ir. Y u s u f Y a z ıc ı: H erhalde değildir. Bu uzmanlık alanında hala birçok bilinmeyen şey ve ilginç hastalıklar var. Birçok araştırma yapabilirsiniz. Aynca bu başkalarına çok bağlı olmanızı gerektiren bir bilim dalı değil. Kardiyolog olsanız, gastroenterolog olsanız, çalışmamz hastanede bir çok ekipm ana ve ekiplere bağlıdır. Ama romatoloji konusunda kendiniz tek başınıza da birçok şey yapabilirsiniz. Hem hastalarınızı görürsünüz, hem araştırmanızı yaparsınız. Kendi beyniniz ve elleriniz dışında bir şeye fazla ihtiyaç duymayacağınız bir bilim dalıdır.
BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ NE ELEŞTİREL BİR BAKIŞ, ROBERT KOLEJ’DEN GELEN MİRAS S izinle b u g ü n kü k o n u ş m a m ızın a n a eksen in i g e ç m iş R o b e rt Kolej ve b ug ü n kü B o ğ aziçi Ü niversitesi o lu ş tu ra c a k . S iz c e R o b e rt Kolej nasıl bir yerdi? O ra d a n n e le r aldınız? Onun d e v a m ı o la ra k b u g ü n kü B o ğ aziçi Ü niversitesi nasıl görüyo rsu n u z? H a ş a n Y azıcı: Birkaç anıyla başlam ak istiyorum. Belki biraz da fazla eleştirel olacağım.
G e çe n yıl esk i Albert Long Hail’da bir k o n se re gitm iştim v e e n ön sırada oturuyordum. Bu m ekana ilk kez 1956’da 11 yaşında girmiştim. D aha sonra orada birçok ders dinledim, konferans verdim, diplom a ve ödül aldım . K onser günü, b en im zam anım da duvarlarda yer alan
Robert Kolej’i kuran Am erikalıların resim lerinin kaldırılm ış olduğunu gördüm . M esela W ashbum un,
Hamlin in resim leri vardı. Fakat, şim di o resim lerin h iç birisi yok. Ama sahnenin arkasında bir yazı var: B oğaziçi Üniversitesi, Kuruluş tarihi 1863 diye. Burada, bir şizofreni, ikiye bölü nm ü şlü k var. Y a B oğaziçi Ü niversitesi 1 8 6 3 ’de kurulm uştur, o zam an o insanların resm inin asılm ası lazım . Bu okul o d önem kurucuların ellerind e taş taşıyarak kurdukları bir yerdir. Y ahut da, B oğaziçi Ü niversitesi 1971’de kurulmuştur, o zam an da oraya 1971 yazarsın.
G eçm işte -hatta bugün b ile- Robert K olejliler vatansever olm am akla itham edilm işlerdir. M esela 1960 ihtilalinden sonra bu tip itham lar olm uştur am a bu ithamlara da gereken cevaplar verilmiştir.
Lozan’da katiplik yapm ış olan sayın
Hüseyin Pektaş'ın o zam anki Milli Birlikçiler’e verdiği R obert K o lej’den vatan haini çıkm ayacağını söyleyen ço k güzel bir yanıtı vardır. Robert K o lej’in T ü rkiye’y e ço k güzel hizm etleri vardır. V e bu hizm etleri düzgün, bireyciliğe m enfaatperest olm adan önem veren, tek başına ayakta durabilen, om urgalı insanlar yetiştirerek sağlam ıştır. Bunlar R obert K o lej’in tem el değerleridir. Ama R obert K o lej’d en evrensel ilkelere bağlı olm ayan, ana am acı çev reye sürekli uyum sağlam ak olan insanlar yetişm eye başlayınca üzülüyorum .
Toplum da bireycilik
korkulacak derecede
gelişiyor ve bu bireycilik
Robert Kolej’de öğretilen
bireycilikten çok farklı bir
şey. Daha doğrusu bu
bireycilik değil de
bencillik.
Y usuf Bey aynı perspektiften bakarsak siz, sizin okuduğunuz d ö n em d e R obert K o le j’i nasıl g ö rürdü n ü z? B ugün nasıl görüyo rsu n u z?
Y u s u f Y azıcı: Biz m ezun olalı 17 sene oldu. B en ce bizim okuduğum uz dönem şu andaki dönem den ziyade babam ların dönem ine daha yakındı.
Eğer Robert K olej’in bana verdiği değerlerden bahsetm em gerekirse ilk aklıma gelenler kendi başına düşünebilme becerisi ve yaptığından sorumlu olma özelliğidir. Babam ın bahsettiği mezunlar araştırmasını şimdi yapm ak daha da ilginç olabilir. Bugün bakınca bir sürü Robert Kolejlinin önemli yerlere geldiğini, topluma önem li katkılar yapmış ve ism inden bahsedilen insanlar olduğunu görüyoruz. Ancak bu tip insanların sayısı şu son yıllarda azalıyor.
B en ce şu dönem de bu durum sırf R obeıt Kolej mezunlan ile sınırlı bir durum değil, genel olarak çevremizdeki insanların eğilimi böyle ve bu tehlikeli bir durum.
Toplumda bireycilik korkulacak derecede gelişiyor ve bu bireycilik Robert K olej’de öğretilen bireycilikten ço k farklı bir şey. Daha doğrusu bu bireycilik değil de bencillik. Tıp okuyan mezun sayısının da çok düştüğünü gözlemliyorum. Adeta herkes en rahat para kazanacağı m esleğe yöneliyor.
TÜRKİYEDEKİ EĞİTİM SİSTEMİ ÜZERİNE Bu, bizi T ü rk iy e e ğ itim sistem inin için de old u ğu yerin so rg u la n m a s ın a getiriyor. T ürkiye’deki eğitim sistem ini nasıl g eliştirebiliriz?
H aşan Yazıcı: Eğitim bizde her zaman, hep batıyı yakalamak amacıyla kullanılmış olan bir araç. Eh böyle olduğu zaman da kanımca taklitçi oluyor. Taklitçi, ezberci, vs. Üretici, sorgulayıcı değil. Doğrusu ben ilk ve orta öğretimi çok iyi bilmiyonım ama yüksek öğretimin içindeyim. Yüksek öğretim de tabii taklitçi ve ezberci.
Bazen “ön ce ilk öğretimi değiştirdikten sonra yüksek öğretimi değiştirelim” diye bil- laf ediliyor, ama b en buna da inanmıyorum. Bu görüş ilk bakışta çok mantıklı görünüyor esasında. Ama daha derinden bakarsanız farklı şeyler ortaya çıkıyor. Ö rneğin Amerikan üniversiteleri dünyanın en iyi üniversiteleridir. Ama Amerikanın ilk öğretim ine ve orta
B oğaziçi Ü niversitesi’nde
oldukları yerden fevkalad e
m em nun ho calar ve
öğrenciler var. İyi yerlerde
okum uşlar, birlikte olm aktan
zevk alacağınız insanlar. Ama
iş özgün üretim e gelince
durum değişiyor.
öğretimine bakın, bunların standartlannın görece kötü olduğunu göreceksiniz Bence yüksek eğitimi hakikaten sorgulayan, sorgulatan, kendine somlan her türlü değer yargısını tartışabilen yerler gibi görm ek gerekir. Özellikle Anglosaksonlar yüksek eğitimi böyle ele almışlar ama biz bu konuda hep başka türlü düşünmüşüz.
Y u s u f B ey siz ne d ü şü n ü yo rsu n u z bu k o nu d a?
Y usuf Yazıcı: Gerçekten de Amerika’daki
ilk öğretim ve lise öğretimi başta Japon, Kore, Alman, ve Fransız eğitimleriyle karşılaştırıldığı zaman zayıf kalır. Lisede belli bir bilgi öğretm ek yerine temel metotları öğretm eye çalışıyorlar. Zaten lisede çok fazla didaktik bilgi öğrenm enin araba kaporta tamircisi olacak insana çok faydası olacağını düşünmüyorlar. Kişilerin belli bir düşünm e tarzını öğrenm esini, kanunlara uyan, hayatını idame ettirebilen insanlar olmasını istiyorlar. Bunların içinden yaklaşık % 3 0 ’luk bir kısım koleje, üniversiteye devam ediyor. Bir genel eğitim veriliyor ve üstüne hangi m esleğe artık girilecekse, onun eğitimi veriliyor. Bu da 24-25 yaşında başlıyor. Amerika’da kimse, bizde olduğu gibi, 24 yaşında tıbbı veya 30 yaşında romatoloji ihtisasını bitirmiyor. Birçok insan ön ce çalışıp para biriktiriyor
ve ondan sonra tıp eğitimine başlıyor. Bana göre Türkiye’de lisede edinilecek bilgilerin bir sürüsü ‘kayıp bilgi’ oluyor ve kullanılamıyor. Aynca üniversiteye giren insana da çok yaramıyor, çünkü
üniversiteler de doğrudan m esleklere girdiği için insanlar buna yoğunlaşıyorlar.
P eki s izc e e ğ itim anlayışım ızın geliştirilmesine nereden başlayabiliriz? Haşan Yazıcı: Üniversite kavramını yeniden ele almalı ve eğitim sistemini ona göre geliştirmeliyiz. Üniversitelerimizin çok büyük bir kısmının mezunlan gördükleri eğitim ve öğretimle ilgili iş yapmıyorlar. Ve bu mesele toplumda da hemen hiç konuşulmuyor. Biz Tanzimat’tan beri Batı’nın geçmiş, doğal süreçlerini sürekli olarak adeta “bypass”
edip bir yerlere gelmeye çalışıyomz... Yaratıcılığı tamamen bırakıp salt işlevsel olmaya çalışarak bir yere varamayız. Japon Modeli, Uzakdoğu Kaplanları gibi
kestirmeciliklerden vazgeçmeliyiz. Affedersiniz ama Boğaziçi Üniversitesi’ni biraz bu konuda da yeriyorum. Boğaziçi Üniversitesi’nde olduklan yerden fevkalade m em nun hocalar ve öğrenciler var. İyi yerlerde okumuşlar, birlikte olmaktan zevk alacağınız insanlar. Ama iş özgün üretime gelince d u aım değişiyor. Boğaziçi Üniversitesi’nin kendi geliştirdiği patentler
nerede? Üretilmiş özgün bilgiler nerede? Galiba Boğaziçi Üniversitesi’nde “iyi”
olm anın getirdiği bir rahatlık var.
GLOBALLEŞEN DÜNYADA ÜNİVERSİTELER Y u s u f B ey siz 2 5 yıllık bir ya ş farkıyla, bu k o n u d a n e d üşü n ü yorsun u z? Y u s u f Y azıcı: B en ce yüksek öğrenim de sayıdan çok kalite önemli. “H erkes üniversiteye gidecek, herkes üniversiteye gitm e şan sın a sahip olacak, bu doğuştan verilm iş bir haktır, h er şey bedava olm alıd ır” gibi bir yaklaşım b en ce mantıksız. Am erika’da kolej ve üniversite m ezunu olanlar % 30’u geçmiyor.
H aşan Y azıcı: Üniversiteler ne kadar yereldir, ne kadar globaldir. Bu, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken önem li bir konu. Benim bildiğim kadarıyla hiçbir ülke, başka bir ülkede bir üniversite açmak istemiyor. Başka ülkelerde yol yapıyorlar, otel yapıyorlar, ordusuna yardım ediyorlar. Ama Amerika İngiltere’de, İngiltere İsveç’te, İsveç Fransa’da üniversite kurmuyor. Bizim bunu da anlamamız lazım. En sonunda rekabet var. Bütün üniversiteler, uygar ülkelerde, erişm ek istediğimiz ülkelerde çok çok önem li bilgi beceri uygarlık kaynağıdır. Harvard, Yale, Stanford Am erika’nın hatta Batı uygarlığının temelleridir. Dünyayla rekabet edeceksek,
■ .131
Robert Kolej ve Boğaziçi
m ezunlan aldıkları eğitim
dolayısıyla hayata çoğu Türk
insanından daha ilerde
başlıyorlar. Onlann aldıklannın
üstüne bir şeyler koym aları,
başka herhangi birinin
koym asından daha kolay.
en az ordumuz kadar üniversitemizin de kuvvetli olması lazım...
Yusuf Yazıcı: Mesela son zamanlarda Türkiye’nin Avrupa toplumuna girme şansı arttı. Ama bu ülkenin % 30’u bile değiştiğinden olmadı, çok daha ufak bir kesiminin olaya bakışı ile oldu. Az üniversite olsun ama oradan gerçekten iyi yetişmiş, ne yaptığını bilen, gerçekten bir şeyler üretebilen insan çıksın, bu bile toplumu değiştinneye yeter. Yavaş yavaş toplumun üniversiteye bakışı da değişir. Ama şimdi Türkiye’de herkes halinden memnun. Boğaziçi’ndeki hocalar da memnun, tenis takımındaki milli oyuncular da. Türkiye’de ilk ondaki tenisçinin yanına yaklaşılmaz, onlan ülkede kimse yenemez, ama dışanda da onlar kimseyi yenemez. Onlann kendilerini geliştirmek ve uluslararası standartlara gelmek için ekstra bir gayret ve çalışma göstermeleri lazım. Bir şeyi uluslararası normda yapmak için hakikaten fedakarca çalışmak, kendini vermek gerekiyor.
H aşan Y azıcı: Ortalama insan olarak bakarsak üretken olmayı seven bir toplum değiliz, üniversite hocam ız da üretken değil. Yayınlardan da bellidir, bilim üretmeyi, esas işlevleri olarak görmüyorlar. Toplum da bilim üretm ek prim de görmüyor. Başlangıçtan beri bu anlayış yerleşmemiş. Bütün sistemimiz de aslında hiyerarşi ve taklit üzerine kumlu. Ancak
geleceğe bakarken Çetin Altan'ın dilinden düşürmediği “enseyi karartm am ak”
gerek diyorum. B öyle bir lüksümüz de yok. Bu toplumda çok iyi şeyler de oldu. Bunlan konuşabilmemiz de önemli. Aynca geçm işe kıyasla şimdi çok daha açık bir toplum olduk. Beğenm ediğim iz şeylerin bir kısmı da b en ce bu değişimin sancılan.
ÖNEMLİ OLAN ŞEY OMURGAYI DİK TUTMAK Sizin, bu yo llard an g e ç m iş belli bir y e rle re v a rm ış insan lar o la ra k ü niversitem izin m ezu n ların a
sö y le y e c e ğ in iz b a ş k a bir şey v a r mı? H aşan Yazıcı: Bence sadece omurgalarını
dik tutmaya çalışsınlar. Gerisi gelir.
Y u s u f Y a z ıc ı: T e k bir insan bile içinde yaşadığımız dünyada gerçekten çok fark yaratabilir. V e bunu b ilm ek b ile bizi motive edebilir. Robert Kolej ve Boğaziçi m ezunları aldıkları eğitim dolayısıyla hayata çoğu Türk insanından daha ilerde başlıyorlar. O nların aldıklarının üstüne b ir şeyler koym aları, b aşka herhangi birinin koym asından daha kolay. G enel olarak kolay değil, am a daha kolay ve bu fırsat da onlar da var. Bunun yapılması lazım. K im se b ir şey yapm ak zorunda değil tabii am a, bu konuda düşünm eleri
lazım.^ö'
2005 BOĞAZİÇl|61
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi