İ S K E N D E R İ Y E K Ü T Ü P H A N E S İ M Ü S L Ü M A N U R T A R A F İ N D A N VARILMAMIŞTIR Aralan TERZİOĞLU İ n s t i t u t K i r G e $ c h i c h t « der M e d i z i n des L u d w i g — M a x i m i l i a n s — ü n i v e r s i t a t , M ü n c h e n
I
—
G i r i ş :
Yakın b i r zamana kadar batıda, ta haçlı seferleri devrinden kalma İ s l â m medeniyeti h a k k ı n d a yanlış ö n h ü k ü m ler doğru olarak telâkki edilmiştir'. Bu nedenle Avrupa medeniyetinin doğu
şunda İslâm medeniyetinin oynadığı
rol m ü h i m s e n m e m i ş , buna mukabil
Islâmiyetin i l k inkişaf devrinde yapı
lan fetihler sırasında eski eserlerin tah rip edildiği bu arada antik devrin en
büyük i l i m merkezlerinden b i r i olan Iskenderiyedeki m e ş h u r k ü t ü p h a n e n i n
Hz. Ömer'in emri ile A m r İ b n As tara fından yaktırıldığı efsanesi doğru kabul edilerek, îslâmiyetin aleyhinde bir
pro-poganda mahiyeti arzetmiştir.
Bilhassa X I X . Yüzyıldan beri ilim ler ve sanat tarihinde kaydedilen geliş meler ve Orientalistlerin gayretli çalış ması neticesinde, b u g ü n a r t ı k Avrupa-da Renaissance ve R^forme hareketle r i n i n d o ğ u ş u n d a Bizansın değilde İ s l â m medeniyetinin en b ü y ü k r o l ü oynadığı ortaya çıkmıştır^. E n d ü l ü s ( İ s p a n y a ) , Sicilya ve Haçlı seferleri esnasında A-nadolu, Suriye ve Mısırdan Avrupaya islâm medeniyetinin tesirleri etkili ola rak Tıp, Matematik, Astronomi, Kimya, Fizik, Mimarlık ve denizcilik alanında
1. Von Grunebaum, G. E - Mediev»! t t U m ; Chicago.
1947, s. 4S-50 de Avrupada haçlı seferlerinden önce \ ^ sonra islimiyet hakkında ne gibi düşüncelerin yajadıjı-na temas edildiği gibi, o devirde Avrupalı se>7ahların Seyahatnamelerinde de aiTupalıların islâmiyet hakkın daki düjUncelcrini m ü ş i h a d e etmek kabildir.
2. Hunke, Sigrid-Allahs Sonne übcr dem Abendland,
Stuttgart, 1967, s. 225-226; Turan, O-Selçuklular tarihi ve Türk İslâm medeniyeti, İstanbul, 1969. s. ^S^.
Avrupada gelişmelere sebep olmuştur. Aristo, Hippokrat, Galen gibi antik de vir alimlerinin fikirleri Avrupada, is lâm eserlerinden yapılan tercümelerle tanınmaya başlandı. Bugün, antik is lâm medeniyetinin, eski antik Yunan ve Roma kültürünü Avrupaya aktar-makla kalmayıp, yeni ilmi katkılar yap tığı da ortaya çıkmıştır. Meselâ islâm âlimi İbn al-Haitham (965-1039) Euk-lid'in gözün görme ışınlan neşrettiği tezinin doğru olmadığını, cisimlerden gelen ı ş m l a n n göz merceğine geldiğini b u l m u ş t u r . Ayrıca Levy ben Gerson ( ö l ü m ü 1344) ve Leonardo da Vinci'-den önce fotoğraf makinasının ilkel bir şekli olan Lochkamera (Cameraobs-cura) yı bulan al-Haitham, mercek
lerin yakmak, cisimlerin görüntülerini büyütmek hassalarını inceleyerek ilk okuma gözlüğünü de icat etmiştir. Al-hazan adı altında düşünce ve yazılany-la veya eserleriyle Avrupayı çok etkile d i ' .
Norman Kralı Roger'e dünya hari tasını ve coğrafi izahlarını havi "Kitab ar-Rudschoni" eserini, Kral
GuiUaume'-de Kitab ul-memalik eserini sunan m e ş h u r islâm coğrafyacısı İdrisi
(1100-1166) dünyanın yuvarlak olduğunu be lirtmektedir*.
Amerika kaşifi olarak bilinen Kris-tof Kolomb Haitiden 1492 yılı ekim
a-3. Von Amulett lur Zeiiung, 7000 Jahrt friihe
tcchnische KuUur. Stulljan 19M, s. UT.
*. Hunke, S: 1967, ı. 2J5; HamldulUh, M.-Müılü-manlann Krittof Kolomb d»n c v « l Amerikayı KevHcri. İslâm düşüncesi derıisi. 196» s. »7-371; Turan. O.,
ARSLAN TEKZİOĞUJ
420
ymda yazdığı mektupta bu zahmetli ke şif seyahatine ilhamı, islâm filozofu
(Averroes olarak tanman) î b n Rüşd'-den aldığını yazıyor*. Bu islâm filozo funun eserlerini okuduğunda Hindis tan'a b a t ı yönden, daha kısa zamanda ulaşacağı neticesine varmıştı.
Böylece dünyanın yuvarlaklığını, islâm medeniyeti içinde gelişen ustur-lab'ı m ü s l ü m a n l a r d a n alan Avrupalı lar, batıdan giderek Hindistana eriş mek amacıyla Amerikayı keşfetmişler dir.
T ü r k asıllı islâm âlimlerinden Fa-rabi, Muhammed al-Hârizmi ve bilhas sa î b n i Sina eserleriyle Avrupayı X V I I . Yüzyıla kadar tesir altında bırakmıştır.
Artuklu Türk h ü k ü m d a r l a n n d a n Sultan Kara Arslan'm torunu Emir Mahmud'un isteği üzerine "Câmiuli!m -ve'l amel" isimli b i r eseri 1205 yılında hazırhyan Bedi'üz-Zaman Leonardo da Vinci'den üç asır evvel bir mekanik bilgini olarak çıkmaktadır. Eserinde Pompalar, su terazileri, fiskiyeler, oto matik makinalar ve mühendisliğe ait pek çok aletlerden bahsetmekte, bun ların resimleri ile çalışma şekilleri izah edilmektedir'.
Perpektive (Menâzır) ait islâm bil gini Al-Hazîni (Alhazen) nin eserinin Lâtinceye tercümesi Rönesans Mesenle-rinden Catherine de Medicis'e ithaf edil-m i ş t i \
- Selçuklular devrinde tspiçaplı (Sayramlı) b i r Türk âlimi kuşların ağırlıklan ile kanat alanlarını ölçerek aradaki fiziksel ilişkiyi araştırmıştı. Kristal imâlini Keşfeden tspanyalı is lâm âlimi Abbas bin Firnas 880
senele-5. V. Boehm. M . Spanicn, Geschichtc, Kullur. Kunst 1924. s. Iİ2.
6. Vaux, C»rra dc-Us Penscurt de I l s U m , Paris
1921. s. 173 )77; AyasoTya No. 3â06; Topkapı I I I . Ahmc<t Kitaplısı No. 3472.
7. Turan. 0.-I9W. s. SSS
rinde yaptığı uçucu yüzeyle b i r m ü d d e t uçarak tekrar yere inmişti*. B u i s l â m âlimlerinin çalışmalarını h a k l ı olarak Levi-Provançal, Paristc 1948 de neşre dilen eserinde modern havacılığın ku rucuları olarak vasıflandırır.
Feza ilmindede islâm âlimleri eski antik Yunan alimlerinin y a n l ı ş l a r ı m bulmakla kalmıyarak yeni b u l u ş l a r yapmışlardır. Antik devir â l i m l e r i n d e n Hipparch ve Ptolemaeus'un y a p t ı k l a r ı yıldız katologlarında bulunmayan sabit yıldızlan tesbit eden Abd ar-Rahman as Sufi (903-986) y a n ı n d a çalıştığı Sul tan Adud âd-Davla'ya bu sabit yıldızla rın yerlerini ve b ü y ü k l ü k l e r i n i hesaph-yarak sunmuştu.
Kopernikus'tan 500 sene ö n c e bü yük islâm T ü r k âlimi al-Biruni (973-1048) güneşin d û n d a e t r a f ı n d a değilde, dünyanın hem kendi ekseni e t r a f ı n d a hemde planetlerle b i r l i k t e g ü n e ş i n et rafında d ö n d ü ğ ü n ü b u l m u ş t u ' .
X V I . Yüzyılın t a n ı n m ı ş T ü r k A-mirali Piri Reisin 1929 senesinde Top kapı Sarayında bulunan d ü n y a harita sı'", 1957 senesinde Amerikan feza alim lerinin nazarı dikkatini çekiyor. Yapı lan incelemelerde X V I . yüzyılda y a p ı lan Piri Reis'in h a r i t a s ı n d a 1952 sene sinde ilk defa keşfedilen Antarktis kı tasındaki dağ • silsilelerinin g ö s t e r i l m i ş olması Amerika'hlan hayrette b ı r a k ı yor. Fezaya atılan b i r satalitin K a h i r e üzerinden aldığı resimleri. P i r i Reis'in haritası ölçeğinde b ü y ü l t e r e k ç a k ı ş t ı n l -dığmda birbirinin aynı o l d u ğ u n u g ö r e n Amerikan âlimleri Prof. Charles H . Habgood ve M a t e m a t i k ç i Richard ,W. Strachan hayretler içinde k a l ı y o r l a r " .
». Er, Şükrü-Bedi'iiz Zaman, Mühendis ve Makina dergisi. Ankara, 1967, clll 11 sayı, 124. s. 122.
Hunkc S.- 1947, s. 83. 9. Hunke, S.-1967, s. 95.
10. Akçura, Y.-Firi Reis Haritası, istanbul. 1966, s. 1. 11. Von Dcanikcn. E-Erlnncrungen an die Zukunft OücsscldorKvicn, 1968, s. 36.
»İKENOERlre KÜTÜPHANESİ MÜSLÜMANLAR
Kahire'li i s l â m hekimi A l i b i n Sülay-man'm 1000 senesinde ortaya attığı Atom teorisi O r t a ç a ğ d a anlaşılamadıgın
dan u n u t u l m a ğ a m a h k û m olduğu gibi, jnüslüman âlimlerin güneşteki lekeleri keşifleri de 1610 senesine kadar k i m
senin nazan d i k k a t i n i ç e k m e m e ş t i ' ^ Ama Toledolu islâm âlimi As-Sarqali (1028-187) al-Battani'nin astronomide k i b u l u ş l a n n m Avrupayı ne kadar et kilediği m e ş h u r Kopernikus'un bu i k i
âlimden, 1530 da yazdığı "De revoluti-onibus o r b i u m coelestium,, isimli meş hur eserinde bahsetmesinden
anlaşıh-.13
421
yor'
Bu gün yapılan a r a ş t ı r m a l a r neti cesinde m o d e m teknik ve i l m i n ilerle mesinde i s l â m â l i m l e r i n i n eserlerinin oynadığı b ü y ü k r o l ü n ortaya ç ı k m a y a başlaması nasıl İ s l â m medeniyetinin şe refini yüceltici b i r d u r u m arzederse Helenistik devirde d ü n y a n ı n en b ü y ü k ilim merkezliğini y a p m ı ş İskenderiye
k ü t ü p h a n e s i n i n m ü s l ü m a n l a r tarafın dan yakılmadığının ispatı da b u şerefi
gölgelendirmekten koruyucu b i r a d ı m teşkil eder.
Bilhassa X I X . yüzyılın ikinci yan sından itibaren İ s k e n d e r i y e k ü t ü p h a n e sinin yakılması meselesine dair yazılan çeşitli dillerdeki risâlelerin çokluğu ve meselenin ehemmiyeti b u konuda a r a ş t ı r m a y a p m a y ı z o r l a ş t ı r a n b i r ma hiyet arzeder. B u sebepten eğer T ı p
Tarihi E n s t i t ü s ü D i r e k t ö r ü sayın ho cam Prof. Dr. F. Nafiz Uzluk seneler ce şahsen topladıkları değerli materyal leri ve geniş kültürleriyle bize yardım cı olacaklarını vadetmeselerdi b u konu da b i r a r a ş t ı r m a yapmaya cesaret ede-miyecektim.
I I — İskenderiye Kütüphanesinin müslümanlar tarafmdan yakıldığım dkreden kaynaklar bunlarm doğrulu ğundan şüphe İle bu işlin mlüslümanlar
SfjT^v"
»aie ve yayınlar: ^ ^ ^ ^ ' J ^ S u iddia eden r i-lüm.lt'^'^Sr
' ' " ^ ^ P W s i n i n , müs-lumanlarm 642 senesinde İskenderiye'yifeth ettiklerinde Hz. ö m e r i n emri ile A m r I b n As tarafından y a k t ı n l d ı g m a dair haber, Abd-al-Lâtif (1162-1231) al-Kıfti (1173-1248), al Makrizi (1364^
1442) gibi bize islâm ülkelerinin tarihi ve k ü l t ü r ü h a k k ı n d a değerli ve zengin birer kaynak olan tanınmış islâm mü elliflerinin eserlerinde yer aldığından,
ilk bakışta haberin doğruluğu inanıla cak b i r mahiyet arzeder.
Eserlerine Avrupada b ü y ü k kıy met verilen X V I I . yüzyıl T ü r k müellif lerinden Kâtip Çelebi'de (ölümü-1658), 1957 de Ingilizceye çevirerek b a s t ı n l a n Mizan-ül Hak isimli eserine'* b u rivâye-t i hiç b i r kaynak gösrivâye-termeksizin geçir miştir'*.
Şurası muhakkak k i Kâtip Çelebi'-nin (Hacı. Kalfa) Keşf-üz-Zünun eserin de belirttiği üzere, îslâmiyetin i l k za m a n l a r ı n d a Araplar kendi lisanları,
Kur'an ve onun içindeki hukuki kanun lar ve d i n için tamamen zararsız ilim lerden b i r i olan Tıptan gayri ilimlerden b a ş k a ilimleri kultive etmediler. Diğer b ü t ü n ilimlere kendilerini uzak
tutma-lanndaki gaye, böylece Islâm-Doğması-nı yabancı ve tehlikeli tesirlerden uzak saf tutabileceklerini zannetmeleriydi. Diğer ilimlerle nekadar çok ve derin
uğ-raşıhrsa, kendilerinin daha yeni olan inançlarınm sarsılmasının daha kolay
blacağından korkuyorlardı.
Hacı Kalfa'* (Lexicon bibligr., I , 78) bilhassa ş u n u d a ilâve ediyor k i , on ları (Araplar) dini şevkleri nihayet o hale getirdiki kendileri tarafından yeni fethedilen memleketlerde buldukları
The BUnce 14. K i t i b Chelebl • (Trc. O. U. Levrfı) of T t v l h , L o i H İ o n Newyork 1957. «. 24. MİMn ül H . k , l i U n b u I , J*M S. 6. 12. Hunke, S. 1967. s. 95. U . Hunke, S. 1967, s. 95. 15. K i l i p , Çe«eW • 16. K i t i p , Çelebi I . 12,33.
422 A R S L A N T E R Z l O f t U J arapça yazılmamış kitaplann hepsini
yaktılar.
Islâmın i l k devrelerine ait bu tas vir Kâtip Çelebi gibi 1658 de ölen b i r i tarafmdan çok geç bir devirde yapıl-masına rağmen itiraf etmek lâzım k i fanatikliğin bir neticesi olan o zama nın dar görüşlülüğünü umumiyetle tam hakiki ve doğru bir şekilde tecessüm ettiriyor.
Diğer taraftan en eski hırıstiyan kaynağı olarak Ebul Farac'm
(1225-1286) X I I I . yüzyılda yazdığı Tarih-i Muhtasar-ül-düvel'de müslümanlar ta rafından İskenderiye'de kitaplarm ya kılmasına ait geniş malûmat olup bu radan naklen bu rivayet doğu ve batı kaynaklarına aktarılmıştır. Bütün bu müelliflerin nakline nazaran Iskende-riyedeki kütüphanenin Hz. Ömer zama nında yaktırıldığının doğruluğu inanılır gibi görünürse de, yakından tek tek
iyice analiz edildiklerinde hakikatle bağdaşmayan, doğrulukları şüpheli b i r durum arzeder. Asıl dikkati çeken şey en eski kaynagm müellifi Abd-el Lâtif in İskenderiye'nin fethinden tam 520 se
ne sonra doğmuş olduğu, el-Kıfti'nin ondan 17 sene sonra, Ebul Farac'mda ondan 55 sene öldüğüdür. Yani tsken-keriye kütüphanesinin müslümanlar taraİFmdan Hz. Ömer devrinde yakıldı ğına dair en eski 3 kaynağın müellifle rinin hepsi, bu yanma olayından en' a-şagı 520 sene sonra X I I I . yüzyılda ya şamış olmaları, onlardan önce gelen ve İskenderiye'nin fethini en ince tefer ruatına kadar anlatan gerek islâm ge rekse hırıstiyan âlimlerinin kütüphane den hiç bahsetmeyişleridir. Aynca müs lümanlar tarafından yakıldığını iddia eden bu müelliflerin X I I I . yüzyılda ya ni haçlı seferlerinin yapıldığı esnada yaşamaları, meşhur Orientalist Claude Cahen'nin 1968 de Almanca olarak neş
redilen islâm tarihinde belirttiği üzere, meşhur İskenderiye kütüphanesinin müslümanlar tarafından yakılması, haç lı seferleri esnasında müslümanlan
kötülemek k a s t ı y l a u y d u r u l m u ş b i r ef sane olduğu şeklindeki tezini ispatlar mahiyettedir".
Abd el Lâtif, t b n el-Kıfti ve E b u l Farac'm bu yanma hadisesiyle i l g i l i ha berlerini tek tek analiz etmeden ö n c e X I X . yüzyılın i k i n c i y a n s ı n d a n X x . yüzyılın o r t a l a r ı n a kadar İ s k e n d e r i y e kütüphanesinin y a n m a s ı y l a i l g i l i en m ü h i m yayınlar ve risalelere değinece ğiz. B u n l a r ı n ç o k l u ğ u 'bu meselenin na sıl bir ehemmiyete haiz o l d u ğ u n u ak settirmesi b a k ı m ı n d a n ö n e m l i d i r .
Bunlar içerisinde Orientalist Prof. Ludolf Krehl'in'» (1825-1901) 1878 Ey-lûlunda FJoransa'daki I V . I n t e r n a t i o n a l
Orientalistler kongresine v e r d i ğ i " ü b e r die Sage von der Verbrennung der Alex-andrinischen Bibliothek d u r e die Ara-ber" isimli b i l d i r i ( C o m m u n i c a t i o n ) çok m ü h i m olup, aradan 92 sene geç. meşine r a ğ m e n h â l â d e ğ e r i n i kaybet memiştir.
Meşhur Orientalist ve h e k i m M r . Browne, Arabian Medecine i s i m l i ese rinin 1921 deki Camridge tab'mda İs kenderiye k ü t ü p h a n e s i n i n y a k ı l m a s ı y l a ilgili daha geniş bilgi için L . K r e h l ' i n bu bildirisini mehaz olarak g ö s t e r i r .
L. Krehl'in, İ s k e n d e r i y e k ü t ü p h a nesini m ü s l ü m a n l a r m yakma haberinin
aslı astan olmayan b i r e f s â n e o l d u ğ u n u ispatlamaya ç a l ı ş a n b u tebliğini, Ber lin'deki Freie Ü n i v e r s i t a e t ' i n k ü t ü p h a nesindeki a r ş i v d e b u l a r a k
fotokopye-17. Cahcn, C. - Der İslâm I . vom Ursprung bis TM den Antaengen dcs Osmanenrcichcs, Frankfurt, |96S,
s. 128.
18. L . Krehl'in "Recuell des traditions Moham^-tancs par ei-BokhIrl. Text arabc" (3 Dde Leiden 1662/6») w "Das tcbcn und die Lehrc cics Muhammed"
(Tl 1. 1884) isimli i k i eseri daha v a r d ı r .
Krchl, (Christoph Ludott Ehrcnfricd) Mcissen'de 29 Haziran 182S dc d o i d u . Lcipztgte 1869 dan İtibaren Ara-bistik üzerine Ord. Professor ve K ü t ü p h a n e m ü d ü r ü (Oberbibllothckar) oldu, 15 Mayıs 1901 de LeIpzigte öldU. İki oklundan b i r i (onun «dıda L u d o l f K r e M ] Heidelberg ve Berlin Patoloji e n s t i t ü l e r i n d e D i r e k t ö r l ü k yapmış tanınmış bir Tıp ProfcsMü, d i j e r i de m e ş h u r Komponist ve müzik tcorikçisi Steplıan Krehl'dir. (Der Crosse Brockhaus, Leipzig, 19ÎI, B d X . S. 375).
KOnjPHANESi M Ü S L Ü M A N L A R T A R A F I N W W Y A K I L M A M I Ş T I R 423
lerini yaptırdık. H i c r i senesinde Meh met Mansur Efendinin tstanbulda Tas v i r i Efkâr gazetesinde tefrika edilip sonradan Milâdi 1883 ( H i c r i 1300) se nesinde kitap olarak basılan " M e ş h u r
İskenderiye k ü t ü p h a n e s i n e dair Risa ledir" isimli eseri bu alanda yayınlan mış bir T ü r k ç e eser olarak şayanı dik kattir. M a n a s t ı r d a d o ğ a n Mehmet Man sur Efendi i y i Rumca ve eski Yunanca
bildiğinden B a b ı â l i ' t e r c ü m e o d a s ı n a t e r c ü m a n oldu. Evkaf Nazırı Deli Raşid Beyin babasıdır. Ş u r â y ı Devlet
azahğın-dan emekli o l d u ğ u n d a Gebzeye g i t t i . Gebze H . 1314 (1879) de ölüp orada Çoban Mustafa Paşa camii k a r ş ı s m d a k i mezarlığa g ö m ü l m ü ş t ü r " . Bu mevzu ile dikkate değer b i r risale yayınlayan bu T ü r k müelliflerinin ruhu ş a d o l s u n . Bu risâlesinin 6. faslının 53, 54, 55 say falarında İskenderiye k ü t ü p h a n e s i n i n yanması ile ilgili k a y n a k l a r ı
inceliye-rek 63. sayfasında " t s l â m d a n evvel bu k ü t ü p h a n e ve Museion imha edildiğin den" Avrupalıların ve K â t i p Çelebinin
iddiası yersizdir der.
Yirminci yüzyılın i l k y a n s ı n d a But ler*, Breccia, Furlani'', Casanova^, gibi Avrupalı bilginlerde bu konu ile ilgili entrasan çalışmalar yapmışlardır. Göz hekimi olarak senelerce Mısırda çalışan şark lisanını öğrenen değerli Alman bil gini Max MeyerhoP bu konu ile ilgili
yayınlarında İskenderiye k ü t ü p h a n e s i nin Hz. Ömer z a m a n ı n d a m ü s l ü m a n l a r tarafından yakılmasını, İskenderiye'nin
19. Bursalı M T a h i r O s m a n l ı Müellifleri, t s l ı n b u l , 1924, Cilt, 3. S. 147, 148.
20. Bullcr, A.J. • The Arab Conquest of Egj-pl. Oxford, 1902.
21. Forlani, G. • SuU'iocendio dcUa bibloıhrcadi Aleisandria. Aegyptus. Bd. V. 1924.
Furlani, G. • Giovanni i l Filoponi c L'lnceııdio dclla bibUoleca di Alessandria. Bull, dela Soc. Archıfol. d'Alexandrio. No. 21, 1925
22. Ca&anova, P. • L'incendie dc la bibliothcquc d'AIexandrie par les Arabes, Paris 1923.
2J. Meyerhof, M . - U fin d< L'EcoIc d'Alcxandr.c d'apres quelqucs auleurs ar&bcs Archcion B<1. X V . Rotn. «nd Paris, 19Î3.
Meycrhof. M . - Voraussctrungon und Anfingt der arabischen Hcilmittellehre Ciba Zcitschr. 1942, S. 2964.
zaptından 600 sene sonra Hz. ö m e r i n dindarlığını yükseltmek kastıyla uydu r u l m u ş bir efsâne olarak vasıflandırır. 1861 de Beyrut'ta doğan ve 1914 de Kahirede ölen Circi Zeydanın, Türkçeye Zeki Megamiz Bey tarafından Medeni yeti Islâmiye tarihi ismiyle tercüme edi len Tarihi Temeddenül İslâm eserinde bu konuyla ilgili kısımda yer almıştır. Circi Zeydan'ın 1900 yılında yayınladığı Tarih-i Mısrul Hadis yani "Yeni Mısır Tarihinde" yazdığı suretle, bu ikinci fık ra yani yakılmaması fikrinde bulundu ğunu bildirir. Fakat daha sonra islâmi yet ve medeniyeti Islâmiye tarihi hak kında araştırmalara devam neticesinde, gerçeğe hizmet maksadıyla, bir çok se beplerden dolayı birincilerin yani Ab-dullatif-i Bağdad-i, Ebul ve Makrizi'nin fikir ve mütalaalarını isimlerini bildir mediği kimselerin ret ve cerh fikirleri nin üstün tutarak eserinin Medeniyeti îslâmiye Tarihi ismiyle Türkçeye yapı lan tercümesinde hatta şu beyâna rast lanır:
"Evet Bağdat'iı Abdullatif'in bu ibaresi kısadır. Hususi bir surette ol-muyarak bahse girmiştir. Bununla be raber yazının Ebul Faraç, diğerinden nasıl naklelmişse, o asırda inanılır iti mada şayan bir me'hazdcn almış gibi sıhhatinden hiç şüphe etmediğini gös-termiyormu"?^^ .
Böylece İskenderiye kütüphanesiy-le ilgili yayınların kısa bir Histografi-sini verdikten sonra, meselenin esas analizine geçiyoruz. Buna önce:
a _ Abdel-Latif, îbn el-Kifti ve Ebul Farac'ın İskenderiye kütüphanesi nin H ; Î . Ömer devrinde Amr îbn As tarafından yaktınidığına dair haberle rin analizcsiyle başlayıp, müteakiben,
b — Müslümanlar Iskcndcriycyi fclheuiklevi zaman bu meşhur
kütüp-24 Circi 7cya»n. (Z/:ki Mcs«n:ı.ı tercüme»!).
424 AR SLAM TtRZİOĞUJ hanenin mevcut olup olmadığı mesele
sini inceliyeceğiz.
I I I — Abd eKLatif. İbn el-Kİftl ve Ebul Faraç'ın kütüphanenin
müsKi-manlar tartîmdan yakıldıgma dair ver dikleri haberlerin analizi:
1162 senesinde Bağdadta doğan Abu Muhammed Abd el-Latif, m e ş h u r Orientalist Silvester de Sacy tarafından t e r c ü m e edilen Mısır tarihinde, isken deriye kütüphanesi'nin müslümanlar tarafından yakıldığına dair verdiği çok kısa m â l û m a t , bu konuda en eski kay nak olduğundan öncelikle incelenmeye
değer. Abd el-Latif'in bu haberini Sil-verter de Sacy'nin tercümesinden, arap-çayıda iyi bilen L. Krehl,, Arapça aslıyla
mukayese ederek şu şekilde tercüme etmiştir:
"Tch glaube, das dieses Gebaeude der Porticus war, wo ARİSTOTELES und Spâter seine Schüler Unterricht erteilten, und das dieses die Academic war, welche Alexander bei Gründung der Stadt erbaute, und i n welcher die Bibliothek aufgestellt war, welche Amr tbn-al-As auf Befehl des Omar verbren-nen Hess."".
Bunun Türkçeye tercümesi'* şöyle d i r : " B u bina zannedersem, Aristoteli-sin, sonralan talebelerinin ders anlattığı Porticus (yani Kubbe altı) i d i . ö -bürüde tskenderiye şehrini kurduğun da, inşa ettirdiği Akademi i d i k i , orada k i kütüphane Amr-al-As tarafından
25. Kı«hl, L . - U7S, s. 444.
26. B M haber Circi -cydan'm Zeki Megamiz tercü mesinde }öyl« tercüme edilmiştir. "Abdullatif bu husus hakkında aynen tSyle der: Amudussuvari'nin etrafında bu direklerden ife yarar bir lakım kalıntılar fördilm k i , bunların bazılan s ı ^ h m , bir kısmı ise, kınk İdi. Bu direklerin vaziyetleri, halleri gösteriyor k i , üzerinde vaktiyle ıa>'an vardı. Bu direkler tavanı lafirdı Amudus-süvari Üzerinde bir kubbe mevcut idi k l , bu amuda is tinat ederdi. Bu yerin Aristo'nun, kendinden sonra fırkasmm ilimleri, fenleri tedris eylediği, talim ettikleri ı«vak (kubbe altı) İskender tarafından tskenderi/e tesis olduğu zaman i n ^ edilen ilimler evi Darül Ulûm olduğunu zannederim. H7. Ömer'in izni ile Amr İbntil As'ın yaktığı kiitUphane iftt bunun içinde i d i " . El İ h d e t vei iübar S. 2».".
Ömer'in e m r i üzerine y a k t ı n i m ı ş t ı . " Bağdat'-ta Nizâmiye medresesinde Filo loji, Fdsefe, Kimya ve T ı p tahsil e t m i ş olan îslâm müellifi Abd-el-Lâtif'in b u haberi, d o ğ r u l u ğ u n d a n ş ü p h e edilecek bir takım tarihi yanlışlıklarla doludur. Zira bu haberde belirtildiğinin aksine
olarak Aristo hiç b i r zaman İ s k e n d e r i ye'de b u l u n m a m ı ş t ı r . Aynca İ s k e n d e r i ye'deki Museion'da İ s k e n d e r tarafın dan değil, sonraları Plotemaeus I . Lagi tarafından inşa ettirilmiştir.
Bu yakılma hadisesi en geniş ola rak İbn-el-Kıfti (1172-1248) de anlatı lır. Onun anlatışına göre İ s k e n d e r i y e fethedildiğinde, O r d u k o m u t a n ı A m r Halife Ömer'e ( b i r mektupla) oradaki Yunanca kitapları ne yapacağını soru yor. O da, ona şöyle cevap v e r i y o r : "Eğer onların içindeki Kur'anda varsa onlara ihtiyaç kalmaz, yok eğer o n l a r ı n içindeki Kur'andakinden. b a ş k a şeyler-se, o zaman zararlı o l d u k l a r ı n d a n onla rın imha edilmesi gerekir."
O Zamanlar Iskenderiyedeki ha mamlar, b u k ü t ü p h a n e d e b u l u n a n Pa pirüs üzerine yazılmış kitaplarla 6 ay ısıtılmış. Ayrıca b u h i k â y e s i n i İbn-el-Kıfti, Johannes Philoponos a d ı n d a İs kenderiye'n b i r âlimle A m r İ b n As ara sında geçen b i r k o n u ş m a ile süsler.
İskenderiye'nin Halife Ö m e r zama nında 640 ile 642 seneleri a r a s ı n d a fet hinden 530 sene sonra 1172 de d o ğ a n İbn el-Kıfti" gerçi İ s l â m devri â l i m adamları a r a s ı n d a m ü m t a z b i r y e r i var sa da bu haberi muhakkak rivayetlere isnat eden emin olmayan b i r kaynak tan alarak yazmakla belki de evvelce
söylendiği gibi Hz. Ö m e r ' i n d i n d a r l ı ğ ı n ı düzeltmek kasdı ile u y d u r u l m u ş b i r ef
saneyi kitabına almak h a t a s ı n a d ü ş n l ü ş -tür.
Zira bu haberde zikredilen ve A m r İbn-al-As ile k o n u ş m a s ı nakledilen
Jo-27. İ b n el-Kıfti (I172-124«)-Tarih al-Hukama. Ed. J. Lippert, Leipzig, 1903 de yukarıda verilen İskenderiye KUliiphanesinin yanma haberi, S. 3S0 dedir.
425 hannes Philoponos, Max
Meyerhof-unda belirttiği üzere İskenderiye'nin t s l â m ordusu t a r a f ı n d a n H z . Ö m e r ta-rafmdan fethinden yüzyıl önce yazmış tır". Böyle olunca Johannes Philopo-nos'un, A m r îbn-al As ile k o n u ş m a s ı tamamen uydurma b i r h i k â y e olarak ortaya çıkıyor.
İ b n el-Kıfti'nin d o ğ u m u n d a n 54 se ne sonra Malatya'da (Melitene) dünya ya gelen ve ondan 38 sene sonra ölen Abul Faraç'ın El-Muhtasar-u fi-ed-Düvel isimli a r a p ç a olarak yazdığı siyasi Ta rih M u h t a s a r ı n d a aynı î b n el-Kıfti de zikredileni İ s k e n d e r i y e k ü t ü p h a n e s i n i n yanması ile ilgili h i k â y e zikredilir. Abul
Faraç'da gene Johannes Philoponos (Gramatikçi olarak t a n ı n ı r ) ile A m r arasında geçen k o n u ş m a y ı zikreder. Johannes Philoponos Amr'den tsken-deriyenin kıraliyet hazine dairesinde m ü h ü r l e n m i ş şeylerden istifade etmek istediği söyler. A m r da oradaki hangi şeylerden yararlanmak istediğini sorar. O da, Kıraliyet hazinesindeki felsefi k i taplardan y a r a r l a n m a s ı arzu ettiğini be yan eder.
Amr.da bunun için Halife Ö m e r İbn-al K h a t t a b ' ı n m ü s a a d e s i lâzım gel diğini söyler. Sonra, o da vaziyeti ö -mer'e bildirir. Ö m e r ' d e , gene îbn-el-Kıf-t i de belirîbn-el-Kıf-tîbn-el-Kıf-tiği üzere, eğer o kiîbn-el-Kıf-tapların içinde olan Kur'anda varsa, onlara ihti yaç kalmaz, yok eğer o n l a r ı n içindt Kur'andakinden b a ş k a şeyler varsa o zaman zararlı o l d u k l a r ı n d a n imhası ge rekir" der{*). Bunun üzerine kitaplaı
n. Mcyerhof, M . - Ciba Zcitschr. 1 9 « . S. 2964.
Furlani, G. - Giovanni i l FiUjpono e L'inctndio dclla biblioteca di Alexandria. Bu\l. de la soc. Archiol. d'Alex-andrte. No: 21. 1925. G, Sarton'un meşhur eserinin birinci cildinin « 1 . sahifesinden Johannes Phitoponnos'-un V I . Yüzyılın ilk yarısında yaşadığı anlaşıMığı gibi "Biographisches Lexikon der her^-orragenden Aenle alter Zeiten und Völker" isimli eserin 19ÎI baskısının î nca cildinin 441 ve 44Î. sayfalarından J. Philoponosun m i l i d i 470 senesinde Caesarea'da doğarak, 540 senelerine
dojru îskenderij-edc öldUğü belirtilmekledir. (*) "Halife ö m e r e atfolunan yukarıdaki sözler. Saint-Ambnrise'nm, din karşısında ilmin değeri hakkındaki (özlerini pek «ok andırmakta olması dolayısıyla, b i r Hıristiyan din ulusu o b ı ı Edül Faraç İbn-ül İbrl =
İskenderiye hamamlanna dağıtılarak altı ay m ü d d e t l e yakılır.
Görüldüğü üzere Abûl Faraç'daki yakılma hikâyesi î b n el-Kıfti'deki gibi', dir. Gene İskenderiye'nin zaptından yüz sene önce yaşayan Johannes Philopo nos, o devirde yaşamış gibi gösterile rek Amr ile aralarında geçen uydurma k o n u ş m a geçmektedir. Hemen hemen ayni çağda yaşayan I h n el-Kıfti ile Abûl
Faraç'ın bu haberi muhakkak k i daha eski b i r kaynaktan almış olmalan ge rek.
Yalnız çok garip olan taraf; Belâd-suri, İ b n Abd-al Hakam ve bunun gibi daha eski devirde yaşamış islâm yazar larının eserlerinde İskenderiye'nin Hz. Ö m e r devrinde fethi o zamanki İsken deriye şehri en ince teferruatına kadar
zikredilmesine mukabil, î b n el-Kıfti ve Ebûl Faraç'da anlatılan kütüphanenin yakılma hadisesinden hiç bahsedilme-yişidir.
Bilhassa nazan dikkati çeken b i r nokta da, evvelce zikredilen Iskenderi-yedeki Kütüphanenin Hz. Ömer zama nında yakılmasıyla ilgili haberin, Abûl Faraç'ın Süryanice yazdığı Maktebha-nuth Zabhne** isimli büyük eserinde değilde; ö l ü m ü n d e n kısa bir zaman ön ce bu eserden özetliyerek arapça yazdı ğı "El-Muhtasaru Fi-ed-Düvel" adındaki eserinde yer almasıdır. Zeki Magamiz beyin, Circi Zeydan tercümesinde de, Abûl Faraç'ın bu eserinin 1890 senesi Beyrut baskısında yanma hadisesine ait kısmın bilinmiyen bir sebeple çıka rıldığına işaret edilmektedir. (Zeki Ma-gamizin Circi Zeydan tercümesi, Cilt, 3. S. 77, not 1). .
Barhaebrauı) tarafından pek bejenilmi» olıa tereklr." (Adıvar. A. - Tcrih boyunca ilim « din, İstanbul, \9tA (İkinci Baskı) S. lOJ.)
29. Abûl Faraç'ın Makhthebhanulh Zabhtw, eseri Süryanice'den Ernest A. Wallis Budgt tarafından Jn«i-lizceye çevrilerek 1932 yılında İnfilterede Oxford Üni versitesi basunevinde basılmıştır. Bu İngilizce UrcUm»-den de Ömer Rıza Doğrul, eseri TUrkçeye çerirmi» olup, I . Cildi 1945 te, I I . cildi de 1950 de Ankara T f K tara fından neşredilmittir.
ARSLAN TERZİOÖCU
426
Gerçi yangın haberini Abûl Fraç'-ın Süryanice eserinde değilde, bu olay
araplan ilgilendirdiğinden arapça ese rinde zikrettiği iddia edildiyse de, bu hal gene göze batacak kadar nazarı dik kati çekmektedir.
Aynca, Mezopotamya'da Hulâgû zamanında Jakobi kilisesinin patriklik ten b i r aşağı rütbesine haiz birhıristi-yan papazı olan yahudî asıllı hekim Aar-on'un oğlu Abûl Faraç'ın (Gregoirus Bar Hebraeus). tskenderiyedeki kütüphane nin yakılmasından yalnız arapça ese rinde. bahsetmesine mukabil, Eutychi-us gibi ondan çok önce X . yüzyıl başm-da, iskenderiye'de Patrik olan b i r Hıris tiyan papazınm eserinde İskenderiye'yi etraflıca anlatmasına mukabil, çok mü h i m bir hadise olması lâzım gelen ora daki kütüphanenin islâm fütuhatı za manında yakılmasından bahsetmemek-tedir. Ayni şekilde Hiristiyan olan al-Makin'de iskenderiye'nin tslâm devrin de fethini en ufak detayına kadar anlat masına mukabil, kütüphanenin A m r ta rafından yakılmasından hiç bahsetme-mektedir.
Eğer Abûl Faraç'ın tskenderiyede ki kütüphanenin yakılma hadisesini yan lışlıkla başka bir yerdeki yakılma hadi sesiyle karıştırıp yazmadıysa, ''a islâmi-yete ait hadiseleri negatif şekilde tah rif eden ilmi kıymete haiz olmayan b i r Bizans kaynağından bu haberi almış ol ması da düşünülebilir.
Zira bazı geç devir müverrihlerin de, tran'm Sâ'd î b n Vakkas tarafından Hz. Ömer devrinde zaptında orada çok sayıda kitaplar bulunduğunu, Sâ'd'da Hz. Ömer'e bu kitapların ne yapılacağı nı sorar, o da kitapların ya suya atılma
sını veya yakılmasını emreder.
•»A "Müslümanların Iskenderiyekl kütüphaneyi
j-ak-nua»nn« «it M b c r herhalde miislUmanUırm Ctesera'yı fethetmeleri esnasında oradaki kütüphaneyi yakmalarına ait hatıraya istinat etse gerektir." diye "PjiopylSen Wellgeschlchte" de bir kayıta rastlanıyor. CüsUv Ed mund TOn Grünebaum • PropytSen Weltgeschichte, Ber lin - Frankfurt • \Vien, (I96Î), S Cild. (Der İ s l i m ) , s. 61
Gerek t b n el- Kıfti'nin, gerekse Abûl Faraç'ın tskenderiyedeki k ü t ü p hanenin yakılmasıyle ilgili haberlerin
de, Iskenderiyenin 4000 h a m a m ı n ı n , bu kitapların yakılmasıyle 6 ay ısıtıldı ğı gibi, çok m ü b â l a a h b i r d u r u m görü lür. Kutb ad-Dîn'de a y n ı m ü b â l a a h tarz
da Bağdat'taki k ü t ü p h a n e n i n H u l â g û tarafından mahfedilmesini anlatmakta dır. B u habere göre " H u l â g û k i t a p l a r ı n Dicle nehrine a t ı l m a s ı n ı e m r e t m i ş . B u kitaplar o kadar ç o k m u ş k i , dicle üze rinde bunlardan b i r k ö p r ü hasıl o l m u ş ; atlı ve yayalar bunun ü z e r i n d e n g e ç e r imiş, bu kitapların yazılarının m ü r e k kebinden Dicle'nin suyu siyaha boyan mış.
Böyle m ü b â l a a h hikâyeler, bunla ra tarihi hakikat olarak b a k ı l m a s ı n ı zorlaştırmakta, ayrıca Amr-lbn-al Asîn tskenderiyeyi fethettikten sonra, Hz. Ömer'e yazdığı mektubun b ü y ü k b i r kısmı elde mevcut olup, bunda A m r Ömer'e tskenrediyenin zenginliğinden, 4000 sarayından, 40.000 y a h u d i s ı n d e n v.s. bahsediyor, ( k ü t ü p h a n e zikredilmi
yor) ve Arapların b u hazineleri y a ğ m a etmek istediğine d e ğ i n e r e k Ö m e r ' d e n emirlerini beklediğini yazıyor, CevaTsın-da tskenderiye'nin y a ğ m a edilmesi ve
eserlerin tahribine taraftar o l m a d ı ğ ı n ı belirtiliyor k i , b u İ s k e n d e r i y e k ü t ü p h a -nesiinin yakılmasıyle llgiU h i k â y e l e r e b i r tenakûz teşkil etmektedir'".
Ayrıca A m r ' m mektubunda İ s k e n deriye'nin diğer eserlerinden bahsedil-mesine mukabil k ü t ü p h a n e d e n h i ç bah-setmeyişi de m a n i d a r ' d ı r . E ğ e r A m r ' m Halife Ömer'e İ s k e n d e r i y e k ü t ü p h a n e si ile ilgili ikinci b i r mektup yazdığı kabul edilse bile, buna gelen c e v a b ı Amr'm eline geçebilmesi kadar uzun zaman Amr Mısır'da kalmamıştır*'.
Aynca Abûl F a r a ç ' ı n a n l a t t ı ğ ı yan gın hadisesinin islâm fethi s ı r a s ı n d a
30. KreM, L . • 1878, S. «49; Arnold. Chrestomathia arab. s. US. Ewald. Zeitschrlft für d . Kunde d . Mor-gcnl. 3, 349.
TARAf I N Q A N YAKILMAMIŞTIR 427 olduğunu reddeden Eduard Gibbon, L .
Krehl ve Max Meyerhof t a r a f ı n d a n . İ s -kenderiyedeki k ü t ü p h a n e n i n , t s l â m fü-tühatı esnasında zaten mevcut olmadı ğı yani daha evvel ortadan kalktığı ileri s ü r ü l m ü ş t ü r "a. B u d u r u m u aydınlat mak için İ s k e n d e r i y e ve oradaki k ü t ü p h a n e ile Museion'un t a r i h i n i incele mek yerinde olur.
I V — İ S K E N D E R İ Y E ' N İ N ( A L E X -ANDRİA) Ş E H R İ N İ N KURULUŞU V E BU Ş E H İ R İ Ç İ N D E M E Ş H U R KÜTÜP HANE İ L E M U S E İ O N ' U N Y E R İ .
Antik devir ş e h i r l e r i n d e n İskende riye'nin k u r u l u ş u , m e ş h u r Mekadonyalı b ü y ü k İ s k e n d e r ' i n Mısır'ı feth ettiği za man. N i l deltası ile Mareotis gölü ara sındaki eski Rhakotis i s i m l i balıkçı kö yünün b u l u n d u ğ u mevkide b ü y ü k b i r şehir k u r m a k istemesi i l e o l m u ş t u r . Şehrin i n ş a s ı n d a o d e v r i n m e ş h u r Yu nan M i m a n Deinokratesin projesi esas tutuldu. S o n r a l a r ı , Ptolemeler ve Roma
lı imparatorlar z a m a n ı n d a İskenderi ye b ü y ü k abidelerle zenginleşti ve An
t i k devrin en b ü y ü k k ü l t ü r merkezle rinden b i r i haline geldi.
Strabon ş e h r i n genişliğini 5-6 kilo metre olarak vermektedir. Şehrin kap
ladığı s a h a n ı n 1/3 ilâ 1/4 n ü u m u m î toplantı yerleri, K ı r a l s a r a y l a r ı ve park lar teşkil etmekteydi. Diodoros şehirde 300.000 h ü r İskenderiye h e m ş e h r i s i n i n m e s k û n o l d u ğ u n d a n bahsetmektedir k i ,
esirler ve diğer sakinleriyle şehir nüfu sunun 1 milyonun ü s t ü n d e o l d u ğ u n u kabul etmek gerekiyor. D ü n y a n ı n en
31.« Osladımız sayın O. Pı-of. D r . Süheyl Onver'de 1967 de yayınladtiı tskenderi^^ Kütüphanesinin yakılma-sıyİB i l p l l makalesinde. Kütüphanenin Isl&m fethinden çok önceleri mülcaddid defalar yandığına temas etmek tedir.
( O n w r , s. - 2i Asır önce Iskendcrij-e Tıp Mektebi ve Kütüphanesi, Istanbı-.l. 1%7, İstanbul Tıp Fakültesi Mecmuası, CiW 29, Sayı 4, Sene 1966 dan A y n baskı, S. 791. 793.1
Ayrıca "Der Crosse Brockhaus", 1928, S. 275 (Alexandrinischc Bibliothek Maddesinde de) İskenderiye Kütüphanesinin islam fethinden önce zaten müteaddit
deblar yandığı b u sebebten miislUmanlann bu i } i yap-malanmn ln>k4n dahilinde olmadığı belirtilir.
geniş caddeleri olarak addedilen cadde lerinin genişliği 30 m. i d i . Şehirdeki ya pıların ahşap olması menedildiğindcn, evler bile taştandı. Yanhş olarak i l k ön ce Romalılarda görüldüğü zannedilen t a ş kubbe k o n s t r ü k s i y o n l a n n ı n burada b ü y ü k binalarda kullanıldığı bazı m i marlık tarihçilerince ileri s ü r ü l m ü ş t ü r " .
Şehrin mimari güzelliği yanısıra, k u r u l u ş u n d a pratik işe yarayan ve şe
h i r sağlığının düşünüldüğü o zamana göre örnek b i r inşa plânının tatbik edil diği görülür. Kanallardan müteşekkil bir ağ b ü t ü n şehri kaplamakta ve N i l ' -den suyu evlerin su hazinelerine kadar getirmekte i d i . Pharus adasmda inşa edilen İskenderiye feneri, dünyanın 7 h a r i k a s ı n d a n b i r i olarak gösterilir. İn şası 20 yıl süren b u deniz fenerinin, M . ö . 280 de Ptolemaios I I Philadelphos z a m a n ı n d a tamamlandığı bilinmekte dir. Işığı, konkav metal ayna vasıtasıy-le yansıtarak denizden 30 k m . ötesine kadar aydınlık verebilen b u deniz fene r i , Ptolemelerin ve hellenistik devrin
teknik kabiliyetlerinin şâhikası olarak tebarüz eder. 130 m . yüksekliğindeki b u fener araplar tarafından Manara olarak adlandırılmış, minâre isminin-de buradan geldiği iddia edilmiştir. İs lâm müelliflerinin eserlerinde İskende riye fenerinin tasvirlerine rastlanır. B u tasvirler b u dünya harikasının M.S.
796 senesindeki depremden veya X I I I . yüzyıldaki tamamen ortadan kalkışın dan öncelerine aittir". B u fenerin be yaz temel t a ş l a n , 1898 senesinde Doğu
Limanının batıkolunu koruyan Fort Kait Bey'de kullanıldığı tesbit edilmiş t i r .
Liman inşası o zamana göre su mü hendisliği sanatının b i r şaheseridir. İs kenderiye fenerinin Konkav aynası ay nı zamanda d ü ş m a n gemilerinin, güneş ışığının teksifiyle yakılmasına da
yara-32. Lübke. W. Ccschichte der Architeklur, Leipıig. 1S70, «. 152.
33. Mac Kendrick. P.: HelUs, Slelnneroe* Erbe. Wiesboden 196S, S. 2«6.
428 ARSLAN TERZİOfiUI dığından, U m a n ^eniz istilasına karşı
k o r u n m u ş vaziyette i d i . (Şekil- 1, 2). İ s k e n d e r devrinde yapılan yapılar ara sında, Poseidon mâbedi, Tiyatro. Sta dium, Hippodrum, mahkeme binası ile Gymnasium sayılmakta. Kral sarayınm
b u l u n d u ğ u tepe Ptolemeler zamanmda genişlemiş ve b i r daha imar edilmiş t i r . Ptolemaeus Soter, İskender için So ma denilen b i r anıt kabir yaptırmışta k i , sonraki krallarda orada gömülmüş lerdir. Bu Anıtkabirde İskender altın
dan yapılmış pırlantalarla (Diadem) süslü b i r lâhitte metfun olduğu rivayet edilir. M.S. I . yüzyılda bu altm lâhit b i r cam lâhite tahvil edilmiş. Hatta 1850 de de Schlizi isimli biri de bu cam lâ-h i t i Kalâ-hirede tren istasyonuna yakın
b i r Caminin mimberinde g ö r m ü ş " . Iskenderiyedeki Saray Kompleksi nin M.O. 26 senesindeki durumundan Strabon bahsetmektedir. Saray mıntı
kası (Limanını güney, güney doğusun da) inşaası Ptolemaios I I (285-246 M . ö . ) zamanında başlar. Saray duvarları içerisinde bir botanik bir de hayvanat bahçesi vardı. Bu bölgede bir antik Sa-tirikçinin dediği gibi "İlhamların kafe
si" Museion ile meşhur kütüphanede yer almaktadır. Bu meşhur kütüphane Islamiyetten çok önce M.ö. 47 senesin de Julius Caesar'ın Mısır'a girişinde ya pılan savaş esnasında yanmıştı'^
Ortadan kaybolan eski İskenderiye şehrinin 1866 senesinde Napoleon I I I ü n emriyle plânı yapıldığında eski cad delerden 15 km. uzunluğunda caddeler ile şehir duvarları hala durmaktaydı.* Şimdi modem İskenderiye şehri
tama-miyle antik şehir üzerini kaplamış va ziyettedir. (Bak: Şekil. 3, 4).
Vice-Ami-34. Mac Kendrkk, P. (1965) s. 2S2. 35. Mac Kendrick, P.: (19651 s. 282.
[ * ] ttkeiuieriyeoin P. BkMnficM urafından yapıl ını? haritası için bk. Bulletin dc la Societe Arche ologi-que d'AkxaixIrie. No. t, IffS: Description de I'Esypte, Sue Modeme. I I (2. kısım), 270, v.d. IMO dc tskenderi-yentn tam bir tasvirini ihtiva eder, levhalar S4-9I. harita
1: İOOOO, manzara ve plinlar için aynca Antiquite es I I
rai Durand Viel t a r a f ı n d a n 1935 de Pa-riste neşredilen "Les Campagnes Nava-les de Muhammed Aly et İ b r a h i m " isim^ l i eserde Iskenderiyenin T ü r k h a k i m i -yeti devrine ait kıymetli resimler var dır, » a (Şekil: 6. 8).
İ S K E N D E R İ Y E K Ü T Ü P H A N E S İ İLE MUSEİON'UN T E Ş K İ L A T I V E İL-Mİ KARAKTERİ.
Meşhur İ s k e n d e r i y e k ü t ü p h a n e s i n den ortada kalan y e g â n e y a d i g â r , 1848 senesinde bulunan, Dioskorides'in ese rini hâvi 3 yazı t o m a r l a r ı n ı n bulundu ğu taş blokun'dan ibarettir.
Materia Medîca eseri sahibi D i -oskorides ise b u Diokoridesden b a ş k a biri olup, k ü t ü p h a n e n i n Julius Caesar devrinde m a h v ı n d a n sonra y a ş a m ı ş t ı r ^ . Museion'dan arta kalan ise b i r ha-tip'in heykelinin alt k ı s m ı n d a n ibaret
tir.
İskenderiye k ü t ü p h a n e s i ile Musei on h a k k ı n d a bilgiler azda olsa, a n t i k devir müelliflerinin eserlerindekilerden ibarettir. Peristyî'li Museion, t o p l a n t ı salonları .dünyaca m e ş h u r k ü t ü p h a n e , üyeleri b i r m a n a s t ı r d ü z e n i n d e k i g i b i beraber yaşayan ve m a s r a f l a r ı K ı r a l ta rafından k a r ş ı l a n a n b i r i l i m l e r akade misinden ihâret b u b ü y ü k y a p ı komp-lexi muhakkak k i a n t i k devrin en b ü yük i l i m merkezlerinden b i r i y d i .
Hatta Museion d ü n y a n ı n en eski Anatomi e n s t i t ü s ü ile b i r de pek m e ş hur rasathaneye m a l i k t i " . İ k i tane sü-tunlu halle mevcuttu k i . b i r i n d e gezini lir, diğerinde ise o t u r u l u r d u . A y n c a âlimler için b ü y ü k b i r yemek salonu mevcuttu k i orada i l m i m ü n a k â ş a l a r
35a. Evliya Çelebi Sex'ahatname X . , S. 668 v.d. de tskenderiyenin X V I I a s ı r o r u l a n n a ait etraflı b i r tasviri vardır. Aynca bk. Rhuvon Guest - İskenderiye, Isl&m Ansiklopedisi, İstanbul, I9S0, Cild 5, s. 1084 - 1068.
36. Mac Kendrick, P.: (1965) s. 2*4. 37. Strabo, 14, 4, 13 (674); 17, I , 8 (794.
Aristonikos F Cr. Hist. I I I . C. N r . 633; I . N r . 53 Fr«m. 2.
İSICENDERİYE K Ü T V j P H A N E S İ _ > ^ Ü W ^ R T A R A F I N D A N
YAICILAW*U$TIR 429
eksik olmazdı. Hellenistik İskenderiye ye tahsile y a b a n c ı ü l k e l e r d e n gelen ta lebeler, Museion'da p a r a s ı z olarak tah sil ederlerdi". Ptolemaeus I , Lagi za m a n ı n d a tesis edilen İ s k e n d e r i y e Kü tüphanesi h a k k ı n d a k i m a l û m a t , Muse-ion'dan biraz daha fazlacadır. Euerge-tes I (A.C. 247-222) zamanmda İskende riye en parlak z a m a n ı n a erişir, 235 se nesinden itibaren İ s k e n d e r i y e k ü t ü p h a nesi M ü d ü r ü olarak Eratosthenes gö r ü l ü r k i , onun z a m a n ı n d a f i k r i ve tabii ilimler a r a s ı n d a k i denge sağlanmıştır. Sonradan halefi olan Bizanslı Aristop hanes ile Museion'da beraber çalışmış lardı. Archimedes'in a r k a d a ş ı olarak biUnen Astronom Konon, Samos'dan çetin b i r yolculuğa katlanarak İsken deriye'deki b u i l i m merkezine gelmiş
tir*». (Şekil: 9 ) .
Kıral t a n m m ı ş hekim CHRYSER-MOS'U T ı p k u r u m u b a ş k a n l ı ğ ı n a ve Museion'un K u r a t o r ' l u ğ u n a getirince, İskenderiye Tıp mektebi b ü y ü k b i r ge lişme kaydetmişti. B u m e ş h u r hekimin anatomik çalışmaları bu zaman, ptole-me sanatmada tesirler icra etptole-mekten geri k a l m a m ı ş t ı r ^ .
t i k zamanlarda İ s k e n d e r i y e Kütüp hanesindeki yazma kitap t o m a r l a r ı sa-yısmın 200.000, Kallimachos devrinde
500.000, Julius Caesar z a m a n ı n d a yaz m a s ı n d a n önce ise 700.000 o l u ş u n a dair rivayetlerde biraz m ü b a l â ğ a d a olsa, ge
ne o zamana göre b u k ü t ü p h a n e n i n haş metini göstermesi b a k ı m ı n d a n önemli dir.
Ptolemasios I I I den itibaren Mısır'a gelen seyyahların y a n l a r ı n d a k i kitap lar devlet t a r a f ı n d a n zorla ellerinden almarak İskenderiye k ü t ü p h a n e s i n e verilirmiş,
İskenderiye k ü t ü n h a n e s i n i n büyük lüğünden ziyade, onu teşkil eden
tercü-3S. Schneider. Carl - KuUurge*ehicht« des Helleni». n u > . München, (1967) ı . 5Î6.
29^ Schneider, Cari (1967) s. 515.
40. Schneider, Cari (1967) S. 516.
me kısmı ile katalog kısmı daha ehem miyetlidir. T e r c ü m e kısmmın bu kütüp hanede yer almasında maksat, o za manki b ü t ü n dillerdeki eserlerin hep sini toplayarak Yunanca'ya tercümele rini yaparak b u i l i m merkezinde top lanmasını sağlamaktı. B u tercüme işle rinde kimlerin çalıştığı bilinmemekte dir. Birçok eski Mısır eserlerinin, ora daki r A u s e v i Synagog (havalann) da
larmda yapılanlarından daha kaliteli yapıldığı hatta eski İran eserlerinden belki de Avestanm tam metninin ve birçok eserlerinin tercüme edildiği i m k â n dahilindedir*'.
İskenderiye kütüphanesinin ka talogunu Kallimachos, Lykophran ve Pleuronlu Alexander ile beraber çalışa rak kiralın emri üzerine yapmıştı.
Pinakes denilen bu Kallimachos'un Kataloğu 12 kısımdan ibaretti. Altı kıs mı Nazım eserlere, 5 kısım nesir eser lere, son kısmı ise karışık eserlere ay rılmıştı.
İskenderiye kütüphanesinin şark veya Yunan menşeli olup olmadığı me selesi münakaşalıdır. Van Rooy İsken deriye kütüphanesinin, şarkın pişmiş tuğla üzerine yazılmış tabletlerden iba ret kütüphanesiyle hiçbir ilgisi olmadı ğı saf Yunan-Makedonya Kütüphanesi
olduğunu ispata çalışmıştır*'. Ama bu k ü t ü p h a n e d e eski Mısır medeniyetinin
tesirlerini inkâr etmek zordur. Oradaki t o p l a n m ı ş eserlerin, Mısır'da kullanıla-gelen Papyrus üzerine yazılmış olması da manidardır.
İskenderiye'deki hiristiyan Tıp oku lunun kurucularından sayılan Flavius Clemensin, M.S. 200 senesinde
yazdığı-41. Schneider, C»rl (1967) S. 536.
42. Van Rooy. C A.: Die Probleem van die oonpr-ang von die groot Alcxandrynae Bibliotbeck. Acta clatxica I ( 1 9 » ) 147-161. Ayrıca | u eterlerde IskcDdcrlye Kütüphanesi hakkında malûmat vardır:
PARSONS. E, A.: The Alexandrian Library, 19$7. AWAND. C : The Alexandrian Library. 196$. PEREMANS. W.: Bibliolheek en bibliolheecaritien the Alexandria. Scrinlum Lovanese. I M I , T M t .
AkİLM TEMİOâLU
na göre, Mısır'da eski sülalenin başlan gıcından önceki devirlerde eski M ı s ı r lı Rahipler b ü t ü n ilimleri 42 mukad des kitap'da toplanmışlardır k i , bunla-dan altısı Tıp ilmine aitti. Bu 6 kitap'
da Anatomic, Physiologic, ilâçlar ve Cerrahi h a k k ı n d a k i bilgiler toplanmış tı**, ö n c e Flavius Clemens'ın bu anlat-t ı k l a n masal zannedilmişsede, 1873 yı lında Alman bilgini Georg Ebers, son-r a l a n kendi adiyle anılan " Papyson-rus Ebers'i" 1862 yılıada b i r mumyanın ba cakları arasında sokulu bulan bir arap* tan satın alıp, bunun en geç M.ö. 1555 senesinde yazılmış olan, belki de Flavi us Clemens'in bahsettiği eski Mısır'ın Tıbba ait Mukaddes kitabmdan çıkarıl mış bir kopye bulduğuna inararak Al-manyaya döndü. Onu i k i sene sonra Leipzig'de 2 cilt halinde yayınladı.
Böylece görüldü k i , Yunanlılardan çok önceleri eski Mısır'da Tıp ilmi doğ muştu. Flavius Clemens'in M.S. 200 se nesinde hâlâ eski Mısır'ın mukaddes Tıp kitaplarından bahsetmesi de Isken-deriyedeki Tıp okulunda ve kUltür mer. kezindeki eski Mısır eserlerinin hâlâ te sirini icra ettiğini göstermesi bakımın
dan enteresandır**.
Ptolemaeus, I . Lagi (A.C. 36a283)
zamanında tesis edilen iskenderiye Kü tüphanesinin, oğlu Ptolemaeus I I Phila-delphus tarafmdan M . ö . I I I . yüzyılın başında genişletildiği ve Museion'un bu devirde meşhur i l i m m e r k e â haline geldiği görülür. Antik devirde hellenis-tik Suriye'de .Nisibin ve Edessa (Bu günkü Urfa) n m da birer büyük i l i m merkezi haline geldiği görülürsede, ts-kenderye'yi hiç b i r « i m a n şöhret bakı-nundan geride bırakamamışlardır.
îskenderiyedeki Museion'un Kü tüphanesinden başka, Tertuillîanm şüjp heden âri şaharetine göre Serapis
43. ThorwaM, JUrgen • Macht und Geheinmls der frOhen Aente, MUncheo • Zürich (1962), S, 43. 44.
44. Föumier, R. - U MMecine Egyptlenn* des Origioeı a L'teole d'Alenndrto, Bonleaıuc, 1933. t. 4.
Templindeki Serapeum K ü t ü p h a n e s i ve Sebastium k ü t ü p h a n e s i gibi k ü t ü p haneler M.S. I I I . yüzyılda h â l â mevcut tular**.
Euergetes I I
(146-117
M . ö . ) zaman ı n d a îskenderiyedeki s a n a t k â r ve âlimlerin sürülmesiyle eski parlak
dev-rinin sönmeye başladığı g ö r ü l ü r . Euergetes I I den Julius Caesar za manına kadarki k ü t ü p h a n e ve Museion'
un tarihine ait haberler hemen hemen hiç yok gibidir. Amma M . ö . 47 senesin de Julius Ceasar z a m a n ı n d a Museum-un yanması ve orada saklanan kitapla rın büyük b i r k ı s m ı n ı n b u y a n g ı n d a mahvolmasına dair verilen t a r i h i m a l û mat çok mühimdir**.
Iskenderiyeyi bu y a n g ı n d a n biraz sonra M.ö. 24 senesinde ziyaret eden STRABO, şehrin güzelliğini uzun uzadı-ya anlatırsa da, iskenderiye k ü t ü p h a n e sinden hiç bahsetmez. Y a n g ı n d a k i ha sarın hemen yerinin d o l d u r u l a r a a d ı ğ ı imkân dahilindedir.
Diocletian'a ait Biyografik eserinde Sueton, bu Roma imparatorunun i t a l yan kütüphanelerinin eksiklerinin Alex-andriyadaki k ü t ü p h a n e d e k i eserlerin kopye el yazmaları ile d o l d u r u l d u ğ u n u
yazması, Alexandrianin sonlan tekrar canlandığını gösteriyor.
M.S. I I I . yüzyılda Caracalla zama nında Museiojı ve k ü t ü p h a n e n i n zengin vakıflarının ve oradaki âlimlerin m a a ş larının kaldırılmasıyla*' iskenderiye tekrar sönmeye b a ş l a r s a da Alexander Severus zamanında tekrar oradaki aka
deminin canlandığı g ö r ü l ü r .
Son olarak Suidas'm haber verdi ğine göre M.S. 390 senesinde iskende riye'deki Museion'un mevcut o l d u ğ u
tesbit edilebiliyor. Ama M.S. I V .
yüzyı-45. Krchl, L . - 1«7«, S. 451. 46. Krelıl, L . • 1878, S. 452.
47. Von Brunn, W. -Kurze Gcschicbte der Chirur-gio, Berlin 1928, s. 74.
^SKENOeRİYE KÜTÜPHANESİ MÜSLÜMAN^R TARAF.KtV^
Y A K I L M W W ^ T l R 431 1ın son yıllarında î s k e n d e r i y e d e k i Kü
t ü p h a n e n i n ç o k zarara u ğ r a d ı ğ ı veya ortadan kalktığı Max Meyerhof tarafın dan ileri s ü r ü l ü y o r .
Hiristiyanlarla eski Yunan dinine bağlı olanlar a r a s ı n d a k i savaşta 366 se
nesinde î s k e n d e r i y e d e k i Caesareums', 391^ veya 398/' senesinde hiristiyan patrikinin k ı ş t ı r t m a s ı ü z e r i n e İ m p a r a tor THEODOStUS z a m a n ı n d a m e ş h u r Serapeum k ü t ü p h a n e s i mahvedildi. Fi lozoflar b i r zaman içi n îskendireyiyi terk etmek mecburiyetinde bırakıldı Krehl** e göre M.S. 389 senesinde b ü y ü k
Theodisius z a m a n ı n d a Îskenderiyedeki Kütüphaneye bağlı Serapis Ma'bedi b i r hiristiyan kilisesine tahvil edildi. Bun dan sonra Î s k e n d e r i y e d e k i Museum ve K ü t ü p h a n e n i n tekrardan canlanıp can lanmadığı ve k ü t ü p h a n e n i n tamamen ortadan kalktığı yahutta Constantinope-le taşınıp t a ş ı n m a d ı ğ ı meseConstantinope-lesine gelin ce; Krehl*' Theodesius I I zamanmda İs tanbul'da (Constantinopel'de) M.S. V . yüzyıl b a ş ı n d a tesis edilen k ü t ü p h a n e nin, k i t a p l a r ı n ı n b ü y ü k k ı s m ı n ı n Mısır' da ve Anadoiudaki k ü t ü p h a n e l e r i n k i taplarının t o p l a n m a s ı y l e tesis edildiğini ileri s ü r m e k t e d i r .
Ayrıca von B r u n n da, Îskenderiyede ki K ü t ü p h a n e y i teşkil eden yazma eser lerin Papyrus gibi gayet dayanıksız ve nazik b i r Material üzerine yazılmasın dan. N i l deltası gibi nemli b i r bölgede b u n l a r ı n uzun zaman m u h a f a z a s ı n ı n titiz b a k ı m a r a ğ m e n i m k â n dahilinde olmayışı, b u k ü t ü p h a n e n i n ortadan kalkmasına harplerden daha b ü y ü k b i r amil o l m u ş t u r der*^
İ s l â m k ü l t ü r ü n ü n Avrupa'ya tesir^ leri üzerine "Allah's Sonne Über dem Abendland ( = Avrupa üzerinde Allah'ın
güneşi) isimli eser sahibi Sigrid (HUN-KB'de 642 de m ü s l ü m a n ordusu Isken-deriyeyi aldığında orada eski büyük Museion un yanındaki kütüphanenin mevcut olmadığını belirtmektedir". B u görüşüne isbat olarak M.ö. 48 senesinde Iskenderiyenin Julius tarafından muha sarasında Museion un m e ş h u r kütüpha nesinin b ü y ü k b i r k ı s m m m yandığını göstermektedir. Gerçi Kleopatra ya
nan kitapların bir kısmını Pergamon-daki k ü t ü p h a n e d e n * tedârik ederek,
b ü y ü k b i r kaybı kapamaya çalışmışsa da, sonraları M.S. H I . yüzyılda hiristi-yanlarm k ü t ü p h a n e y i mahva çalışmala rına işaret etmek'iedir. Hiristiyan Pat riği Museion'u kapatıyor ve oradaki âlimleri sürüyor.
Sigrid HUNKE'ye göre M.S. 366 da Îskenderiyedeki Caesareum İ m p a r a t o r Valens zamanında kiliseye çevriliyor,
« . Max Mej-erbof- Ciba Zeilschr. 1M2, N r . 85, s. 2964.
4J. V . Brunn, W. - İ9U, s. 74. 50. Krehl, L.- 1!7S, s. 45Î 51. K ı ^ I , L - 1 8 » , s. 45J.
52. Von Brunn, W. im, s. 74, 75. İ s l i m Ulkekrin-de, IX yüıyüdao Itbaren k a j j d ı n kullanılişına kadar Paplrut kuUamlmıjtı. Eski devirlerde Mısır'da ve di»er kUllUr çevrelerinde Papirüs kullanılırdı. Musa'nın Tev-rati dahi papirüs Üstüne y a a l d * için tahtadan yapıl mış tabut içinde omuzlarda tajınırdı B u y w i
materiaU-nc verilen " p a p i r ü s " adı M.O. 300 senesinde İlk 6oce görülmektedir. Manasıda; bu Firavun adına i m t l edil diğinden, Pyros hecelerinde Firavunlara verilen "Pharao" adi g a l i olduğundan. Firavun adına yapıtan k a i ı l de mektir. Eski Yunanlılarda paptrus'u Fenikelilerin Bybioa (Fenlkece adı Cubla) limanından aldıklarından, IncUe verilen '•BibeV ismi ile kütüphaneye verilen BiblVolhek isminin, bu Bylos'dan geldijti ileri sOrUlür.
S3. Hunke, Sigrid-Allahs Sonne Uber dem Abead-land, Stuttgart, 1967, s. 18».
(*) Pergamon (Bergama) Kütüphanesi, Iskesıderi-vedeki kütüphaneden «ınr» en zengin kütüphane »di. Mısır kiralı Ptolemaios V. (205-180 M.O.), Bergamadakl kütüphanesinde, Kıral Eumenes 11 zamanında artan Pa pirüs Üzerine yazılmış kitaplann ç o U u t u n u kıskanarak, Anadoluya Papirüs ibracatmı durdurmuştu. Bunun <lze-rineKıral Eumenes I I , Bergamada ba»ka bir yan ma-terillnin imalini ger«ckleştirwi|ti. Buna Pergamon'dan galat olarak Perfament (Parşömen) denilmişti. Pergament deriden İmal edildiğinden papirus'dan daha dayanıklı i d i . Yalnız Imiai »dl deri yazı materalinden bambaşkay-dı: Deri yıkanıp kıl ve yatından arındıktan soora,
gUn-leras kireç kuyusunda kirece yalırılır Billhıre bir çer
çeveye gerilerek İki yüzünden de keskin bıçakla iyice karınır. Bir yaş bezle nemlendirilerek üzerine tebeşir (ozu ekilir, sonra Blmsslcin'le (sünger laşO oCu'ur. B*!-Icce öküz, koyun, keçi, eşek, domuz derilinden dahi
Pergament ( = Parşömeni imâl edilirdi. En yüksek ka liteli Pergamenı ise, anarahminden doftmadai. önce aUnan cevUn. dana, ko>vn ve keçi yavrularının derisinden ya pılanı i d i . Pergament papirustan daha dayanıklı oldı^u gibi her ikiyiizUne daha temiz yazı yazılması « reokll i r s i m yapılmasın, imkân vereeek kalitede İdi. [Ve«n Amuletlc zur Zeilung. Stuttgart. 196». .. 77-71İ, [ M ] Hunkc, s. 1967, s. 19».
432 AftSLAN TERZk)&.U
kütüphanesi yağma edilip, yakılıyor, oradaki filozoflar Sihirbazlık ve büyücü
lükle itham edilerek takibe maruz bıra kılıyor. M.S. 391 senesinde İ m p a r a t o r Theodorsius'dan müsâde çıkartarak İs kenderiye Patriği Theophilus antik dev rin büyük ilim merkezi Serapeion'u im ha ettiriyor ve onun meşhur kütüpha nesini ateşe veriyor.
Ântiochien'in patriği Severus"un arkadaşının itiraflarına göre, her ikisi 5, yüzyılda Iskenderiyedeki antik i l i m adamlanmn takib ve oradaki antik ilim müesseselerinin mahvıyla çalışan hiris-tiyan yeraltı teşkilâtında gençlik yılla rında bilfiil vazife görmüşlerdi. Böyle ce Doğu ve Batı Roma İmparatorlukla rında eski antik devrin kiîltür müesse-selerinini mahvı hiristiyan taasubuyla büsbütün körükleniyor M.S. 529 sene sinde Atinadaki antik devir Fibzoflar Okulu kapatıyor. 600 senesinde Roma'-daki İmparator Augustus'un tesis etti-kendileri için benimsemeye çalıştılar". V — S O N U Ç :
Böylece, İslâm fethi devrinde İs kenderiye'deki Kütüphanenin ortadan kalkmış olması imkân dahilinde oldu ğundan, yok olan bir şeyin Hz. Ömer zamanında yakıldığını kabul etmekte imkânsızdır". Iskenderiyeyi zapteden araplar oradakileri mahvetmek yerine. Tıp Tarihçisi BRUNN'un ifadesine gö re, orada buldukları eski antik ilmi kendileri için benimsemeye çalıştılar**.
İbni Abi üsaibia (1203-1269) nın Uyun al-Anba'sında belirttiğine göre, sonradan müslüman olan İskenderiyeli hekim, Abd el-Malik b. Abdjar oradaki Tıp tedrisatını müslümanhğm ilk za manlarında deruhte etmişti'^
Max Meyerhof'a** göre Iskenderi-yedeki bu mektebi, bazı islâm
eserlerin-54. Hunke. S.: 1967, s. m. 55. K r t h i , 1$7» s. 4S3. 56. Von Bnuuı, W. -1928, «. 7«. 57. Iba Abi 0»»lbta, I . İM.
5». M u Meyerbof,. Cib» Zdttchr. » C , ». 2964.
de belirtildiği üzere Halife I I Ö m e r (717-720) Antakya'ya, 150 sene sonra oradan Mezopotamyadaki Harran'a ta şındı. Bazı eserlerde belirtildiği ü z e r e islâm devrinde fetihten 80 sene sonra İskenderiye mektebinin â l i m l e r i kitap larıyla birlikte Antakya'ya g i t t i k l e r i n e göre, bu kadar kısa zamanda İ s k e n d e r i ye'de tekrardan h a t ı n sayılır b i r k ü t ü p hane İslâm devrinde tesis e d i l m i ş t i .
H ı n s t i y a n l a n n eski a n t i k medeni yette ve dine k a r ş ı g ö s t e r d i k l e r i taassu ba mukabil, m ü s l ü m a n l a n n İ s k e n d e r i ye deki gayri m ü s l i m l e r e k a r ş ı göster dikleri tolerans şayanı d i k k a t t i r . Isken-deriyeyi alan m ü s l ü m a n l a n n , o r a d a k i h ı n s t i y a n l a n n can ve m a l l a r ı n ı k o r u m a yı taahhüt etmelerine hatta h i r i s t i y a n âlimlere h ü r m e t g ö s t e r m e l e r i n e S i g r i d Hunke bilhassa işaret etmektedir.
İskenderiyeli h ı n s t i y a n h e k i m A b d ul-Mâlik I b n Abdjar Al-Kinâni'nin i s l â m devrinde de T ı p tahsilinin orada yöne timiyle vazifelendirilmesi'', İ s l â m tole ransına, ve ilme verilen k ı y m e t e b i r delildir.
717 de Ö m e r Abdel-Aziz Halife o-lunca, onun evvelce hizmetinde olan Al-Kinânî Iskenderiyedeki T ı p mekte
binin Antakya ve sonrada H a r r â n ' a gö türerek, bu eski merkezlerinde T ı p i l minin kökleşmesini sağlamıştı.
Islâmda ilme, kitab'a ve k ü t ü p h a nelere verilen b ü y ü k ehemmiyet belge lerle sabittir. Mısır'da Kahire'de F a t i m i halifelerinden al-Aziz B i l l a h m tesis et
tiği k ü t ü p h a n e d e 1.600.000 d i t k i t a p vardır k i 6500 cildi m a t e m a t i ğ e , 18.000
cildi de felsefeye a i t t i . Sonradan oğlu saltanata geçtiğinde b u n u n yanma 18 salonlu b ü y ü k b i r k ü t ü p h a n e daha te sis e t m i ş t i " .
59. I b n el-KıTti'nta, T t r l b el-Hukem»sında b u be kimden b»hsclme»ine mukabil ( a j d a ş t t b n A b i Uselbia'-nın onu bilhaısa zikretmesi | a y » n ı b a y r e ı t i r .
Hamcd W«ily, -Drel Kapital aus der Arztegeschichte des tbn Abi O u i b i a , tnaugural-Dissertatton, Berlin 1910.
s. Î7. «4 «0. sigrid. Hunke, 1967, s. 214.
( 5 K E ^ C g R I Y e K Ü T Ü P H A N E S İ WSLQAWCAR T A R A F İ N D A N Y A K . U « A M . $ T m
433 Hâkim BiemruUah tarafmdan açı
lan Daral-Hikme Aziz Billah'ın akraba sının yaptıklarından b a ş k a i d i . B u Dar-al-Hikme'de m ü t e r c i m , nazır, Lügât âli mi, hekimler vardı. Oradaki kitaplar 100 000 ciltdi*'.
Fatimiler z a m a n ı n d a Trablusşam'-da 3 milyon cildi havi b i r k ü t ü p h a n e tesis edilmişti. Haçlı o r d u l a r ı Trablus-şama girdiklerinde b u k ü t ü p h a n e y i yaktılar**.
Yahya bin Halit Bermeki tarafın dan Hind müelliflerinden toplanan k i taplar, Harun al-Raşidin Ankara. Umurya K u m l a r ı n d a n ele ^ geçirdiği Rumca kitaplarla dolu olan Bağdat Kü tüphanesine "Beyt al-Hikme", denirdi.
981 senesinde B a ğ d a t ' d a umumi kütüphanelerin sayısı yüzün üstündey di. Maragadaki Rasathanede Nasıred-din Tusi'nin emrinde 400 000 ciltlik b i r kütüphane v a r d ı " .
Hâkim bin Nasır devrinde Kurtu-bada 70 umumi k ü t ü p h a n e vardı. Kur-tuba sarayındaki k ü t ü p h a n e d e 400000 cilt eser olduğu zannediliyor. E n d ü l ü s ü müslümanlann elinden alan ispan yollar 1 milyon cilt k i t a b ı yakarak mah vetmişlerdi**. Altınları ve tezyinatından istifade için 5000 Kur'an yakılmıştı*'.
61. tbni Haldun C. 4. s. 19.
62. Uzluk F.N.- Hekimbaşı M . Behçet efendinin ki tapları ve tslamiyctte Bitik sevgisi- Bitik evleri, Türk Tıp Tarihi Arkivi c. 1 No. i, S. »9.
6}. Sigrid, Hunke, 1967, s. 214. 65. Uzluk F.N.. s. 88..
Samani h ü k ü m d a r l a r ı n d a n Nuh b i n Mansur'un Buharadaki sarayında . muazzam K ü t ü p h a n e s i n d e eş ve ben zeri hiç b i r yerde bulunmayan kitap lar vardı. Meşhur islâm hekimi İbni Sina (980-1037) 18 yaşında bu hüküm d a r ı tedavi ettikten sonra bu kütüp hanede çalışmak müsadesi verildi. Son
radan bir yangın da mahvolan k ü t ü p H
haneyi, güyâ oradaki kitaplardaki bilgi lerden kendinden b a ş k a kimsenin isti fade etmemesi için tbni Sina'nın yaktı ğı rivayet edilirse de aslı yoktur**. Aym şekilde Yunan hekimi Hippocrate'ın da
Knidos ve Kos'daki k ü t ü p h a n e ve ma bedi b ü t ü n kitapları arşiv belgelerini ( b ü t ü n bilgilerin kurucusu şanına eriş mek için) yaktığı ve onun için Trakya' ya kaçtığı rivayet edilir*'.
Bu son i k i misalde Ş a r k t a m e ş h u r k ü t ü p h a n e l e r i n yakılmasiyle ilgili ef sânelerin çokluğunu gösterir. Bu efsâ neler tarihi belgelerle isbat edilmedikçe tarihi hakikat olarak kabul edilmekten uzak kalırlar. Aym şekilde iskenderiye, kütüphanesinin Hz. Ö m e r zamanında M ü s l ü m a n l a r tarafından yakılmasına ait efsâne de, b ü t ü n eldeki tarihi delil lerle ispatı kabil olmadığından, tarihi hakikat olmaktan uzaktır.
66. Sigrid, Hunkc, 1967, S. 214
67. M . Neuburger und Pagel, J. Handbuch der Gcschichte der Medizin, Jena 1902 Bd. 1. S. 200.
Böyle diğer i k i rivayetten birisi, Hasdrubal'ın kansı-nın Kartacadaki Asklepieion sağlık mabedini yakması (Strabo, I I I , 14) diğeri dc biiyUk tskcnderin İran'ın o zamanki başşehri Istakri zaptında oradaki' kitapları yaktırmasıdır. (Medeniyeti Islamiye Tarihi, S. 247).
OBER D I E S A G E V O N DER V E R B R E N N U N G DER A L E X A N D R I N I S C H E N B I B U O T H E K D U R C H D I E A R A B E R
Bearbeitet und mit Anmerkungen versehen
von von LadoK KREHL Aralan TERZfOÖLU
Es lastet zur Zeit noch immer auf den Arabern der schwere Verdacht, dass sie es seien. welche i m Jahr 642 bei der Eroberung Alexandriens das daselbst befindliche Museum und die mit i h m eng verbundene Bibliothek yerbrannt haben. Die Nachricht, auf welche man den schweren Verdacht scheinbar m i t voUstem und giiltigstem
Recht zu stiitzen pflegt, findet sich allerdings bei sehr bedeutenden ara-bischen Schriftstellem, wie 'Abd-aMâ-tif-, Makriz!, Hâdil Khalifa und ande-ren, alles geschichtlichen Autoritâten ersten Ranges, deren Schriften uns für die Geschichte und die Kenntniss der Kulturzustânde der Lander des Islâms eine so bedeutende und reichhaltige ausbeute gewahren, dass man sich leicht versucht fühlen kann, ihren auch in Bezug auf dieses Ereigniss uns überlieferten Nachrichten volkomme-ncn Glauben beizumessen. Erwagt man dazu nun noch, eine wie feindliche Stellung der islam, vornehmlich in den ersten Jahren seines Auftretens, an-deren religiösen ımd Kultur - Entwick-lungen gegenüber einnahm, so er-scheint jeder Zweifel an der Zuverlâs-sigkeit der in Rede stehenden Nach richt völlig unstatthaft. Hâdjİ Khallfa selbst berichtet, dass die Araber i n der ersten Zeit des fslam keine andere :Wis-senschaf t als das Studium ihrer eigenen gesetzlichen Bestimmungen, sowie der Medicin, als einer der Religion völlig
ungefâhrlichen Wissenschaft kultivir-ten.
Dass sie sich von ailen anderen Wissenschaften m i t solcher Entschie-denheit fem hielten, taten sie deshalb, weil sie so allein ihren Glauben u n d die
Dogmen des Islams von ailen fremden
und gefâhrlichen Einflüssen rein er-halten zu können glaubten. Sie fürchte-ten, dass, je mehr u n d j e tiefer sie sich mit anderen Wissenschaften beschâftig-ten, die Gefahr nur desto n â h e r liege, dass ihr junger Glaube geschwacht werden könne. Und HâdJÎ Khallfa
(Leıdcon blbllogr., I , 78.) setzt
ausd-rücklich hinzu, dass sie ihren Glauben-seifer so weit getrieben haben, dass sie
aile İn nicht arablscher Sprache gesch-rlebenen Bücher, welche sie İn den von Ihnen eroberten l ü n d e m vorfanden, verbrannten. Aus wie s p â t e r Zeit auch
diese Darstellung der Anfânge des is lam stammen xnag, — Hâdjl Khalffa starb i m Jahr 1658 — so muss man doch sagen, dass sie i m Allgemeinen ein völlig treues und richtiges B i l d von der Beschranktheit der damaligen An-schauungen gibt, einer Beschranktheit, welche eben durch den Fanatismus bedingt
ist['l-I . vgl. HKdji Khalifa (Katip Çelebi): Ke$f Uz-Zünun. Maarif Baskısı. I , s. }2, 33. Hadjl Khalifa (Katip Çelebi): The Blancc of T r u t h . Übersvtzt von G.L. Levis, London-Newyork, 1957. s 24;
mit gleichem Vemichtungskrieg gegen fremdartige Kultur, vornehmlich religi-ose Kultur auf u n d befolgen so das ihnen i m Koran gegebene Gebot, die
Religion ihres Propheten zu verbreiten, alle ihrer Verbreitung sich entgegen-stellenden Hindernisse zu beseitigen und durch ihre Verbreitung die ihnen aufgetragene Mission zu erfüUen: m i t ailen ihnen zu Gebote stehenden M i t -teln den Islam zum Gemeingut der Menschheit zu machen. Diese Religion ist ja nach der Anschauung des K o r a n dazu bestimmt, nicht i n den engen Grenzen des arabischen Volkes, « des besten Volkes der E r d e , » zu bleiben, sondern Weltreligion zu werden u n d jeder Muslim ist streng verpflichtet zum Kampf gegen Alle, welche sich dem i m Koran geoffenbarten göttlichen Willen verschliessen, und ware dieser Kampf auch ein Vernichtungskampf, vemichtend Alles, was sich dem Glau-bensbekenntniss «Es ist kein Gott ausser Allah und Muhammed ist der Prophet Allahs» widersetzt.
tndess die praxis des taglichen Lebens war nicht so streng wie die Thcorie, W i r sehen bei dem Durchlesen der geschichtlichen Werke, welche uns von den Eroberungen Syriens, Persiens und Aegyptens erzahlen, dass die
Zah-lung einer Kopfsteuer die Unglâubigen vor dem Tode oder der Sklaverei rettet und dass vornehmlich Christen und Juden, als die Besitzer einer schriftli-chen Offenbarung, iiberall glimpficher behandelt werden als die AnhS,nger anderer Religionen.
Der erste Feuereifer kiihlte sich nach und nach ab u n d die dem Semiten eigene Lebensklugheit u n d vielleicht auch edlere menschliche Gefiihle führ-ten zu Kompromissen zwischen skrupu-löser ErfüUung des Gesetzes u n d laxe-rer Praxis, welche fiir die Nichtmus-limen nur günstig ausfielen. Dies wie-derholt sich i n alien Landem, welche die Araber eroberten u n d es k a m
meistens nur auf die grössere oder geringere Strenge der Instruktionen an,
welche die einzelnen Heerführer von ihren Gebietern erhielten, ob das Ge-setz i n seinem ganzen Umfang befolgt werden, oder ob man m i t den Einwoh-n e m der Einwoh-neu eroberteEinwoh-n l ü Einwoh-n d e r glimpf-licher verfahren soUte, Einflüsse der verschiedensten Art wirkten, da
natiir-lich auf den Khalifen ein, der ein Mai strenger verfuhr als das andere Mai. Und die Individualitaten der Khalifen
selbst waren j a so verschiedeh von einander, dass an eine strenge
Kon-sequenz des Verfahrens von Seilen der erobernden Muslims gar nicht zu den-ken ist. Der sentimentale Abû Bekr war so grundvei-schieden von seinem Nach-folger, dem tatkrâftigen energischen und i n jeder Beziehung riicksichtslosen 'Omar! Man kann sich nicht Icicht eine
eisemere Festigkeit, eine grössere H â r t e gegen sich selbst, eine (uneigen-nützigere Unparteilichkeit denken, als die des 'Omar, den man wohl als den eigentlichen Begriinder der weltlichen
Herrschaft des Islam ansehen kann. Schon zu Lebzeiten des Propheten Mu-hammed zeichnete er sich i n alien Schlachten, an welchen er teil nahm. bei Bedr, bei Ohod, bei Khalbar u . s. w. durch klihne persönliche Tapferkeit wie durch straffe Mannszucht der i h m untergebenen Waffengefahrten riihm-lich aus und als er i m August des Jahres 634 nach dem Tode des Abû Bekr, der ihn selbst zu seinem Nachfolger be-stimmt hatte, zur Regierung kam, war das Erste was er untemahm, die Ver-treibung der Christen i n Nedshrân und
der Juden i n Khaibar, Muhammed hatte nâmlich auf dem Sterbebett den Wunsch ausgesprochen, dass man i n Arabien nicht zwei Religionen neben Einander bestehen lassen solle. E r wollte, dass das Land des Volkes, wel-ches der nachste Gegenstand seiner pro-phetischen Mission war, rein gehalten werde. Es wSre demnach also eine der ersten Pflichten seiner unmittelbaren