• Sonuç bulunamadı

Büyük ozanı yitireli 24 yıl oluyor:1982 yılında Yahya Kemal

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Büyük ozanı yitireli 24 yıl oluyor:1982 yılında Yahya Kemal"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

_________________________________ KOLTOR

Büyük ozanı yitireli 24 yıl oluyor

1982

yılında Yahya Kemal

Cemal SÜRKYA

l arşımı ve yapıtları

Yahya Kemal Beyatlı, 2

aralık 1884'de Üsküp’de doğdu.

1902’de orta öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e gide- rek' orada dokuz yıl kaldı. 1915

-

1923 yıllan arasında İstan­ bul'da üniversitede çeşitli dersler okuttu. 1923'de U rfa mil­ letvekili oldu. Varşova (1926) v e M a drid (1929) orta elçilik­ lerine atandı. Tekirdağ (1935

-

1942) v e İstanbul (1943 - 1948) milletvekilliklerinde bulundu. Büyükelçi olarak Pa­ kistana gitti (1948).

1

hasım 1958’de İstanbul'da öldü.

Yahya Kemal Beyatlı’ron

yapıtları toplu olarak 1961'de

Yahya Kem al Enstitüsü'nce yayımlanmaya başladı.

«Yah­

ya Kemal K ü lliyatın da

şairin ilk üçü şiirlerini, öbürleri

makale, denem e v e anılarını içeren şu yapıtları çıktı:

«Ken­

di Gök Kubbemiz»

(1961).

«Eski Şiirin Rüzgârıyla» 113821.

«Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş»

(1963),

-A ziz İstanbul»

(1964),

«Eğil Dağlar»

(1966),

«Siyasi Hikâ­

yeler»

(1968),

«Siyasi ve Edebi Portreler»

(1968),

«Edebiya­

ta Dair»

(1971),

«Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi

Hatıralarım»

(1973),

«Tarih Musahabeleri»

(

1975

),

«Bitme­

miş Şiirler»

(1976),

«Mektuplar - Makaleler»

(1977).

Y

ahya Kemal Mehilka

Sultani 1907'de, N azari 1918'de. Ses'i 1921’de, Açık D enizi 1925 te yaz mis. Bugün bu şiirleri eksik­ siz bir tatla okuyoruz. Bunla­ ra har Musikileri ’ni, Itr i’yı, Vi ranbağ’ı, Ereuköyü’nde Bahar ı da ekleyelim Daha birçok şi irini ekleyelim

Tanzimat'ları Nâzım Hik- met'e ve 1940 devinimine İta­ d ır uzanan şiir zincirimizin hal İtalarına bakınca, yapıtı tu­ ğun de olduğu gibi parlayan bir onu görüyoruz, bir de Ahmet. Haşim’i Şiirim iz, Tanzimat'ta ve Servet-ı Fümında, işe bir sıtır noktasından başlama du­ rumunda olduğu için, bir il­ kellik İçindeydi. Bu iki sa­ natçıyla ilkellik bitiyor. Ancak Ahmet Haşim konuşma dilini değerlendiremediği için günü­ müzde azçok okunaklılığını yi tirm iş durumda. Yahya Ke­ m al’se şiirin bir dil girişim i ol riuğunu çok çabuk anlamış gö rumiyor. Mazmunları ayakbağı olarak görmesi, kendine dek u- zanan şiiri bu açıdan eleştirme si bir anda geniş bir yol aç­ mıştı ona. Dikkat edersek. Ah met Haşim ’de anlatım, kullan dığı dilin yabansılığıyla (belki de yabancılığıyla), şiirine sok tuğu nesne adlarıyla, gününe göre çok değişik olan duygu­ ların niteliğiyle oluşmaktadır.. Anlatım bir bakıma b ir şive­ den ibarettir onda. B atı’dakt devinimlere dönük olduğu hal­ de. Batı sanatını da tam izle mediğı anlaşılmaktadır. Yahya Kem al’de ise ortak dil özgün bir yapı olarak belirir. Ah­ m et Ham di Tanpmar’ın da değindiği gibi «Tttrkçeyi bul­ muştur». Diyebiliriz ki sadece olan değil, olması gereken o r ­ tak dili de yakalamıştır.. N â ­ zım ın daha çıkış evresinde bugünkü dili yakalamış olma­ sı gibi.

Yahya Kem al Paris'te öğre­ nimini bitirip 1908’do yurda dönüyor. O sıralar koyu bir Baudelaireperesttir. Tıkabasa şiir tutkusuyla dolu. Kısa bir süre içinde başlangıcındanbe- ri bütün Türk şiirini elden ge çiriyor. Eleştirel bir gözle ba kiyor o şiire, Mazmunlar üs­ tünde düşünüyor. N eydi maz mun? Düşünce mi, duygu mu, gözlem mi? «Bunu Allah bilir». K im i zaman bunlardan biri, çoğunca da hiçbiri. Divan şi­ irini tekdüzeliğe, parçalığa, belirsizliğe götüren b ir şey.

Tanzimat’ta ise bileşim ça­ balarının başladığı, ancak bu nun çok zayii kaldığı kanısın­ dadır. Nam ık Kem al’e ayrı bir yer tanıyor. Nam ık Kem al bi­ çim yönünden bir bakıma es­ kinin de sürdürüctlsüdür; ama onun düşünceye b ir yenilik ge tirdiği yadsınamaz. Ziya Pa­ şa *ya gelince, o her zaman Iz zet M olla’yı anımsatan bir «şarklılık» içinde olmuştur. Ab dülhak Ham id’in söylediği de

bir çeşit Acem şiiridir. Servet-I Pünuncular? Onla­ rın şiirleri öğrenciler için ka leme alınmış şeylerdir. Türk şiirinin en büyük devrim cisi Tevfik Fikret’te olumlu yan, olumsuz yan kadar güçlü de­ ğildir. Cenap Şahabetün süs­ tür, boyadır...

«N am ık K em al’den Mustafa K em al’e uzanan» elli yıllık bir dönemin ruhunu tam kavraya cak bir dil adına atıyor ilk adımlarını. Başta adlarını an dığım şiirlerin b ir bölüğünde bu çaba ile B atı şiirinin taze İzlenim leri iç içedir. 1922’lerde Yahya Kem al’de o «ru h » Ziya Gökalp esinleriyle doludur; ve geleceğe dönük bir yanı var­ dır. Cumhuriyet'in ilânından bir süre sonra is® geçmiş öz­ lemi başlayacaktır. Hamasi şiirler, eski anılara dönüş ae ondan sonra öne geçer. H iç

değilse deha baskın çıkar. Ben ce. bu noktada Yahya Kemal, Kem al Taîıir’in düştüğü yan­ lışa düşmekte, sanatını geçmiş adına b ir çeşit ideoloji haline getirmektedir. 1953’de yazdı­ ğı Kocamuslâpaşa şiiri bu tür ürünlerinin prorotipidir. Rin- dane şiirlerinde ise o ideoloji­ yi. aynı doğrultuda da olsa, «tela fi» etmek isi er gibidir.

Yeni şiirin tozu dumanı 1- çinde Yahya Kem al ne kadar eleştirildi! N e çok tasladık o- nu yoksayan yazarlara! Ama Ataç gibi, Orhan Burian gibi, Sabahattin Eyüboğlu gibi us­ taların hep ondan yana çıkma ları b ir anlam taşıyor elbet. Dı r!., dipdiri bir sanatçı p. Bu gün' «E ski Şiirin Rüzgârıyla» yazdıkları pek okunmuyor. Vuslat biraz tavsamış, Sessiz Gemi biraz sıradanhğa düş­ müş. Ama başta adlarını an­ dığım şiirleri, cnlar gibi Türk- çenin özüyle karılm ış daha ni ce şiirleri, bugün de yazüdık- la n gündeki gibi taptaze. H a t­ tâ, tuhaftır, biraz eskiroişlikle r i ile daha da taze, daha da güzel.

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Bu küme diğerine göre biraz daha sönük olduğundan bize daha uzak- mış gibi gelir.. Oysa kümeler kabaca

(Turuncu cüce y›l- d›zlar, Günefl’ten biraz daha küçük ve so¤uk, ama buna karfl›n daha uzun ömürlü y›ld›zlard›r. Böyle bir y›ld›z, çevresine daha az

[r]

Daha zor bir şey düşünemiyorum, titriyorum her rolü elime aldığımda, onun için kolay kolay da oynamak istemiyorum artık.. Bundan sonra Edremit’in Çamlıbel köyüne

el-Hayat kelimesine sıfat olan dünyâya, dünyâ adının verilmesi, âhirete göre dünyanın bize yakın olması (içindeyiz), dünyanın âhiretten önce olması ya da

Dinî ve siyasî açıdan İslâm dünyasının bunalımlı, mezhep çekişmelerinin yaygın olduğu bir dönemde yaşayan İhvan, dönemlerindeki felsefe ve bilim düzeyini,

Orman kaynaklarının işlevleriyle ilgili toplumsal bilinç düzeyine ilişkin olarak elde edilen bu sonuçların ankete katılanların cinsiyetine, yaşına, eğitim

1933 te Üniversite teşkilâtından sonra bazı fakülteler tekrar kitaplık tesisine başladıklarından, Üniversite Kitaplığı muba- yaat hususunda yalnız