• Sonuç bulunamadı

Türk romanının 10 klasiği VI:Kiralık Konak

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Türk romanının 10 klasiği VI:Kiralık Konak"

Copied!
5
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)
(2)

K iralık K onak

(Özet)

Naim Efendi ailesi o yaz Kanlıca’- ya taşınmaz. Zaman değişmiş, kışın konaklarda, yazın yalılarda oturan ai­ leler gittikçe azalm ıştır artık.

İstanbul’da iki devir yaşanmıştır: istanbulin ve redingot devirleri. Beyaz pantolon, beyaz yelek ve lüstrin kaloş- tan oluşan istanbulin kıyafeti, yeni bir insan tipi yaratır sanki. Eskinin kaba, kalın adamlarının yerini Sultan Abdül- mecit ricalinin ince, solgun benizli, is- tanbulinli insanları alır. Halayıkları, harem ağaları, bahçıvanlarıyla büyük ev hayatı bu devirden başlar.

Sonra redingot devri gelir. Çoğu II. Abdülhamit ricali olan, redingotu için­ de yarı uşak, yarrlrapıkulu, âdi bir ne­ sil türer. O güzelim konak hayatı bir köşk hayatına dönüşüverir. Her şey, binalar, giysiler, anlâk, terbiye gelenek dışına çıkar.

Naim Efendi de bu redingotlu ne­ silden olmakla birlikte, gençliğinde is­ ta n b u lin içinde y e tiş ip g e lişm iş kimselerdendir. Babasından kalma serveti titizlikle korumuş, yıllarca dev­ letin yüksek mevkilerinde bulunmuş, 1908 Meşrutiyetinden iki yıl önce de istifa ederek emekli olmuştur. Bütün anıları, bütün zevkleri, bütün özlemleri kırk yıl öncesine aittir. Onu gören, ya­ rım yüzyıllık derin bir uykudan yeni uyandığı için şaşkınlıkla çevresini sey­ reden biri sanır. Naim Efendi, yeni mü­ zikten, yeni şarkılardan zevk almak bir yana, son yıllarda yazılan ve konuşu­ lan Türkçeyi de anlamamaktadır.

Aslında Naim Efendi, kızı evlendi­ ğinden beri, her gün eski bir^alışkan- lığını bırakmakta, her gün yeni bir zorunluğa katlanmaktadır. Beş yıl ön­ ce karısı öldüğünden beri de ne Cihan­ gir’deki konağında, ne Kanlıca’daki yalısında başını dinleyebileceği bir kö­ şe kalmıştır.

Nitekim kırk beş yaşında bir züp­ peden başka bir şey olmayan dama­ dı Servet Bey, b ü y ü kh a n ım ın ölümünden sonra, alafranga hayat uğ­ runa bintürlü garipliğe kalkışır. Bütün eski eşyaları attırıp her odayı Avrupa’ dan gelmiş mobilya kataloglarına gö­ re ayrı ayrı döşetir. Eski hizmetçilere yol verip, evi Beyoğlu’ndan gelmiş be­ yaz önlüklü, başı topuzlu hizmetçiler­ le doldurur. Öyle ki Meşrutiyet’in ilânından sonra neredeyse Türkçe bi­ le konuşulmaz olur konakta.

Ailenin o yaz Kanlıca’ya taşınma- yışı en çok Servet Bey’in çocuklarını

sevindirir. Cemil öğrenci olmasına kar­ şın Beyoğlu’ndaki barların, kimi eğlen­ c e li e vle rin g e d ik lis id ir. Oysa Boğaziçi’ndeki sayfiye hayatı asri eğ­ lencelere, aşk oyunlarına uygun değil­ dir.

“ Frenklerin asır sonu" diye nitele­ dikleri, geçmiş ve şim diyle bağlarını kopararak geleceğin akımlarına bağla­ nan Seniha ise, içi de dışı gibi durmak­ sızın değişen, okuduğu yabancı dergilerde, tiyatro eserlerinde, roman­ larda tanıdığı tipleri hayata geçirme­ ye uğraşan genç bir kızdır. Değil dedesinin, babası Servet Bey’in dü­ şüncelerini, davranışlarını bile ilkel, şaşılası ve sakat bulur. Boğulacak gi­ bi olduğu konaktan da, ülkeden de kaçmak, kurtulm aktır tek isteği.

Seniha’nın, AvrupalI kibar kadınlar gibi konuklarını ağırladığı çay günleri pazartesi günleridir. Bu günlerde, mü- rebbiyesi Madam Kronski aracılığıyla tanıdığı Beyoğlu madam ve matmazel­ leriyle çocukluk arkadaşlarından olu­ şan topluluğa, kimi genç adamlar, özellikle Faik Bey de katılır. Servet Bey’in çocuklarının en yakın yoldaşı olduğu için her pazartesi öğleden baş­ layarak konakta bulunur Faik Bey ve konukları bekler.

Faik Bey, Avrupa’nın birçok kenti­ ni dolaşmış, o hayatı tanımaktan da öte yaşamış bir gençtir. Böylece bir Batılı inceliği edinmiş, Batılı bir salon adamının gösterişlerini özümsemiştir. Yorgun, aynı zamanda hummalı bakı­ şıyla da kadınların gözdesidir.

O pazartesi Faik Bey yorgun ve uy­ kusuz bir görünümdedir. Kumar alış­ kanlığı bu genç adamın hayatının tek amacıdır. O gün de sabaha kadar ku­ mar oynamıştır. Nitekim çaydan son­ ra Faik Bey’in ısrarıyla poker partisi başlar. Salonun bir başkâ köşesinde Seniha, bir grup ortasında, halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine oku­ duğu şiirleri dinler görünmekte, için için Faik Bey’e kızmaktadır. Onun ku­ mara oturmasıyla salonun tadı kaç­ m ıştır çünkü.

Bir ara konuklarına piyano çalarak oyalanmayı deneyen Seniha, sonunda dayanamayıp poker masasına gider ve Faik Bey’in önündeki fişleri dağıtmak ister. Ama sürekli kaybeden Faik Bey kendisini tersleyince yeniden şiir oku­ yanlara katılır. Sinirlidir. Şımarık bir ço­ cuk gibi Hakkı Celis'le şakalaşır, ona iyice sokulur. Onun bu yakınlığı üze­

rine sapsarı kesilen Hakkı Celis, heye­ canlanır; duygularını gizleyemeyince de koşarak salondan çıkar.

Konukları dağıldığında akşam ka­ ranlığıyla birlikte Seniha’nın içine bir yalnızlık çöker. Kendini bir mezara ka­ patılmış gibi hissetmektedir. Avrupa’ da sürülen hayata duyduğu özlemin gerçekleşmesi, Madam Kronski’nin söylediği gibi çok zengin olmaya bağ­ lıdır. Gerçi her isteği yerine getirilmek­ tedir ama bunun güçlükle olduğunu bilmektedir.

Onu karanlık salonda düşünürken bulan büyükbabasına, “ Sefalete düş­ tük, değil mi?” diye sorması Naim Efendi’yi derinden sarsar. İhtiyar ada­ mın yüreğine korkunç bir yoksulluk endişesi düşer. Akşam yemeğine ka­ tılm adığı gibi erkenden odasına çeki­

Yaşamı ve

yapıtları

KARAOSMANOĞLU, Yakup KadriXX. yy. yazarlarından 27 Mart 1880 - 13 Aralık 1974, doğ. Kahire, ölm. Ankaraİlk ve ortaöğrenimini Manisa, İzmir ve İskenderiye’de tamamladı, İstanbul’a geldi (1908), Peyam

2

lip yatar. Ama sabaha kadar gözüne uyku girmez.

Naim Efendi’nin kızkardeşi Selma Hanım, akıllı, sağduyulu, kendini say­ dıran bir kişiliğe sahiptir. Her sıkıntılı anında kızkardeşine başvuran Naim Efendi, Seniha’yla konuşmalarının er­ tesi günü yine dertleşmek için ona koştuğunda, öyle sert bir tavırla kar­ şılanır, yüzüne öyle sert gerçekler vu­ rulur ki, ağlamamak için kendini zor tutar.

Selma Hanım, torununun yaptıkla­ rına Karun’un hâzinesinin yetmeyece­ ğini söyler ona. Seniha’nın alafran­ galık gereği diyerek her türlü rezaleti yaptığını, erkeklerle dolaştığını, bütün eğlence yerlerinde ona rastlandığını anlatır kardeşine.

Naim Efendi kızkardeşini haklı bu­ lur ama içinden de haksız çıkarmaya çalışır. Torunlarına, özellikle Seniha’ ya duyduğu sevgidir bunun nedeni. Seniha onun gözünde hâlâ çocuktur.

Naim Efendi konağa döndüğünde Hakkı Celis’le karşılaşır. Seniha’nın kendisinden istediği kitapları getirmiş­ tir Hakkı Celis. Akşama kadar da Se­ niha’nın gelmesini beklemiştir. Daha çok bekleyemeyeceğini söyleyerek üz­ gün üzgün ayrılır. Hemen eve dönme­ yip Beyoğlu’na çıkar. Gözleri her arabada, her mağazada Seniha'yı arar­ ken, bir yandan da düşünmektedir. Se­ niha’nın çevresindeki erkekleri ken­ disiyle karşılaştırır. Hele Faik Bey’i hiç

sevmemekte, onu küstah bulmaktadır. Seniha’nın sevgisine karşılık her tür­ lü özveriye hazırdır Hakkı Celis. Her şeye karşın onu sevecektir. Belki için­ deki karanlığı şiire dökmek ve onun yolunda ölm ektir çözüm.

Günlerdir iç sıkıntısı çeken Seni­ ha, çevresinde her şeyden usanmıştır. Hele Hakkı Celis’in şiirokuyuşuna hiç dayanamamaktadır. Bu nedenle Hak­ kı Celis geldiğinde, kendisi için yok dedirtmiştir. O günden beri de ortada görünmez pek. Üstüste okuduğu ro­ manlar da iç sıkıntısını gidermez. San­ ki bir tipiye tütülm üş gibidir. Nitekim birbirinden şiddetli iki sinir bunalımı geçirir.

Bunlardan birine tanık olan Naim Efendi, kıvrılıp bükülen, tırnakları avu­ cuna saplanmış torununun çektiği acı­ ya zor dayanır. Seniha’nın derdine çare bulmak için başvurduğu doktorlar, bu­ nun öldürücü bir hastalık olmadığını, evlenmekle, çocuk doğurmakla geçe­ ceğini söylerler.

Bu görüşü'kızına açan Naim Efen­ di, Seniha’nın ve babasının böyle bir evlenmeye karşı olduklarını, görücü­ lerin kapıdan çevrildiğini öğrenerek şaşırır. Oysa kızla erkeğin tanışıp gö­ rüşmesi, sevişmesi, kendi aralarında evlenmeye karar verip bunu ana baba­ ya bildirmeleri Naim Efendi’ye bütü­ nüyle ters gelmektedir. Nikâhtan önce her şeyin olup bitmesi evlilik ahlâkını temelinden yıkmaktadır ona göre.

Seniha’nın ruhu ise çılgınca gezip dolaşmaların özlemi içindedir o gün­ lerde. Sürdüğü hayatı, bütün hareket­ liliğine karşın yavan bulmaktadır. Oysa Avrupa’nın aydınlık ve bayındır kent­ lerindeki hayat ne kadar da başkadır. Faik Bey’e yönelişinin bir nedeni de budur aslında.

Ama Faik Bey’in amacının seçkin ve zengin bir dulla evlenmek olduğu­ nu bilen Seniha, biraz da zengin olma­ dığı için hor görüldüğü düşüncesiyle Faik Bey’e kin duymaktadır. Ayrıca da­ ha çok süslenmek, daha iyi yaşamak, istediğince gezebilmek özlemi, içinde­ ki para hırsını kamçılamakta, geçim sı­ kıntısının ağırlaştırdığı evdeki havaya dayanamamaktadır. Bu yüzden o da ara sıra zengin bir evlilik yapma haya­ line kaptırır kendini.

Doktorların yer ve hava değişim i­ ni salık vermesi üzerine, Madam Kronski’yle birlikte halası Necibe Ha- nım’ın Büyükada’daki köşküne gönde­ rilir Seniha.

Servet Bey’in kızkardeşi Necibe Hanım, eğlenceye düşkün bir duldur. Seniha’ya da gönlünü avutmasını, hoş­ landığı kimselerle gezip tozmasını söylemektedir sık sık. Ama Seniha, ba­ sit bulduğu halasının arkadaşlarından uzak durmakta, Madam Kronski’yle gezintilere çıkmaktadır.

Necibe Hanım bir gün Seniha'ya haber vermeden Cemil’i çağırtarak,kız- kardeşinin adada sıkıldığını, bütün ne­ şeli dostlarını toplayıp getirmesini söyler.

Bu beklenmedik konukların gelişi Seniha’yı heyecanlandırır. Ama gelen­ ler arasında Faik Bey yoktur. O gece mehtapta çamlar altında gezintiye çı­ kıldığında Hakkı Celis'ln gözü Seni­ ha'dadır. Nuriye ve Neyyire hanımlar, Hakkı Celis’e hayran bu iki kızkardeş ise onu iki yandan koluna girmiş sıkış­ tırıp durmaktadırlar. Bir ara Seniha’nın, “ Çocuğu nereye götürüyorsunuz?” di­ ye seslenmesi üzerine kıpkırmızı ke­ silen Hakkı Celis, onu büyük bir adam gibi sevdiğini söyler Seniha’ya. Şuh bir kahkaha atan Seniha, yanına oturup yavaş sesle itirafını tamamlamasını is­ ter ondan. Öte yandan Cemil, konuk­ lardan Belkıs Hanım’ı sevip okşamak­ ta, Hakkı Celis’e de kendisi gibi dav­ ranmasını öğütlemektedir. Bu durum kadınlıktan da, erkeklikten de tiksin­ dirir Hakkı Celis’i ve korkutur.

Ertesi gün Faik Bey'in gelmesiyle bu korkusu daha da artar. Nitekim Hristos’ta kurulan kır sofrası tam bir Diyonisos şölenidir. İçtiği içkilerin et­ kisiyle daha güzelleşen ve şuhlaşan Seniha, beklenmedik bir biçimde Fa­ ik Bey’i egemenliği altına alır. Gece mehtaba çıkıldığında ise ikisi birden gözden yiterler. Faik Bey ilk kez böy- lesine iradesiz Seniha'nın peşine ta­ kılmıştır. Çitlerden geçip yokuşlardan kayarak deniz kıyısına indiklerinde iki­ si de soluk soluğadır. Çakılların üze­ rine oturan Seniha Faik Bey’i yanına çağırır. Mehtabın bütün güzelliği on­ da toplanmış gibidir. Bir.iki

dokunuş-3

(1915) ve İkdam (1916) gazetelerine makale ve hikâyeler yazdı. Millî Mücadele yıllarında

Anadolu’ya, Mustafa Kemal saflarına geçti. Milletvekili; Tiran (1934), Prag (1936), Lahey (1939), Bern (1942) elçisi oldu. Ulus gazetesinde (Ankara) başyazarlık yaptı, sonuncu Manisa

milletvekilliği dört sene sürdü (¡961-1965). Ölümünde Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı bulunuyordu. Cenazesi İstanbul’a getirildi. Beşiktaş’ta Yahya Efendi Mezarlığı ’na gömüldüYazı hayatınaFecr-i  ti topluluğunda romantik-realist hikâyeve mensur şiirle başlayan (1909); deneme, makale, oyun, moografi ve anı türlerinde eserler bırakmış olan Yakup Kadri; yaygın şöhretini romanlarıyla sağladı. Tarih ve toplum olaylarından herbirini bir romanına konu edinerek, Tanzimat devriyle Atatürk Türkiye’si arasındaki dönem ve kuşakların geçirdikleri sosyal değişim ve bunalımlarını, yaşayış ve görüş farklarım işledi: Düşünceye ve teze dayanan özlü eserler verdiPek çoğu yabancı dillere de çevrilmiş ve tükendikçe yeni baskıları

yapılagelen eserleri, türlerine ve ilk basım yıllarına göre şöyledir: Hikâye kitapları: Bir Serencam (1913), Rahmet (1923), Millî Savaş Hikâyeleri (1947)Romanları: Kiralık Konak (1922), Nur Baba (1922), Hüküm Gecesi (1927), Sodom ve Gomore (1928), Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937), Panorama (iki cilt, 1953/54), Hep O Şarkı (1956)

Düzyazı şiirler: Erenlerin Bağından (1922). Okun Ucundan (1940),

Monografiler: Ahmet Haşim (1934), Atatürk (1946),Anıları: Anamın Kitabı (çocukluk anıları, 1957), Vatan Yolunda (Kurtuluş Savaşı anıları, 1958), Gençlik ve Edebiyat Hâtıraları (1969), Zoraki Diplomat (elçilik anıları, 1955), Politikada 45 Yıl (siyaset anılan, 1968)En ünlü eseri Yaban romanı, CHP 1942 Roman Mükâfatı’nda ikincilik kazanmıştı

Atillâ Özkırımlı’nın baskıya hazırladığı Bütün Eserleri, Birikim

Yayınları’nda çıkmıştır (3. cilt, 1978).

Behçet Necatigil

Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, 10. Basım

(3)

tan sonra Seniha’yı belinden kavrayan genç adam, onu kendine doğru çeker.

Ada âlemleri o günden sonra da sürer. Akşam ziyafetlerini gece eşek­ lerle çıkılan turlar izler. Bir gece Seni­ ha'yla Faik Bey, hiç dönmezler. Seniha'yı köşkün bahçesinde sabaha kadar bekleyen Hakkı Celis, bir tahta kanapede uyuyakalır.

Ada’daki bu son hafta Seniha’yı bütünüyle değiştirm iştir. Yerinde du­ ramayan, kuş ya da kelebek türü bir ya­ ratığa dönüşmüş, yüzünün rengi, anlamı bile değişm iştir. Kimi zaman da sarhoş gibidir. Gülüşünde ise, ru­ hu inciten aşifte bir ahenk vardır. Kah­ kahaları gıdıklanan birfahişenin sesini andırmaktadır sanki.

Bu değişikliğin nedenini, Seniha' yla Faik Bey’in seviştiğini herkes bil­ mektedir. İlişkileri hafif flörtü aşmış, benliklerini yakan bir aşka dönüşmüş­ tür. HeleFaik Bey, Seniha’nın tam bir bendesi olmuş, tıpkı kumara olan düş­ künlüğü gibi, her an Seniha’yı arar ha­ le gelmiştir.

Sabahları Madam Kronski’nln göze­ timinde denize giren iki genç, akşam gezintilerinde ya da geceleyin bahçe­ de yalnız kaldıklarında coşkunlukla birbirlerine sarılıp öpüşürler. İki genç arasındaki bu ilişki, Ada'da başlayıp İs­ tanbul’a sıçrayan bir dedikodu konu­ su olmakta gecikmez. Bunu Naim Efendi'ye ve Servet Bey’e gönderilen imzasız mektuplar izler.

Damadını odasına çağıran Naim Efen­ di, kendisine gönderilen üç mektubu ona uzattığında Servet Bey, benzeri mektupları kendisinin de aldığını söy­ leyecektir. Ama şöyle bir göz attığı bu mektupları ciddiye almamıştır. Ona göre, imzasız mektup yazmak daha bü­ yük bir ahlaksızlıktır. Üstelik, mektup­ larda yazılanları olağan karşılamakta­ dır Servet Bey.

Onun bu tavrı beyninden vurulmu­ şa döndürür Naim Efendi’yi. Duvarda asılı duran babasının resminde kendi­ sini görür bir bakıma. Kendi evinde hiçliğini, yabancılığını duyar. Kayınpe­ derinin çok üzüldüğünü anlayan Ser­ vet Bey, S e n ih a ’yı hem ençağırta- blleceklerini söyler.

Ertesi gün mürebbiyesiyle Ada’ dan dönen torununu, iftiracı bir çev­ renin kurbanı gibi görmeye başlamıştır bile Naim Efendi. Bu nedenle, onu bü­ yük bir şefkatle karşılar. Hele Seniha’ daki coşkunluğu gördükçe, Ada’ya gönderilmesinin çok iyi olduğu düşün­ cesine varır. Seniha’nın eski arkadaş­ larından uzak olması da sevindirir Naim Efendi’yi. Ama Faik Bey’in her gün konakta bulunuşu canını sıkmak­ tadır. Onun her davranışı, her sözü bir zehir damlası gibi gelir ihtiyar adama.

Öte yandan Hakkı Celis, sevgisi­ ni, bu sevginin acısını içine gömerek, herkesten, herşeyden, Seniha’dan bi­ le kaçmaktadır. Bu yeni Seniha onu korkutmakta, utandırmaktadır çünkü.

Her davranışı sahtedir Seniha’nın. Bir maske vardır sanki yüzünde. Bu yüz­ den kinle kararır Hakkı Celis’in sevgi­ si, ruhu çoraklaşır.

Oysa Hakkı Celis’in tersine Seni­ ha'nın ruhunda yeni bir duygululuk ye­ şerm ektedir. Genç kız hayallere dalmayı, karanlıkta sesler dinlemeyi daha çok sevmekte, Faik Bey’e anlam­ lı, şâirâne armağanlar vermektedir. Ama Faik Bey, onun bu düşkünlüğün­ den sıkılmaktadır. Kumar alışkanlığı­ nı da bırakabilmiş değildir.

Nitekim bir gün sabah erkenden konağa gelir ve perişan bir yüzle ge­ ce “ müthiş ziyana” uğradığını söyler. Asıl sorun, bu kumar borcunun öden­

mesidir. Onu böylesine bitkin ve yıkıl­ mış gören Seniha, dayanamayıp çıkar. Akşama doğru Cemil aracılığıyla, Se­ niha’ya bir mektup gönderen Faik Bey, ondan yardım isteyince de birkaç par­ ça mücevherini yollar.

Ve ilk kez o gün Seniha gerçeği gö­ rür. Faik Bey uğruna kendinden ver­ diklerinin boşunalığını farkeder. El değmemiş, körpe bedeninden, namu­ sundan yaptığı özveriye acır. Bu sınav, bu iç hesaplaşma sonucu eski Seni­ ha geri döner. Eski dostlarıyla yeniden birlikte olmaya başlar, küçük macera­ lar yaşar. Çevrenin bu değişikliği yan- anlatır. Servet Bey’in bulduğu çözüm basittir: Evlensinler.

Iış değerlendirm esini istem ediği, bırakıldığını düşünmemesi için de başkalarıyla açıkça flört eder, ilişkile­ rinin gizli yanlarını da kendisi anlatır.

Seniha'daki bu değişme, Faik Bey’i sarsar iyice, ilişkilerinin kopma­ sı, Seniha’nın onu önemsememesi genç adamı çileden çıkarır, ilk kez bir kadir) kendisini kıskandırmakta, guru­ ruyla oynamaktadır. Bu onu huysuz- laştırır, kabalaştırır, Seniha’ya gözdağı vermeye kadar götürür. '

iki genç arasındaki ilişkinin tehli­ keli noktalara geldiğini farkeden Ma­ dam Kronski, durumu Servet Bey’e

Ama iki gencin seviştikleri halde evlenmek istemeyişleri Servet Bey’i bi­ le şaşırtır. Zorda kalınca sorunu baş- tansavmaya, çözümü başkalarına yüklemeye alışık olduğu için de duru­ mu Naim Efendi’ye aktarır.

Öğrendiği gerçek Naim Efendi içim tam bir yıkımdır. Odasına çekilir, yine o sabaha kadar neler çektiğini kimseler bilmez. Yalnız sabah odası­ na giren kızı onu on yıl daha ihtiyarla­ mış bulur. Kızına Faik Bey'in babası Kasım Paşa’yı görmeye gideceğini söyler Naim Efendi.

Ama iki genç arasınaki ilişkiyi öğ­ renen Kasım Paşa’nın, oğlunun evlen­

mek istemeyişini, henüz serveti ve mesleği olmadığı için doğal karşılama­ sı ve kendisinin yapacak bir şeyi olma­ dığını söylemesi, Naim Efendi’yi iyice perişan eder. Konağa dönüp odasına kapanır.

Ertesi gün kendisinin ve Kasım Pa- şa’nın sözlerini kızına aktardığı sırada Seniha gelir, annesinden onları yalnız bırakmasını istedikten sonra, Kasım Paşa’ya gittiği için büyükbabasına çı­ kışır. Çirkin ve âdidir onun bu davra­ nışı. Düşüncesi ne olursa olsun, kendisinin haberi olmadan adını ve haysiyetini kirletm iştir dedesi. Evet onlar, Faik Bey’le ikisi sevişmektedir­ ler. İsterlerse evlenebilirler de. Ama

İKİ GÖRÜŞ

Berna Moran

Y.K. Karaosmanoğlu gençliğinde katılmış olduğuFecr-iAtitopluluğunun “ sanat için sanat” görüşünden Balkan Harbi sıralarında kuşku duymaya baş­ lamış ve sonunda sanatın “ evvelâ bir cemiyetin, bir milletin malı... Sonra da nihayet bir devrin ifadesi” olduğu inancına varmıştı. Nitekim II. Meşru­ tiyet döneminin bir “ ifadesi” olarak yazdığı “ Kiralık Konak” da o günlere, Mustafa Kemal’in ülküsünü paylaşan bir m illiyetçinin gözleriyle bakar ve can çekişen OsmanlI İmparatorluğu' nun merkezi İstanbul'da yozlaşmış bir toplumu romanının konusu yapar. Tan­ zimat’ın başlattığı Batılılaşmanın yan­ lış u ygulanm ası so n u cu , değer yargıları allak bullak olmuş, kendi top- lumuna yabancılaşmış alafranga bir sı­ nıf türem işti. Bir yanda da artık zamanını tamamlamış eski Osmanlı kafası vardı, veKaraosmanoğlu’nagö­ re bun la r m ille tin “ çürüyen ve dökülen” taraflarıydı. Kangren olmuş bir uzuv gibi kesilip atılmaları gerek­ liydi.

Karaosmanoğlu toplumda gözlem­ lediği yönelimleri, çatışmaları, yozlaş­ maları, öyküsünü yazdığı Naim Efendi ailesinin dağılışını ve düşüşünü anla­ tarak sergiler. Naim Efendi’nin kona­ ğı sanki bu toplumun küçük bir örneğidir. Emekli bir Osmanlı bürok­ ratı olan Naim Efendi’nin kendi eski Osmanlı kafasını; damadı Servet Bey Batı hayranı alafrangayı; torunu Seni­ ha, yolunu şaşırmış “ asır sonu” kadı­ nım; yeğeni Hakkı Celis ise aşktan ve şiirden başka bir şey düşünmeyen, Servet-i Fünun ve Fecr-i  ti’den kalma bir tür Osmanlı aydınını temsil eder. Bu üç kuşak başta Naim Efendi’nin ko­ nağında toplanmıştır. Roman ilerledik­ çe, başka dünyaların İnsanı olan bu kuşaklar arasındaki iletişim olanaksız­ lığı açıkça belirir ve sırayla konağı ter- kederler. Naim Efendi kendisi gibi çürüyüp yıkılan konakta yalnız kalır ve özdeşleştiği konakla birlikte, ikisi, yi­

tip giden bir tarihin simgesi olurlar. Servet Bey’in yerleştiği modern apart­ manda ise düşmüş Seniha’nın saye­ sinde lüks ve çirkin bir hayat ya­ şanmaktadır. B irinci dünya Savaşı sı­ rasında vurgun yapan tüccarları, çıka­ rına bakan m illetvekillerini burda Seniha’nın etrafında izleriz. Romanda olumlu yolda gelişen tek kişi Hakkı Celis’tir. Askere alınıp da kışlada ya­ şamaya başladıktan sonra bilinçlenir ve o zamana kadar inandığı tür sanat­ tan da, sevdiği süslü ve güzel Seniha’­ dan da tiksinecek kadar değişir. O artık “ m illî ideal” denilen yeni bir sev­ daya tutulmuştur. Ötekiler yalnız kişi­ sel sevinçlerini ve acılarını yaşar, kendi varlıklarını önemserler. Oysa Hakkı Celis bireyin ancak m illet için varolduğunu anlamıştır. Başka bir de­ yişle, Karaosmanoğlu’na göre, Hakkı Celis ile ötekiler arasındaki temel kar­ şıtlık bireycilikle m illiyetçilik çıkarcı­ lıkla yurtseverlik arasındadır.

Karaosmanoğlu tezini, romanda el­ den geldiğince dolaylı bir yoldan or­ taya koymak istediğinden kendi görüşlerini dile getirecek bir roman ki­ şisine gereksinimi vardır. Hakkı Celis’ dir bu kişi. Yazar bu amaçla Hakkı

Celis’in olumlu yolda değişmesini sağlar, ama bu romantik şairin aske­ re alındıktan sonra bambaşka bir insan oluvermesinin nedenlerini inandırıcı kılmayı başaramaz. Seniha ve Naim Efendi gerçi bir bakıma tip olarak iş­ lev görürler. Ne var ki yazar bunları, kendine özgü kişilikleri olan çok yön­ lü karakterler olarak işlemeye özen gösterir.Tutkularına göre hareket et­ mekte tereddüt etmeyen, herkese meydan okuyan, bazen melekleşen,ba­ zen canavarlaşan Seniha’nın ilginç ve canlı bir kişiliği vardır. Romanın en iyi çizilmiş karakteri herhalde Naim Efen- di'dir. Yazar gerçi onuda,HakkıCelis’e milletin çürüyen yanı olarak yargılatır, oysa romandaki Naim Efendi’nin, in­ ce terbiyesi, sevgi ve şefkat dolu yü­ reğidir vurgulanan. Yalnız kaldığı konağında içine düştüğü yoksulluğa sessizce katlanan bu soylu ihtiyarda, Karaosmanoğlu, Türk romanında az rastlanır bir başarıyla gerçekten trajik bir karakter yaratabilmiştir.

Adnan özyalçmer

Yakup Kadri’nin edebiyatımızda ro­ manlarıyla öne çıkışı öncelikle kendi

seçimine dayanır. Çünkü öteki türle­ ri, özellikle öyküyü romana bir basa­ mak saymıştır;

“ ...Roman, bir insan ve hayat gö­ rüşünün felsefesidir. Ve böyle bir gö­ rüşle böyle bir felsefe ancak uzun soluklu bir çalışma ile vücuda gelebi­ lir. Hepimiz edebiyata hikâye yazmak­ la başlamışızdır. Hayat tecrübelerimiz çoğaldıkça hikâyenin hududunu ro­ manla genişletmek mecburiyetinde kalmışızdır.” (Mustafa Baydar, Edebi­ yatçılarımız Ne Diyorlar, 1960)

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun, sanat görüşündeki değişiklikler de, “ hayat tecrübelerinin çoğalmasına” bağlıdır. Başlangıçtaki romantik yazış biçimini, Fecr-i A ti’nin görüşü olari, kendisinin de büyük bir heyecanla sa­ vunduğu “ sanat sahsi ve muhteremdir” ilkesi ilk romanı Kiralık Konak'ta iflas edecektir.

Cumhuriyetin eşiğinde yazılan Ki­ ralık Konak (1922), toplumsal değişi­ mi vurgulaması açısından gerçekçi görüşün ürünü olacaktır. Kendi deyi­ miyle söylersek: “ Sanat, evvelâ, bir ce­ miyetin, bir milletin malıdır; sonra da nihayet bir devrin ifadesidir. “ Kısaca­ sı, “ sanat toplumsaldır” diyerek Kira­ lık Konak’ın başına oturacaktır. Ya da Kiralık Konak’ı yazdığı için sanatçı toplum sallaşacaktı.

işte buna bağlı olarak Kiralık Ko­ nak, yeni yaşama giriş yapan bir ro­ mandır diyebiliriz. Cumhuriyet, hangi yaşam biçimlerini devralacaktır. Yeni yaşamın sağlıklı olabilmesi nelere bağlıdır? Kiralık Konak'ta keskin çeliş­ kilerle bunların karşılıklarını bulabiriz. Ne yapılmalı, ne yapılmamalı? Kiralık Konak’ta dede, çocuklar ve torun üç­ lüsü üç kuşak arasındaki görüş, duy­ gu ve yaşayış ayrılıklarını ortaya koyarken, cumhuriyete girişte geride bıraktıklarımızın ilk toplumsal eleşti­ risini gözler önüne serer. Buna yeni ya­ şayışın ibret dersi de denebilir. Bugün bile benzer bir üçlemenin geçerli ol­ madığını kim söyleyebilir?

Yakup Kadri, üslupçu bir yazardır.

Üslupçuluğunu romantik dönemin ya­ zış biçimine borçludur. Onun roman­ larında gerçekçi gözlemlerin yanısıra kişilerin iç dünyalarının verilişindeki başarı içiçedir. daha doğrusu bu ikisi birbirinin içinde erir. Böylece toplum­ sal olgularla bireysel katkılar sağlam bir yapı içinde bütünleşmiş olur. Bu­ nun için Yakup Kadri'nin romanları bir dönemin olduğu kadar, bir insanın da romanıdır.

Yakup Kadri, romanlarında, Tanzi­ mat’tan bu yana, yaşadığımız yılları dönem dönem başarıyla yansıtabilmiş bir yazarımızdır. Ama kesinlikle bir kro­ noloji yazarı değildir. Bir tarihçi de ol­ mamıştır. Tarihsel olgulara bir canlılık katmış, hatta tarihi canlandırmıştır, da­ ha doğrusu tarihi insanlaştırmıştır di­ yebiliriz.

Romanlarına toplu olarak baktığı­ mızda; Hep O Şarkı’da Abdülaziz dö­ nemini, BlrSürgün’de II. Abdülhamit dönemi ve Jön Türkleri, Kiralık Konak’­ ta Tanzimat’tan I. Dünya Savaşı’na ka­ dar olan üç kuşağı, Hüküm Gecesi’nde Meşrutiyet dönemini, So- dom ve Gomore’de işgal İstanbul’unu

buluruz. Yaban’da Kurtuluş Savaşı’nı ve o yılların Anadolu’sunu görürüz. An­

kara ise, başkentimizin üç'dönemini

yansıtır. Panorama cumhuriyet döne­ mini anlatır. Yeni yaşamın panorama­ sı bu romanda yer alır.

Yakup Kadri için bütün bu tarihsel dönemler birer çıkış noktasıdır. Onun asıl amacı insandır. Yaşam içinde in­ sanı verirken, yaşamın kendisini ver­ mektir.

Bir konuşmasında bunu şu sözle­ riyle vurgulamıştır:

“ Romanda yegâne gayem hayatın heyecanını verebilmek ve canlı tipler yaratmaktır."

Yakup Kadri, bu düşüncesinden dolayı dönemleri, insanları ve yaşamın kendisini aynı başarıyla yaşatabilmiş- tir romanlarında. Sonunda, onun ro­ manlarından bize kalacak olan yaşam ve insandır. Bütün değişikliklere kar­ şılık sürüp gidecek olan iki gerçeklik.

(4)

evlilik konusunda Naim Efendi gibi dü­ şünmemektedirler. İkisi de evliliği bir hesap ve akıl “ meselesi” saymaktadır, paraya ilişkin bir iş.

Seniha çıkıp gittiğinde, güç soluk alabilen Naim Efendi’yi inatçı bir hıç­ kırık tutar. Konuşmasını engelleyen bu sürekti- hıçkırık, durdurulamayınca çağrılan doktor, Naim Efendi’nin kal­ binin epeydir yolunda gitmediğini söy­ ler. Daha sonra kızına, Seniha’nın, kalbini kırdığını, ondan bu kadarını beklemediğini söyleyen Naim Efendi’ nin gözlerinden yaşlar süzülür.

Bu kötü günü izleyen aylar boyun­ ca Naim Efendi’nin konağında önem­ li değişiklikler olur. Faik Bey, konağa uğramaz artık. Seniha, çoğu zamanı­ nı yatakta geçirmekte, gittikçe sararıp solmaktadır. Naim Efendi günlerce sü­ ren ağır bir hastalık geçirir. Seniha, bir gün bile dedesinin yanına uğramaz, ama pişmandır ve ona bir şey olursa, kendisinin de yaşayamayacağını söy­ ler. Bu günlerde tek dostu Hakkı Ce- lis ’tir.

Yine de Seniha’nın bu “ tövbe ve pişm anlık” dönemi uzun sürmez. Es­ ki arkadaşlarından Belkıs Hanım’ın Pa­ ris ’e gitmesi özlemlerinin yeniden canlanmasına yol açar. Önce huysuz­ laşır, hizmetçilere varıncaya dek her­ kesle kavga eder. Ardından dalgın ve esrarlı bir havaya Bürünür. Haber ver­ meden sokağa fırladığı zamanlar, ne­ reye g ittiğ in i k im s e le r bilm ez. Sonunda zengin bir Amerikalıyla iliş ­ kisi olduğunu duyan Selma Hanım, yıl­ lardan beri ko n a ğ ın a g itm e d iğ i kardeşini ziyarete gelerek ona her şe­ yi anlatır.

Bir gün sabahjan evden çıkan Se­ niha, gece de dönmeyince kilitli kapı­ sı kırılıp odasına girildiğinde kaçtığı anlaşılır. Nereye gittiğini kimse bilme­ mektedir. Yalnız Faik Bey, Avrupa’ya gideceğinden haberlidir. Günler son­ ra Faik Bey'e ve babasına çektiği bir telgrafla Trieste’ye ulaştığını, Viyana’ ya geçeceğini bildirir Seniha. Bu ka­ çış, en müthiş darbeyi ise, Hakkı Celis’in kalbine indirm iştir.

Sonraki günlerde Seniha Viyana’ dan, Paris’ten, Berlin’den haberler ile­ tir, içini döker. Naim Efendi, adını anmamakla birlikte için için onu dü­ şünmekte, bir genç kızın tek başına Avrupa’ya gitmesini aklı almamakta­ dır. Tek ilişkisi Hakkı Celis’ledir. Se­ niha’nın kaçışı, yirm ilik gençle yetm işlik ihtiyarı birbirine yaklaştır­ mıştır.

Paris’te bir pansiyona yerleşen Se­ niha, önceleri oradaki hayatın güzel­ liğinden söz ederken, son mektupla­ rında parasızlıktan yakınmaya başlar. Annesi telaşlanırsa da babası aldır­ maz. Sonunda Seniha doğrudan doğ­ ruya Naim Efendi’ye başvurur. Aç kalmak üzere olduğunu, imdadına ye­ tişmesini ister ondan. Ragıp Efendi’ yi çağıran Naim Efendi, günlerce para bulmaya çalışır. Çaresiz kalıp, maaş senetlerini kırdırmak üzereyken, han­ daki kiracılardan avans alınıp Seniha’ ya gönderilir.

I

Seniha’nın mektuplarındaki para sorunlarıyla hiç ilgilenmeyen Hakkı Celis’in içini ise, sevdiği kadının Pa­ ris’te Faik Bey’le birlikte oluşu kemir­ mektedir.

Servet Bey’le Naim Efendi’nin ara­ sı iyice gerginleşm iştir bu arada. Ser­ vet Bey, kendi odasına çekilip evin içindekilerle ilişkilerini kesen Naim Efendi’nin bu davranışını kendisinin istenmediğine yormakta, Ş işli’de ya­ pılan yeni apartmanlardan birine taşın­ mayı d ü ş ü n m e k te d ir. D ü şle d iğ i alafranga hayat için uygun bulmadığı bu eski konaktan kurtulm aktır amacı. Boş zamanlarını bu apartmanları gez­ mekle geçirmeye başlar. Naim Efen- Öi’nin, dönüş günü yaklaşan Seniha’yı görmek istemeyişini fırsat bilerek, ai­ lesini Şişli apartmanlarından birine ta­ şır.

Henüz boya kokularının geçmedi­ ği yeni apartman dairesine yerleşir­ ken, çocuk gibi heyecanlıdır Servet Bey. Bir an yerinde duramaz, eşyaları kendisi yerleştirir, perdeleri takar, ha­ lıları serer. Alafranga havalar m ırılda­ narak, oradan oraya koşuşturur. Yemek odasını Fransız tarzında döşe­ miş, kütüphaneye İngiliz stili kanape- ler, masalar almıştır.

Koca konakta bir başınadır artık Naim Efendi. Onu hiç yalnız bırakma­ yan Hakkı Celis, üzüntüsünü, kendi kendine konuştuğunu gördükçe kor­ kar.

Seniha üç aydır, geliyorum diye yol parası istemekte, her kezinde gelişi­ ni ertelemektedir. Kaçıncı kezdir ona para gönderildiğini söyleyen Naim Efendi, artık geliri kalmadığını anlatır Hakkı Celis’e. Emekli maaşından baş­ ka geliri yoktur. Ragıp Efendi yük ol­ mamak için işi bırakmıştır. Bir tek emektar uşağı Haşan, gündelik yiye­ ceğini almakta, her ay da emekli ma­ aşını getirmektedir.

Seferberliğin ilânıyla yedeksubay olan Hakkı Celis, yorgun argın talim ­ den döndüğü bir gün, Neyyire ve Nu­ riye hanımlardan Seniha’nın geldiğini öğrenince şaşırır. Günlerdir, askere alınmanın kargaşası içinde, değil Se­ niha'dan haber alacağı yerlere uğra­ mak, Seniha’yı hatırlamak için bile zamanı olmamıştır. Geçmişte, çocuk­ luk günlerinde kalmış bir hatıradır san­ ki o. Hele kendisi, büsbütün başka bir adam değil midir?

işte böylesine uzaklaşan geçmiş, Seniha’nın döndüğünü öğrendiği o ak­ şamüstü birden canlandı ve bir baş dönmesine tutuldu Hakkı Celis. Sa­ bahleyin talime gitmesi gerekirken Na­ im E fe n d i'ye koştu. Oradan da Ş işli’deki apartmana.

Seniha,Hakkı Celis’i yaşlı bir tey­ ze tavrıyla karşıladı. Ağırlaşmış mağ­ rur bir görünüşü vardı. Üzerindeki açık sabah giysisi, sürdüğü ruj ve sürme yüzünden büyümüş g ib i‘görünen ağ­ zı ve gözleri, eski ahengini yitirmiş be­ deniyle olgun ve yorgun bir kadına benzemekteydi.

Ona nasıl hitap edeceğini, nasıl

davranacağını şaşırır Hakkı Celis. Laf olsun diye de askerlik günlerini anla­ tır.

Oysa Seniha'nın aklı başka yer­ dedir. Onu çok değişmiş bulduğunu belirten Hakkı Celis’e, kendisinin de epeyce büyümüş olduğunu söyler. Yalnız büyümedeği, ihtiyarladığı kar­ şılığını veren Hakkı Celis, ona, bu ya­ paylığının altındaki hiçliğini, çiğliğini anlatmak ister. Seniha, onun hiçbir za­ man hayat adamı olamayacağı yanıtı­ nı verince de, d ü ş ü n m e ksizin , "öyleyse ölüm adamı olurum” sözleri dökülür Hakkı Celis’in ağzından.

Bir sistem niteliği de taşıyan bu sözler, Seniha’nın yanından ayrıldıktan sonra Hakkı Celis’i düşündürür. Bir sü­ redir ölmeye ya da öldürmeye hazırlan­ dığını farkeder birden. Şimdiden ölüm adamıdır o. Askerlikle ölüm arasında kurduğu bu ilişki, sıradan bir işe gir­ mediğini, büyük bir görev yüklendiği­ ni h is s e ttirir ona. İlk kez bir kahramanın gururunu duyar ve şair Hakkı Celis’e karşı içinde bir nefret uyanır. Eve döner dönmez bütün yaz­ dıklarını, bütün kitaplarını yakmaya ka­ rar verir.

Ama yine de Seniha’nın elinden onun eline sinen bir koku içini titretir. Doğru olan hangisidir? Deminki dü­ şünceler mi, yoksa bu ürperiş mi, bir türlü kestiremez. Yalnız, kesin olarak bildiği bir şey vardır: Seniha’yı sevmek, dünyanın boş, yüzeysel, şehevî hazla- rına yenik düşmek demektir.

Birbirini izleyen günler, bu gözle­ minin doğruluğunu gösterir. Seniha' nın, yolda tanıştığı Nedim Bey adlı, kırkını geçmiş birisiyle ilişkisi diller­ de dolaşmaktadır. Evlerinden çıkma­ yan bu adamın Seniha’nın bütün masraflarını karşıladığı herkesçe bilin­ mektedir. Başlangıçta dedikodulara inanmayan Hakkı Celis, gittikçe her şeyi olabilir bulmaya başlar.

Bu arada Sekine Hanım, sık sık ba­ basına giderek, Seniha’yı bağışlama­ sı için yalvarmaktadır. Ama için için Seniha'nın özlemini çeken, yanından ayırmadığı resimlerini kimse yokken öpüp okşayan Naim Efendi, kulağına gelen her yeni söylentinin etkisiyle, onu görmemekte direnmektedir.

Bunda biraz da kızkardeşi Selma Hanım’ın rolü vardır. Selma Hanım ya kendisi gelerek ya da bir adamını gön­ dererek, onu hiç yalnız bırakmamakta­ dır. Güçlükle yürüyebilen, o bilinen hıçkırığa sık sık yakalanan Naim Efen­ di, gerçekten böylesi bir gözetime muhtaçtır.

Nitekim yine bir hıçkırık nöbeti sı­ rasında onu görmeye gelen Selma Ha­ nım, kardeşini kıvranır görünce, açar ağzını, yumar gözünü. Servet Bey, özellikle de Seniha için söylemediği­ ni bırakmaz. Duyduklarına yüreği da­ yanamayan Naim Efendi bayılır.

Kendine geldiğinde, doktor çağrıl­ dığını, herkesin başına toplandığını görür. Selma Hanım, artık onu bu hal­ de gördükten sonra yalnız bırakama­ yacağını, alıp götüreceğini, konağı da ya satmasını ya da kiraya vermesini bildirir kesin bir dille.

6

Konağı kiraya verip, kızkardeşinin yanına taşınması konusu ortaya a tıl­ dığından beri huzursuzdur Naim Efen­ di. Kızkardeşini caydıramayacağını anlayınca da, ona boş evlere askerle­ rin yerleştiğini söyleyerek, konağı ki­ raya verdikten sonra taşınacağını söyler. Daha sonra da emektar uşağı Hasan’ı çağırıp, konağı görmeye gele­ ceklerini bir bahaneyle savmasını tem­ bihler gizlice.

Ama yine de Selma Hanım’dan ya­ kasını kurtaramaz. Selma Hanım’ın dört bir yana haber salmasıyla kiracı-, lar sökün eder. Haşan Ağa başlangıç­ ta dirense de sonunda çaresiz kalarak, konağı gezdirmek için Naim Efendi’ den izin istemek zorunda kalır. Hatta bir gün Selma Hanım’ın kendisi bir araba dolusu kiracı adayı getirir.

Naim Efendi, bu durum karşısında haysiyetinin kırıldığını hisseder. Hıç­ kırıkları iyice artar. Hele yeni zengin birailenin,konağı bakımsız, pis bulma­ sı, o sıra tutan hıçkırıklarını birisinin boğazlanışına, kendisini ise beyaz en­ tari giydirilmiş bir iskelete benzetme­ leri onu can evinden vurur. Tek dileği ölmektir, artık.

Onun içinde bulunduğu acıklı du­ rumu gören yalnızca Hakkı Celis’tir. Trajik yüzüyle Naim Efendi, yeni dev­ rin eşiğindeki korkunç hayaletlerden biridir sanki. Hakkı Celis’e göre Naim Efendi hem bir ceza, hem de bir ceza­ lıdır. Üstelik onu ve konağı hafif bir ök­ çe darbesiyle yıkan yaratık da kendi eseridir.

Hakkı Celis, artık kendi ruhunu, kendi hayatını düşünmemektedir. As­ kerliğin getirdiği toplu yaşama biçimi ona, bireyin tek başına önemsiz oldu­ ğunu öğretmiştir. Havada yeni, ateşli bir yel esmekte, insanları önüne katıp götürmektedir. Hakkı Celis de bu yo­ la katılanlardandır.

Naim Efendi’yi her ziyaretinde ona Seniha’yla ilgili haberleri anlatır Hak­ kı Celis. Onu üzecek ayrıntıları geçiş­ tirir, kimi eklemeler yapar. Hele, Seniha dahil her şeyin sahibiymiş gi­ bi ortada dolaşan aile dostundan h iç ’ söz etmez.

Naim Efendi’den ayrılıp gece geç vakit evine dönerken de, İstanbul’un karanlık sokaklarında savaşın doğur­ duğu acıları duyar içinde. O zaman ne kadar değiştiğini anlar. Bugünkü Hak­ kı Celis, dünkü Hakkı Celis’e yaban­ cıdır. içindeki sevda, birkaç yıldır m illî ideal denilen sevdadır. Seniha’ya duy­ duğu sevginin yerini millet sevgisi al­ mıştır. Bir hafta sonra ise Çanakkale’­ ye gönderilecektir.

Çanakkale’ye gitmeden bir hafta önce veda ziyaretlerine başlayan Hak­ kı Celis, Belkıs Hanım’dan Faik Bey’ in bugün yarın döneceğini duyar. Oysa Seniha bir milletvekili ile evlenmek üzeredir. Neyyire ve Nuriye hanımlar ise Hakkı Celis’i oldukça değişmiş bu­ lurlar. Onun artık şiiryazmadığını, es­ ki u ğ ra şla rın ı yavan bulduğunu öğrenince de iyice şaşırırlar.

Seniha’ya uğrayan Hakkı Celis,

onu evde yalnız bulur. Giyiminden, he­ yecanlı davranışlarından birisini bek­ lediğini anlar. Faik Bey’dir beklediği. Önemsemez görünür Seniha, sözü Hakkı Celis’e getirir. Ama kapı çalınıp da Faik Bey odaya girdiğinde her iki­ si de sapsarı kesilir. Ancak zaman geç­ tikçe soğukkanlılıklarını toplarlar.

Sessiz ve sıkıntılı geçen akşam ye­ meğinden sonra çok kalmaz Faik Bey. Birlikte çıktıkları Hakkı Celis’e Beyoğ- lu’na kadar yürümeyi önerir. Sonra da Tepebaşı’ndaki bir barda içki içmeyi.

Kalabalık ve gürültülü barda bir masa bulup yerleştikleri anda içmeye başlayan Faik Bey, ansızın kadınların kötülüğünden söz etmeye başlar, ar­ dından Seniha’ya getirir sözü. Ne za­ man ki Seniha ondan kaçmaya başlamış, ülkeden ülkeye peşinden koşmuştur Seniha’nın. Onun yanında olabilmek uğruna aşağılanmanın her türlüsüne katlanmıştır. Tek çözüm in­ tikamdır Faik Bey için.

Çevrelerindeki kalabalığın, içerek, dans ederek sözde eğlenmeye çalış­ ması, bu iğrenç sefahat; Seniha’nın ev­ lenmesini engelleyeceğini söyleyen Faik Bey’in sızıp kalması, Belkıs Ha- nım’ın Hakkı Celis’i görünce hazla tit­ reyen bedeni, Nuriye ve Neyyire hanımların iğreti duygululuğu zavallı Faik Bey’in o akşamki bir sözünü ha­ tırlatır Hakkı Celis’e: “ Cephenin arka­ sındaki hayat daha iyi değil."

Naim Efendi’nin konağı aylardır ki­ ralık olmasına karşın, uygun bir kira­ cı çıkmamıştır. Zaten huysuz, hırçın bir ihtiyardır artık Naim Efendi. G ittik­ çe çevresi boşaldığından yalnızlık onu sıkmakta, Hakkı Celis’i aramaktadır.

Nitekim hakkı Celis’in iki gün izin alıp ansızın gelmesi Naim Efendi’yi çok sevindirir.Kimsesizliğini, yoksul­ luğunu anlatır ona. Seniha’nın odası dışında, konaktaki eşyalar bir bir sa­ tılm ıştır. Heyecanla Seniha’ya ilişkin haberleri sorar. Evlilik gerçekleşme­ miştir. Sofya’ya gittiği söyleyen damat adayı İstanbul’a dönmediği gibi, ken­ disinden haber de alınamamıştır.

Ertesi gün de Faik Bey’i arar Hak­ kı Celis. İki genç konuşa konuşa Be- yoğlu’nda yürürlerken bir arabayla geçen Seniha’ya rastlarlar. Faik Bey’e elini bile uzatmayan Seniha, Hakkı Ce­ lis ’i arabaya çağırır. Yolda Naim Efen­ d i’nin birden ağırlaştığını, annesinin onun başında beklediğini anlatır Hakkı Celis’e. Eve geldiklerinde de odasına alır onu.

Seniha’nın odasına eğemen olan renk ve odada duyulan koku bir anda başını döndürür Hakkı Celis’in. Hele onun önünde soyunması ve yarı çıp­ lak tuvalet masasına oturarak saçları­ nı çözmesi, özlemle onu seyretmesine yol açar. Gözleri aynada karşılaşınca da kıpkırmızı kesilir. Niçin sustuğunu soran Seniha’nın ta içine işleyen ba­ kışı üzerine artık tutamaz kendini, hün­ gür hüngür ağlamaya başlar.

Gittikçe artan gözyaşlarıyla kana kana ağlamak istemektedir Hakkı Ce­ lis. Bunun nedenini soran Seniha’ya, niçin ağladığını bildiğini söyler. Ama

onun işveli, biraz da alaylı bir bakışla “ Demek beni hâlâ seviyorsun” deme­ si, coşkunca akan gözyaşlarını birden­ bire durdurur.

Seniha soğuk, sessiz, çekingen bir çocuk haline dönüşen Hakkı Celis’i yeniden coşturmak isterse de başara­ maz. Bu değişikliği, Faik Bey’in ken­ disi hakkında bir şeyler söylemesine bağlar. Ve Faik Bey’le ilişkilerim, bu ilişkinin onu nasıl uçuruma sürükledi­ ğini anlatır.

O akşam yemekte yalnızdırlar. Baş­ tan sona sessizce yenen bir yemektir bu. Hakkı Celis giderken, yarın cephe­ ye döneceğini söyler. Ve Seniha öp­ mesi için ona elini uzatır.

Bu görüşmeden on beş gün sonra Servet Bey’lerde düğün gecesini an­ dıran görkemli bir sofra kurulmuştur. Konuklardan Azmi Bey diye tanıtılan bir zabit, Seniha’nın yeni sevdalıların- dandır.

Servet Bey’in işleri son zamanlar­ da epeyce yolundadır. İşadamlarıyla düşüp kalkmakta, nazırların yanına gi­ rip çıkmaktadır. Ama tasarılarından herhangi birinin gerçekleştiği de gö­ rülmemiştir. Sürdürdüğü harp zengini yaşayışının nereden kaynaklandığını bilenler anlamlı, anlamlı gülümserler birbirlerine.

Nitekim bu akşam onuruna yemek verilen kişi, şeker yokluğunda vurgu­ nu vuran bir tüccardır. Gözlerini Seni­ ha’dan ayırmayışı da Azmi Bey'in rakibi olduğunu, sözde Servet Bey'le ortaklıklarının içyüzünü göstermekte­ dir. Her davranışından işten çok Seni­ ha’yla ilgilendiği anlaşılmaktadır.

Yemeğe oturulduğunda, Seniha konukları ustaca yerleştirir. Azmi Bey sol yanında, şeker tüccarı ise karşısın- dadır. Bu durum Azmi Bey’in kıskanç­ lığını yatıştırırken, şeker tüccarının isteğini de kamçılamaktadır. Yalnız Az­ mi Bey’in arkadaşı Hüsnü Bey, sofra­ nın bir ucunda, çirkin bir kadının yanına düşmüştür ve sıkıntıdan patla­ maktadır.

Sonuçta Seniha’nın bir sorusunu fırsat bilerek Çanakkale savaşlarında tanık olduğu genç bir subayın ölümü­ nü anlatır.

Hakkı Celis’tir bu. Pervasızca, ölü­ me gidercesine savaşmıştır. Onun ya­ ralanışını, ağır yaralıyken su diye yalvarışını ayrıntılarıyla öyküler Hüs­ nü Bey. Su içerse öleceğini söylediği­ ni, onunsa, bir an önce kurtulacağı yanıtını verdiğini anlatır.

Hakkı Celis’in ölümünün uzun ve ayrıntılı anlatımına dayanamaz Seniha. Azmi Bey’den arkadaşını susturması­ nı ister. Hüsnü Bey utanarak başını önüne eğer. Kadınlardan kimisinin gözleri yaşlıdır. Şeker tüccarı bile hü­ zünlüdür.

Hüsnü Bey’e bir gün bu çocuğun gömülü olduğu yeri göstermesini, ona görkemli bir mezar yaptırmak istediği­ ni söyler. Ve bu cömertçe davranışı­ nın etkisini görmek için Seniha’ya bakar gözünün ucuyla.

Seniha ise sadece güzel ve süslü­ dür.

(5)

Romandan alıntı

1 t. j§ i

|AİM Efendi’nin heyecandan dili tutul- ¡m uştu. Hele genç kızın kendilerine doğ- İru yaklaştığını hisseder etmez tepeden' ¡tırnağa kadar dondu, kaldı. Seniha da te- jlâ şlı ve heyecanlıydı. Fakat, her vakitki gi- İb i görünmeye çalışıyordu; geldi, yatağın layak ucunda karyolanın demirine dayan­ dı, durdu. Bir müddet, hiç bir şey söylemeksizin büyük ba­ basının yüzüne, sonra annesine, daha sonra odanın için­ de birtakım gayrı muayen notkalara baktı ve nihayet heyecanını güçlükle zaptedebilen bir sesle:

“ Anne” , dedi. “ Bizi biraz yalnız bırakır mısın?” Naim Efendi, o kadar çekindiği kati ve mukadder saa­ tin geldiğini hissetti. Kabahatli bir çocuk gibi başını önü­ ne eğdi. Nasıl? Her şeyi bizzat onunla münakaşa etmek kudretini kendinde bulabilecek miydi? Kendi kendisine, “ Biraz mütehakkim ve amir olm alı?” diyordu.

Seniha:

“ Büyükbaba” , dedi; “ Dün Faik Bey’in babasına gitmiş­ siniz, öyle mi?”

ihtiyar adam, başıyla iki defa “ evet” işareti yaptı. “ Büyükbaba! Dün Kasım Paşa’ya, Faik Bey beni alsın diye yalvarmak için gittiniz değil mi?”

Naim Efendi’nin başı bu sefer anlaşılmaz bir hareketle kımıldadı.

“ Rica ederim, bana açıkça söyleyiniz, bu çirkin ve aca- yipfıareketi yapmaya neden lüzum gördünüz?”

Sesini çıkarmadı, önüne baktı. Seniha devam etti: “ Zira, bu hareketiniz için çirkin ve acayip sıfatlarından başka kelime bulamıyorum; vakıa bundan daha adi, daha zelil ne olabilir?.. Bu, sizce belki böyle değildir, her şeyde olduğu gibi bu meselede de belki siz başka türlü düşünü­ yorsunuz, ben başka türlü düşünüyorum. Fakat rica.ede- rim; durup dururken ne hakla, ne selâhiyetle benim ismimi, benim haysiyetimi, hiç haberim olmaksızın, yalnız kendi kendinize makul bulduğunuz bir zaruret veya bir sebep için yerden yere sürüklemek zahmetine katlandınız?”

|HTİYAR adam, eğile eğile iki kat olmuş- 1 tu; genç kızın gözleri artık onu görmüyor­ d u :

“ Ne Faik Bey beni almak için babası- |nın emrine, ne ben Faik Bey’e varmak için ¡sizin arzunuza tabiyiz. Ben yirmi yaşıma ¡giriyorum. O otuzuna yaklaşıyor; birbiri­ mizi sizin bizi tanıyışınızdan daha iyi tanıyoruz ve sevişi­ yoruz.”

Naim Efendi titredi.

“ ...Evet, evet, sevişiyoruz. Bugün istesem ben ona va­ rırım; bugün istesem o beni alır; dünya bîr araya gelse, kim­ seler bizi ayıramaz. Fakat, ne çare ki istemiyoruz. Zira, evlenme hakkındaki fikirlerimiz sizinkilere hiç benzemiyor. Bizim için evlenme bir kalp meselesi değildir. Ne de bir uzvi zarurettir. Ben ve o, bu işi bir hesap ve akıl meselesi telakki ediyoruz; paraya müteallik bir iş...”

Naim Efendi, ilk defa olarak başını kaldırdı; hayretten ziyade korkuyu ifade eden gözlerle torununun yüzüne baktı; o, ağzının ucu hafifçe yukarıya doğru çekilmiş, sırtı karyo­ lanın direğine dayanmış, ayakta sözüne devam ediyordu: “ Bunun içindir ki, bir gün Faik Bey’le baş başa verdik, düşündük, taşındık; birbirimizle evlenmeyi pek fena bir iş bulduk: Onda benim arzularımı temin edecek kadar bir ser­ vet, bende ona muhtaç olmayacak kadar bir çeyiz yoktu.

Dedik ki: ‘Şimdi, sevişiyoruz. Fakat, o zaman didişeceğiz; birbirimize ağır geleceğiz; birbirimizden nefret edeceğiz!’ O bilir ki benim arzularım — hırslarım desem daha iyi olur— hadsiz hesapsızdır; evet, hırslarım, hadsiz hesapsızdır!..” ihtiyar adam, aklını kaybetmekten korkuyordu: Seniha hep aynı vaziyette soğuk ve haşin söylüyordu:

"Siz zanediyor musunuz ki, ben ömrümün sonuna ka­ dar böyle bir evde kalacağım? Böyle bir memlekettefjetra- fımda böyle bir halkla? Bin güçlükle senede ancak bâş on kat esvap yaptırarak, ara sıra Ada’ya misafirliğe giderek ve pazartesi günleri aşağıda salonda birkaç manasız ve yavan davetli bekleyerek yaşayıp gideceğim? Hayır! Büyükbaba, ben o kadar basit ruhlu bir kız değilim ! Çok okudum; çok öğrendim; çok düşündüm çok tahlil ettim. Biliyorum ki, ha­ yat denilen şey, içinde doğup büyüdüğüm bu hapishane­ nin dışında, gürültülü, geniş, aydınlık, acayip, hazin, neşeli, düz, yılankavi, inişli yokuşlu, bitmez tükenmez bir sahadır. Oradan bin türlü sesler işitiyorum; bu sesler her biri bir baş­ ka tarzda, bir başka lisanda bana, ‘g e l!’ diyor. Kendimi güç zaptediyorum. Fakat, bugün değilse yarın mutlaka bu ses­ lerden birine doğru koşacağım. Mutlaka!..”

sjAİM Efendi, torununun ne dediğini ar­ tık hiç anlamıyordu. Onun için bütün bu |sözlerin deli saçmalarından; rüyalardaki sayıklamalardan hiçbir farkı yoktu. Ken­ di kendine: "Acaba kızcağızın sıtması mı Ivar? Olabilir a; belki sıtması var” diyordu. İBirkaç defa: “ Yavrum, hasta m ısın?" di­ ye soracak oldu. Fakat, Seniha, sözüne bir lahza fasıla ver­ meksizin gittikçe artan bir ateşle söylüyor, söylüyordu:

“ Herkesin kendine mahsus bir hayatı vardır. Siz zan­ nediyorsunuz ki, herkes, herkes gibi yaşayabilir. Annem nasıl sizin gibi bu konakta yaşayıp ihtiyarladıysa ben de onun gibi yaşayıp ihtiyarlamaya razı olacağım. Halbuki ben mutlaka kendi hayatımı yaşamak istiyorum. İşte bunun için­ dir ki, sevdiğim bir adamı kendime hayat yoldaşı yapmak­ tan çekiniyorum; zira bütün hazlarımda, zevklerimde, keder ve heyecanlarımda tamamiyle yalnız kalmak, tamamiyle benliğimi muhafaza etmek emelindeyim. Sevilen adam, bizi çağıran seslerden biridir; fakat hayat yoldaşı bizi o sesle­ re doğru götüren kimsedir; bu kimse kâh önümüzden, kâh arkamızdan yürür, bizi birtakım kazalardan siyanet eder, bir­ takım zahmetlerden kurtarır, ettiğimiz hataları tamire çalı­ şır, masraflarımızı öder, tıpkı çocukluğumuzda bizimle beraber dolaşan lalam gibi bir şey...”

Naim Efendi nihayet başını kaldırdı:

“ Kızım, ne demek istiyorsun? Anlamıyorum” dedi. Seniha, gözlerinde sert ve madenî bir parıltıyla büyük­ babasının yüzüne dik dik baktı:

“ Size, hayat ve izdivaç hakkındaki fik irle rim i söylüyorum” dedi; “ tâ ki bundan sonra habersizce tekrar benim işlerime karıştığınız zaman dünkü kırdığınız pot gi­ bi bir pot daha kırmayınız... Bu seferkini tashih kabil ola­ cak — zira, şimdi, gidip bir mektupla Kasım Paşa’ya izahat vereceğim, her şeyin nasıl benden habersiz yapıldığını söy­ leyeceğim — fakat günün birinde olabilir ki, düzeltilmesi kabil olmayacak bir hata daha işleyebilirsiniz; onun için size şimdiden söylüyorum; rica ederim, benim işlerime karış­ mayınız.”

Seniha, bu sözleri söyleyerek, çıktı gitti. Genç kız şu son sözlerini söylediği esnada, Naim Efendi’yi sürekli ve inatçı bir hıçkırık tutmuştu. Güçlükle soluk alabiliyordu. Vaktaki kızı Sekine Hanım, tekrar yanına girdi ve kendisin­ den Seniha ite aralarında geçen muhavereye dair malûmat almak istedi, biçare ihtiyarın bir kelime söylemeye gücü yetmedi.

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Michael Malin’e göre, deltalar, tipik olarak akarsular›n genifl bir su kütlesiyle birlefltikleri yerde oluflan tortu birikintileri olduklar›ndan, görüntüler ayn› zamanda

Yaygın olan sınıflandırmaya göre çekirdek aile, destekli çekirdek aile, geleneksel geniĢ aile, biraz daha küçülmüĢ olan geçici aile ve çözülen aile

tabiat görüntülerine yer vermek’ gibi veya ‘ilgi çekici bir olay örgüsü’ gibi bazı roman nitelikleri göstermekte olduğu dile getirilmekteyse de hiçbir zaman bütün

Horizontal göz hareketlerinin düzenlendiği inferior pons tegmentumundaki paramedyan pontin retiküler formasyon, mediyal longitidunal fasikül ve altıncı kraniyal sinir nükleusu

ölümün şart muhayyerliğine etkisi konusunda üç görüş belirtmişlerdir: 1-Malikîler, Şâfiîler ve bazı Hanbelîlere göre şart muhayyerliği hak

Anahtar sözcükler: Akciğer kanseri, metastaz, orbita Key words: Orbital mass, lung cancer, metastasis.. Geliş tarihi: 20 / 09 / 2013 Kabul tarihi: 15 / 01

Bizim çalışmamızda en sık rastlanan infeksiyon odaklarını %39.5 oranıyla üst solunum yolu infeksiyonları, %11.8 ora- nıyla idrar yolu infeksiyonu, %9.7 oranıyla diş infeksiyonu

En yüksek ortalama prokalsitonin ve TNF-a a düzeylerinin septik floklu olgularda saptand›¤›, bunu s›ras›yla a¤›r sepsis ve sepsisli olgular›n izledi¤i görüldü ve