1. ARAŞTIRMANIN KONUSU, DENENCESİ, AMACI VE YÖNTEMİ

2.2. Yerel Seçimlerde Siyasi Partiler

2.2.2. Yerel Seçimlerde Siyasi Partilerin Konumu ve İşlevleri

Yerel yönetim kuruluşlarında belediyelerin, il özel idaresinde il genel meclisinin siyasal kimlikleri vardır. Ancak valinin siyasal bir kimliği bulunmamaktadır (Arıkboğa, 2008: 188). Bu başlık altında araştırma ile ilişkili olarak sadece belediye başkanlığı seçimlerinde siyasi partiler üzerinde durulmuştur. Siyasi partiler demokratik yönetimlerin örgütleridir. Seçimle yönetilen toplumlarda vardır (Aziz, 2007: 88). Belediye başkanlığı seçimlerinde bağımsız olarak veya herhangi bir siyasi partiden aday olunmamakla birlikte; siyasi partilere değil; adaylara oy kullanılmaktadır. Ancak seçmenler, oy kullanırken adayın mensup olduğu siyasi partiyi de göz önünde bulundurmaktadır (Buran, 2005a: 582). Siyasi partilerin işlevleri içerisinde seçimle ilgili olanı “seçimlerde aday göstermek ve seçmenlerin adayları tanımalarına yardımcı olmak suretiyle bu adayların seçilmelerini sağlamak” (Teziç, 2004: 326–327) olarak kısaca belirtmek mümkündür. Bu işlevin yerel seçimler içinde geçerli olduğu görülmektedir.

Günümüzde kitlelerin siyasi kararlara katılmasının partiler aracılığıyla olması; seçme ve seçilme haklarının, partilerden birinin siyasi tercihinden ibaret kalması; seçimlerin parti seçimi haline dönüşmesi, partilerin aday belirlemede kullandıkları yöntemlerin demokratik olup olmamasını önemli kılmaktadır (Bosuter, 1969: 14). Bu bağlamda yerel seçimlerde siyasi partilerin belediye başkan adaylarını belirleme şekilleri önem kazanmaktadır.

Yerel seçim dönemlerinde siyasal katılmayı sağlamaları ve halka yerel hizmet boyutunda istek ve beklentilerini ulaştırabilmeleri için, siyasi partilerin konumunu incelemek mümkündür. Seçmenlerin çeşitli kaynaklardan gelen bilgileri değerlendirmeleri seçim kararlarında etkili olmaktadır. Dolayısı ile seçilmek isteyen siyasi partilerin, bu kaynaklar aracılığı ile seçmenlere doğru mesaj göndermeleri gerekmektedir. Siyasi partiler bu iletişim sürecini tesadüfe bırakmamalıdır (Sancar, 2008: 19).

Türkiye’de 1930 ve 1942 yıllarını kapsayan tek partili dönemde yerel seçimler, tercihli oy yöntemine göre yapılmıştır. Her il ve ilçeden seçilecek aday sayısının iki katı kadar kişi asil ve yedek liste olarak belirlenmiştir. Adaylar parti merkezi tarafından değil, mahalle temsilcileri tarafından belirlenmiştir. Bu dönemde özellikle yürütülen seçim kampanya ve propagandaları ilginçtir. Basın, radyo, yüz yüze görüşmeler ve konferanslar bu çalışmalarda önemli yer tutmuştur (Üste, 2009: 1171–1172). 1950 öncesinde tespit edilen yapılmış yerel seçimler; 1922, 1923, 1924 Ocak, 1924 Kasım, 1927, 1929 yıllarında yapılan İzmir Belediye Seçimleri; 1930, 1934, 1938 Belediye Meclisi; 1942, 1946 Belediye Meclisi, İl Genel Meclisi seçimleri; 1947 Köy, Mahalle Muhtar ve İhtiyar Meclisi seçimleridir (Turan, 2008: 386).

1961 Anayasası’nın 112. maddesinde ,“İdarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır” denmiştir. Bu anayasada ayrıca seçim ilkelerine de yer verilmiştir. Yüksek Seçim Kurulu anayasal bir kuruluş olarak düzenlenmiştir. 1961 Anayasası’na göre yerel yönetimler “il, belediye veya köy halkının mahalli ihtiyaçlarını karşılayan ve genel karar organları halk tarafından seçilen kamu tüzel kişileridir” (Soysal, 1986: 238). Ayrıca bu dönemde yerel seçimler basında daha geniş yer almaya başlamış ve yerel seçim istatistikleri yayınlanmıştır (Çitçi vd, 2001: 2-3).

1982 Anayasa’sının yürürlüğe girmesiyle birlikte yerel seçimlere ilişkin yasal düzenleme de yenilenmiş, yerel seçimlere ilişkin usul ve esasları düzenleyen 18.01.1984 tarih ve 2972 sayılı ‘’Mahalli İdareler İle Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri’’ seçimi hakkında kanun çıkarılmıştır. Bu kanuna göre; “Belediye Başkanlığı seçimleri çoğunluk sistemine göre yapılmaktadır. 2972 sayılı Kanun’un 22. maddesine göre ise; “belediye başkanlığı seçimlerinde en çok oy alan aday başkanlığa seçilmektedir. Ayrıca kanunun 32. maddesinin 4. fıkrasında “Muhtar, İhtiyar Heyeti ve İhtiyar Meclisi seçimlerinin ekseriyet sistemine göre yapılacağı” belirtilmektedir (Şentürk, 2008: 16).

1982 Anayasasının 127. maddesinin 3. fıkrasında yerel seçim dönemi 5 yıl olarak belirlenmektedir. 127. maddeyle ilgili gerekçelerde bu konuyla ilgili bir açıklama bulunmamakla birlikte, Anayasanın 77. maddesinin 1. fıkrasında TBMM için öngörülen beş yıllık seçim dönemi ile paralellik sağlanmak istendiği

anlaşılmaktadır (Türk, 1989: 74). Yerel seçimlerin önemi, çoğu ülkede olduğu gibi Türkiye’de de artmıştır. Bunun en güzel örneği 1963’den beri belediye başkanlarının belediye meclisi üyeleri tarafından değil de doğrudan halk tarafından seçilmesidir (Buran, 2005: 21).

1961 Anayasası’nın ardından bugüne kadar 17 Kasım 1963, 2 Haziran 1968, 9 Aralık 1973, 11 Aralık 1977, 25 Mart 1984, 26 Mart 1989, 27 Mart 1994, 18 Nisan 1999 ve 28 Mart 2004 ve son olarak 29 Mart 2009 tarihlerinde yerel seçimler yapılmıştır (Turan, 2008: 386).

Yerel seçimler, nasıl bir yerel demokrasi istendiğinin ve hangi somut politikaların hayata geçirilmesinin talep edildiğinin öncelikli ve detaylı bir şekilde vurgulandığı bir zemin olmalıdır. Bu sebeple halkın yerel yönetimlere nasıl katılacağı önemli bir konudur (Mutlu, 2009: 781). Fakat yerel seçimleri eleştiren bazı görüşlere göre, yerel yönetimler konusunda önemli niceliklere ulaşılmasına rağmen, seçim ve temsil anlamındaki siyasal boyut, hep yönetsel olanın arkasında kalmıştır. Yerel seçimler, her dönemde ulusal seçimlerin gölgesindedir (Çitçi vd. 2001: 1). Seçmenin yerel seçimlerde çoğunlukla adaylara değil partilere göre oy vermesi de bu durumun açık bir göstergesidir. Bu bağlamda yerel seçimlerde, siyasi partilerin konumunun ve işlevlerinin önemli olduğunu söylemek mümkündür.

Ülkemizde demokratik kültürün ve kurumların gelişmesi için yerel yönetimlerin demokrasinin okulu olma misyonunu yüklenmeleri gerekmektedir. Ancak bunun için de halkın yerelde siyasete katılım kanalları genişletilmelidir. Bunun yolu da yerel seçimlerde adayları öne çıkarmakla, seçim yapılan makamların güçlendirilmesi ile mümkündür (Şentürk, 2008: 18). Ayrıca Türkiye’de yerel seçimler ulusal seçimlere yakın tarihlerde yapılmaktadır. Bu durum genel olarak iki temel sonuç doğurmaktadır. Birincisi, ulusal seçimden belli bir süre sonra yapılan yerel seçimler, iktidar partisi açısından bir güven oylaması niteliğini kazanmakta, ikincisi ise, yerel seçimlerden sonra yakın dönemde bir ulusal seçim yapıldığında, yerel seçimler bir tür kamuoyu yoklaması olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, bu etmen çerçevesinde yerel seçimler, hem yürütülen seçim propagandası hem de seçimlere yüklenen anlam kapsamında ulusal siyaset ekseninde bir siyasi faaliyet görünümüne bürünmektedir (Akbulut, 2004: 1).

3. SİYASİ PARTİLER VE SİYASİ PARTİLERDE GÜNDEM VE İLETİŞİM YÖNETİMİ

Siyasi partiler, bir program çerçevesinde siyasal kararları etkilemek ve bu amaçla siyasal iktidarı ele geçirmek üzere örgütlenmiş kuruluşlardır (Kışlalı, 1997: 238). İletişim, etkileşim, ikna, mesaj gibi kavramlar siyasi partilerin en çok ilgilendiği konular içinde yer almaktadır. Bunların sürekli takip edilmesi, etkili hale getirilmesi ve yeni tekniklerin uygulanması gerekmektedir. Örneğin, kamuoyu araştırmaları, seçmen eğilimleri, toplumsal yapıdaki değişimler, sosyolojik ve psikolojik algı siyasi partilerin yakından takip etmesi gereken konular içinde yer almaktadır (Özkan, 2010). Halkı haberdar etmek demokratik kurumların temel zorunluluğudur. Siyasi partiler, seçmenlerin bilgi eksikliğini gidermelidir. Kamuoyunun oluşumu ve seçimlerin sonuçları halka dürüst davranan, bilgi eksikliğini gideren partiler tarafından şekillenmektedir (Caillaud ve Tirole, 1999: 779).

Siyasi partilerin siyasi semboller, normlar, bir ideoloji veya ideolojik kanıtlar, toplumsal sorunlara çözüm önerileri, siyasi hedefler vs. üretip bunları mesaj haline getirerek içinde bulundukları topluma iletme zorunlulukları bulunmaktadır. Bu iletilen mesajların toplumun tüm kesimi tarafından anlaşılabilir nitelikte olması gerekmektedir. Siyasilere bu konuda yardımcı olacak kaynak, siyasette kullanılan iletişim yöntemleridir (Uslu, 1996: 791). Siyasal sistemleri ne olursa olsun, siyasi partiler, halkın toplum sorunları karşısında bilinçlenmesine, kamuoyunun oluşmasına, toplumdan gelen istek, dilek ve beklentilerin siyasi kararların alındığı merkezlere iletilmesine yardımcı olmakta ve önemli aracılık görevleri üstlenmektedir (Öztekin, 2003: 75). Bu bağlamda siyasi partilerin, toplumların gelişmesinde etkili olduğunu söylemek mümkündür.

İletişim araçlarının bilgi kaynağı olarak siyasetçiye, siyasetçilerin de iletişim aracı olarak medyaya duyduğu gereksinim, siyasi iletişim sürecinde önemli bir rol oynamaktadır (Yıldız, 2002: 95). Siyasi iletişimin sanayi haline geldiği batılı ülkelerde politikacılar, seçmenin isteklerini anlayarak, eğilimleri doğrultusunda kampanya oluşturmaktadır. Bunu da iletişim süreci olarak tanımlamaktadır. Siyasal iletişim gelişmiş ülkelerde siyasal yaşamın vazgeçilmez bir aracıdır. Seçen ve seçilen

arasındaki karşılıklı iletişimi kurmak için çeşitli tanıtım faaliyetlerinden oluşmaktadır. Öncelikle seçmenin kimi seçmesi gerektiği ve yönetim sürecine nasıl katılabileceği konusunda, beyninde bir düşünce oluşmasına yardımcı olmaktadır. Daha sonra seçilenin seçenle arasındaki hoşnutluğu arttırması için çalışmaktadır (Algül, 2004: 23-24). Siyasi partilerdeki iletişim çalışmalarını anlamak için, siyasi partilerin tanımının ve yapısının bilinmesi gerekmektedir.

Belgede Siyasi partilerin halkla ilişkiler ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları: Türk Basınında 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri (sayfa 47-51)