Hülelü’l-ihsân li’tezyini’l-insân

Belgede SON DÖNEM ALEVİYYE ŞEYHLERİNDEN FADL B. ALEVÎ’NİN HAYATI VE TASAVVUFÎ GÖRÜŞLERİ (sayfa 42-45)

2. ESERLERİ

2.2. Hülelü’l-ihsân li’tezyini’l-insân

Hülelü’l-ihsân li-tezyini’l-insan adını verdiği bu eseri, Mâverdî’nin Edebü’d-dîn ve’d-dünyâ adlı eserini kısaltarak ve başka kitaplardan yaralanarak hazırlamıştır. Eser, bir giriş ve yedi bölümden oluşmaktadır. Eserin giriş kısmında içeriği özetlenmiş olup insanın arzuladığı şeyler içerisinde faydaları ve sonuçları bakımından en değerli olan, önemle üzerinde durulması gereken hususlar, din ve dünya işlerini düzene koymaya ve onlara istikamet kazandırmaya yönelik olanlar incelenmiştir. Birinci bölüm, aklın fazileti ve hevanın yerilmesi; ikinci bölüm, ilmin âdâb ve faziletleri, cehalet ve cahillerin yerilmesi; üçüncü bölüm, dinin âdâbı; dördüncü bölüm, dünya âdâbı; beşinci bölüm, nefsin âdâbı; altıncı bölüm, meşveret âdâbı; yedinci bölüm, mürüvvet âdâbı hakkındadır.

Birinci bölüm; aklın fazileti ve hevanın yerilmesi hakkındadır. Dinin aslı ve dünyanın ayakta kalmasını sağlayan direği olan akıl, bütün faziletlerin temeli ve edebin kaynağı kabul edilmiştir. İşlerin hakikati, iyi ve kötünün ayırt edilmesi, akıl vasıtasıyladır.

Akıl ğarîzî ve müktesep olmak üzere ikiye ayrılır. Hakiki akıl ğarîzî olandır ve bir sınırı vardır. İnsan bu akla göre dini emir ve yasaklara muhatap olur, diğer canlılardan onu farklı kılan işte bu akıldır.

Aklın hakikati ve insan bedenindeki yeri hakkında farklı görüşler bulunmaktadır.

Kimine göre ise akıl, malumatın hakikatlerini birbirinden ayıran latif bir cevherdir. Bu görüşte olanlar, aklın insandaki yeri hususunda da gruplara ayrılmışlardır. Bir gruba göre aklın yeri beyindir. Diğer bir gruba göre aklın yeri, hayat ve hislerin kaynağı olan kalptir.

Müellif, aklın cevher olduğunu iddia eden bu görüşü, gerekçelerini zikrederek reddetmiştir.

98 İsmail Paşa el-Bağdadî, Îzâhü’l-meknûn fi’z-zeyli alâ Keşfi’z-zunûn an esâmi’l kütübi ve’l-fünûn, Dârü ihyâi’t-türâsi’l-Arabî, C.I, Beyrut: s.81.; İsmail Paşa el-Bağdâdî, Hediyyetü’l-ârifîn. C.I, Müessetü’t-târîhi’l-Arabî, s.153. Yusuf İlyan Serkis, Muʻcemü’l-matbûati’l-Arabiyye ve’l-muarrebe, C.II, Kahire:

Mektebetü’s-sekâfeti’d-dîyniyye, s. 1421.; Fehmi Edhem Karatay, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Arapça Basmalar Alfabe Kataloğu, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1951, s.213.

31

Akıl hakkındaki bir diğere görüş ise, eşyanın hakikat ve manasını idrak edendir.

Bu görüş de bir gerekçe ile reddedilmiştir. Kelam âlimlerinin bir kısmı ise aklı “zarurî bilgilerin toplamıdır ve bunun da sınırı yoktur” demişlerdir. Ancak müellif bu görüşü de yeterli görmemiştir. Aklın mahiyeti hakkındaki bir diğer görüş ise “idraki zaruri olan şeylerin bilinmesidir”. Müellife göre akıl hakkındaki doğru tanım budur. Bu tanımın doğruluğunu kanıtlar nitelikte bilgiler aktarılmıştır. Felsefecilere göre aklın başlangıcı anlamadaki hızı olup, sonu ise vehmin isabetli olmasıdır.

Bu tanımlamalardan sonra akıl hakkında sahabe-i kiram ve bazı filozofların sözleri ile aklın fazileti hakkındaki şiirlerden oluşan detaylı açıklamalar yer almıştır. Akıl konusunun işlendiği bölümde cehaletin kötülüğü ve zararları anlatılmıştır.

Bu bölümün sonunda heva ile ilgili müstakil bir kısım yer almaktadır. Heva, hayırlı işlere engel olup akla zıttır. Çünkü kötü huylara, çirkin davranışlara, mürüvvet perdesinin yırtılmasına ve kötü yolların açılmasına sebep olmaktadır. Hevanın yerilmesi ile ilgili ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler, hikmetli sözler ve şiirler nakledilmiştir.

İkinci bölüm; ilim ve âdâbı hakkında olup üç kısımdan oluşmaktadır. Bölümün başında ilmin her türlüsünün değerli olduğu ancak bütün ilimleri öğrenmenin mümkün olmadığı vurgulanmıştır. İlmin ve âlimin faziletini ele alan ayet, hadis, hikmetli sözler ve şiirlerle konu kapsamlı bir şekilde izah edilmiştir. Bu fazileti inkâr edip ilmin ve âlimin hakkını teslim etmeyenlerin sadece cahiller olduğu vurgulanmıştır. İlim talebesinde bulunması gereken şartlar da sıralanmıştır.

Birinci kısımda, ilmin âdâbı ile ilgili bilgiler ele alınmıştır. İlk başta ilim talebesinin üstadına karşı nefsini kırmasının gerekliliğine, mütevazı ve tatlı dilli olmasının önemine vurgu yapılmış olup bu hususlara dair geniş açıklamalar yapılmıştır.

İkinci kısımda âlimlerin sahip olması gereken ahlak ve âdâb, uzak durmaları gereken tavır ve davranışlar izah edilmiştir. Üçüncü kısım, ilimlerin elde edilmesinin nasıl olacağı, buna nereden başlanılacağı ve takip edilecek yöntemler anlatılmıştır.

Üçüncü bölüm; dinin âdâbı hakkındadır. Bölüme dinin varlık sebep ve hikmetlerini ele alan kapsamlı bir giriş yapılmıştır. Mükelleflerin inanç, emir ve yasaklarla muhatap oldukları vurgulanmıştır. Bu üç kavramın içerikleri ve hikmetleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır.

32

Dördüncü bölüm; dünya âdâbı hakkındadır. Allah’ın mükemmel hikmeti ve sonsuz kudreti, dünyayı sorumluluk ve amel yeri, ahireti de karar kılınacak ve amellerin karşılığının alınacağı yer olarak var etmiştir. Dünya hayatı ahiret için hazırlık yapma ve azık toplama yeridir. Fani bir yer olması hasebiyle nefsin dünyaya meyletmemesi ve ihtiyaç nispetinde ona değer vermesi gerekmektedir. Dünya hayatının tanzimi için gerekli şartlar tafsilatıyla ele alınmıştır.

Bu bölüm içerisinde ayrıca dört kısım bulunmaktadır. Birincisi, insan halini ıslah için gerekli hususlardan oluşmaktadır. İkincisi, arkadaşlar ve arkadaşlık hakkındadır.

Üçüncüsü, ülfetin sağlanmasında önemli bir husus olan iyilik konusunu ele almaktadır.

Dördüncüsü, hayatın devamı için gerekli maddi hususlarla ilgilidir.

Beşinci bölüm; Nefsin âdâbı hakkındadır. Nefis pek çok huy ve ahlaka sahiptir ancak ne kadar iyi olsa da tedib ve tehzibe ihtiyaç duymaktadır. Bu girişten sonra tedib ve tehzibin nasıl olacağına dair tafsilat verilmiştir. Alt başlıklar da ise şu konular işlenmiştir: Birincisi, kibir ve kendini beğenmekten uzak durmak; ikincisi, iyi ahlâk;

üçüncüsü, hayır ve şerrin alametleri; dördüncüsü, yumuşak huyluluk ve öfkeli olmak;

beşincisi, doğruluk ve yalan; altıncısı, kıskançlık ve başkaları ile yarış halinde olmak;

yedincisi, susmak; sekizincisi, sabır ve kaygılı olma hali; dokuzuncusu, mizah ve gülme;

onuncusu, uğursuzluk ve fal hakkındadır.

Altıncı bölüm; meşveret hakkındadır. Akıl sahibi herkesin bir işe karar vermeden önce muhakkak birine danışması gerektiği dile getirilmiştir. Allah’ın peygamber efendimize meşveret etmesini emrettiği ayet ve bu hususta rivayet edilen hadislerin aktarılması ile konunun ehemmiyetine dikkat çekilmiştir. Bölümün sonuna sır saklama ile ilgili bir kısım eklenmiştir.

Yedinci bölüm, mürüvvet hakkındadır. Mürüvvet, en iyi hallere riayet ederek herhangi bir kötülüğün meydanda gelmesine fırsat vermemek olarak tanımlanmıştır.

Mürüvvet kerim ve faziletli insan olmanın göstergesi olarak kabul edilmiştir. Mürüvvet sahibi bir insan olmanın gerekleri tafsilatıyla izah edilmiştir.

Bu eser, müellifin en hacimli eseri olup yüz doksan dokuz sayfadan oluşmaktadır.

Eser 15 Cemaziyelahir 1274’de tamamlanmıştır. Şeyh Ali el-Muhallilâtî’nin tashihi, Ahmed b. el-Hâc İsmail el-Fahmâvî’nin hattıyla yazılmıştır. Müellif tarafından basım

33

masrafları karşılanarak 12 Şaban 1274’te basılmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi Koleksiyonu 1794 numarada bir nüshası bulunmaktadır. 99

2.3. Uddetü’l-Ümerâi ve’l-Hükkâm Li-İhâneti’l-Kefereti ve

Belgede SON DÖNEM ALEVİYYE ŞEYHLERİNDEN FADL B. ALEVÎ’NİN HAYATI VE TASAVVUFÎ GÖRÜŞLERİ (sayfa 42-45)