BÖLÜM 4 PSİKOLOJİ ve İKTİSADIN BULUŞMASI: DAVRANIŞSAL İKTİSAT
4.3 Geçmişten Günümüze Davranışsal İktisadın Gelişimi
4.3.1 Klasik İktisat Dönemi
İktisat ile psikoloji arasındaki yakınlaşma her ne kadar davranışsal iktisadın gündeme gelmesiyle ortaya çıkmış olsa da, aslında bu iki disiplin arasındaki ilişki Klasik iktisat dönemine kadar uzanmaktadır. Klasik iktisat dönemi düşünürlerinden Adam Smith (1723‐
1790), David Hume (1711‐1776) ve Jeremy Bentham (1748‐1832) bireylerin davranışlarının ekonomi üzerindeki etkilerini açıklamak için psikoloji biliminden yararlanmışlardır.
Klasik iktisat ekolünün öncüsü olan Adam Smith’in 1759 yılında yayınladığı “Ahlaki Duygular Kuramı (The Theory of Moral Sentiments)” adlı eseri iktisatta insan psikolojisinin etkisine vurgu yapan önemli eserlerden biridir. Bu eserde Smith’e göre, bireyin davranışlarını belirleyen en önemli unsur “sempati” dir. Şüphesiz ki Smith bizlere “sempati”
kavramı ile insanoğlunun çevresindeki insanları kendi kederlerine ve sevinçlerine ortak ettiği, yine aynı şekilde çevresinde bulunan insanların da kederlerine ve sevinçlerine ortak olma eğilimi gösterdiğini vurgulamak istemiştir. Smith’e göre çevremizdeki insanların düşüncelerini bilemeyeceğimiz için, onlara nasıl davranmamız gerektiği konusunda da bilgi sahibi değilizdir. Bu nedenle bireyler sempati kurarak kendilerine nasıl davranılmasını istiyorlarsa çevresindeki insanlara da benzer şekilde davranacaklardır. Eğer bir piyasa sempati üzerine kurulursa o piyasadaki insanlar, adil şartlarda rekabet edebilecek ve böylece ekonomik refah seviyesi yükselecektir (Buğra, 1995, 97; Matsuyama, 2009’a atfen Eser ve Toigonbaeva, 2011: 289).
Ahlaki Duygular Kuramı’nda sempati ilkesi ile birlikte bencillik seviyesine ulaşmayan, sağlıklı ve gerekli bir “kendini sevme” olgusuna da yer verilmiştir. Aslında Smith’in eserlerinde Bernard Mandeville tarafından 1700’lü yılların başında yazılan “Arılar Masalı – The Fable of Bees” adlı eserden etkilendiği ileri sürülmektedir. Arılar Masalı adlı eserde Mandeville; mutluluğun erdemsiz olmaya bağlı olduğunu, kişiyi mutlu kılanın bencilliği olacağını ve bencil dürtülere göre sergilenen davranışların topluma fayda sağlayacağını ileri
59
sürmüştür. Mandeville, insanların davranışlarını etkileyen dürtünün bencil ve çıkarcı oluş olarak tamınlarken; Smith ise bu dürtünün sempati ile birlikte toplum içerisindeki değerimiz olduğunu söyler. Bu ilkeler insanın neden daha iyi duruma gelmek için çalıştığını açıklar.
Smith’e göre insanlar zenginliklerini herkesin görmesini isterken, yoksulluklarını gizlemeyi tercih ederler. Çünkü zenginliğin insanların ilgisini üzerine çekeceğini düşünürken, yoksulluğun ise aksine insanların yakın davranışlar sergilemesinin önüne geçeceğini düşünmektedir (Ruben, 2013: 31; Buğra, 1995: 98).
Adam Smith, bireylerin davranışlarının psikolojik ilkeleri konusunda önemli tespitler yaptığı
“Ahlaki Duygular Kuramı” adlı eserde yapmış olduğu bir tespit, günümüzde davranışsal iktisadın önemli yaklaşımlarından birisi olan kayıptan kaçınma (loss aversion) yaklaşımına karşılık gelmektedir. Smith’in yapmış olduğu bu tespite göre bireyin daha iyi bir durumdan daha kötü bir duruma düştüğü zaman gösterdiği üzüntü, kötü bir durumdan daha iyi bir duruma geçtiğinde gösterdiği mutluluktan çok daha fazladır (Camerer ve Loewenstein, 2004: 5). Smith’in Ahlaki Duyguların Kuramı’ndan 17 yıl sonra 1776 yılında ortaya koyduğu ve iktisat bilimi açısından önemli bir eser olan “Ulusların Zenginliği - The Wealth of Nations” adlı kitabında ise sempati kavramından neredeyse hiç bahsedilmez. Smith’in bu eserinde bahsettiği en önemli ilkelerden biri, kişinin kendini düşünme bir başka deyişle çıkarlarının peşinde koşma eğilimidir. Smith’e göre kişi, sadece kendi çıkarlarının peşinde koşan bir varlık değil, aynı zamanda istediğini diğer insanlarla mübadele ve takas yoluna girerek elde eden bir varlıktır (Buğra, 1995: 101-102).
Smith’in Ulusların Zenginliği adlı eserinde, Mandeville’in bireylerin bencil, çıkarcı ve ahlaksız davrandığı takdirde dâhil oldukları toplumu daha ileri bir seviyeye taşıyabileceklerini ileri sürdüğü Arılar Masalı adlı kitabından esinlendiği ve benzer bir görüş benimsediği düşünülmektedir. Arılar Masalı eserinde arıların oluşturduğu kovan halkının davranışları şöyle sıralanabilir: (Ruben, 2013: 25-27)
Eğer kovandaki arılar, bireysel olarak sahtekârlık, kibir ve lüks tüketime düşkünlük gibi ahlâksız davranışlar sergilerlerse, kovan toplumunun mutluluk ve refah seviyesi yükselecektir.
Arıların sahtekârca davranışlar sergilemesi kovan toplumunun refah ve zenginlik kaynağıdır.
60
Kibir ve lüks tüketime olan düşkünlük ise tüketimin artmasını ve istihdamın yükselmesini sağlar.
İnsanların doğası gereği bencil olması, kendi zevk ve tercihleri doğrultusunda hareket etmesine neden olur. Bu özellikten dolayı insanlar bir durum karşısında çevresinde bulunan diğer insanların yarar veya zarar görme ihtimalini hiç göz önünde bulundurmayacaklardır. Bir başka deyişle insanlar özü gereği
“diğerkâmlık” özelliğine sahip değildirler.
Klasik dönem iktisatta, insan psikolojisini dikkate alan iktisatçılardan biri de Jeremy Bentham’dır. Jeremy Bentham, 1789 yılında yayımlanan “Ahlak ve Yasama İlkelerine Giriş - Introduction to the Principles of Morals and Legislation” adlı eserde çıkarları peşinde koşan bireyleri, temeli psikolojik hedonizme (hazcılık) dayanan faydacılık felsefesi ile açıklamaya çalışır. Kavramsal olarak psikolojik hedonizm insanın nihai amacının elemden ve kederden kaçarak hazza ulaşmak olduğunu ileri sürer. İnsanlar doğası gereği aldıkları hazzı arttırmak için sürekli bir arayış içine girerler. Bentham, insanın haz ve acının yönetimi altında olduğunu ve psikolojik hazcılığın insanın olası haz duygusunun peşinden koşmasına dayandığını ileri sürmektedir (Ulaş, 2002: 648).
Geleneksel iktisat teorisinin temel dayanağını oluşturan psikolojik hazcılık kavramı; her bireyin kendi faydasını arttırma, zararını da azaltma yönünde hareket edeceğini vurgulamaktadır. Her bireyin faydasını arttırma çabasının, toplumunda faydasını arttıracak olması geleneksel iktisat teorisinin genel varsayımlarından birisidir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken noktalardan biri, bireyin çıkarları ile toplumun çıkarlarının örtüşmemesi halinde ne olacağı sorusunun cevapsız bırakılmasıdır. Dolayısıyla geleneksel iktisat teorisi hakkında genel anlayış, teorinin sadece zevk ve acının hesaplanması ile ilgili bir disiplin olduğudur. Bu anlayış nedeniyle psikolojik hazcılık geleneksel iktisat teorisine güçlü bir yön vererek farklı bir boyut kazandırmıştır (Ruben ve Dumludağ, 2015a: 6).
Klasik dönem düşünürlerinden birisi olan David Hume, çalışmalarında rasyonalist bakış açısına karşı çıkarak aklın sınırlılığından ve mutlak akılcılığın olumsuz etkilerinden bahsetmiştir. Rasyonalizmin ilk ciddi eleştirmenlerinden biri olarak kabul edilen Hume’un fikirleri sayesinde birey, özgürlük ve sınırlı devlet anlayışına farklı bakış açıları gelişmiş ve bireylerin davranışlarının her zaman rasyonel olamayacağı düşüncesi ortaya çıkmıştır (Kırlı, 2013: 101-104).
61
Hume, bireyin her zaman rasyonel davranmayacağı düşüncesi ile aklın sınırlılıklarını yani sınırlı rasyonelliği ispat etmeye çalışmıştır. Gerçekte Hume’ın amacı deneyim ve gözlemi kullanarak bilimsel araştırmalarında gelişme kaydedebilmektir. Hume’ın rasyonalizmi eleştirmesi kendine özgü bir rasyonalizm geliştirmesine yol açmıştır (Yayla, 2002: 56).
Hume‘un katkısı geleneksel akılcılık anlayışını eleştirerek kendine özgü terimlerle yeni bir bakış açısı ortaya koymuş olmasıdır. Hume, bireyin almış olduğu kararlarda aklın ne kadar etkili olduğu konusunu irdelemiş, aslında bireyin inanç ve eylemlerinin her zaman rasyonel olmayacağını anlatmaya çalışmıştır. Hume‘a göre akılcılık insan davranışlarının yegâne belirleyicisi değildir, insana dair her detayın bilimsel araştırmalarla detaylı olarak irdelenmesi gerekmektedir (Stroud, 1977: 13-14).