2.4. Medyanın Toplumsal Etkisi Üzerine YaklaĢımlar
2.4.2. EleĢtirel YaklaĢımlar
2.4.2.1. Frankfurt Okulu EleĢtirel YaklaĢımı
Kitle iletiĢim araçlarına iliĢkin eleĢtirel yaklaĢımın en önemli temsilcilerinden biri
“Frankfurt Okul”udur. EleĢtirel yaklaĢımların merkezinden bulunan “Frankfurt Okulu” terimi hem yaygın, ancak dağınık bir biçimde hem bir grup entelektüeli hem de özgül bir toplum teorisini belirtmek için kullanılagelmiĢtir. “EleĢtirel YaklaĢım” olarak da adlandırılan bu yaklaĢımı, 1920‟lerin sonlarında Frankfurt‟ta bir araya gelen ve o günden beri de Frankfurt Okulu diye adlandırılan bir topluluk oluĢturmuĢtur (Magee, 1979, s.75). Max Horkheimer, Theodor Adorno, Leo Lowental, Herbert Marcuse ve Walter Benjamin gibi isimlerin yer aldığı bu topluluk, Almanya‟da bağımsız bir Marksist araĢtırma çizgisini savunan radikal Alman iĢadamı Felix Weil‟in parasal desteğiyle kurulmuĢtur. Ancak Hitler‟in 1933‟de iktidara gelmesinin ardından ABD‟ye göç etmiĢ ve Newyork‟ta yeniden kurulmuĢtur.
Frankfurt Okulu kuramcıları, ancak 1949‟da Batı Almanya‟ya dönebilmiĢlerdir (Ġnglis, 2005, s.221).
Frankfurt Okulu‟nun ortaya çıkıĢında, Batı Avrupa‟daki iĢçi sınıfı hareketlerinin 1.
Dünya savaĢını izleyen yıllardaki ağır yenilgisi, Rus Devriminin Stalinizme dönüĢmesi, FaĢizm ve Nazizmin yükseliĢi etkili olmuĢtur. Frankfurt Okulu düĢünürleri, Marksist toplum
teorisi varoluĢçuluk ve psikanalizle tamamlamaya çalıĢmıĢlardır (Uzun ve Tekinalp, 2006, s.
157). ĠĢte bu düĢünürlerden ve Okul‟un kurucularından Horkheimer ile Adorno “kültür endüstrisi” terimini benimsemiĢlerdir ve kültür endüstrisini endoktrinasyon ve toplumsal denetim aracı olarak yukarıdan dayatılan yöneltilen bir kültür olarak görmüĢlerdir (Kellner, 2005, s.235). Adorno ve Horkheimer bu kavramı 19. Yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın baĢlarında Amerika ve Avrupa‟da yükselmeye baĢlayan eğlence endüstrisinin kültürel biçimlerinin metalaĢmasını vurgulamak amacıyla kullanmıĢlardır. Bu düĢünürlere göre, eğlence endüstrisinin yükselmesi kültürel ürünlerin standartlaĢması ve rasyonalizasyonu ile sonuçlanmıĢtır. Üretilen bu kültürel veya sanatsal ürünler aslında kapitalist birikim ve kâr elde etme amaçlarına uygun olarak kitlelerin tüketimi için hazırlanmıĢtır (Çağan, 2003, s.183).
Atiker‟in belirttiği üzere;
““Kültür endüstrisi” kavramına göre eğlence, güldürü ve erotik unsurlar aracılığıyla üretir. Ancak içgüdüyü sanat aracılığıyla yücelteceği yerde bastırılmamış cinselliği dolaysızca sergiler, fakat bunun sonucunda yine de mutluluk beklentisini hiçbir zaman karşılayamaz. Çünkü güldürünün bile gerçek mutlulukla bağlantısı koparılmıştır. Bu tür eğlence, iş yaşamının ve toplumsal düzenin acı gerçeklerini yalnızca geçici olarak unutturur ve kişiyi yeniden sistemle özdeşleşip verimli olması için dinlendirir. Aslında kültür endüstrisi, iş yaşamını, tüketiciye özel yaşamında (eğlence açısından) yeniden sunar. Tüketim baskısı, bireysel gereksemelerin yalnızca endüstri tarafından karşılanabileceği türündeki söylem aracılığıyla değil, endüstrinin karşılamadığı gereksemelerin karşılanmasının olanaksız olduğu mesajıyla da gerçekleşir. Bütün bunların sonucunda kişilerin bireyselleşmesi engellenip onlara salt tüketici rolü yakıştırılarak, bu rolün dışına çıkmalarına olanak verilmemiş, tüketim ideolojisi onlara kabul ettirilmiştir”
(Atiker, 1998, s.55).
Horkheimer, kitle iletiĢim araçlarının geliĢmesinin insanları birbirinden ayıran engelleri daha da arttırdığını belirtmiĢtir. Böylece yaĢam deneyiminin kitle iletiĢim aracılığıyla ifadesi olanaksız hale gelmiĢtir. Ayrıca kitle iletiĢim araçlarının, baskıcı kitlesel aldatma araçları olduğunu belirtir. Çünkü ona göre özgürlükten yoksunluk duygusu bu araçlarla telafi edilmektedir (akt: Mutlu, 2005, s.63).
Adorno ve Horkheimer‟in açtığı yolu izleyenler arasında bulunan From, Marcuse ve Habermas gibi diğer “EleĢtirel Kuramcılar” kendi eleĢtirel toplumsal kuramlarında kültür endüstrilerine temel bir rol atfetmiĢlerdir (Kellner, 2005, s.236). Armand ve Mattelart‟e göre Harbert Marcuse hiç kuĢkusuz Frankfurt Okul‟unun altmıĢlı yıllarındaki en parlak simasıdır (Armand ve Mattelart, 2003, s.64). Marcuse, tüketim toplumu ve tüketim kültürünün,
bireyleri tüketime dayalı yaĢam biçimlerini “satın almaya” zorlayan “yanlıĢ ve sahte ihtiyaçlar” ürettiğini ileri sürmüĢ ve post-endüstriyel kapitalizmin beraberinde getirmiĢ olduğu tüm nimetleri farklı bir gözle ele alarak, diğer arkadaĢları gibi oldukça kötümser bir perspektif sunmuĢtur (Jameson, 1997, s.104).
Marcuse‟e göre kitle iletiĢim araçları; sanatı, siyaseti, dini, felsefeyi ve ticareti uyumlu bir biçimde ve çoğu zaman da el altından birbirine karıĢtırmakla kalmıyor aynı zamanda bu kültür alanlarını ortak bir duruma, bir ticari biçime indirgemektedir. Yani ona göre gönlümüze seslenen müzik bile ticari bir müziktir ve kitle iletiĢim araçları sayesinde sadece alıĢveriĢ değerleri önemli hale gelmekte, bunun dıĢında her Ģey önemini kaybetmektedir (Marcuse, 1975, s. 76) .
Hall ve Whannel, C.Wright Milss‟den Q.D. Leavise‟e, Ortega Gasset‟e, Orwell‟e kadar kitle kültürü eleĢtirmenlerinin görüĢlerinden hareketle derledikleri kitle kültürünün iĢlevlerine yönelik eleĢtirileri Ģöyle sıralamaktadırlar:
“Bir avuç insan elinde toplanan iktidar, kitle kültürünün inceltilmiş manipülasyon teknikleriyle sürdürmektedir; kitle kültürü kitlesel olarak bir formüle göre üretilen ve yaratıcılığa yer vermeyen bir süreçtir; insanlar bu kültür nedeniyle toplumun katılımcıları yerine, başkalarının ürettiklerinin edilgin tüketicileri haline gelmişlerdir; kitle kültüründe medya bize yapay bir dünya görünümü sunar ve gerçeklik duygumuzu tanımlar ve yaşantımızı basma kalıp yargılar şeklinde düzenler; kitle kültürü bizi birbirimize benzer hale getirir; kitle kültürü halk sanatını yok eder; medya kitle kültüründe gereksinimlerimizi ve arzularımızı tatmin etmektense sömürür; kitle kültürü vasatlığı överek sıradanlığı yüceltir; kitle kültürünün tanımlayıcı bir unsuru da kişilik kültürüdür ve kitle kamusal toplulukları yerinden ettikçe, hakiki bireyin yerini de kişilik kültürü( yani insanın ne olduğunun, ne yapmış olduğunun değil, imajının, görünen yüzünün vurgulanması) alır; kitle kültürü ürünleri insanların gerçeklikten kaçmalarına imkan verir” (akt: Mutlu, 2005, s. 308-309).
Hall ve Whannel, kitle kültürünün bütün bu özelliklerinin, iktidar seçkinleri çalıĢmasında C.Wright Mills‟in Ģu tespitleriyle genel olarak özetlediğini belirtmektedir.
Medya, kitle insanına kim olduğunu anlatır- ona kimlik kazandırır. Medya, kitle insanına ne olmak istediğini anlatır- ona hırs, beklenti ve tutkular kazandırır. Medya, kitle insanına buna nasıl ulaĢacağını anlatır – ona tekniği kazandırır. Medya, kitle insanına öyle olmadığı halde öyle olduğunu nasıl düĢüneceğini anlatır- ona kaçıĢ imkânı verir (akt: Mutlu, 2005, s.308-309) Jurgen Habermars Frankfurt Okulu‟nun ikici kuĢak üyesi olarak bilinir. Kendisi 1959‟
da Adorno‟nun asistanı olmuĢ (Erdoğan ve Alemdar, 2002, s.416) ve eleĢtiren geleneği
sürdürmüĢtür. Ona göre modern toplumun temel özelliği özgürlüğün olmayıĢıdır. Ayrıca
“ĠletiĢimsel Eylem Kuramı” baĢlıklı çalıĢmasında, toplumsal olarak eylemde bulunan insanların iletiĢimsel akıl aracılığıyla geleceğe yönelik kolektif planlar yapabileceğini ileri sürer ve sermayenin yabancılaĢtırıcı etkisinde kurtulmak için dayanıĢma ve çarpıtılmamıĢ iletiĢim önemine vurgu yapar. Sermaye, dayanıĢmacı iletiĢim rasyonalitesine egemen olur ve böylece kapitalist kitle medyası kamusal alanı yok ederek pasif izleyiciler yaratır. Ona göre bunu yerine aktif iletiĢimciler kiĢiler arasında ideolojik ve çarpık iletiĢimden kurtulan açık, doğru ve bilgilendirici bir iletiĢim kurabilirler (Yaylagül, 2008, s.94-95).