• Sonuç bulunamadı

KIRILGAN DEMOKRASİLERDE SİYASAL ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "KIRILGAN DEMOKRASİLERDE SİYASAL ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ"

Copied!
459
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU HUKUKU (ANAYASA HUKUKU)

ANABİLİM DALI

KIRILGAN DEMOKRASİLERDE SİYASAL ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ

Doktora Tezi

Ali Ersoy KONTACI

Ankara-2010

(2)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU HUKUKU (ANAYASA HUKUKU)

ANABİLİM DALI

KIRILGAN DEMOKRASİLERDE SİYASAL ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ

Doktora Tezi

Ali Ersoy KONTACI

Tez Danışmanı Doç. Dr. Levent GÖNENÇ

Ankara-2010

(3)
(4)

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER ... .i KISALTMALAR CETVELİ ... vii GİRİŞ ... 1

I. BÖLÜM

BÖLÜNMÜŞ TOPLUMLAR, KIRILGAN DEMOKRASİLER ve ANAYASAL BEKLENTİLER

I. Tercihler ve Anayasal Değerler ... 9 II. Anayasal Değerler Üzerinde Uzlaşma ve Çatışma ... 13 III. Anayasal Değerlerin Ayrışması: Militan Demokrasilerden

Kırılgan Demokrasilere ... 19 IV. Kırılganlıklar Giderilebilir mi? Siyasal Örgütlenme Özgürlüğü

ve Siyasal Bütünleşme ... 27

II. BÖLÜM

SİYASETİN KAMUSAL FİNANSMANI

A) ÇAĞDAŞ DEMOKRASİLERDE SİYASETİN FİNANSMANI ... 40 I. Siyaset ve Para İlişkisi ... 40 II. Siyasetin Finansmanı: Yaklaşımlar ve Çalışmalar ... 44 B) KIRILGANLIKLARIN GİDERİLMESİ ARACI OLARAK

SİYASETİN KAMUSAL FİNANSMANI ... 50 I. Kırılgan Demokrasiler ve Siyasetin Kamusal Finansmanı:

Temel Varsayımlar ... 50 II. Kırılgan Demokrasiler ve Demokratik Tabanın Genişletilmesi . 54

(5)

III. Kamusal Finansman ve Kamusal Finansman Eşiği ... 59 a) Kamusal Finansmanda “Genel Kamusal Finansman Eşiği”

Uygulamaları ... 61 1- Bir Önceki veya En Son Seçimlerde Alınan Oy Oranı ... 61 2- Yasama Organında Kazanılan Temsilcilik Sayısı ... 65 b) Kamusal Finansmanda “Özel Kamusal Finansman Eşiği”

Alternatifleri ... 67 1- Tüzel Kişilik Kazanmaya Bağlı Kamusal Finansman

Desteği Uygulaması ... 68 2- Şarta Bağlı / Ödünç Kamusal Finansman Desteği

Uygulaması ... 72 3- Yerel Seçim Sonuçlarına Bağlı Kamusal Finansman

Desteği Uygulaması ... 76 4- Özel Finansman Türevi Olarak Kamusal Finansman

Desteği Uygulaması ... 79 5- Muhalefet Partilerine Özel Destek Biçimi Olarak

Kamusal Finansman Desteği Uygulaması ... 84 C) BİR KIRILGAN DEMOKRASİ MODELİ OLARAK TÜRKİYE’DE

SİYASETİN KAMUSAL FİNANSMANI ... 88 I. Türkiye’de Siyasetin Kamusal Finansmanı Tartışmalarının

Kavramsal Çerçevesi ... 88 II. Türkiye’de Siyasetin Kamusal Finansmanı Alanındaki

Genel Eğilimler ... 90 III. Türkiye’de Siyasetin Kamusal Finansmanının Yapısal

Görünümü ... 100 IV. Kırılganlıkların Giderilmesi Aracı Olarak Siyasetin

Kamusal Finansmanında Çerçeve Öneriler ... 107 a) Genel Kamusal Finansman Eşiğinin Aşağı Çekilmesi ... 108 b) Siyasetin Kamusal Finansmanının Özel Finansman

Eşiği Uygulamaları ile Zenginleştirilmesi ... 112

(6)

III. BÖLÜM SEÇİM SİSTEMLERİ

A) SEÇİM SİSTEMLERİ GENEL TEORİSİ ... 123

I. “Seçimlere İlişkin Düzenlemeler” ile “Seçim Sistemleri” ... 123

II. Seçim Sistemlerine Toplum Mühendisliği Yaklaşımı ... 128

III. Kırılgan Demokrasiler Penceresinden Seçim Sistemleri ... 135

B) FARKLILIK YÖNELİMLİ SEÇİM SİSTEMLERİ ... 145

I. Liste Usulü Nispi Temsil Sistemi ... 148

a) Siyasal Evrim, Toplumsal Çatışmalar ve Liste Usulü Nispi Temsil ... 148

b) Liste Usulü Nispi Temsilin Farklı Görünümleri ... 156

1- Seçim Çevreleri ... 158

2- Seçim Formülleri ... 167

i- En Yüksek Bakiye Yöntemleri ... 169

ii- En Yüksek Ortalama Yöntemleri ... 173

iii- Değerlendirme ... 175

3- Oy Pusulasının Yapısı ... 177

i- Bloke Liste Usulü ... 178

ii- Tercih Oylu Liste Usulü ... 181

iii- Serbest Liste Usulü ... 183

4- Seçim Barajları ... 184

II. Sınırlı Oy ve Devredilemez Tek Oy Sistemleri ... 188

III. Farklılığa Açık Bir İstikrar Denemesi: Karma Sistemler ... 193

IV. Farklılık Yöneliminde Özel Usuller ... 200

a) Tahsisli Sandalyeler ... 201

(7)

b) Topluluk Oy Pusulaları ... 206

c) “En Yakın Kaybeden” Uygulaması ... 208

C) BÜTÜNLEŞTİRME EĞİLİMLİ SEÇİM SİSTEMLERİ ... 211

I. Devredilebilir Tek Oy Sistemi ... 218

II. Alternatif Oy Sistemi ... 227

III. Bütünleştirme Eğiliminde Özel Usuller ... 235

a) Çok Kültürlü Liste Zorunluluğu ... 235

b) Seçim İttifakları ... 238

D) BİR KIRILGAN DEMOKRASİ MODELİ OLARAK TÜRKİYE’DE SEÇİM SİSTEMLERİ ... 244

I. Türkiye’de Seçim Sistemi Tartışmalarının Kavramsal Çerçevesi ... 244

II. Türkiye’de Seçim Sistemleri Alanındaki Genel Eğilimler ... 248

a) Yapısal Dönüşümle Sonuçlanan Eğilimler ... 248

1- İki Dereceli Seçimden Tek Dereceli Seçime Geçiş ... 248

2- Çoğunluk Sisteminden Nispî Temsil Sistemlerine Geçiş ... 250

b) Yapı Bozucu Eğilimler ... 253

1- İstikrarsızlaşma Eğilimi ... 253

2- Siyasal Alanı Sınırlama Eğilimi ... 258

III. Türkiye’de Seçim Sistemlerinin Yapısal Görünümü ... 260

a) 1946-1977 Dönemi: Yapay Çoğunluklardan Göreli Adalete Geçiş ... 260

b) 1983-1995 Dönemi: Adalet İlkesinden Uzaklaşma ... 261

c) 1995 Sonrası Dönem: Göreli Adaletin Dönüşü ve Kısmi İstikrarın Yerleşmesi ... 266

IV. Kırılganlıkların Giderilmesi Aracı Olarak Seçim Sistemlerinde Çerçeve Öneriler ... 270

a) Seçim İttifaklarının Serbest Bırakılması ... 273

(8)

b) Ülke Seçim Barajının Düşürülmesi ... 278

c) Ülke Seçim Çevresinden Milletvekili Seçilmesi ... 282

d) Millî Bakiye Yönteminin Uygulanması ... 285

e) Tercih Oylu Liste Usulünün Uygulanması ... 286

IV. BÖLÜM SİYASAL İFADE ve EYLEM OLANAKLARI A) SİYASAL TEMSİLDEN SİYASAL KATILIMA ... 291

I. Usul ve Esas Açısından Siyasete Kurumsal Katılım ... 291

II. İncelemeye İlişkin Zorluklar ... 293

B) ÇEŞİTLİ KIRILGAN DEMOKRASİLERDE SİYASAL İFADE ve EYLEM OLANAKLARI ... 296

I. Belçika Krallığı ... 298

a) Demokratik Performans ... 298

b) Kırılganlıklar Haritası ... 300

c) Siyasal Örgütlenme Özgürlüğü Boyutu ... 308

II. İspanya Krallığı ... 314

a) Demokratik Performans ... 314

b) Kırılganlıklar Haritası ... 316

c) Siyasal Örgütlenme Özgürlüğü Boyutu ... 319

C) TÜRKİYE’DE SİYASAL İFADE VE EYLEM OLANAKLARI ... 329

I. Türkiye’nin Kırılganlıklar Haritası ... 329

II. Lâiklik Ekseni ... 332

a) Türkiye’de Lâiklik Tartışmalarının Kavramsal Çerçevesi .. 332

b) Tarihsel Arka Plân: Lâiklik Eksenli Cumhuriyet Modernleşmesi ... 336

(9)

c) Anayasa Mahkemesi Kararlarında Lâiklik ve Siyasal

İfade/Eylem Olanakları ... 343

d) Laiklik ve Muhafazakâr Otoriteryanizm: Bir Kavramlaştırma Denemesi ... 351

III. Etnisite Ekseni ... 359

a) Türkiye’de Etnisite Temelli Tartışmaların Kavramsal Çerçevesi: Üniter Devletin Üç Hali ... 359

b) Anayasa Mahkemesi Kararlarında Üniter Devlet ... 364

1- Üniter Devlet İlkesine Mutlak Sadakat Yükümlülüğü ... 366

2- “Ülkenin” Bölünmez Bütünlüğü ... 367

3- “Millet”in Bölünmez Bütünlüğü ... 372

4- Bölünmezliğin Bileşik Hali: Ülke ve Millet Bütünlüğünün Eşdeğerliği ... 385

c) Üniter Devlette Etnik Siyaset: Meşru Siyaset Alanının Genişlemesi ... 387

1- Mevzuat Boyutu ... 390

2- İçtihat Boyutu ... 395

SONUÇ ... 407

KAYNAKÇA ... 412

ÖZET ... 446

SUMMARY ... 447

(10)

KISALTMALAR CETVELİ

a) Genel Kısaltmalar

AİHM : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AİHS : Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

AÜHFD : Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

AÜSBFD : Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi BM : Birleşmiş Milletler

b.n. : Benim Notum

C. : Cilt

Çev. : Çeviren Der. : Derleyen

dn. : Dipnot

E. : Esas (Sayısı)

ETA : Euskadi Ta Askatasuna

GÜHFD : Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Haz. : Hazırlayan

Hz. : Hazreti

IDEA : Institute for Democracy and Electoral Assistance IFES : International Foundation for Election Systems IPU : Inter Parliamentary Union

İÜHF : İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi K. : Karar (Sayısı)

k.t. : Karar Tarihi

No. : Number

pr. : Paragraf

(11)

RG. : Resmî Gazete

S. : Sayı

s. (ss.) : Sayfa(lar)

TBMM : Türkiye Büyük Millet Meclisi

TESEV : Türkiye Sosyal ve Ekonomik Etüdler Vakfı

vd. : Ve devamı

Vol. : Volume

Y. : Yıl

b) Siyasal Parti Kısaltmaları

AKP : Adalet ve Kalkınma Partisi ANAP : Anavatan Partisi

AP : Adalet Partisi BP : Birlik Partisi

BBP : Büyük Birlik Partisi BSP : Birleşik Sosyalist Parti CHP : Cumhuriyet Halk Partisi

CKMP : Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi CMP : Cumhuriyetçi Millet Partisi DDP : Demokrasi ve Değişim Partisi DEHAP : Demokratik Halk Partisi DMP : Demokrat Merkez Parti DP : Demokrat Parti

DSP : Demokratik Sol Parti DYP : Doğru Yol Partisi GP : Güven Partisi

(12)

HADEP : Halkın Demokrasi Partisi HEP : Halkın Emek Partisi IDP : Islahatçı Demokrasi Partisi LDP : Liberal Demokrat Parti MÇP : Milliyetçi Çalışma Partisi MP : Millet Partisi

PNV : Partido Nacionalista Vasco RP : Refah Partisi

SHP : Sosyaldemokrat Halkçı Parti SİP : Sosyalist İktidar Partisi TİP : Türkiye İşçi Partisi YTP : Yeni Türkiye Partisi

(13)

Giriş

Kırılgan demokrasiler bir “ideal tip”tir. Bu anlamda adı geçen kavram, araştırmacının gözlem yoluyla elde ettiği verileri, inceleme konusuna ilişkin algısı ve teorik yaklaşımı ile harmanlayarak ulaştığı bir soyutlamayı temsil etmektedir. Bu soyutlama yapılırken de, çok farklı nitelikler taşıyan ve buna bağlı olarak da pek çok farklı tanımlamaya ve gruplandırmaya konu olabilecek olan araştırma nesnelerinin bazı nitelikleri öne çıkarılmakta ve özellikle vurgulanmaktadır.1 Böylece, bir yandan karşılaşılan tarihsel/toplumsal olguları bilimsel kavramlarla açıklamaya çalışanları bekleyen en temel sorunlardan biri olan somutun sonsuz çeşitliliği ile başa çıkılmaya çalışılmakta; diğer yandan da, tanımlanan bu ideal tip ekseninde sıralanan farklı örnekler arasındaki bağlantıların ve ilişkilerin ortaya konulması amaçlanmaktadır.

Son tahlilde ise varılmak istenen nokta, bu yapıların genel işleyişine ilişkin tutarlı gözlemler yoluyla bilimsel genellemelere ulaşmak ve sorunlu olduğu tespit edilen boyutlara ilişkin çözüm önerileri sunmaktır.

      

1 Kavramı bir sosyal bilim aracı olarak ortaya atan ünlü Alman toplumbilimci Max WEBER’in ifadesiyle “ideal tip”: “…bir veya daha fazla bakış açısının tek taraflı olarak vurgulanmasıyla, evrende çok sayıda ve yaygın halde bulunan, birbirlerinden farklılıklar arz eden ve (o an itibariyle – b.n.) mevcut olan veya olmayan somut ve tekil olayların (tek taraflı olarak vurgulanan bu bakış açılarına uygun bir biçimde) bileşik bir analitik yapı içinde sentezlenmesi yoluyla…” elde edilmektedir. Bkz.

WEBER, Max, “Objectivity in Social Science and Social Policy”, The Methodology of the Social Sciences içinde, Der. ve İngilizce’ye Çev. Edward A. SHILS ve Henry A. FINCH, Free Press, New York 1997, s. 88.

(14)

Diğer taraftan “siyasal örgütlenme özgürlüğü”, bu çalışmada, tipik olarak yalnızca “açık toplum”larda2 görülen, somut ve son derece yaygın bir toplumsal davranış biçimini karşılamak üzere kullanılmaktadır. Bu bağlamda anılan özgürlük, demokratik sistemlerde her alandaki toplumsal farklılıkların serbestçe siyasal örgütlenme biçimlerine dönüşebilmesi hakkındaki normatif ilkeyi ifade etmektedir.3 Bu yönüyle de söz konusu özgürlük, yalnızca kırılgan demokrasilerin değil ama en asgarî tanımıyla ele alındığında dahi, bizatihi demokrasi fikrinin özünde yer alan bir kurucu unsura tekabül etmektedir.

Ne var ki, siyasal örgütlenme özgürlüğü ile demokrasi fikri arasındaki bu yapıcı ilişki; demokrasi teorisinden hareketle demokrasinin gerçek hayatta ve modern, karmaşık yapılı toplumlarda uygulanmasına doğru geçildikçe bulanıklaşmakta ve tek yönlü ve mutlak bir belirlenim ilişkisi olma niteliğini kaybetmektedir. Bilakis, siyasal örgütlenme özgürlüğü, toplumsal coğrafyadaki parçalanmışlığın siyasal coğrafyaya aşırı çoğulculuk şeklinde yansımasına aracılık ettiği ölçüde, demokratik sistemi benimseyen rejimlerin bekası üzerinde ortaya çıkan       

2 İlk olarak Henri BERGSON tarafından ortaya atılan “açık toplum” kavramı, burada POPPER’ın aynı isimli kitabındaki içeriğiyle, yani; “…liderlerin ancak askeri darbe veya kanlı devrimler sonucu devrilebildiği kapalı toplumun tam tersini” ifade etmek üzere kullanılmaktadır: POPPER, Karl, The Open Society and its Enemies, Vol. I (The Spell of Plato), Routledge, New York 2002, s. 132.

3 DUMAN, Fatih, “Sivil Toplum”, Siyaset içinde, Der. Mümtaz’er TÜRKÖNE, Lotus Yayınevi, İstanbul 2003, s. 364. Daha somnut olarak ifade etmek gerekirse, bu çalışmada siyasal örgütlenme özgürlüğü, insan hakları yazınında genel olarak “siyasal haklar” olarak tanımlanan hak kategorisinin

“özünü” karşılamak üzere kullanılmaktadır. Bu anlamıyla siyasal haklar, insan haklarının siyasal sürece ilişkin olan bir alt grubunu, veya daha doğrudan bir ifadeyle, vatandaşların siyasal iktidarın kullanımına katılmaları açısından vazgeçilmez bir araçsal işlev gören hakları ifade etmektedir. Bkz.

SADURSKI, Wojciech, “Introduction”, Political Rights under Stress in 21st Century Europe içinde, Der. Wojciech SADURSKI, Oxford University Press, New York 2006, s. 1

(15)

yoğun baskılara da kaynaklık edebilmektedir. Zira siyasal örgütlenme özgürlüğü kanallarıyla sisteme iletilen girdilerin bir kısmı, doğrudan doğruya sistemin varoluşsal temellerine yönelik aktif bir direnişi ve/veya radikal karşı-talepleri de içerebilmektedir. Bunun doğal sonucu ise, anılan sistemlerde, demokratik çoğulculuğun gereklerinin yerine getirilmesi ile rejimin temel değerlerinin korunması arasında çözülmesi güç ikilemlerin ortaya çıkmasıdır.

İşte, içinde yaşadıkları sistemin temellerine yönelik aktif bir direnişi ve/veya radikal karşı-talepleri siyasal örgütlenme özgürlüğü kanallarıyla dile getiren toplum kesimleri ile bu direniş ve taleplerin yöneldiği rejimin temel değerleri arasında ortaya çıkan açık ve yoğun çatışma durumu, bu çalışmada “kırılganlaşma” olarak tanımlanmaktadır.

Ne var ki bu tanımın, yukarıdaki haliyle, ancak çok genel bir çerçeveye oturan bir toplumsal ve siyasal olguya işaret etmekten öteye geçemeyeceği aşikârdır.

Hatta bir adım öteye geçilerek denilebilir ki, bu tanım itibariyle yalnızca demokratik rejimlerin değil, ama bilinen tüm rejimlerin kırılganlaşması mümkündür. Gerçekten, diktatörlüklerde bile toplumun geniş kesimlerinde dikta yönetimine karşı var olan yaygın hoşnutsuzluğun aktif bir direnişe dönüşmeye başladığı andan itibaren, söz konusu yapının kırılganlaşmaya başladığından söz etmek mümkün olabilecektir.4 Ama hiç kuşku yok ki bu çalışmada bizleri ilgilendiren şey, demokratik toplumu       

4 Her ne kadar dikta rejimlerinde bu türden kırılganlıkların kaba kuvvet kullanımı yoluyla bastırılabileceği düşünülebilirse de, aslında çoğu zaman ortaya çıkan sonuç, geçici sürelerle ertelenen bu çatışmaların ilk fırsatta yeniden ve daha kuvvetli şiddet dalgaları olarak dirilmeleri olmaktadır.

Bkz. The Right Honorable Lord WAKEHAM, “Foreword”, Democracy and Cultural Diversity içinde, Der. Michael O’NEILL ve Denis AUSTIN, Oxford University Press in Association with The Hansard Society for Parliamentary Government, Oxford 2000.

(16)

önceleyen bir dille ifade edilecek olursa; diktatörlüklerin kırılganlaşması örneğindeki gibi “olumlu kırılganlıklar” değil, ama özgürlükçü demokratik düzenlerde ortaya çıkan (ve ancak bu durumda siyasal örgütlenme özgürlüğüyle ilişkilendirilmesi mümkün ve mantıklı hale gelen) “olumsuz kırılganlıklar” ve bunların özgün görünümleridir.

Bu tespitlerden hareketle, anılan kavramın demokratik rejimlerin özgün bir durumunu ifade eden genel bir kategoriye dönüştürülebilmesi için, tanıma iki unsurun daha ilave edilmesi gerekmektedir. Bu anlamda, kırılganlık olgusundan hareketle kırılgan demokrasiler kategorisine ulaşmamızı sağlayan ilk unsur; bu türden demokrasilerde kırılganlaşmaya yol açan direniş ve/veya karşı-taleplerin, günümüzde artık demokratik değerler ve demokrasinin kurumsal işleyişiyle çatışan talepler olmaktan çıkmış olmalarıdır. Gerçekten de anılan toplumsal talepler, 20.

yüzyıla damgasını vuran otoriter veya totaliter akımlardan farklı olarak, doğrudan doğruya demokrasiyi ve demokratik değerleri değil ama rejimin “diğer anayasal değerlerini” hedef almaktadırlar. Bunun doğrudan sonucu ise, geçtiğimiz yüzyılın tehdit algısına paralel olarak demokrasinin demokrasi-karşıtı akımların taarruzundan korunması ihtiyacı çerçevesinde şekillenen teorilerin, kırılgan demokrasiler söz konusu olduğunda, geçerliliklerini ve açıklayıcı güçlerini büyük ölçüde yitirmeye başlamalarıdır.5

      

5 Bu nokta, aynı zamanda, bu çalışmada kullanıldığı içeriğiyle “kırılgan demokrasi” kavramının netleştiği ve benzer kavramlardan/kavramın diğer kullanımlarından ayrılmaya başladığı kavşağı da temsil etmektedir. Gerçekten, kırılgan demokrasi kavramı, çeşitli kaynaklarda son derece dağınık, rastlantısal ve hatta keyfî olarak kullanılan bir kavram olup, içeriği üzerinde de bilimsel bir uzlaşmaya varılabilmiş değildir. Bu bağlamda, kavrama gerçek bir bilimsel içerik kazandırma çabasının gözlendiği en önemli çalışmalardan birinde Samuel ISACHAROFF, kavramı: (a) İktidar olma

(17)

Kırılgan demokrasilerin bir ideal tip olarak ayırt edilmesini sağlayan ikinci unsur ise, bu türden demokrasilerde ortaya çıkan direniş ve/veya karşı-taleplerin, hemen daima etnik, dinsel veya kültürel temelli kimlik hareketleriyle örtüşmekte oluşudur. Bu durum ise, kırılganlık üreten dinamiklerle rejim arasındaki ilişkilerin çok dar bir alana hapsolması sonuncu doğurmaktadır. Zira anılan dinamiklerin büründüğü hâkim kültürel tonların sonucu olarak, bir yandan kırılganlık etkisi doğuran toplumsal taleplerin etrafında birey ve grup haklarından oluşan haklılık duvarları örülmekte, diğer yandan da demokratik rejimlerin temel değerlerinin anayasal ve yasal araçlarla korunması yönünde atılan adımların meşruiyeti gittikçe daha çok sorgulanır hale gelmektedir.

İşte bütün bu gelişmelerden hareketle, yukarıda tanımlanan sorunun çözümü yolunda takip eden sayfalarda ortaya konulan temel yaklaşım; kırılgan demokrasilerde siyasal örgütlenme özgürlüğü kanallarının farklı anayasal araçlarla yeniden tasarlanması yoluyla, söz konusu kırılganlıkların belli ölçüde giderilmesinin mümkün olabileceği varsayımına dayanmaktadır. Bu varsayımdan yola çıkılarak

        şanslarının bulunmadığını bildikleri halde, salt siyasal görüşlerinin propagandasını yapmak amacıyla seçimlere katılan “ayaklanmacı” partilerin, (b) Toplumun etnik veya dinsel bir azınlığının haklarının gasp edildiği iddiasıyla ve buna karşı çıkma amacıyla faaliyet gösteren “ayrılıkçı” partilerin ve (c) demokratik süreçleri, liberal demokrasiyi ortadan kaldırmak amacıyla kullanan “anti-demokratik”

partilerinin bulunduğu demokrasilere işaret etmek üzere kullanmaktadır (“Fragile Democracies”, Harvard Law Review, Vol. 120, No. 6 (2007) , ss. 1405-1467). Ne var ki, bu son derece rafine tanımlama çabasında dahi yukarıda ortaya konulan ayrımlara gidilmediği ve kırılgan demokrasi kavramının, sanki anayasa hukukunun kadim tartışmalarından olan “militan demokrasi” tartışmasının bir yeni biçimiymiş gibi açıklandığı görülmektedir. Hâlbuki burada savunulduğu şekliyle kırılgan demokrasiler, ağırlıklı olarak 21. yüzyıl dinamikleriyle; yani kültürel parçalanmayla, yerelleşme/bölgeselleşme eğilimleriyle ve mikro ölçekli demokrasi söylemleriyle tanımlanan yeni bir sorun alanına işaret etmektedir.

(18)

geliştirilen içerikte ise, toplumsal çatışmalar (social conflicts), siyasal örgütlenme özgürlüğü ve siyasal bütünleşme (political integration) üçlüsü arasındaki ilişkilerin dinamik bir gözle yeniden okunması yoluyla, etnik/dinsel/kültürel fay hatları boyunca örgütlenen toplumsal merkezkaç güçlerin sistem üzerinde yarattığı gerilimin en azından bir ölçüde azaltılmasının ve bu türden toplumsal çatışmaların barışçıl bir biçimde sürdürülmesine katkı sağlanmasının anayasal çerçevesi üzerinde durulmaktadır.

Ne var ki, çalışmanın temeline oturtulan bu varsayımın mantıksal tutarlılığı ile bunun olgular evrenindeki gerçekleşme düzeyi arasında mutlak bir bağıntı (corrélation) kurulamayacağının da akılda tutulması gerekmektedir. Hukuksal varsayım ile olgusal gerçekleşme düzeyi arasındaki bu farklılaşma, doğrudan doğruya, ele alınan sorunun çok boyutluluğundan kaynaklanmaktadır. Gerçekten de, nasıl ki bir demokrasinin kırılganlaşması salt hukuksal bir sorundan ziyade toplumsal ve siyasal bir birikimin eseri olarak ortaya çıkıyor ise; söz konusu kırılganlıkların giderilebilmesi de, siyasal taleplerin meşru zeminler üzerinde savunulabilmesine imkân veren bir anayasal çerçeveye ek olarak, ülkenin ekonomik koşullarındaki dönemsel eğilimlerden genel uluslararası konjonktürün elverişliliğine; küresel ekonomik ve siyasal yapılarla bütünleşme seviyesinden komşu ve çevre ülkelerle kurulan ilişkilere; toplumdaki etnik/dinsel/kültürel bölünmelerin özgün niteliğinden uzlaşmacı veya çatışmacı bir siyasal kültürün varlığına kadar başka pek çok sebeple de yakından ilgilidir. Dolayısıyla, bu çalışmanın esas varsayımının taşıdığı temel niteliğin “ihtimalîlik” (contingency) olduğunun6; başka bir ifadeyle, anılan

      

6 “Contingency” karşılığında Türkçede genellikle “olumsallık” teriminin tercih edildiği görülmektedir (Örn. ÇELEBİ, Aykut, Avrupa: Halkların Siyasal Birliği, Metis Yayınları, İstanbul 2002 (2002-a),

(19)

varsayımın olgular evreninde gerçekleşme ihtimali kadar gerçekleşmeme ihtimalinin de bulunduğunun ve nihaî sonucun, aralarında yukarıda sayılanların da bulunduğu başka pek çok etkenin özgün bir bileşimi olarak şekilleneceğinin peşinen kabul edilmesi gerekmektedir. Ne var ki, bütün bu belirsizliklere karşın anılan varsayımda ısrar edilmesinin nedeni, aksi yöndeki bir tutumun yol açacağı sonuçların çok daha net bir biçimde görülebiliyor olmasıdır. Gerçekten de, kırılgan demokrasilerdeki kırılganlıklarının, sistemin kendi mantığı açısından da daha rasyonel bir tercih olan anayasal zeminler üzerine çekilerek giderilmesinin başarı şansı üzerinde peşinen bir öngörüde bulunmak kolay olmasa da, kırılganlıkların kurumsallaşmasına yol açacak aksi yöndeki tutumların maliyetinin çok yüksek olacağını tahmin etmek güç değildir.

İşte bütün bu varsayımlar ve ihtimaller denizinde güvenle seyredebilmek amacıyla takip eden bölümde öncelikle yapılacak olan şey; bir tarihsel ve toplumsal kategori olarak kırılgan demokrasilere daha yakından bakmak ve karşı karşıya bulunulan durumun ve koşulların anlaşılır bir resmini çizmeye çalışmak olacaktır.

Daha sonraki bölümlerde ise çeşitli ülkelerde ve farklı tarihsel bağlamlar içinde uygulamaya konulan hukuksal çözümlerin incelenmesinden hareketle, araştırmanın esas ilgi alanı olan Türkiye özelinde uygulanabilecek anayasal çözümlerinin

        s. 46 ve özellikle dn. 1. Yazar, bir başka çalışmasında kavramı özel olarak da incelemektedir: “Risk ve Olumsallık, Sosyal Teori-Sosyal Felsefe İlişkisini Anlamaya Yönelik İki Anahtar Kavram”, AÜSBFD, C. 56, S. 1 (2002), (2002-b), ss. 129-159). Ancak bu çalışmada, kelime kökü itibariyle olumlayıcı bir değer yargısını çağrıştıran “olumsallık” terimi yerine, “olanaksallık” karşılığını öneren Hasan Bülent KAHRAMAN’ın yaklaşımı benimsenmektedir. (bkz. KAHRAMAN, Hasan Bülent,

“Avrupa: Türk Modernleşmesinin Xanadu’su; Türk Modernleşmesi Kurucu İradesine Yeni bir Bakış Denmesi”, Doğu Batı, Y. 4, S. 14 (2001), s. 13, dn. 13). Bununla beraber, bu çalışmada anılan kavram, sesbilim (fonetik) açısından daha uygun olduğu düşünülen “ihtimalîlik” şekline dönüştürülerek kullanılmaktadır.

(20)

ipuçlarına ulaşılmasına çalışılacaktır. Bu çaba bağlamında ele alınacak konular ise, sırasıyla, siyasetin kamusal finansmanı, seçim sistemleri ve siyasal ifade ve eylem olanakları olarak belirlenmiş bunmaktadır. Bu belirleme yapılırken de hem pratik bir sınırlama ihtiyacından hareket edilmiş, hem de kırılganlık üreten dinamikleri temsil eden siyasal hareketlerin önce varlık kazanabilmeleri, sonra sistemdeki diğer aktörlerle girecekleri seçim yarışında asgarî bir şansa sahip olabilmeleri ve en sonunda da, siyasal sürece anlamlı bir katkılar yapabilme ihtimalleri göz önünde bulundurulmuştur.

(21)

I. Bölüm

BÖLÜNMÜŞ TOPLUMLAR, KIRILGAN DEMOKRASİLER ve ANAYASAL BEKLENTİLER

I. Tercihler ve Anayasal Değerler

Siyaset, en basit anlatımıyla, tercihler yapmaktır. Bu tercihler, hem toplumların günlük yaşamına ilişkin sayısız meseleler karşısında izlenecek tutumlara dair perakende tercihleri, hem de insan topluluklarının siyasal rejimler çerçevesinde örgütlenmelerine ilişkin temel tercihleri içerir. Özellikle bu ikinci anlamıyla siyaset, değerler sisteminin içinden bir dizi değeri diğerlerinin yerine koyan plânlı seçimlere tekabül eder.7 Diğer bir deyişle siyaset, yalnızca hükümet mekanizmalarını ve devlet kurumlarını değil, ama bunların toplumun geneliyle ilişki kurmalarını sağlayan yapı ve süreçleri de içeren “siyasal sistem”in veya “rejim”in temel esaslarını belirlemeyi de içerir.8 Bu bağlamda her siyasal sistem, her şeyden önce bir tercihler topluluğu olarak varlık kazanmaktadır.

Bu tercihler, vatandaşlığın kapsamından (dışlayıcı mı, kapsayıcı mı?) devletin işlevlerine (eylem alanı sınırlı mı, sınırsız mı?), otoritenin kaynağından (halktan mı, yönetimden mi?) otoritenin yapısına (iktidar tek elde mi toplanmalı, dağıtılmalı mı?)

      

7 LIPSON, Leslie, Siyasetin Temel Sorunları, Çev. Fügen YAVUZ, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2005, ss. 41-42.

8 “Siyasal Sistem” veya “Rejim” in bu tanımı için bkz. HEYWOOD, Andrew, Politics, Palgrave, Chippenham, Wilts 2002, s. 26.

(22)

ve en nihayetinde devletin ölçeğinden dış ilişkilerine kadar pek çok konuyu kapsar.9 Sonuç olarak, her bir rejimin karakteri, bu ve benzer başka konularda yapılan tercihlerin özgün bir bileşimi olarak şekillenir. Üstelik bu tercihlerin, yalnızca yelpazenin iki ucundaki koyu tonlardan birini seçmek anlamına gelmediği; bilakis bu iki uç arasındaki gri bölgelerde konumlanan pek çok farklı alternatifin de bulunduğu hesaba katıldığında, söz konusu bileşimin özgün niteliği daha da belirgin hale gelir.10

Anılan bu siyasal tercihler, kural olarak, belli bir dönemde belli bir toplumun geneline hâkim olan eğilimlerin ve inanışların, o toplumun seçkinleri tarafından damıtılmış ve somutlaştırılmış halini ifade eder. Bu yönüyle her rejim, çeşitli araçlarla kurumsallaştırılan ve yaptırım mekanizmalarıyla desteklenen bir “merkez siyasal değer sistemi” temelinde örgütlenir. Bu anlamda merkez siyasal değerler sistemi, belli bir dönemde belli bir topluma yön veren siyasal değer ve inançlar ile bu değer ve inançlar üzerine inşa edilen siyasal kurumların bütününü kapsar.11

Çağdaş devlet düzenlerinde bu kurumsallaştırma, rejimlerin niteliğinden bağımsız olarak, hemen her zaman anayasalar aracılığıyla yapılır. Dolayısıyla her bir

      

9 LIPSON (2005), s. 37; BLONDEL, Jean, Comparative Government, An Introduction, Prentice Hall, Harvester Wheatsheaf, Cambridge 1995, ss. 15-17.

10 Burada bahsedilen “tercih”lerin, toplumlar (ve özellikle de toplumsal seçkinler) tarafından, belli bir anda bir araya gelinerek özgürce yapılan soğukkanlı seçimlere tekabül etmesinin pek nadir görülen bir durum olduğunu da ayrıca vurgulamak gerekmektedir. Gerçek yaşamda çoğunlukla karşılaşılan durum ise; bu “tercih”lerin önemli bir bölümünün, tarihsel deneyimlerin, geleneklerin, büyük çalkantıların ve hatta savaşların neticesi olarak biçimlenen ve değiştirilmesi epeyce güç olan kategorilerden oluşmasıdır.

11 SHILS, Edward, Center and Periphery: Essays in Macrosociology, University of Chicago Press, Chicago and London 1975, s. 3.

(23)

anayasa, diğer tüm işlevlerinden önce, ait olduğu ve kurumsallaştırdığı siyasal sistemin temel felsefesini, değerlerini ve tercihlerini yansıtan ve bunların işleyişine ve korunmasına ilişkin mekanizmaları kuran bir metin olma işlevini üstlenmektedir.12 Bu anlamda her bir anayasa, kurumsallaştırdığı merkez “siyasal değerler sistemi”ni “anayasal değerler sistemi”ne dönüştürür ve bulara bir tür kutsallık atfeder.

Bu anlatılanlar, demokrasiyi temel bir değer olarak kabul eden siyasal sistemler açısından da geçerlidir. Diğer bir deyişle, demokratik siyasal sistemler de, diğer tüm rejimler gibi, belli bir takım merkez siyasal değerler etrafında örgütlenir ve anılan değerleri anayasalarında (veya anayasal nitelik taşıyan diğer belgelerde) kurumsallaştırır.

Bu bağlamda, tüm demokratik siyasal sistemlerde paylaşılan temel anayasal değer, demokrasinin bizatihi kendisi olarak belirmektedir. Gerçekten de, çeşitli anayasalarda “özgürlükçü anayasal düzen”, “serbest seçimler”, “demokratik yaşam

      

12 Ivo Duchacek, Anayasaların bu işlevini, onların her şeyden önce birer “ideolojik manifesto” olması şeklinde ifade etmektedir. DUCHACEK, Ivo, “Constitution/Constitutionalism”, The Blackwell Encyclopedia of Political Institutions içinde, Der. Vernon BOGDANOR, Blackwell 1987, s. 142.

Ne var ki, ait olduğu rejimin gerçeklerini maskeleme amacı taşıyan “sahte” anayasalar ile;

anayasacılık prensiplerini hayata geçirme yönündeki tüm iyi niyetine rağmen, fiiliyattaki etkisi sınırlı olan anayasaların varlığından kaynaklanan problemleri de bu noktada hatırda tutmak gerekir. Anılan türden problemler için bkz. SARTORI, Giovanni, “Constitutionalism: A Preliminary Discussion”, The American Political Science Review, Vol. 56, No. 4 (1962), s. 861. Aynı yönde bkz. FINER, Samuel E., “Notes Towards a History of Constitutions”, Constitutions in Democratic Politics içinde, Der. Vernon BOGDANOR, Aldershot Publishing Co., Gover 1988, s. 31. Anılan konuya Türkiye’den yapılan iki katkı için bkz. TURHAN, Mehmet, “Anayasa ve Anayasacılık”, Amme İdaresi Dergisi, C. 27, S. 3 (1994), s. 3-12 ve ERDOĞAN, Mustafa, Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitabevi, Ankara 2001, ss. 15-17.

(24)

tarzı” gibi sözcüklerle ifade edilen bu yapının, demokrasilerin asgarî özünü oluşturan serbest seçim mekanizmalarına ek olarak; düşünce ve ifade özgürlükleri, basın özgürlüğü ve siyasal parti özgürlüğü gibi öğelerle tamamlandığı ve bütüncül bir demokratik mekanizma kurulmasının amaçlandığı görülmektedir. Bununla birlikte, demokratik siyasal sistemler de, aynı diğer siyasal sistemler gibi, bir tercihler

“topluluğu”dur. Bu vurgulu ifadeyle anlatılmak istenen şey, demokratik rejimlerin pek çoğunun anayasalarında benimsenen tek temel tercihin demokratik kurumlar inşasından ibaret olmadığı; aksine, demokratik süreçler ve değerlere ek olarak pek çok farklı anayasal değerin de buralarda somutlaşmakta olduğudur. Gerçekten de, demokrasinin kurumsal mekanizmaları ile bazı temel hak ve özgürlüklere ek olarak;

demokratik anayasalarda da devletin şeklinden yapısal örgütlenmesine, ülkenin toprak bütünlüğünden dinin toplumdaki statüsüne kadar pek çok farklı değerin anayasal düzeyde koruma altına alındığı ve meşru siyaset alanının sınır taşları olarak işlev gördüğü bilinmektedir.

(25)

II. Anayasal Değerler Üzerinde Uzlaşma ve Çatışma

Demokratik bir rejimde benimsenen anayasal değerler sisteminin unsurları ile bunların toplumsal coğrafyadaki karşılıkları arasındaki ilişkiye bakıldığında ise, tipik olarak iki farklı durumdan birinin gerçekleşmekte olduğunu gözlemlemek mümkündür. Bu durumlardan ilki, söz konusu değerler üzerinde toplumun hem siyasal/kültürel seçkinlerince, hem de geniş halk kesimlerince paylaşılan, yaygın ve sağlam temelli bir uzlaşmanın bulunması ve/veya zaman içinde yaratılmış olması ihtimalidir. “Pekişmiş demokrasiler”13 olarak adlandırılabilecek olan bu tip demokrasilerin en belirgin özelliği, siyasetin ekonomik sınıflar dengesi üzerinde şekillenen görece sağlıklı bir temelde üretilmesi ve toplumun güncel/gelecek sorunları üzerine odaklanan görüşlerin siyaset piyasasında en yüksek değerden alıcı bulan ürünler haline dönüşmesidir.

Bu noktada karşımıza çıkan diğer bir olasılık ise, bazı demokratik rejimlerde, anayasal değerler üzerinde yaygın bir uzlaşmanın ortaya konulmasını ve yerleştirilmesini sekteye uğratan kronik sorunların varlığıdır. Hiç kuşku yok ki, bir demokraside toplumun hiçbir üyesinin anayasada yer alan değerler sisteminin tüm unsurlarını mutlak bir sadakatle ve aynı ölçüde benimsemesi beklenemeyeceğinden,       

13 Demokratik pekişmenin en genel kabul gören tanımı için bkz. PRZEWORSKI, Adams, Democracy and the Market: Political and Economic Reforms in Eastern Europe and Latin America, Cambridge University Press, Cambridge 1991, s. 26; Ayrıca bu tanıma verilen geniş ve dar anlamlar ve bunların eleştirisi için bkz. ÖZBUDUN, Ergun, Çağdaş Türk Politikası, Demokratik Pekişmenin Önündeki Engeller, Çev. Ali Resul USUL, Doğan Kitap, İstanbul 2003, ss. 8-11. Bu çalışmada ortaya konulan yorum ise, demokrasinin pekişmesini davranışsal, tavırsal ve anayasal kavramlarla açıklayan Juan J. LINZ ve Alfred STEPHAN’ın yaklaşımına dayanmaktadır: Problems of Democratic Transititon and Consolidation: Southern Europe, South America and Post- Communist Europe, John Hopkins University Press, Baltimore 1996, s. 6.

(26)

ilk bakışta bu değerler sisteminin bir veya birkaç unsurunun eleştirilmesi ve/veya bunların değiştirilmesine yönelik taleplerin ortaya çıkmasında herhangi bir sakınca olmayacağı ileri sürülebilir. Ne var ki, bir demokratik sistemin kırılganlaşması, hâkim anayasal değerler sisteminin tartışmaya açık olmasıyla değil; bu tartışmanın yaygınlığı, yoğunluğu ve biçimleriyle ilgili bir olgudur. Gerçekten de kırılgan demokrasilerde anayasal değerler sistemi ekseninde ortaya çıkan uyuşmazlıklar, toplumun temellerini sarsacak kadar güçlü siyasal çatışmalara dönme eğilimi göstermektedirler.14 Böyle durumlarda, anayasal değerler sisteminin tümü veya bazı unsurları üzerinde yaşanan bu çatışmalar, ülkelerin günlük ihtiyaçlarına ilişkin güncel siyasetin konusunu oluşturan problemlere nazaran çok daha büyük bir yer işgal etmekte ve toplumlar, anayasal değerler sistemi boyunca uzanan fay hatları ekseninde gittikçe sertleşen çatışmaların esiri olmaktadır.

Anayasal değerler üzerinde yaşanan bu türden çatışmaların en dikkat çekici özelliği, bunların hemen daima etnik, dinsel veya kültürel (veya bu çalışmada bundan sonra kullanılacak ifadeyle, “etno-kültürel”15) fay hatlarıyla örtüşmesi ve bu çizgileri       

14 “Çıkar ve görüş farklılıkları, demokrasinin içeriğini ve arkasında yatan temel mantığı oluşturmaktadır. Ancak bu farklılıklar o kadar büyük bir hale gelebilir ki; bireyler, ortak amaçlar etrafında bir araya gelen bir bütünün üyeleri olma hissini yitirebilirler. Bu durumda insanlar, birbirleriyle konuşmak yerine, geçmişleriyle konuşmaya başlarlar. Farklı geçmişlerden kazıp çıkarılan faklı din/kültür gibi öğeler de, zaten kapatılamaz bir biçimde açılmış olan uçurumun daha da büyümesine yol açar.” BELLAMY, Richard, “Dealing with Differences: Four Models of Pluralistic Politics”, Parliamentary Affairs, Vol. 53, No.1 (2000), s. 198.

15 Etnik, dinsel veya kültürel temelli siyasal talepleri ve bu talepler çerçevesinde yerleşik sisteme karşı oluşan meydan okumaları anlatmak üzere, çeşitli kaynaklarda birbirinden farklı karşılıklar önerilmektedir. Bu bağlamda öne çıkan terimler arasında, “etno-coğrafî” (ethnoterrirorial) (THOMPSON, Robert J. ve Joseph RUDOLPH, Jr., “The Ebb and Flow of Ethnoterritorial Politics in the Western World”, Ethnoterrirorial Politics, Policy and the Western World içinde, Der. Joseph RUDOLPH ve Robert J THOMPSON, Lynne Rienner Publishers, Boulder ve London 1989 (1989-a),

(27)

takiben oluşan toplumsal kimlikler üzerinden ifade edilmeleridir. Bunun en temel sebebi ise, üzerinde derin uzlaşmazlıklar yaşanan bu anayasal değerlerin, pek çok durumda devletin temel yapısına ve toplumsal yaşamın temel örgütlenme biçimlerine ilişkin prensiplerle ilgili oluşudur. Bazı durumlardaysa gözlemlenen olgu, bahsi geçen bu anayasal değerlerden bazılarının, özel olarak belli bazı etno-kültürel taleplerin önüne geçmek üzere konulmuş olmalarıdır. Sonuçta, bu çatışmalarla etno- kültürel fay hatları arasındaki örtüşmenin sebebi ne olursa olsun, kırılgan demokrasilerin en belirgin niteliği; bunların bölünmüş bir toplumsal coğrafyaya         ss. 1-14; THOMPSON, Robert J. ve Joseph RUDOLPH, Jr., “Pathways to Accomodation and the Persistence of the Ethoterrirorial Challenge in Western Democracies, Ethnoterrirorial Politics, Policy and the Western World içinde, Der. Joseph RUDOLPH ve Robert J THOMPSON, Lynne Rienner Publishers, Boulder ve London 1989 (1989-b), ss. 221-240; “etno-milliyetçi”

(ethnonationalist) (LESLIE, Peter, “Ethnonationalism in a Federal State: The Case of Canada”, Ethnoterrirorial Politics, Policy and the Western World içinde, Der. Joseph RUDOLPH ve Robert J THOMPSON, Lynne Rienner Publishers, Boulder ve London 1989, ss. 45-90) ve etno-bölgesel”

(ethnoregional) (TÜRSAN, Huri, “Ethnoregionalist Parties as Ethnic Entrepreneurs”, Regionalist Parties in Western Europe içinde, Der. Lieven DE WINDTER ve Huri TÜRSAN, Routledge, London ve New York 1998, ss. 1-16; MÜLLER-ROMMEL, Ferdinand, “Ethnoregionalist Parties in Western Europe: Theoratical Considerations and Framework of Analysis”, Regionalist Parties in Western Europe içinde, Der. Lieven DE WINDTER ve Huri TÜRSAN, Routledge, London ve New York 1998, ss. 17-27) terimleri, ilk plânda göze çarpmaktadır. Bununla birlikte, “etno-coğrafi” ve

“etno-bölgesel” terimleri, etnik, dinsel veya kültürel temelli siyasal hareketlerin, her durumda bazı bölgesel özerklik talepleriyle birlikte ortaya çıkmalarını zorunlu tutar izlenimi verdiği için bu çalışmada benimsenmemiştir. Aynı şekilde, “etno-milliyetçi” tabiri de, bunun karşısında yer alan milliyetçilik türleri ile aradaki sınırı çizmenin zorluğu sebebiyle tercih edilmemiştir. Bunlar yerine kullanılan “etno-kültürel” karamı ise, hem bu türden hareketlerin çoğu durumda sahip olduğu etnisite bağına özel bir vurgu yaptığı için, hem de etnisite dışında kalan diğer ayrışma dinamiklerini (dil ve lehçe, din ve mezhep, kabile ve klân vb.) “kültür” üst başlığı altında toparladığı için tercih edilmiştir.

Kavramının, burada değinilen içeriğiyle kullanıldığı en önemli çalışmalardan biri, Sujit CHOUDHRY’ye aittir: “Bridging Comparative Politics and Comparative Constitutional Law:

Constitutional Design in Divided Societies”, Constitutional Design for Divided Societies:

Integration or Accommodation? içinde, Der. Sujit CHOUDHRY, Oxford University Press, Oxford 2008, s. 4.

(28)

sahip olmaları şeklinde belirmektedir. Bununla birlikte hemen belirtmek gerekir ki,

“bölünmüş toplum” (divided society) tabiriyle anlatılmak istenen şey; bir toplumun etnik, dinsel veya kültürel olarak çeşitlilik göstermekte oluşu değildir. Bölünmüş bir toplumsal coğrafyanın tanımlanması konusunda özellikle tayin edici olan husus;

yukarıda değinilen türden farklılıkların varlığına ek olarak, bunların siyasal olarak da belirleyici hale dönüşmüş olmasıdır. Başka bir ifadeyle, bölünmüş toplumlarda anılan türden farklılıklar, siyasal kimlik oluşumu ve siyasal hareketlilik (mobilisation) konularında başlıca rolü oynamaktadır.16

Bu nitelikleriyle kırılgan demokrasiler, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren etkisi artan oranda hissedilmeye başlanan etno-kültürel kökenli yeni kimlik hareketleri ile de belli bazı kesişme noktalarına sahiptir. Bilindiği gibi anılan hareketler, esas olarak gelişmiş Batı toplumlarında erken dönem kapitalizme damgasını vuran ekonomik sınıf kökenli kimlik anlayışının çözülmesiyle gündeme gelmiştir. Gerçekten de, artan refah düzeyi, medya-reklâm-iletişim sektörlerinin yönlendirmesi ve diğer faktörlerin etkisiyle; bireylerin sahip oldukları birincil kimlikler (etnisite ve cinsiyet) ile ikincil kimlikler (esas olarak sınıfsal konum) arasındaki bağlantı zayıflarken, insanlar da kendilerini üretim sürecinde ait oldukları rollere göre değil ama edindikleri tüketim alışkanlıklarına göre tanımlamaya başlamışlardır.17 Böylece, sınıfsal aidiyetlerin giderek zayıfladığı bir ortamda, etno-

      

16 RABUSHKA Alvin ve Kenneth A. SHEPSLE, Politics in Plural Societies: A Theory of Democratic Instability, Charles E. Merrill Publishing Co., Columbus, Ohiao 1972, s. 21;

CHOUDHRY, Sujit, “Constitutionalism in Divided Societies” (Editor’s Note), International Journal of Constitutional Law, Vol. 5, No. 4 (2007), s. 573; CHOUDHRY (2008), ss. 4-5.

17 FULCHER, James ve John SCOTT, Sociology, Oxford University Press, Oxford 1999, ss. 146-147.

(29)

kültürel kimlik ve aidiyetlerin de artan oranda güç kazanmasının önü açılmıştır. Bu durum, daha iyi bir yaşam umuduyla yoksulluktan kaçan mülteci ve göçmen dalgalarının gelişmiş Batı ülkelerinde birikmesiyle daha da belirgin hale gelmiş ve etno-kültürel hatlar boyunca örgütlenen ırkçı hareketler hemen tüm ülkelerde yaygınlık kazanmaya başlamıştır.18 Anılan bu resim, Soğuk Savaş’ın yarattığı yoğun dış tehdit algısının baskısıyla şişelere hapsedilen merkezkaç cinlerin, söz konusu düzenin yarattığı görece istikrar ortamının ortadan kalkmasıyla birlikte serbest kalmalarından doğan gerilimler ile19 (eski Yugoslavya ve Gürcistan örneklerinde görüldüğü gibi) Afrika’da sömürgecilik sonrası döneme damgasını vuran (Ruanda, Sudan ve benzeri) etnik temizlik hareketleri tarafından tamamlanmaktadır.

Ne var ki, etno-kültürel fay hatları ekseninde yaşanan bu büyük çatışmalar evreni ile bu tezin incelme konusunu oluşturan sorun arasında ancak sınırlı bir kesişme ilişkisinin bulunduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Zira bu çalışmanın ilgi alanı, belli bir demokratik gelişmişlik seviyesine ulaşmış ülkelerde ortaya çıkan ve yine demokratik kanalları kullanmak suretiyle dile getirilen toplumsal taleplerle sınırlıdır. Bu bağlamda kırılgan demokrasiler ile yukarıda anılan bu geniş çerçeve içinde gözlemlenen etno-kültürel çatışmalar arasında; sorunların ortaya çıkış biçimi, uygulanabilecek çözümlerin niteliği ve kullanılacak araçlar açısından büyük farklar bulunmaktadır.

      

18 GIDDENS, Anthony, Sosyoloji, Yayına Haz. Hüseyin ÖZEL ve Cemal GÜZEL, Bölüm Çev.

Hüseyin ÖZEL, Ayraç Yayınevi, Ankara 2000, ss. 224, 249-250. Ayrıca, bu konuda daha ayrıntılı bir değerlendirme için bkz. VURAL, Hasan Saim, Avrupa’da Radikal Sağın Yükselişi, İletişim Yayınları, İstanbul 2005.

19 HEYWOOD (2002), s.136.

(30)

Sonuç olarak, kırılgan demokrasiler ile küresel ölçekte yaşanan etno-kültürel temelli kimlik hareketleri arasında belli kesişme noktaları bulunduğunun; ama son tahlilde kırılgan demokrasilerde anayasal değerler üzerine ortaya çıkan çatışma halinin kendine mahsus dinamiklere sahip özgün bir kategori olduğunun kabul edilmesi, uygun bir yaklaşım olacaktır.

(31)

III. Anayasal Değerlerin Ayrışması: Militan Demokrasilerden Kırılgan Demokrasilere

Demokratik siyasal sistemlerde temel anayasal değerler üzerinde yaşanan çatışma hali, yüzyılımıza özgü bir olgu değildir. Ne var ki, anılan çatışmanın ağırlık merkezi, 20. yüzyılın ikinci yarısından 21. yüzyıla uzanan süreçte belli bir kaymaya uğramış ve buna bağlı olarak da söz konusu çatışmalar yeni biçimler almaya başlamış bulunmaktadır.

Bu bağlamda 20. yüzyıla damgasını vuran ana çatışma ekseni, demokratik siyasal sistemlerin “paylaşılan anayasal değeri” olan demokrasinin bizatihi kendisi üzerinde şekillenmiştir. Anılan bu çatışma, liberal ideolojinin yoğun bir tehdit altında bulunduğu ve söz konusu ideolojinin Batı dünyasındaki siyasal yansıması olan demokratik kurumlar ve işleyişin tümüyle reddedildiği bir ortamın ürünü olarak biçimlenmiştir. Temel olarak otoriter veya totaliter ideolojilerden kaynaklanan bu tehdide verilen yanıt ise; “…demokrasiyi (…) demokratik kurumları kullanmak veya halkın içinden belli ölçüde destek bulmak suretiyle açıkça yok etmeye çalışanlara karşı demokrasinin korunmasını amaçlayan siyasal ve hukuksal bir yapı…” olarak “militan demokrasi” anlayışının ortaya konulması olmuştur.20 Bu bağlamda anılan kavram, Karl Loewenstein tarafından iki Büyük Savaş arasında ilk ortaya atıldığı dönemde, demokrasiye karşı bir tehdit olarak yükselen Faşizm ve Nasyonal Sosyalizm dikkate alınarak geliştirilen bir duruşu ve bunlar karşısında       

20 PFERSMANN, Otto, “Shaping Militant Democracy: Legal Limits to Democratic Stability”, Militant Democracy içinde, Der. András SAJÓ, Eleven International Publishing, the Netherlands 2004, s. 47; KAPANİ, Münci, “Freedom to Destroy Freedom; Its Meaning and Implications”, Ord.

Prof. Dr. Ernst Hirsch'e Armağan’dan ayrı basım, Ankara 1964, s. 2.

(32)

uygulanması tavsiye edilen bir önlemler dizisini ifade etmek üzere kullanılmıştır.21 Anılan dönemde tehdit altında olan şey de tüm değerleriyle bir bütün olarak liberal Batı toplum düzeni olduğu ve söz konusu tehdidin kullandığı temel yöntem de örgütlü kitle hareketleri olduğu için; militanlaşan demokrasilerin savunma araçları da, temel olarak bu örgütlülük biçimlerine getirilen sınırlamalar (parti kapatma, derneklerin yasaklanması vb.) şeklinde somutlaşmıştır. Bu bağlamda militan demokrasi anlayışı, orijinal şekliyle ideolojiler arası çatışma dönemine ait bir tehdit algısı üzerine inşa edilmiş olup, tarihsel olarak demokratik toplum düzenine karşı alternatif ideolojiler üzerinden yürütülen mücadeleye yönelik olarak ortaya konulan kolektif bir duruşu ifade etmektedir.

20. yüzyılın ortalarında oluşturulmuş bulunan bu klâsik militan demokrasi yaklaşımı ile söz konusu yaklaşım çerçevesinde ortaya konulan sınırlayıcı uygulamaların, 90’lı yılların ortalarına kadar uzanan süreçte de büyük bir değişim göstermeksizin geçerliliklerini koruduğu görülmektedir. Bu konuda göze çarpan tek farklılık; iki kutuplu dünya düzeninin sona ermesiyle birlikte demokrasiye yönelen güncel tehdidin Avrupa’nın merkez ülkelerinden dünyanın çevre ülkelerine kaymaya başladığının ve buna bağlı olarak da militan demokrasi mekanizmalarının

      

21 LOEWENSTEIN, Karl, “Militant Democracy and Fundamental Rights - I”, American Political Science Review, Vol. 31, No. 3 (1937), ss. 417-432. Militan demokrasinin çok iyi bilinen bu klâsik tanımı çerçevesinde İtalya ve Almanya’da erken dönem uygulamaların ve yargı kararlarının ayrıntılı bir tahlili için bkz. NIESEN, Peter, “Anti-Extremism, Negative Republicanism, Civic Society: Three Paradigms for Banning Political Parties, Part - I”, German Law Journal, Vol. 3, No. 7; FRANZ, Paul, “Unconstitutional and Outlawed Political Parties, A German - American Comparison”, Boston College International & Comparative Law Review, Vol. 5, No.1 (1982), ss. 51-89.

(33)

“muhataplarının” değiştiğinin kabul edilmesidir.22 Bu bağlamda, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından demokrasilere yönelik güncel tehdidin alternatif ideolojilerden değil, ama Cezayir örneğinde olduğu gibi “…geleneksel ama demokrasiyle bağdaşmayan değerleri benimseyen ve vatandaşların da bu değerleri benimsediğini iddia eden gruplardan…” kaynaklandığını kabul edilmeye başlanmıştır.23 Ancak, bu gibi durumlarda da “…demokratik kurumların uzun vadeli bekasının sağlayacağı faydanın, anti-demokratik aktörlerin demokratik haklarından kısa vadede mahrum bırakılmasının doğurduğu sakıncalara ağır bastığı…” dile getirilmeye devam edilmiştir.24 Dolayısıyla, 20. yüzyılın sonlarına kadar geçen süre zarfında yürütülen militan demokrasi tartışmalarında da temel sorunun, otoriter/totaliter ideolojilerin ve bağlı tehditlerin güncelliğini yitirmesinin ardından bile, demokratik değerlerin ve kurumların siyasal alanda örgütlenen kitlesel hareketler tarafından ortadan kaldırılması tehlikesi olarak formüle edildiği görülmektedir.

Ne var ki, tam da bu dönemde dünyada yaşanan bir takım gelişmeler, demokrasiye ve demokratik toplum düzenlerine yönelik yeni bir tehdit algısının ortaya çıkmasına ve buna bağlı olarak da neredeyse tüm demokrasilerde toplumsal       

22 Marksist analizlerin uluslararası ilişkiler teorisine en önemli katkısı olarak kabul edilen ve alsında bir toplumbilim kuramı olan merkez-çevre modelinden türetilen “Dünya Sistemler Teorisi” yaklaşımı için bkz. WALLERSTEIN, Immanuel, The Modern World-System, Academic Press, New York 1974, ss. 347-357. Bu konuda kısa ama özlü bir değerlendirme için bkz. VERGİN, Nur, Siyasetin Sosyolojisi - Kavramlar, Tanımlar, Yaklaşımlar, Bağlam Yayınları, İstanbul 2004, ss 175-182.

23 FOX, Gregory H. ve Georg NOLTE, “Intolerant Democracies”, Harvard International Law Journal, Vol. 36, No. 1 (1995), s. 8.

24 FOX ve NOLTE (1995), s. 2.

(34)

savunma ihtiyacı ile özgürlükler arasındaki dengenin yeni baştan kurgulanmasına sebep olmuştur. Gerçekten de, geçtiğimiz yüzyılın önemli bir bölümü boyunca demokrasiler, hayatta kalabilmek için, kendilerini teorik düzlemde ve tümüyle reddeden anti-demokratik ideolojilere ve akımlara karşı savunmak zorunda kalmışlarken25; 21. yüzyılda ise bu tümden ret tehdidinin kendisine yeni kanallar bulduğunun kabul edildiği görülmektedir: dinsel temelli uluslararası terör hareketleri.26 Anılan bu algının en çarpıcı sonucu ise, geçtiğimiz yüzyılın kavramlarıyla düşünüldüğünde hiçbir şekilde militan demokrasi örnekleri arasında değerlendirilemeyecek en liberal demokrasilerin dahi biçim değiştirmeye ve bu çalışmada “ikinci kuşak militan demokrasiler” olarak adlandırılan bir kategoriye vücut vermeye başlamalarıdır.27 Anılan bu yeni kategorinin ortaya çıkışını tespit

      

25 “Zafer kazanmak meselesine gelince; Ne kadar şanslıyız ki, 1920’lerde ve 30’larda olduğunun aksine, günümüzde Komünizm, Faşizm, Otoriter Korporativizm gibi demokrasi karşıtı olan ve insanları kendine çekmeyi başaran alternatifler bulunmamaktadır. (Ancak) demokrasiye alternatif bir siyasî sistemin bulunmaması, dünyanın pek çok kesiminde demokrasilerin karşı karşıya bulunduğu sorunları görmezden gelmemizin gerekçesi olamaz.” LINZ, Juan, “Democratic Political Parties:

Recognizing Contradictory Principles and Perception”, Scandinavian Political Studies, Vol. 23, No.

3 (2000), s. 252.

26 “Militan demokrasinin tek kaygısı, yalnızca serbest seçimlere dayanan demokrasini ortadan kaldırmaya yönelik bir biçimde, siyasî süreçlerin kötüye kullanılması değildir. Seçim sistemlerinden tümüyle bağımsız olarak, insanların, toplumsal yaşam biçimlerini belirleyen temel tercihleri yapma haklarının ellerinden alındığı bir ortamda demokrasiden söz edilemez. Yaşam biçimlerinin emredici bir biçimde totaliter bir ideoloji tarafından belirlendiği aşırı ve zorlayıcı bir dinin varlığı da bu gruba girer”. SAJÓ, András, “Militant Democracy and Transition towards Democracy”, Militant Democracy içinde, Der. Adreas SAJÓ, Eleven International Publishing, the Netherlands 2004, s. 210.

27 Klasik anayasa hukuku yazınında hiçbir zaman militan demokrasi örnekleri olarak kabul edilmeyen çeşitli ülkelerde otaya çıkan bu yeni eğilimin kapsamlı bir değerlendirmesi için bkz. The “Militant Democracy” Principle in Modern Democracies, Der. Markus THIEL, Ashgate Publishing, England 2009.

(35)

edebilmek için yapılması gereken şey ise, algılanan bu yeni tehdit türünün kullandığı yöntemlere paralel olarak ortaya çıkan militanlaşmanın yeni yüzlerine bakmaktır.

Gerçekten de, serbest seçimlerde taraf olmak gibi yöntemleri benimsemeyen uluslararası terör hareketleri karşısında ikinci kuşak militan demokrasiler, kendilerini siyasal örgütlenme özgürlüğüne getirilen sınırlamalar üzerinden değil; ama ifade özgürlüğü, kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma hakkı gibi diğer bazı temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar üzerinden ifade etmeye başlamışlardır.28

      

28 András SAJÓ, bu değişimi militan demokrasilerden “önleyici devletlere” (preventive state) geçiş olarak değerlendirmekte ve bu ikilinin bir üst basamağında ise, “anti-terör devletleri” (counter-terror states) bulunacağını söylemektedir. Bkz. “From Militant Democracy to Preventive State”, Cardozo Law Review, Vol. 27 (2005-2006), s. 2259. SAJÓ’ya göre önleyici devletlerin tipik ayırıcı özellikleri arasında, kitlesel gözaltılar ve bunun işlevsel denkleri olan kitlesel sınır dışı etme eylemleri, kitlesel suçluların iadesi, kitlesel ülkeye geri gönderme ve yine kitlesel vatandaşlıktan çıkarma işlemleri yer almaktadır. Bunun bir üst basamağı olan “anti-terör devletlerinde” ise, önleyici devletlerde görülen önleyici mekanizmaların özellikle terörist eylemler için uyarlanmaları ama aynı zamanda klâsik militan demokrasi araçlarının da önlemler paketine dâhil edilmeleri gündeme gelecektir (s. 2261).

SAJÓ, bu üç modele ek olarak, “işleri her zamanki gibi yürüten devletler” (bussiness as usual),

“alacakaranlık modeli” (twillight zone), “olağanüstü hal rejimleri” (state of emergency) ve savaş seçeneği” olarak 4 ayrı analitik modele daha yer vermekte ve soyut olarak toplam 7 farklı modelden bahsetmektedir.

Ne var ki, analitik düzlemdeki tüm çekiciliğine karşın, sonuçta SAJÓ da, algılanan terör tehdidine karşı verilmesi muhtemel tüm bu cevapların birbirinden ayrı ve yalıtılmış olmadıklarını ve büyük ölçüde birbirlerinin içine geçmiş olduklarını kabul etmektedir (s. 2260).

İşte bu noktadan hareketle, bu tezde bu analitik karmaşaya girilmemekte ve günümüzün yerleşik demokrasilerini hemen hemen istisnasız olarak kapsayan bu dönüşüm ikinci kuşak militan demokrasiler olarak kavramlaştırılmaktadır. SAJÓ’nun ve benzer pek çok yazarın bu konuda ortaya attıkları derinlemesine analizlerin ise, bir genel eğilim olarak tespit edilen bu yeni tür militanlaşmanın alt gruplarını ve farklı ülkelerdeki değişik uygulamaları açıklayan teorik modeller olarak kullanılabilecekleri tabiîdir.

Ancak burada bizim için önemli olan, SAJÓ’nun da bildiğimiz anlamda militan demokrasilerle bu yeni tip militan demokrasiler arasında belirgin farklar olduğuna işaret etmesi (bu konudaki ayrıntılı bir

(36)

Konuya bu pencereden bakıldığında ise, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri gibi 20. yüzyılın ikinci yarısı boyunca yürütülen çalışmalarda militan demokrasi örnekleri olarak gösterilmesi akla dahi gelmeyecek ülkelerin bile bugün bu yeni kuşak militan demokrasiler arasında yer aldıklarının; hatta bu yaklaşımın önünü çektiklerinin ileri sürülmesi pekâlâ mümkün hale gelmektedir.29

        tablo için bkz. s. 2274-2275) ve bu yeni tip militanlaşmanın çok yaygın bir eğilim olduğunu kabul etmesidir.

Benzer bir değerlendirme için bkz. ROSENFELD, Michael, “A Pluralist Theory of Political Rights in Times of Stress”, Political Rights under Stress in 21st Century Europe içinde, Der. Wojciech SADURSKI, Oxford University Press, New York 2006, ss. 12-54.

29 Bu yaklaşımın, farklı kavramsal setler eksininde de olsa, dile getirildiği yeni tarihli çalışmalar arasında en dikkat çekici örneklerden biri, Patrick MACKLEM’e aittir. Yazar, bu tezde önerilen

“ikinci kuşak militan demokrasiler” kavramlaştırmasının altını doldurabilecek şu tanıma yer veriyor:

“Militan demokrasiler, sivil ve siyasî özgürlükleri, bu özgürlükleri önleyici bir biçimde kısıtlamak suretiyle korumaya yetkilendirilmiş olan bir anayasal demokrasi türüdür” Bkz. “Militant Democracy, Legal Pluralism and the Paradox of Self-Determination”, International Journal of Constitutional Law, Vol. 4, No. 3 (2006), s. 488. Bu tanımdan yola çıkan yazar, 11 Eylül saldırıları sonrasında, örneğin İngiltere, İtalya (s. 492), Fransa ve İspanya (s. 493) gibi ülkelerde gündeme getirilen ve siyasal örgütlenme özgürlüğü dışında kalan pek çok alana yayılan anti-terör düzenlemelerini de militan demokrasi kavramı içinde değerlendirmektedir. Aynı doğrultuda farklı ülkeleri baz alarak yapılan diğer bazı çalışmalar için bkz. TUSHNET, Mark, “United States of America”, The “Militant Democracy” Principle in Modern Democracies içinde, Der. Markus THIEL, Ashgate Publishing, England 2009, ss. 357-377; PATANÉ, Vania, “Recent Italian Efforts to Respond to Terrorism at the Legislative Level”, Journal of International Criminal Justice, Vol. 4 (2006), ss. 1166-1180;

SHAH, Sangeeta, “The UK’s Anti-Terror Legislation and the House of Lords: The First Skirmish”, Human Rights Law Review, Vol. 5, No. 2 (2005), ss. 403-421; SHAH, Sangeeta, “The UK’s Anti- Terror Legislation and the House of Lords: The Battle Continues”, Human Rights Law Review, Vol.

6, No. 2 (2006), ss. 416-434; MULLENDER, Richard, “United Kingdom”, The “Militant Democracy” Principle in Modern Democracies içinde, Der. Markus THIEL, Ashgate Publishing, England 2009, ss. 312-356. Militan demokrasi olgusunu 2000’ler sonrasında yerleşmeye başlayan anti-terörizm kaygıları üzerinden tanımlayan ve Batı’da ve Doğu’da farklı örnekleri inceleyen bir diğer ilginç çalışma için bkz. ROACH, Kent, “Anti-Terrorism and Militant Democracy: Some

(37)

İşte bu çalışmada ileri sürülen tanımıyla kırılgan demokrasiler, neredeyse tüm demokratik siyasal sistemlerin evrimleşerek ikinci kuşak militan demokrasiler kategorisini oluşturduğu bir dünya resmi karşısında kendilerine has bir yer işgal etmekte ve özgün bir dizi sorunla baş etmeye çalışan ülkeler olarak ayrıca değerlendirilmeyi hak etmektedirler. Bu bağlamda, kırılgan demokrasilerde tipik olarak karşılaşılan olgu, doğrudan doğruya demokratik sistemi ve yaşam tarzını hedef alan yukarıdaki türden tehditler değil; ama demokratik değerlerin hâkimiyetini ve demokratik mekanizmaların işleyişini benimseyen, fakat rejimin başka kurucu bileşenleriyle açık bir anlaşmazlığa düşen toplum kesimlerinin varlığı şeklinde somutlaşmaktadır.30 Bu bağlamda, kırılgan demokrasilerde rejimin kurucu bileşenleriyle belli toplum kesimleri arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar ile dinî terör hareketleri ve benzer akımlar arasında; hem karşı çıkış noktaları, hem de benimsedikleri yöntemler bakımından önemli farklar bulunmaktadır. Gerçekten de, kırılgan demokrasilerde rejimin temel anayasal değerlerine yöneltilen itirazlar esas itibariyle siyasal örgütlenme özgürlüğü kanallarıyla ortaya konulmakta; cezaî süreçler ve kavramlarla karşılanması mümkün olmayan bu tarz tepki ve karşı-talepler ise, sistem üzerinde olağan karar alma süreçleri vasıtasıyla sönümlenemeyecek veya rutin bir hoşgörü iklimi içinde görmezden gelinemeyecek türden gerilimlere sebep olmaktadır.

        Western and Eastern Responses”, Militant Democracy içinde, Der. András SAJÓ, Eleven International Publishing, the Netherlands 2004, ss. 171-207.

30 Kırılgan demokrasilerde söz konusu olan anlaşmazlıkların tarafı olan toplum kesimleri içindeki bazı grupların silahlı mücadele yolunu benimsiyor olması, teorik olarak yukarıdaki türden silahlı mücadelelerden farklı bir kategori olup, kırılganlıkların giderilmesindeki tipik zorluklardan biri olarak ayrıca değerlendirilmesi gereken bir soruna işaret etmektedir.

(38)

Kırılgan demokrasiler özelinde ortaya çıkan bu yeni tür gerilimlerin karşılanmasındaki en temel güçlüklerden biri de, kırılganlık etkisi yaratan tepki ve karşı-taleplerin, ahlâki açıdan kınanabilirliklerinin bulunmayışıdır. Başka bir ifadeyle, kırılgan demokrasiler söz konusu “olduğunda, geçtiğimiz yüzyıla özgü tehditler karşısında ortaya atılan meşrulaştırıcı söylemlerin benzerlerinin kurgulaması aynı derecede kolay görünmemektedir. Gerçekten de, doğrudan doğruya demokrasiye yönelik dışsal tehditler karşısında alınan önleyici tutumların haklılaştırılması ve bu noktadaki ahlâki sorunun çözülmesine odaklanan tartışmaların aksine; kırılgan demokrasilerdeki sorun, tartışmanın ahlâkileştirilmesi yoluyla çözülebilecek türden bir sorun olmaktan çıkmaktadır. Diğer bir deyişle, demokrasinin kendini korumak için aldığı önlemlerin teorik düzeyde meşrulaştırılması militan demokrasi tartışmalarının özünü oluştursa da, kırılgan demokrasilerle ilgili sorunu çözmekten uzak görünmektedir. Aksine, kırılgan demokrasi tartışmasında söz konusu olan şey; tartışmanın ahlâkileştirilmesi değil ama tartışmadaki ispat yükünün tersine dönmesidir. Başka bir ifadeyle, artık savunulması gereken unsur yalnızca dar anlamıyla demokratik kurumların işleyişi veya en temel demokratik değerler olmadığı için; kırılgan demokrasilerde çeşitli yasal araçlarla savunulması arzulanan “şeyler” de evrenselliklerini ve evrensel kabul görmüşlüklerinden kaynaklanan kutsallıklarını yitirmektedir. Böylece kırılgan demokrasilerin savunmak durumunda kaldığı anayasal değerler, evrensel demokratik değerleri paylaşan ancak bu özgün anayasal değerleri paylaşmayan “dost”lar karşısında bile savunulması güçleşen değerler haline dönüşmektedir.

Referanslar

Benzer Belgeler

Sabanci University takes pride in conducting cutting edge research and top-class teaching at the intersection between Europe and Asia. A center focused solely on achieving

komisyon bugün memleketimizde bu ihtiyaçtan tebellür etmiş fikre tesadüf etmediği gibi, yabancı memleketlerde bu sahada yapılanları incelemeye teşebbüs etmiş, meselâ,

A second strength of Plant’s work is the wide range of neo-liberal the- ories that he critiques. He examines the works of such neo-liberal thinkers as F.A. Hayek, Robert

Kitabın dördüncü bölümünde yazar, daha çok Sancak’ın yeni statüsü ve anayasası ile ilgili bilgilere ve yapılan yorumlara yer vermiştir.. Kitaptaki bilgiler

Kademeli dava (henüz) Türk Hukuku’na girmediği için, Türk Hukuku’ndaki diğer görüşe göre taraf açısından sübjektif olarak davanın başında belirlene- meyen

Treatment of Pseudomonas aeruginosa with 3% (v/v) Tween 80 resulted in a 16-fold increase in the yield of conversion of n-pentadecane to the corrersponding dioic acid,

Buradan hareketle optiği deneysel bilimin yöntemsel ilkelerinin gösterilmesinde en uygun araç olarak gören Grosseteste’nin düşünceleri kendisinden son- ra Roger Bacon,

Yani kapitalizmden sosyalizme geçiş bilimsel olarak kaçınılmaz bir durum mudur veya toplumsal gelişimin, em- peryalizm dönemindeki sınıf mücadelesinin doğal bir sonucu mudur..