• Sonuç bulunamadı

Diyarbakır medreseleri, tekke, zaviye ve taziye evleri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2023

Share "Diyarbakır medreseleri, tekke, zaviye ve taziye evleri"

Copied!
179
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

DİYARBAKIR

MEDRESELERİ,TEKKE ,ZAVİYE VE TAZİYE EVLERİ

PROF.DR.YUSUF KENAN HASPOLAT

(2)

Tür :e-KİTAP Birinci Baskı

Ocak 2015(e-kitap)

Bu kitabın her türlü yayın hakkı Prof. Dr. Yusuf Kenan Haspolat’a aittir. Tanıtım amacıyla yapılacak kısa alıntılar dışında yazarın yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.

ISBN: 978 – 605 – 9064 – 10 - 1

e-mail:[email protected]

(3)

Yusuf Kenan Haspolat • 1954 yılında Diyarbakırda doğmuştur. Çocuk Hastalıkları, Çocuk Acil, Gelişimsel Pediatri ve Endokrin dallarında profesör olan yazar halen Dicle Üniversitesi Çocuk Hastanesinde

Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapmaktadır. Yazar evli ve iki çocuk babasıdır.

Yayınlanmış Eserleri Bedüzzaman ve Diyarbakır Dicle İlçesi

Diyarbakır Ekonomi Tarihi 1 Diyarbakır Ekonomi Tarihi 2 Diyarbakır Sosyokültürel Tarihi 1 Diyarbakır Sosyokültürel Tarihi 2 Diyarbakır Sosyokültürel Tarihi 3 Diyarbakır Yeraltı Kaynakları Diyarbakır Yerüstü Kaynakları 1 Diyarbakır Yerüstü Kaynakları 2

Diyarbakır'da Çevre ve Doğa (Sempozyum)

Diyarbakır'da Doğal Hayat, Su, İklim, Enerji, Maden Eğil ve Turizm

Ergani İlçesi ve Turizm

Gül Şehri - Diyarbakır Sempozyumu Hani İlçesi

Her Yönüyle Diyarbakır İlçeleri Karacadağ

Peygamberler, Sahabeler ve Evliyalar Kenti Diyarbakır

Peygamberler, Sahabeler ve Evliyalar Kenti Diyarbakır (4. Baskı) Sema (Şiir)

Tabiattan Fısıltılar (Şiir)

Tarih - Kültür - İnanç Kenti Diyarbakır Tüm Yönleriyle Çermik İlçesi ve Turizm Ümit (Şiir)

Tüm Yönleriyle Diyarbakır Kulp İlçesi Ve Turizm Tüm Yönleriyle Diyarbakır Kocaköy İlçesi Ve Turizm Tüm Yönleriyle Diyarbakır EĞİL İlçesi Ve Turizm Diyarbakır Hz. Süleyman Camii

Diyarbakır Ulu Camii Diyarbakır Camileri 1 Diyarbakır Camileri 2 Diyarbakır Camileri 3 Diyarbakır Kiliseleri

Kutsal Nehir Dicle ve Fırat

Diyarbakır Tekke, Zaviye ve Taziye Evleri

(4)

İÇİNDEKİLER

1-DİYARBAKIR MEDRESELERİ.PROF.DR.KENAN HASPOLAT

2- MÜDERRİSLERİN VE İLAHİYAT FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYELERİNİN TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİN

BİR MUKAYESESİ (DİYARBAKIR ÖRNEĞİ).ALİ ÖZENÇ 3-İLÇE MEDRESELERİ.MÜH.CÜNEYT HASPOLAT

4- DİYARBAKIR TEKKE VE ZAVİYELERİ.AYGÜL DORU

5- YÜK MÜH.İREM HASPOLATTAZİYE GÜNLERİ.VE TAZİYE EVLERİ

6- YÜK.MÜH.İREM HASPOLAT DİYARBAKIR İLÇE TAZİYE

EVLERİ

(5)

1.BÖLÜM

DİYARBAKIR MEDRESELERİ

PROF. DR. KENAN HASPOLAT

(6)

DİYARBAKIR MEDRESELERİ

Prof.Dr.Kenan Haspolat

Malum olduğu üzere, İslamın temel ve değişmez kaynağı olan Kur’an-i

Kerim, kendi nefislerini, hayatı-ölümü, kâinatı ve tabiî ki Allah’ı tanıma ve anlama noktasında rehberlik etmek maksadıyla müntesiplerine verdiği ilk direktif ‘‘OKU’’1 emridir. Bu emir gereği ilk nesil Müslümanlar, daha ilk gönden, Ta’lîm-Teallüm- Müzakere-Ders/Dirase için, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in öğretmenliğinde fırsat buldukça toplanmışlardır. Hatta fazla işi gücü olmayan sahabîler, hemen hemen zamanlarının hepsini mescid-i nebeviye bitişik suffada geçiriyorlar ve böylece daha fazla Hz. Peygamber (s.a.v.)den istifade ediyorlardı.

Sonraki dönemlerde de, hicri altıncı asra kadar, müslüman alimler ortaya

koydukları gayretle, aklî ve naklî ilimlerde ölümsüz eserler ortaya koymuşlardır.

Ancak sonraki dönemlerde siyasi çekişmeler, sosyal ve siyasal alandaki mücadeleler nedeniyle bilimdeki bu gelişme devam ettirilemedi.

Bu yüzden, insanın, hayatın ve kâinatın şifresi olan, yukarıda bahsettiğimiz,

Kur’anın ilk direktifi olan ‘OKU’ emri, Müslümanlar tarafından haklı olarak övünme vesilesi yapılmış, ancak -maalesef- çoğu zaman slogandan öteye geçememiştir.

Her ne kadar, başlangıçtaki bu çaba sürdürülmemişse de, Müslüman

toplumunda mevcut kültürel birikimin devamının sağlanması noktasında ciddi çabalar gösterilmiştir. Bu çabanın doğal bir sonucu da Müslüman coğrafyasının her tarafında yaygınlaştırılan Medreselerdir. Özellikle dini ilimlerin öğretildiği bu medreselerin, gönümüze kadar varlıklarını devam ettirmesi, çok önemli ve bir o kadar da sevindiricidir.

Medrese: sözlükte okumak, anlamak, bir metni öğrenmek ve ezberlemek için tekrarlamak anlamına gelen ders/dirase kökünden ism-i mekândır.

İslam tarihinde genel olarak İlk medreselerin ne zaman inşa edildiği

konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı batılı araştırmacıların medreselerin kuruluşunu Abbasî halifesi me’munun horasan valiliği dönemine kadar götürür, kimileri de daha sonraki dönemlerde arar. Fakat bize göre, İslam tarihinde ilk medrese Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mescidine bitişik olan suffa’dır.

Ancak medreselerin Yukarı Mezopotamya’daki yani Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizdeki varlıkları daha önce söz konusu olmakla beraber, özellikle Eyyûbîler döneminde yaygınlık kazanmıştır.

O günden başlayarak uzun süre, halkımızın özveri ve fedakarane

yardımlarıyla gayr-i resmi bir şekilde eğitim kurumları olarak devam etmiş, tevhid-i

(7)

tedrisat kanunu ile medreseler önemli bir darbe almasına rağmen, halkın desteğiyle hayatiyetlerini günümüze kadar sürdürebilmiş ve bölgenin din adamı ihtiyacını önemli oranda karşılayan kurumlar olmuşlardır.

Bu medreselerden kurumsal bir yapı oluşturabilmiş, Diyarbakır{amid},

Silvan{farqîn},Van, Bitlis, Hakkâri{çolemêrg}, Doğubayazıt{bazîd} gibi şehirlerde daha ciddi imkanlarla varlıklılarını sürdürmüşlerdir. Diğer taraftan, daha düşük imkanlarla pek çok köy ve mezralarda daha ziyade camilere bitişik oda biçimindeki mekanlarla bu tedrisat eğitimi sürdürülmüştür.

Kurumsallaşanlardan birçoğu hala ayaktadır. Diyarbakır merkezdeki;

Mes’ûdiye, Zinciriye, Hasan paşa vd. Mardin’deki Kasimiye, Silvan’daki; Mala Mira camisinin medresesi, Cizre’deki; Medresa Sor, Hakkâri, Bitlis, Van, Doğubayazıt ve diğer birçok şehirdeki medreseler gibi. Bazılarının da sadece kalıntıları mevcuttur.

Diğer bazılarının da sadece isimleri kalmıştır. Durum böyle olmakla beraber günümüzde kurulmuş yeni pek çok Medreseden de söz etmek mümkündür.

Eyyûbîler döneminde, bölgemizde Medreselerde olduğu gibi kütüphanelerde de zamanın imkânlarına göre oldukça yaygınlık ve zenginlik, kendini göstermiştir.

Bu kütüphanelere birkaç örnek verebiliriz.

Tarihi kaynaklar, 11. ve 12. yy. daki Diyarbakır’da 1040 bin cilt kitaptan

bahsetmektedir. Bu rakam o günkü nüfusla birlikte düşünüldüğünde, çok büyük bir meblağ olduğu ortadadır. Keza ebü’l-Hasan en-Nedvî, Eyyûbî ve Memlûkîlerin, çok sayıda medreseler ve bu medreselere bağlı olarak büyük kütüphaneler kurduklarını örneklendirerek zikreder. Mesela; el-Kamil Muhammed el-Eyyûbînin kurmuş olduğu el-Medresetü’l-Kamiliyye’ye bağlı kütüphanesi, (h.621) de 100 bin kitap ihtiva ettiğini örnek verir. Ayrıca bütün ilimlere dair ‘nadir’ kitapların bulunduğu müstakil kütüphanelerde kurulmuştur. Yine tarihi vesikalar bize Silvan’daki Selahaddin-i Eyyûbî camiinin hemen yanında bulunan ve şairlerin yetiştiği bir kütüphaneden bahseder. Bölge medreselerinde yetişmiş bazı önemli isimler şunlardır:

Medreseden çıkan âlimlerimiz

Medrese eğitim sisteminde, gerek müderrisler/Seydalar gerekse talebeler/feqîler geçindiriliyor ve diğer tüm ihtiyaçlar doğrudan halk tarafından karşılanıyordu. Yardım edecek gücü

bulamayanlar da saygı ve sevgide kusur etmemeye çalışırlardı.

Diyarbakır-Çınar’ Güzelşeyh köyündeki; Şeyh Kasım Medresesi ve şu an idarî olarak Savur’bağlı kırkdirek köyündeki çılsütun medresesi gibi.

Silvan’daki Selahaddin-i Eyyûbî Camiinin yanındaki ve çınar’ın Aktepe(axtobe/axatobê) köyündeki medreseler gibi. (25)

(8)

Medrese kelimesi, İslâm tarihinde orta ve yüksek dereceli öğretim kurumlarının genel adı olarak kullanılmıştır.

Sur ilçe merkezinde Osmanlı öncesi ve Osmanlı dönemine ait Nasuh Paşa, Hacı İsmail b.

Ali, Latifiye, Bakır, Hüsreviyye, Şucaciye, Hâce Ahmed, Şeyh Rumî, Ali Paşa, Behram Paşa, Melek Ahmed Paşa, Rağibiye, Kadiriyye, Nebi Camii (Seyfeddin), İmadiye, Mesûdiye, Zinciriye, İpariye ve Ulu Cami medreselerinin bulunduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır.

Eski bir bilim ve kültür merkezi olan Sur'da medrese mimarisinin güzel örneklerine rastlamak mümkündür. Zincîriye Medresesi, Mesûdiye Medresesi, Ali Paşa Medresesi, Muslihüddîn-i Lârî Medresesi ayakta kalan en güzel örnek eserlerdendir.

Tarihte şehir,bilim,kültür,sanat ve ticaret merkezi olmuştur.Ortadoğunun her yerinden öğrenciler,ders görmek için Amid medreselerine gelmeye başlıyorlar.Mesudiye medresesi çağının en ileri bilimlerinin okutulduğu bir bilim yuvası oluyor (21)

Müderrisler

Osmanlı devletinde tedrisât yani öğretim, ilmiye sınıfına mensup olan müderrisler tarafından yürütülmekteydi. Öğretim ise, İslâm inancının temelini açıklayan "akâid", amelî konuları açıklayan "fıkıh" bilimlerinin öğretilmesi yanında aklî ve nakli din kurallarının tümünün öğretilmesinden ibaret olup, bu görevi yapanlara müderris deniliyordu

Medreseler, vazifeleri bakımından oniki dereceye ayrılmış olup, buralarda okuyanlar derece derece yükselirler ve en son olarak da müderris olurlardı. Medreseleri belirli bir aşamadan sonra bitiren öğrenciler, görev alacakları kısma göre Anadolu ve Rumeli Kadıaskerlerinin belirli günlerdeki meclislerine devam ederek "matlâb" denilen deftere "mülâzım" kayıt edilerek atama sırasını beklerler ve bu bekleyişe "nöbet" denilirdi. Nöbet sırası gelenler en aşağı derecedeki medreselerden bir tanesine müderris olarak atanırlardı

XIX. yüzyılın ilk yansında Diyarbakır medresesinde görev yapan müderrisler tüm Osmanlı şehirlerinde olduğu üzere, nâiblerin arzı, şeyhülislâmın işareti ve bunun sonucunda verilen

"ru'ûs-u hümâyûn" gereğince padişah beratı ile atanmaktaydılar. Meselâ, 13 Aralık 1823 yılında Camiun-Nebî nısf müderrisliğine sahn itibarı ile mutasarrıf olan Mehmed Bahaddin Efendi'ye, Süleymaniye itibarı ihsan buyurulması, yukarıda izah edildiği şekilde olmuştur. Diyarbakır medreselerinde görev yapan müderrislerden bazılarına "Mevliyet" payesi verilmesi, bu dönemde Diyarbakır medreslerinde görev yapan müderrislerin oldukça yüksek payelere sahip olduklarını göstermesi açısından önem taşımaktadır.(34)

19.yüzyılda müderrislerin görev süreleri kesin bir kurala bağlı değildi. Müderrislikte derece derece yükselen kişilerin görev süreleri bazan havadarının sonuna kadar devam ediyordu.

Boşalan müderrisliklere, vefat

(9)

eden kişilerin müderrislik yapmağa hak kazanmış oğlu veya oğulları getirilebildiği gibi, bu durum kesin bir kural da değildi. Mesela 1784 tarihinde Dilaver Paşa medresesinde vazife-i mu'ayene ile müderris ve yevmiye 40 akçe ile Şeyhü'l-kurâlık cihetlerine mutasarrıf olan es- Seyyid el-Hâc Hasan Efendi bu görevlerinden kendi rızası ile Ebubekir-zâde Hafız Hüseyin adına feragat etmiş ve bu kişiye 25 Ağustos 1784 tarihinde beratı gönderilmişti.

Bu dönemde müderrislerin bazıları ise "nıfs hisse" ile bu görevi yürütmekte idiler. Bu ise müderris sayısının artmasından kaynaklanmaktaydı. XIX. yüzyılda ülke genelinde olduğu gibi, Diyarbakır Şehrinde bulunan medreseler de oldukça güç bir dönem yaşamakta idiler. II.

Mahmud'un tâlim-i Sıbyan hakkındaki fermanı, Haziran 1826'da Diyarbakır'a da gelmiş ve Şer'iyye Siciline kayd olmuştur. Söz konusu fermanda özede, "islâm dininin kurallarının iyi bilinmediğinden ve bunun cehalete yol açtığından bahsediliyor. Ulemanın üzerine düşen görevi yapmadığına dikkat çekiliyordu. Ayrıca anne ve babaların çocuklarını mut laka okula göndermeleri gerektiği, bütün yöneticilerin ve özellikle ulemanın ha kın cahil kalmamalarına dikkat etmeleri" gibi hususlara da işaret ediliyordu. Bun ilâve olarak XIX. yüzyılda medreselerde görev yapan ulemanın, Diyarbakır'da ası görevlerini bir tarafa bırakarak şehirde meydana gelen bazı karışıklıklarda önemi roller oynadığı görülmektedir. Yönetimde karşılaşılan zorluklar bahsinde bu koni hakkında gerekli bilgiler verilmiştir. Sadece bir belge ile bu duruma bir örnek vermek istiyoruz.(34)

8 Nisan 1803 tarihli Diyarbakır Voyvoda, müftü ve Serdarına gönderilen bu) rulduda Diyarbakır'ın "....kadîmden menba'a-i ulemâ..." olduğu ancak ulemadan bazı kişilerin son beş on senedir "tâlim-i ulûm"u bir kenara bırakılarak, hilâf-ı rızâ-yı hz rekette bulundukları ve bu sebeple

31 kişinin sürgün edilmesi gerektiği belirtil mekteydi Yukarıda verilen her iki belge de, medreselerin zor günler yaşadığın göstermesi açısından önem taşımaktadır.(34)

Müderrislerin aldıkları ücretler de, görev süreleri gibi belirli bir şarta bağlı değildi.

Müderrislerin ücredetleri konusunda çoğunda "Vazife-i mu'ayene" kaydı varken bir kısmının aldığı ücret ise açık olarak zikrediliyordu. Ücrederde medrese vakfının tayin ettiği miktarların değişik olması, bu konuda belirli bir kaidenin olmadı ğını göstermektedir. Meselâ Ulu Camîi'de 1844 tarihinde müderris olan Mustaf; Sıtkı Efendi 20 akçe alırken, Dilâver Paşa Medresesinde 1784 tarihinde müderri olan Hafız Hüseyin Efendi günlük 40 akçe alınmaktaydı. Bilindiği gibi bu tarihti arük akçe fiilen ve resmen tedavülden kalkmıştır. Akçe tabiri, vekfiyenin aslından kaynaklanan ve bu tarihe kadar gelen bir tabirdir. Bazan akçe, Para veya Kuru yerine de kullanılmaktadır. Muhtemelen burada da paranın karşılığı olarak akça kullanılmıştır. Buna ilâve olarak XIX. yüzyılda aynı yerde görev yapan müderrislerin, derecelerine göre farklı ücretler aldıklarını da belirtmek gerekir

(10)

Diyarbakır şehrinde bulunan müderrislerin büyük bir çoğunluğu ücreüerin bağlı bulundukları vakıflardan alırlarken, bir kısım ulemaya ise "Diyârbekir Voyvoda lığı ve Gümrük Mukataası malından olmak üzere" maaş bağlanmıştı. 22 Mart 1795 tarihli Diyarbakır voyvodalığı hesap defterinde. 1793-1794 (H. 1208) tarihinde Diyarbakır'da çeşidi medreselerde görev yapan ulemaya 8-20 kuruş arasında maşa bağlandığı ve toplam 44 kişiye aylık 863 kuruş verildiği görülmektedir.(34)

29 Mart 1800 tarihli Diyarbakır voyvodalığı hesap defterinde ise 1798-1799 (H 1213) tarihinde, Diyarbakır'da görev yapan toplam 40 ulemaya 6-20 kuruş arasında; değişen aylık toplam 977 kuruş maaş verildiği ve buna ilâve olarak 5 kişiye de, yine voyvodalık malından olmak üzere, aylık 27 kile buğday verildiği anlaşılmaktadır

XIX. yüzyılda medreselerde görev yapan müderrislerin asıl görevlerinin yanı sıra vakıf mütevelliliği ve imamlık gibi farklı başka görevler yaptıkları da anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, incelediğimiz dönemde medrese sisteminde önemli çözülmeler olduğunu söylemek mümkündür.(34)

Diyarbakırda Bilimde medereseler

Mesudiye medresesi , son zamanlara kadar tabiî ilimlerin okutulduğu belli başlı Osmanlı medreseleri arasında yer almıştır. Hisâb, hendese ve heyefe dair birçok eserin burada istinsah edilmiş olması da bunun bir delilidir. Yukanda adı geçen Hulâsatu'l-Hisâb adlı eserin

nüshalarından biri, Şeyh Saidzâde Ahmed b. Mustafa tarafından 1178 Şaban ayında Mesudiye medresesinde istinsah edilmiştir. Yine heyet ilmine dair Tuhfetü'r-Reîs Şerhu EşkâlVt-Tesîs adlı eserin bir nüshası da 1171'de Osman b. Veli tarafından bu medresede kaleme alınmıştır. Osmanlı medreselerinde astronomi alanında okutulan temel ders kitabı Şerhu'l-Mulahhas fı'l-Heye'nin bilinen 305 nüshasından biri Mesudiye'de yazılmıştır.(13)

Diyarbakır müderrislerinin Kalitesi

Osmanlı’da Müderris,Profesör karşılığındaydı.Öğretim üyelerinin kalitesini yükseldiği şehir hiyerarşisi ve aldığı ücretler göstermektedir.

Günlük ücre akçe olarak 20 akçe,30 akçe,40,akçe,50 akçe ve 60 akçe şeklindeydi.

Diyarbakırdaki iki medresede ücretler 50 akçe idi.Osmanlı sınırları içinde 60 akçe istisna idi.

Yani Diyarbakır müderrisleri Osmanlı sınırları içinde en üst düzeyde bulunuyordu.

Diyarbakır’da müderris olmak için şehir hiyerarşisine bakalım:

Çirçinzade Hasan efendi önce 25 akçe yevmiye ile Kızılca Tuzla’da Yıldırım han

medresesinde işe başlamış,sonra Tire’de Kara Kadı Medresesinde 30 akçe almış,bilahere 40 akçe ile Tokat Sultanisinde çalışmış,50 akçe ile Diyarbakır Mesudiye medresesinde görev yapmıştır.

(11)

Karadede Kemalettin Efendi:20 akçe yevmiye ile Bursa Beyazıd paşa medresesinde,30 kaçe ile Tire’de Kara kadı medresesinde,40 akçe ile Merzifonda çelebi medresesinde ve 1444’de yılında Diyarbakır Hüsrev paşa medresesi müderrisi oldu. (26)

Diyarbakır’da Mesudiye ve Zinciriye medreseleri ülke çapında büyük şöhrete sahipti.

Diyarbakır medreselerinde görev yapan müderrislerin bazılarına Mevliyet payesi verilmiştir..Bu dönemde Diyarbakır medreselerinde görev yapan müderrisler oldukça yüksek payeye

sahipti.Müderrisler günlük 40 akçe gibi yüksek ücret alırlardı.(22)

1. Ali paşa medresesi: Ali Paşa Medresesi, Sur İlçesi’nde bulunan Ali Paşa Camii’nin batısında bulunmaktadır. Mimar Sinan’ın eserleri arasında sayılan medrese, Diyarbakır’ın 6. Osmanlı Valisi Hadım Ali Paşa tarafından 1534–1537 yılları arasında yaptırılmıştır. Medrese, günümüzde kullanılmamakla birlikte, yakın zamanda onarım görmüş ve sağlam bir haldedir. Son dönemde medresenin hemen yanına inşa edilen iki katlı bina Sur İlçe Müftülüğüne bağlı Ali Paşa Kız Kur’an Kursu olarak hizmet vermektedir. Medrese, dikdörtgen avlunun doğu ve batısına sıralanan tek katlı, önü eyvanlı beşer oda ile avlunun güneyini çevreleyen yarım sekizgen planlı bir açık dershaneden meydana gelmiştir. Medresenin sağ ve sol kanatları birbirinin aynıdır.

Odaların önünde beşik tonoz örtülü eyvan vardır.

(12)

Resim 1. Alipaşa medresesi

Tek katlı olan yapı,kuzey-güney doğrultulu dikdörtgen bir avlunun doğu ve batısına sıralanan beşer oda ile avlunun güneyini çevreleyen yarım sekizgen planlı ve bir açık eyvanlı dershaneden oluşmaktadır.Medrese odalarının önüne beşik tonozla örtülü,yüzleri avluya dönük,ilk bakışta revak gibi görünen,birbirinden bağımsız olan eyvanlar yerleştirilmiştir.

Eyvanların avluya bakan yüzleri üç sıra tuğla bir sıra kesme taş kullanılarak hareketlendirilmiştir.Avlunun doğu ve batı yönünde bulunan ve eşdeş beşer odalardan sağdakiler aynalı tonozla,solda bulunanlar ise beşik tonozla örtülmüştür.Odaların duvarlarında küçük nişler yer almaktadır.Bir oda dışında bütün odalarda birer pencere vardır.Odaların her birinde birer ocak vardır.Medrese düz dam örtülüdür(10) Tek katlı olan yapı, kuzey-guney doğrultulu dikdörtgen bir avlunun doğu ve batısına sıralanan beşer oda ile avlunun güneyini çevreleyen yarım sekizgen planlı ve bir açık eyvan-lı dershaneden oluşmaktadır Ali Paşa Medresesi'nde gencide medreselerde kullanılan sütun veya ayaklara dayanan bir revak sistemi kullanılmamıştır.

Bunun yerine, medrese odalarının önüne beşik tonozla örtülü, yüzleri avluya dönük, ilk bakışta revak gibi görünen ancak birbirinden bağımsız olan eyvanların yerleştirildiği bir sistem uygulanmıştır . Eyvanların avluya bakan yüzleri üç sıra tuğla bir sıra kesme taş kullanılarak hareketlendirilmiş, en üst kısmı da taştan, bezemesiz bir silme ile sonlandırılmıştır.

Avlunun doğu ve balı yönünde bulunan ve eşdeş beşer odadan sağdakiler aynalı tonozla, solda bulunanlar ise beşik tonozla örtülmüştür. Medrese odalarının duvarlarında küçük nişler yer almaktadır . Bir oda dışında, bütün medrese odaları birer pencereyle aydınlanmaktadır . Odaların her birinde birer ocak bulunmakta ve ocakların tuğladan bacaları üst örtüde görülebilmektedir(36) Odaların girişleri eyvanların ortasında değil sağda olanlar sağ köşesinde,

(13)

solda olanlannki ise sol köşesinde olup, kapılar karşılıklı durmaktadır. Ana dershane, avluya geniş bir sivri kemerle açılmaktadır. Beşik tonozla örtülü bu alan güney yönde yanm sekizgen biçimde dışarı taşmaktadır. Mihrabı son derece yalındır.

Yapının avluya sivri kemerle açılan mescit-dershane bölümü, hücrelerin bulunduğu doğu-balı yöndeki kısımlardan belli bir yükseklikte geniş taştan bir alınlıkla sonlanmakta ve bu şekilde mescit-büyük dershane olarak önemi vurgulanmaktadır Bu bölümün sağ ve solunda yan mekânlar bulunmaması, cephesine dört pencere açılabilme imkânı sağlamış, orta eksen üzerine de oldukça yalın bir mihrap yerleştirilmiştir

Medrese düz dam örtülüdür. Ali Paşa Medresesi bezemeden yoksun, çok sade bir yapıdır.

Kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Siyah bazalt taşın verdiği kasvetli görünüm eyvanların avluya bakan yüzlerinde tuğla ve taşın birlikte kullanılmasıyla yumuşatılmaya çalışılmış ve hareketli bir görünüm elde edilmiştir. Ali Paşa Medresesi'nin tuvalet ve lavaboları, cami ile medresenin ortak kullandığı avluda olup medrese dışında yer almaktadır.(36)

Resim 2. Alipaşa medresesi

(14)

Odaların girişleri eyvanların ortasında değil sağda olanlar rafci sağ köşesinde, solda olanlarınki ise sol köşesinde olup, kapılar karşılıklı durmaktadır. Ana dershane, avluya geniş bir sivri kemerle açılmaktadır. Beşik tonozla örtülü bu alan güney yönde yanm sekizgen biçimde dışarı taşmaktadır. Mihrabı son derece yalındır.

Yapının avluya sivri kemerle açılan mescit-dershane bölümü, hücrelerin bulunduğu doğu-balı yöndeki kısımlardan belli bir yükseklikte geniş taştan bir alınlıkla sonlanmakta ve bu şekilde mescit-büyük dershane olarak önemi vurgulanmaktadır Bu bölümün sağ ve solunda yan mekânlar bulunmaması, cephesine dört pencere açılabilme imkânı sağlamış, orta eksen üzerine de oldukça yalın bir mihrap yerleştirilmiştir .

Medrese düz dam örtülüdür. Ali Paşa Medresesi bezemeden yoksun, çok sade bir yapıdır.

Kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Siyah bazalt taşın verdiği kasvetli görünüm eyvanların avluya bakan yüzlerinde tuğla ve taşın birlikte kullanılmasıyla yumuşatılmaya çalışılmış ve hareketli bir görünüm elde edilmiştir. Ali Paşa Mcdresesi'nin tuvalet ve lavaboları, cami ile medresenin ortak kullandığı avluda olup medrese dışında yer almaktadır (10)

Alipaşa medresesi

1973 Diyarbakır İl Yıllığı (O.C.Tuncer)

2-Hüsreviye medresesi: Sur İlçesi Mardin Kapı semtinde yer alan Hüsreviye Medresesi, Diyarbakır’ın 2. Osmanlı Valisi Hüsrev Paşa tarafından 1521–1528 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Kuzeydeki medrese portalinden yapıya girilmekte, sağ ve sol taraflarda 14 adet medrese odaları yer almaktadır. Ana girişin tam karşısında ise caminin giriş kapısı yer almaktadır. Medresenin mescid kısmına, 1728 yılında minare eklenerek cami haline getirilmiştir.

1561'de Diyarbakır valiliğine atanan İskender Paşa'nın davetini kabul ederek Diyarbakır'a gelip yerleşen ünlü bilgin Musihüddîn Lârî uzun süre bu medresede baş müderrislik görevi yapmıştır (10)

1540 tarihli Tapu Tahrir defterlerindeki kayıtlara göre Hüsrev Paşa medresesinde öğrenim için günde 50 akçe harcanmaktaydı. Ayrıca iki öğrenciye 4 akçe, öğretmene 5 akçe ve Öğretmen yardımcısına da günde 2 akçe veriliyordu. Medresenin giderleri için, dört hamamın belirli hisseleri vakfedilmiştir. Bu medresede müderrislik yapmış olan Muslihuddin Lâri, çok sayıda

(15)

eser vermiş, ünlü bir ilahiyatçıdır. Genel olarak medreselerde Arapça, sarf ve nahiv (gramer, dil bilgisi) bilgilerini veren Emsile, Bina, Maksud, İzzi, Merrah, Avâmil, Kafiye gibi dersler sırasıyla okutulurdu. Bu dersler ilerleyerek; Mantık, Münazara, Alaka, Beyan, Bedi gibi derslerden sonra da, Edebiyat-ı Arabiye, İlmi Eladis, Usul-i Fıkıh, Kelam ve İlmi Tefsir gibi dersler okuturdu ki, bu derslere (Ulum-i isna Aşere) on iki ilim denilirdi.(24)

Cami ve medresenin mimari yapısı hakkında Metin Sözen şu bilgileri vermektedir: “Yapıya kuzeydeki medrese portalinden girilmektedir Cami olarak kullanılan kısım, ilgi çekici bir plan tipi göstermektedir. Bütün yapı bir sıra siyah bir sıra beyaz kesme taşlardan yapılmıştır. Orta avlunun etrafını, ayaklara dayanan sivri kemerli revaklar çevirmekte, arkalarında ise medrese odaları yer almaktadır. Tam güneydeki cami kısmında revaklar yapılmamış, camiye doğrudan giriş sağlanmıştır.

Resim 3. Hüsreviye medresesi

(16)

Hüsrevpaşa medrese planı(O.C.Tuncer) (11)

Hüsrevpaşa medrese planı(O.C.Tuncer) (15)

(17)

Hüsrevpaşa camii ve medresesi(1965)-Adil Tekin

Resim : Hüsrev Paşa Cami ve Medresesi(12)

Kuzey yönde sivri kemerli bir kapıyla ulaşılan ve yapının güneyinde yer alan ana dershane ters (T) planı göstermektedir. Ortada kubbe yer almakta ve mekan iki yana beşik tonozlarla genişlemektedir Bu mekâna güneyden beşgen planlı ve kütleden tamamen çıkınlı yapan mihrap bölümü açılmaktadır . Dışa taşıntı yapan bu bölüm yanın kubbeyle ör tülüdür Mihrap kıble duvarının ortasında bulunmakta ve harim girişiyle aynı eksende olup, yarım sekizgen çıkıntıda yer alan basık kemerli ve almaşık örgülü dikdörtgen biçimli ikişer adet pencere ile de bu bölümün aydınlanması sağlanmaktadır . Mihrabın doğu penceresinin üzerinde celi sülüs tarzında yazılmış onarım kitabesi bulunmaktadır. Ana dershanenin doğu ve batısında dikdörtgen biçimli üçer pencere bulunmakla, bunlardan ikisi dersliğe ait olup, diğerleri medrese odalarına açılmaktadırlar. Caminin küçük ölçülerdeki minberi ahşaptandır. İç mekânın duvarları çinilerle süslenmiştir Tonozlarla genişleyen bölümler birer pencereyle, dışa taşmtılı mihrap bölümü ise

(18)

dört adet pencereyle yapının güney yönüne açılmaktadır. Böylece yapının ana dershane kısmındaki pencere sayısı altı olmaktadır. Hüsrev Paşa Medresesi'nin öğrenci odaları birer pencere ile dışarı açılmakta ve duvarlarında nişler bulunmaktadır . Yapı, bir sıra siyah bir sıra beyaz kesme taşla oluşturulmuştur.

Hüsrev Paşa Medresesi önce medrese olarak yapılıp, sonradan ana dershane bölümü sürekli olarak ibadet amacıyla kullanıldığından, yapıya 1728 yılında, arada beyaz şeritleri bulunan siyah taşlan bir minare eklenmiştir. Silindirik minarenin mukarnaslı tek bir şerefesi vardır (10)

Medrese, açık avlulu, revaklı ve tek katlı bir plana sahiptir. Yapıya, kuzeydeki sivri kemerli ve eyvan türünde, dışa taşıntılı bir taç kapıdan girilmektedir. Avlu, kuzey-güney doğrultulu dikdörtgen bir alandan oluşmaktadır. Avlunun etrafında; kuzey, doğu ve batı yönde olmak üzere üç yönde kare biçimli on ayağa dayanan, sivri kemerli revaklar bulunmaktadır . Revakların üstleri (on iki bölüm olmak üzere) kubbelerle örtülüdür. Revakların arkasında sağda ve solda (doğu ve batıda) her biri birer pencereyle dışarı açılan kare şeklinde ve üzeri kubbeyle örtülü beşer adet olmak üzere toplamda on almaktadır. Mihrap sadece kesme beyaz taşlar kullanılarak medrese odası sıralanmaktadır Bunların oluşturulmuş, geometrik geçmelerle bezenmiştir.

Mihrap nişi güney tarafının en ucunda yapıyı sınırlayan birer oda ise dik- beş kenarlı yarım sekizgen planlı olup, 8 sıralı mukarnas dizisi dörtgen planlı olup, üstleri beşik tonozla örtülüdür.

Bu oda- 3 dilimli kemerle örtülmüştür . Mihrabın yanlarında revaklarla birer kapıyla ve dışarıya ikişer pencere ile açılmaktadır. Bu odalar ile ana dershane arasında, yapının kıble yönünde kare planlı ve üstleri kubbeli birer medrese odası daha bulunmaktadır. Bu odalar kuzey yönde avludaki revaklara birer kapıyla ve dışarıya birer pencereyle açılmaktadır. Bunlarla birlikle yapıdaki oda sayısı 14 olmaktadır(36)

3. Latifiye medresesi: Latifiye medresesi, Sur İlçesi’nde bulunan Fatih Paşa Camii’nin kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Burası aslında Fatih Paşa Camii’nin Şafiîler bölümü olmakla birlikte 19. yüzyılda aynı zamanda Latifiye adı ile medrese olarak kullanıldığı

bilinmektedir. İki sahınlı medrese, uzun süre âtıl olarak kalmış ise de 2004 yılında onarılarak SHÇEK Kadın ve Çocuk Eğitim Merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır.(1)

(19)

Resim 4 .Latifiye medresesi

4-Muslihüddîn lârî medresesi: Safa Cami Külliyesi içinde yer alan bu medresenin diğer adı da İpâriye’dir. 15. yüzyılın üçüncü çeyreğinde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Çok sayıda eserin yanı sıra Mir’atü’l-Edvar ve Mirkatü’l- Ahbar isimli tarihinde yazarı olan ünlü bilgin Muslihüddîn-i Lârî’nin, Diyarbakır Müftüsü olduğu dönemde bu medresede ders verdiği ve bu nedenle medresenin onun ismi ile de anıldığı bilinmektedir. Lârî, 16. yüzyılın tanınmış bilim adamlarındandır. İran'ın Lâr kentinde doğmuş, bu nedenle kendisine, Lârî-i Acemî de denilmiştir. 1561'de Diyarbakır valiliğine atanan İskender Paşa'nın davetini kabul ederek Diyarbakır'a gelip yerleşen Lârî’ye Hüsrev Paşa Medresesi’nde müderrislik ile Diyarbakır müftülüğü görevleri verilmiştir(36)

(20)

Resim 5. Musliihiddin Lari medresesi

Muslihiddin lari medrese planı(14)

Muslihiddin Lari Medresesi, tek katlı bir yapıdır . Yapı, genel medrese şemasının dışında bir plana sahiptir. Yap ı n ı n birimleri ince uzun enine bir dikdörtgen hat üzerine yerleştirilmiştir

Medrese planının en ortasında yapının dershanesi bulunmakta, bunun iki yanında ise medrese odaları yer almaktadır. Beşik tonozla örtülü ve güney duvarında siyah-beyaz taşın

almaşık örünmesiyle oluşturulmuş bir mihrabı bulunan, aynı zamanda ibadet amacına da hizmet veren büyük dershane bölümünün önünde geniş bir kemer bulunmakta, bu kısımda revak

görülmemektedir . Revakların, bu kısmın ikisi sağda ikisi solda bulunan ve beşik tonozlarla örtülü olan medrese odalarının önüne yerleştirildiği görülmektedir.

Medrese odalarının her birinde birer pencere bulunmakta, ayrıca duvarlarında küçük nişler yer almaktadır .

Yapının örtü kısımları hariç tamamında siyah bazalt kesmetaş kullanılmış, tonoz şeklindeki üst örtülerinde tuğla malzemeden de yararlanılmıştır. Muslihiddin I.ari Medresesi, bezemeden yoksun bir yapıdır.(36)

(21)

Bıyıklı Mehmed Paşa Camisinin arkasındaki

Latifiye adını taşıyan Şafii Camiinin bünyesindeki bu medresenin 1792 tarihinde ders-i âm, 1793 tarihinde “musıla-i sahn” payesi tevcih

edebildiğini belirten Yılmazçelik, bu sebeple önemli bir kurum olduğunu kaydetmektedir.

Evliya Çelebi’nin ismini kaydetmediği ancak burası olduğunu

düşündüğümüz bir medrese hakkında da Seyahatname’de bilgiler vardır. Bizi buna götüren düşünce medresenin yukarıda belirtilen dereceleri verebilen önemli bir kurum olmasıdır. Anılan yer eğer burasıysa Evliya Çelebi bu medresede tefsir ilminin ve bu anlamda “Cerîr-i Taberî, İbn Mes'ûd, Ebü'l- Leys, Beydavî, Kadı, Deylemî, Feyzullah Hindî ve Ebussuûd Tefsirleri”nin okutulduğunu, buradaki alimlerin bu konuda kitaplar yazmış olduğunu kaydeder.(37)

Medrese planının en ortasında yapının dershanesi bulunmakta, bunun iki yanında ise medrese odaları yer almaktadır. Beşik tonozla örtülü ve güney duvarında siyah-beyaz taşın

almaşık örülnesiyle oluşturulmuş bir mihrabı bulunan, aynı zamanda ibadet amacına da hizmet veren büyük dershane bölümünün önünde geniş bir kemer bulunmakta, bu kısımda revak görülmemektedir Revakların, bu kısmın ikisi sağda ikisi solda bulunan ve beşik tonozlarla örtülü olan medrese odalarının önüne yerleştirildiği görülmektedir.

Medrese odalarının her birinde birer pencere bulunmak ta, ayrıca duvarlarında küçük nişler yer almaktadır

Yapının örtü kısımları hariç tamamında siyah bazalt kesme taş kullanılmış, tonoz şeklindeki üst örtülerinde tuğla malzemeden de yararlanılmıştır. Muslihiddin Iari Medresesi, beze meden yoksun bir yapıdır. (10)

5-Mesûdiye medresesi Ulu Camii'nin kuzeyinde ve camiye bitişik olan Mesudiye Medresesi. Diyarbakır'da yapılan ilk büyük medresedir. Medresenin yazıtından öğrenildiğine göre 1198-ll99 yılında Artuklu Meliki Mesud Kutbeddin Ebu Muzaffer Sökman zamanında yapılmaya başlanmış, Sökmen II.nin ölümünden sonra yerine geçen Mesud zamanında yapım çalışmaları devam etmiş, Mevdud zamanında 1223’de tamamlanmıştır. Medresenin mihrap yakınındaki pencerelerden birisi üzerindeki kitabeden de planlarını Halepli usta Cafer İbni Mahmut ‘un çizdiği ve yapımını da Mesud’un sürdürdüğü öğrenilmiştir. (24)Diyarbakır’da Mesudiye ve Zinciriye medreseleri ülke çapında büyük şöhrete sahipti. (32)

Tarihte şehir,bilim,kültür,sanat ve ticaret merkezi olmuştur.Ortadoğunun her yerinden öğrenciler,ders görmek için Amid medreselerine gelmeye başlıyorlar.Mesudiye medresesi çağının en ileri bilimlerinin okutulduğu bir bilim yuvası oluyor.(31)

Medrese üzerinde farklı dönemlere ait beş kitabe bulunmaktadır.

(22)

Eyvan üzerindeki kitabe yapının dört mezhep için yapıldığını belirterek 1193-1194 (H.590) tarihini içermektedir. Bu tarih Artuklu sultanı II.Sökmen’in hakimiyet yıllarına (1185-1200) denk gelmektedir. Avludaki kitabede yine II.Sökmen’in adı, 1198, 1199 (H.595) tarihi ile birlikte geçmektedir.

Taçkapı üzerindeki 1200 (H.596) tarihli kitabe kapının bitiş tarihi olarak kabul edilmektedir.

Dördüncü kitabe ortadaki mihrabın sağındaki pencere üzerinde yer almaktadır. 1224- 1225 (H.620) tarihli kitabe yapının Halep’li Mahmut oglu Üstad Cafer’in planlarına dayanarak Mesut tarafından yaptırıldığını belirtmektedir. M. Akok ise yapının Artuklu Sultanı Mesut tarafından 1180-1181 (H. 576-579) ile 1183-1184’te inşa edildiğini söylemektedir.

Besinci kitabe batıdaki mihrap üzerindedir. Bir tamir esnasında ters olarak

yerleştirilen kitabenin içeriği anlaşılamamıştır. Bununla birlikte mihrabın M. 1223 yılındaki inşa dönemine ait olduğu düşünülmektedir.

Yapının değişik bölümleri üzerinde yer alan bu kitabelere göre medresenin yapımına Artuklu hükümdarı II. Sökmen tarafından başlanmış, II. Sökmen’in 1200

yılında ölümü üzerine yapıma, Artuklu hükümdarı Mahmut tarafından devam edilmiştir.

Mahmut’un da 1222 yılında ölümüyle Mevdud zamanında 1223 yılında tekrar gözden geçirilerek bugünkü seklini almıştır.

Bu kitabelerin dışında giriş kapısı üzerine cas harcı ile islenen 1811(H.1226) ve 1910 (H.1328) tarihleri, Osmanlı dönemine ait onarım ve ilavelere işaret etmektedir.

1962 yılına kadar büyük kısmı harap durumda olan medrese bu tarihte Ulu Cami onarımları ile birlikte onarılmıştır.

Yapının Melik’ül-Mesud unvanını taşıyan II. Sökmen’den dolayı Mesudiye ismi ile anıldığı belirtilmektedir.

Kare bir alanı kaplayan medrese iki katlıdır. Düzgün bir planlama göstermektedir.

Kuzeydeki eyvan seklindeki kapıdan geçilen avlu revaklarla çevrilmiştir. Doğuda iki kat boyunca devam eden ana eyvan yer almaktadır. Diğer kenarlarda revakların gerisinde medrese odalarına yer verilmiştir. Batıda mescit bölümü bulunmaktadır.(38)

Selçuklular döneminde Melikşahın veziri Nizamülmülk Bağdatta Nizamiye medresesini kurdu(1137)Bugünün anlamı ile Dünyanın ilk üniversitesidir.Nizamiye medresesinde hukuk,astronomi,matematik,din ve filoji gibi bilim dalları mevcut idi.Aynı eğitim modeli Diyarbakır’’da.Mesudiye.medresesinde.uygulandı.

Mesudiye Medresesi, çeşitli ilimlerin öğretildiği Anadolu'nun en eski ve ilk üniversitesidir. Bu medresede astronomi, tıp, fizik, matematik, biyoloji, kimya, ilahiyat, edebiyat ve felsefe gibi

(23)

dersler öğretilmiştir. Ayrıca bilim adamları burada çeşitli konularda birbirleri ile tartışmışlardır (3)

Evliya Çelebi, eserinde burayı “Mercaniye

Medresesi” ismiyle en önemli ilim yuvalarından başta geleni olarak tavsif eder. Buranın alimler arasında saygınlığı olan bir yer olduğuna,

müderrislerinin mollalık payesiyle kadılık yapabildiklerine ve talebe sayısı ile müderris sayısının yeterli olduğuna değinir. Vakfının sağlam olarak

öğrencilerin maaşını ve et, aydınlatma gibi giderlerini karşıladığını kaydeder.

1518 yılında müderris ücreti yevmi 20 akçe iken 1564’te 50 akçeye

yükseldiğinden bu medresenin 20’lik düzeyden 50’lik medrese düzeyine terfi ettirildiği anlaşılmaktadır.

İnceleme döneminde 1151/1738 tarihli bir belgede Mesudiye

Medresesi Vakfına mütevelli olarak atanan kişiye yevmiye 20 akçe ücret tahsis edilmiştir.(37)

Mesudiye medresesi tarihi görünüm(12)

Mesudiye medrese planı(14)

(24)

Mesudiye medresesi mihrabı(4)

Diyarbakır medreselerinde görev yapan müderrislerin bazılarına Mevliyet payesi verilmiştir..Bu dönemde Diyarbakır medreselerinde görev yapan müderrisler oldukça yüksek payeye

sahipti.Müderrisler günlük 20-40 akçe gibi yüksek ücret alırlardı.(34)

Mesudiye Medresesi, kentte bulunan ilk büyük medresedir. Medresenin yapısal özellikleri arasında dikkati çeken bir nokta, medresede öğrencilerin ikameti için gerektiği kadar odanın bulunmayışıdır. Dört sünnî mezhep için yapılan bu medrese, belki yalnızca, öğretim için kullanılmış, öğrenciler başka yerde kalmışlardır.

Mesudiye Medrese’sinin sahip olduğu mimari özellikle, kendisini, Anadolu’da bulunan diğer medrese yapı örneklerinden farklı kılar. Geleneksel medrese mimarisinin tek katlı olmasına rağmen, Mesudiye Medresesi iki kattan oluşmaktadır. Yapının bu özelliğinin nedeni, daha önce kilise olarak inşa edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır

Ulu Caminin avlusunun kuzeyinde, Safiler bölümünün devamında yer alan Mesudiye Medresesinin vakfiyesi bilinmemektedir. Mesudiye Medresesi Ulu Cami avlusuna bitişik olmasına rağmen müstakil bir vakıf olarak bu topluluktan ayrı bir yapıdır. Tahrir Defterinde Medresenin vakfiye hükümleri Ulu Cami Vakfından ayrıdır. Vakfa ait Bedesten, 159 dükkan, Sabun Hanı ve diğer akarlarından toplam olarak 42.540 akçe yıllık geliri vardı. Vakıftan ücret ödenen görevliler; müderris, muid, 12 talebe, ferraş, mütevelli, katip, cabi, mimar, neccar ve nazır idi (Anonim, 1998, s. 313.).

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Mesudiye Medresesine ait bir şahsiyet kaydı vardır (VGMA, 159 nolu esas defteri, 607 sıra). Hurufat Defterlerinde de muhtelif kayıtlar olup 7

(25)

Şaban 1220 ve 7 Şaban 1220 tarihli duâgûy tayini hakkında ikikayıt bulunmaktadır (VGMA, 532 nolu defter, s.18).

Kitabesine göre medrese 595 /l 198-9 tarihinde Artuk-lıı Sultanı Kutbüddin Ebu'l- Muhammed Sökmen tarafından yaptırılmıştır. İki katlı, açık avlulu, kesme taşla yapılmış olan medrese (Foto:3) Osmanlı devri sonlarına kadar kullanılmıştır (Altun, 1978,s.l23;Tuncer, 1996,45).

Vakfın akarları arasındaki bedesten, Ulu Cami ile Hasan Paşa Hanı arasındaki meydanda yer alıyordu. Bedesten 1894-1914 yıllarındaki yangında yıkılmıştır (Cezar, 1985, s.294). (27)

Diyarbakır Ulu Camiinin kuzey-doğusundadır. Yapıdaki en erken kitabe 590 H. (1193/4, en geç kitabe de 620 H. (1224/5) tarihli olup, portalden 596 H. (1200) senesini ve kurucusu olarak da, Muhammet oğlu el-Melik el-Mesud Sukman'ı öğreniyoruz

Medrese iki katlıdır. Plân bütünüyle düzgün bir şekle sahip değildir . Medresede giriş kuzey-doğuda yer alırken, ana eyvan ve yanlardaki iki oda, üç yönden revaklarla çevrili avlunun doğu yüzündedirler. Ayrı bir kısım meydana getirecek şekilde, eyvan ve hücre topluluğundan ibaret olan mescit bölümü ise, batı kanadı meydana getirir.

Medrese, düz, boş ve sağır cephe yüzü ile son derece sadedir. Portal, kuzey-doğu köşedeki yeriyle, cepheyi asimetrik bir bölüntüye uğratmıştır Kuzey-batı duvarı ile portal çıkması arasındaki boşluk ev ve dükkânlarla doldurulmuştur. Portal, sade ve sivri kemerli girişi ile, enlilemesine dikdörtgen bir yere açılır. Dışarıda, kemerle silmeli saçak kornişi arasında uzanan, ince, uzun beş parçanın yanyana sıralanmasıyla meydana gelen kitabe, çiçekli bir fon üzerine, neshi yazıyla yazılmış olup, bir satırdır ve portalin yegâne süsüdür Dehliz, son derece sade portalle, profile edilmiş silmelerle çevrili, stalâktitlerle tepelenmiş, derinliği az bir kavsara içine açılmış kapıyı birbirine bağlar. Zengin profilâsyonlu silmeleri ve karşısına gelen mihrapla bağlantılariyle bu kapı, esas kapı olmaya ilkinden daha lâyıktır Buradan zengin dekorlu revaklarıyla, şaşırtıcı bir görünümü olan avluya girilir. Medresenin en sağlam kısımlarından biri de, avluyu üç yönden kuşatan bu arkadlardır

(26)

Mesudiye medresesi(Ulu caminin güney bölümü)

(27)

Mesudiye medresesinin Ulu camiye bakan kısmı

(28)
(29)
(30)

Doğuda büyük bir eyvan iki kat boyunca yükselir. Önünde, anlam verilemeyen bir merdiven kalıntısı ve bir de kuyu bulunur

Avluyu iki kat halinde üç yönden kuşatan arkadlardan, alttakilerin şahane işçiliğine karşı, ikinci kat arkadları, alt kata yakışmayacak kadar sade, süslemesiz sivri üçlü kemerlerle kurulmuşlardır Bu ahenksiz kuruluş karşısında, ikinci katın sonradan ilâve edilmiş olabileceğini söyleyen Gabriel'in fikrine biz de katılmaktayız.

Eyvanın, yüksek, sivri, silmelerle kademelenen kemerinin kilit taşında, hayvan başına benzer bir kabartma varsa da, ne olduğunu söylemek kolay değildir. Eyvan orijinal halinden çok şey kaybetmiş, her üç duvarından da büyük hasar almıştır. Eyvan duvarlarında, kuzey ve güneyde, kısım kısım aşınmış, kûfi ve neshî, kitabe kuşakları vardır Eyvan içindeki köşeli nişler, üç duvarı da ortalayarak yerleştirilmişlerdir.

Zengin bezemeleriyle avluyu çevreleyen kemerler, ortadaki yüksek ve geniş, yanlardaki dar ve alçak olmak üzere, üçlü gruplar halinde inşa edilmişlerdir. Kemerler kalın, köşeli ayaklar üstünde yükselir. Başlıklar taşkın ve yassı olup, kemer boynuyla birleşen üst kısımları iki sıra yivlidir. Köşelerde ise, küt L şeklinde ayaklar yer alır. Kemerler arasındaki rozetler, daire veya kare şekiller halinde taşa oyularak yapılmışlardır. Her yüzde iki tane olmak üzere, altı rozet işlenmiştir

Giriş katıyla üst kat arasında, silmeli saçak kornişi altında, stilize palmet motiflerinden örülü, bitkisel arabesk bir fon üzerindeki neshi yazı şeridi kemerler üstünden geçerek avluyu çevreler.

Yazı kuşağı, siyah bazalt taşlarıyla kaplı duvarlar üzerinde, açık renk malzeme üzerine işlenmiş olmasıyla da ilk bakışta belirmektedir.

Kemer süslemelerinde özellikle, motiflerin ve şekillerin değişmesine rağmen, boşluğa sarkan ve üstleri işlenmiş dilimler ayrı bir önem taşır. Bu arada yanlardaki küçük kemerlerden bazılarının üç dilimli olduğu görülür. Üçlü kemerlemelerden öncelikle, batı cephedeki, eyvan karşısına gelen ve avludaki kemerler için de en ustalıkla bezenmiş olanını ele alalım Taş

(31)

işçiliğinin eşsiz örneklerinden biri olan ve yanlardaki üç dilimli kemerler arasında yer alan orta kemer, yuvarlaktır. İçlerinden çıkan dallar zincirine tutunmuş, üçgen kaideli dört köşe karınlı vazolar dizisine benzeyen süslemede, dört köşe kısımlar bitkisel arabesklerle işlenmişlerdir.

Üçgen kaideler prizmalar halinde uzayarak, kemer karnını bir dolu bir boş dikdörtgenlerle bir ışıklandırır bir karartırlar. Kemer üstteki yazı şeridini içe kavislendirip daraltacak kadar yüksektir. Yanlardaki kemercikler ise üç dilimlidir. Taşlar bir atlayarak bitkisel arabesklerle ince kabartmalar halinde bezelidir. Diğer iki cephe, yani kuzey ve güneydeki arkadlar ilk nazarda eş intiba bırakırlarsa da, orta kemer süslemeleri farklıdır

Revaklarda örtü haç tonoz olup malzeme tuğladır. Özellikle kıble duvarı önünde tonozlar doğu-batı yönünde geniş bir çatlakla ikiye ayrılmışlardır Girişin tam karşısında, ölçüleri ve süslemesiyle sürpriz teşkil eden bir mihrap bulunur. Zengin nakışlı kemerler arasında hemen seçilir Mihrap stalâktitli başlıkları olan desteklere dayanan beş dilimli bir kemer içinde, istiridye tepelikli yuvarlak bir niş halindedir. Bünyesinde topladığı elemanlarla, ilk nazarda Duneysir Ulu Camii mihrabını hatırlatır. Birçok hususlarda da ikinci giriş kapısı özelliklerini tekrarlar. Kemer alınlığı neshî yazıyla doldurulmuştur. Mihrap nişi, çift sıralı silme kuşağı ile sınırlandırılmış istiridye tepeliği altında, üçlü bir sistemle sathi, sağır, uzun nişlere bölünür. Nişlerde, revaklardaki üçlü kemerleme esprisi vardır. Ortadaki daha yüksek, geniş ve tepeliği ile daha zengindir.

Mihrabın her iki yanında, dikdörtgen kenarlı, birer pencere vardır. Girişe göre mihrabın sağında kalan pencere açıklığı üstünde, enine dikdörtgen bir pano içindeki iki satırlık kitabe neshi yazılıdır. Bu kitabeden «Halepli Mahmud oğlu üstad Cafer'in plânlarına dayanarak 620 H.

(1224/5) yılında Mesud tarafından inşa ettirildiğini öğreniyoruz Güney revağına, doğudan, eyvanın sağındaki uzun beşik tonozlu odanın kapısı açılır. Üzengileri, stalâktit konsollu, düz söveli kapıda, lentonun üzerini yuvarlak kemerli bir açıklık kaplar. Aynı şekildeki diğer bir kapı eyvanın solundaki, küçük beşik tonozlu odayı kuzey revakına bağlar. Yalnız bu kapıda, stalâktitli konsollar üzerindeki atkı taşı artık yerinde yoktur. Odaların fonksiyonları hakkında pek kesin birşey söylenemezse de, türbe olarak yapılmış olabileceklerini kabul etmek en uygun çözümdür.

Giriş katında, yukarıda tanıtmağa çalıştığımız avlu, eyvan, revaklar ve hücrelerden sonra, batı kanadı teşkil eden mescid bölümü gelir. Bu kısma dört kapı açılır. Batı kemerlerinin arkasında kemer gözleri doğrultusundaki üç kapıdan ortadaki, ana kapı olup, diğerlerinden yüksek ve geniştir. Söve ve lentosu düzdür. Yan kapılarda ise lento, konsollu üzengilere oturur.

Mescid, harap eyvanlar, odalar, tonozlardan düşmüş taş yığınları ile bu katın en yıkık bölümüdür

(32)

Dökülmüş kesme taşlar altından tuğla ve moloz taş, duvar konstrüksiyonu görülür. Kapının karşısındaki sivri kemerli eyvan, dip duvarındaki küçük bir pencere ile aydınlatılmıştır. Eyvan girişinin yanında orta bölümün haç tonozunun başlangıç kalıntıları görülür. Bu kalıntılar dışında tonoz tamamen yıkılmıştır. Haç tonozlu orta kısma sağdan açılan ikinci eyvanın kemeri, üstü çökmüş olarak yalnızca ayakta kalmıştır . Eyvana batıdan tek pencereli, beşik tonozlu bir odanın kapısı açılır.

Güney duvarındaki mihrap, dışa doğru hafifçe çıkmalıdır . Mihrap nişi yuvarlak kemerli (bir kertik yaparak aşağı doğru uzaması ile at nalı şeklini alır) dairevi bir niş olup, silindirik gövdeli, basık topuz başlıklar üzerinde, kübik yivli abakusları olan sütunçelerle çevrilmektedir.

Başlıkların altı, sütun boynu, iki sıralı yassı kabartma ile bileziklenir.

Abakuslardan sonra yuvarlak kemere varmadan evvel, yassı kabartma bir silme, kemerin üzengiye bindiği yerden nişin içini dolanır ve karşıki üzengide son bulur. Silmenin üstündeki niş tepeliği, yarı kürevi şekilli olup, altta, ortada, bir noktadan çıkıp açılarak kemere kadar uzanan çizgilerle bir istiridye şeması verir. Yuvarlak kemer üstünde, etraftaki kademeli, profilli dikdörtgen çerçeveye kadar dayanan, çiçekli düğümlü kûfî yazı enine dikdörtgen bir pano halindedir. Kitabe ters olarak durmaktadır. Muhtemelen bir tamir sırasında ters olarak yerleştirilmiştir.

Mihraplı duvarın arkasındaki odaya, revaklardan normal bir giriş olduğu halde, bir de ayrıca mihrabın hemen yanından bir girişin daha olması düşündürücüdür.

Mescit kısmının üstünde neler vardı bilemiyoruz. Üst katın batı kanadı, oda taksimatı hakkında fikir veremiyecek kadar haraptır. (6)

Resim 11.Mesudiye medresesinde taş süslemeleri

(33)

Resim 12. Mesudiye medresesi

Diyarbakır Zinciriye ve Mesudiye medreselerinde bazalt kesme taş mimaride,iç taraf ve avlularda çok hareketli mimari süsleme ile karşılaşılmaktadır.Mesudiye medresesinde çok dilimli kemer özelliğine,kara bazalt arasında beyazın kullanılmasıyla polikromi de karışmaktadır.

(34)

Resim 12

Resim 13

Resim 16

Resim 14. Mesudiye medresesi

(35)

Resim 15.Mesudiye medresesi

** Resim 15-Ulu camii Mesudiye medresesi yan duvarında süsleme-Mihrap (11) Mesudiye medresesi mihrabı(4)

(36)

,

Mesudiye medresesi dönen sütunlar

(37)

Mesudiye medresesi

(38)
(39)
(40)

Mesudiye medresesi

(41)

Mesudiye medresesi

(42)

Mesudiye Medresesin ‘deki Kitabeler

İlk kitabe medrese avlusunun içindeki büyük eyvanın atındadır. Kitabenin metni:

Türkçesi : Besmele. Bu mübarek medreseninyapımını , Emirrül-mü’müminin ( Allah saltanatını arttırsın ) yardımcısı , Allah ‘ın heybetine boyun eğen , rahmetine muhtaç ve ona yaklaşmak isteyen……. Gönüllü olarak üstlenmiştir. Ve burayı dört mezhep fakihlerine ebedi olarak vakfetmiştir. Alaah kabul etsin. Yıl :590 (m.1193.94)

Metinden, fakihler için bazı şeylerin vakfedildiği anlaşılıyor ise de kitabe eksik olduğu için ne olduğu anlaşılmıyor. Melik mes’ud’un ilim adamlarına karşı ilgisini göstermesi bakımından kitabe , değerli bir belge niteliğini taşır.

2. kitabe, medresenin aşağı kemerlerinin üst ve yukarı kemerlerin altındadır.

(resim 108). Batı taraftan başlayarak göneyde son bulur. Kitabenin metni :

Türkçesi : besmele. Merselüllezine ayeti. Emirü’l-mü’ninin yardımcısı , Artukoğlu Davut oğlu Kara-Arslan oğlu Muhammed oğlu sultan ve melik Mes’ud Kutbeddin Ebu’l-muzaffer Sokman bu medresenin yapılmasını üstlendi.( kendine yardım edenleri Allah aziz etsin). Bu iş 595(m.1198-99) senedinde cereyan etti.

3. kitabe medresenin kuzeye açılan kapısının kemeri üstündedir. Metni:

Türkçesi : Besmele. Mahmud oğlu Sultan Melik Mes’ud Sokman bu medresenin yapılmasını arzu etti. Sene:596 (m.199-1200)

- Metin Sözen , Diyarbakır’da Türk Mimarisi , sf.143-146.

Medresedeki kitabelerden biri de güneydeki mihrab üzerindedir. Metni :

Türkçesi : Mimar Mes’ud’tur. Mahmut oğlu Halepli Cafer ustanın tersimidir. Sene:

(1223-24) (28)

Mehmet Mercan Mesudiye medresesi ile ilgili anılarına yer veriyor

Ulu Cami’nin kuzeyinde Diyarbakır’a özgü mimarinin tüm özelliklerini taşıyan, taş işçiliğinin şaheseri denilebilecek güzellikteki Mesudiye Medresesi, hiçbir özelliğini yitirmeden tam 815 yıldır ayaktadır.

Diyarbakır’daki mimarisine ilk sırada örnek gösterilen yapılardan Mesudiye Medresesinde her biri ayrı tarihleri gösteren 5 ayrı kitabe bulunuyor. Bazıları kara taşlara, bazıları da beyaz taşlara ustaca işlenmiş Nesih ve Kufi kitabelerdeki değişik tarihler bize bu anıtın inşaatının

tamamlanmasının 25 yıldan fazla sürdüğünü işaret eder.

Diyarbakır’daki tarihi yapıları titiz bir incelemeye tabi tutan değerli bilim adamı Prof. Dr.

Metin Sözen, Diyarbakır Tanıtma ve Turizm Derneği adına 1971 yılında yayımladığı

“Diyarbakır’da Türk Mimarisi” adlı eserinde bu anıtın tanıtımını yaparken şu bilgileri verir;

(43)

“Medresede bulunan yazıtlara göre yapımına 1198 / 1199 yılında Artuklu Hükümdarı Ebu Muzaffer II. Sükman zamanında başlanıldığı anlaşılmaktadır. Bunu açıklayıcı yazıtların biri Hicri 595, ikincisi Hicri 596 tarihlerini taşımaktadır. Sükman II’nin 1200 m. (597 h.) yılında ölümü üzerine yerine geçen Mahmud zamanında herhalde yapımına devam edilmiş, onun da 1223 m. (622 h.) yılında ölümünden sonra Mevdud (bir adı da Melik-ül Mes’ud) zamanında tekrar elden geçirilerek bugünkü şeklini almıştır.

Güneydeki anıtsal mihrabın sağındaki pencerelerin birinin üzerindeki yazıt, yapının mimarının adını vermektedir. Bu yazıta göre yapının planını Halepli usta Cafer İbni Mahmud

çizmiş, yapımını Mes’ud yürütmüştür…”

1940’lı yıllarda Diyarbakır ve Silvan’daki surlarda ve burçlarda yer alan pek çok kitabeyi okuyarak arşivleyip Müze Müdürlüğü’ne veren kentimizin yetiştirdiği değerlerden eğitimci Süleyman Savcı Bey, Mesudiye Medresesi’ndeki kitabeleri de okuyarak arşivlemiştir.

Bu kitabelerden Ulu Cami’e bakan güney duvarında yer alanı çok ilginçtir.

Beyaz taş üzerine nesih olarak yazılan H.620 tarihli bu kitabede Artuklu Hükümdarı Melik Mes’ud için “Turan Beyi, İran’ın Padişahı, Cihanın Pehlivanı, halkı koruyan Halifenin sırt gücü…” sıfatları kullanılmaktadır.

Medresenin güney duvarının iç tarafındaki küçük mihrabın her iki yanında bulunan kara taştan oymalı, kendi eksenleri etrafında dönen iki sütun,bu anıtsal yapının en ilginç bölümüdür.

Günümüz uzmanları bu sütunların işlevlerinin çok önemli olduğunu, sütunlar kendi eksenleri etrafında döndükleri sürece binanın herhangi bir yerinde çökme olmadığını gösterdiğini belirtmektedirler…

Diyarbakır’ın zengin kültürü ile ilgili yapılan araştırmalardan anlaşıldığına göre; Mesudiye Medresesi’nde asırlarca günümüzdeki üniversiteler düzeyinde astronomi, tıp, fizik, kimya, matematik, biyoloji, ilahiyat, edebiyat ve felsefe eğitimi veriliyordu. Uzakdoğu’dan,

Ortadoğu’dan, Kafkasya’dan, Mısır’dan, Tebriz’den Urumiye’den, Laristan’dan, Buhara ve Semerkand’dan öğrenciler gelip burada eğitim görüyor, ünlü bilginler burada ders vermek için ülkelerini bırakıp Diyarbakır’a, eski adıyla Amid’e geliyorlardı.

Bu konuda Dicle Üniversitesi eski rektörlerinden Prof. Dr. İlhami Nasuhioğlu 1975 yılında yayımladığı “Tıp Tarihine Kısa Bir Bakış” adlı eserinde Mesudiye Medresesi’nin

Anadolu’nun ilk üniversitesi olduğunu belirtmektedir.

Prof. Dr. Nasuhioğlu’nun bu konudaki görüşleri şöyle;

(44)

“Anadolu’da ilk tıp kuruluşlarından en önemlisi Artuklular devrinde inşa edilen ve bu gün bir mimari şaheseri olarak görülen Mesudiye Medresesidir.

Artuklular 1085 – 1232 yılına kadar Diyarbakır ve çevresinde hüküm sürmüşlerdir. Mesudiye Medresesi 1198 yılında Artuklu Hükümdarı II.Sukman tarafından kurulmuştur ve Kayseri Şifaiyesi’nden 10 yıl öncedir. Burada Astronomi, Tıp, Fizik, Matematik, Kimya, Biyoloji ile Edebiyat ve Felsefe okutulmakta ve geniş bilimsel tartışmalar yapılmakta idi. Kayseri Şifaiye Medresesi’ne takaddüm etmesi ile Anadolu’da ilk üniversite sayılabilir…”

Yine eski rektörlerden Prof. Dr. Selahattin Yazıcıoğlu “Diyarbakır, Mardin, Siirt, Tabib Odası Başkanlığı Neşir Organı” olarak 1966 yılında yayımlanan ve 1-2-3-4 sayısı olarak gösterilen NEŞTER Dergisi’ndeki makalesinde Mesudiye Medresesi’nin Anadolu’nun en eski

üniversitesi olduğunu öne sürer. Prof. Dr. Yazıcıoğlu şu tespitleri yapar;

“Mesudiye Medresesi”nde en geniş manada akli ve nakli ilimler (İlm-i Nücum, tıp, fizik, kimya, matematik, biyoloji, ilahiyat, edebiyat ve felsefe) okutulmuş, bilginler arası ilmi tartışmalar yapılmıştır.

…… bu nitelikleri meydana getirmiş çok eski bir ilim yuvası olarak Andolu’da kurulan ilk üniversite payesine ulaşmaya layıktır…”

1656 yılında Amid’e gelmiş olan Evliya Çelebi de o yıllarda kentte üst düzeyde eğitim veren 20’den fazla medresenin bulunduğunu anlatır(39)

6-Zincîriye medresesi: Ulu Cami’nin güneybatısında yer alan ve Sincâriye adıyla da bilinen bu medresenin yapılış tarihi konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Araştırmacıların çoğu, medresenin Artuklulardan Kutbuddin Muzaffer II. Sökmen zamanında 595/1198 yılında inşa edildiğini kabul ederken, bazı yazarlar bunun 634/1236’da Eyyûbî hükümdarlarından Melik Salih Necmeddin dönemine ait olabileceğini ileri sürmektedirler.(1)

Daha çok Zinciriye adıyla tanınan medrese, (bazı kaynaklarda Sincariye Medresesi)nin. Ulu Cami ile arasında bir takım kemerli bağlantılara ait duvar kalıntıları olduğu tahmin edilmektedir.

Ulu Camii külliyesine dahil ve Mesudiye Medresesi’ni tamamlayan yapı birimi olarak kabul edilirMimari özelliği, açık medrese olarak tanımlanan, içinde iki veya tek eyvanlı şemaya bağlı olarak yapıldığı, plan yönünden diğer Anadolu medreselerinden ufak ayrıcalıklar taşıdığı

belirtilmektedir. Açık avlulu bir medrese olmasına rağmen, iklim şartları nedeniyle avlusu küçük tutulmuştur. Medresenin dört cephesindeki kemerlerin üstü, Kur’ân-ı Kerim’den alınmış

ayetlerle oluşturulmuş kitabelerle süslüdür.(24)

(45)

Evliya Çelebi, Cami-i Kebir bünyesinde Şafii

Camii dışında bir “Şafii Medresesi”nin varlığından bahseder. Buranın bakımlı ve iyi korunduğunu ifade eder. Anılan yerin Zinciriye Medresesi olması kuvvetle muhtemeldir.

Bu müessesenin “Zinciriye Medresesi Evkafı” adıyla bir vakfının

bulunduğunu bilmekteyiz. İnceleme döneminde 1065/1655 yılındaki bir icare ve tamir belgesinde vakfın akarından olan İplik Pazarındaki bir ahırın 200 guruş bedel ile tamiri ve bu rakamın muaccel bedel olarak alınıp yıllık 400 akçe ile icareye verildiği görülmektedir. İncelemeye giden kişi Amid mimarbaşı olan Mehmed Bey idi. Evkaf-ı mezburun mütevellisi Mustafa Çelebi ve nazırı Mehmed Efendi idi ve icare işini 5 yıllığına alan kişi ise Hüseyin Çelebi adında biri idi(37)

Bazı kaynaklarda Sincariye ya da Mercaniye adları ile anılan3 medresenin insa tarihini belirten kesin bir kayıt mevcut değildir. Bazı arastırmacılar yapının Eyyubi ve Akkoyunlu dönemlerine ait olabileceğini düsünmüşlerdir. Ancak avlu revakları üzerindeki kitabede adı geçen İsa Ebu Dirhem adı, yapının tarihlendirilmesine yardımcı olmaktadır.

Diyarbakır kalesi surlarında da adı geçen ve Artuklu döneminde yasadığı bilinen Mimar İİa Ebu Dirhem’den dolayı Zinciriye Medresesi’ni I.Sökmen döneminde 1199 (H. 595) yılına tarihlendirmek mümkündür.

Yapının mimari ve süsleme özellikleri bakımından Artuklu dönemine ait Mesudiye

Medresesi ile taşıdığı benzerlik Zinciriye Medresesi’nin de aynı döneme ait olduğu ihtimalini güçlendirmektedir.

M. Akok yapıyı herhangi bir kaynak göstermeksizin medreseyi 1236–1237 (H.634) yılına tarihlendirmektedir.

Birinci Dünya Savası’na kadar medrese olarak kullanılan yapı, 1934’te onarılarak Arkeoloji Müzesi haline getirilmiştir

Kare planlı yapı, açık avlulu ve tek katlıdır. kare bir avlu etrafına sıralanmış

bölümlerden meydana gelen medresede avlunun her kenarında üç gözlü revakların gerisine güneyde büyük boyutlu bir eyvan, diğer kenarlarda odalar yerleştirilmiştir.(38)

Medresenin güney batı duvarındaki bir kitabe parçasından, mimarının İsa Ebû Dirhem olduğu anlaşılmaktadır.Açık medreseler plan tipinde, iki veya tek eyvanlı plan şemasına uygun olarak tek katlı yapılmıştır. Kesme taştan yapılan medresenin giriş kapısı ile ön cephesinin ayrı bir yapısı bulunmaktadır. Bezemesi olan ön cephede diğer aynı dönem yapılarında olduğu gibi zengin süslemeler burada görülmemektedir. Plan olarak diğer Anadolu medreselerinden biraz farklılıklar göstermektedir. Medrese, gerek mimari organları ve gerekse dekorları bakımından

(46)

Güneydoğu Anadolu Medreseleri grubuna girer. Medresenin dört cephesindeki kemerlerin üstü ayetlerden oluşan kitabelerle süslüdür. Cami ile arasında bir takım kemerli bağlantılara ait duvar kalıntıları olması sebebiyle Ulu Camii Külliyesi’ne dâhil ve Mesûdiye Medresesi’ni tamamlayan bir yapı olarak kabul edilmektedir.(1)

Zinciriye medresesi(14)

(47)

Zenciriye Medrese Binasının Plân Durumu :

Bu medrese binası dış sınırı itibariyle, kareye yakın bir dikdörtgendir. Kuzey tarafında, önü geniş kemerli, tonoz örtüsü bulunan, basit şekilde, yapı ve mimarî gösteren kapısından binaya girilmektedir.

Giriş holü, iki tarafa taş sekili, içe doğru eyvan biçiminde kemerle açık bir mekândır.

Buradan revaklı kısma ve avluya geçilir, orta avlu 36,50 m2lik küçük alandır. Etrafında inşaî ayaklar ve çeşitli açıklıkta revak kemerleri vardır.

Kemerler çevresi muntazam revak sahanlığı halindedir. Arka duvarlarda çeşitli oda = hücrelerin, kapıları bulunmaktadır.

Tam giriş aksı ilerisinde baş eyvan bulunur, bu eyvan avluya doğrudan doğruya açılmayıp, önünde, geniş açıklıkta ve süslü bir kemer ile bağlanmaktadır.

Zenciriye Medresesi'ndeki yazıtlar arasında, binanın yapılış tarihi kesin görülmez. Amma eserin yapıcısı Mimarin adı dolayısiyle, kale surlarındaki bir yazıt yardımıyle, Zenciriye yapısına (H.

634) tarihini kabul edebiliyoruz. Avlu ve revaklı kısım etrafında 15 adet, çeşitli plânda ve çeşitli ölçüde oda = hücreler sıralanmaktadır.

Bölmelerden, doğu ve güney taraflarda olanların dışa açılmış pencereleri vardır.

Medresenin kuzey taraf yüzünde ve batı köşesine doğru bir çeşme binası bulunmaktadır. Batı tarafı duvarı, sağır duvar şeklinde olup, bir başka binaya komşu olduğu anlaşılmaktadır.

Pencereli yüzler, yanındaki binalarla, müşterek avlu veya müsait koridorlarla bağlı olduğunu anlatmaktadır Bölmelerden, kuzey ve batı köşesine düşen kısım abdestlik tesislerini kapsar, burada boy abdesti için genişçe bir de havuz bulunur. Diğer odaların, çevre duvarlarında uygun sayıda ve ölçüde dolap nişleri de vardır. Yine batı duvarı dibinde ve avlunun Doğu -Batı aksi üzerinde bir oda daha vardır ki, bunun zemini revak seviyesinden yüksektir. Revaklara geniş ve büyük pencerelerle bağlıdır. Buranın bir dershane olması gereklidir.

Sunduğumuz rölöve plânjlarının incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, Zenciriye Medresesi etraf araziye 1,5-2 metreye yakın gömülü bulunmaktadır. Bu yüzden giriş yapılan sokaktan basamaklarla ve rampa ile medrese içine âdeta inilir.(7)

Açık avlulu medrese tiplemesinin en önemli temsilcilerinden sayılan yapı, açık avluyu

çevreleyen dört yöndeki revaklar ve birimlerden oluşurken, merkezi temsil eden avluya karşın;

güney yönde eksende yer alan sivri beşik tonozlu eyvan ile, kuzey eksende girişi de kapsayan ve çapraz tonozla örtülü olan ikinci eyvan, yapının aksını belirleyen düzenlemelerdir

(48)

Açık avlunun dört köşesindeki payeler ile bunların her biri arasında yer alan payelerden birbirleri ile güney ve kuzey yönlerdeki ara payelerden beden duvarlarına atılan kemerlerin desteklediği, diğer yönlerde duvarlara oturan örtü sistemlerinin altında kalan revaklar bulunur.

Bu revaklardan doğu ve batıda yer alanlar beşik tonozla örtülüyken; kuzey eyvan önündeki bölüm, eyvanda olduğu gibi çapraz tonozla, her iki yanındaki birimler beşik tonozla örtülü olup, güneydeki ana eyvanın önünde yer alan bölüm, yine önünde yer aldığı eyvanın örtüsünü

tekrarlayarak aynı yönde beşik tonozla, yanında iki birim ise diğer yönde beşik tonozla örtülmüştür.

Güney yönde eyvanın her iki yanında yer alan ve tümüde kuzey-güney doğrultulu olan

mekanlardan, doğu yönde önce sivri beşik tonozla kapalı dikdörtgen bir mekan, devamında ise kubbe ile kapatılmış kare bir mekan yer alırken; eyvanın batısında birbirini takip eden sivri beşik tonozla kapatılmış üç ayrı dikdörtgen mekandan en batıda yer alanı daha uzun tutulup doğuya da yönlendirme yapılarak “L” biçimi elde edilmiştir. Kuzey yönde eyvanın her iki yanında yer alan ve en doğuda yer alıp doğu-batı doğrultulu birim dışında, tümü kuzey-güney doğrultulu olan, farklı boyutlarda ve sivri beşik tonozlu olan mekanlardan, ikisi eyvanın doğusunda, üçü eyvanın batısında yer alır.

Kuzey ve güney kanatların arasında sıkışan doğu ve batı kanatlardan batıda yer alan kuzey- güney doğrultulu ve sivri beşik tonozla örtülü dikdörtgen planlı tek mekana karşın; doğu kanatta kalan alan, doğu-batı doğrultulu dikdörtgen planlı ve sivri beşik tonozlu dört ayrı mekan

oluşturulmuştur. Yapının kuzey revakının doğu ucundaki bir açıklık, medresenin ikinci derecede tali kapısını oluştururken, aynı zamanda medresenin doğusunda Ulu Cami ile arasında yer alan avluyla bağlantı kurulan tek açıklıktır. Giriş cephesinin ileri çıkmış taç kapısı ile bu yönde en batıda yer alan çeşme nişi, cepheyi hareketlendiren unsurlardır.(18)

Zenciriye Medresesinin Yapı ve Mimari Özelliği :

Zenciriye Medresesi de dışa karşı oldukça kapalı bir binadır. Kuzey tarafta kesme taşla işlenmiş sade bir yüzü vardır. Giriş kapısı eyvanı ile, çeşme nişi bir hareket yaratıyorlarsa da, bu yüzdeki anlam basitlik ve sadelik kelimelerinin deyimi içinde kalır. Giriş eyvanı yarım yuvarlak kemerdir. Giriş yeri, düz lentoludur. Çeşme sivri kemerli bir, niş halindedir Esas monümantel anlam, bu eserde de orta avlu içinde ve etrafında toplanmıştır. Burasının her yeri muntazam kesme taşla yapılmış olup, mimaride olgunluk gösteren bir anlayış taşır. Bilhassa avlu yüzlerini meydana getiren, revakların, ayak ve kemerleri, incelik, çeşitli tertip ve buluşlariyle, bu kısmı mimarî anlamda zenginleştirirler.

Revak ayakları, köşelerde (L) şeklinde ve ortalarda kare olarak plânlanmıştır.

Her yüzün, orta kemerleri geniş ve birbirlerine benzemez şekildedir. Bunlardan en tipik ve

Referanslar

Benzer Belgeler

Bu nedenle, sadece anne-baba veya sadece öðretmen görüþüne dayanmak, çocuðun veya gencin sorununu tam olarak yansýtmayabilmektedir (Conners 1997, Conners ve ark.

Eski Diyarbakır evleri, doğal ve yapma çevreye bağlı etmenlerin yönlendirerek iklim etmeninin baskın kıldığı bir oluşumu genellikle yansıtır.. Bu yansıma,

Bu bağlamda, hemşireliğin profesyonel bir meslek olarak kabul edilebilmesi için, hemşirelerin bakım verdikleri bireyleri ve kendilerini etkileyen durumların kontrolünü ele

Selim Türbesi revak kısmında kubbe içi kalem işlerinde, giriş kapısı üzerindeki kitabelerin etrafındaki çinili alanlarda ve pano çinilerinin üstünde yer

Objective: The purpose of this study was to describe interactive information about continence health promotion for women that is available on Web sites identified by popular

The major purpose was to describe and explore the relations hips between cervical positive women’s current knowledge, action clue, severity of gynecologic symptoms, health locus

Şeyh Hamza Dede türbesinin yukarı kesimlerinde bulunan festival alanında, yine Şeyh Hamza Dede adına içerisinde büyük bir cemevinin bulunduğu bir kültür merkezi

Araştırmacılar kısa gündüz süresi ve ara- lıklı gece aydınlatması uygulanan bitkilerin yapraklarının ve gövdelerinin, kesintisiz uzun süreli gündüz aydınlığı uygulanan