BİLİMSEL TUTUM VE DUYGUSAL ZEKA ARASINDAKİ İLİŞKİ
Yrd.Doç.Dr.Demirali Yaşar ERGİN, Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü, Edirne, TÜRKİYE, [email protected]
Öğr. Gör. Melike Burcu ÖZGÜROL, Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü, Edirne, TÜRKİYE, [email protected]
Özet
Duygusal zekâ ve bilimsel tutum günlük yaşamda ve iş yaşamında bireyin olumlu yönde sahip olması gereken özelliklerindendir. Kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularını anlaması ve duygularını yaşamını zenginleştirecek biçimde düzenleyebilmesi bireyin duygusal zekası olarak tanımlanmaktadır. Duygusal zeka kavramı hayatımızın her alanında karşımıza çıkar. Çünkü nereye gidersek gidelim, duygularımızı da beraberimizde götürürüz. Duygularımız, nasıl başarılı olacağımızı, nasıl bir kariyer planlaması yapmamız gerektiğini, diğer kişilerle nasıl ilişkiler kuracağımızı belirler. Bilimsel tutum ise, problem çözmeyi, bilgi üretmeyi, kısaca araştırma teknik yeterliklerini uygulamaya aktarmayı kolaylaştıran araştırıcı düşünceye yönelik pozitif yaklaşımlardır. Bilimsel tutum araştırma ya da öğrenme için değil, aynı zamanda, demokratik yaşam için de vazgeçilmez özelliklerdir. Araştırmada, duygusal zekâ ve bilimsel tutum arasındaki ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda 185 üniversite öğrencisine Ergin ve arkadaşları (1999) tarafından geliştirilen “EQ-NED Duygusal Zeka Ölçeği” ve Ergin (2002) tarafından geliştirilen “ER- BİL Bilimsel tutum ölçeği” uygulanmıştır. Elde edilen veriler sonucunda duygusal zekâsı yüksek olan öğrencilerin bilimsel tutumlarının daha yüksek olduğu görülmüştür.
Bilimsel tutumların öğrencilerin kimi demografik özelliklerine göre farklaşmaksızın yüksek düzeyde olduğu görülmüştür.
Anahtar kelimeler: Bilimsel Tutum, Duygusal Zekâ
GİRİŞ
Bilim, toplumların sürekliliği ve ilerlemesi için vazgeçilmezdir. Bir toplumun, geleceği bilim hayatına ve bilim insanlarının niteliğine bağlıdır. Bilim; “insanların kendilerini ve çevrelerindeki diğer varlıkları anlamak ve bu varlıkların birbirleri ile ilişki ve etkileşmelerini inceleyip, olayları açıklayabilmek için uyguladıkları yöntem ve etkinlikler ile ilk çağlardan günümüze kadar elde edip biriktirerek yeni kuşaklara aktardıkları bilgilerin tümü” olarak tanımlanabilir.
Bilimsel bilgiye ulaşmanın yolu ise bilimsel araştırmalardır. Bu nedenle araştırmaların düzenlenmesi, uygulanması ve sonuçlarının yayınlanması sırasında dikkat edilmesi gereken kurallar bulunmaktadır.
Araştırma; doğrunun, gerçeğin aranmasıdır. Bilimsel araştırma ise, veri toplama, analiz ve yorumunda belli kuralların kullanılması yoluyla yapılan araştırma olarak tanımlanabilir (Balcı, 2005). Araştırma, çoğu zaman bilgi, veri toplama ve bunların istatistiksel olarak çözümlenmesi olarak görülür. Bu sayılanlar bir araştırma için gerekli olan aşamalardır. Ancak, araştırmanın bir de araştırmacı boyutu vardır. Araştırmacı, gözlemlerini ve topladığı bilgileri yeniden organize eder ve bilgiyi anlamlı bilgiler bütünü haline getirir. Bu çok karmaşık bir etkinliktir (Kaptan, 1995).
BİLİMSEL TUTUM
Bilimsel araştırmaları yapabilmek teknik yeterlikler ve bilimsel tutumları gerektirir. Araştırma yöntembilim, istatistik ve ölçme değerlendirme bilimsel bilgi üretebilmek için izlenecek bilimsel
sahip olmak bilimsel bilgi için zorunlu ise de yeterli değildir. Araştırmacı boyutunda olması gereken bir diğer temel özellik bilimsel tutum ve davranışlardır. (Karasar, 2007)
Thurstone (1931) tutumu, “psikolojik bir objeye yönelen olumlu veya olumsuz bir yoğunluk sıralaması ve derecelemesidir” şeklinde tanımlamaktadır (Akt; Tavşancıl, 2005). Smith (1968)‟e göre “tutum, bir bireye atfedilen ve onun bir psikolojik obje ile ilgili düşünce, duygu ve davranışlarını düzenli bir biçimde oluşturan bir eğilimdir” (Akt; Kağıtçıbaşı,2006). Günümüzde de sosyal psikologlar tarafından kabul gören bu tanıma göre tutum, bireye aittir ve onun bir nesneye ilişkin düşünce, duygu ve davranışlarına bir bütünlük, bir tutarlılık getirir. Bireyin tutumlarını gözle görebilmek mümkün değildir. Tanımdaki “bir bireye atfedilen” ifadesi de, tutumun bireysel bir yaşantı olduğunu ve bunun gözle görülemediğini vurgulamaktadır (Tavşancıl,2005).
“Psikolojik obje” kavramı, birey için anlam taşıyan bireyin farkında olduğu herhangi bir obje demektir (Kağıtçıbaşı, 2005). Bir birey için her şey psikolojik obje olabilir. Örneğin, sevdiği ve nefret ettiği kimseler, eşyalar, olaylar, kurumlar, fikirler, politik ideolojiler, dinler gibi (Tavşancıl,2005). Tutumlar ise sınırlıdır, bunun nedeni bir objenin bireyin çevresinde bulunması, bireyin bu objeye ilişkin tutumu olması için yeterli değildir.
Tutum kavramından yola çıkıldığında; bilimsel tutum, problem çözmeyi, bilgi üretmeyi, kısaca araştırma teknik yeterliklerini uygulamaya aktarmayı kolaylaştıran araştırıcı düşünce ve davranışlardır.
Bu tutum ve davranışlar, yalnız araştırma ya da öğrenme için değil, aynı zamanda, demokratik yaşam için de vazgeçilmez özelliklerdir. Bilim, bilimsel yöntem, bilimsel karar, uygun bir araştırma anlayışının yanı sıra bilimsel tutum ve davranışlara dayanmalıdır. Karasar (2007) bu davranışları şöyle sıralamaktadır; Açık fikirli olmak, karşı görüşlerde mantık arayabilme, kuşkucu olmak, düşünce ve gözlemlerinde bağımsız kalabilmek, kanıt için kararı erteleyebilmek, ölçütlü düşünüp karar verebilmek, çalışmalarında sebatlı ve özenli olmak, bağıntılı düşünebilmek Yanılabileceğini düşünerek mütevazı olmak ve yargılarında olasılığa yer vermek. Bu davranışlar; bağımsız, araştırıcı, yaratıcı, yapıcı, değişen koşullara uyan çağdaş insanı tanımlayan niteliklerdendir. Bu tutum ve davranışların geliştirildiği toplumlarda; hızlı bir kalkınma olur, sağlıklı insan ilişkileri kurulur.
DUYGUSAL ZEKA
İnsan zihnini inceleyen çalışmalarda bilişsel alan genellikle soyut düşünme, yargılama, akıl yürütme ve hafıza gibi fonksiyonları içerir. Zeka, genellikle bu fonksiyonların ne kadar iyi çalıştığı ile karakterize olur. Duygular, duygulanım adı altındaki zihinsel fonksiyonlar içerisinde ele alınırlar. Duygulanım;
duygu ve heyecanları, duygu durumunu, değerlendirmeleri içerir. Duygusal zeka ise bu iki kavramı içinde barındırır (Mayer, Salovey, 1997).
Duygusal zeka kavramı kullanılana kadar mantık (reason) ve duygunun (emotion) ayrı kutuplarda yer aldığına dair bir inanış vardı. Duygu ve mantık ilişkisi bir çatışma olarak görülmekteydi. Oysa beyin üzerinde yapılan yeni araştırmalar duygusal ve bilişsel sistemlerin beyindeki entegrasyonunun inanılandan daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Bazı uzmanlara göre duygusal zeka kavramı, sosyal ve duygusal beceriler konusundaki yeterlikleri açıklayan entegratif bir kavram olarak ele alınabilir (Mayer, Salovey, Caruso, 2000).
Thorndike 1920 yılında zekanın mekanik, soyut ve sosyal olmak üzere üç boyuttan oluştuğunu ileri sürmüştür. Duygusal zekanın, Thorndike„ın sosyal zeka şeklinde (insanları anlama ve yönetme) isimlendirdiği kavrama oldukça benzer olduğu söylenebilir. Bu açıdan bakıldığında, belki de 20‟li yıllarda üzerinde düşünülmeye başlanılan duygusal zekayı neyin oluşturduğuna ve bunların nasıl ölçüleceğine ilişkin tartışmalar ve araştırmalar halen devam etmektedir (Newsome, 2000).
Son yıllarda, duygusal zekanın yapısını kavramsallaştırmaya yönelik birçok alternatif teorik bakış açısı geliştirilmiştir. Gardner 1983 yılında öne sürdüğü çoklu zeka kuramında duygusal zeka kavramını kullanmamış olmasına rağmen kuramında yer alan Kişiye dönük (Benlik Bilgisi) (Intrapersonel) ve Kişilerarası (Interpersonel) zeka tanımları daha sonra geliştirilen duygusal zeka modellerine bir nevi temel oluşturmuştur. Kişiye dönük (Intrapersonel) zekanın ana noktasını bireyin kendi duygularını
anlama yeteneği oluşturmakta, Kişilerarası (Interpersonel) zekanın ana noktasını ise diğer insanların duygu ve niyetlerini anlama yeteneği oluşturmaktadır (Schutte ve ark., 1998).
Duygusal zeka ile ilgili ilk teorik formülasyon Salovey ve Mayer (1990) tarafından gerçekleştirilmiştir.
Bu çalışmalarında EQ‟yı duyguları değerlendirme, ifade etme, düzenleme (kendini ve diğerlerini) yetenekleri ve duyguları kullanma (örneğin duyguları problem çözmek için kullanma) olarak tanımlamışlardır. Daha sonraları Daniel Goleman duygusal zeka becerilerinin bilişsel zekadan (IQ) daha önemli olduğunu 1995 yılında yayınlanan Duygusal Zeka adlı kitabında kanıtlamaya çalışmıştır.
Goleman duyguların anlaşılması ve ifade edilmesinden etkilenen özel sosyal ve iletişimsel beceriler üzerinde durmuştur Duygusal nitelikleri betimlemek için empati, bağımsızlık, beğenilme, uyum sağlayabilme, duyguları ifade etme ve anlama vb. terimlerden faydalanmıştır. (Ozan ve Ergin, 2010) Duygusal zeka ile ilgili yeni yaklaşımlar genel olarak incelendiğinde duygusal zekayı açıklamaya yönelik Özellik Yaklaşımları ve Bilgi işlem yaklaşımlarının olduğu görülmektedir. Özellik yaklaşımları davranışların farklı durumlardaki tutarlılığına odaklanmıştır ve özellikle güvenli girişkenlik, iyimserlik, empati gibi özellik yada davranış üzerine odaklanmıştır. Oysa Mayer ve Salovey‟in bilgi işlem yaklaşımı duygusal zekanın bilişsel tanımı üzerinde durur. Mayer ve Salovey’e göre Duygusal Zeka; „Kişinin kendisinin ve diğerlerinin hislerini ve duygularını izleme, bunlar arasında ayrım yapma ve bu bilgiyi düşünce ve eylemlerinde kullanma becerisini içeren, sosyal zekanın alt kümesidir. Odak noktasını 1) kendinin diğerlerinin sözel ve sözel olmayan duygusal tahminleri ve tanımlamaları 2) Kendinin ve diğerlerinin duygularının değerlendirmeleri 3) Duygulardan problem çözmede yararlanmak oluşturur.
(Ergin ve Ermeğan, 2010)
Salovey ve Mayer duygusal zeka‟yı “yetenek modeli” bağlamında ele almaktadırlar. Duygusal zeka kavramının, duygular ve duyguların ilişkilerinin anlamını tanıyabilme ve bunları temel alarak yargılama ve problem çözme yeteneğine gönderme yaptığını ifade etmektedirler (Mayer, Caruso, Salovey, 1999).
1990 yılında sonra yaptıkları çalışmalar sonucunda EQ‟nın bilişsel ve duygusal sistemin ortak bir ürünü olarak ortaya çıktığını bilişsel sistemin duygular hakkında soyut yargılama işlemini yaparken duygusal sistemin bilişsel kapasiteyi artırdığını savunmaktadırlar (Mayer, 2001).
Cooper ve Sawaf 1997 yılında yayımladıkları “Executive EQ” adlı kitaplarında duygusal zekanın 4 alt boyutta toplanabilecek beceri ve eğilimlerden oluştuğunu ifade etmişlerdir. Bunlar 1-Duygusal Okur- yazarlık (Emotional literacy) Bireyin duyguları ve duygularının nasıl işlev gösterdiği hakkında bilgi sahibi olması 2-Duygusal Uygunluk (Emotional fitness) duygusal katılık ve esnekliği içerir 3-Duygusal Derinlik (Emotional depth) duygusal yoğunluk ve gelişme potansiyeli 4-Duyguların Simyası (Emotional alchemy) duyguları yaratıcılığı ateşlemek için kullanabilme yeteneğidir (Schutte ve ark., 1998).
Mayer ve Salovey 1997 yılında teorik bakış açılarını revize etmişlerdir. Bu revize edilmiş model de duygusal zekanın bilişsel bileşenleri daha çok vurgulanmıştır. Bu modele göre, duygusal zekanın tanımı
“duyguları anlama, duyguları düşünceye yardımcı olacak şekilde üretme ve çoğaltma, duygusal bilgiyi anlama duyguları, duygusal ve zihinsel büyümeyi sağlayacak şekilde reflektif olarak düzenleyebilme yeteneğidir” (Mayer ve Salovey, 1997). Mayer ve Salovey‟in kuramında duygusal zekanın özünü duygu durumunu yönetebilme yeteneği oluşturur (Newsome ve ark., 2000). Bilişi duygulara bağlayan duygusal zekadır, duygular kişiyi daha akıllı yapabilir (Mayer, Salovey, 1997).
Mayer, Salovey ve Caruso‟nun (2000) duygusal zeka modeli hem duygusal hem de emosyonel sistemleri içerir. 4 dalı vardır: 1-Duygusal algılama, tanımlama, Duygusal zeka duyguların algılanıp ifade edilmesiyle başlar. Burada söz konusu olan yüz ifadelerindeki, ses tonundaki, sanat objelerindeki duyguları hissedebilmek algılayıp ifade edebilmektir. 2- Düşüncenin duygusal olarak kolaylaştırılması Duygular, zihinsel yaşamın bilişsel, bilinçli, emosyonel-eksperiyantal fizyolojik cephelerinin karmaşık organizasyonlarıdır. Eğer biri “şu an da üzgünüm” şeklinde düşünürse biliş değişir “ben iyi değilim”
şeklinde düşünmeye başlayabilir. İkinci aşama yani düşüncenin duygusal olarak kolaylaştırılması sürecinde duyguların bilişsel sisteme nasıl girdiği bilişin düşünceyi asiste etmek için nasıl değiştiği üzerine odaklanılır. Duygular bilişsel sistemi değiştirir. Kişi mutluyken bilişsel sistem pozitif, kişi mutsuzken negatif olur. 3- Duygusal anlayış ve muhakeme. Duygular tanınıp etiketlendiğinde duygusal anlayış olmuş demektir. 4- Duyguların yönetimi; duygusal açıdan kendini ve diğer insanların duygularını yönetme. Bu, bireyin diğer insanlarla ilişkisindeki duygusal ilerlemeyi anlayabilmesini sağlar. (Akt. Ozan ve Ergin, 2010)
Salovey ve Mayer‟in modeli birbirinden farklı kavramları bir şemsiye altında toplayan bir yaklaşımdır.
Bu kavramlar: Duyguların değerlendirilmesi ve ifade edilmesi, duyguların düzenlenmesi, duygusal bilginin düşünme ve davranışta kullanılmasıdır (Petrides. Furnham, 2000).
Günümüzde duygusal zeka, bir özellik olarak duygusal zeka (trait EI) ve bilgi-işlem süreci olarak duygusal zeka (information processing) olmak üzere iki farklı şekilde ele alınmaktadır. Bilgi-işlem süreci olarak duygusal zeka duyguları tanıma, ifade etme, etiketleme gibi yetenekler üzerinde dururken özellik olarak duygusal zeka farklı ortamlarda tutarlı olan davranışlar (iyimserlik, güvenli girişkenlik, empati gibi belirli davranış ya da özelliklerde kendini gösteren) üzerinde durmaktadır. Özellik olarak duygusal zeka, kişilik kavramı içerisine yerleştirilmiştir ve belirli davranışları ölçen geçerli kendini değerlendirme (self-report) envanterleriyle değerlendirilir. Bu yaklaşımda duygusal zekanın temel elementleri üzerinde durmaktan çok ağırlıklı olarak bazı kişilik değişkenleri üzerinde durulur. Mayer, Salovey, Caruso‟ya (2000) göre duygusal zeka duygu ve zeka kavramlarının dışındaki kavramları dayanak alırsa kavram olarak netliği giderek azalır. Bilgi-işlem süreci olarak duygusal zeka yaklaşımı, duygusal zekanın daha belirgin bölümleri ve bu zeka türünün geleneksel zeka ile ilişkileri üzerinde durur. Bilgi-işlem süreci olarak duygusal zekayı değerlendirmeye yönelik ölçüm araçlarının MEIS (Multifactor Emotional Intelligence Scale- Mayer, Salovey, 1997) ve Mayer, Salovey, Caruso Emotional Intelligence Test (MSCEIT 1999) olduğu ifade edilmektedir. (Petrides. Furnham, 2000; Mayer, Caruso, Salovey, 2000).
Duygusal zekayı ele alan ancak duygusal yetenekle değil, kişilik, duygu durumu ve karakterle ilgili olan bununla birlikte yetenekle ilişkisi olmayan özellikleri değerlendiren yaklaşımlar da bulunmaktadır. Bar- On‟un (1997) “Bilişsel Olmayan Zeka” (noncognitive intelligence) modeline göre bilişsel olmayan zeka;
kişinin çevresel baskı ve taleplerle etkin bir şekilde başa çıkabilme yeteneğini etkileyen duygusal, kişisel ve sosyal beceri ve yeteneklerin düzenidir (as an array of) (Bar-On, Brown, Kirkcaldy, Thomé, 2000).
Duygusal zeka becerileri, bilişsel becerilerin karşıtı değildir. Günümüzde duygusal zekanın bir özellik olarak ve bilgi işlem süreci olarak ayrı ayrı ele alınması bunu destekler niteliktedir. Bilgi işlem süreci olarak duygusal zeka duyguları tanıma, ifade etme gibi yetenekler üzerinde dururken, özellik olarak dugusal zeka, sevecenlik, nezaket, beğenilme, empati ve girişkenlik gibi farklı ortamlarda tutarlı olan davranışlar üzerinde durur. Özellik olarak duygusal zeka kavramında ağırlıklı olarak bazı kişilik değişkenleri üzerinde durulur. Bilgi işlem süreci olarak duygusal zeka kavramı ise duygusal zekanın daha belirgin bölümleri ve geleneksel zeka ile ilişkileri üzerinde durur. (Ergin ve Ermeğan, 2010) Beynin bütünlük içinde çalışan fiziksel bir yapı olduğu kabul edildiğinde; duygusal ve entelektüel zekanın bir bütün içinde yer aldıkları fikri gündeme gelir.
Son yıllarda yapılan çalışmalar, farklı yaklaşımlara dayalı farklı ölçekler kullanılsa bile duygusal zekanın geleneksel zekayla bir miktar ilişkili aynı zamanda ondan bağımsız olduğunu ortaya koymaktadır (Derksen ve ark., 2002; Ciarrochi ve ark, 2000; Mayer ve ark. 1999; Ergin ve ark. 1999).
Günümüzde en kabul gören tanımına göre “zeka, uyum (adapting) yeteneğidir”. Farkındalığı, bilinci dikkate almayışı ile eksiktir. Ayrıca düzenleme (regulation), düzelme (adjusting), anlama (understanding), vb anlamlar yüklenerek de tanımlanmaktadır. Bütün bunlar dahil ama daha geniş ve buraya kadar yazılanların ışığında bir anlamla "Zeka kendini ve çevreyi yönetme yeteneğidir.” (Ergin, 2000)
Zeka; herhangi bir çevresel bağlamı seçme, biçimlendirme ve uyum için gerekli olan zihinsel yeteneklerdir. Buna göre zeka çevreye tam olarak bir tepki değil, aynı zamanda onu biçimlendirme etkinliğidir. (Sternberg. R.J.1997)
Zeka bir grup zihinsel yetenek olarak tanımlanmaktadır. Zihinsel yetenekler soyut düşünme ve problem çözmeyi içermektedirler. Mayer, Salovey, Caruso (2000) zeka kavramının, birincil amacı problem çözme olan zihinsel özelliklere uygulanabileceğini öne sürmektedirler.
Entellektüel zekanın en yoğun kullanımının söz konusu olduğu bilimsel çalışmalarda bilim adamının kendi duygularını yönetebilmesi bilimsel objektiflik bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle
bu araştırmada objektiflik ortak noktasından hareketle bilimsel tutum ve duygusal zeka arasındaki ilişki incelenmiştir.
YÖNTEM
Bu araştırmanın genel amacı bilimsel tutum ve duygusal zeka arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Bu çalışmanın araştırma örneklemini 2010-2011 öğretim yılında Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gören 185 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları;
1) Ergin, İşmen, Özabacı, (1999) tarafından geliştirilen “EQ-NED Duygusal Zeka Ölçeği” ve 2) Ergin (2002) tarafından geliştirilen “ER-BİL Bilimsel tutum ölçeği”dir. EQ-NED 108 madde ve şu 3 boyuttan oluşmaktadır: 1- kendi duygularını anlama, 2- karşısındakinin duygularını anlama, 3- duyguları yönetme. Ölçek geçerlik çalışmaları 635 lise ve üniversite öğrencisi üzerinde yapılan uygulama verileriyle gerçekleştirilmiştir. 195 maddeden oluşan bilimsel tutum ölçeğinde “-1” negatif bilimsel tutum düzeyini, “+1” pozitif maksimum bilimsel tutum düzeyini göstermektedir.
BULGULAR
Bilimsel tutumlar Toplam duygusal zeka, EQ2 (karşısındakinin duygularını anlama) ve EQ3 (duyguları yönetme) boyutlarında duygusal zeka ile pozitif korelasyon göstermektedir. Öğrencilerin karşısındakinin duygularını anlama ve duyguları yönetme boyutlarında duygusal zekaları yüksekse pozitif bilimsel tutumları da yüksektir. (Tablo 1)
Tablo 1. Bilimsel Tutumlar ile Duygusal Zeka Korelasyon katsayıları
EQ- TOPLAM
EQ-1 Kendi duygularını
anlama
EQ-2 Karşısındakinin
Duygularını
Anlama EQ-3 Duyguları Yönetme
Pearson Korelasyon ,236** ,126 ,147* ,260**
p ,001 ,087 ,046 ,000
n 185 185 185 185
Duygusal zeka ve alt boyutlarının bilimsel tutumu ne ölçüde kestirebildikleri ile ilgili olarak “enter”
yöntemiyle toplam ve tüm alt boyutları kapsayacak şekilde duygusal zeka ile regresyon analizi yapılmış ve kestirme gücünün olduğu belirlenmiştir. (Tablo 2)
Tablo 2. Bilimsel Tutumlar ile Duygusal Zeka Regresyon Analizi
Kareler Toplamı sd Kareler ortalaması F p
Regresyon ,880 4 ,220 3,474 ,009a
Artık değer 11,393 180 ,063
Toplam 12,272 184
a. Kestirici değişkenler : EQ3, EQ1, EQ2, EQT b. Kestirilen değişken: BILIMSEL TUTUM
Duygusal zeka ve altboyutlarının bilimsel tutumu ne ölçüde kestirebildikleri ile ilgili olarak “stepwise”
yöntemiyle toplam ve tüm alt boyutları kapsayacak şekilde duygusal zeka ile regresyon analizi yapılmış ve EQ3- duyguları yönetme boyutuyla kestirme gücünün olduğu belirlenmiştir. (Tablo 3, Tablo 4) EQ-T, EQ-1 VE EQ-2 boyutlarının bilimsel tutumları kestirmeye önemli katkı sağlamadığı saptanmıştır.
(Tablo 5). Tek başına EQ-3 kareler toplamı 0,828, tüm duygusal zeka boyutlarının kareler toplamı 0.880 olarak bulunmasından da anlaşılacağı gibi duyguları yönetme boyutu bilimsel tutum düzeyini
Tablo 3. Bilimsel Tutumlar ile Duygusal Zeka Regresyon Analizi
Kareler Toplamı sd Kareler ortalaması F p
Regresyon ,828 1 ,828 13,243 ,000a
Artık değer 11,444 183 ,063
Toplam 12,272 184
a. Kestirici değişkenler: EQ3
b. Kestirilen değişken: BILIMSEL TUTUM
Tablo 4. Bilimsel Tutumlar ile Duygusal Zeka Regresyon Analizi Beta Katsayıları Standartlaştırılmamış katsayılar Standartlaştırılmış
katsayılar
t p
B Std. hata Beta
(Sabit) -,210 ,231 -,909 ,365
EQ3 ,274 ,075 ,260 3,639 ,000
a. Kestirilen değişken: BILIMSEL TUTUM
Tablo 5. Bilimsel Tutumlar ile Duygusal Zeka Regresyon Analizi Dışlanan Değişkenler
Beta In t p Kısmi korelasyon
eqt ,053a ,388 ,698 ,029
eq1 ,056a ,747 ,456 ,055
eq2 -,036a -,379 ,705 -,028
a. Kestirici değişkenler: EQ3
b. Kestirilen değişken: BILIMSEL TUTUM
Varyans analiz ve t testi teknikleriyle yapılan analizlerde bilimsel tutumlar öğrencilerin yaşına, cinsiyetine, medeni durumuna, ikamet yerine, öğrenim kademesine, kaçıncı sınıfta okumakta olduğuna, okumakta olduğu branşa, akademik başarı düzeyine, kardeş sayısına, kaçıncı çocuk olduğuna, ailenin oturduğu yere, ailenin yaşadığı coğrafi bölgeye göre farklılık göstermemektedir. 185 öğrencinin bilimsel tutum aritmetik ortalaması 0,6273, standart sapması 0,25826‟dır. İncelenen 12 bağımsız değişkendeki durumları ne olursa olsun öğrencilerin yüksek düzeyde pozitif bilimsel tutuma sahip oldukları görülmektedir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
SONUÇLAR
Bilimsel Tutum ve Duygusal Zeka arasındaki ilişki ile ilgili araştırmamızın sonunda aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır:
Öğrencilerin karşısındakinin duygularını anlama ve duyguları yönetme boyutlarında duygusal zekaları yüksekse pozitif bilimsel tutumları da yüksektir.
Duygusal zekanın, EQ-T, EQ-1 VE EQ-2 boyutlarının bilimsel tutumları kestirmeye önemli katkı sağlamadığı saptanmıştır. Tek başına EQ-3 duyguları yönetme boyutu bilimsel tutum düzeyini belirlemede önemli bir etkendir.
Bilimsel tutumlar öğrencilerin yaşına, cinsiyetine, medeni durumuna, ikamet yerine, öğrenim kademesine, kaçıncı sınıfta okumakta olduğuna, okumakta olduğu branşa, akademik başarı düzeyine, kardeş sayısına, kaçıncı çocuk olduğuna, ailenin oturduğu yere, ailenin yaşadığı coğrafi bölgeye göre farklılık göstermemektedir
Öğrencilerin yüksek düzeyde pozitif bilimsel tutuma sahip oldukları görülmektedir.
ÖNERİLER
Duygusal zeka, insanın gizil güçlerinin ortaya çıkarılmasına, kendisini tanımasına ve başkaları ile sağlıklı ilişkiler kurmasına imkan tanır. Duygularımızla nasıl hareket edeceğimiz hakkındaki bilgiler içgüdü olarak bizimle birlikte doğar. Gerisini ise eğitimle ve çevrenin katkılarıyla öğreniriz. İnsanlar kendi duygularını idare edebilmek için öncelikle onları kabul etmelidirler. Duygusal zekayı geliştiren etkenler arasında aile ve çevrenin önemi tartışılmazdır. Çünkü kişiliğimizin gelişimi de aileden ve çevreden aldığımız eğitim ortaya koymaktadır. Uygun çevresel koşullardan iyi bir aile ortamında yaşayan insanlar topluma çabuk uyum sağlamada güçlük çekmezler.
Özgür, demokratik ve eleştirel düşünce, objektif bakış açısı, araştırma, inceleme gibi değerler insanoğlunun gelişimi yolunda en temel etkenlerdendir. Bu değerler etrafında toplanmış toplumların ilerlemesi doğal bir sonuç olacaktır. Görüşler ve düşünceler ancak diyalektik bir bakış açısıyla ele alındığı zaman bilimsel ve objektif bir değer kazanır. Bu durumda başkalarını tanımada üstün özellikler gösteren duygusal zekası yüksek bireylerin bilimsel tutumlarının da olumlu yönde olması beklenir.
Bu bağlamda toplumun başlıca görevi duygusal zekanın ve bilimsel tutumun gelişmesi için ortam yaratmak olmalıdır. Böyle bir durumda uygun ortamı yaratmak aile kadar okulların ve eğitimcilerinde görevidir. Bilimsel düşünceyi desteklemek, bilimsel tutumun gelişmesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca duygusal zekayı geliştirme amacıyla toplumun bilinçlendirilmesi de ayrı bir katkı sağlayacaktır.
KAYNAKLAR
Balcı, A. (2005) Sosyal Bilimlerde Araştırma, Pegem A Yayıncılık, Ankara.
Ergin, Demirali Yaşar , Esra İşmen ve Nilüfer Özabacı.(1999). "EQ of Gifted Youths: A Comparative Study", 13th Biennial World Conference, World Council For Gifted and Talented Children, İstanbul.
Ergin, Demirali Yaşar. (2000). "Intelligence and management". İstanbul: Human Resources, Vol. 4 Number 1, pp. 36-39.
Ergin, Demirali.Y.; Ermeğan, Burçin. (2010). “The Relationship between Emotional Intelligence and Personality”. ECNSI-2010 The 4th International Conference on Advances and Systems Research November 11-13, 2010, in Zagreb, Croatia.
Goleman, D. (1996). Duygusal Zeka Neden IQ’dan Daha Önemlidir? Varlık Yayınları, İstanbul.
Kağıtçıbaşı, Ç. (2006). Yeni İnsan ve İnsanlar. Evrim Yayınevi, İstanbul.
Kaptan, S. (1995). Bilimsel araştırma teknikleri. Rehber Yayınevi, Ankara University Press.
Karasar, N. (2007) Bilimsel Araştırma Yöntemleri, Nobel Yayın, Ankara.
Mayer, D. John; Caruso, R. David; Salovey, Peter (1999). “Selecting a Measure of Emotional Intelligence” in. Reuven Bar-On , James D.A. Parker (Eds). Handbook of Emotional Intelligence (pp.320-342). USA: Jossey-Bass,
Mayer, D. John; Salovey, Peter (1997). “ What is Emotional Intelligence?” in Peter Salovey, Daniel Sluyter (Eds.). Emotional Development and Emotional Intelligence (pp. 3-31). USA:
Basic Books.
Mayer, D. John; Salovey, Peter; Caruso, David (2000). “Emotional Intelligence as Zeitgeist as Personality, and as Mental Ability” in Reuven Bar-On; James D. A. Parker (Eds.). The Handbook of Emotional Intelligence(pp. 92-117). USA: Jossey- Bass.
Newsome, Shaun; Day, L. Arla; Catano, M. Victor (2000). “Assessing the Predictive Validity of Emotional Intelligence” Personality and Individual Differences, 29, 1005-1016.
Ozan, Şenay; Ergin, Demirali.Y. (2010). “The Relationship Between Emotional Intelligence and Creativity”. ECNSI-2010 The 4th International Conference on Advances and Systems Research November 11-13, 2010, in Zagreb, Croatia.
Petrides, K.V.; Furnham, Adrian (2000). “On the Dimensional Structure of Emotional İntelligence”
Personality and Individual Differences, 29, 313-320.
Schutte, S. Nicola; Malouff, M. John; Hall, E. Lena; Haggerty, J. Donald; Cooper, T. Joan; Golden, J.
Charles; Dornheim, Liane (1998). “Development and Validation of a Measure of Emotional Intelligence” Personality and Individual Differences, 25, 167-177.
Sternberg, R.J. (1997). Managerial intelligence: Why IQ isn't enough. Journal of Management, Elsevier Science Publishing Company, Inc. 23 (3),475-493
Tavşancıl (2005) Tutumların Ölçülmesi SPSS Veri Analizi. Nobel Yayınları, Ankara