H a y m a n a a ç ı k l a r ı n d a k i u ç a k t a a n i b i r m o t o r g ü r ü l t ü s ü . U ç a k h ı z l a i r t i f a k a y b e d i y o r . M ü r e t t e b a t p a n i ğ e k a p ı l a n l a r ı {
C o l a f o r m ü l ü n ü ns ı r r ı m b i l e n l e r i } t e s k i n e t m e t e l a ş ı n d a .
^s/Bir davetiye geldi. Kalburüstü Rotaryenler lösemili çocuklar yara- rrına bir mayo ve tokyo defilesi düzenlemişler. Bir ara gideyim mi git
meyeyim mi diye düşündüm. Sonra vazgeçtim. Gerçi güzel manken kızlarımız var. Boylu poslu. Uzun bacaklı. Ama gene içki içeceğim.
Sonra ekşime yapıyor. Zaten bu aralar midem de azdı. Hep yazmı
şımdır sağlık en önemli...
Şimdi yazacağım şeyo bayılıyorum
’B a r r - ı-Tifflfii
Zeytinyağlı şinitzel.
Geçen akşam gittiğim üçüncü davette kimle karşılaştım*? Bilin ba
kalım. Altıncı kooperatif evimi aldı
ğım değerli müteahhit Ramazan Bey le. Birlikte çok güzel bir yemek yedik. Zaten ben bu Hilton'un ahç- ısının yemeklerini her zaman be
ğenirim. Hele bir zeytinyağlı şinitzel vardı ki harikaydı. Şey de iyi
dir...Neydi? Tamam. Daha önce bir sefer de Salzburg da yediydim. En
festi. Sordum. Şeyle yapıyorlar. Ee zeytinleri topladıktan sonra önce ıslatıp sonra mikrofırınlarda kurutu
yorlar. Ondan sonra da fiberglas imbiklerden geçiriyorlar. İnanır mı
sınız sırf zeytinyağlı şinitzel yemek için Salzburg'a turistler geliyormuş.
Biz hala pilav üstü kuruya talim edelim. Yaa. Adamlar yemek ola
yından bile döviz kazanıyorlar.
Yaa. işte batılının yemek olayına bakışı bu sevgili okurlarım. Yaa.
Ya ben şu benim yazılarıma bayılı
yorum ya.
İ A m a n dikkat.
Dikkat dikkat
D
ün sabah gazeteye geldim. Sekreterim 'içiş leri Bakanı telefonda’ dedi.
‘ Bağla bari’ dedim. Sayın bakan geçen hafta benim bu sütunlarda çıkan ‘ Seçim gezilerinde kesilen kurbanlardan sıçrayan kanları ne yapm alıyız? “ konulu yazım ı okumuş. Yazıdan çok etkilendiğini, hemen gerekli girişim leri başlatacağını, konunun üzerine hassasiyetle gid eceğin
den hiç kuşkum olmamasını bildirdi. Ben de ona ‘ aman bu konu çok mühim lütfen biraz hassasiyet sayın bakan. Yanlış yapm ayalım ’ dedim. Tab ii insan devletin yetkililerinin biz daha uyarmadan b ö y lç ^ önem li konuların üzerine gitm elerini istiyor, ama görüyorsunuz ki gene de biz uyarmadan olmuyor. Sayın bakanı hass
asiyetinden dolayı kutlarım.
G
«1Canım ı sıkan şeyler
eçen gün arabayı otoparka Fkoydum, Akm erkez’ e g i
receğim. Orada sevgili dost, büyük insan Falan Filan’ın çok hoş bir barı var. B arbara. İyi düşünürseniz başbaşa gibi çağ
rışım yaptığını farkedersiniz.
Adını ben buldum. Çok klas di mi? Hoh
Aferim
Televizyonda bir çocuk var. Geceyansı çıkıyor. Tele
fonlara bakıyor. Hazırcevap bir oğlan. Hanımla pek gülüyoruz ona. Amerikada böyle programlar var ben kaç kere yazdım niye bizde de olmaz diye. Aferim çocu
ğa. Bi tuhaf da adı var.
hoh . L e ziz yemekler, kibar gar
sonlar. N e zih bir or
tam. H e
men her akşam uğ
rarım. Olur olmaz her
kesi içeri almıyorlar.
Tam iç
eri girerken sol ayağımda bir ağn. Bi baktım ayakkabımın altında koca bir çivi. Ayakka
bıda kusur yok. M ilan o’dan al
mıştım geçen gidişimde . H e
men Akmerkezin işletme müdürünü çağırttırdım. Koşa
rak geldi. Beyefendi bir adam.
Belki yüz sefer özür diledi. O kısmın temizliğinden sorumlu iki kişiyi gözümün önünde iş
ten attı. Müdürü, Avrupa Birli
ğinin kapısından başımızı sok
tuğumuz bu önemli günlerde ele güne karşı bu adamların eğitimi üzerinde hassasiyetle durması gerektiği konusunda biraz haşladım. “ Dün köyün
den kalkıp şehre gelmiş ada
mın eline süpürgeyi verirsen bu iş olmaz müdür” dedim.
Canım sıkıldı. Hıfzısıhhayı aradım cep telefonumla. Türki
y e ’de tetanoz aşısı üretilmediğini söyle
diler. Çok şaşırdım.
Hadi ben ithal aşı ge
tirtebilecek durum
dayım. Peki vatandaş n ’ apsm. Rakkamları aldım. O hiç önemse
m ediğim iz kıytırık Senegal’de bile yıllık tetanoz aşısı üretimi 3.900 ampulmüş.
Yani pes biz bu ka
fayla gidersek, A vru pa Topluluğuna biraz zor gireriz.
Gazeteye döner
900 53 49
dönmez açtım telefonu, N a l
burlar ve Tırnak Makasçılar Derneği Başkanına.
Hilmi
mektepten arkadaşımdır. Yurt dışına gitti geldi, baba m esleği
ne geri döndü. Rahmetli baba
sını da çok severdim. Cumhuri
yetin ilk nalburlarındandı. Hat-
Benim imzamın günü
a ğ u s to s 199 5 p e rş e m b e günü s a a t:
1 3 .0 0 - 17.00 a ra s ı İz m ir-İn c e s a z kita- b e v in d e siz s e vg ili o k u rla rım la b u lu ş u y o ru m . S izi “ K a fa m a ta k ıla n ş e y le r, H oş b a k
tık la rım , B a k bi d a h a o lm a s ın ha, A m a n d a ç o k k e y if a ld ık la rım , B ak bunu size de ta v s iy e e ttik le rim , g e çti a rtık o d e v irle r d e d ik le rim , G ü ze e l a y
nen d e v a m d e d ik le rim , S e vg i h e rşe yin b aşı, C a n ım ı s ık a n s e y y a r s a tıc ıla r, K a p ıc ıla r, Y o ğ u rtç ular, B izim s ite d e k i s ü p e rm a rk e tin ka siye ri ve Bi k a fa a ta rs a m " isim li k ita b ım ın im za m g ü n ü n e b e k
liy o ru m . S a ğ o lsu n y a y ın c ım
Şevki Bey’de
aynı s a a tle rd e k ita b ım ın yirm i se kiz in c i b a s k ıy a u la şm a sı n e d e n iy le b a n a bir a ltın b a m ya ödülü ta k d im e d e c e k m iş . A y rıc a çe şitli s ü rp riz le r d e va r. Sizi
b e k liy o ru u u u m .
İyi
insanlar
ta memleketimizi Avrupa’ da düzenlenen N a l
burlar Festivalinde çok kereler temsil etmiştir.
Çok emekleri geçmiştir rahmetlinin. Hatta hiç unutmam bir gün benim de gençlik zamanla
rım tahsil için Brükseldeyim. Tabii çapkınız.
Yanımda Belçikalı bir hatun. A a bi baktım Şemsi A m ca. A ğ z ı da çok bozuktu rahmetli
nin. ‘ Ek şu karıyı da gel benle’ dedi. Aslında içim kıyılm adı da değil ama ne de olsa büyüğümüz, o zamanlar büyüklere saygı vardı.
Çıktık gidiyoruz. N e var ne yok. Hoş beş fa lan. “H ayrola’ dedim. ‘ Hayır hayır’ dedi. B elç
ika’ ya Kralın tırnaklarım kesmek için davet edilmiş. Zamanının en usta tırnak kesicisiydi rahmetli. Çok büyük adamdı çook. Şimdi işte bu Şemsi Amcanın oğlu oldu dernek başkanı, hanımını da severim, yazlıkta komşuyduk bir aralar, çoluk çocuk. Sonra onlar taşındılar. B i
zim yazlığın da tadı kaçtı artık hakikaten. İyi aklıma geldi. Şu belediye başkamın da ne za
mandır arayacağım. ‘ O adamlar yolu oradan geçirm eye hala niyetliler m i?’ diye soracak
tım. Geçende Hamsi Balığı ve Sibernetik D er
neğinin ikinci kuruluş yıldönümü kokteylinde bizim bakana da söyledim. Hatta Almanyadan gelen konuk bakan da konuya ilgi gösterdi.
Alm an, Bavyera tarafındandı. Biraz kaba sa
baydı ama akıllı adamdı. Ha., ne diyordum
Dün gece evde uzun uzun şe
yi düşündüm. Larcivert eşofm an
larımı giydim. Biraz portakal soy
dum. Birden aklıma şey geldi, porta
kal yerken. Sahi neden hep memlekete faydalı insanlar ortadan kaybolur. Neden kenardan kaybolmazlar mesela. H iç
düşündünüz mü? Enteresan dii mi? Ö ylece dal
mış gitmişim.
Günün sözü
Kırmızı yandı dur.
çŞ/ününJıkrası
M e d y a ’yı ve K o m e d y a ’yı G ü z e lle ş tirm e D e rn e - ğ i’nden M e d ya lı h e m ş e h rile rim bir fık ra g ö n d e r
m işler, sa ğ o ls u n la r. Ben o k u d u m ve ç o k g üldüm .
B
izim Lazın biri e şe kte n d ü ş m ü ş . B a ş la m ış a ğ la m a ya . Ö te kisi s o rm u ş , niye a ğ lıy o rs u n diye. Bizim laz “ H açan ben sizin la z ın ız d e ğ ü lü m ” dem iş.N a sıl ç o k ko m ik d e ğ il m i?. H ala g ü lü y o ru m bu fık ra y a . H ay s iz ço k y a ş a y ın e m i.
P I K - N I K
allem
ile kallem eski iki samimi arkadaştırlar. Hiç ayrı gayrıları ol
mamıştır. Çocuklukları aynı mahallede birbirlerine yakın iki evde geçmiştir. Fakat bugün tabii hayâl m eyal hatırlarlar.
Büyüyünce yolları ayrılmış, her ikisi de ıv ır z ıv ır bir sürü işin peşinde farklı yollara gitmişlerdir. Yap
tıkları işlerin aslı astarı olmadığını kendileri de bilmelerine karşın ya herrü ya m errü diyerek ya
şam savaşına atılmışlardır, ikisi de birbirinden ha
bersiz birçok sıkıntılarla alt alta üst üste yaşamış, eni konu yorulmuş, Hanya'yı K on ya’yı görmüşler
dir. Yaşadıkları onca eza cefa arasında bütün ama
çları evlenip doğru d ü rü s t bir yuva kurmak, çoluk çocuklarının rızkını temin etmeye çabalamaktan
R E S U L A B İ d
H
ata yapan ölür. Ş e h e r uşağı o lm a n ın d a kendine ait bir töresi te rbiyesi va rd ır. D iyelim ki birini çok seversin, iki g ö z ü n d ü r. O na bir şey olsa içinin yağı erir. A m a bir hata ya p a rsa , g e re k onu vu- rasan. V urm a sa n nerden a n la sın h a ta sın ı?
A h m e t s o ru y o r bana, “Ağbi niye kendini a n la tm ıy o rs u n , ta n ıtm ıy o rs u n kendini?"
Ş im d i ben ne d iye yim ? K ardeşim , biz şe h e r uşa ğ ı te rb iye siyle bü yü d ü k. Bizi bilen bilir.
“Veli V e li’yi M e k k e ’de, deli deliyi tekkede b u lu r” de rle r. Bizi anlam ak, ta n ım a k, bilm e k isteyen V e li'y s e k M ekke'de, d e liy s e k te k k e de bulur. Bizi M e k ke ’de de bilirler, te kke d e de. Y e te rki M ekke za m a n ı M e kke 'd e , tekke z a m a n ı te kke d e ol, iki g özüm . Ş im di ben bun u s ö yle ye se m g e n ç uşak ne anlayacak.
A n la m a d a n b ilm e d e n b ilm eden cahilce bir laf e d e ce k, g e re k o zam an A hm edi vu ra yım . U la oğlum A h m e t, sen b elanı mı a rıyo rsu n ? Eceli gelen it cam i d u v a rın a işerm iş. Ula o ğ lum , ne sen itsen, ne de ben aziz m übarek ca m in in d u v a rıy ım . İki g özüm , gelm e üstü m e . Bugün kafam bir hoştur ha!
G ö z le rin d e n öperim , uzak d u r - bugün b e n d en.
Bizi bilen bilir. A h m e t de d u ym u ş, kıram aya- c a ğ ım b ir a rka d a şla geldi ta n ış m a y a . Efendi çocuk, bilgili, o kum uş. İnsan s e çm e sin i bili-
başka birşey olmamıştır. Sonunda h a lim selim ka
dınlarla evlenmişler, evliliklerinde a ş k m eşk olma
mışsa da ufak tefek sorunları saymazsak h ır g ü r de yaşamamışlardır. Gel zam an g it zam an iy i kötü birer ev bark edinmişler,dünya meseleleriyle pek iç içe geçmeden işlerine güçlerine bakmışlar
dır.
Yaşlılıklarında dünyadan el etek çekmeye hazır- lanırlarken daha hâlâ birbirlerinden habersizdirler.
Allem bir gün üzerinde e s k i p ü s k ü bir hırka, sallanan sandalyesinde oturmuş bir davet hazırlığı için ortalıkta koşuşturmakta olan gelinlerine çaktır
madan kaş göz arasında yaprak sarmalarını götür
mektedir. Kallem ise yalnızdır. Çocuğu olmamıştır.
Kabahat onda olmasına rağmen çocuksuz yarım
I Y O R K I
yor, m eclis a d a m ı, m u h a b b e t a d a m ı, hü la sa delikanlı çocuk. B a n a d a h ü rm e ti so n su z.
İstanbul’d a olduğunu b ilm e se m ş e h e r u ş a ğı* diyecem . M utlaka annesi v e y a h u t b a b a sın ın buralardan bir d a m a rı va r. Ben se vd im çocuğu.
V elhasıl ban a dedi ki “ Resul A b i”** “ Biz bir dergi çıka rıyo ru z, bize bir ş e y le r ya zsa n a ".
"İki gözüm , em rin ba şım g ö zü m ü stüne a m m a velakin ben öyle ya z m a k ta n m a zm a kta n anlam am " dedim .
"Abi sen konuş, kasede ka yd e t, biz onu y a zarız dedi.
"Hele bir b a k a lım ” dedim .
Şim di çocuk efendi, k ıra m a y a c a ğ ım bir a r
kadaşı ile gelm iş. M a ben şim di ne y a p a yım ? Ç ocuğu kırsa m , g e re k ke n d im i v u ra yım . B aktım bü yü k ş e h e rle rd e eski m u h a b bet m eclisleri ka lm a m ış, g e n ç u ş a k la rın feyz alacakları değ e rli m ühim şa h s iy e tle rle de irtibatları yok, bari biz b ir a ğ b ilik ya p a lım , feyz alsın uşaklar. Ç ok d a ıs ra r ettiler, k ıra m adım .
Şim diki g e n çlerden bir h a y ır d u a sı a lırs a k ne m utlu bize.
G özlerinizden öperim .
* (şehirli, D iya rb a kır kültü rü n ü a lm ış olan çocuk).
** (B ana Abi der).
Üzgün balığı: Sıcak ve ılıman denizlerde bulunur.
yam alak olduğunu iddia ettiği bu hayattan karısını sorumlu tutarak sürekli ileri geri konuşmuş, zavallı kadın dayanamayıp öldüğündeyse allak bu lla k ola
rak vicdan azabıyla eve kapanmış ve uzun süre kon u kom şuya gözükmemiştir. Daha sonra ise yal
nız yaşamaya iste r istem ez alışmak zorunda kal
mış ve hiç olmazsa kap kacaklarını yıkasın diye günlerce aradıktan sonra bir arkadaşının yardımıyla zor bela bulduğu hizmetçi kadının sevecenliği sa
yesinde yavaş yavaş hayata dönmüştür. Ve hemen ardından bu melek yüzlü kadınla aşna fişnaya yel
tenmekten de geri durmamıştır bizim hınzır Kallem.
Hizmetçinin onu her terslemesinde süklüm püklüm olarak geri adım atmışsa da amacından hiç vazge
çmemiştir.Yaşlılıkta cinsellik bazen fena bastırır. Bi
lirsiniz. O lu r olm az ç ırıl çıp la k soyunup vücudunu seyredenler mi ararsınız, d u ru p d u ru rk e n a ç ık sa çık konulardan bahis açanlar mı? Gençliğinizde üstünde durmadan geçtiğiniz bütün meseleler er geç yaşlılığınızda başınıza bela olabilir. Tam s ü t
liman bir hayata girdim. Oh! artık rahatladım dedi
ğiniz anda bir bakmışsınız abuk sa b u k davranışlar göstermeye başlamışsınız. Neyse biz gene konu
muza dönelim. Allem ile Kallem aşağı yuka rı yet
miş yaşlarındadırlar. İkisinde de birbirlerine ait ne bir ses ne bir nefes. Yorgun arg ın ölümü bekle
mektedirler. Yaşlılıkta geçmişle a çık s e çik bir he
saplaşmaya girişmek pek kolay değildir.' Ardınızda e ste k kö s te k de olsa ö yle ya da b ö y le geçmiş upuzun yıllar kalmıştır. Belleğiniz karm an çorm an- dır. Habire sapla sam anı birbirine karıştırırsınız. Ve geçen yıllar hakkında kem küm etmenizin size hi
çbir yararı yoktur. İster eciş bü cüş A llem gibi yap
rak sarmalarını gelinlerinize çaktırmadan götürün isterse eğri büğrü Kallem gibi yaşlı kadınlara sar
kıntılık yapmaya çalışın bu hayatı duygularınızla herc-ü m erç olarak yaşamamışsanız eğer ölümü paşa paşa kabul etmenizden ölüme doğru tın g ır m ın g ır gitmenizden başka yapacak hiçbir şeyiniz yoktur.
H
RK N
ŞO FÖ R Ü KEN DİN E...
Kapıda taksi dolu hemşerim! Sen onu cebine sor! Şimdiki zamanda uzak yakın kaldı mı?"
Korkunç bir pastane - Sait Faik
Şoför Haşan, geceleri on birden sonra, bagajının kapağını açar, oraya sofra kurardı. Rakı, buz, kavun, beyaz peynir, karpuz olurdu yazları. Küçük ispirto ocağında menemen ya
pardı.
Y enişehir’de bir Öğle Vakti - S evg i S o ysal - sayfa/241.
Minibüs dolmak üzereydi. Dayısı çok üzgün görünen oğlan
la konuşmak gereğini duydu, kahvenin camına vurdu, “Bek
le geliyorum" anlamına. O yetişene kadar minibüs doldu.
Şoför beklemek istemiyordu, kızdı.
Ayla Kutlu - S en de Gitme Triyandafilis - sayfa/145 Aktörü Parmakkapı'daki odasına bıraktılar. Şoför olmasa onu taşıyamazdı. Kendini koyuvermiş, lapa gibi. Sonra taksi evinin önünde durdu. Yol çok kısa geldi ona. Şoförün para
sını verdi.
Y usuf Atılgan - Aylak Adam-sayfa/24.
“Tetikçiler Caddesi’nden geçerken dikkat edin,” diye devam ediyor komutan S, “mümkünse bir taksiye binin. Şoför gere
keni yapacaktır.”
Nedim G ürsel - Saraybosn a’ya Dönüş.
Otobüse biniyorsun. Kente doğru. Senden başka bir Amerikalı var. Şoför yabancı. Büyük otobüste üç yabancısı
nız. Hamburg'da pazar günü cansız. Tek yaşayan rüzgar.
Şoför kaset çalıyor. İnsanın içinde duygular uyandıran gelişi güzel bir müzik.
Tezer Özlü - Yaşamın Ucuna Yolculuk-sayfa/24 Taksi durağına, kentin en şanslı şoförlerinin beklediği kulü
beye doğru yürüdü. Ona gelmek için Ayşe her gece bu du
raktaki taksilerden birine biner ve bekleyen şoförlere kentin en güzel kadınını -çok kısa sürse de- görme fırsatı verirdi.
Mehmet Eroğlu - Yürek Sürgünü -sayfa/78
Bizi, Nevşehir'den Derinkuyu'ya getiren taksi, öğlen güne
şinde pırıl pırıl parlıyor. Ali şoföre parasını verdi. Taksi ar
dından toz kaldırıp gitti.
Nazlı Eray - Ah Bayım Ah! - sayfa/162
Ford durdu. Önce, arabası gibi giysileri de yeni olan, bir adam çıktı dışarıya.
Bekir Yıldız-Sahipsizler-sayfa/75
Otomobil şimdi, sanki bozulmuş gibi sürekli çalan kornasıy
la sabırsızlanıyor, daracık sokakta ilerleyip bütünüyle dura
bileceği bir yer arıyordu.
Adalet Ağaoğlu - Yüksek Gerilim, sa y fa .176.
“Nereye gidiyoruz hanımefendi?1' Taksi şoförünün dikiz ay
nasındaki keskin bakışlarıyla kendine geldi. “Şey...1' diye geveledi. Sesinde nereye gideceğini kendisinin de bilmedi
ği birden apaçık belirdi.
Buket Uzuner - Ayın En Çıplak Günü-sayfa 26.
Kâzım Efendi, kornaya basayım mı diye düşünürken, ka
ranlık sabahın ezikliği çökmüştü üstüne. Direksiyonu tutan ellerine gitti gözü.
Tomris Uyar - R u s Ruleti- sayfa/24
Bir taksiye bindik;-Haliç'e dedik.-Haliç'in neresine, dedi şo
för... -Mavnaların yapıldığı yere, Ayvansaray kıyısına.
Çetin Altan - A l İşte İstanbul - sayfa/45
Şoför Kâmil'in bir çift gözü, dikiz aynasında fıldır fıldır dönüyor. Bir gözüyle az önce binen yosmaları ayarlarken, öbürüyle de geriden yetişecek otobüsleri gözetliyor.
Rıfat İlgaz - Ş evket Ustanın Kedisi-sayfa/50
Geceyarısı bir taksi tutup Sanayi Sitesine doğru yola çıkıyo
ruz. (Gözüm bir yandan şoförde) Dükkanın anahtarları on- daymış, sabahları erken açıyormuş dükkanı.
Mu rat han Mungan - Kırk Oda - Sayfa 177
Sahicilik (Authenticlty) açısından edebiyatımızda bakkal, garson, doktor, kedi, ... araştırmaları önümüzdeki sayılarımızda devam edecektir.
Uzun koni biçimindedir. Callionymidea familyasmdadır.
“Y O L C U ” D
arıca Vapur iskelesi'nde tem iziç çam aşırları satılıyor. Yeni.
Çok ucuz. Gişeleri biraz geçin
ce, seyyaren. 'Otomobilinizin camından’ ya da 'otobüsten inip’ alış veriş yapma imkanı.
Ankara'ya giderken sola sapıp Adapazarı Cad
delerinde donla saz çalıp dolaşan yaşlıca amcayı görebilirsiniz.
Bir başka yaşlı. İnebolu’da. Kastamonu’ya kadar otobüsle gidin. Oradan minibüsle devam edin. Önde oturun ve hava da sisli olsun. Şoförle mutlaka soh
bet edin. Çam ormanlarının arasından akarak deni
ze iniyorsunuz. Dar sokaklardaki taş merdivenlerden tepeye tırmanıyorsunuz. Am ca tepede hâlâ yaşıyor
sa size İnebolu’nun altm ış yıl önceki halini anla
tıyor. Dinliyorsunuz. Yanınızda sevgiliniz de olmalı mümkünse.
Keşan-Erikli sapağında kırm ızı çam ballarının kavanozu yüz bin civarında. Siz gene de pazarlık edin. "Yüz çok be dayı. Siz de işi öğrendiniz valla.
Az ötede yetmiş beşten veriyorlardı almadık" tarzın
da başlanabilir.
Marmara Adası’ndan geçerken. Aşmalı Köyü kahvesinde bir çay, binlerce nar ağacı etrafınızda.
“Şehirlerarası otobüslerde bagajınızı sağ taraf
tan en son verirseniz indikten sonra ilk olarak bek
lemeden alırsınız". Bu bilgiye fazla itibar etmeyin.
Bu hususta muavin faktörü çok önemlidir. Önce mu
avinin yüzüne iyice bakın. Muavin uykucu olabilir.
Gece uyku sersemi bir halde yarı yolda inen birinin eline bagajınızı tutuşturucu olabilir. Sonra çok ya
narsınız.
Tatvan'dan Van’a vapurla. Güverte kocaman ge
niş büyük bir oturma salonu. Ahlat’ın önünden ge
çerken dalgalar aynen Kilyos’ta olduğu gibi. Büyük, köpüklü.
Van’da indiniz. Doğru deniz kenarına. Oralarda deniz derler. Sırtınız şehire doğru yüzünüz S üphan’a. Hele de karlıysa...
Odun İskelesi’nden Bozcaada’ya vapurla gidi
yorsunuz, vapur yanaştığında hemen sağınızda kale duvarına yaslanmış 'harika sabah kahvaltısı veren’
kahvehane. Çayı duble söyleyin.
Pamukkale Ekspresi. On yedi otuz’da Bandır
ma’dan kalkıyor. Bindikten sonra yarım saat gazete kitap falanla oyalanabilirsiniz. Saat tam on dokuzda pencereden yeşillikler görülmeye, başlıyor.
İzmir Garajlarda tuvalete girerken önce para ve
rip m akbuz alıyorsunuz, işiniz sonra. Koştururken bir yandan da paranızı hazırlayın. Hâlâ öyledir mi ? Türkiye'nin en ucuz garaj tuvaleti Diyarbakır’da.
Trabzon’dakinin yarı fiatına . Diğerlerinden de oldu
kça ucuz.
Behramkale - Assos üç km. B irin ci vitesle inil- meli. Çok dik. Dikkat. Yürüyorsanız eğer yolun sa
ğından yürüyün her an bir otomobil sizi alabilir.
Altınızda beyaz bulutlar. Mavinin içindesiniz. Bu
lutların üstündesiniz. Uçak. Kemere, hava boşlukla
rına, pilotaj hatalarına sağa sola, hostese, servise fazla takılmayın. Tanrfnın sesini dinleyin.
Kentte mini bir yolculuk. Arnavutköy Eğlence So
kak. Milyonlarca/sayısız erguvan taneleri. İnanılmaz güzeller. Sahi, erguvan ne renktir?
Bebek’ten Rumelihisarı’na saat on altı’ dan sonra sahilden yürüyerek yolculuk yaptığınızda g ö lg e n i
zin denize düşm esi hadisesi izlenebilir.
Çok çok yaşlıysanız ve torunlarınız sizin için “o artık yolcu “ diyorlarsa, ‘evet’ deyin. En yakın ter
minalden gidip biletinizi alın.
Doğru Aksaray’a. İndiğinizde taksi tutun, belediye otobüsünü boşuna beklemeyin. Sık gelmiyor. Şöfore 'Ihlara' deyip susun. Uzaklara bakın. Bir damla da yaş olsun gözünüzde. Ihlara girişinde inip vadiye da
lın. Vadinin öteki ucuna dek yürüyün ıslık çalarak rahat olun aceleniz olmasın, n’olur olmasın. Arada Belisırm a’da mola verip peynirli omlet yeyin. Vadi çıkışında otostop. Aksaray-Nevşehir ayrımına dek.
Sonra bir tane daha. Tercihan TIR. Bulgardan mal alıp İran’a giderken "hele bir gece eve uğrayayım hanımı çoluğu çocuğu çok göresim geldi"diyen Nev
şehirli bir şöfore denk gelin.
Sonra. Sonrası Kapadokya. Güzel atlar ülkesi.
Birbaşka gezegen. Kanyonlara girin. Mağaralara tır
manın. Farzedin ki kertenkelesiniz. Yaşlıydınız ma- lurn, öyle başlamıştık. Bağırın,"iyiydi be iyiydi" diye
rek gökyüzüne doğru. Sonra. Sonra artık....
Dönelim. Daha genciz. Gümüşhane’den Trab
zon’a doğru Hamsiköy'deyiz. Hamsiköy gide gide bitmeyen köy. Mola yerinde 'çay ve mesqit’ yazar.
Sırt rengi turuncuya yakın sandır. Üreme zamanı çift çift gezerler.
R EH B ER İ
Orada sütlaç yeyin.
Erzurum -Kars arası Doğu Ekspresi’ndesiniz. Lo
komotife girin bir yolunu bulup. Tren tünellere girer
ken öteki uçtaki ışığın küçücük bir beyaz noktadan nasıl giderek büyüyerek sizi içine alıverdiğini görün çıkışlarda. Hayat gibi. Doğum gibi.
Gece yarısı bir otobüs terminalinin mavi ışıklı ne
onlarının önünde elinizde valinizle durup sigaranızı yakın. Derin bir nefes çekin . Biletinize bakın ve şehre dair herşeyi unutun. Gidiyorsunuz.
Gidiyorsunuz. Yeriniz pencere kenarı. Gece.
Gözünüz dolunayda. Muavin geldi, “nereye abi?”de- di. “Beni kiraz ağaçlarının orada indir gülüm" dedi
niz. Muavin gitti. Gün doğdu. “Evet kiraz ağaçlan”
diye seslendi şöfor arabayı durdurarak. İndiniz. Ki
raz ağaçlarına doğru uzaklaşıyorsunuz...
Gidiyorsunuz. Kiraz ağaçlarını geçtiniz, dutları da.
Tarlalar. Kurumuş toprak. Ayaklarınızın altında un ufak. Karıncalarla konuşuyorsunuz. Tarla anlarında köylülerle selâmlaşarak gidiyorsunuz.
Otomobille Orhangazi yönünden iz- nik'e gelmeden hemen önce bir lokan
ta. Balıkçılar kooperatifinin orada
‘Kopuğun Yeri’. Nefis balık çor
bası. Bir zamanlar öyle olduğu söyleniyor. Biz de daha gitme
dik.
Sivas-Erzincan arası Sa- kaltutan G eçidi'ne girme
den önce kasisler. Kola içmeyin üstünüze dökülebi- lir.
Erzincan. Gece indiniz. Ertesi gün pazar. Kalın canım sabah Şelale’ye gidersiniz. Mevsim de yaz
dır. Karpuzlar sudadır. Rakı, peynir..saç tava..Oh!
Pazartesi devam. Antep’e bağ evinde sahreye.
Malatya’da yol kenarı lokantalarına itibar etmeyin, ezme filan. Sabredin Antep’de yersiniz.
Küçükkuyu Benzin istasyonunun karşısında biraz solda çok kocaman sahipsiz bir karadut ağacı var. Mola verildiğinde bedava karadut sizi bekliyor.
Eğer güzergahınızın üzerinde Maraş varsa ve şöforünüz sürekli ağzını oynatıp duruyorsa hemen tıbbi bir mesele aramayın altında.Birşeyler çiğniyor olabilir. Nitekim öyle. Maraş otu var ağzında. Maraş otu kafa yapar. Korkmayın kaza yapmıyorlar, adam
lar alışık.
Yeşil, mavi, beyaz, eflatun,
Gece otoDusierınae KOituKiarın usıunae yanan küçük ışıkları inceleyin, hani meraklısına kitap okutmaya da yarayan. Doğu ve Batı otobüsleri ara
sında bu açıdan önemli bir fark yoktur. Genelde ge
ce bu ışıklar her iki otobüs grubunda da kapalıdır.
Milletçe uykuyu sevmekteyizdir.
“Otuz dakika yemek ve ihtiyaç molası. Çaylar müesseŞemizden." Zor bela uyuduktan sonra yapı
lan anons , açılan kapılar, yanan ışıklarla uyanarak dertli dertli söylenin. Müessese lafının ne tuhaf bir laf olduğunu, kastedilenin şöfor ve otobüs mü, termi
nal ve bitirim çığırtkanlarmı olduğunu, bu lafın mu
avin çocukların ağzına yakışıp yakışmadığını düşünün. Uyandınız artık ..İnin de bari tuvalete gi
din. Büyük, küçük aynı fiat. Sinir olun. Yüzünüze de yıkayın. Peçete de alın üç beş tane. Kanmayın ye
mek tezgahlarındaki piliçlerin, kuzu etlerinin,patates
lerin albenili görünümlerine, size öyle geliyor. İşinizi garantiye alıp sadece pilav ve yoğurt isteyin. Çay iç
in. Bir de sigara. Ayrı bir masada servis yapılan şo
förlerinize bakın. Komutanınıza, öğretmeninize, oto
ritelerinizden birine benzetin onları. Uzaktan saygı duyun. Otobüsün arka taraflarında dolanma
ya kalkmayın vakit geçirmek için. Benzin alıyor. Koku yapar. Ha bayılı
yorsanız benzin kokusuna orasını bilemeyiz tabi.
Türlü türlü zevkler var.
Bazen ne yapın biliyor musunuz? Eğer ağaçlıksa etraf yükünüz ağır değilse vaktiniz de varsa gideceğiniz yere varmadan beş altı kilometre önce inin.
Yürüyün. Sanki oraya öyle bir otobüs dolusu da de
ğil, tek gelmişsiniz. Bahçelere dalın ayva koparın, hava sıcaksa bakın ilerde tulumba var. Kafanızı yı
kayın, buz gibi soğuk su için . Birşey olmaz korkma
yın. Ne var canım yoldan geliyorsunuz, Tanrı misafi
risiniz. Belki bir iki köpek havlar, belki mal sahibin
den çok çok bir iki küfür işitirsiniz hepsi bu. O da ol
maz ya...
Çıkın. Başınızı kaldırın. Gidiyorsunuz. Gökyüzü rehberiniz, yolunuz açık olsun. Dönünce ararsı
nız...evde yoksak bize telesekreterle, çağrı cihazıy
la, cep telefonuyla, faksla, bilgisayarla, şunla bunla ulaşabilirsiniz....Daha iyisi siz gidin kendinizi kurta
rın.
lacivert benekleri vardır.
FOR NEY
RATING
F
u tb o l m açı naklen y a y ın ın ı hayatlarında hiç maç seyretm emiş iki yaşlı ve çok geveze nine anlatacak. Ve hiç susm ayacak
lar. A kıllarına ne gelirse söyle
yecekler. Futbolcuları değil to pun neden zıp zıp zıp la d ığ ın ı, ortada bir o yana bu yana koşup duran karalar giymiş biçare adamın niye kendisini helak etti
ğini anlam aya çalışacaklar. K ızlarına televiz
yondan haber yollayacaklar, fasulyeleri suya koysun diye. Ortanca damadın huysuzluğun
dan, torunlarının arsızlığından söz edecekler.
Küfreden seyircilere çıkışacaklar. Bir yandan da örgü örecekler. Yayın sırasında onlara fut
bolcuların ve hakemlerin hanımları, kızları, an
neleri konuk olacak. Konuklar da ağzı en bo
zuk ve patavatsız olanlardan seçilecek. Örne
ğin m aç s ır a s ın d a s e rt b ir h a re k e tle ye re düşen bir futbolcunun annesi “Gözü kör olası
calar. Ben gül gibi oğlumu tekm eleyesiniz di
ye mi yetiştirdim? K ıçınız kopsun emi!” diyebi
lecek. İcabında bir çırpıda sahaya girebilecek.
Ekrana renk gelecek.
Futbolculara'da mikrofon takılacak. Maç es
nasındaki küfürleşmeleri, fauller sırasında at
tıkları çığlıklar anında canlı canlı ekrana yan
sıtılacak.
Devre arasında gösteri yapan kızlar yaşı elli
yi geçmiş ve asgari yüz elli kilo çekenler ara
sından seçilecek.
Bu değişiklikler yeterince ilgi görmezse Ünlü futbolcular kadın elbiseleri ile ya da palto- pardesü ile maç ettirilecek. Ş işkolarla zayıflar ya da çıplaklarla giyinikler de karşılaş
tırılabilir. Körlerle sağırlarda. Kellerle fodullar
da. Hom oseksüellerle tra ve stile rd e . Delilerle doktorlarda. Ratingine bağlı bir şey. Maç sıra sında sahaya yüzlerce çuval dolusu tavuk ya da tavşan salınabilir. Money for rating. Everyt
hing for rating.
Ortam biraz kanlı olsun isteniyorsa hakem le
re tabanca verilerek hata yapan futbolcuların vu ru lm a sı için p e n a ltı n o k ta s ın d a n te k a tış hakkı tanınabilir.
Diğer programlara dair önerilere gelince: Bi
ze sorarsanız spikerlerin dekoltesiyle uğraşıl
masın hiç. Spiker haberler biterken ‘Gerçekleri izlediniz' der demez,
stiriptiz yapmaya başlasın olsun bitsin.
Talk showlara çıkm ayan kimse kalmadı .Ar
tık fil falan çıkarsınlar. Fil olabilir, gergedan, kanguru, konuşan kedi ya da okuma yazma bi
len maymun olabilir.
Reality Showlarda am eliyatların ya da trafik kazalarının canlı yayını düşünülebilir. Kaza ol
ma olasılığı fazla olan yollara kam erayla pusu atılabilir. Kaldırım lara muz kabuğu konup, ka
buğa basan kişi sonuca bağlı olarak olay ye
rinde hazır bulunan şaka program ı ya da re
ality show özel timlerince ekrana getirilebilir.
Bilek güreşleri ünlüler arasında. Ç atır ça tır kemik sesleri.
Deve güreşleri develer arasında dev yorum cularla desteklenerek.
Milletvekilleriyle iskambilden kule, grafon ka
ğ ıdından kedi m erdiveni, yakan top, inleyen nağmeler konulu yarışmalar.
Her şey rating için.Televizyon adı verilen ça dır tiyatrosunda h e ry o lm ü b a h .
Üreme zamanı renkleri ve benekleri daha parlak olur.
:LUKS BİR
♦ ♦ALIŞKANLIK
S
ize k ita p la rd a n sö z e tm e k istiyo ru m . K ita p la r d e rke n kita p o ku y u c u la rı d a b u n a d a h il. İn s a n la rd a g a ze te le rin k u p o n la a n s ik lo p e d i v e rd iğ in d e n beri o k u m a a lış k a n lığ ı b ira z olsun ilerledi, tabii ki b u n u y ü z d e y e v u ra c a k o lu rsa k ta h m in i ra k a m y ü z d e beş gibi bir a rtış o ld u ğ u s a p ta n a b ilir. Ben de bunu te le v iz yo n ve g a z e te le rd e n , ö z e llikle de kitap d a ğ ıtım firm a la rın d a n ö ğ re n iy o ru m .S on k ita p z a m la rın d a n so n ra b ir d e k ita b ın K .D .V .,si yü k s e lin c e ben kendi k e n d im e "T a m a m artık, her kitap o k u y u cusu lüks bir insan o ld u la r“ d iy e re k k e n d im le k o n u ş m a y a b a ş la d ım . G e rç e k te n k ita p o k u m a k a lış k a n lık a m a a rtık lü k s b ir a lış k a n lık o ld u ğ u bu son z a m la rd a n s o n ra k e s in lik k a z a n d ı.
A rtık bir k ız iste m e y e g id in ce ann e ve b a b a la r o ğ lu n u zu n ya d a k ız ın ız ın 'k a ç kita b ı v a r' d iye s o ra c a k la r belki de. K itap ç e y iz le rd e y e r a la c a k . Bu şim d ilik ko m ik b ir v a rs a y ım . A m a belli mi olur?
Ben k e n d im i kita p o k u y u c u la rı ve kitapları ta k ip e tm e k le ç o k iyi bir iş y a p tığ ım a in a n d ırd ım , a m a bu işin en z o r yanı h iç b ir ş e y b ilm e d e n fa k a t h e r şeyi ço k iyi b iliy o rm u ş gibi d a vra n a n o ku yu cu la r.
B a ze n d e öyle p a z a rlık ç ı o k u y u cu la r
i m z a : a * / f
g e liy o r ki, o n la r d a a yrı bir d e rt, g id ip bir b a rd a para la rı h a rc ıy o rla r o n d a n s o n ra b ira z ç a k ır ke y fo lu n c a eve g id e rk e n yo ld a ki h e rhangi bir k ita p ç ıy a u ğ ra y ıp b irka ç kitap a lıyo rla r. S ıra p a ra ö d e m e y e g e lin ce sö yle d ikle ri ilk s ö z “ S izd e in d irim v a r m ı? ” H a yır c e v a b ın ı a lın c a “A m a biz ö ğ re n ciyiz, bize ö ğ re n ci in d irim i y a p ın “ diye bir p a z a rlığ a tu tu ş u y o rla r a m a iç tik leri b a rd a ö ğ re n ci in d irim i hiç kim se iste m iyo r. G erçi içki işi z e v k işi a m a k a rd e şim b undan s o n ra da k ita p o k u m a k lüks bir ze vk o la c a k (b e n d e n s ö y le m e s i) o n a göre h erkes ze vkin i d ü ş ü n ü y o rs a , ç o k iyi d ü şü n m e si la zım .
Bir de kitap h ırs ız la rı v a r ki, b u n la r bu işi k e n d ile rin e a d e ta m e s le k e d in m iş le r.
O k u m a k için d e ğ il s a tm a k için ç a lıy o rla r a rtık. S a tm a k için öne s ü rd ü k le ri
b a h a n e le ri ise "Bu k ita p la r b a n a h e d iy e g e lm işti a m a bende a y n ıs ın d a n v a r, ben b u n la rı sa tm a k istiyo ru m çü n kü p a ra y a ih tiya cım v a r“ y a d a “ Ben bu kita b ı a lm ış tım am a eve g id e c e k p ara m k a lm a d ı bana bu kita b ın ya rı fiy a tın ı v e rirs e n iz size s a tm a k istiy o ru m "
Ben yine de işimi çok s e v d iğ im için b ütün kitap o k u y u c u la rın ı ç o k s e v iy o ru m .
Üstteki değerli tablonun a d ı' Karadeniz'. Malzeme: Yağlı boya+tuval. imza: A yvazovsky.
Siyah bulutlar, köpükler, uçurum, taşlar, bir, iki, üç martı sonra uzakta bir tane daha.
■ ■ ■K Ü Ç Ü K
ŞEYLER ...
ski pantolonunuz ya da çan
tanızda u n u ttu ğ u n u z b ir pa
rayı birdenbire bulmak • ge
ce nin bir va k ti d a k ik a la rc a süren uğursuz bir o to m o b il alârm ının birden susması • nisan sonu tarla çileğinin bol pudra şekeri ile sev
giliniz tarafından ikram edilmesi • tele
vizyonda naklen seyrettiğiniz ‘futbol fi- nali’nin ilk devresi 2-2 berabere bittiğin
de devre arasız demlediğiniz ye ni çay • g ü v e rc in le re yem verm ek • çok taze bol tuzlu ja p o n ay ç e kird e ğ i ile akşam y e m e ğ in d e n so nra y a p ıla n p iya sa • a ra p kız ın ın birden camdan bakm aya başlaması ve (yine-birden) ortaya çıkan toprak kokusu • gece eve yaklaşmışken pis iğrenç sokak köpekleri sürüsünün y a n ın ız d a n sizinle h iç ilg ile n m e d e n g e ç ip g itm e le r i • d o lg u n u z u n düştüğünü sanıp dilinizle kontrol ettiği
nizde onu yerinde bulmanız • kalabalık
ta gri kahverengi b a kışla rla yürürken aniden b ir s o k a k m üzisyeninin notala- r ın a g irm e k • b ird e n g ird iğ in iz ölümcül/uçurumlu sıkı bir çukurdan son
ra da o to m o b ilin izin g id iyo r olm ası • önce aldığınız ‘ para ü s tü ’nün fazla ol
masına ses çıkarm ayıp sonra geri ver
meniz • e y v a h ’lı, acab a ’lı, y o k s a ’lı regl gecikmesi sorularını ortadan kaldırara- rak başlayan ağrılarınız • Kadıköy-Be- şiktaş vapurunda martıların havada uç
an s im it parçaları ile beslenmesi • ge
ce saatler süren um utsuz a ra y ış la rın sonuna gelindiğinde buzdolabının arka
sın a s a k la n m ış b ir f i l t r e l i s ig a ra y a rastlamak • ‘İstemeden gitm e’ zorunlu- ğu ile verilen randevunun son anda ip
talini duymanız • gece geç vakit apart
man giriş kapısında pek çok anahtarını
zın arasında kilide ilk soktuğunuz anah
tarın kapıyı açıvermesi • yolda otomo
bilinizin kırm ızı benzin ış ığ ı ile inatlaş
manız ve tam benzin istasyonuna girdi
ğinizde benzinizin bitm esi, sizin değil canım • gece tam çöp tenekesinin ya
nından geçerken, içinden önce kıpırda
yıp sonra fırlayan bir şey/gölge, dünya güzeli bir so kak ke disi ile bakışm anız • omlet yaparken bir yumurtanın ‘iki s a rı
lı’ çıkması • hava çok soğuk, yolda bir arkadaşınıza rastladınız, konuşuyorsu
nuz, b ira z önce a lm ış o ld u ğ u s ıc a k
‘kestane kebaplardan birini size veri
yor. Kestaneler sarı s iy a h , çok güzel görünüyorlar doğrusu • yeni a ld ığ ın ız gül fidanının ne renk açacağını merak
la beklerken, tabii bu arada fidan da ilerlemekte, ‘aa m o r’ deyişiniz • gece
İkinci sırt yüzgeci dikenlidir, kelebeğin kanadına benzer.
g ö k yü zü n d e ki y ıld ız la rın (O rion dahil) gölün karanlık yüzeyinde iki k a tın a ç ık m a s ın ı, y a n s ım a s ın ı, ço ğ a lm a s ın ı g örm ek/yaşam ak • dolmuştaki bir kişilik boş yerin dol
m asını uzun zaman bekledikten sonra “Hadi k a lk a lım ” diyen, ‘bir türlü gelm eyen’in parasını verme
ye karar vermiş bir sesi duyduğu
nuzda • unutulan sigaranın örtüye düşmeyip kül ta b la s ın ın tam ke
n a rın da kendi kendini tüketmiş ol
ması • bir arkadaşla sebebini yal
n ız c a s iz in b ild iğ in iz b ir ş e ye ka hka h alarla gülm ek, bunu hem de yalnızca bir bakış ya da tek bir anlam sız kelime sonrası yapabil
mek • habersiz ziyaretine gittiği
niz ve evde değilse geri dönmeni
zin çok zor olacağını düşünerek endişelendiğiniz a rkadaşınızın evinde p e n c e re ış ığ ın ı yanıyor görmek • ka
ranlıkta o to m a t yerine bir kapının ziline basmak ve zorlukla merdivenleri inmeyi hızlandırdığınızda kapının hâlâ açılm a
ması • bir türlü sizi dinlemeyen asi bilgi
sayarınızı tek b ir tuşla yendiğiniz an • ortada hiç bir şey yokken ama hiçbir şey, - fol da yumurta da - yokken, sanki bir şey olacakm ış g ib i bir heyecan ya da ke nd in izi iyi hisse diyor olm a n ız • a pa rtm a n g iriş in d e önce u m u tsu zca b a k t ığ ın ız p o s ta k u tu n u z d a s o n ra u m u tlu ca bir şe yle r g örm e k -reklam , ila n k a ğ ıtla r ı h a riç - • ş e h irle ra ra s ı otobüslerde hem pencere kenarı hem şoförün arkasında yer bulmak • s ın a v gününün aniden ertelendiğini duymanız
• artık ne yazık ki bir daha ertelenme
yen a y n ı s ın a v ın son on dakikasında
en yü k s e k p u a n lı b ir s o ru n u n ce vab ın ı birden h a tırla m a n ız • idrar yo lla rınızda kopan fırtın a dan ku rtu lm a k için ucu u cu n a
Y E R Y Ü Z Ü eve yetişip tam s ın ırd a iken tu
valete ulaşabilmek • ‘belki bu ka-
N Ü N la b a lık ta o n a r a s t l a r ı m ’ düşüncesinde iken sinem a giri-
BUTUN- ş in d e b ird e n onu g ö rm e k ve inanm am ak • güneş b anyosu
C U M A sonrası soyulduğunuzu zannedip aslında beyaz izlerin sadece tuz
A K Ş A M k a lın tıla rı olduğunu görm ek • ilk denemede mükemmel bir b a tik
LARI d e s e n i yakalarken • kaynayan kabaran taşan süt kokusu • ‘te
le fo n re h b e rim n e rd e e y v a h unuttum’ diyerek unutmuş olabi
le ce ğ in izi d ü ş ü n d ü ğ ü n ü z ye re hemen telaşla geri d ö n ü y o rs u nuz bir de bakıyorsunuz ki bıraktığınız g ib i d u ru y o r, • ta ş ra ş e h ir le r a r a s ı otobüslerde muavinin k o lo n y a serpm e
sinde sıçrayan d am la cıkla rı eteğinize ya da pantolonunuza düşürmemeyi be
cerdiğinizde • kapıyı tam açıyorken iç
erden tele fo n u n sesini duyup hızla ha
reket ederek son anda yetişmeniz • ya
tak örtüsünün, çarşafın, nevresimin y ı
kanıp ütülendikten sonraki ilk gece u y
kusu • tartıya çıkıp hiç ummuyorken za
yıfladığınızı görme • elektrik, su ... gibi bir makbuzu yatırm aya gittiğinizde h iç kuyruk olm am ası • hata y a p tığ ın ız d a tam yüzünüz kızarırken insanların size hoşgörü ve anlayışla davranmaları • ek
mek almayı unuttuğunuzu kendinize kı
zarak hatırladıktan sonra gecenin bir saatinde m utfakta taze s a y ıla b ile c e k yarım dan fazla ‘d ü n k ü e k m e k ’i bulu-
Yü zgeçleri h a fif zehirlidir. Ortalama boyu 1 0 - 1 5 cm. uzunluğundadır.
verm ek • pazar akşam üzeri s ı
kıntıyla evde oturken o to m o b illi b ir a rkadaşınızın size uğraması
• radyoyu açtığınızda birden kar
ş ın ız a ç o k s e v d iğ in iz b ir g ru bun çıkması • üşüdükten hemen sonra kahve ya da bol rakılı ge
cenin sa ba h ı so ğu k su içm ek, fu tb o l m a ç ın d a n s o n ra s a d e gazoz • ağaçtan elinizle m eyva koparıp/toplayıp yemek • geçen yaz to p la d ığ ın ız re n k li k ü ç ü k d en iz k a bu kla rının evde yerleri
ni değiştirmeniz • uzun zamandır a ra d ığ ın ız kasedin alâkasız bir k a s e tç id e k a rş ın ız a ç ık m a s ı • yerde madeni ya da kağıt para bulm anız • sakalınızı kestiğinizin ertesi günü devamlı duyduğunuz
‘g e n ç le ş m iş s in ’ sözü • balık tu
tarken m isinanın kım ıldadığını hissett- tiğiniz an • ’’kurumuş” dediğiniz pencere kenarındaki bir saksıda, bir pazar öğle
den sonrası, kuru dalların kenarlarında k ü ç ü k /n e ş e li taze y e ş il y a p ra k la r gör
mek • yağmurlu bir havada başlığı olan bir yağmurluğu yağmurun şiddetine gö
re ayarlama ayrıcalığınızın olması • pa
zar sabahı ik in c i k ız a rm ış d ilim in iz e b ö ğ ü rtle n re ç e li ve yağ s ü re rk e n • g ö z lü ğ ü n ü z ü n c a m ın ı değ iştirdiğiniz gün yolda yürürken ya da kitap okurken
• denize iki adım atıp su ayak bilekleri
nizde iken durmak ve ayak p a rm a kla rı
nızı kım ıldatarak yumuşak kumlara bi
razcık/yavaşçacık gömüldüğünüzü his
setmek • otobüs tavanındaki zile y e tiş m eye u ğ ra şırke n ; bir b aşka sın ın zile basması • kitaplığınızı düzeltirken bir kitabın içinde çoktan unuttuğunuz b ir
TATİL
İÇİN
Y O L A
ÇIK M AK
k a rtp o s ta l, m ektup ya da fo toğraf bulmak • telefonla uzun sorunlu bir konuşma sırasında güç bela uzaktaki s ig a ra n ız a u la şab ilm e k • tam maç seyre
derken e le k triğ in gitm esi çok kısa bir süre sonra da gelm esi
• ‘bi kibrit bile mi, yok hakka- ten’ gece geç saatlerde bul
maktan ümidi tam kesmişken koltuğun hem en a ltın d a yere düşm üş, ü s te lik d o p d o lu b ir k u tu k ib r it b u lm a k, s ig a ra y ı yakmadan önce bir ikisini sırf keyif olsun diye yakıp üflemek
• konuşmanız bitip ahizeyi yeri
ne k o ydu ğ un u zda je to n u n u zun geri gelmesi • kahve fa lın da güzel, hoş şeyler duymak • kötü bir rüyadan uyanıp onun rüya olduğuna se v in m e k • Pazar günü
‘yine işe/okula gideceğim diye sıkıntıyla ’ uyandığınızda eYa, b u g ü n Pazar’ de
meniz • “aaa, s u la r g e ld i” • yağmurlu bir havada eve giderken evinizden bir önceki durakta inip y ü rü m e k • bahar
da gökgürültülerinin ardından gelen sa
ğanağın kesilmesi ve toprak kokusu ve gökkuşağı, e vet g ö k k u ş a ğ ı • bir köy evinde m asm avi b ir sa b a h a uyanmak
• aynı köy evinde öğlene doğru k ö p ü k lü ayran içmek ağzınızın kenarlarında yağını hissederek • a m irim iz in , bizim için sıkıntılı olacağı baştan belli olan bir günün sa b a h ın da iş e g e lm e y e c e ğ in i öğrenmemiz • uzun z a m a n d ır ilk kez mektup yazmaya karar verdikten sonra g iriş c ü m le le rin i b e ğ e n m e m e k • a s tığ ım ız resm in y e rin i b e ğ e n m e y ip değiştirmek, doğ ru y e ri a ram ak • • •
Derin yerleri çok sever.
* 1 JJ
M ^ a
y a p r a k l a r * *
Z 1
& Q
V ita
(6
va
Y İ L d p e r d e y e
V
pA sinmiş
apXa^ ^ eski
t í , t
k u tu « --
y a y 1- s e s le n
S U
t a h t a ç u b u
s a k
t enek 1 e r e n g i
c le lik
Fotoğrafta Küçükkuyu/Adatepe köyünden sardunyalı bir pencere; ayrıntı.
FOTO-
¿ECE Ö
zel bir banka, Orta ve Kuzey Anadolu’da yer alan şubelerinde bir fotoğraf sergisi açmaya, ‘Fotoğraf sergi
si turnesi' yapmaya karar vermiş. 1995^>ieiTTrfiur2Ö_^
Ağustos 30. Adı "Sıladaki istanbyiVTeklif geldi. Ben de bir-iki aydır düşündüğürp-'-tfİr konuyu, İstanbul'un en önemli özelliklerinden>ifini -belki de birincisini - ‘Gece va- purları'nı önerdim^Kabul ettiler. Örnek olarak Samsun, Ağrı, E rzurum ^H orasan gibi yörelerdeki öğretmenleri söyledilerj^tfnlara yönelik bir bakış açısını yakalayabilir misin? eflye sordular. Evet dedim. Uğraşacak, elimden geleni/yapacaktım. Kabul ettiler. Anlaştık. Gecelen çalış
maya başladım.
24 Nisan Pazartesi: llford C41 siyah - beyaz film. 400 İsa. Arnavutköy iskelesine gittim. Tahmin ettiğim gibi is- 'keleye bağlı iki vapur. Bomboş. Sabah ilk seferleri için beklemekteler. Adları 'Mehmet Akif Ersoy' ve ‘istinye’ . Objektifimde hem vapurun demir tavanı hem eski ahşap döşemeleri hem de karşı tarafın cılız ışıkları. 4 Mayıs Perşembe: Yeniköy iskelesinin yanında sırasını bekleyen boş Beykoz motorlarından birine çıktım, ince bir yağmur yağıyor, ‘Şehit Teğmen Kalmaz' vapuru kalkış saatini bek
liyordu. Vapurun burnundaki projektör kulübesi. 55 objek
tif kullandım. Film değiştirdim. 1600 asa. Sonra motorla Beykoz’a geçtim. İskeledeki ‘Karşıyaka’ adlı gemiye yak
laştım. Üst katın boydan boya çiğ neon ışıkları ile alt katın puslu sarı lamba ışıklarının arasından kareler. Vapur kal
karken kıç tarafında oluşan beyaz köpükleri zoomladım.
Biraz üstünü, biraz altını. Pervanenin gece telaşı.6 Mayıs Cumartesi: Üsküdar-Beşiktaş motorundayım. Yaptığım hesaplara göre Eminönü vapuru Hayrettin iskelesinden kalkacaktı. 'Kilyos III' iskeleden ayrıldı. Soluğumu tuttum.
^Deklanşör. Tam İnönü Stadı hizasına geldiğinde arkada sce maçı oynanan stadı aydınlatan 4 büyük yoğun be- yaV çiğ ışık demetinde açık gri görünmeye başladı. 7 Ma
yıs X azar: Ortaköy. Sandalcıyla anlaştım, iki yüz metre açıldılOsCaminin biraz ilerisinde sandalcıya, kayığı akıntı
ya k a rş ı\y e rin d e s a y d ırm a s ın ı söyledim . Çocuklar büyüklerin etlerinden tutuyordu. Kaptanın profilini köşkün
den bakarken yakaladım. Sıra sıra turuncu daire cankur
taran simitlerini değişik açılardan tespit ettim. Sigara içen
lerin yarı gri/sarı yüzlerbT^ksiye atladım, doğru Bostancı.
Mendireğin en ucuna yürüduhvld iki kaya arasına fotoğ
raf makinesinin bacaklarını kurdumT^fai^aoturanlarla lâf- ladım. Lâfladık. Bira ikram ettiler, içtim. AnaHotuttekUcöy.
öğretmenlerine bir sergi hazırladığımı anlattım. İlgilenme
diler. Biri gülüp başını salladı. Öteki de transferlerden konuşmaya devam etti. Büyükadadan gelen/yaklaşan vapur görüş alanıma girdi, sonra da makineme. 11 Mayıs Perşembe: Kandilli’den vapura bindim. Anadoluhisarı ön
lerinde 24 objektif ile vapur içini, boş tahta sıraları, yor
gun insanları çektim. İki başörtülü genç kızın yüzünü ışık
landırılmış/aydınlatılmış Hisar’ın arka fonu ile çakıştırdım.
Gülümsemelerini yakaladım. Memnun oldum.15 Mayıs Pazartesi: Harem. Kız Kulesi’nin karşısında sahilde otu
rup ayaklarımı denize sarkıttım. Biraz sonra Üsküdar - Beşiktaş vapuru geçti. Peşinde martılar. Soluk mehtap tÇığı martıları aydınlatıyordu. ’Beyaz kanatları' bacanın, dumanın civarında çektim. Kanlıca’ya gittim. Deniz Tak- ştım. Üç saat için 500 bin lira. Boğaz’a açıldık.
Uzaktan Kanhca*ya-yaklaşan vapur 'Caddebostan'. Üzer
leri demir tellerle sarılrfâvan ampullerini zoomladım. 23 Mayıs Salı: Heybeliada’nın üŞtl^rinde yamaçta Şakayık Sokağı'nın tam köşesinde makinanîlxayaklarını kurdum.
30 derece bir açıyla deniz görünüyor?sK)5 objektif kul
landım. 'Sarayburnu' vapuru iskeleye yaklaşırken; gece doğarken. 24 Mayıs Çarşamba :Akşam Çanakkale oto
büsüne bindim. Gelibolu - Burhanlı Mevki'indeki W sane- de/yolda indim. Kıyıda iki terkedilmiş eski vapur; yıllardır orada. 'Altınkum 74' ve 'Göztepe'. Yine ayrıntı çalışta Geçen bir otobüsle sabaha karşı İstanbul’a döndüm.
Haziran Pazartesi: Boyacıköy sırtlarında Hakkak Yümni' Sokağı'nda eski Hayat Bahçesi’ne gittim. Önümde dik bir yamaç, inşaatlar, çöpler ve arsalar arasından aşağısı kuş
bakışı görünüyordu; tüm boğaz. Makineyi kurdum. Çok zayıf, üzerleri dökülen iki kişi şarap içiyordu. Sadece siga
ra istediler, ilgilenmediler. ‘Ortaköy' vapurunu Kanlıca ko
yunu geçerken. 6 Haziran Salı: Rüzgar vardı; Yağmur...
ışıklar çok iyi. Sevindim. Beylerbeyi Camii. Durumu anlat
tım, hocadan izin aldım. Şerefeye çıktım. İskele meyda
nındaki çınar ağaçlarının üst dalları arasından geçen ışıklı vapurlar. ‘Bayraklı’ nın projektör kulübesi yoktu. Va
purun burnundaki V harfininnn hemen yanında iki daire- lumboz deliğinden sızan koyu sarı ışıkta vapurun gözlerini buldum.17 Haziran Cumartesi: Çeşitli boyutlarda ısmar
ladığım basılmış fotoğrafları alıp çerçeveciye bıraktım. 28 Haziran Çarşamba: Çerçevecide tüm tamamlanmış işleri dikkatle inceledim. Defalarca. İki tanesini beğenmedim, ayırdım. Kalanları otomobille Bankanın Kültür İşleri Da- iresi’ne götürüp, teslim ettim. Ayrıldım.
Meltem’e telefon ettim. Yarın için çağırdım/davet ettir Gece. Patates kızarttım. Yanına pilav ve salata yapJKrn.
Yoğurt evde vardı. Kahve içtim. Hür Yumer’in “Ahdynvar”
adlı kitabını okumaya başladım, yağmur yağmaya^oaşladı (bütün pencereleri açtım); sabaha doğru bpti Öğleyin Meltem geldi. Gece dışarı çıktık, makinemLevde bıraktım.
Bir paket filtreli Gitane aldım. Eminönü>raen gece turistik boğaz vapuruna bindik. VValkmerıtfiı de getirmiş; bana Klaus Nomi, dinletti. Yanımızda oturan turistin İstanbul Streets ve İstanbul kitaplarınım karıştırırken bazı aralıkla^diJikattT riiçektı. Sokak değil aralık. Eylül /Ekim aylarında bir ara Beyoğlu'nun aralıklarını 04.00-07.00 arası fotoğraflamaya karar verdim. İnsan ağırlıklı. Portre
ler. Onlar gece hareketleri içinde iken. Bu aralıkların isim
lerini ve yerlerini haritada bulup bir kağıda yazdım/çizdim:
Beyoğlu bölgesi: Emin Çeşmesi Aralığı, Halıcıoğlu Aralığı, Sakızağacı Aralığı, Taş m erdiven Aralığı, Bostan Aralığı.
Kumu muhit olarak seçmiştir.
Kavuniçi: Karakterlidirler. Dışarıdan sert görünmelerine karşın içleri yumuşacıktır.
Cool muhabbetleri vardır.
C am göb eği: Kilolu camlarda olur. Tam karşıdan bakıldığında belli olmaz. Kapalı havalarda bazen denizde aynı renk olur.
K ahverengi: örgütlüdürler. Granül olan
ları yuppie’dir ve telvesizdirler. Ardında telve bırakmayana kız vermezler.
Vişneçürüğü: Çekirdeği kınlamaz. Hava ile okside olur, çürür. Havasız ortamda li
körü yapılır, içilir.
Yavruağzı: Fetişist bir yaklaşım. Yavru- bacağı da olabilirdi.
G eceren gi: Filmlerin karanlık açık hava
X L V I I I . K
e n d in i b e ğ e n m iş ş iş k o H ititli tü c c a rlaköprücücesi, ilk kez Lamponia Panayırı'nda karşılaştılar. Tüccar, cücenin deri ve kumaşlarla yaptığı rengarenk “Dokuz öpüşen balık” bayrağı
nı çok beğenmişti. Deniz kenarındaki panayır meydanının yüksek taş duvarı üzerinde rüzgâr
da ya da rüzgârsız olağanüstü güzel görünüyor
du. Tüccarın panayır bittikten sonra bu bayrağı satın almak istemesini genç cüce bir şartla kabul etti. Karşılığında altın ya da para istemiyordu.
Yıllardır duyduğu ama bir türlü göremediği “Kar- dansçıları çın g ıra ğ ı" istiyordu; üstelik üç tane.
Herkesin bildiği kadarıyla bu kar dansçıları çok uzak bir ülkede yaşıyor ve gece ya da gündüz her kar yağışında flüt ve çıngırak eşliğinde açık yeşil elbiselerini giyip dans ediyorlardı. Peki de
di tüccar gözlerini kısıp. Ama ancak seneye, tek
rar bu panayıra geldiğinde getirebilirdi istedikle
rini. Bayrağı şimdi alabilir miydi? Kısa bir sessiz
lik oldu aralarında. Evet dedi cüce ve uzattı ko
caman bayrağı, aynı anda etraflarındaki panayır ka la b a lığ ın d a n gizli bir m ırıldanm a yükseldi.
Cüce şakadan somurtarak ve de gülümseyerek
“ Hem ka rşım ızd a kin in n asıl b ir ‘o ’ olduğunu, hem de o ’n u o ld u ğ u g ib i kabu! e tm e yi 'E vet” ' dem enin dışında başka h a n g i y o lla öğ re n e b i
liriz k i! ” dedi neşeyle. Bu arada tüccar bayrağı katlayıp oradan uzaklaşmaya başlamıştı bile.
Aradan bir yıl geçti. Lamponia Panayırı yak
la ş tıkç a herkes tü cca rın yolunu gözlüyordu.
çekimlerinde, güçlük çekildiği dönemlerde açığa çıkmıştır. Hem karanlıkmış, hem de aydınlıkmış hissi verir. İyidir...
Sıçankuyruğu: Çok hızlıdır. Tek parça canlı görmek nâmümkündür.
Ördekbaşı: Söğüş ya da sote olabilir. Ka
rides ve siyah zeytinle tabakta uyumluluk gösterir.
Kremrengi: İkizler burcudur. Çift karak
ter gösterir. Gece “kremrengi” , gündüz
“mayonezrengi”dir. Anlaşamam...
Gülkurusu: Evde kalmış, bakımlı, ağdalı gül. Sevicidirler, demetler halinde görülürler.
Köprücücesinin bu yıl için yaptığı bayrağı daha kimse görmemişti henüz, sadece sol yanağı mor yanık izli çingene sevgilisi biliyordu, bayraktaki resimin neye benzediğini.
Panayırın iki gece öncesi cüce, uzun ve keyifli sevişmesinin /sevişmelerinin neşesiyle sabahtan itibaren gün boyu herkeslere takılm ış, köydekile- ri eğlendirmiş; çeşitli güzel taşkınlıklar, muziplik
ler yaparak, etrafındakilere ‘nedenini bir türlü an
lamadıkları’ değişik hoşluklar saçmıştı. Bir şekil
de küçük liman köyündeki herkesi neşelendir
meyi bilm iş/başarm ıştı. Gün sonunda, akşam üzeri, hem rıhtımda mavi çizgili bir toprak testi
den karadut şurubu içip balık tutuyor hem de ar
tık dinleniyordu.
Aynı saatlerde, gece doğmaya hazırlanırken , şişman Hititli tüccarın köydeki tek hana geldiği duyuldu. Biraz sonra da tüccar kısa bir soruştur
madan sonra yerini öğrendiği, kıyıda balık avla
yan köprücücesine elindeki küçük deri torbayı uzattı, içinden yeşil-kırmızı-siyah bakırdan yapıl
ma üç küçük çıngırak çıktı, aynı anda da etraf
tan büyük bir alkış koptu. Herkes çok sevindi. Bu arada cüce kaşlarını çatarak kendisinin taklidi yaparken bir yandan tebessüm ederek “ Bazen h a k lı ç ık m a k 'E v e t'in n e re s in d e s a k lıd ır ? ” dedi. Herkes cücenin ertesi sabah asacağı yeni panayır bayrağı daha da çok merak etmeye baş
ladı nedense.