• Sonuç bulunamadı

sırrım bilenleri} teskin etme telaşında. Mürettebat paniğe kapılanları { Cola formülünün gürültüsü. Uçak hızla irtifa kaybediyor. Haymana açıklarındaki uçakta ani bir motor

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "sırrım bilenleri} teskin etme telaşında. Mürettebat paniğe kapılanları { Cola formülünün gürültüsü. Uçak hızla irtifa kaybediyor. Haymana açıklarındaki uçakta ani bir motor"

Copied!
24
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

H a y m a n a a ç ı k l a r ı n d a k i u ç a k t a a n i b i r m o t o r g ü r ü l t ü s ü . U ç a k h ı z l a i r t i f a k a y b e d i y o r . M ü r e t t e b a t p a n i ğ e k a p ı l a n l a r ı {

C o l a f o r m ü l ü n ü n

s ı r r ı m b i l e n l e r i } t e s k i n e t m e t e l a ş ı n d a .

(2)

^s/Bir davetiye geldi. Kalburüstü Rotaryenler lösemili çocuklar yara- rrına bir mayo ve tokyo defilesi düzenlemişler. Bir ara gideyim mi git­

meyeyim mi diye düşündüm. Sonra vazgeçtim. Gerçi güzel manken kızlarımız var. Boylu poslu. Uzun bacaklı. Ama gene içki içeceğim.

Sonra ekşime yapıyor. Zaten bu aralar midem de azdı. Hep yazmı­

şımdır sağlık en önemli...

Şimdi yazacağım şeyo bayılıyorum

’B a r r - ı-Tifflfii

Zeytinyağlı şinitzel.

Geçen akşam gittiğim üçüncü davette kimle karşılaştım*? Bilin ba­

kalım. Altıncı kooperatif evimi aldı­

ğım değerli müteahhit Ramazan Bey le. Birlikte çok güzel bir yemek yedik. Zaten ben bu Hilton'un ahç- ısının yemeklerini her zaman be­

ğenirim. Hele bir zeytinyağlı şinitzel vardı ki harikaydı. Şey de iyi­

dir...Neydi? Tamam. Daha önce bir sefer de Salzburg da yediydim. En­

festi. Sordum. Şeyle yapıyorlar. Ee zeytinleri topladıktan sonra önce ıslatıp sonra mikrofırınlarda kurutu­

yorlar. Ondan sonra da fiberglas imbiklerden geçiriyorlar. İnanır mı­

sınız sırf zeytinyağlı şinitzel yemek için Salzburg'a turistler geliyormuş.

Biz hala pilav üstü kuruya talim edelim. Yaa. Adamlar yemek ola­

yından bile döviz kazanıyorlar.

Yaa. işte batılının yemek olayına bakışı bu sevgili okurlarım. Yaa.

Ya ben şu benim yazılarıma bayılı­

yorum ya.

İ A m a n dikkat.

Dikkat dikkat

D

ün sabah gazeteye geldim. Sekrete­

rim 'içiş leri Bakanı telefonda’ dedi.

‘ Bağla bari’ dedim. Sayın bakan geçen hafta benim bu sütunlarda çıkan ‘ Seçim gezilerinde kesilen kurbanlardan sıçrayan kanları ne yapm alıyız? “ konulu yazım ı okumuş. Yazıdan çok etkilendiğini, hemen gerekli girişim leri başlatacağını, konunun üzerine hassasiyetle gid eceğin­

den hiç kuşkum olmamasını bildirdi. Ben de ona ‘ aman bu konu çok mühim lütfen biraz hassasiyet sayın bakan. Yanlış yapm ayalım ’ dedim. Tab ii insan devletin yetkililerinin biz daha uyarmadan b ö y lç ^ önem li konuların üzerine gitm elerini istiyor, ama görüyorsunuz ki gene de biz uyarmadan olmuyor. Sayın bakanı hass­

asiyetinden dolayı kutlarım.

G

«1

Canım ı sıkan şeyler

eçen gün arabayı otoparka Fkoydum, Akm erkez’ e g i­

receğim. Orada sevgili dost, büyük insan Falan Filan’ın çok hoş bir barı var. B arbara. İyi düşünürseniz başbaşa gibi çağ­

rışım yaptığını farkedersiniz.

Adını ben buldum. Çok klas di mi? Hoh

Aferim

Televizyonda bir çocuk var. Geceyansı çıkıyor. Tele­

fonlara bakıyor. Hazırcevap bir oğlan. Hanımla pek gülüyoruz ona. Amerikada böyle programlar var ben kaç kere yazdım niye bizde de olmaz diye. Aferim çocu­

ğa. Bi tuhaf da adı var.

hoh . L e ziz yemekler, kibar gar­

sonlar. N e ­ zih bir or­

tam. H e­

men her akşam uğ­

rarım. Olur olmaz her­

kesi içeri almıyorlar.

Tam iç­

eri girerken sol ayağımda bir ağn. Bi baktım ayakkabımın altında koca bir çivi. Ayakka­

bıda kusur yok. M ilan o’dan al­

mıştım geçen gidişimde . H e­

men Akmerkezin işletme müdürünü çağırttırdım. Koşa­

rak geldi. Beyefendi bir adam.

Belki yüz sefer özür diledi. O kısmın temizliğinden sorumlu iki kişiyi gözümün önünde iş­

ten attı. Müdürü, Avrupa Birli­

ğinin kapısından başımızı sok­

tuğumuz bu önemli günlerde ele güne karşı bu adamların eğitimi üzerinde hassasiyetle durması gerektiği konusunda biraz haşladım. “ Dün köyün­

den kalkıp şehre gelmiş ada­

mın eline süpürgeyi verirsen bu iş olmaz müdür” dedim.

Canım sıkıldı. Hıfzısıhhayı aradım cep telefonumla. Türki­

y e ’de tetanoz aşısı üretilmediğini söyle­

diler. Çok şaşırdım.

Hadi ben ithal aşı ge­

tirtebilecek durum­

dayım. Peki vatandaş n ’ apsm. Rakkamları aldım. O hiç önemse­

m ediğim iz kıytırık Senegal’de bile yıllık tetanoz aşısı üretimi 3.900 ampulmüş.

Yani pes biz bu ka­

fayla gidersek, A vru ­ pa Topluluğuna biraz zor gireriz.

Gazeteye döner

900 53 49

dönmez açtım telefonu, N a l­

burlar ve Tırnak Makasçılar Derneği Başkanına.

Hilmi

mektepten arkadaşımdır. Yurt dışına gitti geldi, baba m esleği­

ne geri döndü. Rahmetli baba­

sını da çok severdim. Cumhuri­

yetin ilk nalburlarındandı. Hat-

(3)

Benim imzamın günü

a ğ u s to s 199 5 p e rş e m b e günü s a a t:

1 3 .0 0 - 17.00 a ra s ı İz m ir-İn c e s a z kita- b e v in d e siz s e vg ili o k u rla rım la b u lu ­ ş u y o ru m . S izi “ K a fa m a ta k ıla n ş e y le r, H oş b a k­

tık la rım , B a k bi d a h a o lm a s ın ha, A m a n d a ç o k k e y if a ld ık la rım , B ak bunu size de ta v s iy e e ttik le ­ rim , g e çti a rtık o d e v irle r d e d ik le rim , G ü ze e l a y­

nen d e v a m d e d ik le rim , S e vg i h e rşe yin b aşı, C a ­ n ım ı s ık a n s e y y a r s a tıc ıla r, K a p ıc ıla r, Y o ğ u rtç ­ ular, B izim s ite d e k i s ü p e rm a rk e tin ka siye ri ve Bi k a fa a ta rs a m " isim li k ita b ım ın im za m g ü n ü n e b e k­

liy o ru m . S a ğ o lsu n y a y ın c ım

Şevki Bey’de

aynı s a a tle rd e k ita b ım ın yirm i se kiz in c i b a s k ıy a u la ş­

m a sı n e d e n iy le b a n a bir a ltın b a m ya ödülü ta k d im e d e c e k m iş . A y rıc a çe şitli s ü rp riz le r d e va r. Sizi

b e k liy o ru u u u m .

İyi

insanlar

ta memleketimizi Avrupa’ da düzenlenen N a l­

burlar Festivalinde çok kereler temsil etmiştir.

Çok emekleri geçmiştir rahmetlinin. Hatta hiç unutmam bir gün benim de gençlik zamanla­

rım tahsil için Brükseldeyim. Tabii çapkınız.

Yanımda Belçikalı bir hatun. A a bi baktım Şemsi A m ca. A ğ z ı da çok bozuktu rahmetli­

nin. ‘ Ek şu karıyı da gel benle’ dedi. Aslında içim kıyılm adı da değil ama ne de olsa büyüğümüz, o zamanlar büyüklere saygı vardı.

Çıktık gidiyoruz. N e var ne yok. Hoş beş fa ­ lan. “H ayrola’ dedim. ‘ Hayır hayır’ dedi. B elç­

ika’ ya Kralın tırnaklarım kesmek için davet edilmiş. Zamanının en usta tırnak kesicisiydi rahmetli. Çok büyük adamdı çook. Şimdi işte bu Şemsi Amcanın oğlu oldu dernek başkanı, hanımını da severim, yazlıkta komşuyduk bir aralar, çoluk çocuk. Sonra onlar taşındılar. B i­

zim yazlığın da tadı kaçtı artık hakikaten. İyi aklıma geldi. Şu belediye başkamın da ne za­

mandır arayacağım. ‘ O adamlar yolu oradan geçirm eye hala niyetliler m i?’ diye soracak­

tım. Geçende Hamsi Balığı ve Sibernetik D er­

neğinin ikinci kuruluş yıldönümü kokteylinde bizim bakana da söyledim. Hatta Almanyadan gelen konuk bakan da konuya ilgi gösterdi.

Alm an, Bavyera tarafındandı. Biraz kaba sa­

baydı ama akıllı adamdı. Ha., ne diyordum

Dün gece evde uzun uzun şe­

yi düşündüm. Larcivert eşofm an­

larımı giydim. Biraz portakal soy­

dum. Birden aklıma şey geldi, porta­

kal yerken. Sahi neden hep memlekete faydalı insanlar ortadan kaybolur. Neden kenardan kaybolmazlar mesela. H iç

düşündünüz mü? Enteresan dii mi? Ö ylece dal­

mış gitmişim.

Günün sözü

Kırmızı yandı dur.

çŞ/ününJıkrası

M e d y a ’yı ve K o m e d y a ’yı G ü z e lle ş tirm e D e rn e - ğ i’nden M e d ya lı h e m ş e h rile rim bir fık ra g ö n d e r­

m işler, sa ğ o ls u n la r. Ben o k u d u m ve ç o k g üldüm .

B

izim Lazın biri e şe kte n d ü ş m ü ş . B a ş la m ış a ğ la m a ya . Ö te kisi s o rm u ş , niye a ğ lıy o rs u n diye. Bizim laz “ H açan ben sizin la z ın ız d e ğ ü lü m ” dem iş.

N a sıl ç o k ko m ik d e ğ il m i?. H ala g ü lü y o ru m bu fık ra y a . H ay s iz ço k y a ş a y ın e m i.

(4)

P I K - N I K

allem

ile kallem eski iki samimi arka­

daştırlar. Hiç ayrı gayrıları ol­

mamıştır. Çocuklukları aynı mahallede birbirlerine yakın iki evde geçmiştir. Fakat bugün tabii hayâl m eyal hatırlarlar.

Büyüyünce yolları ayrılmış, her ikisi de ıv ır z ıv ır bir sürü işin peşinde farklı yollara gitmişlerdir. Yap­

tıkları işlerin aslı astarı olmadığını kendileri de bilmelerine karşın ya herrü ya m errü diyerek ya­

şam savaşına atılmışlardır, ikisi de birbirinden ha­

bersiz birçok sıkıntılarla alt alta üst üste yaşamış, eni konu yorulmuş, Hanya'yı K on ya’yı görmüşler­

dir. Yaşadıkları onca eza cefa arasında bütün ama­

çları evlenip doğru d ü rü s t bir yuva kurmak, çoluk çocuklarının rızkını temin etmeye çabalamaktan

R E S U L A B İ d

H

ata yapan ölür. Ş e h e r uşağı o lm a n ın d a kendine ait bir töresi te r­

biyesi va rd ır. D iyelim ki birini çok seversin, iki g ö z ü n d ü r. O na bir şey olsa içinin yağı erir. A m a bir hata ya p a rsa , g e re k onu vu- rasan. V urm a sa n nerden a n la sın h a ta sın ı?

A h m e t s o ru y o r bana, “Ağbi niye kendini a n ­ la tm ıy o rs u n , ta n ıtm ıy o rs u n kendini?"

Ş im d i ben ne d iye yim ? K ardeşim , biz şe h e r uşa ğ ı te rb iye siyle bü yü d ü k. Bizi bilen bilir.

“Veli V e li’yi M e k k e ’de, deli deliyi tekkede b u lu r” de rle r. Bizi anlam ak, ta n ım a k, bilm e k isteyen V e li'y s e k M ekke'de, d e liy s e k te k k e ­ de bulur. Bizi M e k ke ’de de bilirler, te kke d e de. Y e te rki M ekke za m a n ı M e kke 'd e , tekke z a m a n ı te kke d e ol, iki g özüm . Ş im di ben bun u s ö yle ye se m g e n ç uşak ne anlayacak.

A n la m a d a n b ilm e d e n b ilm eden cahilce bir laf e d e ce k, g e re k o zam an A hm edi vu ra yım . U la oğlum A h m e t, sen b elanı mı a rıyo rsu n ? Eceli gelen it cam i d u v a rın a işerm iş. Ula o ğ ­ lum , ne sen itsen, ne de ben aziz m übarek ca m in in d u v a rıy ım . İki g özüm , gelm e üstü m e . Bugün kafam bir hoştur ha!

G ö z le rin d e n öperim , uzak d u r - bugün b e n ­ d en.

Bizi bilen bilir. A h m e t de d u ym u ş, kıram aya- c a ğ ım b ir a rka d a şla geldi ta n ış m a y a . Efendi çocuk, bilgili, o kum uş. İnsan s e çm e sin i bili-

başka birşey olmamıştır. Sonunda h a lim selim ka­

dınlarla evlenmişler, evliliklerinde a ş k m eşk olma­

mışsa da ufak tefek sorunları saymazsak h ır g ü r de yaşamamışlardır. Gel zam an g it zam an iy i kötü birer ev bark edinmişler,dünya meseleleriyle pek iç içe geçmeden işlerine güçlerine bakmışlar­

dır.

Yaşlılıklarında dünyadan el etek çekmeye hazır- lanırlarken daha hâlâ birbirlerinden habersizdirler.

Allem bir gün üzerinde e s k i p ü s k ü bir hırka, sallanan sandalyesinde oturmuş bir davet hazırlığı için ortalıkta koşuşturmakta olan gelinlerine çaktır­

madan kaş göz arasında yaprak sarmalarını götür­

mektedir. Kallem ise yalnızdır. Çocuğu olmamıştır.

Kabahat onda olmasına rağmen çocuksuz yarım

I Y O R K I

yor, m eclis a d a m ı, m u h a b b e t a d a m ı, hü la sa delikanlı çocuk. B a n a d a h ü rm e ti so n su z.

İstanbul’d a olduğunu b ilm e se m ş e h e r u ş a ­ ğı* diyecem . M utlaka annesi v e y a h u t b a b a ­ sın ın buralardan bir d a m a rı va r. Ben se vd im çocuğu.

V elhasıl ban a dedi ki “ Resul A b i”** “ Biz bir dergi çıka rıyo ru z, bize bir ş e y le r ya zsa n a ".

"İki gözüm , em rin ba şım g ö zü m ü stüne a m ­ m a velakin ben öyle ya z m a k ta n m a zm a kta n anlam am " dedim .

"Abi sen konuş, kasede ka yd e t, biz onu y a ­ zarız dedi.

"Hele bir b a k a lım ” dedim .

Şim di çocuk efendi, k ıra m a y a c a ğ ım bir a r­

kadaşı ile gelm iş. M a ben şim di ne y a p a ­ yım ? Ç ocuğu kırsa m , g e re k ke n d im i v u ra ­ yım . B aktım bü yü k ş e h e rle rd e eski m u h a b ­ bet m eclisleri ka lm a m ış, g e n ç u ş a k la rın feyz alacakları değ e rli m ühim şa h s iy e tle rle de irtibatları yok, bari biz b ir a ğ b ilik ya p a lım , feyz alsın uşaklar. Ç ok d a ıs ra r ettiler, k ıra ­ m adım .

Şim diki g e n çlerden bir h a y ır d u a sı a lırs a k ne m utlu bize.

G özlerinizden öperim .

* (şehirli, D iya rb a kır kültü rü n ü a lm ış olan çocuk).

** (B ana Abi der).

Üzgün balığı: Sıcak ve ılıman denizlerde bulunur.

(5)

yam alak olduğunu iddia ettiği bu hayattan karısını sorumlu tutarak sürekli ileri geri konuşmuş, zavallı kadın dayanamayıp öldüğündeyse allak bu lla k ola­

rak vicdan azabıyla eve kapanmış ve uzun süre kon u kom şuya gözükmemiştir. Daha sonra ise yal­

nız yaşamaya iste r istem ez alışmak zorunda kal­

mış ve hiç olmazsa kap kacaklarını yıkasın diye günlerce aradıktan sonra bir arkadaşının yardımıyla zor bela bulduğu hizmetçi kadının sevecenliği sa­

yesinde yavaş yavaş hayata dönmüştür. Ve hemen ardından bu melek yüzlü kadınla aşna fişnaya yel­

tenmekten de geri durmamıştır bizim hınzır Kallem.

Hizmetçinin onu her terslemesinde süklüm püklüm olarak geri adım atmışsa da amacından hiç vazge­

çmemiştir.Yaşlılıkta cinsellik bazen fena bastırır. Bi­

lirsiniz. O lu r olm az ç ırıl çıp la k soyunup vücudunu seyredenler mi ararsınız, d u ru p d u ru rk e n a ç ık sa çık konulardan bahis açanlar mı? Gençliğinizde üstünde durmadan geçtiğiniz bütün meseleler er geç yaşlılığınızda başınıza bela olabilir. Tam s ü t

liman bir hayata girdim. Oh! artık rahatladım dedi­

ğiniz anda bir bakmışsınız abuk sa b u k davranışlar göstermeye başlamışsınız. Neyse biz gene konu­

muza dönelim. Allem ile Kallem aşağı yuka rı yet­

miş yaşlarındadırlar. İkisinde de birbirlerine ait ne bir ses ne bir nefes. Yorgun arg ın ölümü bekle­

mektedirler. Yaşlılıkta geçmişle a çık s e çik bir he­

saplaşmaya girişmek pek kolay değildir.' Ardınızda e ste k kö s te k de olsa ö yle ya da b ö y le geçmiş upuzun yıllar kalmıştır. Belleğiniz karm an çorm an- dır. Habire sapla sam anı birbirine karıştırırsınız. Ve geçen yıllar hakkında kem küm etmenizin size hi­

çbir yararı yoktur. İster eciş bü cüş A llem gibi yap­

rak sarmalarını gelinlerinize çaktırmadan götürün isterse eğri büğrü Kallem gibi yaşlı kadınlara sar­

kıntılık yapmaya çalışın bu hayatı duygularınızla herc-ü m erç olarak yaşamamışsanız eğer ölümü paşa paşa kabul etmenizden ölüme doğru tın g ır m ın g ır gitmenizden başka yapacak hiçbir şeyiniz yoktur.

H

R

K N

ŞO FÖ R Ü KEN DİN E...

Kapıda taksi dolu hemşerim! Sen onu cebine sor! Şimdiki zamanda uzak yakın kaldı mı?"

Korkunç bir pastane - Sait Faik

Şoför Haşan, geceleri on birden sonra, bagajının kapağını açar, oraya sofra kurardı. Rakı, buz, kavun, beyaz peynir, karpuz olurdu yazları. Küçük ispirto ocağında menemen ya­

pardı.

Y enişehir’de bir Öğle Vakti - S evg i S o ysal - sayfa/241.

Minibüs dolmak üzereydi. Dayısı çok üzgün görünen oğlan­

la konuşmak gereğini duydu, kahvenin camına vurdu, “Bek­

le geliyorum" anlamına. O yetişene kadar minibüs doldu.

Şoför beklemek istemiyordu, kızdı.

Ayla Kutlu - S en de Gitme Triyandafilis - sayfa/145 Aktörü Parmakkapı'daki odasına bıraktılar. Şoför olmasa onu taşıyamazdı. Kendini koyuvermiş, lapa gibi. Sonra taksi evinin önünde durdu. Yol çok kısa geldi ona. Şoförün para­

sını verdi.

Y usuf Atılgan - Aylak Adam-sayfa/24.

“Tetikçiler Caddesi’nden geçerken dikkat edin,” diye devam ediyor komutan S, “mümkünse bir taksiye binin. Şoför gere­

keni yapacaktır.”

Nedim G ürsel - Saraybosn a’ya Dönüş.

Otobüse biniyorsun. Kente doğru. Senden başka bir Amerikalı var. Şoför yabancı. Büyük otobüste üç yabancısı­

nız. Hamburg'da pazar günü cansız. Tek yaşayan rüzgar.

Şoför kaset çalıyor. İnsanın içinde duygular uyandıran gelişi güzel bir müzik.

Tezer Özlü - Yaşamın Ucuna Yolculuk-sayfa/24 Taksi durağına, kentin en şanslı şoförlerinin beklediği kulü­

beye doğru yürüdü. Ona gelmek için Ayşe her gece bu du­

raktaki taksilerden birine biner ve bekleyen şoförlere kentin en güzel kadınını -çok kısa sürse de- görme fırsatı verirdi.

Mehmet Eroğlu - Yürek Sürgünü -sayfa/78

Bizi, Nevşehir'den Derinkuyu'ya getiren taksi, öğlen güne­

şinde pırıl pırıl parlıyor. Ali şoföre parasını verdi. Taksi ar­

dından toz kaldırıp gitti.

Nazlı Eray - Ah Bayım Ah! - sayfa/162

Ford durdu. Önce, arabası gibi giysileri de yeni olan, bir adam çıktı dışarıya.

Bekir Yıldız-Sahipsizler-sayfa/75

Otomobil şimdi, sanki bozulmuş gibi sürekli çalan kornasıy­

la sabırsızlanıyor, daracık sokakta ilerleyip bütünüyle dura­

bileceği bir yer arıyordu.

Adalet Ağaoğlu - Yüksek Gerilim, sa y fa .176.

“Nereye gidiyoruz hanımefendi?1' Taksi şoförünün dikiz ay­

nasındaki keskin bakışlarıyla kendine geldi. “Şey...1' diye geveledi. Sesinde nereye gideceğini kendisinin de bilmedi­

ği birden apaçık belirdi.

Buket Uzuner - Ayın En Çıplak Günü-sayfa 26.

Kâzım Efendi, kornaya basayım mı diye düşünürken, ka­

ranlık sabahın ezikliği çökmüştü üstüne. Direksiyonu tutan ellerine gitti gözü.

Tomris Uyar - R u s Ruleti- sayfa/24

Bir taksiye bindik;-Haliç'e dedik.-Haliç'in neresine, dedi şo­

för... -Mavnaların yapıldığı yere, Ayvansaray kıyısına.

Çetin Altan - A l İşte İstanbul - sayfa/45

Şoför Kâmil'in bir çift gözü, dikiz aynasında fıldır fıldır dönüyor. Bir gözüyle az önce binen yosmaları ayarlarken, öbürüyle de geriden yetişecek otobüsleri gözetliyor.

Rıfat İlgaz - Ş evket Ustanın Kedisi-sayfa/50

Geceyarısı bir taksi tutup Sanayi Sitesine doğru yola çıkıyo­

ruz. (Gözüm bir yandan şoförde) Dükkanın anahtarları on- daymış, sabahları erken açıyormuş dükkanı.

Mu rat han Mungan - Kırk Oda - Sayfa 177

Sahicilik (Authenticlty) açısından edebiyatımızda bakkal, garson, doktor, kedi, ... araştırmaları önümüzdeki sayılarımızda devam edecektir.

Uzun koni biçimindedir. Callionymidea familyasmdadır.

(6)

“Y O L C U ” D

arıca Vapur iskelesi'nde tem iz

iç çam aşırları satılıyor. Yeni.

Çok ucuz. Gişeleri biraz geçin­

ce, seyyaren. 'Otomobilinizin camından’ ya da 'otobüsten inip’ alış veriş yapma imkanı.

Ankara'ya giderken sola sapıp Adapazarı Cad­

delerinde donla saz çalıp dolaşan yaşlıca amcayı görebilirsiniz.

Bir başka yaşlı. İnebolu’da. Kastamonu’ya kadar otobüsle gidin. Oradan minibüsle devam edin. Önde oturun ve hava da sisli olsun. Şoförle mutlaka soh­

bet edin. Çam ormanlarının arasından akarak deni­

ze iniyorsunuz. Dar sokaklardaki taş merdivenlerden tepeye tırmanıyorsunuz. Am ca tepede hâlâ yaşıyor­

sa size İnebolu’nun altm ış yıl önceki halini anla­

tıyor. Dinliyorsunuz. Yanınızda sevgiliniz de olmalı mümkünse.

Keşan-Erikli sapağında kırm ızı çam ballarının kavanozu yüz bin civarında. Siz gene de pazarlık edin. "Yüz çok be dayı. Siz de işi öğrendiniz valla.

Az ötede yetmiş beşten veriyorlardı almadık" tarzın­

da başlanabilir.

Marmara Adası’ndan geçerken. Aşmalı Köyü kahvesinde bir çay, binlerce nar ağacı etrafınızda.

“Şehirlerarası otobüslerde bagajınızı sağ taraf­

tan en son verirseniz indikten sonra ilk olarak bek­

lemeden alırsınız". Bu bilgiye fazla itibar etmeyin.

Bu hususta muavin faktörü çok önemlidir. Önce mu­

avinin yüzüne iyice bakın. Muavin uykucu olabilir.

Gece uyku sersemi bir halde yarı yolda inen birinin eline bagajınızı tutuşturucu olabilir. Sonra çok ya­

narsınız.

Tatvan'dan Van’a vapurla. Güverte kocaman ge­

niş büyük bir oturma salonu. Ahlat’ın önünden ge­

çerken dalgalar aynen Kilyos’ta olduğu gibi. Büyük, köpüklü.

Van’da indiniz. Doğru deniz kenarına. Oralarda deniz derler. Sırtınız şehire doğru yüzünüz S üphan’a. Hele de karlıysa...

Odun İskelesi’nden Bozcaada’ya vapurla gidi­

yorsunuz, vapur yanaştığında hemen sağınızda kale duvarına yaslanmış 'harika sabah kahvaltısı veren’

kahvehane. Çayı duble söyleyin.

Pamukkale Ekspresi. On yedi otuz’da Bandır­

ma’dan kalkıyor. Bindikten sonra yarım saat gazete kitap falanla oyalanabilirsiniz. Saat tam on dokuzda pencereden yeşillikler görülmeye, başlıyor.

İzmir Garajlarda tuvalete girerken önce para ve­

rip m akbuz alıyorsunuz, işiniz sonra. Koştururken bir yandan da paranızı hazırlayın. Hâlâ öyledir mi ? Türkiye'nin en ucuz garaj tuvaleti Diyarbakır’da.

Trabzon’dakinin yarı fiatına . Diğerlerinden de oldu­

kça ucuz.

Behramkale - Assos üç km. B irin ci vitesle inil- meli. Çok dik. Dikkat. Yürüyorsanız eğer yolun sa­

ğından yürüyün her an bir otomobil sizi alabilir.

Altınızda beyaz bulutlar. Mavinin içindesiniz. Bu­

lutların üstündesiniz. Uçak. Kemere, hava boşlukla­

rına, pilotaj hatalarına sağa sola, hostese, servise fazla takılmayın. Tanrfnın sesini dinleyin.

Kentte mini bir yolculuk. Arnavutköy Eğlence So­

kak. Milyonlarca/sayısız erguvan taneleri. İnanılmaz güzeller. Sahi, erguvan ne renktir?

Bebek’ten Rumelihisarı’na saat on altı’ dan sonra sahilden yürüyerek yolculuk yaptığınızda g ö lg e n i­

zin denize düşm esi hadisesi izlenebilir.

Çok çok yaşlıysanız ve torunlarınız sizin için “o artık yolcu “ diyorlarsa, ‘evet’ deyin. En yakın ter­

minalden gidip biletinizi alın.

Doğru Aksaray’a. İndiğinizde taksi tutun, belediye otobüsünü boşuna beklemeyin. Sık gelmiyor. Şöfore 'Ihlara' deyip susun. Uzaklara bakın. Bir damla da yaş olsun gözünüzde. Ihlara girişinde inip vadiye da­

lın. Vadinin öteki ucuna dek yürüyün ıslık çalarak rahat olun aceleniz olmasın, n’olur olmasın. Arada Belisırm a’da mola verip peynirli omlet yeyin. Vadi çıkışında otostop. Aksaray-Nevşehir ayrımına dek.

Sonra bir tane daha. Tercihan TIR. Bulgardan mal alıp İran’a giderken "hele bir gece eve uğrayayım hanımı çoluğu çocuğu çok göresim geldi"diyen Nev­

şehirli bir şöfore denk gelin.

Sonra. Sonrası Kapadokya. Güzel atlar ülkesi.

Birbaşka gezegen. Kanyonlara girin. Mağaralara tır­

manın. Farzedin ki kertenkelesiniz. Yaşlıydınız ma- lurn, öyle başlamıştık. Bağırın,"iyiydi be iyiydi" diye­

rek gökyüzüne doğru. Sonra. Sonra artık....

Dönelim. Daha genciz. Gümüşhane’den Trab­

zon’a doğru Hamsiköy'deyiz. Hamsiköy gide gide bitmeyen köy. Mola yerinde 'çay ve mesqit’ yazar.

Sırt rengi turuncuya yakın sandır. Üreme zamanı çift çift gezerler.

(7)

R EH B ER İ

Orada sütlaç yeyin.

Erzurum -Kars arası Doğu Ekspresi’ndesiniz. Lo­

komotife girin bir yolunu bulup. Tren tünellere girer­

ken öteki uçtaki ışığın küçücük bir beyaz noktadan nasıl giderek büyüyerek sizi içine alıverdiğini görün çıkışlarda. Hayat gibi. Doğum gibi.

Gece yarısı bir otobüs terminalinin mavi ışıklı ne­

onlarının önünde elinizde valinizle durup sigaranızı yakın. Derin bir nefes çekin . Biletinize bakın ve şehre dair herşeyi unutun. Gidiyorsunuz.

Gidiyorsunuz. Yeriniz pencere kenarı. Gece.

Gözünüz dolunayda. Muavin geldi, “nereye abi?”de- di. “Beni kiraz ağaçlarının orada indir gülüm" dedi­

niz. Muavin gitti. Gün doğdu. “Evet kiraz ağaçlan”

diye seslendi şöfor arabayı durdurarak. İndiniz. Ki­

raz ağaçlarına doğru uzaklaşıyorsunuz...

Gidiyorsunuz. Kiraz ağaçlarını geçtiniz, dutları da.

Tarlalar. Kurumuş toprak. Ayaklarınızın altında un ufak. Karıncalarla konuşuyorsunuz. Tarla anlarında köylülerle selâmlaşarak gidiyorsunuz.

Otomobille Orhangazi yönünden iz- nik'e gelmeden hemen önce bir lokan­

ta. Balıkçılar kooperatifinin orada

‘Kopuğun Yeri’. Nefis balık çor­

bası. Bir zamanlar öyle olduğu söyleniyor. Biz de daha gitme­

dik.

Sivas-Erzincan arası Sa- kaltutan G eçidi'ne girme­

den önce kasisler. Kola içmeyin üstünüze dökülebi- lir.

Erzincan. Gece indiniz. Ertesi gün pazar. Kalın canım sabah Şelale’ye gidersiniz. Mevsim de yaz­

dır. Karpuzlar sudadır. Rakı, peynir..saç tava..Oh!

Pazartesi devam. Antep’e bağ evinde sahreye.

Malatya’da yol kenarı lokantalarına itibar etmeyin, ezme filan. Sabredin Antep’de yersiniz.

Küçükkuyu Benzin istasyonunun karşısında biraz solda çok kocaman sahipsiz bir karadut ağacı var. Mola verildiğinde bedava karadut sizi bekliyor.

Eğer güzergahınızın üzerinde Maraş varsa ve şöforünüz sürekli ağzını oynatıp duruyorsa hemen tıbbi bir mesele aramayın altında.Birşeyler çiğniyor olabilir. Nitekim öyle. Maraş otu var ağzında. Maraş otu kafa yapar. Korkmayın kaza yapmıyorlar, adam­

lar alışık.

Yeşil, mavi, beyaz, eflatun,

Gece otoDusierınae KOituKiarın usıunae yanan küçük ışıkları inceleyin, hani meraklısına kitap okutmaya da yarayan. Doğu ve Batı otobüsleri ara­

sında bu açıdan önemli bir fark yoktur. Genelde ge­

ce bu ışıklar her iki otobüs grubunda da kapalıdır.

Milletçe uykuyu sevmekteyizdir.

“Otuz dakika yemek ve ihtiyaç molası. Çaylar müesseŞemizden." Zor bela uyuduktan sonra yapı­

lan anons , açılan kapılar, yanan ışıklarla uyanarak dertli dertli söylenin. Müessese lafının ne tuhaf bir laf olduğunu, kastedilenin şöfor ve otobüs mü, termi­

nal ve bitirim çığırtkanlarmı olduğunu, bu lafın mu­

avin çocukların ağzına yakışıp yakışmadığını düşünün. Uyandınız artık ..İnin de bari tuvalete gi­

din. Büyük, küçük aynı fiat. Sinir olun. Yüzünüze de yıkayın. Peçete de alın üç beş tane. Kanmayın ye­

mek tezgahlarındaki piliçlerin, kuzu etlerinin,patates­

lerin albenili görünümlerine, size öyle geliyor. İşinizi garantiye alıp sadece pilav ve yoğurt isteyin. Çay iç­

in. Bir de sigara. Ayrı bir masada servis yapılan şo­

förlerinize bakın. Komutanınıza, öğretmeninize, oto­

ritelerinizden birine benzetin onları. Uzaktan saygı duyun. Otobüsün arka taraflarında dolanma­

ya kalkmayın vakit geçirmek için. Benzin alıyor. Koku yapar. Ha bayılı­

yorsanız benzin kokusuna orasını bilemeyiz tabi.

Türlü türlü zevkler var.

Bazen ne yapın biliyor musunuz? Eğer ağaçlıksa etraf yükünüz ağır değilse vaktiniz de varsa gideceğiniz yere varmadan beş altı kilometre önce inin.

Yürüyün. Sanki oraya öyle bir otobüs dolusu da de­

ğil, tek gelmişsiniz. Bahçelere dalın ayva koparın, hava sıcaksa bakın ilerde tulumba var. Kafanızı yı­

kayın, buz gibi soğuk su için . Birşey olmaz korkma­

yın. Ne var canım yoldan geliyorsunuz, Tanrı misafi­

risiniz. Belki bir iki köpek havlar, belki mal sahibin­

den çok çok bir iki küfür işitirsiniz hepsi bu. O da ol­

maz ya...

Çıkın. Başınızı kaldırın. Gidiyorsunuz. Gökyüzü rehberiniz, yolunuz açık olsun. Dönünce ararsı­

nız...evde yoksak bize telesekreterle, çağrı cihazıy­

la, cep telefonuyla, faksla, bilgisayarla, şunla bunla ulaşabilirsiniz....Daha iyisi siz gidin kendinizi kurta­

rın.

lacivert benekleri vardır.

(8)

FOR NEY

RATING

F

u tb o l m açı naklen y a y ın ın ı hayatlarında hiç maç seyretm e­

miş iki yaşlı ve çok geveze nine anlatacak. Ve hiç susm ayacak­

lar. A kıllarına ne gelirse söyle­

yecekler. Futbolcuları değil to ­ pun neden zıp zıp zıp la d ığ ın ı, ortada bir o yana bu yana koşup duran karalar giymiş biçare adamın niye kendisini helak etti­

ğini anlam aya çalışacaklar. K ızlarına televiz­

yondan haber yollayacaklar, fasulyeleri suya koysun diye. Ortanca damadın huysuzluğun­

dan, torunlarının arsızlığından söz edecekler.

Küfreden seyircilere çıkışacaklar. Bir yandan da örgü örecekler. Yayın sırasında onlara fut­

bolcuların ve hakemlerin hanımları, kızları, an­

neleri konuk olacak. Konuklar da ağzı en bo­

zuk ve patavatsız olanlardan seçilecek. Örne­

ğin m aç s ır a s ın d a s e rt b ir h a re k e tle ye re düşen bir futbolcunun annesi “Gözü kör olası­

calar. Ben gül gibi oğlumu tekm eleyesiniz di­

ye mi yetiştirdim? K ıçınız kopsun emi!” diyebi­

lecek. İcabında bir çırpıda sahaya girebilecek.

Ekrana renk gelecek.

Futbolculara'da mikrofon takılacak. Maç es­

nasındaki küfürleşmeleri, fauller sırasında at­

tıkları çığlıklar anında canlı canlı ekrana yan­

sıtılacak.

Devre arasında gösteri yapan kızlar yaşı elli­

yi geçmiş ve asgari yüz elli kilo çekenler ara­

sından seçilecek.

Bu değişiklikler yeterince ilgi görmezse Ünlü futbolcular kadın elbiseleri ile ya da palto- pardesü ile maç ettirilecek. Ş işkolarla zayıflar ya da çıplaklarla giyinikler de karşılaş­

tırılabilir. Körlerle sağırlarda. Kellerle fodullar­

da. Hom oseksüellerle tra ve stile rd e . Delilerle doktorlarda. Ratingine bağlı bir şey. Maç sıra ­ sında sahaya yüzlerce çuval dolusu tavuk ya da tavşan salınabilir. Money for rating. Everyt­

hing for rating.

Ortam biraz kanlı olsun isteniyorsa hakem le­

re tabanca verilerek hata yapan futbolcuların vu ru lm a sı için p e n a ltı n o k ta s ın d a n te k a tış hakkı tanınabilir.

Diğer programlara dair önerilere gelince: Bi­

ze sorarsanız spikerlerin dekoltesiyle uğraşıl­

masın hiç. Spiker haberler biterken ‘Gerçekleri izlediniz' der demez,

stiriptiz yapmaya başlasın olsun bitsin.

Talk showlara çıkm ayan kimse kalmadı .Ar­

tık fil falan çıkarsınlar. Fil olabilir, gergedan, kanguru, konuşan kedi ya da okuma yazma bi­

len maymun olabilir.

Reality Showlarda am eliyatların ya da trafik kazalarının canlı yayını düşünülebilir. Kaza ol­

ma olasılığı fazla olan yollara kam erayla pusu atılabilir. Kaldırım lara muz kabuğu konup, ka­

buğa basan kişi sonuca bağlı olarak olay ye­

rinde hazır bulunan şaka program ı ya da re­

ality show özel timlerince ekrana getirilebilir.

Bilek güreşleri ünlüler arasında. Ç atır ça tır kemik sesleri.

Deve güreşleri develer arasında dev yorum ­ cularla desteklenerek.

Milletvekilleriyle iskambilden kule, grafon ka­

ğ ıdından kedi m erdiveni, yakan top, inleyen nağmeler konulu yarışmalar.

Her şey rating için.Televizyon adı verilen ça ­ dır tiyatrosunda h e ry o lm ü b a h .

Üreme zamanı renkleri ve benekleri daha parlak olur.

(9)

:LUKS BİR

♦ ♦

ALIŞKANLIK

S

ize k ita p la rd a n sö z e tm e k istiyo ru m . K ita p la r d e rke n kita p o ku y u c u la rı d a b u n a d a h il. İn s a n la rd a g a ze te le rin k u p o n ­ la a n s ik lo p e d i v e rd iğ in d e n beri o k u m a a lış k a n lığ ı b ira z olsun ilerledi, tabii ki b u n u y ü z d e y e v u ra c a k o lu rsa k ta h m in i ra k a m y ü z d e beş gibi bir a rtış o ld u ğ u s a p ta n a b ilir. Ben de bunu te le v iz yo n ve g a z e te le rd e n , ö z e llikle de kitap d a ğ ıtım firm a la rın d a n ö ğ re n iy o ru m .

S on k ita p z a m la rın d a n so n ra b ir d e k ita b ın K .D .V .,si yü k s e lin c e ben kendi k e n d im e "T a m a m artık, her kitap o k u y u ­ cusu lüks bir insan o ld u la r“ d iy e re k k e n d im le k o n u ş m a y a b a ş la d ım . G e rç e k te n k ita p o k u m a k a lış k a n lık a m a a rtık lü k s b ir a lış k a n lık o ld u ğ u bu son z a m la rd a n s o n ra k e s in lik k a z a n d ı.

A rtık bir k ız iste m e y e g id in ce ann e ve b a b a la r o ğ lu n u zu n ya d a k ız ın ız ın 'k a ç kita b ı v a r' d iye s o ra c a k la r belki de. K itap ç e y iz le rd e y e r a la c a k . Bu şim d ilik ko m ik b ir v a rs a y ım . A m a belli mi olur?

Ben k e n d im i kita p o k u y u c u la rı ve kitapları ta k ip e tm e k le ç o k iyi bir iş y a p tığ ım a in a n d ırd ım , a m a bu işin en z o r yanı h iç b ir ş e y b ilm e d e n fa k a t h e r şeyi ço k iyi b iliy o rm u ş gibi d a vra n a n o ku yu cu la r.

B a ze n d e öyle p a z a rlık ç ı o k u y u cu la r

i m z a : a * / f

g e liy o r ki, o n la r d a a yrı bir d e rt, g id ip bir b a rd a para la rı h a rc ıy o rla r o n d a n s o n ra b ira z ç a k ır ke y fo lu n c a eve g id e rk e n yo ld a ki h e rhangi bir k ita p ç ıy a u ğ ra y ıp b irka ç kitap a lıyo rla r. S ıra p a ra ö d e m e y e g e lin ce sö yle d ikle ri ilk s ö z “ S izd e in d irim v a r m ı? ” H a yır c e v a b ın ı a lın c a “A m a biz ö ğ re n ciyiz, bize ö ğ re n ci in d irim i y a p ın “ diye bir p a z a rlığ a tu tu ş u y o rla r a m a iç tik ­ leri b a rd a ö ğ re n ci in d irim i hiç kim se iste m iyo r. G erçi içki işi z e v k işi a m a k a rd e şim b undan s o n ra da k ita p o k u m a k lüks bir ze vk o la c a k (b e n d e n s ö y le m e s i) o n a göre h erkes ze vkin i d ü ş ü n ü y o rs a , ç o k iyi d ü şü n m e si la zım .

Bir de kitap h ırs ız la rı v a r ki, b u n la r bu işi k e n d ile rin e a d e ta m e s le k e d in m iş le r.

O k u m a k için d e ğ il s a tm a k için ç a lıy o rla r a rtık. S a tm a k için öne s ü rd ü k le ri

b a h a n e le ri ise "Bu k ita p la r b a n a h e d iy e g e lm işti a m a bende a y n ıs ın d a n v a r, ben b u n la rı sa tm a k istiyo ru m çü n kü p a ra y a ih tiya cım v a r“ y a d a “ Ben bu kita b ı a lm ış tım am a eve g id e c e k p ara m k a lm a d ı bana bu kita b ın ya rı fiy a tın ı v e rirs e n iz size s a tm a k istiy o ru m "

Ben yine de işimi çok s e v d iğ im için b ütün kitap o k u y u c u la rın ı ç o k s e v iy o ru m .

Üstteki değerli tablonun a d ı' Karadeniz'. Malzeme: Yağlı boya+tuval. imza: A yvazovsky.

Siyah bulutlar, köpükler, uçurum, taşlar, bir, iki, üç martı sonra uzakta bir tane daha.

(10)

■ ■ ■K Ü Ç Ü K

ŞEYLER ...

ski pantolonunuz ya da çan­

tanızda u n u ttu ğ u n u z b ir pa­

rayı birdenbire bulmak • ge­

ce nin bir va k ti d a k ik a la rc a süren uğursuz bir o to m o b il alârm ının birden susması • nisan sonu tarla çileğinin bol pudra şekeri ile sev­

giliniz tarafından ikram edilmesi • tele­

vizyonda naklen seyrettiğiniz ‘futbol fi- nali’nin ilk devresi 2-2 berabere bittiğin­

de devre arasız demlediğiniz ye ni çay • g ü v e rc in le re yem verm ek • çok taze bol tuzlu ja p o n ay ç e kird e ğ i ile akşam y e m e ğ in d e n so nra y a p ıla n p iya sa • a ra p kız ın ın birden camdan bakm aya başlaması ve (yine-birden) ortaya çıkan toprak kokusu • gece eve yaklaşmışken pis iğrenç sokak köpekleri sürüsünün y a n ın ız d a n sizinle h iç ilg ile n m e d e n g e ç ip g itm e le r i • d o lg u n u z u n düştüğünü sanıp dilinizle kontrol ettiği­

nizde onu yerinde bulmanız • kalabalık­

ta gri kahverengi b a kışla rla yürürken aniden b ir s o k a k m üzisyeninin notala- r ın a g irm e k • b ird e n g ird iğ in iz ölümcül/uçurumlu sıkı bir çukurdan son­

ra da o to m o b ilin izin g id iyo r olm ası • önce aldığınız ‘ para ü s tü ’nün fazla ol­

masına ses çıkarm ayıp sonra geri ver­

meniz • e y v a h ’lı, acab a ’lı, y o k s a ’lı regl gecikmesi sorularını ortadan kaldırara- rak başlayan ağrılarınız • Kadıköy-Be- şiktaş vapurunda martıların havada uç­

an s im it parçaları ile beslenmesi • ge­

ce saatler süren um utsuz a ra y ış la rın sonuna gelindiğinde buzdolabının arka­

sın a s a k la n m ış b ir f i l t r e l i s ig a ra y a rastlamak • ‘İstemeden gitm e’ zorunlu- ğu ile verilen randevunun son anda ip­

talini duymanız • gece geç vakit apart­

man giriş kapısında pek çok anahtarını­

zın arasında kilide ilk soktuğunuz anah­

tarın kapıyı açıvermesi • yolda otomo­

bilinizin kırm ızı benzin ış ığ ı ile inatlaş­

manız ve tam benzin istasyonuna girdi­

ğinizde benzinizin bitm esi, sizin değil canım • gece tam çöp tenekesinin ya­

nından geçerken, içinden önce kıpırda­

yıp sonra fırlayan bir şey/gölge, dünya güzeli bir so kak ke disi ile bakışm anız • omlet yaparken bir yumurtanın ‘iki s a rı­

lı’ çıkması • hava çok soğuk, yolda bir arkadaşınıza rastladınız, konuşuyorsu­

nuz, b ira z önce a lm ış o ld u ğ u s ıc a k

‘kestane kebaplardan birini size veri­

yor. Kestaneler sarı s iy a h , çok güzel görünüyorlar doğrusu • yeni a ld ığ ın ız gül fidanının ne renk açacağını merak­

la beklerken, tabii bu arada fidan da ilerlemekte, ‘aa m o r’ deyişiniz • gece

İkinci sırt yüzgeci dikenlidir, kelebeğin kanadına benzer.

(11)

g ö k yü zü n d e ki y ıld ız la rın (O rion dahil) gölün karanlık yüzeyinde iki k a tın a ç ık m a s ın ı, y a n s ım a s ın ı, ço ğ a lm a s ın ı g örm ek/yaşam ak • dolmuştaki bir kişilik boş yerin dol­

m asını uzun zaman bekledikten sonra “Hadi k a lk a lım ” diyen, ‘bir türlü gelm eyen’in parasını verme­

ye karar vermiş bir sesi duyduğu­

nuzda • unutulan sigaranın örtüye düşmeyip kül ta b la s ın ın tam ke­

n a rın da kendi kendini tüketmiş ol­

ması • bir arkadaşla sebebini yal­

n ız c a s iz in b ild iğ in iz b ir ş e ye ka hka h alarla gülm ek, bunu hem de yalnızca bir bakış ya da tek bir anlam sız kelime sonrası yapabil­

mek • habersiz ziyaretine gittiği­

niz ve evde değilse geri dönmeni­

zin çok zor olacağını düşünerek endişelendiğiniz a rkadaşınızın evinde p e n c e re ış ığ ın ı yanıyor görmek • ka­

ranlıkta o to m a t yerine bir kapının ziline basmak ve zorlukla merdivenleri inmeyi hızlandırdığınızda kapının hâlâ açılm a­

ması • bir türlü sizi dinlemeyen asi bilgi­

sayarınızı tek b ir tuşla yendiğiniz an • ortada hiç bir şey yokken ama hiçbir şey, - fol da yumurta da - yokken, sanki bir şey olacakm ış g ib i bir heyecan ya da ke nd in izi iyi hisse diyor olm a n ız • a pa rtm a n g iriş in d e önce u m u tsu zca b a k t ığ ın ız p o s ta k u tu n u z d a s o n ra u m u tlu ca bir şe yle r g örm e k -reklam , ila n k a ğ ıtla r ı h a riç - • ş e h irle ra ra s ı otobüslerde hem pencere kenarı hem şoförün arkasında yer bulmak • s ın a v gününün aniden ertelendiğini duymanız

• artık ne yazık ki bir daha ertelenme­

yen a y n ı s ın a v ın son on dakikasında

en yü k s e k p u a n lı b ir s o ru n u n ce vab ın ı birden h a tırla m a n ız • idrar yo lla rınızda kopan fırtın a ­ dan ku rtu lm a k için ucu u cu n a

Y E R Y Ü Z Ü eve yetişip tam s ın ırd a iken tu­

valete ulaşabilmek • ‘belki bu ka-

N Ü N la b a lık ta o n a r a s t l a r ı m ’ düşüncesinde iken sinem a giri-

BUTUN- ş in d e b ird e n onu g ö rm e k ve inanm am ak • güneş b anyosu

C U M A sonrası soyulduğunuzu zannedip aslında beyaz izlerin sadece tuz

A K Ş A M k a lın tıla rı olduğunu görm ek • ilk denemede mükemmel bir b a tik

LARI d e s e n i yakalarken kaynayan kabaran taşan süt kokusu • ‘te­

le fo n re h b e rim n e rd e e y v a h unuttum’ diyerek unutmuş olabi­

le ce ğ in izi d ü ş ü n d ü ğ ü n ü z ye re hemen telaşla geri d ö n ü y o rs u ­ nuz bir de bakıyorsunuz ki bıraktığınız g ib i d u ru y o r, • ta ş ra ş e h ir le r a r a s ı otobüslerde muavinin k o lo n y a serpm e­

sinde sıçrayan d am la cıkla rı eteğinize ya da pantolonunuza düşürmemeyi be­

cerdiğinizde • kapıyı tam açıyorken iç­

erden tele fo n u n sesini duyup hızla ha­

reket ederek son anda yetişmeniz • ya­

tak örtüsünün, çarşafın, nevresimin y ı­

kanıp ütülendikten sonraki ilk gece u y­

kusu • tartıya çıkıp hiç ummuyorken za­

yıfladığınızı görme • elektrik, su ... gibi bir makbuzu yatırm aya gittiğinizde h iç kuyruk olm am ası • hata y a p tığ ın ız d a tam yüzünüz kızarırken insanların size hoşgörü ve anlayışla davranmaları • ek­

mek almayı unuttuğunuzu kendinize kı­

zarak hatırladıktan sonra gecenin bir saatinde m utfakta taze s a y ıla b ile c e k yarım dan fazla ‘d ü n k ü e k m e k ’i bulu-

Yü zgeçleri h a fif zehirlidir. Ortalama boyu 1 0 - 1 5 cm. uzunluğundadır.

(12)

verm ek • pazar akşam üzeri s ı­

kıntıyla evde oturken o to m o b illi b ir a rkadaşınızın size uğraması

• radyoyu açtığınızda birden kar­

ş ın ız a ç o k s e v d iğ in iz b ir g ru ­ bun çıkması • üşüdükten hemen sonra kahve ya da bol rakılı ge­

cenin sa ba h ı so ğu k su içm ek, fu tb o l m a ç ın d a n s o n ra s a d e gazoz • ağaçtan elinizle m eyva koparıp/toplayıp yemek • geçen yaz to p la d ığ ın ız re n k li k ü ç ü k d en iz k a bu kla rının evde yerleri­

ni değiştirmeniz • uzun zamandır a ra d ığ ın ız kasedin alâkasız bir k a s e tç id e k a rş ın ız a ç ık m a s ı • yerde madeni ya da kağıt para bulm anız • sakalınızı kestiğinizin ertesi günü devamlı duyduğunuz

‘g e n ç le ş m iş s in ’ sözü • balık tu­

tarken m isinanın kım ıldadığını hissett- tiğiniz an • ’’kurumuş” dediğiniz pencere kenarındaki bir saksıda, bir pazar öğle­

den sonrası, kuru dalların kenarlarında k ü ç ü k /n e ş e li taze y e ş il y a p ra k la r gör­

mek • yağmurlu bir havada başlığı olan bir yağmurluğu yağmurun şiddetine gö­

re ayarlama ayrıcalığınızın olması • pa­

zar sabahı ik in c i k ız a rm ış d ilim in iz e b ö ğ ü rtle n re ç e li ve yağ s ü re rk e n • g ö z lü ğ ü n ü z ü n c a m ın ı değ iştirdiğiniz gün yolda yürürken ya da kitap okurken

• denize iki adım atıp su ayak bilekleri­

nizde iken durmak ve ayak p a rm a kla rı­

nızı kım ıldatarak yumuşak kumlara bi­

razcık/yavaşçacık gömüldüğünüzü his­

setmek • otobüs tavanındaki zile y e tiş ­ m eye u ğ ra şırke n ; bir b aşka sın ın zile basması • kitaplığınızı düzeltirken bir kitabın içinde çoktan unuttuğunuz b ir

TATİL

İÇİN

Y O L A

ÇIK M AK

k a rtp o s ta l, m ektup ya da fo ­ toğraf bulmak • telefonla uzun sorunlu bir konuşma sırasında güç bela uzaktaki s ig a ra n ız a u la şab ilm e k • tam maç seyre­

derken e le k triğ in gitm esi çok kısa bir süre sonra da gelm esi

• ‘bi kibrit bile mi, yok hakka- ten’ gece geç saatlerde bul­

maktan ümidi tam kesmişken koltuğun hem en a ltın d a yere düşm üş, ü s te lik d o p d o lu b ir k u tu k ib r it b u lm a k, s ig a ra y ı yakmadan önce bir ikisini sırf keyif olsun diye yakıp üflemek

• konuşmanız bitip ahizeyi yeri­

ne k o ydu ğ un u zda je to n u n u ­ zun geri gelmesi • kahve fa lın ­ da güzel, hoş şeyler duymak • kötü bir rüyadan uyanıp onun rüya olduğuna se v in m e k • Pazar günü

‘yine işe/okula gideceğim diye sıkıntıyla ’ uyandığınızda eYa, b u g ü n Pazar’ de­

meniz • “aaa, s u la r g e ld i” • yağmurlu bir havada eve giderken evinizden bir önceki durakta inip y ü rü m e k • bahar­

da gökgürültülerinin ardından gelen sa­

ğanağın kesilmesi ve toprak kokusu ve gökkuşağı, e vet g ö k k u ş a ğ ı • bir köy evinde m asm avi b ir sa b a h a uyanmak

• aynı köy evinde öğlene doğru k ö p ü k ­ lü ayran içmek ağzınızın kenarlarında yağını hissederek • a m irim iz in , bizim için sıkıntılı olacağı baştan belli olan bir günün sa b a h ın da iş e g e lm e y e c e ğ in i öğrenmemiz • uzun z a m a n d ır ilk kez mektup yazmaya karar verdikten sonra g iriş c ü m le le rin i b e ğ e n m e m e k • a s tığ ım ız resm in y e rin i b e ğ e n m e y ip değiştirmek, doğ ru y e ri a ram ak • • •

Derin yerleri çok sever.

(13)

* 1 JJ

M ^ a

y a p r a k l a r * *

Z 1

& Q

V ita

(6

va

Y İ L d p e r d e y e

V

pA sinmiş

apXa^ ^ eski

t í , t

k u tu « --

y a y 1- s e s le n

S U

t a h t a ç u b u

s a k

t enek 1 e r e n g i

c le lik

Fotoğrafta Küçükkuyu/Adatepe köyünden sardunyalı bir pencere; ayrıntı.

(14)

FOTO-

¿ECE Ö

zel bir banka, Orta ve Kuzey Anadolu’da yer alan şu­

belerinde bir fotoğraf sergisi açmaya, ‘Fotoğraf sergi­

si turnesi' yapmaya karar vermiş. 1995^>ieiTTrfiur2Ö_^

Ağustos 30. Adı "Sıladaki istanbyiVTeklif geldi. Ben de bir-iki aydır düşündüğürp-'-tfİr konuyu, İstanbul'un en önemli özelliklerinden>ifini -belki de birincisini - ‘Gece va- purları'nı önerdim^Kabul ettiler. Örnek olarak Samsun, Ağrı, E rzurum ^H orasan gibi yörelerdeki öğretmenleri söyledilerj^tfnlara yönelik bir bakış açısını yakalayabilir misin? eflye sordular. Evet dedim. Uğraşacak, elimden geleni/yapacaktım. Kabul ettiler. Anlaştık. Gecelen çalış­

maya başladım.

24 Nisan Pazartesi: llford C41 siyah - beyaz film. 400 İsa. Arnavutköy iskelesine gittim. Tahmin ettiğim gibi is- 'keleye bağlı iki vapur. Bomboş. Sabah ilk seferleri için beklemekteler. Adları 'Mehmet Akif Ersoy' ve ‘istinye’ . Objektifimde hem vapurun demir tavanı hem eski ahşap döşemeleri hem de karşı tarafın cılız ışıkları. 4 Mayıs Perşembe: Yeniköy iskelesinin yanında sırasını bekleyen boş Beykoz motorlarından birine çıktım, ince bir yağmur yağıyor, ‘Şehit Teğmen Kalmaz' vapuru kalkış saatini bek­

liyordu. Vapurun burnundaki projektör kulübesi. 55 objek­

tif kullandım. Film değiştirdim. 1600 asa. Sonra motorla Beykoz’a geçtim. İskeledeki ‘Karşıyaka’ adlı gemiye yak­

laştım. Üst katın boydan boya çiğ neon ışıkları ile alt katın puslu sarı lamba ışıklarının arasından kareler. Vapur kal­

karken kıç tarafında oluşan beyaz köpükleri zoomladım.

Biraz üstünü, biraz altını. Pervanenin gece telaşı.6 Mayıs Cumartesi: Üsküdar-Beşiktaş motorundayım. Yaptığım hesaplara göre Eminönü vapuru Hayrettin iskelesinden kalkacaktı. 'Kilyos III' iskeleden ayrıldı. Soluğumu tuttum.

^Deklanşör. Tam İnönü Stadı hizasına geldiğinde arkada sce maçı oynanan stadı aydınlatan 4 büyük yoğun be- yaV çiğ ışık demetinde açık gri görünmeye başladı. 7 Ma­

yıs X azar: Ortaköy. Sandalcıyla anlaştım, iki yüz metre açıldılOsCaminin biraz ilerisinde sandalcıya, kayığı akıntı­

ya k a rş ı\y e rin d e s a y d ırm a s ın ı söyledim . Çocuklar büyüklerin etlerinden tutuyordu. Kaptanın profilini köşkün­

den bakarken yakaladım. Sıra sıra turuncu daire cankur­

taran simitlerini değişik açılardan tespit ettim. Sigara içen­

lerin yarı gri/sarı yüzlerbT^ksiye atladım, doğru Bostancı.

Mendireğin en ucuna yürüduhvld iki kaya arasına fotoğ­

raf makinesinin bacaklarını kurdumT^fai^aoturanlarla lâf- ladım. Lâfladık. Bira ikram ettiler, içtim. AnaHotuttekUcöy.

öğretmenlerine bir sergi hazırladığımı anlattım. İlgilenme­

diler. Biri gülüp başını salladı. Öteki de transferlerden konuşmaya devam etti. Büyükadadan gelen/yaklaşan vapur görüş alanıma girdi, sonra da makineme. 11 Mayıs Perşembe: Kandilli’den vapura bindim. Anadoluhisarı ön­

lerinde 24 objektif ile vapur içini, boş tahta sıraları, yor­

gun insanları çektim. İki başörtülü genç kızın yüzünü ışık­

landırılmış/aydınlatılmış Hisar’ın arka fonu ile çakıştırdım.

Gülümsemelerini yakaladım. Memnun oldum.15 Mayıs Pazartesi: Harem. Kız Kulesi’nin karşısında sahilde otu­

rup ayaklarımı denize sarkıttım. Biraz sonra Üsküdar - Beşiktaş vapuru geçti. Peşinde martılar. Soluk mehtap tÇığı martıları aydınlatıyordu. ’Beyaz kanatları' bacanın, dumanın civarında çektim. Kanlıca’ya gittim. Deniz Tak- ştım. Üç saat için 500 bin lira. Boğaz’a açıldık.

Uzaktan Kanhca*ya-yaklaşan vapur 'Caddebostan'. Üzer­

leri demir tellerle sarılrfâvan ampullerini zoomladım. 23 Mayıs Salı: Heybeliada’nın üŞtl^rinde yamaçta Şakayık Sokağı'nın tam köşesinde makinanîlxayaklarını kurdum.

30 derece bir açıyla deniz görünüyor?sK)5 objektif kul­

landım. 'Sarayburnu' vapuru iskeleye yaklaşırken; gece doğarken. 24 Mayıs Çarşamba :Akşam Çanakkale oto­

büsüne bindim. Gelibolu - Burhanlı Mevki'indeki W sane- de/yolda indim. Kıyıda iki terkedilmiş eski vapur; yıllardır orada. 'Altınkum 74' ve 'Göztepe'. Yine ayrıntı çalışta Geçen bir otobüsle sabaha karşı İstanbul’a döndüm.

Haziran Pazartesi: Boyacıköy sırtlarında Hakkak Yümni' Sokağı'nda eski Hayat Bahçesi’ne gittim. Önümde dik bir yamaç, inşaatlar, çöpler ve arsalar arasından aşağısı kuş­

bakışı görünüyordu; tüm boğaz. Makineyi kurdum. Çok zayıf, üzerleri dökülen iki kişi şarap içiyordu. Sadece siga­

ra istediler, ilgilenmediler. ‘Ortaköy' vapurunu Kanlıca ko­

yunu geçerken. 6 Haziran Salı: Rüzgar vardı; Yağmur...

ışıklar çok iyi. Sevindim. Beylerbeyi Camii. Durumu anlat­

tım, hocadan izin aldım. Şerefeye çıktım. İskele meyda­

nındaki çınar ağaçlarının üst dalları arasından geçen ışıklı vapurlar. ‘Bayraklı’ nın projektör kulübesi yoktu. Va­

purun burnundaki V harfininnn hemen yanında iki daire- lumboz deliğinden sızan koyu sarı ışıkta vapurun gözlerini buldum.17 Haziran Cumartesi: Çeşitli boyutlarda ısmar­

ladığım basılmış fotoğrafları alıp çerçeveciye bıraktım. 28 Haziran Çarşamba: Çerçevecide tüm tamamlanmış işleri dikkatle inceledim. Defalarca. İki tanesini beğenmedim, ayırdım. Kalanları otomobille Bankanın Kültür İşleri Da- iresi’ne götürüp, teslim ettim. Ayrıldım.

Meltem’e telefon ettim. Yarın için çağırdım/davet ettir Gece. Patates kızarttım. Yanına pilav ve salata yapJKrn.

Yoğurt evde vardı. Kahve içtim. Hür Yumer’in “Ahdynvar”

adlı kitabını okumaya başladım, yağmur yağmaya^oaşladı (bütün pencereleri açtım); sabaha doğru bpti Öğleyin Meltem geldi. Gece dışarı çıktık, makinemLevde bıraktım.

Bir paket filtreli Gitane aldım. Eminönü>raen gece turistik boğaz vapuruna bindik. VValkmerıtfiı de getirmiş; bana Klaus Nomi, dinletti. Yanımızda oturan turistin İstanbul Streets ve İstanbul kitaplarınım karıştırırken bazı aralıkla^diJikattT riiçektı. Sokak değil aralık. Eylül /Ekim aylarında bir ara Beyoğlu'nun aralıklarını 04.00-07.00 arası fotoğraflamaya karar verdim. İnsan ağırlıklı. Portre­

ler. Onlar gece hareketleri içinde iken. Bu aralıkların isim­

lerini ve yerlerini haritada bulup bir kağıda yazdım/çizdim:

Beyoğlu bölgesi: Emin Çeşmesi Aralığı, Halıcıoğlu Aralığı, Sakızağacı Aralığı, Taş m erdiven Aralığı, Bostan Aralığı.

Kumu muhit olarak seçmiştir.

(15)

Kavuniçi: Karakterlidirler. Dışarıdan sert görünmelerine karşın içleri yumuşacıktır.

Cool muhabbetleri vardır.

C am göb eği: Kilolu camlarda olur. Tam karşıdan bakıldığında belli olmaz. Kapalı havalarda bazen denizde aynı renk olur.

K ahverengi: örgütlüdürler. Granül olan­

ları yuppie’dir ve telvesizdirler. Ardında telve bırakmayana kız vermezler.

Vişneçürüğü: Çekirdeği kınlamaz. Hava ile okside olur, çürür. Havasız ortamda li­

körü yapılır, içilir.

Yavruağzı: Fetişist bir yaklaşım. Yavru- bacağı da olabilirdi.

G eceren gi: Filmlerin karanlık açık hava

X L V I I I . K

e n d in i b e ğ e n m iş ş iş k o H ititli tü c c a rla

köprücücesi, ilk kez Lamponia Panayırı'nda karşılaştılar. Tüccar, cücenin deri ve kumaşlarla yaptığı rengarenk “Dokuz öpüşen balık” bayrağı­

nı çok beğenmişti. Deniz kenarındaki panayır meydanının yüksek taş duvarı üzerinde rüzgâr­

da ya da rüzgârsız olağanüstü güzel görünüyor­

du. Tüccarın panayır bittikten sonra bu bayrağı satın almak istemesini genç cüce bir şartla kabul etti. Karşılığında altın ya da para istemiyordu.

Yıllardır duyduğu ama bir türlü göremediği “Kar- dansçıları çın g ıra ğ ı" istiyordu; üstelik üç tane.

Herkesin bildiği kadarıyla bu kar dansçıları çok uzak bir ülkede yaşıyor ve gece ya da gündüz her kar yağışında flüt ve çıngırak eşliğinde açık yeşil elbiselerini giyip dans ediyorlardı. Peki de­

di tüccar gözlerini kısıp. Ama ancak seneye, tek­

rar bu panayıra geldiğinde getirebilirdi istedikle­

rini. Bayrağı şimdi alabilir miydi? Kısa bir sessiz­

lik oldu aralarında. Evet dedi cüce ve uzattı ko­

caman bayrağı, aynı anda etraflarındaki panayır ka la b a lığ ın d a n gizli bir m ırıldanm a yükseldi.

Cüce şakadan somurtarak ve de gülümseyerek

“ Hem ka rşım ızd a kin in n asıl b ir ‘o ’ olduğunu, hem de o ’n u o ld u ğ u g ib i kabu! e tm e yi 'E vet” ' dem enin dışında başka h a n g i y o lla öğ re n e b i­

liriz k i! ” dedi neşeyle. Bu arada tüccar bayrağı katlayıp oradan uzaklaşmaya başlamıştı bile.

Aradan bir yıl geçti. Lamponia Panayırı yak­

la ş tıkç a herkes tü cca rın yolunu gözlüyordu.

çekimlerinde, güçlük çekildiği dönemlerde açığa çıkmıştır. Hem karanlıkmış, hem de aydınlıkmış hissi verir. İyidir...

Sıçankuyruğu: Çok hızlıdır. Tek parça canlı görmek nâmümkündür.

Ördekbaşı: Söğüş ya da sote olabilir. Ka­

rides ve siyah zeytinle tabakta uyumluluk gösterir.

Kremrengi: İkizler burcudur. Çift karak­

ter gösterir. Gece “kremrengi” , gündüz

“mayonezrengi”dir. Anlaşamam...

Gülkurusu: Evde kalmış, bakımlı, ağdalı gül. Sevicidirler, demetler halinde görülürler.

Köprücücesinin bu yıl için yaptığı bayrağı daha kimse görmemişti henüz, sadece sol yanağı mor yanık izli çingene sevgilisi biliyordu, bayraktaki resimin neye benzediğini.

Panayırın iki gece öncesi cüce, uzun ve keyifli sevişmesinin /sevişmelerinin neşesiyle sabahtan itibaren gün boyu herkeslere takılm ış, köydekile- ri eğlendirmiş; çeşitli güzel taşkınlıklar, muziplik­

ler yaparak, etrafındakilere ‘nedenini bir türlü an­

lamadıkları’ değişik hoşluklar saçmıştı. Bir şekil­

de küçük liman köyündeki herkesi neşelendir­

meyi bilm iş/başarm ıştı. Gün sonunda, akşam üzeri, hem rıhtımda mavi çizgili bir toprak testi­

den karadut şurubu içip balık tutuyor hem de ar­

tık dinleniyordu.

Aynı saatlerde, gece doğmaya hazırlanırken , şişman Hititli tüccarın köydeki tek hana geldiği duyuldu. Biraz sonra da tüccar kısa bir soruştur­

madan sonra yerini öğrendiği, kıyıda balık avla­

yan köprücücesine elindeki küçük deri torbayı uzattı, içinden yeşil-kırmızı-siyah bakırdan yapıl­

ma üç küçük çıngırak çıktı, aynı anda da etraf­

tan büyük bir alkış koptu. Herkes çok sevindi. Bu arada cüce kaşlarını çatarak kendisinin taklidi yaparken bir yandan tebessüm ederek “ Bazen h a k lı ç ık m a k 'E v e t'in n e re s in d e s a k lıd ır ? ” dedi. Herkes cücenin ertesi sabah asacağı yeni panayır bayrağı daha da çok merak etmeye baş­

ladı nedense.

Karın kısmı düzdür.

Referanslar

Benzer Belgeler

24 Eylül günü sabah saatlerinde Ankara Yüksel Caddesi'nde stand açan Nükleer Kar şıtı Platform bileşenleri, öğlen saatlerinde An ıtpark'tan Enerji ve Tabii

Nükleer kar şıtları, AKP iktidarı döneminde, enerji sektörü sermaye için karlı bir yatırım alanı olarak yeniden düzenlendi ğini, Ülkenin enerji ihtiyacının

Nükleer Karşıtı Platform adına yapılan basın açıklamasında ise, 7 Kasım çarşamba günü meclis gündemine gelmesi beklenen yasayı protesto için, yarın 12.30'da

… Ve biz; Türkiye’de nükleer enerji santral ı kurulmasına “Hayır” diyen 100 bin kişinin imzasını TBMM’ye ta şıyanlar, meslek odaları, demokratik kitle

Sinop halk ının en kutsal hakkı olan yaşam hakkını korumasından rahatsız olanlara inat, demokratik hak ve taleplerimizi dile getirmek için bu yıl Mersin'de ve Sinop'ta

Nükleer Karşıtı Platform üyeleri, Türkiye'de nükleer santral yapılmaması için topladıkları 100 bin imzalı dilekçeyi, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi

NKP'nin çalışma programının ve yürütmesinin işleyişinin, NKP'nin tüm bileşenlerinin katılımıyla tartışılmasının gereklili ği üzerinde uzlaşma sağlanan toplantıda,

Nükleer Karşıtı Platform üyeleri, 09.11.2007 tarihinde TBMM'den 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesiyle Enerji Satışına İlişkin Kanunun