T.C.
ĠSTANBUL TĠCARET ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ
AĠLE DANIġMANLIĞI VE EĞĠTĠMĠ ANABĠLĠM DALI
ERGENLERDE ÖZNEL ĠYĠ OLUġ, KĠMLĠK STATÜLERĠ VE AĠLE BÜTÜNLÜK DUYGUSU
ARASINDAKĠ ĠLĠġKĠNĠN ĠNCELENMESĠ
Yüksek Lisans Tezi
Yasemin GÜLER
Ġstanbul, 2019
T.C.
ĠSTANBUL TĠCARET ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ
AĠLE DANIġMANLIĞI VE EĞĠTĠMĠ ANABĠLĠM DALI
ERGENLERDE ÖZNEL ĠYĠ OLUġ, KĠMLĠK STATÜLERĠ VE AĠLE BÜTÜNLÜK DUYGUSU
ARASINDAKĠ ĠLĠġKĠNĠN ĠNCELENMESĠ
Yüksek Lisans Tezi
Yasemin GÜLER
DanıĢman: Dr. Öğr. Üyesi Ela ARI
Ġstanbul, 2019
ETĠK KURALLARA UYGUNLUK
Hazırlamış olduğum tez özgün bir çalışma olup YÖK ve İTİCÜ Lisansüstü Yönetmeliklerine uygun olarak hazırlanmıştır. Ayrıca, bu çalışmayı yaparken bilimsel etik kurallarına tamamıyla uyduğumu; yararlandığım tüm kaynakları gösterdiğimi ve hiçbir kaynaktan yaptığım ayrıntılı alıntı olmadığını beyan ederim.
Bu tezin ihtiva ettiği tüm hususlar şahsi görüşüm olup İstanbul Ticaret Üniversitesinin resmi görüşünü yansıtmamaktadır.
Yasemin GÜLER
i
TEġEKKÜR
Tez hazırlama sürecinde bana destek olan, bana moral veren ve her aşamasında titiz bir çalışma yapma konusunda yardımlarını esirgemeyen sevgili danışman hocam Dr. Ela ARI’ya teşekkür ediyorum. En çok zorlandığım anlarda manevi desteğini hissettiğim rahmetli babama, hocam Gülçin Yavaş’a, anneme ve kardeşlerime sonsuz teşekkür ediyorum.
ii
Özet
Bu araştırma, ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri, kimlik statüleri, aile bütünlük duyguları ve demografik değişkenler (cinsiyet, sınıf düzeyi, anne-baba eğitim düzeyi ve sosyo ekonomik durum) arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır.
Katılımcılar 15-24 yaş arasında bulunan 109 kadın, 48 erkek olmak üzere toplam 157 kişiden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında Öznel İyi Oluş Ölçeği, Kimlik Statüleri Ölçeği, Aile Bütünlük Duygusu Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu ve Hiyerarşik Regresyon yöntemleri kullanılmıştır.
Verilerin analizi SPSS 23 programı ile yapılmıştır. Öznel iyi oluş ile kimlik statülerinden başarılı kimlik statüsü arasında pozitif; buna karşılık moratoryum, ipotekli ve kargaşalı kimlik statüsü arasında ise negatif bir ilişki gözlenmektedir.
Öznel iyi oluş ile aile bütünlük duygusu arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur.
Ergenlerin aile bütünlük duygusunun öznel iyi oluşu yordadığı (% 44) ve kimlik statülerinin % 11’lik bir katkı sağlayarak ergenlerin öznel iyi oluş düzeylerindeki toplam varyansı %55’e çıkardığı görülmektedir. Araştırma sonuçları ergenlerin öznel iyi oluş düzeylerinin ve aile bütünlük duygusunun erkeklerde kadınlardan daha yüksek olduğunu, kimlik statüleri açısından bir farklılık olmadığını göstermektedir.
Ayrıca sınıf, ekonomik durum ve anne-baba eğitim düzeylerine göre değişkenlerin anlamlı bir farklılık göstermediği de saptanmıştır.
Anahtar Sözcükler: Ergenlik, Öznel İyi Oluş, Kimlik Statüleri, Aile Bütünlük Duygusu
*Yasemin Güler, Yüksek lisans öğrencisi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, [email protected]
*Dr. Öğr. Üyesi Ela Arı, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri, Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, [email protected]
iii
EXAMINATION OF THE RELATĠONSHĠP BETWEEN ADOLESCENTS' SUBJECTĠVE WELL-BEĠNG LEVELS, THEĠR ĠDENTĠTY STATUS AND SENSE OF FAMĠLY COHERENCE
Abstract
The aim of this study was to investigate the relationship between adolescents' subjective well-being levels, their identity status and sense of family coherence and their demographic variables (gender, class level, parents' education level and economic status). The participants consist 157 adolescents (109 female, 48 male) between 15-24 ages. Subjective well-being scale, identity status scale, sense of family integrity scale were conducted. Independent Sample t-Test, One Way Variance Analysis (ANOVA), Pearson Moments Product Correlation and Hierarchical Regression methods were used. Data were analyzed with SPSS 23 program. There is positive relationship between subjective well-being and successful identity status; whereas a negative relationship between the moratorium, mortgaged and chaotic identity status. There is a positive correlation between subjective well- being and family sense of coherence. Adolescents' sense of family coherence effect on subjective well-being is high (44 %). Identity status contributes 11 % increases the total variance which brings the variance in adolescents' subjective well-being to 55%. Subjective well-being and sense of family coherence are significantly higher in males than in females, and there is no difference in terms of identity status. The adolescents who have high income level have the highest subjective well-being scores. No difference was found in terms of class levels, economical situation and parents' education levels for all variables.
Keywords: Adolescence, Subjective Well-Being, Identity Status, Sense of Family Coherence
iv
ĠÇĠNDEKĠLER
Sayfa No
Özet...iii
Abstract...iv
Ġçindekiler...v
Tablolar Listesi...viii
1. BÖLÜM 1.GİRİŞ...1
1.1.AraştırmaSoruları...3
1.2. Araştırmanın Amacı ...4
1.3. Araştırmanın Önemi...4
1.4. Araştırmanın Varsayımları...4
1.5. Tanımlar ...5
2. BÖLÜM 2. KURAMSAL ÇERÇEVE VE İLGİLİ LİTERATÜR...6
2.1. Ergenlik ...6
2.1.1. Ergenlik Dönemi ve Özellikleri ...6
2.1.2. Ergenlik Döneminde Bedensel Gelişim ...7
2.1.3. Ergenlik Döneminde Sosyal Gelişim ...8
2.1.4. Ergenlik Döneminde Bilişsel Gelişim ...9
v
2.2. Kimlik ...10
2.2.1. Kimlik Kavramı ...10
2.2.2. Kimlik Statüleri ...12
2.2.2.1. Erikson’unPsikososyal Gelişim Modeli ...13
2.2.2.2. Marcia’nın Kimlik Statüleri Modeli ...18
2.2.2.2.1.Başarılı Kimlik Statüsü ...19
2.2.2.2.2. Askıya Alınmış Kimlik Statüsü... 20
2.2.2.2.3. İpotekli Kimlik Statüsü ...20
2.2.2.2.4. Dağınık Kimlik Statüsü ...21
2.2.3. Kimlik Statüsü İle İlgili Araştırmalar ...22
2.3. Öznel İyi Oluş ...24
2.3.1.Öznel İyi Oluş Kavramı ...24
2.3.2. Öznel İyi Oluşu Etkileyen Faktörler ...26
2.3.2.1. Cinsiyet ...26
2.3.2.2. Kişilik ...27
2.3.2.3. Dini İnançlar ...28
2.3.2.4. Gelir ...28
2.3.2.5. İhtiyaç Doyumu ...30
2.3.2.6. Eğitim ...31
2.3.2.7. Kültür ...32
2.3.3. Öznel İyi Oluşla İlgili Kuramlar ...33
2.3.3.1. Erek Kuramı ...33
2.3.3.2. Etkinlik Kuramı ...34
2.3.3.3. Uyum Kuramı ...35
2.3.3.4.Aşağıdan Yukarıya ve Yukarıdan Aşağıya Kuramları...35
2.3.3.5.Psikolojik İyi Oluş Kuramı ...36
vi
2.3.3.6. Yargı Kuramları ...36
2.3.4. Öznel İyi Oluş ve Kimlik Statüleri...36
2.4. Aile Bütünlük Duygusu ...38
2.4.1. Aile Bütünlük Duygusu Kavramı ...38
2.4.2. Aile Bütünlük Duygusu ile İlgili Yapılan Araştırmalar...41
3. BÖLÜM 3. YÖNTEM ...42
3.1. Araştırmanın Modeli ...42
3.2. Araştırmanın Evren ve Örneklemi ...42
3.3. Veri Toplama Araçları ...44
3.3.1. Sosyodemografik Bilgi Formu ...44
3.3.2. Genişletilmiş Objektif Ego Kimlik Statüsü Ölçeği ...44
3.3.3. Öznel İyi Oluş Ölçeği (ÖİÖ) ...45
3.3.4. Aile Bütünlük Duygusu Ölçeği (ABDÖ-K) ...46
3.4. Verilerin Analizi ...47
4. BÖLÜM 4. BULGULAR ...49
5. BÖLÜM 5. TARTIŞMA, YORUM ve ÖNERİLER ...74
KAYNAKÇA ...93
EKLER ...100
vii
TABLO LĠSTESĠ
Sayfa No Tablo 1: Erikson’un Psikososyal Gelişim Evreleri Kuramı ve Karşılık Gelen
Kimlik Duygusu ...14 Tablo 2: Örneklemin Sosyo-Demografik Değişkenler Açısından Dağılımı ...44 Tablo 3: Araştırma Ölçekleri Toplam Puanları için Betimleyici
İstatistiksel Tablo...49 Tablo 4: Öznel İyi Oluş Ölçeği Alt Boyutları, Aile Bütünlük Duygusu Ölçeği Alt Boyutları ve Kimlik Statüleri Alt Boyutları İçin Cinsiyet Değişkeni Kategorileri Açısından Farklı Gruplar için t-Testi Analizi Karşılaştırma
Sonuçları ...50 Tablo 5: Öznel İyi Oluş Ölçeği Alt Boyutları, Aile Bütünlük Duygusu Ölçeği
Alt Boyutları ve Kimlik Statüleri Toplam Puan Ortalamalarının
Sınıf Değişkeni Kategorileri Açısından Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile Karşılaştırılması ...52 Tablo 6: Öznel İyi Oluş Ölçeği Alt Boyutları, Aile Bütünlük Duygusu Ölçeği
Alt Boyutları ve Kimlik Statüleri Toplam Puan Ortalamalarının
Gelir Durumu Değişkeni Kategorileri Açısından Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile Karşılaştırılması ...54 Tablo 7: Öznel İyi Oluş Ölçeği Alt Boyutları, Kimlik Statüleri ve
Aile Bütünlük Duygusu Ölçeği Alt Boyutları Toplam Puan Ortalamalarının Anne Eğitim Durumu Kategorileri Açısından Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile Karşılaştırılması ...56
viii
Tablo 8: Öznel İyi Oluş Ölçeği Alt Boyutları, Kimlik Statüleri ve Aile Bütünlük Duygusu Ölçeği Alt Boyutları Toplam Puan Ortalamalarının Baba Eğitim Durumu Kategorileri Açısından Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile
Karşılaştırılması ...60 Tablo 9: Öznel İyi Oluş, Aile Bütünlük Duygusu ve Kimlik Statüsü Ölçekleri Alt Boyutları Arası Korelasyon Katsayıları ...65 Tablo 10: Aile Bütünlük Duygusu ve Kimlik Statülerinin Öznel İyi Oluşu Yordamasına İlişkin Hiyerarşik Regresyon Analizi Sonuçları ...66
ix
BÖLÜM I
1.GĠRĠġ
İnsanlar yaşamları boyunca mutluluğu bir hedef olarak görmekte ve ona ulaşmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle mutluluk kavramı üzerinde uzun yıllardan beri konuşulmuş ve tartışmalar yapılmıştır. Aynı zamanda felsefe gibi birçok alanın da çalışma konusu haline gelmiştir (Tuzgöl Dost, 2004: 1). Ruh sağlığı alanına bakıldığındaysa, genel olarak mutsuzluk üzerinde durulduğu görülmektedir. Pozitif psikoloji akımı, günümüz yaşantısında önemli bir değer olarak yerini alan ve üniversite öğrencileri tarafından, “iyi yaşanan bir yaşamın ölçütü” olarak kabul edilen mutluluğun gereken önemi görmemesini, eksik bir bakış açısı olarak görmüş ve pozitif gelişmelerin de ruh sağlığıyla ilgili çalışmalarda bulunması gerektiğini ileri sürmüştür. Böylece mutluluk, bilimsel çalışmalar içerisine dâhil olmuştur.
(Türkdoğan, 2010, s. 2,4). Tuzgöl-Dost’a (2005) göre de iyi oluş uzun süre psikolojinin göz ardı ettiği bir husus olmasına karşılık, son yıllarda konuya yönelik çalışmaların arttığı görülmektedir.
Mutluluk, öznel iyi oluş, sağlık, iyi olma hali birbirleriyle bağlantılı olan ifadelerdir. DSÖ’ye göre sağlık sadece hastalık ve sakatlığın olmaması değil;
fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden de tam bir iyilik halidir. Sağlığı yalnızca bir durum olarak tanımlamamak gerekir. Çünkü değişen ihtiyaçlara göre tanım yeniden şekillenmekte ve yaşama verilen anlamın değişimine göre tanım da değişmektedir (Kesgin ve Topuzoğlu, 2006, s. 47). Sağlıkla ilgili yapılan yeni tanımlamaların ardından psikolojik iyi oluş ve olumlu ruh sağlığı gibi hususlara duyulan ilgi 1950 sonlarından 1970’lere kadar artmışsa da daha sonra bu ilginin azaldığı görülmüştür
2 (Christopher, 1999, s. 142, akt. Reisoğlu, 2014, s. 17). Son yıllarda ise konunun yeniden ilgi odağı olduğu gözlenmektedir.
Psikoloji mutluluğu öznel iyi oluş kavramıyla açıklamaktadır (Diener, 1984).
Öznel iyi oluş, mutluluğun kişiye özgü bir değer olduğunu ve ferdin mutluluğun ölçüsünün ne olduğuna ilişkin kararı ancak kendisinin verebileceğini ifade eden bir kavramdır. (Türkdoğan, 2010, s. 2-4).
Öznel iyi oluşu daha iyi anlayabilmek için üzerinde durulması gereken bir nokta da ergenlik dönemidir. Ergenlik dönemi bir insanın yaşamında görülen çok boyutlu ve hızlı değişimlerin meydana geldiği bir dönemdir. Aynı zamanda kimlik gelişiminin oluşması bu dönemin kritik bir noktasıdır. Morsünbül’e (2011) göre kimlik biçimlenmesinin öznel iyi oluş üzerinde önemli bir etkisi vardır. Ancak ülkemizde kimlik biçimlenmesinin öznel iyi oluş üzerindeki etkisini araştıran çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu nedenle öznel iyi oluş ve kimlik oluşumuyla ilgili yapılacak olan çalışmalar, bu dönemin daha doğru değerlendirilmesi konusunda bir katkı sağlayacaktır.
Park’ın (2004) yapmış olduğu araştırma sonucunda, ergenlerdeki öznel iyi oluşu etkileyen dört önemli etken olduğu görülmüştür. Bunlar; destekleyici anne- babaya sahip olmak, zor işlerin üstesinden gelme, olumlu yaşam olayları ve önemli bireylerle gerçekleştirilen ilişkiden yüksek düzeyde doyum almadır. Görüldüğü üzere literatüre bakıldığında, ergen öznel iyi oluşu üzerinde kimlik biçimlenmesiyle birlikte ailenin yadsınamaz bir etkisinin olduğu bulunmuştur (Eryılmaz, 2009, s. 56).
Ergenlik, bireyin dünyaya gelişinden ölüme kadar geçen süre içerisinde hayatın bütün alanlarında değişimlerin görüldüğü evredir. Hayatın ilk dönemlerinde baş gösteren kimlik yapılanması ergenlik dönemindeki en mühim gelişimsel vazifedir. Yaşamın ilk evrelerinde karşılaşılan bunalımların çözümlenmesinde başarılı olunmuşsa yetişkin kimliğine geçiş de kolay olmaktadır. Aksi durumda kişi, kimlik karmaşası yaşayabilir (Erikson, 1968; akt. Oral, 2012). Marcia (1966), ergenlerin kimlik bunalımını çözümlemelerinde gösterdikleri farklılıklar bağlamında dört kimlik statüsü ortaya koymuştur. Bunlar; başarılı kimlik statüsü, askıya alınmış kimlik statüsü, ipotekli kimlik statüsü ve dağınık kimlik statüsüdür. Bu statüler,
3 gencin farklı rol denemelerinde bulunması ve dinamik bir araştırma dönemini ifade eden kimlik araştırması ile dini inanç, siyasi düşünce, doktrin gibi alanlarda kişinin kendi tercihini yapabilmesi anlamına gelen kimlik bağlılığı arasındaki ilişkiden doğar (Oral, 2012). Pek çok değişkenle ilişkisi incelenen ergen öznel iyi oluşu üzerinde ergenlerin başarılı ve ipotekli kimlik statülerinin etkisinin olduğu da saptanmaktadır (Eryılmaz ve Aypay, 2011, s. 174).
Çeçen (2008), hastalığın kaynaklarından ziyade sağlığın kaynakları üzerinde duran bir kavram olarak, çocukluktan kendini göstermeye başlayan ve ergenlik döneminde temelini oluşturan bütünlük duygusu üzerinde durmaktadır. Eşitmez’e (2014) göre anlaşılabilirlik, yönetilebilirlik ve anlamlılık gibi üç alt bileşenden oluşan bütünlük duygusu evrensel bir eğilimdir ve kişinin kendisine köklü ve etkin bir güven duygusudur. Bütünlük duygusu güçlü ailelerin, ailenin karşılaşacağı stres verici durumları daha kolay bir biçimde yönetebileceklerini, kaynaklarını daha iyi kullanacaklarını ve hatta bu stres veren durumun ailenin bütünlük duygusuna katkıda bulunacağını ve bu nedenle aileyi daha güçlü kılacağını belirtmektedir. Aile bütünlük duygusu, aynı zamanda öznel iyi oluşun bilişsel bileşeni olan yaşam doyumunu yordayan en önemli değişkenlerden biridir. (Çeçen, 2008).
Sonuç olarak söylenebilir ki; ergenlik dönemindeki bireyden beklenen kimlik oluşumunu gerçekleştirme sürecinde, aile bütünlük duygusunun öznel iyi oluşu etkileyeceği düşünülmektedir.
1.1. AraĢtırma Soruları
1. Ergenlerin öznel iyi oluş, kimlik statüleri ve aile bütünlük duygusu düzeyleri sosyodemografik değişkenler açısından anlamlı bir farklılık göstermekte midir?
2. Ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri, kimlik statüleri ve aile bütünlük duyguları arasında anlamlı bir ilişki var mıdır?
4 3. Ergenlerin aile bütünlük duygusu ve kimlik statüleri, öznel iyi oluşlarını
yordamakta mıdır?
1.2. AraĢtırmanın Amacı
Araştırma, ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri, kimlik statüleri, aile bütünlük duyguları ve demografik değişkenler (cinsiyet, sınıf düzeyi, anne-baba eğitim düzeyi ve sosyo ekonomik durum) arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır.
1.3. AraĢtırmanın Önemi
Literatüre bakıldığında kimlik statüleri ve öznel iyi oluş kavramlarının farklı değişkenlerle ilişkisini inceleyen birçok çalışma yapılmıştır. Ancak aile bütünlük duygusu konusundaki çalışmalar oldukça yetersizdir. Ülkemizde ergenlerin öznel iyi oluşları ve kimlik statülerinin aile bütünlüğü duygusu ile ilişkisini inceleyen çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle yapılacak olan çalışmanın alanyazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
1.4.AraĢtırmanın Varsayımları
1. Çalışmaya katılan ergenlerin evreni temsil ettiği,
2. Çalışmaya katılan ergenlerin Sosyodemografik Formu, Kimlik Statüleri, Öznel İyi Oluş ve Aile Bütünlük Duygusu Ölçeklerini samimi bir şekilde cevaplandırdıkları varsayılmıştır.
5 1.6. Tanımlar
Ergenlik: Biyolojik değişimle başlayan fiziksel, zihinsel ve psikolojik farklılaşmayla sona eren, kişideki hızlı ve kesintisiz bir gelişim dönemi olarak görülen erişkinliğe geçiş evresidir (Yavuzer, 2012).
Kimlik: İnsanların, kendileriyle ilgili olarak önceden kim ise bugün de aynı kişi oldukları yönündeki subjektif bütünlük ve devamlılık hissidir. Kişinin kim olduğuyla ilgili düşünceleri kendisine ait olan cins, yaş ve statü gibi sosyal pozisyonlarıyla şekil almaktadır (Budak, 2005).
Kimlik Statüleri: Kimlik gelişimini açıklayan pek çok formdan Marcia ve Waterman’ın odaklandığı modeldir (Morsünbül, 2011). Marcia’nın Kimlik Statüsü modelinde dört kimlik statüsü bulunmaktadır. Bunlar; başarılı kimlik statüsü, moratoryum kimlik statüsü, ipotekli kimlik statüsü ve kargaşalı kimlik statüsü’dür.
Öznel Ġyi OluĢ: Öznel iyi oluş, kişilerin bilişsel ve duygusal olarak kendi yaşamlarını değerlendirmeleriyle ilgili bir kavramdır. Bu değerlendirmeler çoğunlukla pozitif duygulanımlar ve yaşam doyumudur. Olumsuz duygulanımlar ise çok daha azdır (Diener ve Biswas-Diener, 2003).
Aile Bütünlük Duygusu: Bütünlük duygusu, insanların yaşam olayları karşısında sahip oldukları tutumları ve gösterdikleri eylemleri içeren bir kavramdır (Antonovsky, 1997; akt. Bağ, 2017). Nasıl ki bireylerin bütünlük duygusu varsa aynı şekilde ailenin de bir bütünlük duygusu vardır (Antonovsky, 1998; akt. Çeçen, 2008) ve stres durumlarında ailenin göstereceği davranış biçimleri, aile üyelerinin psikolojik iyi oluşlarını önemli oranda etkilemektedir (Çeçen, 2007).
6
BÖLÜM II
2. KURAMSAL ÇERÇEVE ve ĠLGĠLĠ LĠTERATÜR
Bu bölümde ergenlik, kimlik statüleri, öznel iyi oluş ve aile bütünlük duygusu kavramları üzerinde durulmuş, bahsi geçen değişkenlere yönelik yapılan çalışmalar incelenmiştir.
2.1. ERGENLĠK
2.1.1. Ergenlik Dönemi ve Özellikleri
Çocuklukla yetişkinlik arasında bir geçiş evresi olarak tanımlanabilen ergenlik, fiziksel, duygusal, cinsel, sosyal, bireysel ve bilişsel değişim ve gelişmelerin hızlı bir şekilde görüldüğü hassas bir dönemdir. Ergenlikle aynı anlamda kullanılan gençlik, Milli Eğitim Bakanlığı’na göre, “buluğ çağına erme sebebi ile biyo-psikolojik bakımdan çocukluğun sonu ile toplum hayatında sorumluluk alma dönemi olan çocukluk ve genç yetişkinlik arasında kalan 12-24 yaşları arasındaki gruptur”. UNESCO bu dönemi 15-25 yaşları arasında ele almaktadır (Kulaksızoğlu, 2006, s. 32-34). Ergenlik başlangıç yaşı bizim ülkemizde kızlarda 10-12, erkeklerde 12-14 yaş civarıdır (Yavuzer, 2012, s. 263).
Bu dönem, sabit bir yaş ve normlara uygun olarak yaşanılan ve herkeste aynı şekilde deneyimlenen bir dönem değil, aksine bireyler arası farklılıklarla beliren nispeten kompleks olan bir adaptasyon dönemidir. Yaklaşık 9 veya 10 senelik bir geçiş aşaması olduğu ifade edilebilir (Kaşıkçı, 2014, s. 4). Fırtınalı dönem olarak da
7 tanımlanan bu evrede genç, tam bir yetişkin olarak görülmediği gibi çocuk olarak da görülmemektedir. Fırtınalı bir dönem olarak tanımlanmasını sağlayan sebepler, bir ergende görülen her alandaki değişim ve gelişimlere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır (Kulaksızoğlu, 2006, s. 18).
Senemoğlu’na (2013) göre ergenlik, ön ergenlik döneminde ortaya çıkan bedensel, zihinsel, ruhsal alanlarda görülen süratli değişime uyum sağlama çabalarının görüldüğü süreçtir. Ergenlik öncesi evredeki çocuk, genellikle kendisinden yapılması istenenleri yerine getirir. Kibardır ve ahlak ilkelerine karşı hassastır. Dingin bir görünümü vardır. 12 yaşındaki çocuk için yaşam 13 yaşında başlar. Çocuk, ergenleri gözleyerek nasıl ergen olunacağı konusunda bilgilenmeye gayret eder ve yaklaşan yeni dönemi büyük bir haz içinde kutlar. Ergenlik, gencin kendini arama ve bulma çabalarının olduğu can sıkıntısı ve bunaltı evresi olmakla beraber parlak bir mutluluk dönemidir. Genç, pek çok düşsel deneyimler yaşarken farklı rollere girip çıkar. “Ben nasıl bir insan oluyorum.” sorusu zihninde dolaşır (Orvin, 1997, s. 79, 97).
Birçok düşünür ergenlik dönemini farklı açılardan değerlendirmiştir.
Bunlardan biri olan Aristo gençlik dönemini sarhoşluk şeklinde yorumlamıştır. Bu nedenle bir gençten ancak sarhoş olan bir insandan beklenebileceği derecede tutarlı ve planlı eylemler beklenebilir. Ergenlikteki tutarsızlıklar ve istikrarsızlıklar bir rahatsızlık değil, sağlıklı bir çılgınlık biçiminde tanımlamak daha uygun bir tanım olmaktadır (Yörükoğlu, 2007: 126; akt. Çiftçi, 2015, s. 18).
2.1.2. Ergenlik Döneminde Bedensel GeliĢim
Fiziksel değişimlerin hızlı bir şekilde görüldüğü ergenlik döneminde eller ve ayaklar ilk büyüyen uzuvlardır. Daha sonra kollar ve bacaklar, ardından ise gövde büyümektedir. Kızlarda yağ dokusu artmakta, göğüsler büyümekte ve menstruasyon ortaya çıkmaktadır. Erkeklerde kas dokusu artmakta, yumurtalar ve penis gelişmektedir (Senemoğlu, 2013, s. 29).
8 Ergenlik dönemine girildiğinin göstergesi hızlı boy uzamasıdır. Ergenlikte beden gelişimi çoğunlukla erkeklerde düz uzanan bacaklar, dar kalça ve geniş omuzlar, kızlarda eğimli uzanan bacaklar, geniş kalça ve dar omuzlar şeklinde görülmektedir (Yavuzer, 2012, s. 265-266). Erkek ergenlerde bu dönem 12-16 yaşları arasında daha belirgindir. Kızlarda ise ergenlik öncesinde gelişim daha hızlıyken ergenlik döneminde bu hız azalmaktadır (ColeandHall, 1970; akt. Yavuzer, 2012, s. 265).
Ergen el ve ayaklarındaki bu hızlı büyümenin sebeplerini anlamaya çalışır.
Büyüyen ayaklarına uygun ayakkabı giyme gereksinimi duyarken ayaklarının büyük olduğu endişesine kapılabilir. Aynı şekilde bedenin temel besin öğelerine olan gereksinimi de artmaktadır (Kulaksızoğlu, 2006, s. 43)
2.1.3. Ergenlik Döneminde Sosyal GeliĢim
Sosyal gelişim kişinin, içinde yaşadığı toplum tarafından kabul edilecek biçimde davranmayı öğrenmesidir. Bu öğrenme aile içinde başlar ve ölene dek sürer (Çiftci, 2015, s. 14). Bebeklikle birlikte başlayan sosyalleşme, ergenlik döneminde ergenin yaşadığı evden uzaklaşmak ve dış çevreye yönelmek arzusu ile mütemadiyen sürer. Erikson bu arzuyu psikososyal gelişim kuramında “Kimlik Kazanmaya Karşı Rol Karmaşası” olarak açıklamaktadır. Çünkü dönemin temel problemi, gencin sağlıklı bir kimlik edinebilmesidir (Şahin, 2014, s. 16).
Birey yaşamı boyunca farklı ortamlara girmekte, farklı ilişkiler kurmaktadır.
Fakat diğerleri ile kurulan ilişkinin şeklini belirleyen faktör, ilk çocuk-ebeveyn etkileşimidir. Kişi, başkalarıyla kurduğu toplumsal ilişkilerinde, küçüklüğünde anne- babasıyla deneyimlemiş olduğu sosyal ilişkiyi örnek alır. Eğer ergen, insanlarla yaşının gerektirdiği gibi toplumsal ilişki içine girme yetisine sahip olamamışsa yalnızlık duygusu yaşar. Bu duyguyu yaşayan genç, kendi ebeveynleri ile donuk bir ilişkiye sahip olan gençtir (Kulaksızoğlu, 2006, s. 83, 91).
9 Sosyal açıdan uyum sağlama, ergenin en önemli ihtiyaçlarından olan itibar görme, belli bir konuma sahip olma gibi gerekliliklerinin giderilmesiyle gerçekleşmektedir. Dolayısıyla ergenlik dönemi sosyal gelişim ve uyum sağlama dönemi olarak da adlandırılabilmektedir. Uyum sağlamaya yönelik eylemlerinde çocuklara sunulan imkânlar ve sevgi ve güven ihtiyaçlarının karşılanması, onların yaklaşmakta olan ergenlik dönemlerinde sağlıklı bir gelişim elde edebilmeleri için gerekli olan etkenlerdir (Yavuzer, 2012, s. 276-277). Sosyal uyum, zaman içerisinde edinilmektedir. Ergenin benlik gelişiminde önemli olan otonomi, özdeşleşme ve sorumluluk gibi kavramlara karşılık ararken aynı zamanda kişilik kazanmakta ve sosyal ilişkilerini şekillendirmektedir (Yavuzer, 2013, s. 103).
2.1.4. Ergenlik Döneminde BiliĢsel GeliĢim
Ergenlik döneminde birçok alanda görülen değişim, ergenin kendisini ve çevresini nasıl algıladığıyla ilgili olarak bilişsel gelişimlerinde de kendini göstermektedir. Piaget’in soyut işlemler dönemine geçiş, ergenlikle birlikte olmaktadır. Bu dönemin ergen için sağlıklı olması, onun daha sonraki dönemleri ve psikolojik sağlığı açısından büyük bir önem taşımaktadır (Tekgül, 2015, s. 16).
Piaget, çocukların yaşamı yetişkinler gibi algılamadıklarını, bilişsel yapının ve zekânın yaşla birlikte geliştiğini ve bu gelişmenin doğumla başlayıp ergenlik döneminin bitişine kadar devam ettiğini ifade etmektedir (Kulaksızoğlu, 2006, s.
136).
Bilişsel gelişim, bireyin kalıtımsal ve öğrenilmiş etkenlerin etkileşimi ve etkisi ile nasıl algıladığı, düşündüğü ve evren hakkında nasıl bir mantık edindiğini ifade eder. Piaget insanların 4 farklı bilişsel aşamadan geçtiğini söyler. 4. aşama olan soyut işlemler aşaması 12 yaşında başlar ve yetişkinlik süresince devamlılık gösterir.
Ergen bu dönemde soyut konular hakkında düşünme ve konuşma becerisini elde eder. Kendisini diğerlerinin yerine koyarak olaylara onların gözüyle bakabilir. Bir
10 yuva kurmak, arkadaşlık ilişkileri kurmak, iş ve okul başarısı gibi hususlarda kaygılı olmaları da soyut düşüncenin geliştiğinin bir göstergesidir (Plotnik, 2009, s. 410).
2.2. KĠMLĠK
2.2.1. Kimlik Kavramı
Kimlik, ilk çocukluk yaşantılarının gelişimsel bir sonucu, uyum sağlamaya yönelik kazanılan başarıların bir özeti, kişiliğin inşa edilişinin bir düzenlenişi olarak görülebilir. Daha kayda değer olan tanımsa, kimliğin benlik imajlarının ve bireysel doktrinlerin prova edildiği, tercih yapıldığı ve birleştirildiği dinamik bir oluşum olmasıdır. Doğumla birlikte başlayan kimlik üzerinde, ergenlik yıllarında daha kuvvetli ve şuurlu bir şekilde odaklanma olur. Kendine özel bir kimlik oluşturmak ergenin en temel vazifesidir. Erikson’a (1968) göre ergen, bu dönemde bir kimlik arayışı içerisindedir. Bu arayışın neticesi ya “kimlik kazanımı” ya da “kimlik dağılımıdır” ve kimlik oluşumunun iki zıt noktasını oluşturmaktadır. (Yavuzer, 2013, s. 41) Demir’e (2009) göre kimlik kazanımı, ergenlik döneminin sona ermesi anlamına gelmektedir.
Erikson (1968) kimlik duygusunu; “Bedeninde kendini evinde hissetme, nereye doğru gidiyor olduğunu bilme duygusu” olarak tanımlar. Çok farklı tarafları bulunan ve her yönüyle incelenmesi gereken kimlik kavramı, gerek kişisel gerekse sosyal yaşamda önemli bir yer tutmaktadır. Kimliğin kişisel yönü, kişinin niteliklerine ya da yaşantılarına odaklanırken, sosyal yönü toplumun etkisini önemli görmektedir.Bu iki yön kimliğin biçimlenmesinde temel dayanaklardır.Kimlik, “Ben kimim?” sorusunun cevabı olarak değerlendirilmektedir. Fakat bu sorunun, kimlik kavramını ne derece yansıttığı tartışılır bir konudur. Ayrıca sorunun cevaplanmasının oldukça zor olması da karışıklığa neden olabilecek bir başka sorundur. Literatür incelendiğinde kişilik, ego, benlik gibi kavramların kimlikle eş anlamlı kullanıldığı da görülmektedir (Morsünbül, 2011, s. 11, 16-17). Tüm bu kavramların ortak tarafı
11 kişiyi diğerlerinden ayıran hislerin, düşünce ve eylemlerin, tutumların bütünü olarak kullanılmasıdır (Morsünbül, 2005, s. 4).
Çuhadaroğlu’na (2001) göre kimlik, benlik düzenlemesinin ve rolünün bireysel boyutunu teşkil eder. Kimlik duygusunun gelişememiş olması, bireyin kendisinin kim olduğuna ilişkin farkındalığının olmaması gibi problemler kimlik kavramıyla ilgili problemler olup, kendilik patolojisinin belirtisi olabilir. Sağlıklı bir kimlik duygusuna sahip olan ergen, kendi kişiliğinin devamlılığını idrak eden, kendine uzak gelmeyen, hedeflerini belirleyen ve bu doğrultuda neyi nasıl yapacağının farkında olan bireydir. Ergenlik dönemi vazifelerinin başarıyla yerine getirilmiş olması ve ergenin psikolojik olgunluğa sahip olarak sosyal çevre içinde yetişkin işlevlerini gerçekleştirmeye hazır olması benlik saygılarını da olumlu anlamda etkilemektedir (Saygın, 2008, s. 56)
Ergenlerin birçoğu büyüme döneminde yaşamış olduğu istek ve ihtiyaçları, korkuları ne kadar bastırmış olursa olsun sıradan bir ergenin büyüme sürecinin tamamını idrak edebildiği söylenemez. İnsanlar ancak kendilerini diğerlerinden ayrı bir varlık olarak görerek, bunu tam olarak idrak ederek, yaşamın tüm alanlarında
“ben varım” diyerek kimliklerini net bir şekilde elde ederler. Biyolojik değişimlerin ergenin kişiliğini bulmasında negatif etkileri olabilmektedir. Bu nedenle ergenin sağlıklı bir kimlik için zamana ihtiyacı vardır (Yavuzer, 2012, s. 287)
Budak’a (2005) göre kimlik arayışı ilerlemenin önemli bir özelliğidir. Kimlik, bundan önce kim isek, hala o olduğumuz yolundaki öznel bütünlük ve süreklilik duygusudur. Bizim kendimizi nasıl gördüğümüz ve sahip olduğumuz ideolojilerimizle birlikte diğerlerinin bizi nasıl gördüklerine ilişkin düşüncelerimiz, bize ait olan cinsiyet, yaş, statü gibi toplumsal durumumuzla biçimlenir.
Ergen “Ben kimim” sorusunu sıkça sorar. Çünkü kendilik kavramı ve kavramın çerçevesi henüz net değildir. Ergen kendine hedef koyma, cinsel kimliğini oluşturma ve toplumsal ilişkilerini düzenleme gayreti içindedir. Bu karmaşa dönemini sağlıklı geçiren genç değerler sistemi edinmenin yanı sıra doğru ile yanlışı ayıran iç disiplini de kazanır. (Tarhan, 2006).
12 Erikson kimliği disiplinlerarası bir yöntemle incelemiş ve kimlik kavramını biyolojik kalıtım, yaşantıların bireysel organizasyonu ve kültürel bağlam içerisinde tanımlamıştır. Ona göre kimlik, “bireyin biriciklik duygusunun sürekliliğidir”(Kroger, 1989; akt. Morsünbül, 2005).
Özetle söylemek gerekirse; bireyin ya da topluluğun kendi özellikleri, pozisyonu ve değeri hakkındaki bilinçli idraki (Şahin, 2002) olarak tanımlanan kimlik, deneyimler sonucu geliştirilmektedir. İnsanlar kimliklerinin tanımlanmasında aktif bir role sahiptirler. Ebeveynler, arkadaşlar ve diğer ilişkide bulunulan kişi ya da gruplar gibi birçok faktör kimlik oluşum sürecinde etkilidir (Aslan ve Dönmez, 2013, s. 141).
Kimlik gelişimini açıklayan pek çok model bulunmaktadır. Kimlik gelişimiyle ilgili çalışmalara bakıldığında; sıklıkla kullanılan yaklaşımların Marcia ve Waterman gibi “Kimlik Statüleri”ne odaklanan modeller, Berzonsky gibi kimlik gelişiminde sosyal-bilişsel süreçlere odaklanan “Kimlik Stilleri Modeli” ve Luyckx ve arkadaşlarının geliştirdiği model gibi kimlik gelişiminde sürece odaklanan
“Kimlik Süreci Modelleri”nin olduğu görülmektedir (Morsünbül, 2011, s. 17).
Kimlik konusuna ilişkin diğer kuramların Ericson, Marcia ve Berzonsky’nin görüşlerini temel alarak bu çerçevede geliştiği söylenebilir (Atak, 2011, s. 208). Bu çalışmada, Marcia’nın geliştirdiği Kimlik Statüleri modeli kullanılmıştır.
2.2.2.Kimlik Statüleri
Marcia kimlik modelinde kimlik statülerini tespit edebilmek için, seçeneklerin araştırılması ve bağlanma seçeneklerini kullanmıştır. Yeni modellerde bunların üstüne bir de Waterman’ın modelindeki kişisel anlamlılık gibi farklı süreçler eklenmiş ya da Berzonsky’nin sosyal-bilişsel modelindeki gibi zihinsel süreçlere odaklanılmıştır. Bir diğer yeni yaklaşım da ise Luycxk ve arkadaşları gibi, seçeneklerin araştırılması ve bağlanma süreçleri alt boyutlara ayrılmıştır. Tüm bu modeller, kimlik gelişimiyle ilgili olarak ortaya koydukları fikirlerle alanyazına
13 katkıda bulunmuştur. Başlıca katkıları kimlik gelişiminde sürece odaklanmaları olmuştur. Kimlik statüleri modeline yapılan tenkit, modelin belli bir zaman dilimine yoğunlaşarak insanların bir konum içine sokulması için çaba gösterilmesidir. Çünkü bu çaba neticesinde kimlik gelişim sürecine gereken özen gösterilmemektedir (Bosmave Kunnen 2001, van Hoof 1999; akt. Morsünbül, 2011, s. 109). Marcia’nın kimlik statüleri modelinin birtakım eleştiriler almasına rağmen, literatür incelendiğinde en çok kullanılan yaklaşım olduğu görülmektedir. Yenihayat’a (2011) göre, kimlik modelleriyle ilgili yaklaşımını Erikson’un kimlik kavramından hareketle oluşturan Marcia’nın kimlik statülerinin inşasını daha iyi anlayabilmek için, Erikson’un konuyla ilgili yaklaşımlarını gözden geçirmeye gereksinim vardır.
2.2.2.1. Erikson’unPsikososyal GeliĢim Modeli
Erikson, insan yaşamında bazı kritik evreler olduğuna vurgu yapmıştır.
Ergenlikten ölüme kadar olan dönemi de ele alarak Freud’un beş aşamalı olan kuramını genişletmiş ve sekiz psiko-sosyal gelişim dönemi öngörmüştür. Her bir evrede, bireyin sağlıklı bir kişiliğe sahip olabilmesi için baş etmesi gereken bir kriz bulunmaktadır. Bu kriz kendi ait olduğu dönemiçerisinde çözümlenmiş olmalıdır.
Aksi takdirde, kişi diğer evrelere geçmiş olsa bile kriz tam anlamıyla çözülene kadar etkileri devam eder (Miller, 1983; akt. Senemoğlu, 2013, s. 80).
Erikson (1963; 1968) kimlik gelişimini ömür boyu süren bir gelişim olarak ele almakta ve yaşamsal, ruhsal ve sosyal farklılaşmalara bağlı bir şekilde devamlı olarak kimliğin yeniden yapılandığını iddia etmektedir. Ayrıca Erikson’a (1968) göre gelişmiş seviyedeki bir kimlik gelişiminin tek gerekli koşulu, kişinin içinde hayatını idame ettirdiği sosyal ortamın onun biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarını tam anlamıyla giderebilmesiyle olabilmektedir. Çünkü insanların içinde bulundukları çevre içerisinde gerek ailesi ve gerekse başkalarıyla olan ilişkileri kendi gelişimleri üzerinde büyük bir etki bırakmaktadır (Demir, 2009, s. 6).
14 Burger (2006), Erikson’ın kişilik gelişimini tarif edişini bir yola benzetir.
İnsan yaşam süresi boyunca bu yolda yürürken sekiz farklı yerde karşısına çatallı bir yol çıkar. Bu çatallı yoldan hangisini seçeceği kişinin kendi tercihidir. Yönlerden biri uyum sağlamaya destek verir, diğeri ise vermez. Yol üzerindeki çatallanmalar kriz noktalarıdır ve krizle nasıl baş edileceği, kişilik gelişiminin ilerlemeye devam ettiği tarafı belirlerken bir sonraki aşamalarda karşılaşılacak olan krizleri aşma biçimini de yapılandırır (Oral, 2012, s. 13).
Tablo. 1. Erikson’un Psikososyal GeliĢim Evreleri Kuramı ve KarĢılık Gelen Kimlik Duygusu
YaĢam Dönemi Psikososyal GeliĢim Evresi Kimlik Duygusu Bebeklik Temel güven-Güvensizlik “Ben bana verilenim”
İlk Çocukluk Özerklik-Utanç, kuşku “Ben oluşturduğum şeyim”
Oyun Çağı Girişimcilik-Suçluluk “Ben olacağımı hayal ettiğim şeyim”
Okul Çağı Çalışkanlık-Aşağılık
duygusu
“Ben öğrenebildiklerimin tümüyüm”
Ergenlik Kimlik duygusu-Kimlik
Kargaşası
“Ben kimim”
Genç Yetişkinlik Yakınlık-Yalıtılmışlık “Biz sevebildiklerimizin tümüyüz”
Yetişkinlik Üretkenlik-Durgunluk “Ben ürettiğim şeyim”
Yaşlılık Ego bütünlüğü-Umutsuzluk “Ben geride
bırakabildiklerimim”
Kaynak: Atak, H. (2011). s.169
Erikson’un modelinde ilk aşama güvene karşı güvensizliktir. Yaşamın ilk yılına tekabül eder. Bebekler ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmamasına göre ya güven duymayı ya da güvensizliği öğrenirler. Erikson’a (1959; 1968) göre bu evrede kazanılan güven duygusu, ileride bireyin başkalarıyla olan ilişkilerinin de temelini oluşturmaktadır. Eğer bakım veren kişi tarafından ihtiyaçlar karşılanıyorsa güven duygusu, ihtiyaçlar doyurulmuyorsa güvensizlik duygusu gelişir (Yenihayat, 2011, s.
6).
15 Özerkliğe karşı utanç ve şüphe evresi, 1-3 yaş arasındaki dönemdir. Çocuk artık bu dönemde diğerlerine bütünüyle bağımlı olmayı reddeder. Yürümeyi ve konuşabilmeyi başarmıştır. Kendi güçlerini diğerlerinin de görmesini ve çevresini denetimi altına almayı ister (Senemoğlu, 2013, s. 81). Kendi bedenleri üzerinde dışkılama gibi eylemlerinde de bilinçli olarak kontrol sahibi olmaya çalışırlar. Bu kontrol etme onlar için önemli manaları olan bir deneyimdir. Neyi nasıl yapacağına ilişkin kendi iradeleri bulunmaktadır. Bu dönemde ortaya çıkan duygu özerklik olursa, gençlik döneminde hâkim olan duygu, tam olarak ailesinden bağımsızlığını gerçekleştirmiş olacağından kendi ayakları üzerinde durabilme hususunda emin olma duygusudur (Dereboy, 1993; akt. Şahin, 2009, s. 39).
Girişimciliğe karşı suçluluk dönemi, üç yaşından altı yaşına kadar olan evredir. Çocuk pek çok alanda gelişmiş olması nedeniyle daha fazla merak eder ve araştırır. Onun bu girişkenliği ebeveynler ve okul tarafından desteklenirse girişkenlik duygusu kazanır (Erikson, 1968; akt. Senemoğlu, 2013, s. 82). Girişimciliğin engellenmesi durumunda ise, suçluluk duygusuyla beraber geleceğini tasarlama konusunda başarısız olacağına ilişkin bir duygu geliştirir (Plotnik, 2009).
Bir sonraki evre, çalışma ve başarılı olmaya karşı aşağılık duygusudur. 6-12 yaş arasındaki dönemdir. Çocuğun okula başlamasıyla birlikte arkadaşların ve öğretmenin rolü yaşamda daha çok yer almaya başlarken ebeveynin etkisi azalmıştır.
Okulda arkadaşlarla beraber olma, işbirliği, iletişim mühim bir konu haline gelmiştir.
Başarı, çalışkanlık duygusunu getirdiği gibi aynı zamanda kendine olan bakış açısını da pozitif yönde etkileyecek ve akademik özgüven duygusu gelişecektir. Tersi durumda aşağılık duygusu ortaya çıkacaktır (Senemoğlu, 2013, s. 83).
Beşinci evre, ergenliği içine alan kimliğe karşı kimlik karmaşasıdır.Ergenlik sürecinde insanlar, kim olduklarını idrak etmeye ve ileride kim olabilecekleri konusunda kendilerini tanımaya başlarlar. Dolayısıyla kim olduklarına ilişkin cevap arama, güçlü bir bireysel kimlik duygusuna sahip olma gayreti gösterirler. Bundan dolayıdır ki Erikson (1968), ergenliğin normatif bir kriz dönemi olduğunu ileri sürer (Akar, 2012, s. 1).
16 12-19 yaş arasında olan ve ergenlik dönemine denk gelen bu evrenin sonunda kişiden, kimlik edinerek vazifesini başarılı bir şekilde tamamına erdirmesi istenmektedir (Baş, 2013, s. 3). Erikson’ın ergenlik ile kimlik edinme arasındaki bağa ilişkin yapmış olduğu kavramsallaştırma, yaşamdaki beşinci aşama olarak yerini almıştır. Kimlik kazanımı bir insanın bu evrendeki konumunu ve hayatındaki amaçlarını netleştirebilmesi konusunda önemli bir yere sahiptir. Erikson, kimlik kazanımı aşamasında ergenlerin, gelişimsel olan yaşantıları ile şu anki ilgi, gereksinim ve sorumluluklarını bütünleştirerek özel olan ve devamlılık gösteren bir kimlik meydana getirdiklerine inanmaktadır (Demir, 2011, s. 100).
Bu dönemde, ergende birçok anlamda meydana gelen değişimlerle birlikte ergen kriz yaşamaya başlar. Bir yandan ailesinin desteğine olan ihtiyacı devam ederken diğer taraftan da kendine özel bir kimlik geliştirebilme gayreti sarf etmektedir. Anne-babayla yaşanan çatışmalar bu nedenle ortaya çıkmaktadır. Ergen için başkalarının kendisini nasıl gördüğü de önemlidir. Birtakım rollere bürünürken o rollere ait olan becerileri de elde etme çabası içine girer. Bu aşamada kendisine, içinde bulunduğu çevreye, yetilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunmak ve tercihler yapmak durumundadır. Tercihleri orta ve geç ergenlik dönemlerine denk gelmektedir. Mesleki ve insanlarla olan ilişkilerine ait olan bu tercihler, onu yetişkinlik döneminde de etkileyecek olan ilk kimlik yapılanmalarıdır (Demir, 2009, s. 6, 7).
Bedenindeki değişimleri gören ergen artık çocuk olmadığının bilincine varır.
Kim olduğu, hayattaki hedefleri ve değerlerinin neler olduğu şeklindeki soruları irdeleyerek cevap bulmaya ve gelecekle ilgili kararlar alarak bir kimliğe sahip olmaya çalışır. Bu aşamada aktif bir şekilde araştırma yapar, birtakım rollere girip çıkar. Başarılı olursa kendisi ile uyum içinde, kendi beceri ve yeteneklerinin farkında olan, kapasitesini bilen ve bunu onaylayan bir birey olarak kimlik kazanma başarısına erişir. Tüm bu gayretleribaşarısızlığa uğrayan ergen bu dönemdeki bunalımı çözümleyemediğinden bir rol karışıklığı içine girebilir. Aktif bir gayret göstermeyen ya da çevresi tarafından kısıtlamalara maruz kalan genç, içinde bulunduğu toplumun beklentilerine uyum göstermeyerek bu beklentilere ters düşecek
17 rollere bürünebilir (Erikson,1968; Kroger, 2004; akt. Aslan ve Dönmez, 2013, s.
150).
Erikson (1968) ve Marcia (1966) ergenlik döneminin kalitesinin, ergenlerin kimlik kazanımıyla ilişkili olduğunu söyler. Bu dönemden önceki krizler başarıyla çözümlenmiş ise yetişkin kimliğine geçiş rahat olmaktadır. Ancak kriz aşılamamışsa kişi kimlik karmaşasına düşebilir ve ya ters kimlik geliştirebileceği gibi (Oral, 2012:
2), moratoryum ile de sonuçlanabilir (Yenihayat, 2011, s. 12).
Altıncı evre olan yakınlığa karşı yalnızlık, genç yetişkinlik dönemi olarak adlandırılan 18-26 yaşları arasında olan dönemdir. Karşı cinsle arkadaşlık önem kazanır. Dostluklar güçlü temeller üzerine kurulur. Karşılık beklemeden vermek söz konusudur. Evlilik konuları önemli bir konu olarak bireyin yaşamında yer alır. Bu dönemdeki krizi aşabilen kişi, kendimden emin bir biçimde sevgiyi alma ve verme yetisine de sahiptir (Senemoğlu, 2013, s. 85). Krizin aşılamadığı durumda ise büyük bir yalnızlık duygusu gelişmekte ve ilişkiler derin olmamaktadır (Plotnik, 2009, s.
417).
Üretkenliğe karşı durgunluk, orta yetişkinlik evresidir. Kişi, yaşantıları sonucu edinmiş olduğu deneyimleriyle daha tecrübesiz olanlara yardım etme dönemindedir. Kendi çocuklarını yetiştirmiştir ve üretkendir. Ya da başkalarının çocuklar ile birlikte olarak bir yakınlık geliştirebilir. Aksi durumda durgunluk ve kendini hiçbir şey üretmeyen biri olarak görme duygusuna sahip olabilir (Plotnik, 2009, s. 417).
Erikson’un psiko-sosyal gelişim evrelerinin son aşaması ise, bütünlüğe karşı umutsuzluktur. İleri yetişkinlik evresidir. Kişi, önceki yedi dönem boyunca elde etmiş olduğu birikimleri neticesinde benliğini bulmuş ve bütünlük duygusuna sahip olmuş ise, ömrünü kendi arzu ettiği şekilde geçirerek yaşlandığına inanır. Bu durumdan dolayı mutludur ve sevilip sayılan bir kişidir. Kendisiyle gurur duyar.
Ancak diğer uçta ise, kimliğini bulamamıştır. Aksi bir görünümü vardır. Yaşamını manasız geçirmenin umutsuzluğu içindedir. Ömrünün sonuna yaklaşması nedeniyle ölüm korkusu gelişir (Slavin, 1984; akt. Senemoğlu, 2013, s. 85, 86).
18 Erikson’un ergenlikteki kimlik gelişimi ile ilgili görüşlerini aynen benimseyen Marcia (1989, 1994), bu görüşlerin nicelik açısından ortaya çıkan problemleri sebebiyle yeni bir form ortaya koymak gerektiğini de ileri sürmüştür (Baş, 2013, s. 33). Nitekim Yenihayat’a (2011) göre de kimlik kavramından bahsederken kimlikle ilgili işevuruk tanım yapma güçlüğü ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Marcia, kavramın gözlenebilir ve test edilebilir olan niteliklerine odaklanarak işevuruk tanımlarını yapmıştır.
2.2.2.2. Marcia’nın Kimlik Statüleri Modeli
Marcia, Erikson’un kimlik konusundaki düşüncelerinin test edilebildiğive bireyin kimlik statüsünü ölçmeyi amaçlayan “Kimlik Statüsü Görüşme Tekniği”ni geliştirmiştir. Teknik, 15-30 dakika arasında süren yarı yapılandırılmış bir görüşmedir. Bireyin mesleki, dini ve politik inançları ve durumlarıyla ilgili adanmışlığın seviyelerini ölçmekte ve bu seviyelere göre bunalımın varlığı ve yokluğu hakkında değerlendirme yapılmaktadır. Verilen cevaplara dayanarak da kişinin dört kimlik statüsünden birinde olduğu varsayılmaktadır. Bu statüler dağınık, ipotekli, askıya alınmış ve başarılı kimlik statüleridir. Dağınık ve ipotekli kimlik statülerinde keşif davranışı olmadığı için bu iki statü düşük; moratoryum ve başarılı kimlik statüleri ise yüksek statüler olarak değerlendirilmektedir (Kunnen ve Bosma, 2003; Grotevant ve Cooper, 1986; akt. Atak, 2011, s. 186).
Kimlik keşfi (seçeneklerin araştırılması) ve içsel yatırım (bağlanma) tanımlamalarına dayalı olarak ayrıştırılan (Oral ve Özgüngör, 2015, s. 2) ve iş, inanç, siyasi düşünce gibi sahalarda ergenin bunalım ve bağlanma biçimleriyle ilgili malumat toplayan Marcia dört kimlik statüsü tespit etmiştir (Çelen, 2007; akt. Akar, 2012, s. 22). Marcia için kimlik keşfi, bir statü ile nihayete ermekte ve bir statüden başka bir statüye geçiş mümkün olabilmektedir (Marcia, 1993; akt. Atak, 2011 ).
James Marcia (1966), kimlik konusunda Erikson’dan farklı olarak bağlanma ve seçeneklerin değerlendirilmesi kavramları üzerine daha çok odaklanmıştır.
19 Seçeneklerin değerlendirilmesi, ergenin kimliğini oluşturma aşamasında farklı alternatifleri araştırması ve değerlendirmesi demektir. Bağlanma ise, bu alternatifler içinden birisinde karar kılma ve bu karar istikametinde eyleme geçmeyi ifade etmektedir (akt. Baş, 2013, s. 4).
Marcia (1989, 1994) önceleri kullandığı bunalım kavramı yerine daha sonra seçeneklerin değerlendirilmesi kavramını tercih etmiştir. Bunalım, bir tercih dönemi olmakla birlikte bireyin tereddüt etme hali, kimliğini oluşturma aşamasında meslek seçimi ve ideolojik inançları bakımından bir neticeye varmak üzere güçlü bir irdeleme ve gayret dönemidir (Eryüksel, 1987; akt. Baş, 2013, s. 33).
Marcia’ya göre ergenler, içinde bulundukları evrenin krizini aşabilmek için farklı yöntemler kullanmaktadır. Kimlik oluşumu, tüm bu farklılıklardan temel alarak dört kimlik statüsü altında açıklanabilir. Bunlar; başarılı kimlik statüsü, askıya alınmış kimlik statüsü, ipotekli kimlik statüsü ve dağınık kimlik statüsüdür (Oral ve Özgüngör, 2015, s. 2).
2.2.2.2.1.BaĢarılı Kimlik Statüsü
Bu statüde bulunan kişiler, seçenekleri aktif biçimde değerlendirerek içsel yatırımlar (bağlanma) oluştururlar. Erikson’un beşinci evrede öngördüğü kimliğe karşı rol karmaşası bunalımını başarıyla aşmışlardır. Bu başarı onların ego gücünü arttırır. Kendi yeterliliklerini bilirler ve kendileriyle uyumludurlar (Morsünbül, 2011, s. 24). Marcia’ya (1966) göre bu statüdeki bireyler bir gerginlik sırasında daha öngörülü ve ihtiyatlıdırlar. Karar verme konusunda diğer statüdeki kişilere oranla daha başarılıdırlar. Beklenmedik yeniliklerden, bireysel bağlılık kurmaları nedeniyle pek etkilenmezler (Yenihayat, 2015, s. 15).
Kendi kimliğini kazanan ergen, her alanda yapmış olduğu araştırma ve değerlendirmeleriyle gösterdiği çaba sonucunda net kararlar alarak mücadelesini tamamına erdirir (Yavuzer, 2013, s. 42).
20 2.2.2.2.2. Askıya AlınmıĢ (Moratoryum) Kimlik Statüsü
Moratoryum kimlik statüsündeki kişiler, seçenekleri araştırır ve test edip sınamalarda bulunur fakat bağlanma gerçekleştirmezler. Başka bir ifadeyle, bunalım vardır ama bağlanma yoktur. Yeni roller devamlı olarak denenmektedir. Marcia, başarılı kimlik için askıya alınmış kimliğin gerekli olduğu görüşündedir. Bu statüde olan birey için evren, denetim altına alabileceği memnun olunacak bir yer değildir.
Çoğunlukla dünyayı her anlamda değiştirmeyi arzu ederler (Morsünbül, 2005, s. 17).
Askıya alınmış kimlik statüsü, kişisel keşfin henüz tamamlanmadığını göstermektedir. Araştırdığı ve merak ettiği konulara yönelik yanıt aramaya etkin bir biçimde gayret göstermektedir. Bu gayretler sonunda akılcı değerlendirmeler ve tercihler yaptığında başarılı kimlik statüsüne atlayabilir. Endişeleri başarılı ve ipotekli kimlik statülerine oranla daha fazladır (Kroger, 1989; akt. Gönül, 2008, s.
36, 37).
2.2.2.2.3. Ġpotekli Kimlik Statüsü
Bu statüde bulunan kişiler, hiçbir keşif ve deneme girişiminde bulunmadan bağlanma gerçekleştirirler. Ebeveynlerinin ve ya çevrelerindeki değer verdikleri kişilerin isteklerine uygun olarak bir kimlik ortaya çıkarırlar. İsteklere uyum sağlama durumu, bazı zaman yaşıtlarının uygun gördüğü roller ve değerler de gencin keşif yapmadan ipotekli kimlik oluşturmasına sebep olabilir (Morsünbül, 2005, s. 17). Bu bireyler bir bunalım evresinden geçmezler. Keşif için bir çabaları da bulunmamaktadır. Ancak bağlanım vardır. Diğerlerinin, bilhassa da ebeveynlerinin dayatmaya çalıştığı görüşlere kuvvetli bir şekilde bağlanırlar. Onlar için uygun olan, ebeveynleri için uygun olandır (Yavuzer, 2013, s. 42).
Bu statüdeki bireyler kendi kararlarını veremez, kendilerine bir yön tayin edemezler. Kendi kararlarını başkalarının vermesini beklerler. Herhangi bir
21 sorgulama yapmazlar. Mutlu olduklarına inanırlar. İlişkileri yüzeyseldir. Ahlaki yargılamada gelenek ve gelenek öncesi aşamadadırlar (Gönül, 2008, s. 37).
2.2.2.2.4. Dağınık Kimlik Statüsü
Kimlik dağılması yaşayan kişi sorgulama ve keşif yapmaya gereksinim duymayan ve bir düşünceye bağlanmaktan uzak duran kişidir (Marcia, 1966;
akt.Yavuzer, 2013, s. 42)
Bu statüdeki bireyler yüzeysel keşiflerde bulunurken bir bağlanma gerçekleştirmezler. Ne mesleki seçimlerde ne dini ne de politik düşüncelerde bireysel bağlanmaları yoktur. Dağınık kimlik statüsünde yer alan kişiler incelendiğinde, onların çok farklı kişilik özelliklerine sahip oldukları görülmüştür. Dolayısıyla bu statüdeki bireylerle yapılan çalışmalar tutarlı sonuçlar vermemektedir. Dışarıdan gelen etkilere açıklardır. Çünkü kendi görüş ya da inançları yoktur. Sahip oldukları imkânları da bir hedefleri olmaksızın harcamak peşindedirler. Bu sürecin uzun olması, kişiliğin dağılmasına neden olabileceği gibi intihara ve ya şizofreniye götüren psikopatolojik rahatsızlıkların ortaya çıkmasına da yol açabilir (Morsünbül, 2005, s. 16-17).
Marcia’nın kimlik statülerini özetleyecek olursak; başarılı kimlik yüksek düzeyde keşif ve bağlanmanın bulunduğu, tutarlı bir kimlik oluşturmayı ifade etmektedir. Askıya alınmış kimlik yüksek keşif ve düşük düzeyde bağlanmayı, benlik için kuvvetli bir çabayı; ipotekli kimlik düşük keşif ve yüksek bağlanmayı, kimliğin yapılanmasında bir direnci ve var olan duruma uyum sağlamayı tanımlamaktadır. Son olarak dağınık kimlik ise, düşük keşif ve düşük bağlanmayı içerir. Kimlik konularına karşı bir ilgisizlik bulunmaktadır. Erikson’un beşinci evresinde bulunan kimlik kargaşası ucunu temsil etmektedir (Atak, 2011).
22 2.2.3. Kimlik Statüsü Ġle Ġlgili AraĢtırmalar
Literatür incelendiğinde kimlik ve kimlik statüleri konusunda yapılan pek çok çalışma olduğu görülmektedir. Araştırmaların birçoğunda, Marcia’nın modeli kullanılmakla beraber son zamanlarda bilhassa bilişsel yapılara odaklanan Berzonsky’nin sosyal bilişsel kimlik modelini kullanan çalışmalar artmaktadır (Morsünbül, 2005). Kimlik statülerinin, ergenlerdeki intihar düşüncesiyle ilişkili değişkenler (Erçelik, 2016), bağlanma (Karataş, 2016), üniversite öğrencilerinin risk alma tutumları (Özkan, 2016), kişilik özellikleri ve algılanan ebeveyn tutumları (Yenihayat, 2011), kaygı düzeyi (Gönül, 2008), sosyodemografik özellikler (Varan, 1990), madde bağımlılığı (Pala, 2007), problemli internet kullanım düzeyi (Ceyhan, 2010) gibi birçok değişkenle ilişkisi incelenmiştir.
Genç yetişkinlerin kaygı düzeyleriyle kimlik statüleri arasındaki ilişkiyi inceleyen Gönül’ün (2008) çalışması, yaşları 22-30 arasında değişen 60 kadın ve 60 erkek üniversite öğrencisiyle yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre başarılı kimlik statüsünde kadınların erkeklerden daha fazla olduğu tespit edilmiştir.Öğrencilerin başarılı kimlik statüleri ile hem sürekli hem de durumluk kaygı düzeyleri arasında pozitif bir ilişki olduğu saptanırken, başarısız ve ipotekli kimlik statüsündeki öğrencilerin kimlik statülerinin, kaygı düzeylerini anlamlı bir şekilde yordamadığı görülmüştür. Askıya alınmış kimlik statüsünde olan öğrencilerin ise, kimlik statüleri ile sürekli ve durumluk kaygı düzeyleri arasında düşük bir ilişki gözlenmiştir.
Bağlanma stilleriyle kimlik statüleri arasındaki ilişkiyi araştıran Baş (2013), 4 farklı ilde yaşayan 398 lise öğrencisini örneklemine almıştır. Başarılı kimlik statüsünde cinsiyet açısından bir farklılık görülmemiştir. Bu bulgu, Gönül’ün (2008) çalışma sonucuyla farklılık gösterse de, askıya alınmış ve dağınık kimlik statüsünde erkeklerin puanlarının kızlardan daha yüksek olduğu bulgusuyla uyumludur.
Başarısız kimlik statüsü ile kayıtsız bağlanma stilleri arasında ve dağınık kimlik statüsü ile saplantılı bağlanma statüsü arasında düşük düzeyde, pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Kimlik statülerinde sadece başarılı kimlik statüsü puanları cinsiyete göre farklılık göstermemektedir. Askıya alınmış, dağınık
23 ve ipotekli kimlik statüleri açısından bakıldığında erkeklerin puanlarının kızlara oranla daha yüksek oldukları görülmektedir. Bilhassa moratoryum kimlik statüsünde erkeklerin puanlarının yüksek olması, Erikson'un (1968), psikososyal moratoryum olarak adlandırdığı kararı erteleme ya da karar üzerine düşünme davranışlarının, ergenin yaşadığı toplumun erkeğe tanımış olduğu özgürlük toleransı nedeniyle meydana geldiği düşünülebilir (Baş, 2013, s. 84).
Yenihayat (2011) üniversite öğrencilerinin kimlik statüleri, kişilik özellikleri ve algıladıkları ebeveyn tutumları arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacıyla 324 üniversite öğrenciyle çalışmıştır. Araştırmanın bulgularına bakıldığında gelişime açıklık ve özdenetim kişilik özelliğinin başarılı kimlik statüsünü olumlu yönde, özdenetim kişilik özelliğinin moratoryum kimlik statüsünü olumsuz yönde, duygusal tutarsızlık kişilik özelliğinin moratoryum kimlik statüsünü olumlu yönde, özdenetim kişilik özelliğinin ipotekli kimlik statüsünü olumlu yönde gelişime açıklık özelliğinin ipotekli kimlik statüsünü olumsuz yönde yordadığı görülmüştür. Algılanan ebeveyn tutumları açısından bakıldığında ise; algılanan baba denetimi, anne kabulü ve denetimi başarılı kimlik statüsünü olumlu yönde; anne kabulü moratoryum kimlik statüsünü olumsuz yönde; baba denetimi ve kabulü ipotekli kimlik statüsünü olumlu yönde; anne kabulü ise kargaşalı kimlik statüsünü olumsuz yönde etkilemektedir.
Kimlik statüsü konusunda yapılan bir başka çalışma da, Morsünbül’ün (2013) 165 kadın ve 150 erkekten oluşan 315 üniversite öğrencisiyle yaptığı çalışmadır.
Ergenlerin risk alma davranışının, bulundukları kimlik statüleri tarafından yordanıp yordanmadığını ortaya koyma amacıyla yapılan çalışma, kimlik statülerinin risk alma davranışını anlamlı düzeyde açıkladığını göstermiştir. Risk alma davranışı ile dağınık ve askıya alınmış kimlik statüleri arasında pozitif yönde, başarılı ve ipotekli kimlik statüleri arasında olumsuz yönde bir ilişki bulunmaktadır. Özetle başarılı ve ipotekli kimlik statülerine sahip olmanın risk alma davranışını azalttığı, askıya alınmış ve dağınık kimlik statülerine sahip olmanın risk alma davranışını arttırdığını söylemek mümkündür.
24 2.3. ÖZNEL ĠYĠ OLUġ
2.3.1.Öznel Ġyi OluĢ Kavramı
Mutluluk konusu, çok eski tarihlerden beri insanların çalışma konularından biri olmuştur. Diener ve Chan’a (2011) göre, insanlar iyi bir yaşamın anahtar özelliklerini sıraladıklarında muhtemeldir ki, sağlık ve uzun ömrün yanı sıra mutluluk da listeye dâhil olmaktadır. Pek çok farklı tanımı yapılmış olan mutluluğun ne olduğu, bireylerin mutluluğu elde etme yolları veya öznel iyi oluş,bu anlamda araştırılan konulardandır. Psikolojide mutluluk, öznel iyi oluş kavramıyla açıklanır.
Mutlulukla aynı anlamda kullanılan öznel iyi oluş (Diener, 1984), insanların kendi hayatlarına ilişkin kognitif ve emosyonel değerlendirmelerini ifade etmektedir (Eryılmaz, 2009, s. 41).
Öznel iyi oluş, insanların kendi yaşamlarını değerlendirmeleri olarak tanımlanır. Bu değerlendirmeler hem yaşam memnuniyeti gibi bilişsel bir yargı hem de pozitif duygulanım gibi duygusal bir yargı olabilir. Böylece öznel iyi oluş, birtakım bileşenleri altında toplayan şemsiye bir terimdir. Bunlar çoğu zaman yaşam memnuniyeti, evlilik, gelir, iş, konut ve eğlence gibi pozitif duygulanımlar; daha seyrek olarak da depresyon, stres ve öfke gibi olumsuz duygulanımlardır (Diener ve Biswas-Diener, 2003).
Yaşamdan alınan doyum (Cihangir-Çankaya, 2005) olarak tanımlanan öznel iyi oluş, olumlu duygulanım, olumsuz duygulanım ve yaşam doyumu bileşenlerinden oluşmaktadır. Öznel iyi oluşun bileşenlerinden biri olan olumlu duygulanım, hoşnutluk, ilgi, ümit, heyecan, gurur, neşe, şefkat gibi pozitif duyguları; olumsuz duygulanım ise kızgınlık, nefret, suçluluk, üzüntü, kaygı, stres gibi negatif duyguları içerir. Olumlu ve olumsuz duygulanım duygusal bileşeni oluşturmaktadır. Üçüncü bileşen olan yaşam doyumu boyutu ise geçmişten doyum, gelecekten doyum, şimdiki yaşamdan doyum gibi duyguları kapsayan bilişsel bileşendir (Myers ve Deiner, 1995;
akt. Eryılmaz, 2009, s. 41).
25 Yaşamın farklı alanlarına yönelik olan doyum ve pozitif duyguların toplamı genel yaşam doyumunu oluşturur (Tuzgöl-Dost, 2005). Bireyler kendi yaşamlarının, kendileri için belirlemiş oldukları kriterlere ne derece yakın olduğuyla ilişkili olarak bilişsel yargıya sahiptirler Öznel iyi oluşun bilişsel bileşen ayağını oluşturan yaşam memnuniyeti de bu yakınlığa bağlı olarak yüksek düzeyde olacaktır (Balcı, 2011, s.
45).
Eğer kişinin olumlu duyguları olumsuz duygularından fazlaysa ve bireyin kendi hayatının kalitesiyle ilgili olarak kognitif yargısı da pozitifse öznel iyi oluş derecesi de yüksektir. Diğer bir ifadeyle; hoş olan duygulanımın hoş olmayan duygulanımdan daha fazla deneyimlenmiş olması ve bireyin kendi hayatına ilişkin bilişsel yargısının olumlu olması öznel iyi oluş düzeyinin yüksek olması için gerekli olmaktadır. Konuyla ilgili yapılan çalışmalarda iyi oluş, iyilik hali, yaşam memnuniyeti, psikolojik iyi oluş, yaşam kalitesi, olumlu duygulanım gibi aralarında anlam bakımından küçük farklılıklar olan birçok kavramın yer aldığı görülmektedir.
Bu kavramların ortak yanı, bireyin olumlu işlevselliği ve mutluluğu getiren koşullarla alakalı olmasıdır (Tuzgöl-Dost, 2005).
Birbirleriyle benzerlikler içeren psikolojik iyi oluş, iyi olma ve öznel iyi oluş kavramlarıyla ilgili olarak şöyle bir açıklama yapmak yerinde olacaktır. İyi olma, psikolojik iyi oluşu ve öznel iyi oluşu kapsayan ana başlıktır. Her üç yapıda da ortak olan kısım, hepsi için kişinin bir değerlendirme yapmasının gerekli olmasıdır. İyilik hali bireylerin yaşantılarına yön verir ve birey, iyilik halini birtakım alanlarda arttırırken, psikolojik iyi oluşu da paralel pozitif bir yöne doğru götürür. Bu nedenle psikolojik iyi oluş ve iyilik hali, insanların nitelikli bir yaşama sahip olmaları ve kendi kaynaklarını geliştirmeyi amaçlar. Öznel iyi oluş ise bu süreçte pozitif duygu ve doyumlara odaklanır (Eryılmaz, 2009, s. 44).
Diener’e (1984) göre öznel iyi oluşun üç özelliği vardır. Birincisi Campbell’in (1976) belirttiği, öznel iyi oluşun bireylerin deneyimleri dâhilinde olduğudur, yani özneldir. Sağlık, rahatlık ve ya zenginlik gibi objektif koşulların olmasına gerek yoktur. Bu koşullar, öznel iyi oluş üzerinde etkili olsa bile zorunlu görülmemektedir. İkincisi, pozitif yöndeki ölçümleri içermesidir. Sadece olumsuz
26 faktörlerin olmaması değildir. Üçüncüsü ise, öznel iyi oluşun tespiti, kişinin yaşamının tüm alanlarını değerlendirmeyi gerektirir.
Literatür incelendiğinde öznel iyi oluşu açıklamada birçok değişkenin ele alındığı görülmektedir. Bunlardan bazıları cinsiyet, okul türü, algılanan sosyal destek (Çevik, 2010; Tuzgöl-Dost, 2004), yeme tutumu ve anksiyete (Bushi, 2016); fiziksel sağlık (Boschen, 1996), dini inançlar (Balcı, 2011), kişilik (Eryılmaz ve Öğülmüş, 2010), ihtiyaç doyumu (Kermen ve Sarı, 2014; İlhan ve Özbay, 2010), bağlanma stilleri (Özer, 2009), ergenlikte kimlik biçimlenmesi (Morsünbül, 2011) gibi çalışmalardır.
Cihangir-Çankaya’ya (2005) göre, kişilerin gerek kendi gerekse yaşadıkları çevrenin özellikleri kendi iyi olma seviyelerinde birtakım farklılıklara sebep olmaktadır. Dolayısıyla iyi olmayı etkileyen faktörler bulunmaktadır.
2.3.2. Öznel Ġyi OluĢu Etkileyen Faktörler
2.3.2.1. Cinsiyet
Öznel iyi oluş cinsiyet açısından incelendiğinde literatürde farklı sonuçlara ulaşan çalışmalar olduğu görülmektedir. Bir kısım çalışmada cinsiyet açısından öznel iyi oluş düzeyinde farklılıklar bulunmaktadır (Eryılmaz, 2011; Gündoğdu ve Yavuzer, 2012). Gündoğdu ve Yavuzer (2012)’e göre bu anlamlı farklılık kadınlar lehine iken İlhan (2005) ve Tümkaya (2011)’nın araştırmalarında erkeklerin öznel iyi oluş düzeyinin daha yüksek olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Cinsiyet değişkeni üzerinde bu denli farklı bulguların mevcut olması, içinde bulunulan kültür özelliklerinden ve seçilen örneklemden kaynaklanıyor olmasıyla açıklanmaktadır (Gündoğdu ve Yavuzer, 2012, s. 123).
Öznel iyi oluş cinsiyet (Tuzgöl Dost, 2004) ve yaş değişkeni açısından incelendiğinde kızlarla erkekler arasında anlamlı bir farklılık görülmeyen çalışmalar da bulunmaktadır (Kermen, 2013; Balcı, 2011; Şahin, 2011). Kermen’e (2013) göre
27 toplumumuzda kızlara erkeklere oranla daha fazla baskı uygulandığından erkeklerde öznel iyi oluşun düzeyinin daha yüksek olması beklenebilir. Çünkü baskı, öznel iyi oluş düzeyini düşürmektedir. Ancak değişen zamanla birlikte kadınların iş yaşamına atılmaları ve bu gibi çalışmalarda örneklemin okuyan ve çalışan kadınlardan seçilmiş olması cinsiyetler arasında anlamlı bir farklılık görülmemesine neden olabilmektedir.
2.3.2.2. KiĢilik
Jung’un içe ve dışa dönük olarak iki başlık haline ayırdığı ve duyum, duygu, sezgi ve düşünme gibi dört ana işleve göre şekillendiğini söylediği kişilik, bireyin çevresine uyum sağlamak üzere gerçekleştirdiği davranışların bütünüdür. (Köknel, 1999, s. 89).
Yapılan araştırmalara bakıldığında, kişilik özelliklerinin öznel iyi oluşu belirleyen en temel faktörlerden olduğu tespit edilmiştir (Tuzgöl-Dost, 2004; İlhan, 2005). Eryılmaz ve Öğülmüş’e (2010) göre, öznel iyi oluş ile Beş Faktör yaklaşımındaki duygusal dengesizlik, dışa dönüklük ve sorumluluk kişilik özellikleri arasında yüksek düzeyde; deneyime açıklık ve yumuşak başlılık kişilik özellikleri ile öznel iyi oluş arasında ise düşük düzeyde ilişki saptanmıştır. Ergenlerde öznel iyi oluş ile duygusal dengesizlik kişilik özelliği arasında olumsuz yönde ve orta düzeyde, sorumluluk ve dışa dönüklük kişilik özellikleri ile olumlu yönde ve düşük düzeyde bir ilişki bulunmaktadır. Dolayısıyla dışa dönüklük, duygusal dengesizlik ve sorumluluk kişilik özelliklerinin ergen öznel iyi oluşunu açıklayan önemli kişilik özellikleri olduğu görülmektedir.
Turan ve Akbaş’a (2016) göre dışadönüklük ve nevrotizm değişkenleri öznel iyi olmanın anlamlı yordayıcılarındandır. Dışadönüklük pozitif duygularla ilişkiliyken, nevrotizm negatif duygularla ilişkilidir. Nevrotizm aynı zamanda öznel iyi oluşta olumsuz duygunun ana kaynağıdır (Argyle, 2006; akt. Cenkseven ve Akbaş, 2016, s. 52)