TÜRK KÜLTÜRÜNE HiZMET VAKFI YAYINIDIR
' .
VE DÖNEMİ
MEHMED II AND HIS PERIOD
. •::•::• .
~.TÜRK. KÜLTÜRÜNE
•w•
HIZMETVAKFI
(iJ
ÇAMLICA
K0\.T0R VE YARDIM VAKFI
EDITÖR
PROF. DR. NECAT
BİRİNCI'Fa!ıh ve Dönemi' adlı eserin çalışmalamu Türk Külturüne Hizmet Vakfı adına
yönlendiren !cra Kurulu ve Sekreıerya
Executive Commitret in charge of the
"Mthmtd ll and his Ptıiod• projw on be half of rlıe Turkish Cuitura/ Service foundaııon Dr. Metin Eri.ş
Şemfettin Yılmaz
Dr. M. Sinan Geniın
Prof. Or. Necat Birinci E. Korgeneral Kemal Gôkçe
Prof. Or. Selllıattin lçli Bülent Çorapçı
Fatma Yücel
Editör Ediıor Prof. Dr. Necaı Birinci
Bu Cilıte Yazısı Bulunanlar
Contıibutiııg authors
Prof. Dr. Abd\llkadir Özcan Prof. Dr. Bahaeddio Yediyıldız
Prof. Dr. Feridun Erneecu Prof. Dr. Gunay Kul-Turgut Ku ı Prof. Dr. Hlllillnalcık
Prof. Dr. Işın Oeıo.i.rkent
Prof. Dr. ldris Bostan Prof. Dr. llber Ortaylı
Prof. Or. Isınail Eninsal Prof. Dr. Kemal Yavuz Prof. Dr. Mehmet lpşirli Prof. Dr. Mubahat Kurükoglu Prof. Or. Muhammed Kur Dog:ııı
Prof. Dr. Yusuf Halaçoglu Prof. Or. Ahmet Kala
Doç. Or. fahameddin Başar
Doç. Dr. Kenan lnaıı Doç. Or. Reşat ÖngOren
Yrd. Doç. Dr. Abdüllıaınit Tiıfekçioglu
Yrd. Doç. Or. Ayglln Ülgen Yrd. Doç. Dr. Mahmut Ak Yrd. Doç. Or. Osman Kaşıkçı
Yrd. Doç. Dr. Recep Uslu Yrd. Doç. Or. Zeynep Tarun Erıug
Dr. Aluncı İnan
Dr. Aydın Usta GündegOl Parlar Hasan Ali Gôksoy Muamrııer Ülker
Ingilizce Çeviri English Tcxı
Dr. Abdullah Şen
Sanat YOnetmeni Art Dm:cıor
Cüneyt Ozkaya
Grafik Tasanın
Graphlc Design Mac Reklam Lıd.
D ızgi Typ<!scııing
Zeynep Kuşhanoglu
Harita lllusırasyonu Carıographlc illustraıiOIIS
Mehmet Naci Dedeal GOrsel Kaynak
Vısual supplied Dr. Aydın Usta
Renk Ayınını
Color separaıion
Repronet
Baskı, Cih
Prinıing, Binding Özlem Matbaacılık
'Fatih ve DOnemi' I'Mehmed ll and his Period"
ISBN-975· 7522-22·8 Istanbul, 2004
Görsel Malzwıe Kaynaklan 1 Visual matttials supplied by: Prof. Dr. Necaı Birinet, Dr. Metin Erlş, Topkapı Sarayı Arşivi, Tork Dil Kurumu Arşivi, Süleymaniye Kütılphancsi Arşivi, ISAM Arşivi.
M.S.O. Fen Edebiyat Fakültesi Arşivi, Türk KOltürüne Hizmet Vakfı Arşivi, Ekrem Hakkı Ayveri 'Osmanlı Mimarisinde Fatih Devri', Dr. Aydın Usıa, Glllay Kakşi, Cüneyt Ozkaya, Bu eser T.C. Istanbul Valiligi destekleriyle Tork Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından hazırlanıırak basıınlmışur. Bu eserle ilgili çalışınalann bütün telif haklan ôdennılş olup, eserin yayın haklan TOrk KültOnlne Hizmet Vakfı'na aittir. Yayının hiçbir kısmı yazılı izin olmadan, ıamamen, kısmen veya degişıirilerek yayınlanamaz, hiçbir şekilde lktibas edilemez, fotokopi dahil her
ne şekilde olursa olsun, elekıronık veya mekanık yoUarla kopyası yapılamaz, bilgi olarak depolanamaz •-e çogalıılamaz.
The book was prepared and pıiııt.ed by the Turkish Culnıral Service Foundation wiılı tht sııpport of tht lsıaııbul Govenıor's Office. All copy and publicaılon ıighıs jl(rıalnlng to ıhis worh have l>cen poid for and bclong ıo the Turiıish Culıural Service Foundation. No part of ılıis publication may be repub!ished, whether In whole or in part, without the written permission of the copyright lıolder
nor may ıt be eıa:upıtd or duplicattd ın any way wlıaısotver, including but not limited to, photocopying. clccırical nr mtchanical copylng. or tltcıronic daıa-sıorage or rtproduction.
Konu Başlıklan ve yazarları
Fatih Dönemi Oneesinde Osmanlı-Bizans Münasebetleri Fatih Dönemi Devletleri Avrupa Devletleri -
Asya Devletleri -
'
Fatih Sultan Mehmed, Hayatı, Şahsiyeti ve Döneminin Siyası Olaylan istanbul'un Fethi Istanbul'un Fethi'nin Slav Dünyasındaki Sonuçlan
Başşehir Olarak Türk lstanbul'u Merkez ve Taşra Teşkilatı
Askeri Teşkilat
Kara Kuvvetleri - Deniz Kuvvetleıi - Saray Teşkilatı ve Tefrişatı
Hukuk Sistemi ve Fatih Kanunnameleri tlim Hayat;ı ve Ilmiye Teşkilatı
Sosyal Hayat Ticaret Hayatı Esnaf Teşkilatı
Sikkeler Din ve Tasavvuf Hayatı Vakıflar ve Vakfiyeler Medreseler Dil ve Edebiyat Fatih (Avni) Divam'ndaki Kültürel ve Estet~k Unsurların Toplu Tahlili
Mimarlık
Kütüphaneler Hat Sanatı
Minyatür ve Tezhip Sanatı
Cilt Sanatı
Müzik Spor Mutfak Kültürü Fatih Sultan Mehmed Dönemi Kronolojisi
Doç. Dr. Fahameddin Başar
Pr9f. Dr. Işın Demirkent Prof. Dr. Feridun Emecen Doç. Dr. Kenan İnan
Prof. Dr. Feridun Emecen Prof. Dr. llber Ortaylı
Prof. Dr. Halil İnalcık
Prof. Dr. Yusuf Halaçoglu
~
Prof. Dr. Abdülkadir Özcan Prof. Dr. ldris Bostan
Yrd. Doç. Dr. Zeynep Tarım Ertuğ
Yrd. Doç. Dr. Osman Kaşıkçı
Prof. Dr. Melunet lpşirli
Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız
Prof. Dr. Ahmet Kala Gündegül Parlar Doç. Dr. Reşat Öngören Dr. Ahmet İnan
Prof. Dr. Mubahat Kütükoglu Prof. Dr. Kemal Yavuz
Prof. Dr. Muhammed Nur Dogan Yrd. Doç. Dr. Aygün Ülgen Prof. Dr. İsmail Erünsal
Yrd. Doç. Dr. Abdülhamit Tüfekçioğlu
Hasan Ali Göksoy Muammer Ülker
Yrd. Doç. Dr. Recep Uslu Dr. Aydın Usta
Prof. Dr. GünayKut-Turgut Kut
' ',
Doç. Dr. Fahameddin Başar-Yard. Doç. Dr. Mahmut Ak
~ı
MEHMED ll AND HIS I'ERJODDin ve Tasavvuf Haya tı
arklılıklar üzerine kurulu bir dü- zen şeklinde· tanımlanan Osman- ll klasik sosyal yapısının Fatih Sultan Mehmed döneminden iti- baren şekillendiği söylenebilir.
Sosyo-kültürel ve dinY planda ço- gulcu bir nitelik taşıyan bu düzende çogulcu- luk, farklılıgı koruma ve sürdürme biçiminde
anlaşılmış ve uygulanmıştır. Bu modeltoplu- mun çeşitli din'i. ve kültürel kesimlerini bir arada tuttugu halde her gruba kendi dinini, dilini, fikirlerini ve yaşama biçimini muhafa- za etme imkanını vermiş ve onları kendileri olmaktan çıkarmamıştır.
Osmanlı toplumu dint telakkiye baglı bir
yapılanma ve bununla ilgili ihtiyaçlar'çerçe- vesinde şekillenmişti. Şehirlerde askert ve adlt görevliler dışında imam, hatip, müezzin,
şeyh, derviş gibi dini topluluk mensuplan,
diğer kamu görevlileriyle birlikte muhteme- len önde gelen zümreyi oluşturuyorlardı. Bir Osmanlı mahallesi cami veya kilise etrafında
biçimlenmişti. Köy hayatı da tıpkı şehirlerde
ki gibi cami etrafında teşekkül etmişti. Bazı
lannda tekke ve zaviyeler de bulunmaktaydı.
Mahalle ve köydeki imamlar idari etkinliğe
sahiptiler. Bunlar şahitlik, kefillik, vergi me- selelerinde mahalle halkı ile kadılık arasında
önemli bir köprü vazifesi görmekteydi.
Osmanlı mahalle birimlerinde müslim- gayrimüslim müşterek oturuyordu. Gayri- müslimlerin mahalle ve köylerdeki cemaat önderleri kendi topluluklarının temsilcileri konumunda idiler. Gayrimüshm unsurların
kale dışında uzak bir mahallede ikamet et- mek mecburiyeünde olduklan yolundaki ka- naat genelleştirilecek bir özelliğe sahip değil
dir. Zira bunların kale içinde oturduklarına
dair de örnekler bulunmaktadır. Fatih'in fet-
hettiği mühim kalelere gamizon olarak yer-
leştirdiği yeniçeriler, bu yerleri düşmanlar
dan korumakla kalmazlar, aynı zamanda bu- ralarda padişah emirlerini uygularlar ve Müs- lüman halktan gayrimüslimlere gelebilecek kötü hareketlere de engel olurlardı. Ayrıca
devlet değişik etnik, dint ve sosyal zümrelere mensup kişilerin birbirlerine hakaret etmele- rini ve çatışmalarını önlemek için birtakım
kurallar koymuştu. Her kesim birbirine nasıl .
davranacagtnı, örnek olarak sokaklarda dola-
şırken nasıl selamlaşacaklarını bilirdi. Bü~n
Osmanlı reayası din, cinsiyet ayrımı gözetil- rneksizin ugradığı haksızlık sebebiyle Divanı
hümayuna başvurma imkanına sahipti. Dev- let reayanın huzur ve refahını bir din vazifesi olarak kabul etmişti. Her millet kendi dini önderini ve ruhani meclisini serbestçe seçe- rek devletin onayına sunuyordu. Ayrıca ev- lenme, boşanma ve vasiyet gibi medenT hak-
larını kendi dint ve hukukt sistemlerine göre tanzim ediyor, anlaşmazlıklarını kendi dini kurallan uzerine kurulmuş mahkemele- rinde çözüyordu. Bunlara Osmanlı yö- neticilerinin hiçbir müdahalesi söz ko- nusu değildi. Bununla birlikte devlet, Müslümanlar gibi aslı tebaası olarak ka- bul ettiği gayrimüslimlerin kendi arala- nndaki anlaşmazlıkları çözümlerneyi de bir görev olarak üstlenmişti.
Dini Hayatm Merkezleri ve Özel- likleri:
Osmanlı Devleti bünyesinde Müslümanlar açısından dini haya-
tın merkezleri olan cami, mescid, medrese, mektep, tekke, zaviye gi- bi kurumların dini terbiye ve ah-
lc:ikın kazandırılması, ibadetlerin yerine getirilmesi, dint ilimierin tahsil edilmesi, dinle ilgili me- selelerin konuşulması, tartışıl
ması ve çözüme kavuşturul- ması şeklinde özetlenebile- cek işlevleri-kuruluştan iti- baren devam ettiği için Fatih Sullan Mehmed dönemindeki dint ha-
yatın şekli ve özellikleri de daha önceden ana
hatlarıyla teşekkül etmişti. Osmanlı
Devleti'nin farklı- lıklar üzerine ku- rulu düzeni Müslü- manlarla gayrimüslimle- rin bir arada barış içinde
yaşamalarını sağladıgı gi- bi Müslümanların kendi içlerinde farklı mez- hep, mektep veya meş-
rebe mensup olanları
için de aynı imkanı sağla
mıştı. Bilindiği gibi Ehl-i
.·
Imam
Fatih Camii ve KUIIiyesi
Mehmed ll Mosque and building complex
Sünnet lslam anlayışı çerçevesinde dirı1 haya-
tı şekillendiren Hanefılik, Şafiilik, Malikttik ve Hanbelllik gibi fıkıh mezhepleri, Matürt-
dılik ve Eş'artlik gibi itikad mezhepleri ile fel- sefe, kclarn ve tasavvuf gibi farklı metotlarla meseleleri ele alan mektepler bulunmaktadır.
Fatih dönemi ve öncesinde bu mezhepler ve mektepler arasında birinin digerine lahakkü- mü anlammda ciddi sayılabilecek hiçbir ihti-
lafın zuhur etmemiş olması karşılıklı hoşgörü
ve müsamahanın en güzel kanıtıdır. Bu barış
ve özgürlük ortamının oluşmasında devletin güttügü denge politikasının ve her bir züm- reye eşit mesafede durarak düzenleyici rol üstlenmesinin birinci derecede etkisi olmuş
tur. Nitekim lznik'te ilk m~drese kuruldu-
~nda buraya baş müderris olarak Davüd-i Kaysert (ö.751/1350) gibi felsefe, kelam ve tasavvuf alanında yetkin bir şahsiyeli gelir- mekle bu mekteplerin dengeli bir şekilde yü- rümesinin de temelini armışn. Felsefenin Fa- tih dönemi öncesi Türklerde kelamla iç içe olarak devam ettiği bilinmelidir. Devletin bu mekteplere eşit mesafede durması medrese çevreleri ile tasavvuft düşünce ve hayatın
merkezi olan tekke çevreleri arasmda bir
yakıniaşmayı beraberinde getirmiş ve toplumda mutasavvıf-alim, alim-
mutasavvıf tipinin
gelişmesine zemin
hazırlamıştır. Ayrı
ca bu, dint ku-
rumların fonksi-
yanlarına
da etki
etmiş,
hem cami hem de tekke vazifesi gören zavi- yeli cami türlerinin yaygınlaşmasına zemin
hazırlamıştır. Öte yandan bunun Osmanlı
dönemi Türk mimansine, Xlll. yüzyıldan iti- baren gelişimi izlenen ortak avlulu cami- medreseler ve cami-tekkeler kurulması şek
linde yansımaları olmuş, kurulan külliyeler- de dini hayatın üç önemli kurumu cami., medrese, tekke yan yana inşa edilmiştir.
Medrese muhitiyle tasavvuft çevreler ara-
sında oluşturulan dengenin pekiştirilmesin
de, özellikle, devlet nezdinde oldugu kadar halk nezdinde de büyük itibar sahibi olan
alim-mutasavvıflann önemli rolleri olmuştur
denilebilir. Zira bunlar medrese egiliminin
yanı sıra tekke eğitimine de vakıf oldukları
için, her iki kurumun da metot ve işleyişini
kavrayarak eserlerinde mukayeseli degerlen- dirmeler yapmışlar ve birbirlerinden farklı
olan bu metot ve disiplinleri bir araya getir- me yolunda çaba sarf etmişlerdir. O dönem- de kelam, fıkıh, tasavvuf gibi alaniann birlik- te ele alındığı birtakım eserler vücuda getiril-
miş olması, bu çabanın bir ürünü olarak de-
ğerlendirilmelidir. Bu tür eseriere örnek ola- rak öncelikle önemli mutasavvıf:illimlerden
Kutbud.din lznikt'nin (ö.82l/l418) Raho.ta'l- kulab isimli eseri zikredilmelidir. Umin itikat,
şeriat ve gönülle ilgili olmak üzere üç kısım
dan ibaret olduğu belirtilen bu Türkçe eserde kelam, fıkıh ve tasavvuf mezcedilmiştir. Bir başka ö'rnek ilk şeyhülislam Molla Fenart'nin (ö. 834/1430) Misbdhu'l-ans ve Aynü'l-dydn isimli eserleridir. lbnü'l-arabl'nin evlatlıgı
Sadreddin Konevi'nin tasavvufi eseri Miftd- hu'l-gayb'e şerh olarak yazdığı Misbdhu'l-
iıns'ün girişinde Fenarı, eserde keşif yoluyla
(tasavvufı metot) ortaya konulan kaideleri, nazar ve burhan metodunu (kelam1 metot) kullananların aklına uygun gelecek şekilde açıklamaya çalıştıgım belirtmek- tedir. Fenart Fatiha süresinin tdsiri sade- dinde kaleme aldığı
Ayna'l-dyan·'da ise ta- savvufia kelamı mez-
cetmiştir. llm-i tefsirle alakah da geniş bilgi- ye yer verdiği bu eser- de, müfessirin muhtaç
olduğu hadis, fıkıh, kelaın gibi ilimleri sa- yarken nıevhibe ilmini de zikretmekte, ayrıca
ayetlerin tefsiri sıra
sında zaman zaman
bizzat kendisi de keşfin verilerine başvur
maktadır. Fatih dönemi öncesine ait bu tür eserlerin yazılmasına, Fatih döneminde ve
sonrasında da devam edildigini gösteren bir- çok örnek bulunmaktadır. Fatih dönemi için bu hususta zikredilebilecek en güzel örnek,
padişahın deger verdiği önemli mutasavvıf
alimlerden Mevla Musannifek'in (Alaeddin Ali b. Muhartuned, ö. 875/1470-71) tasav- vufia kelamı mezcettiği Arapça Hallu'r-rumaz ve lıeşfü.'l-künaz isimli eseridir. ·
Öte yandan dint ve ilm1 hayatın merkezle- rinden biri olan medreselerde okutulan ders- lerin veya buralarda talebeye tavsiye edilen kaynaklann yalnızca bir mezhebin görüşleri
ni ihtiva eden eserlerden ibaret olmaması da, arneli ve itikadt mezhepler arasındaki yakm-
laşmaya katkı sağlamıştır. Mesela ilk devirler- den itibaren tefsir konusunda Hanefi ve Ma- türidt müfessirlerin eserleri yanında Zemah-
şert'nin ei-Keşşaf'ı, Kadt Beyzav1'nin Envaru't-
tenzıl'i, Fahreddin Razı'nin et-Tefsiru'l-kebir'i, lbn Kestr'in Tefsiru'l-kur'an'ı ve Kunubl'nin el-Cami li-ahkami'l-Kur'an'ının da okundugu dikkate alındığında Kur'an~ı Kenm'i anlama ve yorumlama konusunda sadece Hanefıligin
tesirinde kahnmadığı anlaşılır. Zira sayılan
bu eserlerin müellifierinden ilki Mu'tezilY, di-
ğerleri Şafii-Eş'art ve sonuncusu Maliki'dir.
Akaid ve kelam sahasında Ebu'l-mutn en-Ne- sefi, Ömer en-Nesefi vb. Hanef1 müelliflerin eserleri dışında Şafil müelliflerinden Beyza- v1'nin Tavaliu'l-envar'ı, el-Ici'nin ei-Mevdkıf'ı,
Teftazanl'nin Şerhu'l-akaid'i ile Şerhıı'l-meka
sıd'ı, Seyyid Şerif el-Cürcanl'nin Şerhu'l-Me
vdkif'ı medrese çevrelerince bilinen ve tanı
nan eserlerdi. Hususiyle Teftazanl'nin kayde- dilen eserlerinin medreselerde en çok oku- nan eserler oldugu bilinmektedir. Bu kayde- dilenlere ilaveten özellikle ahlakı konularda en çok itibar gören eserlerden birinin ŞMil ve
Eş'ari mezhebinden lmam Gazzalt'nin te'lif ettigi !hyaa ulami'd-din oldugu da belirtilmeli- dir.
Toplumda din1 hoşgörü ve barış ortamı-· nın oluşmasına ağırlıklı olarak medrese çev- relerinin sağladığı bu katkının yanında, tek- ke çevrelerinin de birtakım düşünce ve dav-
ranışlarıyla katkıda bulunduklan görülmek- tedir. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti'nin ku-
ruluşu sırasında, daha önce muhtelif bölge- lerden Anadolu'ya göç etmiş olan şeyh ve
dervişterin devlete önemli yardımları olmuş
tu. Bunlardan bir kısmı gazilerle birlikte fe- tihlere katılmış, bir kısmı da Anadolu'nun köylerine veya tamamen boş ve tenha yerlere
yerleşerek ziraat ve hayvan yetiştirmekle
meşgul olmuşlardı. Içlerinde ilim erbabı mü- derrislerin de bulunduğu bu kişilerin iskana
elverişli olmayan dağ ve bayularda zor şan
larda kurdukları zaviyeleri, oraların imar ve
iskanı hususunda büyük katkılar saglamak-
taydı. Çünkü yerleştikleri yerleri işleyip bag ve bahçe haline getiriyorlar; gayet iyi cins meyve ağaçları yetiştiriyor, araziyi sulamak için kuyular açıyor ve muhtelif yerlere degir- menler kuruyorlardı. Diğer yandan sefer
anında orduya destek olmaktan da geri dur-
muyorlardı. Bazı zaviyelerin hudut boyların
da kurulmuş olması, ayrıca orduların hareka-
tını da önemli ölçüde kolaylaştırıyordu. Bu
dervişler, tekke ve zaviyelerinde yalnızca zi- kir ve ibadetle meşgul olan insanlar top-
luluğu olmadıklarım, ihtiyaç halinde her türlü hizmete hazır olduklarını
yöneticilere göstermekle, devletin güven ve takdirini kazanmışlar,
böylece devlet erkanıyla yakın ilişki kurmayı başarmışlardı.
Şeyh ve dervişterin kazandıgı bu güven, devlet adamlannın tasav- vufa meyletmelerini ve dolayı
sıyla yönettikleri coğrafyaya
da yayılması içiın destek
olmalarını saglamıştı.
Böylece devlet eliyle kurulan mektep, med- rese gibi kurumlarm
yanı sıra devlet
adamlannın deste- giyle tekke ve zaYiye- ler de kurulmaya
başlanmıştır. Öte yandan şeyh ve. der-
vişlerin kuruluş yılla
nndan sonraki dö~em
lerde kendilerini bir kı
sım bilgi, sanat ve meslek ·
dallarında geliştirmeye başlamaları, çoğunun
medresede okutulan ilim- leri de bir şekilde tahsil etmesi ve buna bağlı
olarak şeriat tarikat
birlikteliğinden söz ederek şeriata husust vurgu yapma ları,
medrese çevreleri- nin de onlara mü- samaha ile bak-
malarına zemin
hazırlamıştır.
lşte bu ve benzeri se-
Kadıasker
Militory judge
MUftU MufV
292 1
hepler- d e n
dolayı
Fatih döne- mine gelin- diginde dini hayau şekil
lendiren ca- mi, medrese ve tekke gibi kurumlar bir- birleriyle müca- dele ederek enerji- lerini tüketmek yeri- ne, karşılıklı yardımlaş
ma ve dayanışma __ içine girmiş bulunuyorlardı. Birçok medrese
mensubu alim aym zamanda bir tekkeye de rnüntesipti. Ote yandan tekkelerdeki şeyhlerin
çogu, şeriat ilimleri de deni- len zahir ilimlerini kendi ça-
balarıyla tahsil etmişlerdi. Bir
kısmı ise zaten medreselerde
yetişen alimlerden oluşmak
taydı. Devlet ise bu iki ku- ruma eşit mesafede durarak aralanndaki alıengin borol-
mamasına gayret gösteri- yordu. Başta sultanlar ol- mak üzere devletin birçok
ileri geleni hem medrese
mensuplarıyla hem de rasavvuf ehliyle yakın
temas içinde bulunu- yordu. Böylece dev- let-tekke-medrese
üçgeninde çok gü- zel bir birlik oluş
muştu.
Fatih Sultan Mehmed dönemin- de de devlet bu birligi güçlendirecek adım
lar atmaya devam etti. Fatih'in bir gün kadr- askeri Alaeddin Ali Fen~rt'ye (ö.903/l497)
"llm-i hakikat ile meşgul olan kelamcılar, muta-
savvıflar ve felsefeciler olmak üzere üç taife var;.
bunlann görüşlerini bir araya getirip muhakeme etmek gerekir" şeklindeki talebi, kuruluştan
i.tibaren başlayan mektepleri yakmlaştırrna çabalarının devlet adamları tarafından yakın
dan takip edilip desteklendiğini gösterdi.gi gibi, devletin bu mekteplere eşit mesafede durmaya devam ettiğini de göstermektedir.
Fatih'in istegi üzerine kadıasker Bu işi en iyi Molla Abdurrahman Camı yapabilir şeklinde cevap verince, Padişah Molla Clmi'ye degerli hediyelerle bir elçi göndermiş ve adı geçen
üç mektebin görüşlerini muhakeme eden bir risale yazmasını talep etmiştir. Bunun üzeri- ne Molla Cami ed-Dü.rretü'l-jahira fi tahhtki mezhebi's-sajiyye ve'l-mi.itekellimfn ve'l-huhe- mai'l-mütekaddimin isimli Arapça eserini ka- leme alarak Allah'ın varlığı ve birliği, isimle- rinin ve sıfatlarının hakikati, ilminin, iradesi- nin mahiyeti, vahdetten kesretin nasıl suclur ettigi, alemin kıdemi vb. meseleler üzerinde
farklı görüşlerin muhakemesi.ni yapmıştır.
Ayrıca Fatih'in Kutbuddinzade Mehmed tıni
ki'den (ö.885/l480), yukarıda farklı disiplin- leri yakınlaştıran eserler çerçevesinde zikre- dilen Şeyhülislam Molla Fenarl'nin Miftô.hu'l- gayb şerhini (Misbahu'l-üns) tekrar ele alarak daha anlaşılır bir şekilde yazmasını istemesi de önemlidir.
Fatih döneminde devlet, önceki dönemin dint ve ilml mirasını dengeleri bozmadan de- vam ettirme ve geliştirme gayretini kurumla- rm inşasında da göstermiştir. Örneğin Fatih,
İstanbul'da bir taraftan kendi. adıyla amlan camiyi, etrafında meşhur Salın-ı Sernan med- reselerini, çocuklar için" bir mektep ve damt- talimi inşa ettirip vakıfiannı tayin etmiş, bir taraftan da Zeyniyye tarikatı şeyhiVefa (Mus- lihuddin Mustafa, ö.896/l49l) ve dervişleri
için çift fonksiyonlu bir cami (cami ve tev- hidhane) ve çifte hamam yaptırrnıştır. Cami- nin kuzeyinde daha sonra inşa edilen ve "U"
şeklinde sıralanan hücrelerden bir kısmının derviş hücreleri, bir kısmının da medrese olarak kullanıldıgı tahmin edilmektedir. Öte yandan Saray-ı Atik agalarından Hüseyin b.
Abdullah da bir başka Zeyniyye şeyhi Aşık
paşazade Derviş Ahmed (ö.889/l484'ten sonra) için Fatih semtinde bir mescid-tekke
yapnrmıştır. Yine Fatilı'in Bursa'daki Zeyni.y- ye dergahına su baglattıgı, Konya'yı Karama-
noğullarından aldıktan sonra Şeyh Vefa'nın
Meram'da bulunan cami ve hankabı için vak- fedilen bütün baglara balıçelere mevsiminde su verilmesini ve vakıf işlerinde çalışanların
her türlü vergiden muaf tutulmasını emretti- gi bilinmektedir. Ayrıca Fatih istanbul'un fet- hi sırasında manevi yardımını gördüğü Bay- ramiyye tarikannın medrese kökenli şeyhi Akşemseddin (ö.863/l459) için de istan- bul'da bir tekke kurdurmak istemiş, ancak
şeybin Göynük'e gitmesi üzerine bunu ger-
çekleşrirememiştir.
Tehkelerin Din1 Hayata Etkisi:
Fatih döneminde dini hayatın merkezle- rinden tekke ve zaviyelerin medresdere nis- petle daha geniş ve farklı toplum kesimlerine
ulaşmayı başardığı, dolayısıyla dinl hayatın teşekkülünde daha çok etkili olduğu anlaşıl-
maktadu. Bunda şeyhlerin manevı dirayetle- ri, ilmt seviyeleri ve ikna kabiliyeıleri gibi üs- tün vasıflarının birinci derecede etkili oldu- gunu söyleyebiliriz. Dönemin en etkili ve
yaygın tarikatı Zeyniyye'nin, biri payitaht Is- tanbul digeri de Bursa'dan olmak üzere iki tekkesini örnek olarak ele almak meselenin daha iyi görülmesine yardımcı olacaktır.
Yukarıd,Fatih tarafından kurdurolduğu
belirtilen Istanbul'daki tekkede postuişin
olan Şeyh Vef1l., kaynaklann ifadesine göre, tasavvuf ilminin yaru sıra zahir ilimlerine de
vakıf, astronomide mahir, musikiyi iyi bilen, vefk yazmakla tanınmış, Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere üç dilde şiirler yazan, manzum ve mensur birçok eserin sahibi bir
mürşid-i kamildi. Devrin önemli simaların
dan Lamii Çelebi onun ilmi seviyesini ifade için "Cami-i ulam-i zahir ve biitın idi. Ekser
Jü-
nanda yed-i ulyası var idi" demekte, yine dö- nemin önde gelen isimlerinden Sinan Paşa da onu' müctehid alimlerden saymakta dır, Kale- me aldığı eserlerden Rüzname astronomiye dairdir. Melhame isimli eseri ise uzaydaki yıl
dız ve gezegenlerin durumlanna göre insan-
ların yeryüzünde davranışları hakkında bilgi vermektedir. Hristiyanların paskalya gününü belirleme hususunda aralarında ihtilaf ettik- lerinde Şeyh Vefa'ya danışarak günlerini be-
lirlemiş olmaları, Şeyhin ilm-i nücumdaki maharetinin herkesçe kabul edildigini gös- termektedir. Diğer yandan Fatih'in sadra- zamlanndan Kararnıint Mehmed Paşa ona ka- za ve belalardan korunmak için bir vefk ha-
zırlatarak sarığımn içine yerleşlirmişli. Sad- razarom yanı sıra diğer birçok idarecinin de
Şeyhe vefk hazırlauıgı nakledilmektedir.
Muhtelif fenlere vukofu sebebiyle olmalı,
onun tekkesine birçok mütefekkir ve sanat- kar da devam etmekteydi. Bunlar arasında
Fatih'in hocalarından, Sahn müderrisliği yapmış ve ardından sadrazarnlıga kadar yük-
selmiş bulunan Sinan Paşa, Şeyhülislam Ke- mal Paşazade'nin hocalarından Sahn müder- risi Molla Lütfi, Sultan II. Bayezid, Yavuz Sul- tan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman gibi üç dirayetli padişah döneminde şeyhülislaınlık yapmış bulunan Zenbilli Ali Efendi gibi dev- rin en önde gelen alimleri ve Safayl, Balıke
sirli Z1l.ti, Edirneli Sabayi, Rumelili Şem'1, Hattat Kasım, Hattat Abdülmuttalib b. Sey- yid Murtaza gibi önemli şair ve sanatUrlar
bulunmaktadır. Kaydedildiğine göre Molla LütfY ikincliye kadar medresede ders verir, oradan Vefa tekkesine giderek akşam narna-
zına kadar Buhar! okuturdu. Vefa Tekkesi'ne Fatih Sultan Mehmed'in de zaman zaman git-
tiği anlaşılmaktadır.
Bursa'daki tekkede ise bu dönemde 1452- 1467 arası T~ceddin lbrahim Karamant (ö.
Safer 872/Eylül 1467), ondan sonra da Hacı
Halife diye tanınan Kastamonulu Şeyh Ab- dullah (ö. Cemaziyelahir 894/Mayıs 1489) faaliyet göstermişti. Her ikisi de zahir ilimle- rine vakıf şeyhlerdi. Fatih'in çocukluğunda hocalıgını yapmış olan önemli alimlerden
Bursalı Mevla Ayas, tasavvufi eğitimini Tıl
ceddin lbrahim Karamant'nin yanında ta-
mamlamıştı. Öte yandan ilmi yetkinligi sebe- biyle Hacı Halife'yle ilmiye mensupları bir
kısım önemli meseleleri tekkesine gidip isti-
ş~re ediyordu. Onunla ilm1 İstişarelerde bu- lunanlar arasında zamanın Bursa kadısı,
Sahn müderrislerinden Kadızade Mevla Ka-
sım da vardır. Bazı tarihçiler Hacı Halife'yi
haktm-mutasavvıf şeklinde anmakta, Taş
köprülüzade de onun için şöhreti ufuk-
ları tutan şeyh ifadesini kullanmakta-
dır. Tekkesine de- vam eden şahsi-
yetler arasında sadrazamlar- dan lbra- him Paşa, kadıas
kerlerden Alaeddin Ali Fenar1,
kadılardan Şüca Çele- bi, müder- rislerden M e h- m e d
Fatih Medreseleri
Melımed ll Madrasa
.
\
1470 tarihli Nesih Kuran
"Nesih" calligraphy Kuran doted 1470
~~ ~ JNEMI
Efendi, üveysi meşrep sufilerden Rüstem Ha- life gibi zatlar bulunmaktadır. Sultan II. Ba- yezid döneminde sadrazamlığa kadar yükse- len İbrahim Paşa, kuruluşundan itibaren Os-
manlı Devleti'ne birçok alim ve devlet adamı yetiştirmiş olan Çandarlı ailesine mensuptur.
Alaeddin Ali Fenart ise ilk şeyhülislam Molla
Fenarı'nin torunu olup yine birçok alim ve devlet adamı yetiştirmiş olan Fenart ailesin- dendir. Müdenislik ve kadılık yaptığı bildiri- len Mehmed Efendi de Fatih'in hocalarından meşhur Hocazade'nin oğludur. Üveysi-meş
rep suft Rüstem Halife'nin ise Hızır'la görüş tüğüne inanılan keramet ehli bir zat olduğu
ve halini gizlemek için sıbyan mektebinde Kur'an hocalığı yaptığı nakleuilmektedir. Bu
şahsiyetlerin mensup olduğu çevreler dikka- te alındığında Bursa'daki dergahın etki alanı- nın ne kadar farklı boyutlarda olduğu an-
laşıhr.
Fatih döneminde Zeyniyye'nin yanı sıra
Bayramiyye, Nakşibendiyye, Mevleviyye, Halvetiyye, Kadiriyye, Kübreviyye, Semer- kandiyye tarikatlannın da muhtelif şehirler
de tekkeleri bulunuyor ve din! hayatın şekil
lenmesine önemli katkılar sağlıyordu.
Seferlerde Dini Atmosfer:
Toplum içinde normal zamanlarda oluş
turulan dini atmosferin seferler sırasında da askerler arasında oluşturulduğu görülmekte- dir. Osmanlı'da Savaş anında kadıaskerler as- kerlerin .. dint. kurallan uygulamasından so- rumlu olduğu gibi, şeyh ve dervişler de ma- neviyat ve morallerini yüksek tutmakla so- rumluydular. Dervişler ordulara kuruluş dö- neminde sağladığı desteği sonraki dönemler- · de de sürdürdüler. Fatih'in İstanbul'un fethi
sırasında Akşemseddin'in manevi desteğin-
den ne derece yararland_ığı bilinmek- tedir.
Fatih Rumeli toprak-
larında yaptığı birçok se-
fere. de o bölgede faaliyet gösteren Şeyh Sinan Fe- revl'yi (ö. ı ı Rebiulev- vel 890/28 Mart 1485)
götürmüş, ordunun muzaffer olması için
şeyhin duaları ve soh- betlerinden istifade et-
miştir. Eğriboz ve Boğ
dan seferlerinde ise ileri gelen mutasavvıf-alim
lerden Kutbuddinzade Mehmed İznik!
(885/ı 482) görev almış
tır. Bu seferlerde lznikı,
ordunun muzaffer olması
için okunınası gereken dualan derleyip askere
dağıttırmıştır. Fatih'in bu hususa ne kadar önem
verdiğini Taşköprülüza-
. de'nin kaydettiği şu olay çok güzel ortaya koy-
maktadır: Uzun Hasan'la
savaşmak için yola çıktı
ğında Bursa'dan geçerken Fatih'i karşılayanlar ara-
sında Derviş Mehmed b.
Hızır Şah da (ö.
878/l473'ten sonra) bu-
lunmaktaydı Yolun kena-
rında bir merkep üzerinde beklerken padişah kendi- sini tam fark etmeden se-
~~NEMl a;
lam verip geçmiş, sonra Sadrazam Mahmud
Paşa'ya dönerek O zllt Derviş Mehmed değil
miydi? diye sormuştur. Sadrazam Evet o de- yince, Sultan: Arkasından yetiş ve benim içjn dua etmesini söyle diyerek Sadrazaını onun
yanına göndermiştir.
Kitaplarm Dini Hayata Etkisi:
Dini hayat üzerinde kurum ve şahısların yanı sıra kitaplarm etkisinden de söz edilme- lidir. Bilindigi gibi medreselerde bir program çerçevesinde okutulan kitaplar ilmt nitelikte olup ögrencilerin din ve ilim adamı olarak
yetiştirilmesini saglıyordu. Buradan yetişen
ler elde ettikleri dini bilgileri cami ve mescid- lerde halkın seviyesine göre yaptıklan vaaz ve sohbetlerle urouma aktarma imkanı bulu- yor ve böylece toplumun dini hayatını şekil
lendirmeye çalışıyorlardı. Bununla birlikte toplumun doğrudan yararlanabileceği seviye- de çoğunlukla tasavvuf ehlinin kaleme aldıgı
manrum ve mensur eserler de vardı ki, bun- lar halk arasında elden ele dolaşarak okunu- yar ve nesilden nesile aktanlarak dint duygu ve düşüncenin canlılığı sağlanıyordu. Bir kıs
mı Fatih döneminden önce kaleme alınmış
olan bu tür eserlerin Fatih döneminde ve
sonrasında da örneklerine rastlanmaktadır.
Falih dönemi din1 hayatı için özellikle Vesfle- tü'n-necdt, Mukaddime, Müzekki'n-nüfU.S, Mu- hammediyye, Envaru'I-aşı]ıfn gibi eserleri an- mak gerekir. Bu eserlerin yanı sıra menakıb
name türü eserlerin de din'i hayat üzerinde etkili. olduğu belirtilmelidir.
Süleyman Çelebi'nin 1409'da Bursa'da kaleme aldığı manzum Vestletü'n-necdL, Mevlid-i Nebi olarak da anılır. Agtrlıklı ola- rak Hz.Muhammed'in doğumundan
itibaren hayatının anlatıldığı mevlid- lerin Türk toplumunda dini hayatın
bir parçası haline geldiği bilinmek- tedir.
Kulhuddin lznikt (ö.
821/1418) tarafından kaleme alı
nan Mukaddime Türkçe ilmihal
geleneğinin ilk örneklerinden biri olarak kabul edilir. Çocuk ve gençlere yönelik olarak yazı
lan bu eserde namaz, oruç, hac, zekat gibi ibadet konulanyla birlik- te inanç ve ahlaka dair meseleler de ele alınmıştır.
Eşrefoğlu Abdullah ROmt'nin (ö. 8741 1469-70?) kaleme aldığı
Müzekki'n-nüfus halka mal olan eserlerin başında gelmektedir.
Eserde ilmihal kitaplarında oldu-
ğu gibi ibadetlerle ilgili teknik
bilgi verilmese de, ana hatlarıyla dini haya- tm, ahlakt olgunlugun, nefis terbiyesi ve ruh tezkiyesinin kaideleri sade bir dil ile anlatıl
mıştır. Kişiyi günaha düşürecek hususlara özellikle dikkat çekilmiş, insanıdineve ahla- ka aykın davranışlardan nefret ellirecek bir üslup benimsenmiştir. Arada manzum anlatı
ma da yer verilen eserde tasavvufl birçok ko- nu da aydınlatılmaktadır.
Yazıcızade Mehmed Bican'ın (ö.
855/ 1450) 1 449'da kaleme aldıgı Türkçe 9000 beyitlik Muhammediyye'de esas olarak Hz. Peygamber'in hayatı ve şahsiyeli ele alın
makla birlikte diğer peygamberler de ayrı ay- n tanıtılmış ve ayrıca aslıab-ı kirarn hakkında
da bilgi verilmiştir. Bu haliyle ona Peygam- berler Tarihi veya küçük bir Islam Tarihi gözüy- le de bakılabilir. Çok sade bir dille yazılan
eser Anadolu'da olduğu kadar Anadolu dı
şında da sevilmiş, Muhammediyehan denilen
kişilerce asırlar boyu makamla okunmuştur.
Yazıcızade Ahmed Bican'ın (ö.
870/ 1466'dan sonra) e:seri olan Envdru'l-dşı
ktn ise agabeyi Mehmed 13Jcan'ın Arapça ola- rak kaleme aldığı Megdribü'z-zamdn li-guıil
bi'l-eşya fi'l-ayni ve'l-ıydn adlı eserin kısmen değiştirilerek ve geliştirilerek sade bir Türkçe ile yapılan tercümesidir. Eser Şubat 145l'de
Gelibolu'da tamamlanmıştır.
Bazı Dintlhtilajlar:
Fatih dönemi dini hayatında daha önceden oluşturulmuş birlik ve uyum sebebiyle mezhepler ve mektepler
arasındaki ahenk bozulmadan sür-
dürülmüş olmakla birlikte, münferit
sayılabilecek birtakım tatsız olayla- rm ve ihtilaflann da zuhur ettiği
ni belirtmek gerekir. Halvetiyye
şeyhlerinden Ali RUmi'ye ıs
tanbul'da birçok ileri gelen devlet adamı ve Divan üye-
leıi mürid olması du- rumunda Fatih
Sultan Mehmed
arz-ı saltanat
endişesiyle şey
hin lstanbul'u terk etmesini istemiştir.
Padişah'ın bu isteği üzerine
Şeyh'in şehri terk etmesi, bu durum için dikkat çekici bir örnektir. Mahiyeti tam olarak bilinmemekle birlikte bu ola-
yın gelişmesinde bazı Zeyniy- ye mensuplarının rolünün bu-
lunduğu nakledilmektedir. Bir
başka olay ulema ile Şeyh Vefa
Softa
Theologicol sıudent
295
Fatih için yazılmış
"Ebu Zeyd el Bel hi Mesalihü'l- ebdan ve'l-enfüs, isimli eserin
giriş sahifesi, (Şeyh Hamdullah hattı)
lntroduaion page of the work named "Ebu Zeyd el Belhl MesCJii- hü'/-ebdCJn ve'/-en(ıis" which is writ- ten for Mehmed 11,.
by Sheikh Hamdullah ca/ligraphy
296
~
MEHMED ll ANDHIS PERIOD
arasında cereyan etmiştir. Kaydedildiğine gö- re Istanbul uleması bir ara, Hanefi mezhebin- den olan Şeyh Vefa'nın namazlarda Şafiiler
gibi besmeleyi açıktan okuması ve eelse-i isti- rahate oturmasını mezhepleri birbirine karış
tırmak (halt-ı mezahib) şeklinde değerlendir
mişler ve Şeyhi uyarmak maksadıyla bir ca- mide Şeyhülislam Molla Gürani başkanlığın
_da toplanmışlardı. Davetliler arasında bulu-
. nan Sinan Paşa toplantının sebebini Molla
Güranı'den öğrendiğinde ulemaya dönüp
Şeyh Vefa size '~u hususta ben böyle ictihad et- tim' derse ne diyeceksiniz? diye sormuş, Güra- ni'nin O müctehid mi? şeklindeki itirazına da
şu şekilde cevap vermiştir: Evet o, Ku(an'ın
tefstrine yedi türlü batını mait'asıyla birlikte va-
kıf olup kütüb-i sittedeki hadisiert-de ezbere bil- mektedir. Aynca iaihad şartlannı da çok iyi bili- yor. Gürani'nin Sen bu şekilde şehadet eder mi-
sin?-şeklindeki mukabdesine de Evet deyin-
ce, Gürani ulemaya Haydi gidelim. Sinan Paşa
gibi bir şahidi olan zata bu hususta karşı çıkmak doğru olmaz demiştir. Sinan Paşa'nın ayrıca Şeyh Vefa'yı şu şekilde savunduğu da nakle- dilir: ... Alimler bu kadar ihtilafla Imam-ı Azam mezhebinden çıkmazlar. Görmüyor musunuz ki Hanefiyye imamlan bile nice meselede ona mu- halefet ediyorlar. .. Zahir ve batını kilmil bir azi- zin bu kadar muhalefetinden dolayı neden kavga
çıkıyor? Her kim ona ta'n ederse sırf taassup ve cehaletindendir Her kim ona suizan ederse ken- di dalaletindendir.
. Bu dönemde Muhyiddin lbnü'l-Arabl'ı:ıin
bazı görüşlerinin de ihtilafa sebep olduğu an-
laşılmaktadır. Mesela Kutbuddinzade Meh- . med lzniki, Firavun'un imanı ve kafirlerin
cehennemdeki durumu ile ilgili lbnüıl-Ara
bl'nin görüşlerini dile getirdiğinde, ulema
arasında ciddi tartışmalar meydana gelmiş, olayların büyümesinden endişe eden Sadra- zam Mahmud Paşa'nın ricası üzerine lzniki, bu hususta esasen alimierin çoğunluğunun görüşünü kendisinin de kabul ettiğini ifade etmek zorunda kalmıştır. Ancak lbnü'l-ara- bi'nin görüşleri hakkında ortam müsait olun- ca daha geniş bir açıklama yapacağını da be-
lirtmiştir. Aynı konuda Şeyh Vefa'nın görüşü sorulduğunda ise o, Keşke lbnü'l-Arabt gibi iki mümin bizim hakkımızda da böyle şehô.det etse diyerek meseleyi geçiştirmiştir.
Fatih döneminde Hurüfilerle ilgili meyda- na gelen bir olaya da burada işaret etmek ge- rekir. Fazlullah-ı Hureıfi'nin (ö.796/l394) kurup geliştirdiği, harflerin esrarına dayanan
batını bir akım olan Hurüfllik, Anadolu'da Çelebi Sultan Mehmed ve Sultan Murad za-
manında tesirli olmaya başlamış, Fatih döne-
minde, muhtemelen sultanın farklı düşünce
ve inançlara karşı gösterdiği müsamahadan yararlanarak saraya kadar ulaşmış, Taşköprü
tüzade'nin ifadesine göı-e genç padişahı bile
etkileyebilmişti. Hureıfller Herat, lsfahan ve Tebıiz'de uyguladıkları taktikleri Osmanlı til- kesinde de uyguluyor, bir yandan yeniçeriler
arasında taraftar bulmaya, bir yandan da Fa- tih'i etkileyerek Hun1f1llği devletin resmi mezhebi haline getirmeye ve iktidan ele ge- çirmeye çalışıyorlardı. Durumun vehametini gören vezir Mahmud Paşa'nın ulemayı uyar-
ması üzerine Fahreddin-i Acemi Hurüfiler'in
cezalandırılması konusunda padişahı ikna et-
miş, bunun üzerine yakalanan Huruf'i'ler Edirne'de öldürülmüştür. Meydana gelen bu olayda ve Fatih devrini takip eden yüzyılda yaşanan benzer olaylarda devletin tutumunu belirleyen esas unsur, o kimselerin sahip ol-
dukları inançlan değil, devletin birlik ve bü-
tünlüğüne yönelik faaliyetleri olduğu anlaşıl
maktadır. Fatih döneminden önce, devlete
karşı önemli bir isyan ve ihtilal hareketini
başlatan Şeyh Bedreddin Simavi (ö.823/l420) ve taraftarları da aynı sebepten dolayı cezalandırılmış ve rrn.ihtemelen Fatih döneminde de Bedreddiniler baskı altında tutulmuştu.
Gayrimüslimler:
Fatih dönemi Müslümanlar için olduğu
gibi gayrimüsbmler için de inanç özgürlüğü bakımı~dan birlik ve alıengin korunduğu bir dönem· olmuştur. Gayrimüslimlere cemaat olarak devlet yapısı içinde özerk bir statü ve- rilmesi bu dönemdedir. Fatih Sultan Meh- med, Istanbul'un fethinden önce Doğu ve Ba-
tı Kiliselerini birleştirme konusunda yapılan tartışmalar sırasında Patrik ll. Athanasios'un istifa etmesiyle Ortodoks kilisesinin boş ka- lan Patrikliğine Rumlardan yeni birisini seç- melerini istemiş, onların 'talebine uyarak da Ocak ı 454'te (Muharrem 858) Gennadios'u Istanbul Ortodoks kilisesinin reisliğine tayin
etmiştir. Fatih ayrıca Gennadios'a vezir paye- si ve millet başı unvanını vermiş; b'0ylece Pat- rik ruhant salahiyerlerinin yanında bir de hu- kuki yetkilere kavuşmuştur. Ülkedeki bütün
Ortodoksların başkanı olması hasebiyle, on-
ların menfaati için Divancia her zaman söz al- ma hakkı da kendisine tanınmıştır. Tarihçi Hammer Fatih'in Gennadios'u saraya davet ederek ruhant ve hukuki yetkilerinin timsali olarak ona patriklik asası verdiğini kaydet- mektedir. Sultandan aldıkları beratla başta
patrik olmak üzere bütün ruhanıler her türlü vergiden muaf tutulduğu gibi, Ortodoks kili- sesi kendi kanun ve nizamlarıyla yönetilme
.. ...
,...
.' 1
Ayasofya Hagia Sophia
298
hakkına da kavuşmuş, nikah, defin, vasiyet ve miras gibi muameleterin Ortodoks kanun- Ianna göre Patrikhane tarafından yürütülme- si kabul edilmiştir. Ayrıca kendi cemaatleri içinde meydana gelen olaylarda Ortodoks mahkemelerinin hükümleri geçerli sayılmış
tır. Dini ayinlerin ve özellikle büyük Paskal ya yortusunun şehir ve köylerde eskisi gibi açık
tan icra edilmesine de imkan ıamnmıştır. Bü- tün bunlara karşılık Rum Ortodoks halkı ciz- ye ve haraç vergilerinden başka hiçbir şeyle
mükellef tutulmamıştır. Fatih'in verdigi bu
imtiyazın dini ve hukuki bakımdan Bizans döneminden daha kapsamlı ve güçlü oldugu belirtilmektedir.
Fatih Ortodokslar gibi Katoliklerc de d:int ayinlerini serbestçe yapabileceklerine, kilise- lerinin ellerinden alınmayacagına dair gü- venceler vermiştir. istanbul'un fethinden sonra Galata'da oturan Katoliklerle yapılan
Haziran 1453 tarihli sözleşmede ve Bos-
na'nın fethinden sonra oradaki Katalik rahip- lere verilen fermanda bu hususlar açıkça be- lirtilmektedir. Bununla birlikte muhtemelen Katohl<lerin dini bakımdan Roma'daki Papa- hga baglı oluşları, o dönemde Osmanlı ülke- sinde nüfuslannın az oluşu ve yalnızca Istan-
bul, Arnavutluk, Bosna gibi yerlerde oturma-
lan gibi sebeplerden dolayı fatih bunlara millet statüsü vermemiştir.
Fatih 1461 yılında da Ermenilerle ilgili bir düzenleme yapmış, onların en yüksek di-
nt lideri olan Hovakim'i Bursa'dan lstanbul'a getirterek kendisine Ermeni Patriği unvanını vermiştir. Ibadetleri için de bunlara Samat- ya'da Sulumanastır (Aya Yorgi) Rum kilisesi- nin tahsis edildiği belirtilmektedir. Ayrıca Fa- tih, Hovakim'e Rumeli ve Anadolu'da yaşa
yan bü~ün Ermeniterin ruhanı mahkemeleri- ni üstlenmesine izin veren menşurlar vermiş
tir.
Museviler de hahambaşılan liderliğinde
kendi havralanna sahip olma ve dinl hizmet- lerini serbestçe yürütme imkanına kavuştu
rulmuştur. Kaydedildiğine göre Fatih, Bi-
zans'ın son hahambaşısı Moşe Kapsali'yi hu- zuruna davet ederek Musevtlerle ilgili davala- ra bakmakta yetkili kılınması, mabederine
ilişilmemesi, ibadetlerine ve Tevrat okumala- nna mani olunmaması hususunda bir ferman
vermiştir.
Fatih'in gayrimüslimlere tanıdığı bu özerklik statüsünün bir kısım siyasi: sebepler- den kaynaklanmış olabileceği söylenmişse
de, esas sebebin lslam dini oldugu, digerleri- nin ise tali nitelik taşıdığı bilinmelidir. Zira islam hukukuna göre gayrimüslim tebaa ya- şama, çalışma, din ve vicdan hürriyeli bakı
mından devletin himayesi altında olup kendi
inançlarına göre hayat sürmek ve eğitim yap- mak hakkına sahiptirler. Devlet, tıpkı Müslü- manlannki gibi onların da mal ve canlarını
korumakla yükümlüdür; hatta bu hususta gerekirse savaşmaklan bile kaçınmamalıdır.
a; ,
~~NEMI
Ml: H MED ll AND HIS PERIOD
Fatih'in gayrimüslimlere karşL bu tavrı ıs
tanbul'dan kaçan Ortodokslardan birçoğu
nun geri dönme~ine yol açmıştır. Aynca oluş
turulan bu özgürlük ve hoşgörü ortamı. Os-
manlı Devleti'ni Hristiyan zulmüne maruz kalan Yahudiler için emin bir sığmak haline
getirmiştir. Fatih lstanbul'un fethini takiben Almanya, lspanya ve Batı Avrupa'nın herhan- gi bir yerinde zulüm ve baskı ile karşı karşıya
olan bütün Yahudilere Gelin ve gölgeme sıgınm diyerek ülkesine gelmeleri hususunda cesa-
retlendirmiş, bunun için, daha önce Güney Almanya'daki zulümden kaçmış olan' Edirne başhalıarnı Isaac T~arfati'yi kullanmıştır.
Tzarfati'nin Yahudilere şu şekilde çağrı yaptı
ğı kaydedilmektedir: "Alman topraklannda katlanmak zorunda kaldığınız acılar ve bashı
lardan haberdanz ... Roma'nın ra hipleri ve pis- hoposlan Yakub'un anısını ortadan kaldırmayı
ve lsrail adını yok etmeyi arzuluyor. Her zaman yeni yeni zulümler icad ettiler. Onlar sizi hazıga
baglamah hevesindeler. .. Kardeşlerim ben .de Al- manya' da dogdum ve Alman hahamlanyla ilahi- yat ohudum ama kendi öz ülkernden çıkanidım
ve Tanrı'nın kutsadıgı, tüm güzellikler/e dolu olan Türk toprahla'nna geldim. Burada huzur ve mutluluk bLıldum. Türkiye sizin için de bir barış
ülkesi hdline gelebilir. .. Oradan göçmeli ve bura- ya yerleşme/isiniz: Burada Türh1e1'in toprakla-
nnda şihayetçi olacağımLZ hiçbir şey yok ... "
Türki- ye'nin muhte- lif bölgelerine
yerleşen Yahu-
dilerin bir kıs
mı da Kıbrıs,
Patras ve Kor- fu gibi Akde- niz adalarına yerleşmiş, ama buradaki hal-
kın çoğunlu
ğunu oluştu
ran Yunan yer- lilerinden, Türk toprakla-
rındaki Müs- lüman çoğun
luğun göster-
diği hoşgörü
yü görememiş
lerdir. Yahudi- ler Osmanlı te-
baası ile birlik- te tarımla da
uğraşmış,
Müslüman ve
Yahudi işçiler birlikte toprağı işlemişlerdir.
Hatta onlar tarla ve üzüm bağianna da sahip
olmuşlardır. Oysa Avrupa'da onların toprak sahibi olmaları ya da toprağı işlemeleri ya-
saktı.
Bu dönemde Katoli.kler, Yahudilerin yanı sıra kendi dinlerinden olan Ortodoks Hristi- yanlara da şiddetli baskılar uyguluyordu.
Sırp prensi Macar Hunyadi'ye, eğer bölgenin hakimi olursa Ortodoks Rum Kilisesi'ni ne
yapacağı sorulduğunda cevabı: "Her yere Ka- tolik kiliseleri huranm" olmuştu. Aynı soruya Fatih'in cevabı ise: "Her caminin yanına içinde
halhınızın dua edebileceği bir kilise dihilecehtir"
şeklinde idi. Fatih'in Ortodoksiara ve rahip- lerine gösterdiği hoşgörü dolayısıyla 1 458'de Mora halkı Venediklilere karşı, Atinalılar da halyan du kalan Francesco Acciajuoli'ye karşı
Fatih'ten yardım istemişlerdi. Antakya pisko- posu Makarios'un, Ortodoksiara zulmeden Katolik Lehliler hakkında şöyle dedigi nakle,- dilmektedir: "O insajsLZlar tarafından öldürü- len binlerce insan; kadın, kız ve erkeklere ağla
dıh. Tann Türklerin devletini ebedr eylesin. Zira Türkler vergi aldıktan sonra Hristiyan ve Yahudilerin dinlerine dokunmaz ... "
Hagios Georlis Kilisesi
Hagios Georlis Church