VAHŞİCE YİYORDUM, ŞİMDİ İŞTAH KALMADI! KAAN KURAL
Basketbol yorumcusu Kaan Kural, bir yıl önce 210 kiloydu.
Geçirdiği mide ameliyatından sonra 82 kilo verdi. Şu an 128 kilo. Altı ay daha kilo vermeye devam edecek. Kural: Mutluyum, müthiş bir özgüven geldi.
Yazılarından ve televizyon programlarından tanıdığımız basketbol yorumcusu Kaan Kural’la, doktoruna birinci yıl kontrolüne gittiği gün, Vakıf Guraba Hastanesi’nin bahçesinde buluştuk. O, heyecanla doktorunun yorumunu, bizse bir yılda 82 kiloyu nasıl verdiğini öğrenmeyi bekliyorduk. İlk karşılaştığında, hâlâ ‘kilolu’ denebilecek bir adam görünce şaşırıyor insan. Fakat daha sonra eski fotoğraflarını görünce işin boyutunu kavrıyor ve Kural’ın hayatının nasıl değişmiş olabileceğini tahayyül edebiliyorsunuz.
BASKETBOL OYNAYAMAMAK…
Hikayeye en başından başlayalım. 39 yaşındaki Kaan Kural, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi mezunu. Basketbola ilgisi daha ortaokul yıllarında başlamış. Okulun takımında yıllarca oyuncu, kaptan, hatta antrenör olarak bile görev almış. “Ama daha o zamanlar bile kilolu bir çocuktum” diyor Kural. Robert Kolej’e gelen yabancı yayınlar sayesinde NBA’i
takip etmeye başlamış. NBA maçlarının kasetlerini izleyerek büyümüş. Ancak basketbol sevgisi, onun yıllar içinde aşırı kilo almasına engel olamamış. Öyle ki, sonunda basketbol oynayamayacak hale gelmiş.
HAFTADA 8 KİLO ALABİLİRİM
“Peki neden?” diye soruyoruz, şöyle yanıtlıyor: “Bir kere bünye diye bir şey var. Benim baba tarafımda çok şişman insan var. Hücre içindeki mitokondriyonun çalışma hızı bütün olay.
Bazı insanlar kilo almaya daha yatkındır. Bir de tabii yatılı okuyordum. Oral tatmin diye bir şey var. O da vardı biraz. Ama sonuç olarak her zaman yemek yemeyi anormal seven biri oldum.
Ve çok çabuk kilo alırım. Haftada yedi-sekiz kilo alabilen bir insanım ben. İşte bunların birleşimi diyebilirim, sorunun cevabı olarak.” Ve böylece yıllar geçmiş. Ancak 30 yaşında işler çığırından çıkmaya başlamış: “Belli bir kiloya ulaştıktan sonra zaten mobilite kısıtlanıyor. Mobilite kısıtlanınca da kısırdöngüye giriyorsun.” 30 yaşında 165 kiloyu gören Kaan Kural, 2008 yılında evlenmiş. Yani eşi onu her haliyle sevmiş! Kural “Eski fotoğraflarımıza bakıyoruz şimdi, ‘Kaan sen bu kadar şişman mıydın gerçekten ya?’ diyor.
Eşimin görsel olarak endişesi yoktu tabii ama artık hareket etmekte zorlandığımı, nefes nefese kaldığımı görüyordu. Bu i ş i n s o n u n u n k ö t ü o l a b i l e c e ğ i d ü ş ü n c e s i o n u endişelendiriyordu. Ama beni tanıdığı için hiç üzerime gelmedi” diyor. Bir keresinde eşi onu ikna etmiş, bir diyetisyene getmişler birlikte. Önce kilo vermiş ama daha sonra verdiklerini geri almış.
KIZIMIN PEŞİNDE KOŞAMADIM
2011′de kızları Nisan dünyaya gelmiş. O sıralar Kural tartıda 200 kiloyu görmüş. Nisan doğduğu gün değil ama yürümeye başladığında babası, onun peşinde koşamadığını görünce içine oturmuş. “Zaten gerçeklerin son derece farkındaydım ama ‘Ben böyleyim, beni de böyle kabul etsinler,’ gibi defansif bir düşüncem vardı. Nisan’ın peşinde koşamamak ise son damla oldu”
diyor. Derken bir gün Fevzi diye bir arkadaşıyla karşılaşmış.
Fevzi mide ameliyatı sayesinde 175 kilodan 90′a düşmüş. “Adamı
bir gördüm, bambaşka biri olmuş. Kaya tırmanışı filan yapıyordu. İşte o zaman algım değişti. Bu işin olabileceğini ve çok da zor olmadığını gördüm” diyor. Ve böylece ameliyat olmaya karar vermiş Kural. Şimdi eşi de kendisi de çok mutlu.
Eskiden gideceği yere nasıl yedi adım daha az yürürüm diye hesap yaparken şimdi en özlediği şeylerden biri olan basketbolu yeniden oynayabilmenin mutluluğunu yaşıyor.
OBEZİTE ARTIK KADERİNİZ DEĞİL! DOÇ. DR. HALİL COŞKUN
Obezite günümüzde ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde obezite görülme sıklığı her geçen gün artıyor.
Memorial Hastanesi Obezite ve Diyabet Cerrahisi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Halil Çoşkun ile obez hastalara uygulanan tüp mide ameliyatlarını konuştuk. Coşkun, “Tüp mide ameliyatı son yıllarda obezite cerrahisinde yoğun bir şekilde uygulanıyor.
Hastalar açısından yüz güldürücü bir ameliyat” dedi.
Coşkun AKŞAM’a tüp mide ameliyatını anlattı:
TÜP MİDE AMELİYATI NEDİR?
Bu ameliyatta midenin yaklaşık %80-85’i dikey olarak çıkartılarak 150-200 ml arasındaki hacme sahip bir mide tüpü oluşturulur. Bu uygulamada 2 mekanizma ile kilo kaybı olmaktadır.
1- Kısıtlayıcı Etki: Mide hacminin küçültülmesi ile mekanik bir kısıtlanma ve mide hareketlerinin azaltılmasına bağlı kilo kaybı sağlanır.
2- Endokrin Etki: Çıkartılan mide bölümünden salgılanan ve açlık hormonu olarak tanımlanan GHRELİN hormon seviyesinde
düşme sağlanarak tokluk hissi oluşumu gerçekleşmektedir. G Beyindeki iştah artırıcı bölgenin kuvvetli bir uyaranıdır. Tüp mide ameliyatında Ghrelin üretilen midenin fundus bölgesi çıkartıldığından iştah da azalmış olur ve kilo kaybına katkıda bulunur.
NASIL UYGULANIR?
Tüp Mide ameliyatı laparoskopik (kapalı) yöntem kullanılarak uygulanmaktadır. Bu yöntemde karın içerisine CO2 gazı verilerek şişirilmekte ve sonrasında 4 ya da 5 ayrı noktadan 1cm’lik küçük kesiler yapılıp özel aletler ile giriş yapılarak ameliyat gerçekleştirilmektedir. Bu yöntem ile vücutta kesi izi oldukça küçük olur.
YAN ETKİSİ VAR MI?
Tüp mide ameliyatı mide hacmini kısıtlayıcı bir işlem olduğu için bağırsaktaki besin emiliminde bir problem yaratmıyor.
Ancak hastaların ameliyat sonrasında demir ve B12 vitamini takviyesi almaları gerekiyor. Tüm ameliyatlar için geçerli olan kanama, organ yaralanması, solunum problemleri, emboli gibi çok düşük oranlarda komplikasyonlar burada da geçerli.
Tüp mide ameliyatına özel komplikasyon ise midenin kesilip dikilen kısmından (zımba hattı) gerçekleşebilen sızıntı. Bu durum bazen ikinci bir müdahaleyi gerektirebilmektedir.
AMELİYAT SONRASI PAHA BİÇİLEMEZ!
Volkan Akyıldız küçükken geçirdiği zatürree rahatsızlığı sonrasında kilo almaya başlamış ve 2006’da evlendiğinde 85 kiloya ardından 121 kiloya kadar ulaşmış. Akyıldız tüp mide ameliyatına karar verdiğinde dışarı çıkamaz hale gelmiş.
Araştırmalar sonucunda ise Memorial Hastanesi Obezite ve Diyabet Cerrahisi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Halil Coşkun’un kapısını çalan Akyıldız başarılı bir operasyonla tekrar sağlığına kavuştu, her türlü şikayeti sona erdi, kolesterolü düştü, uyku apnesi bitti. Genç adam artık şimdiye kadar yaşayamadığı enerjisine kavuştu.
UYKU DÜZENİMİZ (KRONOTİPİMİZ) OBEZİTEDE ÖNEMLİ BİR ROLE SAHİP!
Kendinizi sabah erken kalkan yada gece geç yatan bir kişi olarak görüyorsanız, bu durumun sebeplerini destekleyen yeni bir araştırma var. Münih’deki Ludwig Maximillian Üniversitesi kronobiyoloji bölümünden ve dünyanın sayılı uyku uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Till Roenneberg, her birimizin kişisel bir
“kronotipimiz” ya da kendimize has 24 saatlik bir ritmimiz olduğunu söylüyor. Ana hatlarıyla bu kronotipler erkenden yatıp kalkan, normal bir saatte yatan ya da geç saatlere kadar kalan insanlara karşılık olarak genellikle erken, normal ya da geç olarak karakterize edilir. Vücudunuzun doğal olarak istediğinden daha erken yatmaya zorlanırsanız, Roenneberg’in
“sosyal uçuş sersemliği” olarak adlandırdığı durumdan problem yaşarsınız.
Erken kronotipleri bulunan insanlar rahatlıkla sabahın yedisinde uyanırken diğerleri zorlanacaktır. Başta tipik çalışma saatlerine aykırı olmaya eğilimleri bulunan geç kronotipler olmak üzere, doğuştan gelen tercihlerinizin dışında uyumak sağlığınız için zararlı olabilir. National Institutes of Health (Ulusal sağlık enstitüleri) tarafından yapılan ve Mart ayında PLOS ONE’da yayınlanan bir çalışmada geç kronotipleri bulunan obez yetişkinlerin, kronotipleri farklı olan diğer obez kişilerden daha fazla yemek yeme, daha çok uyku apnesi geliştirme, daha yüksek stres hormonlarına ve HDL ya da “iyi” kolesterol düzeylerine sahip olma eğiliminde oldukları saptanmıştır.
Roenneberg bu kişilerin kronotiplerinin aynı zamanda kilo a l m a l a r ı n d a k a t k ı l a r ı b u l u n m u ş o l a b i l e c e ğ i n i d e belirtmektedir. Araştırmalar, kronotipiniz ile programınız arasındaki uyuşmazlık sonucu tek bir saatlik sosyal uçuş sersemliğinin obezite riskinizi yaklaşık olarak %33 artırdığını göstermiştir. Haziran ayında Chronobiology International’da yayınlanan bir çalışmada geç-gece kronotipleri olan öğrenciler, üniversite ortamı gece kuşları için uygun olmasına rağmen birinci yılları sırasında diğer yeni öğrencilerden daha fazla kilo almıştır.
Aynı zamanda beyinde etkilenebilmektedir. Chronobiology’de yayınlanan bir başka çalışmada “günlük etkinliklerini sürdürmek için akşam saatlerini tercih eden bireylerin” erken kronotiplerden daha fazla depresyona eğilimli oldukları saptanmıştır. Ağustos ayında NeuroImage’de yayınlanan bir diğer çalışmada Alman bilim adamları genç erkeklerin beyinlerini taramış ve nöronlar arasında sinyalleri taşıyan ve güçlendiren beyaz maddenin geç kronotiplerde beynin belli kısımlarında diğer gönüllülerden daha az kohezif olduğunu saptamıştır. Bu çalışmanın yazarlarından, Almanya Jülich, Instutie of Neuroscience and Medicine’de bir araştırmacı olan Jessica Rosenberg, bu durumun geç kronotiplerin beyinlerini biraz daha az etkili kılabildiğini söylemekte, ancak uyku eksikliğinin mi beyin değişikliklerine yol açtığını yoksa beyin değişikliklerinin mi uyku eksikliğine neden olduğunu söylemenin imkansız olduğuna işaret etmektedir.
Vücudumuzdaki hemen her hücrenin kronotipimizi yansıtma olasılığı vardır. Mayıs ayında Chronobiology’de yayınlanan bir çalışmada bilim adamları bir anket kullanarak gönüllüleri kategorilere ayırmış, daha sonra iç yanaklarından alınan hücreleri incelemiş ve geç kronotiplerin genlerinde geç uyumaya katkıda bulunan bir aktivite bulunduğunu saptamıştır.
Bu sonuç geç saatlere kadar kalma ya da erken uyanmanın bir yaşam tarzı olmadığı, DNA’larımızda bulunduğu şeklindeki bulguları desteklemektedir.
Az sayıda insanın yaşamlarını kronotipleri ile düzenleme lüksü bulunmaktadır. Roenneberg şunu diyor: “eğer patronunuzu, vücut sıhhatininizin daha geç bir saatte işe başlamayı gerektirdiği konusunda ikna edemiyorsanız, dışarıda daha fazla zaman geçirin.” Güneş ışığı almak kronotiplerin çoğunu daha erken uyumaya sevk eder. Gün ışığından yararlanma saatinin sona ermesini bekleyin. Yaz saati uygulaması tipik olarak tüm kronotiplerde uykuyu bozar. Bu saat sona erdiğinde herkes daha iyi uyur.
* Bu makale 20 Ekim 2013 tarihinde The New York Times Magazine’de yayınlanmıştır.
Doç. Dr. Halil Coşkun
OBEZİTE AMELİYATLARINDA MORTALİTE (ÖLÜM) RİSKİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Son yıllarda obezite tedavisinde cerrahi yöntemlerin sayısında gittikçe artış görülmektedir. Özellikle cerrahi sonrası elde edilen sonuçların diğer tedavi yöntemlerine göre daha başarılı ve uzun dönemde daha fazla kilo kaybı sağlamış olması bu artışın en önemli sebeplerindendir.
Bununla birlikte cerrahi tedavi uygulamalarında bu ameliyatların oluşturacağı riskler en önemli kaygı sebeplerinin başında gelmektedir. Özellikle şişman bir kişinin ameliyat sonrası ciddi sorunlar yaşaması ve hatta ölüm riskinin bulunabilmesi negatif bakış açısının en önemli sebebidir.
Çoğu zaman hastalarımın bana ameliyatlar hakkında sordukları en önemli soru; böyle bir ameliyat dan sonra hayati tehlikenin o l u p o l m a d ı ğ ı , b u k o n u d a b i r g a r a n t i n i n v e r i l i p verilemeyeceğidir.
Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki, hiçbir ameliyat türü için garanti verilemeyeceğidir. Obezite ameliyatlarında kişiye uygulanan yöntemden daha ziyade obez bir bireyin sahip olduğu yüksek kilo değeri (obez, morbid obez, süper morbid obez gibi) ve bununla birlikte yandaş hastalıkların bulunması (hipertansiyon, şeker hastalığı, damar hastalığı v.d.) genel anestezi açısından zaman zaman oldukça riskli pozisyonlar yaratmaktadır. Çoğu zaman ameliyat olan kişilerde yaşanan problemlerin temelinde obeziteye bağlı bu metabolik rahatsızlıkların negatif etkileri bulunmaktadır.
Bu konuya daha bilimsel yaklaşmak ve daha net sonuçlar vermek için sizlerle aşağıda dünyanın en iyi dergilerinde yayımlanmış makaleleri kısaca özetleyerek bu konuya açıklık getirmeye çalışacağım.
Dimick JB ve arkadaşları 2004 yılında JAMA dergisinde (The Journal of the American Medical Association) obezite ameliyatlarının haricinde 7 önemli ameliyat türünün mortalite (ölüm) oranlarını karşılaştırmıştır. Sırasıyla mortalite oranları; Büyük Damar Ameliyatları (aort anevrizması) %3.9, Kalp Bypass Ameliyatları (CABG) %3.5, Beyin Cerrahisi Ameliyatları (kraniotomi) %10.7, Yemek Borusu Ameliyatları (özefagus rezeksiyonu) %9.1, Ortopedi Ameliyatları (kalça protezi cerrahisi) %0.3, Pankreas Ameliyatları (pankreas cerrahisi) %8.3, Çocuk Kalp Ameliyatları (pediatrik kalp cerrahisi) %5.4 dür.
Bu çalışmaya ek olarak 2007 yılında LasVegas da düzenlenen SAGES (The Society of American Gastrointestinal and Endoscopic Surgeons) kongresinde Amerikan Bariatric (Obezite) Cerrahi Derneği (ASBS) başkanı Prof. Philip Schauer tarafından 176 Obezite Cerrahi Merkezinde ki 55.567 hastanın Mortalite
Database Sonuçları açıklanmıştır. Hastanede yatış anında mortalite oranı %0.14, ilk 30 günde %0.29, ilk 90 günde %0.35 olarak bulunmuştur.
Morino ve arkadaşları da 2007 yılında Annals of Surgery dergisinde 13.871 obezite ameliyatı geçirmiş hasta grubunu incelemiş ve uygulanan ameliyat tiplerine göre mortalite (ölüm) oranlarını tespit etmiştir. Bu çalışmada 6122 hastaya ASGB (Mide Bandı-Kelepçesi), 4215 hastaya VBG (Vertical Band Gastroplasty), 1106 hastaya GB (Gastric Bypass), 1988 hastaya BPD (Bliopankreatik Diversiyon), 303 hastaya Bliointestinal Bypass, 137 hastaya da değişik girişimlerde bulunulmuştur.
Genel ve ameliyat tiplerine göre mortalite oranları; Mide Bandı-Kelepçesin de %0.1, Vertikal Band Gastroplasty de %0.15, Gastric Bypass da %0.54, Biliopankreatik Diversiyon da %0.8, tüm ameliyat tipleri genel olarak değerlendirildiğinde genel ortalama %0.25 olarak bildirilmiştir.
Sonuç olarak; yukarıdaki çalışmalarda da görüldüğü gibi obezite ameliyatlarında genel mortalite (ölüm) oranı %1’in altında bulunmaktadır. Hastaların bu tarz ameliyatlarda sorun yaşamamaları ve iyi sonuçlar elde edilebilmesi için konusunda uzmanlaşmış hekimlere ve merkezlere baş vurması önem arz etmektedir.
Doç. Dr. Halil Coşkun Referanslar
Dimick JB, Welch HG, Birkmeyer JD. Surgical mortality as 1.
an indicator of hospital quality: the problem with small sample size. JAMA. 2004 Aug 18;292(7):847-51. PMID:
15315999 [PubMed - indexed for MEDLINE]
Prof. Philip Schauer SAGES Congress 2007, Las Vegas, USA 2.
Morino M, Toppino M, Forestieri P, Angrisani L, Allaix 3.
ME, Scopinaro N. Mortality After Bariatric Surgery:
Analysis of 13,871 Morbidly Obese Patients From a National Registry. Ann Surg. 2007 Dec;246(6):1002-1009.
PMID: 18043102 [PubMed - as supplied by publisher]
DİYETİNİZE SOSYAL MEDYAYI ORTAK EDİN!
Obezite, bütün dünyada yarım milyardan daha fazla obez yetişkin ile küresel bir sağlık krizi haline geldi. Obezite hastalığı, kardiovasküler hastalıklar ve diyabet gibi kronik hastalıklar riskini bütün dünyada hızla artırıyor.
Çevrimiçi kilo yönetimi programları çok sayıda insana nasıl kilo vereceklerini anlatabilir. Oysa bu çevrimiçi toplulukların etkisi fazla bilinmiyor.
Yeni bir araştırmaya göre, kilo vermeye çalışan kişilerin kendileri gibi benzer öyküyü yaşayan kişilerle daha fazla bağlantıları varsa, kilo vermekte daha başarılı oldukları belirtildi. Araştırmacılara göre bu bulgu; sosyal ağların obeziteyle mücadeleye katkısının yadsınamaz olduğu yönünde.
Çalışmada, bilim insanları uluslararası bir çevrimiçi kilo yönetimi programına katılan 22,400 kişiyi incelediler.
Programa en az altı ay süreyle katılan ve çalışma süresince kilo verirken kaydettikleri aşamayı en az iki kere ilan eden yaklaşık 5,400 kişi üzerinde yoğunlaştılar.
Hedefe odaklanmak da bir yöntem!
Araştırmacılar, kişinin kilo vermesiyle bağlantılı en önemli faktörün kişinin sosyal ağlara katılım seviyesi olduğunu anladılar. Altı aydan sonra, çevrimiçi toplulukta hiç arkadaşı olmayan kişiler, vücut ağırlıklarında yüzde 4.1 azalma gördüler. Diğer yandan, iki ila dokuz arkadaştan oluşan
gruplar vücut ağırlıklarında yüzde 5.2 azalma gördüler. Ağdaki yaklaşık 1500 üyeden meydana gelen ve en büyük gruplarda olan kişiler, vücut ağırlıklarında yüzde 6.8 azalma gördüler.
Sosyal ağ ile derin bağlantıları olanlar “sadece çok sayıda arkadaşı olmakla kalmayıp, her birinin arkadaşının da çok sayıda arkadaşı olan kişiler” vücut ağırlıklarında yüzde 8.3 bir azalma yaşadılar.
Tarragona İspanya’daki Rovirai Virgili Üniversitesi’nde bilgi sayımsal yöntemleri kullanarak sosyal sistemleri araştıran önde gelen bir araştırmacı yazar olan Julia Poncela-Casasnovas
“sosyal bağlılığın insanların ulaşmak istedikleri herhangi bir hedefle ilgili olması çok mantıklı” diyor. “Bir tür sosyal desteğiniz varsa, bu davranış değiştiren çabalardan herhangi birinin başarıya ulaşma şansını da artırmaktadır.”
Bir süredir kişilerin bir araya geldikleri destek gruplarının ve müdahalelerin obezite sorununa yardımcı olduğu biliniyordu ama bir çevrimiçi sistemin neler başarabildiği daha önce hiç kanıtlanmamıştı.
Kilo kaybıyla ilgili mücadelenize sosyal medyayı ortak edip, çevrimiçi destek alarak ilerlemek yalnız olmadığınızı hissettirecek, moral ve motivasyonunuza direkt katkıda bulunacak ve sizi başarıya daha sağlam adımlarla taşıyacaktır.
DOÇ. DR. HALİL COŞKUN (Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı) twitter.com/drhalilcoskun
06/03/2015 tarihli AKŞAM Gazetesi makalesidir.
http://www.aksam.com.tr/saglik/diyetinize-sosyal-medyayi-ortak -edin/haber-386899