• Sonuç bulunamadı

Çılgın Türkler Kıbrıs Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Bakış A Critical Review of theBook, Çılgın Türkler Kıbrıs

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Çılgın Türkler Kıbrıs Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Bakış A Critical Review of theBook, Çılgın Türkler Kıbrıs"

Copied!
36
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

HistoryStudies: International Journal of History ISSN: 1309 4173 (Online)1309 - 4688 (Print)

Volume 4 Issue 2,p. 407-442, July 2012

Çılgın Türkler Kıbrıs Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Bakış

A Critical Review of theBook, Çılgın Türkler Kıbrıs

Doç. Dr. Ulvi KESER Atılım Üniversitesi

Kıbrıs adası tarihin her döneminde sorunlar, göçler, istilalar ve kargaĢa adası olarak anılmıĢtır. Adanın kaderinin bu Ģekilde çizilmesinin altında yatan en önemli etken ise Doğu Akdeniz‟de sahip olduğu stratejik pozisyondur. Durum böyle olunca 1878 yılında adayı Osmanlı Ġmparatorluğu‟ndan sözde kiralayan Ġngiltere 16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasına rağmen buradaki iki özerk üssü vasıtasıyla adadan vazgeçmemiĢ ve günümüze kadar askeri varlığını korumaya devam etmiĢtir. Aynı Ģekilde Akrotiri ve Episkopi üsleri çerçevesinde Echelon dinleme üslerinin ve Amerikan dinleme istasyonlarıyla Amerikan deniz piyadelerinin de burada konuĢlandığı göz önüne alınacak olursa durum daha net ortaya çıkar. Birinci Dünya SavaĢı sürecinde Çanakkale cephesinden getirdiği Türk savaĢ esirlerini Gazi Mağusa yakınlarındaki Caraolos Esir Kampı‟nda tutan Ġngiltere ile aynı bölgeye çok yakın bir noktadaki Monarga‟da dünyanın dört bir yanından kandırarak, ikna ederek veya maaĢa bağlayarak topladığı Ermeni Doğu Lejyonu (LegionD‟Orient) için askeri kamp açan ve 30 Ekim 1918 sonrasında Çukurova bölgesini iĢgal eden Fransız üniformalı Ermenileri burada yetiĢtiren Fransa‟nın stratejilerinde bugün de bir farklılık yoktur. Fransa‟nın Charles de Gaulle uçak gemisinin yakın zamana kadar Güney Kıbrıs‟ta demirlemiĢ olduğu da göz ardı edilmemelidir. Avrupa Birliği‟nden NATO ve eski Fransa CumhurbaĢkanı Nicholas Sarkozy‟nin sürüklediği sinsi Akdeniz Ġçin Birlik Projesi‟ne kadar çeĢitli organizasyonların da merkezinde yer alan Kıbrıs adası böylece Kıbrıs Türklerinin de dâhil olduğu tam bir cadı kazanı haline gelir. Özellikle 1571–1878 süreci sonrasında adanın el değiĢtirmesiyle Kıbrıs Türklerinin hürriyet mücadelesi ve Anadolu özlemi de ayrı bir anlam taĢır. Turgut Özakman tarafından kaleme alınan “Çılgın Türkler Kıbrıs” kitabı da “Kıbrıs‟ın fethinden günümüze kadarki çarpıcı olayları, direniĢ destanlarını, Kıbrıs‟ın özellikle son 100 yıllık Milli Mücadele‟sini ve BarıĢ Harekatı‟nı bir bütün olarak yine belge-roman tarzında” ele almaktadır.

Bu çalıĢma kapsamında Bilgi Yayınevi tarafından Mart 2012 tarihinde ilk basımı yapılan 460 sayfalık bu kitap irdelenecektir.

(2)

Çılgın Türkler Kıbrıs Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Bakış 408

Turgut Özakman ve Çalışmaları

1930 Ankara doğumlu olan Turgut Özakman Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Devlet Tiyatroları, TRT ve Radyo-Televizyon Yüksek Kurulu‟nda çeĢitli görevler yapmıĢ, Türk kültür ve sanat hayatına yaptığı değerli katkılar ve hizmetlerden dolayı birçok üniversite tarafından ve devletin en üst kademelerinden üstün hizmet ödülleri ve fahri doktora unvanları almıĢtır. Turgut Özakman ayrıca Dr. Rıza Nur Dosyası, Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele; Yalanlar, YanlıĢlar, Yutturmacalar, 1881–1938 Atatürk, KurtuluĢ SavaĢı ve Cumhuriyet Kronolojisi, 19 Mayıs 1919 Atatürk Yeniden Samsun‟da, Dersimiz Atatürk kitaplarının ve bir üçleme dizisi olarak yayımlanıp çok büyük ilgi gören ve toplam 623 baskı yapan DiriliĢ-Çanakkale 1915, ġu Çılgın Türkler, Cumhuriyet-Türk Mucizesi (1) ve Cumhuriyet-Türk Mucizesi (2) eserlerinin yazarıdır.

Çılgın Türkler Kıbrıs ve Vahim Hatalar

Yakın dönemde özellikle Osmanlının yıkılma süreci ve Millî Mücadele dönemini konu alan ve kiĢisel anılarla bezendirilerek dönemi anlatan romanlar da yazılmaya baĢlanmıĢtır.Hıfzı Topuz‟un Gazi ve Fikriye (2001) ve Çamlıca‟nın Üç Gülü (2002), Buket Uzuner‟in Gelibolu (2001), Turgut Özakman‟ın 19 Mayıs 1919 (2002–2003) ve ġu Çılgın Türkler (2006), Yılmaz Karakoyunlu‟nun Üç Aliler Divanı (1991), Kemal Anadol‟un Büyük Ayrılık (2003), Funda Kalaycıoğlu‟nun Nüveyre; Yüzyılın Masalı (2004), NermidilErnerBinark‟ın ġakir PaĢa KöĢkü (2000), Nihal Yeğinobalı‟nın Cumhuriyet Çocuğu (2005), AyĢe Kulin‟inFüreya (2000), Gülseren Engin‟in Yorgun Yaralı (2004) romanları bu türün örneklerindendir.

Özellikle 1990‟lı yıllardan baĢlayarak tarihî süreci iĢleyen bu anı-romanlarda tarihî karakterler son derece ön plana çıkartılarak olay kurgusu neredeyse tamamıyla onların ağzından okuyucuya aktarılır. Öte yandan özellikle bu romanlarda gerçek kiĢileri romanda anlatıldığı kimlikleri ile okuyucuya aktarmanın bazı sıkıntılar yaratacağı da açıktır. Edebiyat kurgusu içerisinde ele alınmıĢ bir çalıĢmada gerçek karakterlerin tarihî olayların içinde boğulması ve yazarın bu kiĢiler ve olaylar konusunda kendi yargılarını ve olumlu veya olumsuz düĢüncelerini okuyucuya aktarması çok dikkatli davranılması gereken hassas bir noktadır. Öte yandan anı-romanlarla ilgili olarak verilebilecek istisnaî örnek ise Ġlhan Selçuk‟un YüzbaĢı Selahattin‟in Romanı isimli iki ciltlik eseri olur. Bu kitabın anı mı yoksa roman mı olduğu konusunda Selçuk‟un kendisinin bile çekinceleri vardır.1 Bu dönemle ilgili kaleme alınan eserler genellikle 1919 öncesi devreyi gösteren romanlar, doğrudan Millî Mücadele konusunda yazılan romanlar, özellikle cephelerde ve cephe gerisinde yaĢananları betimleyen romanlar ve 1923 sonrasını iĢleyen romanlar olarak da değerlendirilebilir. Halide Edip gibi bazı yazarlar bu dönemde yaĢadıklarını bizzat kaleme alırlarken büyük bir kısmı ise dönemle ilgili yarattıkları sembolleri veya kahramanları ön plana çıkartmak suretiyle bu mücadelenin bir kısmını veya tamamını yansıtmaya çalıĢırlar. Bu aĢamada birbirinden etkilenen ve neredeyse aynı temayı iĢleyen romanlara da rastlamak mümkündür. Sadece bir tarihî olayı sayfalarına yansıtan yazarlar olduğu gibi tarihî süreci de gözler önüne seren ve dünle bugün arasında bir köprü kuran, bugün karĢılaĢılan sorunlara göndermelerde bulunan, ayrıca söz konusu tarihî sürecin nedenleri, nasıl oluĢtuğu ve geliĢtiği konusunda okuyucuyu aydınlatan Attila Ġlhan gibi yazarlar da bulunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Ġlhan‟ın Halide

1 Ġlhan Selçuk, YüzbaĢı Selahattin‟in Romanı, Cumhuriyet Kitapları, Ġstanbul, Aralık 2005,s. 5-8.

(3)

Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi yazarlardan ayrıldığı, dönemi kısıtlı bir zaman dilimi içerisinde iĢlemediği ve olayların arka planlarına da bakarak Millî Mücadele dönemini romanları için bir fon oluĢturduğu ve olayları bu fon önünde kurguladığı görülebilir. Ġlhan‟a paralel olarak son derece kapsamlı bir süreci iĢleyen akıcı belgesel roman niteliğinde yazan bir baĢka edebiyatçımız da Hasan Ġzzettin Dinamo ve 3400 sayfalık devasa romanı Kutsal Ġsyan olur. Bu dönemle ilgili romanlardaki kahramanlar da çeĢitlilik göstermekle beraber genellikle dönemi yansıtan tipik karakterlerdir. Bu bağlamda roman kahramanları genellikle mücadele yanlıları veya çıkarcı, iĢbirlikçi, Ġttihat ve Terakki karĢıtı veya Hürriyet ve Ġtilaf Partisi taraftarı, öğretmen, paĢazade, hemĢire, Anadolu köylüsü, zabit gibi karakterler olarak karĢımıza çıkar. YaĢanılan dönem ġevket Süreyya Aydemir‟in de belirttiği üzere “eĢraf, ayan, ulema ve mütehayyızanların” devridir. Bu romanlar esasında saltanatı, gücü, iktidarı temsil eden Ġstanbul ile “Düvel-i Muazzama‟ya kafa tutan, mazlum ve yoksul Ankara‟nın da”2 hikâyesidir. Bu durum doğaldır ki okuyucuyu da olayların içerisine çeker ve onu bitaraflıktan alarak doğal olarak taraf yapar.

Öte yandan Turgut Özakman tarafından kaleme alınan ve Türkiye Üçlemesi olarak adlandırılan serinin dıĢında bu araĢtırmaya konu olan Çılgın Türkler-Kıbrıs kitabı da belge- roman olarak adlandırılmaktadır. Yazar kitabın sonunda istifade ettiği kaynaklarla ilgili bir

“SeçilmiĢ Kaynakça” vermesinin ötesinde çalıĢmasında gerek gördükçe dipnotlara müracaat etmekte ve hem referans gösterdiği kaynaklarla ilgili bilgi vermekte hem de ilave açıklamalarda bulunmaktadır. Bu bağlamda belge-roman türünün Türk Edebiyatı açısından da yeni bir tür olduğu söylenebilir. Yazar 1570 yılında baĢlattığı ve 2004 Annan Referandumu sürecine kadar getirdiği Kıbrıs tarihiyle ilgili olaylar zincirini kitabında Birinci Bölüm (1570–

1923), Ġkinci Bölüm (1923–1938), Üçüncü Bölüm (1939–1960), Dördüncü Bölüm (1960–

1969), BeĢinci Bölüm (1970–14 Temmuz 1974) ve Altıncı Bölüm (15 Temmuz 1974–16 Ağustos 1974) olarak bölümlere ayırarak aktarır ve kitabın Önsöz kısmında da 21 Aralık 1963 Kanlı Noel‟i sonrasında Ankara Radyosu‟nda görevliyken ilk defa Kıbrıs‟a gittiğini de belirtir.

Yazarın kitabın 54. sayfasında Yunanistan‟da yaĢanan Büyük Açlık Dönemi konusunda verdiği “Dumlupınar (gemisi) 13–16 yaşları arasında 1.000 kadar hasta Yunanlı çocuğu da İstanbul‟a getirir ve bu çocuklara savaşın sonuna kadar Türkiye‟de bakılır.” ifadesi doğru değildir.3 Türkiye‟nin Yunanistan‟a yardım faaliyetleri sadece gıda yardımı ve insani yardım malzemeleriyle sınırlı değildir ve KurtuluĢ ve Dumlupınar vapurlarıyla yapılan yardım faaliyetlerine ilaveten o günlerde Yunan hükümetinden gelen teklif üzerine en az 1.000 Yunan çocuğun Türkiye‟ye getirilmesi kararlaĢtırılır. Yetersiz beslenme ve açlıktan en çok etkilenen Yunan çocukların Türkiye‟ye getirilmesi konusunda Türkiye‟den yardım teklifi ilk olarak Yunanistan Sağlık Bakanı K. Logotetopoulos‟un 10 ġubat 1942 tarihinde Türkiye‟nin Pire BaĢkonsolosluğu‟na yaptığı yazılı müracaatla gelir.4 Prensip olarak Türkiye tarafından da kabul edilen ve Ġstanbul‟a getirilmeleri planlanan ve sayısı Türk hükümeti tarafından tespit edilecek olan ve Ġstanbul‟da kendi akrabaları yanında

2 Ġlhan Selçuk, a.g.e., s. 529.

3 Ayrıntılı bilgi için bkz. Ulvi Keser, Yardım Et KomĢu, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Yay., Kasım 2005, Ankara. Ulvi Keser, Yunanistan‟ın Büyük Açlık Dönemi ve Türkiye, IQ Yay., 2008, Ġstanbul ve Ulvi Keser, Kızılay Belgeleri IĢığında Yunanistan‟da Ölüm, Açlık, ĠĢgal 1939-1949, Kızılay genel Müdürlüğü, 2010, Ankara

4 BaĢbakanlık Cumhuriyet ArĢivi (BCA).030.10.178.227.11.

(4)

Çılgın Türkler Kıbrıs Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Bakış 410 misafir edilecek çocuklarla ilgili olarak Türk DıĢiĢleri Bakanlığı‟nın düĢündüğü çocuk sayısı ise 1.000 olur ve hükümete de bu Ģekilde bir öneri götürülür. DıĢiĢleri Bakanlığı tarafından teklif edilen ve BaĢbakanlık tarafından da derhal kabul edilen 1.000 Yunan çocuğunun Türkiye‟ye getirilmesi konusuyla ilgili olarak derhal çalıĢmalara baĢlanır ve hemen arkasından bu çocukların Pire‟den Türkiye‟ye getirilmeleri için UlaĢtırma Bakanlığı tarafından bir de vapur tahsis edilmesi kararlaĢtırılır.5Dumlupınar gemisiyle Yunanistan‟a yardım götürmekte olan Kızılay delegesi Saim Ġ. Umar ise yaĢları itibarıyla 1.000 kadar küçük çocuğun yolcu nakline tahsis edilen –muhtemelen Dumlupınar - gemideki sınırlı sayıdaki birinci ve ikinci sınıf kamara ve salonlarda 3–4 defada dahi olsa taĢınmalarının hava Ģartları, geminin imkân ve kabiliyeti, çocukların yaĢları ve içinde bulundukları sağlık Ģartları ve fizik güçleri gibi pek çok sebeple mümkün olmadığını belirtir.6Dumlupınar gemisinin üçüncü seferi sırasında da aynı konuyla ile ilgili görüĢmeler yapan Kızılay delegeleri Saim Ġ. Umar ve Feridun Demokan, Yunan Kızılhaç TeĢkilatı‟nın “bu çok âlicenap hareketi Ģükran ve minnetle karĢılamakla beraber bu iĢin çocukları mahallinde iaĢe Ģeklinin”7 daha uygun olacağı yönündeki düĢüncelerini alır ve bu doğrultudaki mektup ve raporlarını da Türkiye‟ye getirir. Bu arada ilk günlerde her türlü yardıma hazır olduğunu belirten Ġstanbul Ellen Birliği daha sonra bütün vaatlerinden vazgeçer ve birkaç parça giyim eĢyasıyla bu yardım faaliyetlerine sözde destek olacağını açıklar.8Türkiye bir yandan Ġstanbul, Ġzmir ve Kayseri gibi Ģehirlerde bu çocuklar için yer ararken bir yandan da çocukların bakımı, sağlık sorunları ve gelecekleri konusunda da hummalı giriĢimlerin içindedir; ancak daha sonra Yunan Kızılhaç‟ının „Millî anane ve terbiye sistemlerine uygun olmadığı gerekçesiyle‟9 ve „lisan, muhit ve ayrılma bakımından‟10 çocukların yurtdıĢına çıkartılmaması yönündeki müracaatı üzerine çocukların ülke dıĢına çıkartılmasına pek sıcak bakılmaz. Yunanistan Kızılhaç yetkilileri tarafından 4 Mayıs 1942 tarihinde Türkiye‟ye, 16 Nisan 1942 tarihinde de Ġtalyan Kızılhaç yetkililerine bu konuyla ilgili son durum ayrıca bildirilir.11 Öte yandan aynı günlerde Beynelmilel Kızılhaç Cemiyeti de bir açıklama yapma gereği duyar ve 1.000 Yunan çocuğun Türkiye‟ye gönderilmemesi konusundaki kararın kendilerinden değil Yunan Kızılhaç Cemiyeti‟nden çıktığını ve bazı Türk gazetelerinde bu konuyla ilgili olarak yanlıĢ haberler bulunduğundan bu açıklamanın yapıldığını belirtir.12

Yazarın sayfa 64 ve dipnot 69‟da EOKA lideri Georges Grivas‟la ilgili verdiği yanlıĢ olmamakla eksiktir ve bu eksiklik gerek Grivas gerekse Yunanların ve Rumların Megali Ġdea

5 Kızılay Genel Müdürlüğü ArĢivi (KGMA). K. No. 2599, D. No. 1942/9–4. Kızılay Cemiyeti Genel Merkezi tarafından Ġstanbul Depo Mümessilliğine gönderilen 16 ġubat 1942 tarih ve 2893 sayılı telgraf.

6 KGMA. K. No. 2660, D. No. 1945–1953/9–4. Sıhhat ve Ġçtimai Muavenet Vekâleti tarafından Kızılay Cemiyeti Umumi Merkezi BaĢkanlığına gönderilen 3 Mart 1942 tarih ve 4592 (4388) sayılı yazı.

7 KGMA. K. No. 2599, D. No. 1942/9–4.Kızılay Yunanistan‟a Yardım Heyeti delegesi Saim Ġ. Umar tarafından Kızılay Cemiyeti Genel Merkezine gönderilen 7 Mayıs 1942 tarih ve 10 (9362) sayılı yazı.

8 KGMA. K. No. 2599, D. No. 1942/9–4.Ġstanbul Ellen Birliği tarafından Kızılay Cemiyeti Yüksek Ġstanbul Mümessilliğine gönderilen 22 Mart 1942 tarih ve 1050 sayılı yazı.

9 Ġkdam, 31 Mayıs 1942

10 Vakit, 27 Mayıs 1942

11 KGMA. K. No.2697, D. No. 1942/13–1 c. Kızılay Cemiyeti Umum Müdürlüğü tarafından Hariciye Vekâleti Yüksek Makamına gönderilen 13 Mayıs 1942 tarihli ve 7740/321 sayılı resmi yazı.

12 KGMA. K. No.2697, D. No. 1942/13–1 c. Beynelmilel Kızılhaç Cemiyeti tarafından Kızılay Cemiyeti Genel BaĢkanlığına gönderilen 7 Temmuz 1942 tarih ve G.69. G. 3/40 a (15228) sayılı yazı

(5)

düĢüncesinin ne anlama geldiğini gölgelemektedir. Yunan iç savaĢı öncesinde Alman iĢgaliyle beraber ortaya çıkan isimlerden birisi de Grivas olur.Megali Ġdea doğrultusunda Kıbrıs‟ı Yunanistan‟a bağlamak amacıyla kurulan EOKA örgütünün lideri YorgosTheodorosGrivasesasında Kıbrıs asıllı emekli bir Yunan subayıdır. Londra ve Zürih AntlaĢmaları sonrasında Atina‟ya döndüğünde emekli bir subay olmasına rağmen rütbesi Yunan Parlamentosu tarafından alınan bir kararla korgeneralliğe yükseltilir. 1950‟li yıllarda Kıbrıs‟a gelen Grivas‟ın deyimiyle adayı yönetenlerin yıllar boyunca “sessiz bir kadın köle”

olarak gördükleri adayı kurtarma zamanı gelmiĢtir.13Kıbrıs‟ta yaptığı faaliyetler sonrasında Yunan Genelkurmayı tarafından Korgeneral rütbesiyle ödüllendirilen ordusuz bir General olan ve formalite icabı sadece dokuz günlük bir hizmetten sonra Yunan Kralı tarafından Üstün Cesaret ve Üstün Hizmet madalyalarıyla taltif edilen Grivas, Anadolu‟nun Yunanlarca iĢgal edildiği dönemde Yunan ordusunda teğmen olarak görev yapmıĢ, gerilla harbini çok iyi bilen ateĢli bir Yunan milliyetçisidir. Özellikle 15 Mayıs 1919 sonrasında Anadolu topraklarında geçirdiği zaman gerilla taktikleri konusunda Grivas‟a teknik ve taktik bağlamında çok büyük tecrübeler kazandırır.1920‟lerin baĢında Yunan ordusunda teğmen rütbesiyle görevliyken Grivas, Anadolu‟da Yunan cephesinin gerilerinde görev yaparak Yunan ikmal hatlarına büyük zararlar verdirten küçük Türk müfrezelerini gözlemleyerek gerilla harbinin temellerini öğrenir.

Hatıralarında “Gerilla harbinin tadına ilk defa bu dağlık bölgede vardım ve burada bu harbin sağladığı olanakları tanımaya baĢladım. Yalnızca tüfeklerle donatılmıĢ gayri nizami bu grubun mevzileri topçu ateĢimiz altına alındığı halde, büyük bir kolaylıkla tam bir gün bölgeyi tuttuğunu görmek beni hayran bırakmıĢtı.” diyen Grivas Yunanistan‟ın Anadolu‟daki yenilgisini “zekâsı ve sebatkârlığına” bağladığı Mustafa Kemal Atatürk‟e hasetle karıĢık bir hayranlık da duymaktadır. Grivas‟ın Yunanistan‟da ilk olarak ortaya çıkması kurduğu X isimli faĢist bir örgütle olur. Yunanistan Kralı II. Georgios‟un en fanatik destekçisi konumundaki Atina merkezli örgütün sembolü üzerinde bir kraliyet tacı bulunan X iĢaretidir. Söz konusu örgüt 1941 yılında kurulmasına rağmen 1943 yılına gelinceye kadar son derece önemsiz ve pek de bilinmeyen bir örgüt olarak kalmıĢtır. Komünist EAM örgütüne katılması yönünde kendisine yapılan teklifi reddeden Grivas daha sonraki günlerde Alman iĢgal kuvvetleriyle irtibat kurmaya çalıĢmıĢ ve kendi ülkesini iĢgal eden FaĢist Almanlara iĢbirliği teklifinde bulunmuĢtur. Grivas‟ın Almanlarla irtibata geçme konusundaki bu giriĢimleri Almanların takındığı umursamaz tavır nedeniyle bir sonuç vermez ve böylece Grivas, “iĢbirlikçi damgasından tutarlılığı nedeniyle değil, Almanların ilgisizliği yüzünden”14 kurtulmayı baĢarır.

En basit Ģekliyle kendi ülkesine ihanet eden Grivas cezalandırılmadığı gibi ilginç olan nokta Yunanistan Ordu Bakanlığı tarafından 1951 yılında X örgütü Alman iĢgal güçlerine karĢı mücadele eden bir direniĢ örgütü olarak kabul edilir ve üyeleri de ödüllendirilir. Grivas‟ın neden cezalandırılmadığı ve aksine neden ödüllendirildiği sorusu ise cevabını birkaç yıl sonra Yunanistan‟ın Kıbrıs‟ta kurdurduğu EOKA teĢkilatının baĢına Grivas‟ın geçirilmesiyle cevaplandırılmıĢ olur. Megali Ġdea düĢüncesi Yunanlar için öylesine baskın bir saplantı halindedir ki Megali Ġdea doğrultusunda kendi ülkesine ihanet eden Grivas‟ı bileböylece affetmiĢlerdir.

Yazarın sayfa 66‟da belirttiği “Grivas Yunan hükümetinden izin alarak 9 Kasım 1954‟de gizlice adaya çıktı.” cümlesindekitarih hala belli değildir. Çünkü EOKA lideri Grivas

13 KTMA, EOKA Bildirileri Dosyası No.1318 ve 1319.

14MakariosDruĢotis, Karanlık Yön EOKA, Galeri Kültür Yay., LefkoĢa, 2005, s. 19.

(6)

Çılgın Türkler Kıbrıs Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Bakış 412 önce Rodos adasına, buradan da St. George isimli tekneyle15 10 Kasım 1954 tarihinde16gizlice adaya gelir ve „Dighenis Burada/Akritas Burada‟ parola ve iĢaretiyle adaya çıktıktan sonra Digenis17 kod adıyla yayımladığı bildirilerde amaçlarının Enosis fikrini gerçekleĢtirmek olduğunu, bu doğrultuda Ġngilizlerle Türkleri düĢman kabul ettiklerini ve düĢmanlarının her ne pahasına olursa olsun bertaraf edileceğini açıklar.

Yazarın sayfa 67‟de “Birkaç Rumlaşmış Türk dışında Türkleri Enosis‟e razı etmek imkânsızdı.” cümlesinde belirttiği türden 1955 yılı itibarıyla Kıbrıs adasında RumlaĢmıĢ Türk söz konusu değildir. Koççina olarak bilinen Erenköy gibi dağ köylerinde Rumca konuĢan Kıbrıs Türkleri söz konusudur; ancak RumlaĢmıĢ Türk yoktur.

Yazarın sayfa 68‟de Makarios‟laGrivas arasında geçen konuĢma olarak verdiği EOKA eylemlerinin ne zaman baĢlayacağı konusunda 1 Nisan 1955 günü üzerinde anlaĢtıkları izlenimi yanlıĢtır. Grivas bu kararı Makarios‟un onayını almadan vermiĢtir. Çünkü önce AyiosGeorghios gemisinin Baf yakınlarında adaya EOKA adına silah boĢaltırken yakalanması ve ardından Ġngiliz istihbaratının EMAK ile ilgili bilgilere ulaĢması ve ardından adada bir Ģeyler olacağı yönünde istihbarata ulaĢılmasının ardından 1 Nisan 1955 günü EOKA giriĢtiği eylemlerle varlığını ilk defa deĢifre eder. Makarios‟la 25 Mart18 akĢamı mı yoksa 1 Nisan akĢamı mı olsun tartıĢmalarından sonra19 o gece Kıbrıs'ta yer yerinden oynar, Gece 03.00‟de elektrikler kesilir, daha sonra da bombalar patlar, makineli tüfekler rastgele ölüm saçar, çeĢitli iĢyerleri, Ġngiliz bankaları havaya uçurulur. Genel Valilik, MüsteĢarlık Dairesi, Wolseley KıĢlası‟nda bulunan Ortadoğu Ġngiliz Kara Kuvvetleri Genel Karargâhı ve radyo istasyonu da patlamalardan nasibini alır. Ġngilizlerin o gün içindeki zararları yaklaĢık olarak 60.000 Sterlin civarındadır.20EOKA tedhiĢ örgütünün en eli kanlı elemanlarından olan MarkosDragos ve dört

15 DerviĢ Manizade, Kıbrıs Dün Bugün Yarın, KTKD Ġstanbul bölgesi Yay., Ġstanbul, 1975, s. 174.

16Grivas‟ın adaya geliĢ tarihi konusunda bazı belirsizlikler vardır. ByfordJones bu tarihin büyük ihtimalle 9 Kasım olabileceğini belirtmekle beraber Makarios‟un bu tarih konusunda ısrarla 24 Ekim‟den bahsettiğini belirtir. ByfordJones ayrıca Grivas‟ın 13 Kasım tarihinde Khlorakas köyünde bir gece okulunun açılıĢını yaptığını dolayısıyla 9 Kasım tarihinin daha uygun göründüğünü belirtir.

ByfordJones, GrivasandTheStory Of EOKA, Robert Hale Limited Yay., Londra, 1959, s.128.

17 Yunan döneminin efsanevi halk kahramanı Digenis kod adını“Nom de Guerre”ġövalye ve asillerin harp için aldıkları takma isim” olarak alan Grivas eylemlerine böylece baĢlayacaktır.

18 Adaya gizlice gelmesinden sonra 10 Ocak 1955 tarihinde Makarios‟la bir görüĢme yapan Grivas burada eylemlere baĢlamak için daha erken bir tarih isterken, Makarios ise 25 Mart tarihini uygun gördüğünü açıklar. Bunun üzerine Grivas harekete geçmelerinin ertelenmesinde bazı sıkıntılar bulunabileceğini belirtir ve bir an önce eyleme geçmek ister.; “...1-Harekât ve faaliyetlerimizi o tarihe kadar gizli tutamamak tehlikesi ve muvaffakiyetin %90‟ını teĢkil eden sürpriz yapma imkânlarının tehlikeye düĢmesi, bütün bu hükümet daireleri muhafaza altında olmadığına, hatta askeri kamplardaki emniyet tedbirleri pek ehemmiyetsiz olduğundan geceleyin buralara kolaylıkla yaklaĢmak imkânlarını haiz olduğumuza göre hükümetin Ģimdiye kadar bize karĢı emniyet tedbirleri almamıĢ olması. 2- Pek lehimize olan bu kıĢ mevsiminin yağmur, kar ve fırtınalı havalarından istifade etmeliyiz. Aynı zamanda bütün hareket ve faaliyetlerimizi saklayacak olan gecelerin uzunluğundan istifade etmeliyiz.”Ġngiliz askerleri tarafından Trodos Dağları‟nda yapılan bir operasyon sırasında bulunan dokümanlar arasında Grivas‟a ait olan günlükler de ele geçirilir. Halkın Sesi, 28 Ağustos 1956.

19ByfordJones, a. g. e., s. 70.

20 Kıbrıs‟taki Ġngiliz idaresi tarafından basılan yıllık rapordan (Annual Report) istifade edilerek hazırlanmıĢ 3 yıllık değerlendirme raporu. Government of Cyprus, Review of Events in Cyprus 1955–

1957, LefkoĢa, 1958.

(7)

adamı radyo istasyonunu basıp içeride bulunanları etkisiz hale getirirler ve binayı havaya uçururlar. Larnaka‟da Mahkeme, Valilik ve polis karargâhı da bombalanır.21Limasol‟da ve Mağusa‟da da aynı Ģekilde patlamalar olur.22Grivas ise bütün bu olup biteni LefkoĢa‟da gizlendiği evde koruması GregorisLouka ile zevkle takip eder.23

Yazarın sayfa 71‟de belirttiği “Yakalanan birkaç teröristin duruşması sırasında EOKA‟cılar mahkemeyi bastılar. İngiliz Hâkim ve Savcı Rauf Denktaş zorlukla kaçarak canlarını kurtardılar.” ifadesi yanlıĢtır. Bağımsızlık mücadelesi veriyormuĢ gibi görünen ancak adada bulunan insanlara kan ve gözyaĢından baĢka bir Ģey vermeyen EOKA tedhiĢ hareketlerine karĢı Türkler de çeĢitli Ģekillerde tepki gösterirler ve bunu gösterebilmek için çareler aramaya baĢlarlar. Bunların baĢında da Rauf R. DenktaĢ gelmektedir;24

“...EOKA‟nın ilk ortaya çıkışı St. George kayığının yakalanmasıyla görüldü. İşte biz bütün bunları Dr. Küçük‟e aktarırdık. Dr. Küçük konsolosluk vasıtasıyla Türkiye‟ye gönderirdi. Bizim yaptığımız oydu. Savcılıkta elimize geçen bilgileri, bu gibi bilgileri verirdik. Rum başsavcısı Tornalides daha bu gemi yakalanmadan (önce) bir gün bizim odamıza geldi. Meslektaşım Rum Lauzidou bana dedi ki „Ne dersiniz be çocuklar.

Kıbrıs‟ta böyle yeraltı faaliyetleri kurulup komando hareketleri yapacak yürek var mı bizde? Böyle şey olur mu?‟ „Niye sordunuz?‟ dedik. Valilikte icra komitesi toplantısı vardı. „Bu İngilizler deli oldu.‟ dedi. „Olmaz yahu olmaz böyle şey Kıbrıs‟ta.‟ dedi. „Valla ben yapılabilir diye düşünüyorum.‟ dedim. „Nereden biliyorsun?‟ dedi. „Enosis‟i falan bilmem.‟ dedim. „Hadi canım sende. Makarios bu kadar beyanat veriyor, şey yapıyor kara sakallı‟ dedi. Yani demek ki İngilizlerin böyle bir şeyi vardı. İcra mekanizmasında meydana bunu getirdiler ve Rum danışmanlar gelip böyle bir şeyin olamayacağını söylediler ancak bir süre sonra oldu...”

1950 plebisiti sonrasında geliĢen olayları savcılıkta görevli olduğu bu dönemde daha ciddi bir gözle incelemeye alan ve geliĢmeleri anında Dr. Fazıl Küçük‟e bildiren Rauf R.

DenktaĢ, Grivas‟ın adaya gelmesi ve EOKA‟ya silah getiren teknenin yakalanması üzerine Kıbrıs Türk toplumunun karĢı karĢıya kalacağı tehlikenin büyüklüğünü görür ve avukatlık hayatına döneceği bu günlerde görevden ayrılmaktan vazgeçer ve EOKA ile ilgili istihbarat bilgilerini diğer Türk liderlerle beraber değerlendirmeye alırlar;25

“1950 plebisitinden sonra durumun daha ciddi bir hal aldığını ben savcılığa gelen raporlarda gördükçe bunları Doktor (Dr. Fazıl Küçük)‟a bildiriyordum. Bunların fazla bir etkisi olur muydu olmaz mıydı bilemem ama artık Doktor‟la irtibat halinde direniş hareketini hızlandırmaya başlamıştık. 1954‟te St. George kayığının Baf yakınlarına gelişi var. Grivas adaya sızdı, yakalandı. 1954‟te artık benim avukatlığa dönme hazırlığım var.

Çünkü artık tümüyle ilgili yasalar geçirilmiş ve kanımca memuriyetteki işim bitmişti.

Ama St. George kayığının yakalanışı ve onunla ilgili evrakların ortaya çıkışı yeni bir

21ByfordJones ise Grivas‟ın 1 Nisan gününü seçmesiyle ilgili olarak “Acaba Grivas mı salak yoksa biz mi bilemiyorum.” der. ByfordJones, a. g. e., s. 71.

22Durrell, Lawrence, Acı Limonlar; Kıbrıs -1956, Belge Yay., Ġstanbul, 1992, 202.

23Foley, Charles, Grivas, General, GuerrillaWarfare, Longman Yay.,Londra,1964,s. 33.

24 KKTC‟nin kurucu CumhurbaĢkanı merhum Rauf R. DenktaĢ ile 8 Temmuz 2003 tarihinde LefkoĢa‟da yapılan görüĢme.

25 Rauf R. DenktaĢ‟tan aktaran Erten Kasımoğlu, Eski Günler Eski Defterler, LefkoĢa, 1986, s. 43.

(8)

Çılgın Türkler Kıbrıs Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Bakış 414

durum yarattı. Artık çok büyük tehlikelerin içinde olduğumuz görülüyordu. İşte bunu anlayıp takip edecek beyin takımının bir arada olması lazımdı. Bu işe koyuldum ve zaten ortaya çıkan belgelerle de artık EOKA‟nın doğmak üzere olduğu belli idi. Biz kayık ve sızma davasını sonuçlandırmadan EOKA patlak verdi. Bu bizi 1957‟ye kadar getirdi.

EOKA‟nın devamlı tehdidi altında çalışıyorduk. Fakat görevden ayrılamazdım. Çünkü elimize çok değerli bilgiler geliyordu. Toplum çok ciddi bir tehlike karşısındaydı.”

Yazarın sayfa 76‟da Dr. Fazıl Küçük‟ün öncülüğünde kurulduğunu belirttiği Kıbrıs Türk Mukavemet Birliği isimli organizasyon tartıĢmalıdır. Bazı Kıbrıs Türkleri ve TMT ile ilgili yazılar yazan bazı araĢtırmacılar tarafından bu dönemde tesis edildiği ileri sürülen ancak hakkında neredeyse hiçbir bilgi bulunmayan bir örgütlenme de KĠTEMB (Kıbrıs Ġlk Türk EOKA‟ya Mukavemet Birliği) veya KĠTEMB (Kıbrıs Ġlk Türk EOKA‟yla Mücadele Birliği) isimli olandır. Esasında bu konuda ortaya atılan bilgi kırıntılarında da bu örgütlenme kimine göre KITEMB, kimine göre de KĠTEMB olarak geçer. Bu örgütlenmeyle ilgili bir baĢka iddia ise tıpkı Volkan teĢkilatlanmasının açılımında olduğu üzere ortaya çıkar ve KĠTEMB de Kıbrıs Ġlk Türk Enosis‟le Mücadele Birliği Ģeklinde ifade edilir. Bu kavram kargaĢası içinde hangisinin ne derece doğru olduğu ise kesin olarak bilinmemektedir. KĠTEMB‟le ilgili olarak söylenen bir baĢka husus ise kasaplar ve özellikle Bandabuliya‟da çalıĢan gözü kara gençler tarafından kurulduğu belirtilen Karaçete yanında onun da lisede okuyan gençler tarafından teĢkil edildiği yönündedir. Bir iddiaya göre Rumların 1 Nisan 1955 tarihinde EOKA tedhiĢ örgütü etrafında toplanmasını müteakip Dr. Fazıl Küçük tarafından teĢkil edilen KĠTEMB Volkan‟dan önceki teĢkilattır; ancak söz konusu bu örgütün ne olduğu, mensuplarının kimler olduğu, kimler tarafından ne zaman kurulduğu ve ne gibi faaliyetler yürüttüğü konusunda ufak tefek bazı kırıntılar dıĢında somut hiçbir bilgi mevcut değildir. Kıbrıs‟ta Çıngı adıyla bilinen eski TMT üyesi Hasan Demirağ ise Ģu ana kadar 4 cilt halinde yayımladığı dönemin kronolojik bir dizinini veren çalıĢmasında KkarolosZahariadis ve Yusuf Alp tarafından kaleme alınan Kıbrıs isimli kitaba atıfta bulunarak bu kitabı Aydın Samioğlu vasıtasıyla bulduğunu ve ömrünün sonuna kadar kitaplığında saklayacağını dile getirerek bu kitapta söz konusu bu teĢkilattan bahsedildiğini yazar. Öte yandan söz konusu bu kitapta sadece “1955‟te Kıbrıs Türkleri KİTEMB (daha sonra Volkan, 1957‟de ise TMT adını alacak olan) örgütünü kurarlar. Türk mahallerinde Kıbrıs Türklerini Kıbrıslı Yunanlara karşı savaşa çağıran bildiriler yayımlarlar...”26ifadesi yer almaktadır. Ayrıca bu bilginin de kaynağı belli değildir.

Öte yandan varolduğu ileri sürülen bu teĢkilatlanmanın 1950 yılından itibaren faaliyette bulunduğunu iddia edenler bile vardır. EOKA‟nın 1 Nisan 1955 tarihinden itibaren faaliyete geçtiği de göz önüne alınacak olursa daha EOKA kurulmadan çok önce kurulduğu belirtilen bir Türk örgütünün varlığı doğaldır ki yakın tarihi tamamıyla değiĢtirecek bir mahiyettedir ve mantık dıĢı görünmektedir. Kıbrıs Türk Mukavemet Birliği isimli teĢkilatlanma konusunda sağlıklı bilgi olmamakla beraber bu oluĢumun da fazla etkili olmadığı ve Kıbrıs Türkleri tarafından oluĢturulan mahalli ve yetersiz bir teĢkilatlanma olduğu düĢünülmektedir;27

“Kıbrıs Türk Mukavemet Birliği (KITEMB) isimli direniş örgütü halkın moralini yükseltmek gayesiyle Dr. Fazıl Küçük tarafından kurulmuştur. KITEMB bir direniş örgütünde olması gereken karargâh ve ona bağlı birlik olmadığı gibi ada sathına

26 Söz konusu bu kitap ideolojik amaçlı yazılmıĢ küçük bir cep kitabı niteliğindedir.KarolosZahariadis-Yusuf Alp, Kıbrıs, Birikim Yay., Mart 1979, Ġstanbul, s. 6.

27 Aydın Samioğlu ile 2 Aralık 2004 tarihinde LefkoĢa‟da yapılan görüĢme.

(9)

yayılmış bir örgüt değildir. KITEMB, EOKA gibi silahlı bir örgüt değildir. Gaye, yayımladıkları beyannamelerle halkın moralini yükseltmekti. Çevresi Sayın Dr. Fazıl Küçük ve Milli Parti‟nin ileri gelenleriydi. Pek tabii Sayın Denktaş önde gelenlerden biriydi. Beyannameler şöyle basılırdı; Dr. Küçük teksirde çoğaltmak için hazırlanan (mumlu kâğıda) beyanname metnini geç vakitlerde bana verirdi. Yurttaki çocuklar yattıktan sonra beyannameyi teksir makinesinde çoğaltırdım ve Dr. Küçük‟e odacı Ali Rıza Bey kanalıyla gönderirdim. Geç vakitlerde beyannameler dağıtılırdı.

Yazarın sayfa 76 ve 77‟de Dr. Fazıl Küçük‟ü kastederek “EOKA‟ya karĢı örgütü geniĢletmeli ve silahlandırmalıydı ama nasıl? Türkiye böyle yasadıĢı bir etkinliğe yardımcı olur muydu?” yaklaĢımı doğru değildir. Dr. Fazıl Küçük TMT faaliyetleri konusunda da son derece hassas davranmıĢ, Türkiye‟de bu faaliyetlerin Türkiye‟ye dayandırılarak yapılması düĢüncesi doğrudan Rauf R. DenktaĢ vasıtasıyla dönemin DıĢiĢleri Bakanı Fatin RüĢtü Zorlu‟ya aktarılmıĢ, Dr. Fazıl Küçük de TMT faaliyetleri baĢladıktan sonra uzun süre bu faaliyetlerden haberdar olmamıĢtı. Bunda Küçük‟ün ihtiyatlı olmasının ötesinde siyasi lider olarak ön planda olmasının da etkisi bulunmaktadır.Bu noktada TMT‟nin ortaya çıkıĢında söz ve fikir sahibi olan üç kiĢiden Dr. Burhan Nalbantoğlu ile Kemal Tanrısevdi‟nin örgütlenme konusunda Rauf R. DenktaĢ‟tan çok farklı düĢünceler içinde oldukları da ortaya çıkar.

Nalbantoğlu ve Tanrısevdi TMT örgütlenmesinin sadece Kıbrıs Türkleri tarafından organize edilmesi ve yürütülmesi yanında mali altyapının da Kıbrıs Türklerinden temin edilecek finansmanla yapılması fikrini savunurlarken DenktaĢ ise tamamen ve doğrudan Yunanistan‟a yaslanmıĢ EOKA karĢısında profesyonel bir örgütlenmenin sadece Türkiye‟nin desteği ve iĢbirliğiyle olabileceği kanaatindedir. Bu noktada ortaya çıkan bir baĢka sıkıntılı husus ise Dr.

Fazıl Küçük ile Dr. Burhan Nalbantoğlu arasındaki sürtüĢme ve anlaĢmazlıktır. Dr. Fazıl Küçük‟le Dr. Burhan Nalbantoğlu arasındaki sürtüĢme, Dr. Küçük‟ün Dr. Nalbantoğlu‟na güvenmemesi ve siyasi lider olarak çok daha temkinli davranma düĢüncesinde olması nedeniyle bunun sonucunda TMT oluĢumuyla ilgili hazırlık aĢamasında Dr. Küçük‟e haber verilmemesi ve Dr. Küçük‟ün bir noktaya kadar hareketin dıĢında tutulması da ortaya çıkar. Bu sürtüĢme süreci maalesef Kıbrıs Türklerinin özgürlük mücadelesi verdikleri yıllar içinde zaman zaman karakterler değiĢse de aralıksız devam edecek ve mücadelenin sekteye uğramasına neden olacaktır. Böylece „Bu iĢin ancak silahla halledilebileceğine inanmıĢ‟28 olan ve Kıbrıs‟ta Türkiye‟nin hamiliğinde bir teĢkilatın kurulmasının elzem olduğu konusunda arkadaĢlarıyla görüĢ birliğine varan29 Rauf R. DenktaĢ, TMT ile ilgili anılarında o günleri Ģöyle anlatır;30

“...Dr. Burhan Nalbantoğlu‟yla konuştum. Silah işini Türkiye‟ye havale etmek gerekir... Bu iş bu memlekette şahsi ihtirasların aleti olur... Kontrol edemeyiz ve zaten bu işi biz bilmeyiz. Bu işi ya Türkiye‟ye mal ederiz ve Türkiye bizi örgütler, böylece Türkiye‟ye karşı da sorumluluk içinde bu işi yürütürüz veya böyle başıboş bir yeraltı teşkilatı kuracaksanız bilirsiniz ki ben yokum...”

TMT‟nin ilk Bayraktar‟ı olan Alb. Ali Rıza VuruĢkan aynı görüĢmede Dr. Fazıl Küçük‟le ilgili olarak da „…Bir kere bu iĢin silahla halledilebileceğine inanan bir adam

28TMT‟nin ilk Bayraktarı Alb.Ali Rıza VuruĢkan‟dan aktaran DerviĢ Manizade, a. g. e., s. 581.

29 TMT LefkoĢa Sancağı Kovanbeyi merhum Nevzat Uzunoğlu ile 13 Temmuz 2003 tarihinde Girne‟de yapılan görüĢme.

30 Erten Kasımoğlu, a. g. e., s. 77.

(10)

Çılgın Türkler Kıbrıs Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Bakış 416 olmadığı için, belli teĢkilatı, yani toplum içinde silahlı bir yeraltı teĢkilatı kurulmasını ileride, toplumun yönetilmesinde bir takım güçlükler çıkarabileceğini düĢünüyordu. Kendisi bir otoritedir nihayet. Böyle bir teĢkilat olursa kendi otoritesi sanki biraz düĢecekmiĢ gibi düĢünüyordu zannederim. Mesela bazı gazetelerde bir makale çıkar „Köylerde bilmem Ali Turan, baĢ kesenler türedi. Halka baskı yapılıyor, bilmem ne yapılıyor.‟ diye Ģikâyet eden yazılar çıkardı. Vallahi hakikaten bir köyde böyle Ali Turan, baĢ kesen varsa, yapılıyorsa onu ancak bizim adamlarımız yapıyor. Doktor‟a Rauf Bey vasıtasıyla „Doktor, böyle bir Ģey çıktı gazetelerinizde. Kimdir bunları söyleyin de, biliyorsunuz biz duruma hâkimiz, bu adamları terbiye edelim veya önleyelim.‟ Doktor „Aman kardeĢim mardeĢim‟ filan diye estek köstek söylerdi böyle. „Bundan sonra olmaz, yazılmıyor.‟ diye söz verirdi. Bakarsınız 3 gün sonra tekrar bir Ģey çıkardı. Yani biraz Ģeydi. Kaprisliydi. Kaprisli adamdı. Rauf Bey daha Ģeydi…”31 ifadesini kullanır.

Yazarın sayfa 94‟de ve sayfa 105 dipnot 115‟de Türk Mukavemet TeĢkilatı‟nın kuruluĢ günüyle ilgili olarak verdiği 27 Temmuz 1957 tarihi doğru değildir ve doğru olma imkânı da yoktur. Aynı yanlıĢı yazar dipnot 94‟de de yapmaktadır. Burada bahsedilen tarih TMT‟nin kurucusu Dr. Burhan Nalbantoğlu, Kemal Tanrısevdi ve Rauf R. DenktaĢ tarafından yapılan ilk toplantının tarihidir ve o da 26/27 Kasım 1957‟dir.32

Yazarın bir sonraki sayfada belirttiği DenktaĢ‟ın kod adının Toros, Dr. Küçük‟ün de Ağrı olması da TMT‟nin kuruluĢ sürecinde değil, daha sonradır. Yukarıda bahsedilen toplantı sonrasında herkesin dağılmasını müteakip evde Dr. Burhan Nalbantoğlu, Rauf R. DenktaĢ ve Mustafa Kemal Tanrısevdi kalırlar ve teĢkilatın ismi TMT olarak belirlenirken Rauf R.

DenktaĢ „Mülayım‟, Kemal Tanrısevdi „Nazım‟ ve Dr. Burhan Nalbantoğlu da „Raci‟ kod ismini alırlar.33 Turgut Özakman‟ın aynı sayfada belirttiği bir baĢka durum ise “9 Eylül örgütü üyesi 4 Kıbrıslı Türk gencinin Küçük Kaymaklı‟da bir kümesi bomba yapılacak atölye olarak hazırlamaları” ifadesinin yanlıĢlığıdır. Babası emekli ilkokul müdürü Mehmet Ülfet34 ve küçük oğlu Orhun Akıncılar köyünde, kız kardeĢi Sevim Ġngiltere‟de, diğer kız kardeĢi TaĢkent de bir gezi için üç haftalığına Türkiye‟de olduğundan LefkoĢa ReĢadiye Sokak‟ta bulunan Ulus Ülfet‟in ailesine ait ev toplantılar yapmak, bildiri hazırlamak ve bomba yapımı için kullanılmaktadır. Ailenin eve dönecek olması sebebiyle çalıĢmalar LefkoĢa ReĢadiye Sokak‟taki bir baĢka eve aktarılır ve akĢam Küçük Kaymaklı'daki eski bir evin kümesinde buluĢmak üzere ayrılırlar. Orada buluĢmuĢlar; ancak bomba yapımı için Gardiyan Mustafa‟nın evini35kullanmıĢlardır. Evde meydana gelen patlama sonrasında aldığı yara ve yanıklar yüzünden 1935 doğumlu 22 yaĢındaki Ġsmail Beyoğlu hemen o anda hayatını kaybederken 5 gün komada kalan 1930 doğumlu 27 yaĢındaki Ulus Ülfet ve 1942 doğumlu ve grubun içindeki en genç kiĢi olan 15 yaĢındaki Mustafa Ertan Celal de kurtarılamaz ve 5 Eylül 1957 tarihinde hayatlarını kaybederler.36 LefkoĢa Genel Hastanesi‟nde yatmakta olan Mustafa Celal Ertan saat 12.15 sularında, askeri hastanede yatmakta olan Ulus Ülfet ise saat 16.30‟da

31TMT‟nin ilk Bayraktarı Alb.Ali Rıza VuruĢkan‟dan aktaran DerviĢ Manizade, a. g. e., s. 581.

32 KKTC Kurucu CumhurbaĢkanı merhum Rauf R. DenktaĢ ile 8 Temmuz 2003 tarihinde LefkoĢa‟da yapılan görüĢme.

33 Akkurt, Aydın, Türk Mukavemet TeĢkilatı 1957–1958 Mücadelesi, Ġstanbul, 1999, s. 38.

34 Türk Cemaat Meclisi Sosyal ĠĢler Dairesi, ġehitler Albümü, LefkoĢa, 29 Mayıs 1963, s.7.

35 Mehmet S. Emircan, Ulusal VaroluĢ Mücadelemiz, ġiirler-3, KTMD Yay., s.48-53.

36 Halkın Sesi, 6 Eylül 1957.

(11)

hayatını kaybeder.37 1941 doğumlu 16 yaĢındaki Kubilay Altaylı da 7 gün boyunca hastanede kalmasına rağmen kurtarılamaz ve 7 Eylül günü hayatını kaybeder. Ġngiliz idaresi ise yaptığı açıklamada söz konusu patlamanın meydana geldiği evde 11 bomba, 20 kilo barut ve 60 kadem uzunluğunda fitil bulunduğunu açıklar.38 Ġngiliz yetkililer bulunan bomba sayısını daha sonra 16 olarak açıklar.39 Evde ayrıca avludaki kümesin arkasında ve tavan arasında da patlayıcı madde bulunur.40 Ġngilizler evi daha sonra bomba fabrikası olarak niteleyeceklerdir.41 Olayın ortaya çıkmasıyla beraber LefkoĢa‟nın Rum Belediye BaĢkanı Dervis de Ġngiliz idaresinden „Bir Türk bomba imalathanesinin meydana çıkarılmasına ve son zamanlarda dağıtılan tahrik edici Türkçe beyannamelere‟ dikkat çekilerek iki toplum arasındaki „kardeĢçe‟

münasebetlerin bozulmasını önlemek amacıyla sert tedbirler alınmasını talep eder.42 Kaymaklı Türk Spor Birliği Sekreteri ve “temiz karakteri ve milliyetçiliğiyle temayüz etmiĢ olan”43 Ġsmail Beyoğlu‟nun kardeĢi Ali Beyoğlu ile havaya uçan ve “Gardiyan Mustafa‟nın evi”44 olarak bilinen binanın sahibi yardımcı polis Mustafa OnbaĢı da Ġngiliz polisi tarafından tevkif edilir.45

Yazarın aynı sayfada Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu‟na atıfta bulunarak yazdığı süt çiftliği alınması hususu hemen ardından gelen 1957 Ekim seçimleri konusuyla kronolojik uyum içinde değildir. Süt-Bar, BeĢparmak Dağları‟nda bulunan 9 dönümlük bir araziye sahip bir süt çiftliğidir.1922 yılında Singapur‟dan dönüĢte babası tarafından faizcilerden borçlanmak suretiyle alınan bu araziyi Ġngiliz vatandaĢı Newman daha sonra Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu (KTKF)‟na satacaktır. Çiftlikte o gün itibarıyla 57 yavrusuz inek bulunmaktadır.

Tesis KTKF‟nun bu alandaki ilk tesisi unvanına da sahiptir.46

Yazarın sayfa 88‟de Kasım 1957 sonunda Dr. Fazıl Küçük ve DenktaĢ tarafından Ankara‟ya yapılan ziyaret sırasında TMT‟nin elinde bulunan silahlarla ilgili olarak belirttiği

“Borulardan yapılan el bombaları, sopaları, bir de makineli tüfekleri vardı.” ifadesi yanlıĢtır.

Rauf R. DenktaĢ o günleri “Kıbrıs‟ta 1955–58 yıllarının mücadelesi ve mukavemeti 13 tabanca ile yürütülmüştü.”47cümlesiyleaçıklar. Rauf R. DenktaĢ‟ın da belirttiği üzere TMT öncesi dönemde Kıbrıs‟ta Volkan, Karaçete, Dokuz Eylül gibi örgütlenmelerin bulabildikleri ve sahip oldukları silahların sayısı ancak iki elin parmakları kadardır ve bu silahların toplamı 10 adedi 9 mm, 3 tanesi de 11.43 mm olmak üzere 13 olarak belirlenmiĢtir. Bu silahlar LefkoĢa‟da bulunan 9 mm Luger, 11.43 mm Colt, 9 mm Beretta, 9 mm Colt, Kandu köyünde bulunan 2 adet 9 mm tabanca, Tatlısu‟da bulunan 9 mm Beretta, LefkoĢa‟da 11.43 mm

37 A. g. g., 6 Eylül 1957.

38 Cumhuriyet, 2 Eylül 1957.

39 Halkın Sesi, 4 Eylül 1957.

40Cumhuriyet 2 Eylül 1957.

41 Cumhuriyet, 7 Eylül 1957.

42 Halkın Sesi, 7 Eylül 1957.

43 Cumhuriyet, 2 Eylül 1957.

44 Mehmet S. Emircan, Ulusal VaroluĢ Mücadelemiz, ġiirler-3, KTMD Yay., s.48-53.

45 Cumhuriyet, 2 Eylül 1957.

46 Nacak, 28 Ağustos 1959.

47 Rauf R. DenktaĢ, “Cevdet Sunay ve Kıbrıs Türkleri”, Belge Dergisi, 19 Haziran 1982, s. 8-9.

Ayrıca Rauf R. DenktaĢ‟ın KKTC‟nin kuruluĢu dolayısıyla yaptığı konuĢma. Söz konusu konuĢmanın da bulunduğu videokaset Bayrak Radyo Televizyon Kurumu tarafından çoğaltılarak ilgili kurum ve kuruluĢlara dağıtılmıĢtır. BRTK ArĢivi

(12)

Çılgın Türkler Kıbrıs Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Bakış 418 Remington, Celya‟daki 9 mm Luger, Dilekkaya‟da bulunan 11.43 mm Colt, TremeĢe köyündeki 9 mm Browning ve Gönendere‟deki 9 mm Smith Wesson silahtan ibarettir.Bunların arasında da makineli tüfek yoktur. Aynı sayfada DenktaĢ ve Küçük‟ün Erenköy ve YeĢilırmak köylerini silah kaçakçılığı için örgütleme düĢüncesinden bahsedilmektedir ki böyle bir durum Vehbi Mahmutoğlu‟nun Erenköy‟den silah getirmek için Anamur‟a geliĢine kadar hiç kimsenin düĢünmediği bir husus olmuĢtur. Bu durum sayfa 104‟de bir kere daha karĢımıza çıkar ve yazar Dr. Küçük‟le DenktaĢ‟ın adaya silah nakli konusunda Erenköy ve YeĢilırmak köyleri hakkında Türkiye‟de devlet yetkililerine bilgi verdiklerini aktarır. Böyle bir durum hiç söz konusu olmamıĢ, adaya nakledilecek silahların nereye çıkartılacağından ziyade nasıl nakledileceği asıl sorun olarak ortaya çıkmıĢtır. Ayrıca TMT‟nin Türkiye tarafından resmen desteklenmesi sürecinin baĢladığı günlerde bu konunun Genelkurmay Seferberlik Tetkik Kurulu BaĢkanı Tümgeneral DaniĢKarabelen tarafından BinbaĢı Ġsmail Tansu‟ya bahsedilmesi sırasında BinbaĢı Tansu‟nun araç ve gereçlerin Mersin‟de ve Anamur‟da depolanabileceği yönünde bir fikrinin olması da söz konusu değildir.

Yazar sayfa 106‟da ve sayfa 112‟de “Ankara yakınlarındaki Zir‟de terk edilmiş, gözlerden uzak bir poligon arazisi vardı.” demekte ve TMT mensuplarının Türkiye‟deki eğitimi için bu poligon arazisinin hazırlanacağını belirtmektedir. Burası bir poligon değil Tarım Bakanlığı‟na ait kullanılmayan bir çiftliktir. TMT mensuplarının eğitiminin yapılacağı asıl kamp ise Ankara-Sincan (Ģimdi Yenikent) yakınlarındadır ve Ģehre yaklaĢık 40 kilometre mesafede bulunan bu kamp Zir köyünde kurulur. Eğitim maksadıyla kullanılmak üzere yeniden düzenlenecek olan tesis Tarım Bakanlığı‟na ait terkedilmiĢ bir çiftliktir ve söz konusu çiftlik Tarım Bakanlığı‟ndan alındıktan sonra Kıbrıs‟tan 20–25 kiĢilik gruplar halinde TMT mensupları eğitim için buraya gelmeye baĢlar;48

“Zir Kampı, Ziraat Bakanlığı‟ndan alındıktan sonra karakol haline getirildi.

Bizim için son derece uygun bir kamp haline getirildi. Kıbrıs‟tan eğitim için gelen gençler de buraya gelerek sanki karakolda görevlilermiş gibi elbiselerini değiştiriyorlar ve hiç kimsenin haberi olmadan burada eğitimlerini tamamlıyorlardı. Kampta bu eğitim görenlere iaşe, ibate ve barınakla ilgili değişik hizmetler vermek üzere bir de birlik bulunuyordu.”

Yazar Zir‟de yapılan eğitimlerle ilgili olarak “Keskin nişancılar yetiştirmeye önem veriliyordu.” demektedir. Bu kampın kurulma amacı keskin niĢancı yetiĢtirmek değildir ve böyle bir ihtiyaç da olmamıĢtır. Bu eğitimlerde temel askerlik öğrenen TMT mensubu Kıbrıslı Türk gençleri ayrıca silah bakımı, telsiz kullanımı, yön bulma, temel yakın dövüĢ sanatları eğitimi, yürüme, izleme, takip gibi konularda eğitildikten sonra tekrar Kıbrıs'a dönerler.49 TMT Mağusa bölge sorumlusu Necati Kovanbey ise Türkiye‟de yapılan bu eğitimi “Ham karargâh eğitimi“ olarak isimlendirir.50Zir‟de verilen eğitim sırasında eğitime gelen personel açlığa tahammül konusunda da eğitimden geçirilir.Ayrıca geceleyin karanlık bir bölgede bırakılmak, mezarlık gibi tenha ve nispeten insanı rahatsız eden Ģartlarda araziye veya ormana götürülerek burada cesareti, stres ve panik duygusu test edilir, dayanıklılık testinden geçirilerek bütün gün

48 Emekli Albay Ġsmail Tansu ile 23 Kasım 2002 tarihinde Ankara‟da yapılan görüĢme.

49Emekli General Kamil Önceler, “TMT ve Mücahide Güven”, Mücahit dergisi TMT Özel Sayısı, Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği, LefkoĢa, 1 Ağustos 1998, s. 19.

50TMT Mağusa Bölge Sorumlusu Necati Kovanbey‟den aktaran Mücahit Komutanları Derneği, Sancaktan Gaziliğe Mağusa, Mücahit Komutanları Derneği Yay.,Mağusa, ġubat 2001, s. 35.

(13)

arazide kalmaları sağlanır ve bunun ardından da gece eğitimlerine dâhil edilerek birliğe ancak sabaha karĢı ve “40 kiĢiysek bunların 25-30‟u yorgunluktan patır patır dökülerek”51 dönülür ve ayrıca yön bulma eğitiminden geçirilirler.52 Teorik derslerle gizli harekâtın inceliklerinin öğrenilmesinden sonra tatbiki eğitimler ve atıĢ eğitimleri yapılır ve eğitim süresinin sonunda sivil kıyafetlerle “Kıbrıslı turistler” tekrar Kıbrıs'a dönerler. Tek bir kampın yeterli olmaması sebebiyle Eylül 1959 tarihinden itibaren faaliyete geçen Antalya- Kemer yolu üzerinde orman içerisindeki askeri kampa gelen Kıbrıs Türkleri 1 aylık eğitim sonrasında adaya dönerek burada yeni eğitime alınanların eğitimlerine yardımcı olurlar.53 Bu kampın komutanı BinbaĢı ġadi Demirbilek‟tir ve kampın lojistik desteği Albay Naim Tan‟ın komutanlığını yaptığı Eğirdir Dağ Komando Okulu Komutanlığı tarafından karĢılanmaktadır.54

Yazar sayfa 107‟de ayrıca TMT lideri Albay Rıza VuruĢkan‟ın 1 Ağustos 1958 Cuma günü LefkoĢa Havalimanı‟na geldiğini belirtmektedir. Bu tarih de doğru değildir. Albay Rıza VuruĢkan‟ın adaya geliĢi sonrasındaki geliĢmeleri Osman Örek, 15 ġubat 1979 tarihinde Rıza VuruĢkan‟ın vefatı üzerine gazetelere yaptığı açıklamalarda anlatır;55

“Onunla 1958 Temmuz‟unun son Pazar günü Girne sahilinde Ozanköy‟ün Üçüncü Mil diye bilinen bölgesinde tanışmıştık. Sayın Dr. Küçük‟le birlikte Celal Mustafa‟nın motelinde kalıyorduk. Yardımcısı Necdet Bey‟le birlikte bir gün önce sessiz sedasız adaya banka müfettişi olarak ulaşmışlar ve ertesi gün Sayın Dr. Küçük‟ü ziyarete ve bir çalışma yemeğine gelmişlerdi.”

Yazarın aynı sayfada verdiği TMT lideri Albay Rıza VuruĢkan‟ın özel olarak yapılmıĢ bir bavul taĢıdığı, bavulun altındaki gizli bölmede tabanca ve mermilerin saklandığı, Albay VuruĢkan‟ın arkadaĢlarının da aynı Ģekilde tabancalarını gümrükten bu Ģekilde geçirdikleri bilgisi de tamamen hayal mahsulüdür. TMT komuta kademesi ne böyle özel yapılmıĢ bavullar taĢımıĢlar ne de bu bavullarda adaya silah getirmiĢlerdir. Örneğin bu dönemde DıĢiĢleri Bakanlığı‟nın DıĢiĢleri Bakanlığı kuryeleri aracılığıyla ve içi kurĢun kaplı bavullarla adaya silah gönderme fikri TMT tarafından pek sıcak karĢılanmamıĢ ve yürürlüğe konulmamıĢtır..

Yazar aynı konuya sayfa 156‟da da değinmekte ve TMT‟nin Albay VuruĢkan sonrasında TMT‟ninkomutanlığını yapan Albay Kenan Çoygun‟la ilgili olarak da “Özel yapılmıĢ bir bavula ihtiyacı olmamıĢtı. Dönenler tabancalarını TMT karargâhına bırakıyorlardı.”

demektedir ve bütün bunlar da hayal mahsulüdür. Yazarın aynı sayfada TMT‟nin gerektiği takdirde üniformalı olarak açığa çıkacağı ve bu konudaki çalıĢmaların yavaĢ ilerlediği bilgisi de yanlıĢtır. TMT‟nin nispeten gizliliğini ortadan kaldırarak düzenli ordu haline gelme faaliyetleri ancak 21 Aralık 1963 sonrasında gerçekleĢmiĢtir. Yazarın aynı Ģekilde Albay VuruĢkan‟ın evinde suların aktığı ve telefonunun da bağlanmıĢ olduğu konusunda verdiği bilgi de yanlıĢtır. EĢiyle beraber TMT içerisinde çalıĢan ve Rıza VuruĢkan‟ın adaya gelmesinin ardından LefkoĢa‟da Arap Ahmet Mahallesi‟nde onun tek baĢına kiraladığı eve çok yakın bir evde oturan bir TMT mensubu ise onun kim olduğunu bilmemekle beraber bir farklılık olduğunu düĢünmeye baĢlar ve Banka MüfettiĢi olarak LefkoĢa‟ya gelen bu kimsenin farklı ve

51 TMT Mağusa Sancağı mensubu Mert kod isimli Necmi Gençay ile 27 Temmuz 2005 tarihinde Gazi Mağusa‟da yapılan görüĢme.

52 Adı geçen görüĢme.

53 Erdoğan Balcılar ile 15Temmuz 2003 tarihinde LefkoĢa‟da yapılan görüĢme.

54 Ġsmail Tansu, Aslında Hiç Kimse Uyumuyordu, Minpa Matbaacılık, Ankara, s. 105.

55 Halkın Sesi, 17 ġubat 1979.

(14)

Çılgın Türkler Kıbrıs Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Bakış 420 ayrıcalıklı bir takım görevleri olabileceğini düĢünür. TMT‟ye yıllarca hizmet ettikten sonra bugün LefkoĢa‟da inzivaya çekilerek çocukları ve torunlarıyla sakin bir hayat yaĢamaya çalıĢan bu karı-koca daha sonraki yıllarda Rıza VuruĢkan ve ailesinin en kadim dostları arasına girecek ve VuruĢkan‟ın Türkiye‟ye dönmesinden sonra da dostlukları devam edecektir. Bu çalıĢmayla ilgili olarak kendilerine yapılan görüĢme isteğini büyük bir içtenlik ve nezaketle kabul eden bu yaĢlı karı-koca araĢtırmacıyı da aynı sıcaklıkla karĢılamalarına rağmen maalesef o sıkıntılı mücadele yıllarını hatırlayan kocanın gözleri dolu dolu bir Ģekilde son derece duygulanmasının ardından ani kalp rahatsızlığı nedeniyle üzücü bir olay da yaĢamak zorunda kalırlar. Bu yaĢlı TMT mensubunun hakikaten son derece zarif, ince ve çok iyi bir eğitim gördüğü bilinen kibar karısı tarafından karĢılanan araĢtırmacıya “Biz verilen görevi yerine getirdik ve vatanımız için mücadele ettik. ġan, Ģöhret peĢinde koĢan insanlar değiliz. Lütfen bizim isimlerimizi yapacağınız araĢtırmada kullanmayınız.” ricası üzerine bu çalıĢmada onların isimlerine yer verilmemiĢtir. TMT lideri VuruĢkan‟ın gizli bir görevle adaya geldiğini nasıl anladıkları konusunda sorulan bir soruya ise TMT mensubu bu kadın “O dönemde Kıbrıs‟ta isteyen herkesin öyle kolayca evine telefon bağlatması mümkün değildi. VuruĢkan Albay geldikten iki gün sonra evine telefon hattı çekilince biz kendisinden Ģüphelenmeye baĢlamıĢtık.” cevabını verir ve ne kadar dikkatli bir gözlemci olduğunu da gösterir.56

Bu arada yazar terminoloji ile ilgili de bir hata yapmakta ve TMT mensuplarını kitabının çeĢitli sayfalarında Mücahit olarak nitelendirmektedir. 21 Aralık 1963 Kanlı Noel dönemine kadar TMT mensupları TMT‟ci, TeĢkilatçı veya Mukavemetçi olarak adlandırılmaktadır. Mücahit ifadesi ise TMT‟nin ilk defa cephe savaĢına girdiği ve kendisini kısmen deĢifre ettiği Kanlı Noel sonrasında kullanılmaya baĢlanır ve Türkiye‟nin yardımları sonrasında TMT küçük bir ordu yapılanması içerisine girer. Yazarın sayfa 107‟de belirttiğinin aksine “az da olsa bir ücret almaları” ise 1963 sonrasında gerçekleĢecektir. Sayfa 109‟da kronolojik sıralama yanlıĢları bir kere daha söz konusu olmaktadır ve yazar 4 Ağustos 1958‟de EOKA‟nın ateĢkes kararını verdikten sonra Grivas‟ın rütbesinin albaylığa yükseltildiğini belirtir. Bu durum 1959 yılında olmuĢtur ve yazar bu bilgiden sonra bir kere daha 1958‟e dönerek Vehbi Mahmutoğlu‟nun Türkiye‟ye silah getirmek için gitme hazırlıklarından bahseder. Yazar aynı sayfada Antalya-Mersin il sınırındaki Kaledran bölgesinde kıyıya çıkan Vehbi Mahmutoğlu ve iki arkadaĢının karakol komutanına EOKA‟ya karĢı mücadele etmek için silah almaya geldiklerini söylediğini ve bunu saklamadığını belirtir. Oysa Vehbi Mahmutoğlu sorgulanmak üzere Adana‟ya götürülünceye kadar adadan kaçıĢ ve Türkiye‟ye geliĢ gayelerini EOKA teröründen korktukları için kaçtıkları Ģeklinde belirtmiĢtir;57

56Kendisine Baf‟a götürmesi için teslim edilen son derece önemli bazı belge ve bilgileri dağ yollarından geçerek ve yollarda Ġngiliz barikatlarını, EOKA kontrollerini aĢarak götürmeye çalıĢan bu TMT mensubu cesur kadın Trodos Dağları üzerinden kendi kullandığı arabasıyla ve yalnız baĢına yol alırken dağ yolunun Ġngilizler tarafından kesildiğini fark eder ve arabasını yoldan çıkartarak ormanda ilerlemeye çalıĢır; ancak bu o kadar da kolay olmayacaktır ve arabasını bir ağaca çarparak durdurmak zorunda kalır. Arabasından iner ve en yakın Türk köyündeki TMT yetkililerini bulmaya çalıĢır. Her Ģey buraya kadar bir noktada normal gibi görünmektedir; ancak bu TMT mensubu kadın hamiledir ve arabadan çıktığında doğum neredeyse baĢlamak üzeredir. O sıkıntılı anda bile aklından geçen tek düĢünce ne pahasına olursa olsun kendisine teslim edilen emaneti güvenli ellere teslim etmektir. Büyük bir acı, sıkıntı ve stres içerisinde dağda ve tek baĢına kaçmaya çalıĢır ve emaneti en yakın köydeki TMT mensubuna teslim ettikten hemen sonra aynı köyde doğumunu da gerçekleĢtirir.

57 Vehbi Mahmutoğlu ile 10 Temmuz 2009 tarihinde Yeni Erenköy‟de yapılan görüĢme.

(15)

“…Üçümüz da kaldık onda 2–3 gün. Telefon gelir haydi Adana, Mersin ister bizi.

Sandal orda Anamur‟da bağlı. Üç asker verir bize, bir da kamyon, yallah Mersin‟e.

Orada (Anamur‟da) siyasi mülteci olduğumuzu söyleyince Mersin‟e gönderildik.

Sonunda karşımda vali yardımcısını görünce siyasi mülteci olmadığımızı, Türkiye‟ye silah almak için geldiğimizi anlattım. Bize büyük ilgi gösterdi ve Adana‟ya telefon etti.

Eh Vehbi Bey der bağa, Vehbi Mahmut der bağa, sensin der. Ee nedir yahu? Dedim her gün 1 kişi, 3 kişi, 5 kişi, köyümde silah yok, mermi yok, adam yok, adam öldürülürler.

N‟apacayık? Geldik böyle anavatana da yerleşelim. Tamam dedi vali muavini, ben size bir şeyler uydurayım da, yardım edeyim de galın dedi. Hatta bunda da galırsınız yahut da Ankara‟da, İstanbul‟da, istediğiniz yerde. Yok dedim gendine, biz burada galacayık diye gelmedik. Biz göçmenik ya burada galacakdeğilik. İsterik dönelim geri. Durdu baktı yüzüme bir. Yav be gardaş dedi bağa sen demedin göçmenim diye? Eee göçmenim ama gorktum da geldim. Geldin der bağa da sen geri giden, bu ne biçim iş der bağa. Eee dedim köyümde silah yok, n‟apacayım? Ama der geldiğinde silah alacan? Gözleri akdı, kalktı yerinden beni kucakladı. Elimden ne gelirsa yapacağım. Canım kurban olsun sizlere der bağa…”

Sayfa 111‟de belirtilen “TMT tarafından Mersin-Anamur yolunun 6. kilometresindeki jandarma karakolu yanındaki” olarak belirtilen noktada jandarma karakolu yoktur. Burası Anamur Kalesi veya Mamure Kalesi olarak bilinen noktadır ve Vehbi Mahmutoğlu ile 2 arkadaĢı Adana‟da yapılan sorguları sonrasında Anamur‟a getirilirken Anamur‟a 6 kilometre mesafedeki bu noktada konaklamıĢlardır. Onun dıĢında Kıbrıs‟a götürmek üzere silahları yükledikleri nokta ise halen Mersin‟in Bozyazı ilçesi sınırları içinde kalan Yoğunduvar Orman Bölge Deposu58bölgesidir ve bahsedilen gözlerden uzak koy da buradadır.59Yazarın sayfa 125‟de TMT için Kıbrıs‟a silah nakletmek üzere satın alınan ve adı daha sonra Elmaz60 olarak değiĢtirilen Kosal teknesinin Ozanköy‟de karaya yanaĢmasının ardından parola teatisinin

“Anıtkabir” olduğunu belirtmesi de yanlıĢtır. Bu parola uygulaması Anıtkabir‟e ait bir kartpostalın ikiye ayrılmıĢ parçalarının bir araya getirilmesi suretiyle yapılmaktadır61 ve denizde sözlü olarak hiç uygulanmamıĢtır. Denizdeki uygulama ise çok sık olmamakla birlikte

„Rast gele Akdenizli. Deniz nasıl?‟ ve „Rast gele Karadenizli. Deniz elmas gibi.‟

Ģeklindedir;62

Bana tekneyi verdiler ve „Falan saatte kuzeye doğru hareket edeceksin.

Mümkünse gelecek olan gemiyle buluşacaksın ve aranızda bir parola teati edilecek. O sana „Rast gele Akdenizli. Deniz nasıl?‟ diyecek. Siz de ona „Rast gele Karadenizli. Deniz elmas gibi.‟ diyeceksiniz. O gelen geminin ismi de Elmas‟tı. Güya biz balıkçıyız ve balık

58 Kemal Abdullah (Sahilboylu) ile 16 Kasım 2003 tarihinde Girne‟de yapılan görüĢme.

59 Adı geçen görüĢme

60 Teknenin isminin Elmaz olarak değiĢtirilmesi Kıbrıs Türk mücadele tarihinin ilk Ģehidi olarak kabul edilen ve Vehbi Mahmutoğlu ile birlikte Erenköy-Anamur arasında balıkçı teknesiyle Akdeniz‟i geçmek suretiyle adaya silah taĢıyan AsafElmaz‟ın bir seferinde denizde kaybolması ve hayatını kaybetmesinin ardından gerçekleĢtirilmiĢtir. Elmas olarak bilinmesine rağmen bu yanlıĢ bir kullanımdır ve isim AsafElaz‟dır.

61 Kemal Abdullah (Sahilboylu) ile 27 Temmuz 2003 tarihinde Girne‟de yapılan görüĢme.

62 TMT LefkoĢa Sancağı Kovanbeyi merhum Nevzat Uzunoğlu ile 13 Temmuz 2003 tarihinde Girne‟de yapılan görüĢme

(16)

Çılgın Türkler Kıbrıs Kitabı Üzerine Eleştirel Bir Bakış 422

avlıyoruz. Bu parola teatisinden sonra sahilin emniyette olduğunu anlayacaklar ve koya girerek baştankara yapacaklar.

Yazar sayfa 127 ve 128‟de Türkiye‟den Kıbrıs‟a TMT adına silah taĢıyan Ordu PerĢembeliAhmet Oğuz Kotoğlu, Ordu Medreseönü köyünden ReĢat Yavuz ve Astsubay Ali Levent‟ten oluĢan üç kiĢilik ekip yönetimindeki tekneyle ilgili bilgi verirken de vahim yanlıĢlıklar yapmaktadır. Öncelikle tekne 17 Ekim 1959 değil, 18 Ekim‟i 19 Ekim‟e bağlayan gece yola çıkmıĢtır.63 Ayrıca tekne TaĢucu‟ndan değil Anamur‟dan yola çıkmıĢtır64 ve tekne dikkati çekmemek için zaman zaman Mersin ve TaĢucu‟nda değil, sadece Mersin‟de demirlemiĢtir. Tekne bu son seferinde Girne‟nin doğusuna doğru değil Mağusa yakınlarındakiBalalan (Bladanisso) köyüne doğru ilerlemektedir.65Teknenin Ġngiliz askerleri tarafından tespit edilmesinin ardından telsizin lastik bota aktarılması gibi bir durum da söz konusu olmamıĢtır. ReĢat Yavuz ve Ali Levent tekneden lastik botla ayrılmıĢlar; ancak Ahmet Oğuz Kotoğlu tekneden ayrılmayı reddetmiĢtir. Tekne halen Balalan köyü açıklarında deniz dibindedir ve o günün Ģartları içerisinde Ġngilizler tarafından çıkartılması da mümkün olmamıĢtır. Yazarın sayfa 143‟de Kıbrıslı Türklerin Milli Mücadele Günü olarak

“kutladıklarını” belirttikleri gün ise kutlama değil, aksine bir anma günüdür; 66

“…7 Haziran gününün Şehitler Günü olmadığını öne süren Emin Dırvana‟nın bu iddiası da ötekiler gibi hayal mahsulüdür. Zira 7 Haziran, Türk Cemaat Meclisi‟nin ittifakla verdiği bir kararla Şehitler Günü kabul edilmiş ve bu karar Kıbrıs devletinin resmi gazetesinde yayımlanmıştır. 1958 yazında cereyan eden olayları 6/7 Eylül‟e benzetmesini bugün adada kahramanca çarpışmakta olan Türk mücahitlerine sürülmek istenen bir leke, kara bir iftira telakki eder, arkadaşlarımı bundan tenzih ederek sözlerini kendisine iade ederim. Bugün St. Hilarion‟da, Lefkoşa‟da, vesaire yerlerde çarpışan mücahitler 6 yıl önce Rum tecavüzlerine yine karşı durmuş 1958 mücahitlerinin ta kendileridir. „O gün Türklerden ölen falan da yoktur.‟ diyen Dırvana en hafif tabirle yalan söylüyor ve ayıp ediyor. Zira 7 Haziran sadece o günde ölenler için değil, bütün yaz boyunca hayatlarını kaybedenler için bir anma günüdür. Bu şehitlerin sayısı ise 90 civarındadır…”

Turgut Özakman‟ın sayfa 145‟de Makarios‟la ilgili olarak 18 ve 22 Ekim 1962 tarihlerinde ölen EOKA mensupları adına açılan heykellerin önünde konuĢmalar yaptığı ifadesinde de ikinci tarih yanlıĢtır. Makarios 22 Ekim 1962 değil, 29 Ekim 1962 günü MarkosDragos anısına LefkoĢa‟nın Rum tarafında Baf Kapısı yakınlarında açılan heykelin önünde bir konuĢma yapmıĢtır. Sayfa 148‟de 27 Mayıs 1960 sonrası dönemle ilgili olarak bilgi verilirken “TMT merkezi değiĢtirme süresi geldiği için bayraktarlığa bakan subayı geri çağırdı.” denilmektedir. TMT‟de Bayraktar olarak görev yapan askeri personel 1967 sonrasında rutin ve süresi belli bir dıĢ görev gibi Kıbrıs‟ta görev yapmıĢlar, 1958–1967 sürecinde ise burada belirtildiği gibi değiĢtirme süresi gibi bir durum söz konusu olmamıĢtır.

27 Mayıs 1960 sonrasında görevden alınan Seferberlik Tetkik Kurulu (STK) BaĢkanı

63 Merhum Ahmet Oğuz Kotoğlu ile 16 Mart 2006 tarihinde yapılan görüĢme.

64 Adı geçen görüĢme

65 Ahmet Oğuz Kotoğlu ile 16 Mart 2006 tarihinde yapılan görüĢme.

66 Fuat Veziorğlu tarafından hazırlanan ve Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu‟na teslim edilen rapor. KTMA, KTKF ArĢivi, A.2/24–16

Referanslar

Benzer Belgeler

Durum böyle olduğunda, KKTC vatandaşlığının uluslararası alanda henüz işlevsel bir vatandaşlık haline gelmediğini ve dolayısıyla vatandaşlık kavramının içe

Yüz adım kadar uzunluğunda bir yeraltı yoluyla karaya bağlı bir adacığın üzerinde bulunan kule, şimdi deniz feneri olarak kullanılmaktadır.. Eskiden Üsküdar kıyısı

Analitik düzlemde doğru denklemleri konusuna yönelik Geocebir yazılımı yardımıyla hazırlanan etkinliklerle öğrenim gören öğrencilerin performansları ile

B erkes’in bende en fazla iz birakan yonii, onun toplumsal tarihgiligi olmu§tur. O, kendi doneminde, Turkiye’de resm i tarihgiligin dar kaliplarm m di§ina gikabilmi§ ve

Scanned by CamScanner... Scanned

Dogu Akdeniz Universitesi Kibris Araijtirmalari M erkezi’nin belirli araliklarla diizenledigi ve Q^uncusu 6 Kasim 2003’de ger^ekleijtirilen iz Birakmiij K ibnsli

Ozveriyle 9 ali§makta olan bu komisyon, fakiiltemiz onciiliigiinde ve Tulin Behaeddin’in sponsorlugunda, iki yilda bir, mimar Ahmet Vural Behaeddin adma, mimarlik ve i 9

i^tc; bu ko§ullar altinda yaijamaya, nefes almaya vc ayakta kalmaya Qali§an Kibns Turk Toplumu ifin Con Rifat, aydm bir insan olarak bir adim one geijcr ve