SAYI 30 | YAZ 2020 KENT KÜLTÜRÜ DERGİSİ 4. LEVENT MOZAİKLERİ BEŞİKTAŞLI YAHYA
EFENDİ BEŞİKTAŞ’IN MABET AĞAÇLARI BALIKSIZ DENİZ: MARMARA MOBİVET MERDİVELER RENKLENİYOR
MİNE KASAPOĞLU: BOĞAZ ÇOCUĞUYUM MESUT ARDA: EFSANE NESLİN YAŞAYAN SESİ
DOLMABAHÇE’DEN AŞİYAN’A TARİHE PEDAL ÇEVİR MÜZİK, SOHBET, HAREKET BEŞİKTAŞ İYİLEŞİYOR 30 AĞUSTOS 1922
ZAFER YOLU GEÇMİŞİ DÜŞLEYEN SEMT VİŞNEZADE
DERİN BAKIŞ Su Altından Beşiktaş
Kentlerin hafızaları, orada yaşayanların da hayat görüşlerini etkiler. Sokakta karşı- laştığımız bir büst, gözümüze çarpan bir sokak adı ya da sahilde yürürken içimize çektiğimiz Boğaz havası, kent kadar bizi de tanımlamaya başlar. Beşiktaş, kent kül- türünün en derinden hissedildiği ilçelerden biri; elimizdeki bu cevherin değerini bilmek de bizim en büyük sorumluluğumuz. Beşiktaş’ın kent kültürü dergisi b+’nın da bu bağlamda anlamı, Beşiktaş ve Beşiktaşlılar için büyük.
Dergimizin yeni sayısında, ilçemizin denizle olan ilişkisi çeşitli yönleriyle ele alınıyor.
Ortaköy Camii’nin açıklarında yatan yük kosterine dalış ilk kez dergimiz sayfala- rında yayımlanıyor. Aydan Çelik deniz kültürüyle ilgili anılarını, Mine Kasapoğlu Boğaz kültürünü, “Lüfer” belgeselinin yönetmeni ve deniz biyoloğu Mert Gökalp de Marmara Denizi’nin azalan balık nüfusunu b+’ya anlattı.
1944’ten beri Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün üyesi Mesut Arda ile çocukluk arkadaşı Süleyman Seba’yı ve ilçemizin her yanına sinen Beşiktaşlılık ruhunu konuştuk.
Yıllarca Beşiktaş’ın kalesini koruyan ve hayatının sonuna kadar Beşiktaş’tan hiç kopmayan Arap Sadri’nin hikâyesini ise Mehmet Yüce b+ için kaleme aldı.
Can Bulubay, artık sadece Yeşilçam filmlerinde görebildiğimiz, 4. Levent’teki Er- cüment Kalmık imzalı mozaiklerin izini sürdü. Bu sayıda ayrıca, bir yandan yeni mekânlarıyla değişime ayak uydururken, bir yandan da mahalle dokusunu koru- mayı başaran Vişnezade’yi mercek altına aldık. Sayfalarımızda, Ihlamur Kasrı ve Yıldız Korusu’nun ev sahipliği yaptığı mabet ağaçlarımızın 1800’lerde Japonya’dan Beşiktaş’a uzanan hikâyesini okuyabilirsiniz.
Hayvana şiddet haberlerinin sıklıkla gündeme geldiği ülkemizde, hayvana şiddet ceza yasası kapsamında değil. Belediye Meclis Üyemiz Avukat Yıldız Kaya, hayvan haklarının hukuki boyutunu b+ için yazdı. Belediyemizin Veteriner İşleri Müdürü Tolga Akyıldız ve Sokak Hayvanları Rehabilitasyon ve Tedavi Merkezimizin so- rumlusu Veteriner Hekim Ferah Kılıç Öztürk sorularımızı yanıtladı.
COVID-19 salgınıyla beraber nefes alabildiğimiz açık alanlar, özellikle de parklar, tarihi ve doğal güzellikler içinde yer alan mekânlar büyük önem kazandı. Salgının mecbur kıldığı karantina dönemi sonrasında, yaz boyunca sürdürdüğümüz “Beşiktaş İyileşecek” etkinlikleri, 30 yıldır Beşiktaşlılara hizmet eden Beltaş Vakfı’nın işlettiği mekânlarımızla ilgili bilgiler ve Beşiktaşlıların nefes aldığı Şenlikdede Parkı ile Şehit Burak Ümit Gedik Parkı’nda yürüttüğümüz yenileme çalışmaları da b+’da yer aldı.
Aslında b+, Beşiktaş’ın sokaklarında gezen, Boğaz’ında rüzgârı hisseden herkes için kente ve kent yaşamına dair yeni deneyimler sunuyor. Kentimizin geçmişini ve değer- lerini, bugüne taşıyor. Beşiktaş kimliğini yaşatmak ve anlatmak da hepimize düşüyor.
Herkese keyifli okumalar diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla.
Birlikte İyileşiyoruz
KENT KÜLTÜRÜ DERGİSİ
İMTİYAZ SAHİBİ T.C. Beşiktaş Belediye Başkanı
Rıza AKPOLAT T.C. Beşiktaş Belediyesi Adına SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Dr. Gökhan TURAN YAYIN YÖNETMENİ Görkem KIZILKAYAK YAYIN KURULU
Mehmet MANDACI, Dr. Gökhan TURAN, Çağdaş YILDIZ, Melih ÖZTÜRK, Oktay ULUDAĞ,
Özcan YÜKSEK, Kemal TAYFUR KURUMSAL İLİŞKİLER VE İLETİŞİM
BİO Beşiktaş İletişim Ofisi Çağdaş YILDIZ
YAYIN TÜRÜ Üç aylık / Yaygın ISSN: 2717-9745 YÖNETİM YERİ
T.C. Beşiktaş Belediyesi Nisbetiye Mahallesi Aytar Caddesi Başlık Sokak No: 1 34340
Beşiktaş, İstanbul - 444 44 55 web: barti.besiktas.bel.tr e-posta: [email protected]
YAYINA HAZIRLAYAN Renee & OmaOma Yayıncılık
EDİTÖRYAL SERVİS Erden GÜMÜŞÇÜ / Görsel Yönetmen
Tijen BURULTAY / Fotoğraf Editörü Özlem TÜRKDOĞAN / Editör Ceren Güler UZER / İçerik Koordinasyonu
Zühre GÜLDOĞDU / Türkçe Editörü Barış GÖRGÜN, Deniz DİKKAYA, İbrahim GÖKSU, Murat SAÇA, Okan FINDIK, Yusuf ASLAN / Fotoğrafçı
Emirhan DEMİRCİ / Grafik Tasarım KATKIDA BULUNANLAR
Ali Ethem KESKİN, Alper TÜYDEŞ, Av. Yıldız KAYA, Aydan ÇELİK, BELTAŞ, Beşiktaş JK Müzesi,
Burcu ŞALİKOĞLU GİRGİN, Buse AKKAYA, Cengiz KAHRAMAN, Fatih YÜCEL, Ferah KILIÇ ÖZTÜRK,
Ferda ÇAĞLAYAN, Gökhan TAN, Güneş KAYA, Haluk TEZONAR Aile Arşivi, Mehmet YÜCE,
Mert GÖKALP, Merve AYDIN, Mesut ARDA, Mine KASAPOĞLU, Neve Şalom Sefarad Sinagogları
Vakfı, Paulo Roberto FRANÇA, Pınar ÇAKMAK, Prof. Dr. Necmi AKSOY, Robert Kolej, S. Gülru AĞLEN, Selçuk TAÇALAN, Sercan ŞENYÜZ, Serhan GÜNGÖR,
Simten Deniz ŞENPOLAT, Tolga AKYILDIZ, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Ali Ethem KESKİN / Kapak Fotoğrafı Cengiz KAHRAMAN Arşivi / Arka Kapak Fotoğrafı
BASKI
Çağdaş Film Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
Mehmet Nesih Özmen Mah. Kavaklı Sok. No: 11/7 Güngören / İstanbul
© Her hakkı saklıdır. Yazı, fotoğraf, illüstrasyon ve haritalar izinsiz kullanılamaz, alıntı yapılamaz.
IÇINDEKILER
6 4. Levent Mozaikleri
Ercüment Kalmık imzalı mozaiğin izini Can Bulubay sürdü.
8 Balıkçı ile Leylek
Adem Yılmaz ile Yaren Leylek’in hikâyesi La Fontaine Masalları’nı aratmıyor.
10 Balıksız Deniz: Marmara
Balıksız denize doğru giden Marmara’yı deniz biyoloğu Mert Gökalp anlattı.
14 Akıntıya Karşı
Ramazan Türkanoğlu, kar kış dinlemeden yılın her günü Beşiktaş’ta yüzüyor.
16 Kulaçlar İki Kıtayı Birleştirdi 32. Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı 23 Ağustos 2020’de yapıldı.
18 Sağlık Emekçilerine Saygılarımızla...
Beşiktaş Belediyesi, Portakal Yokuşu Caddesi’nde bir duvarı sağlık emekçilerimizi temsil eden bir muralla renklendirdi.
20 Su Altından Beşiktaş
Deneyimli dalgıç Ali Ethem Keskin b+ dergisi için kamerasını Beşiktaş’ın su altına çevirdi.
28 Tarihe Pedal Çevir
Dolmabahçe’den Aşiyan’a uzanan bisiklet rotasında geçmişin anılarına tanıklık edin.
36 Mine Kasapoğlu: “Boğaz Çocuğuyum”
Snowboard şampiyonluğunu, spor tutkusunu, fotoğrafçılığını Mine Kasapoğlu ile konuştuk.
44 Birlikte İyileşiyoruz
Beşiktaş’ın parkları müzikle neşelendi, sporla hareketlendi, sanatla renklendi.
50 Yeşil Sığınaklar
Beltaş, Beşiktaşlıları en uygun fiyata en yüksek hizmetle buluşturuyor.
58 Beşiktaş’ın Mabet Ağaçları
Ihlamur Kasrı ve Yıldız Korusu, Beşiktaş’ın mabet ağaçlarına ev sahipliği yapıyor.
64 Zafer Yolu
b+, 98. yıl dönümünde Büyük Taarruz günlerinin öyküsünü araştırdı.
68 Vişnezade: Geçmişi Düşleyen Semt Vişnezade bir yandan yeni mekânlarıyla değişime ayak uyduruyor, diğer yandan geleneksel mahalle havasını koruyor.
76 Saklı Bahçeler
Vişnezade Şenlikdede ve Şehit Burak Ümit Gedik Parkları yenilendi.
78 Efsane Neslin Yaşayan Sesi
Mesut Arda, Süleyman Seba’yı ve bir semtin her yanına sinen Beşiktaşlılık ruhunu anlattı.
82 50. Yıl Anısı
Maçka’daki Haluk Tezonar’ın soyut heykeli Cumhuriyet’in 50. yıl anısını yaşatıyor.
84 Beşiktaş’ta Bir Arap Sadri Vardı...
Arap Sadri lakabıyla bilinen Sadri Usuuğlu, hem Beşiktaş hem de Türk futbol tarihinin efsane sporcularından biriydi.
8
20
68
88 Berrak Sesler
Beşiktaş Belediyesi Çocuk Korosu’nun başarı öyküsü...
92 Canlarımız Onlara Emanet
Beşiktaş Belediyesi Sokak Hayvanları Rehabilitasyon ve Tedavi Merkezi’nde sokak hayvanları için canla başla çalışan bir ekip var.
98 Hayvan Hakları, Hemen Şimdi
Avukat Yıldız Kaya, hayvan haklarının hukuki boyutunu b+ için yazdı.
100 Boğaz’ın Piri Beşiktaşlı Yahya Efendi Çırağan Sarayı’nın arkasındaki tepede bulunan dergâh beş yüz yıllık sırları fısıldıyor.
106 “Hayat Dolu Beşiktaş”
Brezilya İstanbul Başkonsolosu Paulo Roberto França ile Türkiye-Brezilya ilişkilerini, İstanbul’u ve Beşiktaş’ı konuştuk.
110 Merdivenler Renkleniyor
Beşiktaş’ta üç merdiven sokak sanatçıları tarafından boyandı.
118 Dondurmayla Üç Kuşak
Erdoğan Güler, amcasının ve babasının kurduğu Beşiktaş Roma’yı çocuklarına emanet etme yolunda ilerliyor.
120 Kitabı Dönüştüren Sahaf
Şair Nedim Caddesi’ndeki Çocuk Sahafı sadece kitap satmıyor, kitabı dönüştürerek yaşatıyor.
122 Binlerce Kitap Hediye
123 Bayramımızı Coşkuyla Kutladık 123 Sahnemiz Beşiktaş
123 Levent Meydanı Yenilendi
124 İstanbul Sözleşmesi’ni Okumayan Kalmasın 124 Evlenen Çiftlere İstanbul Sözleşmesi Kartı 125 23 Haziran Kamu Hizmeti Günü
125 Karbon Ayak İzimizi Nötrledik!
126 Babalar Günü’nü Kutladık 126 Beşiktaş Gençlerin Yanında 126 Sihirli Müzik Yolculuğu 127 Öğrencileri Yalnız Bırakmadık 127 Beşiktaş Akademi’de Dersler Başlıyor 127 Geleceği Kodlayan Çocuklar
128 Ayazmada Fikri Takip 128 Komşularımızın Yanındayız 129 Şampiyonları Ziyaret 129 Şimdi Yelken Zamanı
92
110
124
HABERLER
KÜLTÜR & SANAT
130 CAZ RÜZGÂRI BEŞIKTAŞ’TAN ESECEK 130 ORTAK YAPIM PROJESI
/besiktaskultur
u başlığı b+ dergisine attığımız günden bugüne tam yedi yıl geçmiş. 2012 yılında yine b+’da gündeme getirdi- ğimiz 4. Levent Mozaikleri, Beşiktaş Belediyesi’nin başvurusu üzerine III Numaralı Koruma Kurulu tarafın- dan koruma altına alınmış, Beşiktaş Belediyesi’nin ilgili kadrolarının sabırlı çalışmaları sonucunda 20 mozaik ortaya çıkarılmıştı. Ayrıca bugüne kadar ihmal edilmiş, rölöve-restitüsyon-restorasyon projeleri hazırlanmıştı. 2013 yılında ise mantolama ve reklam panosu altında
başka mozaikler de olabilir şüphesiyle
“Aradığımız parça sizde olabilir” başlığı altında bir kampanya başlatmıştık. Önce bu başlığı dergimizin arka kapağına taşı- dık. Ardından tasarladığımız broşür ve afişleri Konaklar Mahallesi’ndeki bütün evlere dağıttık. Gelen başvurular, o güne kadar bizim ulaşamadığımız bazı moza- iklerin varlığına tanıklık ediyordu. Çarşı bölümündeki bir elektrikçi dükkânının sıvaları altındaki Ferruh Başağa imzalı mozaiği, bir 4. Levent sakininin uyarısıy- la gün ışığına çıkardık. Bir başka sakin,
bugün Migros olarak kullanılan 4. Levent Mahallesi’nin sinema salonunun girişinde de mozaikler olduğunu bize bildirdi. An- cak elimizde bu tanıklığın dışında ne bir görsel ne de yazılı bir kaynak mevcuttu.
Yerini tespit edebilmek için daha fazla kaynağa ihtiyacımız vardı.
İşte o kaynak yedi yıl sonra Twitter’da ortaya çıktı. Suriçi’nin Sesleri mahlasıyla Twitter’da kentimizin tarihine, mukimle- rinin sesine, güzelliklerine, gizemlerine dikkat çekmek isteyen Can Bulubay, 30
4. Levent’teki Ercüment Kalmık’ın iki mozaiğinden birini artık sadece Yeşilçam filmlerinde görebiliyoruz. Mozaiklerin izini Suriçi’nin Sesleri
Twitter hesabının sahibi Can Bulubay sürdü.
PANORAMA
Söyleşi ve Fotoğraf: GÖRKEM KIZILKAYAK
ARADIĞIMIZ PARÇA SIZDE OLABILIR 4. LEVENT MOZAIKLERI
B
Nisan 2020 tarihinde yazdığı bir zincirle Migros binasının cephesindeki mozaiğin sırrını aralıyordu. Biz de Can Bulubay’la 17 Haziran’da Migros’un önünde buluştuk, Ercüment Kalmık’ın mozaiğinin sırrını nasıl araladığının hikâyesini dinledik.
Suriçi’nin Sesleri hesabı nasıl bir dü- şünceyle doğdu? Can Bulubay kimdir?
Tematik bir hesap açmak eskiden beri dü- şüncemdi. İstanbul’un Suriçi bölgesini çok severim. İnsanların, bilhassa entelektüel diyebileceğimiz kesimin çok ön yargılı davrandığını düşünürüm. Bu insanlar yurt dışına gittiklerinde o kentin “Old Town” denilen yerine giderler önce ama bizim kentimizde bu böyle olmuyor. Bu güdüyle bu hesabı var ettim. Ama aynı zamanda kent araştırmaları üstüne yüksek lisans yapmış, şu an doktora yapmakta olan birisiyim. Kentsel dönüşüm, kent kimliği ve koruma çalışmalarımı yoğun- laştırdığım alanlardan birkaçı.
4. Levent Mozaikleri’ni ne zaman duydunuz?
Tamamen bir tesadüf. Kent üzerine oku- malar yapınca 4. Levent’in değerinden, varlığından haberdar oluyorsunuz. Pan- demi süresince birçok filmle haşır neşir olma imkânı buldum. Önceden göz ucuyla baktığım filmleri gözden geçirdim. “Seven Ne Yapmaz?” isimli çok sevdiğim bir film vardır. Bu film tekrar karşıma çıktı. Bir
açıp bakayım, dedim. Kartal Tibet’in siga- ra içtiği sahneye gelince arkada mozaiği gördüm. Sonra aklıma bu mozaiklerin koruma altına alınmasıyla ilgili haberler geldi. Mozaiğin altındaki imzada Ercü- ment Kalmık’ı gördüm. “Bu mozaik şu an nasıldır?” sorusundan yola çıktım. Baktım ama mozaiği bulamadım. Elimde bir sürü PDF, blog yazısı var; bunların hepsinde Ercüment Kalmık imzalı bir mozaik var ama filmdekiyle uyuşmuyor. Filmde gör- düğüm mozaik hiçbir çalışmada geçmiyor.
O zaman beni tatmin eden bir sonuca ulaştım. Sanırım bu mozaik unutulmuş, dedim kendi kendime. Zinciri hazırlayıp paylaştım. Ondan sonra gelen cevaplar beni çok mutlu etti. “1978’e kadar sine- maydı.”; “1982-83 yıllarında yanına bir ek bina yapıldı.”; “1983’te Tam Sigorta aldı.”;
“1985 yılında mozaikler gözükmüyordu.”;
“1993 yılında Migros açıldı.” gibi birçok yorum geldi.
Sizce bu mozaik, sıvanın arkasında duruyor mu?
Baktığınız zaman alt kattaki mozaiğin ana kısmı büyük bir ihtimalle yok oldu.
Fakat üst kattaki kısmın üzerinde fazla bir işlem yapılmış gibi gözükmüyor. Çok büyük bir Migros tabelası var. Burası aşa- ğıdan çok algılanamıyor. Bu kısım açığa çıkarılabilir. Burası bile açığa çıkarılsa karşısındaki Ercüment Kalmık mozaiğiyle birbirlerine selam durmuş olacaklar. Bence bu bütünlüğü sağlamak açısından da bu mozaiği ortaya çıkarmak çok önemli.
Mozaiğin üst kattaki kısmının bile açığa çıkarılması çok önemli.
“Seven Ne Yapmaz?” filminde Kartal Tibet’in bir sahnesi, Ercüment Kalmık imzalı mozaiğin önünde çekilmiş (yanda).
4. Levent Mozaikleri’ni 1963 yapımı
“Maceralar Kralı” isimli filmde görmek mümkün (altta solda). Mozaikleri sahne alan filmlerden biri de “Yuvasız Kuşlar”. Filiz Akın’ın oynadığı filmde mozaiklerin tamamı görülebiliyor (altta ortada). 1961 yapımı
“Otobüs Yolcuları” filminin arka planında da mozaikler kullanılmış (altta sağda).
A
dem Amca ile Yaren’in dostluğunu insanlar sayenizde öğrendi. Bu hikâyeden haberdar olmanızda Karacabeyli olmanızın rolü büyük kuşkusuz. Bu dostluğu ilk duyduğunuz andan bugüne nasıl bir süreç geçirdiniz?Bu hikâyeyle ilk karşılaştığım dönemde, pek çok hayvana şiddet olayı haber olmuştu. Güzel şeylerin de olduğunu, doğaya iyi davranıldığında neler olabilece- ğini göstermek için bu dostluk hikâyesini duyurmak istedim. Çünkü fotoğraf, bir konuya dikkat çekmek, etkilemek ve farkındalık oluşturmak için çok güçlü bir araç. Çektiğim fotoğrafları ajanslar aracılığıyla kamuoyuyla paylaştım. Basın haberi “La Fontaine Masalları Gerçek Oldu” diye duyurdu. Ve Adem Amca ile Yaren Leylek’e olan ilgi her yıl katlanarak arttı. Artık şubat ayı sonuna doğru onlarca insan Yaren Leylek’in gelip Adem Amca’nın kayığına konmasını bekliyor.
Adem Amca ile Yaren arasında nasıl bir ilişki var? Bu ilişki bize ne anlatıyor?
Ezbere dayalı bir ilişki değil öncelikle. Çünkü dokuz yıldır Adem Amca’nın kayığı çeşitli şekillere girdi;
boyandı, şekli değişti vs. Ama Yaren her yıl göçten dönünce yine onun kayığına kondu. Doğa kıymet bilir diye düşünüyorum. Adem Amca, leyleğe iyi davrandı ve kimsenin kuramayacağı bir dostluğa yelken açtı. Ben doğaya iyi davrandığım için sayı- sız manzaralara tanık oldum, oluyorum da. Doğa da iyiliğin karşılığını veriyor.
Belgesel yapma fikri nasıl ortaya çıktı?
Belgesel çekme fikri bu hikâyeye tanık olduğumdan beri vardı. Lakin ekipman ve deneyimim olmadığı
için fırsat bekliyordum. Belgeselci, yönetmen Burak Doğansoysal ile yıllardır süren dostluğumuz var. Bu- rak Türkiye’de belgesel çekmek istediğini söyleyince hikâyeyi dile getirdim. Böylece yeni bir sürece girdik.
“Yaren” nasıl bir belgesel?
Yaren film tadında bir belgesel. Dışarıdan hiçbir oyuncunun olmadığı, gerçek zamanda, gerçek mekân- da ve gerçek kişilerle, gerçek bir hikâyenin ekrana yansıması. Özellikle çocukların aileleriyle birlikte muhakkak izlemesi gereken bir belgesel.
Koronavirüs nedeniyle evlere kapandığımız günlerde, YouTube üzerinden özel yayın yap- tınız. Benzer etkinlikleri yine yapacak mısınız?
İzlemek isteyenler belgesele nasıl ulaşabilir?
Burak Doğansoysal bu pandemi sürecinde insanlara bir Bursa’nın Eskikaraağaç köyünde yaşayan Adem Yılmaz ile Yaren Leylek’in hikâyesi La Fontaine Masalları’nı aratmıyor. Yaren, dokuz yıldır her bahar Adem Amca’nın teknesine
konuyor. “Yaren”in öyküsünü yaban hayatı fotoğrafçısı Alper Tüydeş ile konuştuk.
Söyleşi: ÖZLEM TÜRKDOĞAN Fotoğraflar: ALPER TÜYDEŞ
PANORAMA
BALIKÇI İLE LEYLEK
Adem Amca, leyleğe iyi davrandı ve kimsenin
kuramayacağı bir dostluğa yelken açtı.
La Fontaine Masalları’nı andıran bu dostluk hikâyesinin tanıtılmasında büyük rol sahibi olan Alper Tüydeş, aynı zamanda yaban hayatı fotoğrafçısı.nebze moral olabilmek için bu fikri benimle paylaştı.
Hemen harekete geçirip sosyal medya aracılığıyla duyurulara başladık. Ve güzel dönüşlerle o süreci tamamladık. Burak diğer belgesellerinin gösterimle- rini de yine YouTube hesabı üzerinden yaptı. Benim alanım daha çok fotoğraf olduğu için sosyal medya aracılığıyla paylaşımlarımı sıklaştırdım sadece.
Belgesel, Prag Film Ödülleri’nden “En İyi Bel- gesel” ödülüyle döndü. Başka festivallere ka- tılmayı planlıyor musunuz?
Filmle ilgili süreci Burak Doğansoysal yürütüyor.
Başvuru yaptığı başka festivaller vardı ancak, pan- demi onları da baltaladı maalesef. Sonuçlanmayan festivalleri bekliyoruz.
Eskikaraağaç, Leylek Festivali’ne de ev sahip- liği yapıyor. Bu bölge, leylekler için nasıl bir önem taşıyor?
Bölge halkı leylekler sayesinde artan turizm potan- siyelinin farkında. Ve bu sayede daha modern ve kullanışlı bir köy haline geldi Eskikaraağaç. Geçmişte köyden şehre giden gençlerin şimdilerde köylerine dönme niyetinde olduklarını duyuyoruz. Köye artan ilgi yerel halk için ekonomik bir fırsata dönüşüyor.
Köylüler de elbette buna sebep olan leylekleri daha korumacı bir yaklaşımla sahipleniyor.
Uluabat Gölü taşkın sahaları ve çayırlarıyla leylek- lerin besin konusunda avantajlı olduğu bir yer. Buna
göç yolu üzerinde oluşu da eklenince kuşlar için çok cazip bir alan ortaya çıkıyor. Üreme, beslenme ve konaklama imkânı sağlayan bereketli Uluabat Havzası bu yüzden çok önemli. Zaten Ramsar statüsünde korunan bir yer; yaşayan göllerimizden.
Göç mevsiminde Bursa’ya gelen leylekler nasıl bir rota izliyor?
Avrupa’ya ulaşmak için Hatay’dan ülkemize giren leyleklerin bir kısmı Yalova-İstanbul üzerinden, diğer kısmı ise Bursa-Çanakkale üstünden Avrupa’ya geçiş yapıyor. Bursa Uluabat Gölü, Karacabey Ovası ve Kocaçay Deltası ile avantajlı bir öneme sahip. İznik Gölü çevresi de bu yerlerle eş değer. Bu güzergâhtan geçişlerinde leylekler dinlenme ve beslenme alanları bulabiliyorlar.
Adem Yılmaz ile Yaren Leylek’in hikâyesi beyazperdeye taşındı. Alper Tüydeş’in danışmanlığını, Burak Doğansoysal’ın yönetmenliğini üstlendiği film, Prag Uluslararası Film Festivali’nde belgesel kategorisinde birincilik ödülüne layık görüldü.
Beşiktaş da konumu gereği leyleklerin göç yolu üzerinde.
Beşiktaşlılar, leylekleri hangi aylarda ve hangi noktalarda rahatlıkla gözlemleyebilirler?
Beşiktaşlılar elbette konum itibarıyla leylekleri görebilirler. Nisan- mayıs aylarında geçişler yoğunluk kazanıyor. Sakin, rüzgârsız ve yağışsız havalarda 11.00’den sonra leyleklerin kuzeye yolculukları kolaylıkla izlenebilir. Ama bunun için yüksek binaların arasından çıkıp daha geniş bir gökyüzünün görülebileceği ve denizden uzak taraflara bakmalılar. Çünkü leylekler deniz kıyısından ziyade kara parçası üstünde göç ederler. İstanbul’da yoğun göç Sarıyer taraflarından da görülebilir.
İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi bir biyolojik koridor. Marmara’daki balıkların yok olması, diğer balık tür- lerine ve denizin biyolojik çeşitliliğine nasıl yansıyacak?
Marmara deniz canlıları için yuvalama alanı. Oldukça önemli bir beslenme ve üreme bölgesi. Bizse bu denizi sanayi ve askeri tesislerle, kıyılarında milyonlarca insanla âdeta tüm çevresi büyük bir şe- hirle kaplanmış İstanbul’a çevirdik. Oysa
bu deniz ve çevresi, tarım ve ekolojik turizm alanına dönüşebilirdi. Marma- ra’da balıkların tükenmesi Marmara’nın ölmesi; Marmara’nın ölmesiyse insanlar için artık barınabilecek bir evin olma- ması demek. Bu tarz radikal bir durum- da yeni alanlar aramaya başlayabiliriz.
Şehircilik projeleri, kent ormanları falan kurtaramaz bizi. Deniz ve kara diye ayı- ramazsınız ekosistemi. Çünkü her şey birbiriyle bağlantılı. İklim değişikliğinde
görüldüğü gibi Hindistan’daki yağmurun gecikmesi Avustralya’daki mercanları, Amerika’daki kasırgaların şiddetindeki artış Avrupa’daki sıcaklıkları, Afrika’daki kumların dağılımı Amazon Ormanları’nı etkileyebiliyor. Her şey bir zincir halinde gezegenimizde; hâlâ açıklayamadığımız bağlantılar mevcut rüzgârlar, iklimler, kıtalar, ormanlar ve denizler arasında.
Bildiğimiz bir şey varsa o da her doğa olayı, her ekosistem ve her canlı birbi-
BALIKSIZ DENİZ: MARMARA
Uygarlıklar su kaynaklarının etrafında yükseldi; ancak “medeni” toplumlar suyun kıymetini bilemedi... Artan nüfus, endüstriyel tarım ve sanayi denizlerin yok olmasının en önemli nedenlerinden. Oysa denizlerin yok oluşu, denizde hayat bulanların yani balıkların da yok olmasına neden oluyor. Balıksız denize doğru giden durumu “Lüfer” belgeselinin yönetmeni ve deniz biyoloğu Mert Gökalp anlattı.
PANORAMA
Röportaj: ÖZLEM TÜRKDOĞAN Fotoğraflar: MERT GÖKALP
Endüstriyel balıkçılık nedeniyle Marmara Denizi’ndeki balık çeşitliliği ve popülasyonu giderek azalıyor.
riyle bir şekilde bağlantılı ve sistemden birinin çekilmesi diğerlerini negatif etkiliyor. Marmara Denizi üzerindeki baskı nedeniyle pamuk ipliğinde bir deniz. Bakarsınız bir çubuk çekersiniz, tüm çubuklar dağılır... Biz insanlar da dahil olmak üzere.
Oysa burada balıkçılık çok uzun yıllara dayanıyor...
Sekiz bin senelik kayıtlı balıkçılık var bu denizde. Binlerce yıllık tarımsal üretim, üzümcülük, bağlar, verimli sebzecilik, meyvecilik mevcut. İzmit’e ve Bursa’ya bakarsak, iki muazzam dağ (Kartepe ve Uludağ), bu dağların mütemadiyen besle- diği, kuşların göç için tercih sebebi olan göller (Sapanca ve Manyas), muazzam bir biyoçeşitlilik ve en önemlisi gezegende eşi benzeri bulunmayan Çanakkale ve İstanbul Boğazları var. Eldeki bu verile- re baktığımız zaman, geçmiş insanların bu deniz kenarında ne amaçla yerleşim kurduğunu anlamak mümkün. Denizi balıkla, toprağı bitkiyle dolup taşıyor.
Balıkların yok olmaması için neden köklü bir adım atılmıyor? Neden halkı balık etinden mahrum etmemek ya da yaşamını denizden kazananları küstür- memek mi? Türkiye ekonomisi lüferin getirdiği katma değere muhtaç mı?
Ekosisteme bakışımız iç açıcı değil. Her şey insanlar ve yaşadığımız binalar yani beton ve çelik üzerine; kazanç ve büyüme oldukça çevre umurumuzda değil. Bu
yalnızca ülkemizin sorunu değil, tüm dünyanın sorunu. Durumu tam kavramak için balıkçılık sitemine bir bütün olarak bakmalıyız. Ama ülkemiz için konuşa- caksak üzerinde durabileceğimiz bazı başlıklar var:
• Balık hallerine ne kadar balık girip çıktığını kimse bilmiyor. Denizlerimiz- de balık stokunun yıllar bazında şeffaf olması, herkes tarafından bilinmesi ve sıkıntılar karşısında hızlı çözümler alın- ması gerekir.
• Devlet İstatistik Kurumu’nun sağladığı verilere güvenme şansımız yok. Balık- çı ceza korkusundan avladığı balık av boyunu ve miktarını ya bildirmiyor ya da yanlış ve eksik bildiriyor.
• Özellikle İstanbul Deniz Ürünleri Ha- li’nin acilen devlet tarafından düzenlen- mesi gerekiyor. Tüm endüstriyel tekne reislerinin haldeki balık simsarlarına borcu var. Bu borç yüzünden ülkemiz- deki endüstriyel filo balığı düşüncesizce avlıyor.
• Endüstriyel filonun elindeki radar, sonar, eko-sounder gibi cihazlara sı-
nırlandırmalar getirilmesi şart. Çünkü balığın bu cihazlardan kaçma şansı yok!
• Endüstriyel filo azaltılırken geleneksel balıkçının korunması ve teşvik edilme- si gerekiyor. Günümüzde balıkçı balık olmadığı için avlamaya devam etmiyor.
Binlerce yıldır gelişen akılla düzenlenmiş geleneksel balıkçılık/avcılık teknikleri seçici ve stoklara en az zarar verecek şekilde düzenlenmiş tekniklerdir. Geliş- miş ülkeler kendi kıyıları için bu yöne doğru kaymakta.
• Mecliste endüstriyel balıkçılık lobisi ile ilişkisi içerisinde olan milletvekillerinin bu konudan uzaklaştırılması ve oy-rant ilişkisinin balıkçılıkla olan bağlantısının kesilmesi gerek.
• Bakanlıklarda konunun uzmanı olan insanların yer alması (aktivist, balıkçı, bi- limci) ve bu insanların STK’lar, gazeteciler ve vatandaşlarla birlikte düzenlemelerde söz sahibi olması gerekiyor. Bir denizcilik bakanlığının kurulması her açıdan acil ve gerekli!
• Bilimsel çalışmalar ile Dünya Gıda ve Tarım Örgütü raporlarının dikkate alınarak, balıkçılık filomuzun ve avcı- lığın bilimsel temellere dayandırılması gerekiyor.
• Endüstriyel balıkçılık filosunda, 10-50 metre arasında yaklaşık 20 bin balıkçı teknesi, 15-30 metre arasında 749, 30-50 metre arasında 265 ve 50 metre üzerinde yedi tekne var. Filonun acilen küçülmesi gerekiyor. Küçülme kaçınılmaz çünkü filo avlayacak balık bulmakta uzun za- mandır zorlanmakta.
• Boğazların ve adaların endüstriyel balıkçılık faaliyetlerine kapanması ge- rek. Göç sezonunda tüm filonun faaliyet göstermesi nedeniyle balığın alandan kurtulma şansı neredeyse hiç yok.
• Deniz koruma alanı sayısı ile tüm de- nizlere ve göllere oranla koruma alanı metrekaremiz oldukça az miktarda (%0-1 arasında). Bu alanların yerel halkın ka- tılımıyla birlikte artırılması ve kademeli olarak çoğaltılması gerekiyor (%10-20).
Deniz koruma alanı ve ekoturizm teşvik edilip beraber uygulanması için fırsatlar yaratılmalı.
Marmara’da balıkların tükenmesi Marmara’nın ölmesi demek.
Biz de bu ekosistemin parçasıyız. Deniz canlıları yoksa bizler de yokuz!
RONALD OSINGA
• Balık av boyları, bilimsel veriler ve üreme boyları dikkate alınarak yeniden düzenlenmeli.
• Devlet tarafından kurulan deniz koruma alanı park görevlisi (ranger), geleneksel balıkçı gönüllüsü şeklinde, tüm deniz- lerde ve göllerde koruma görevlilerine ihtiyaç var.
• Deniz zeminini tahrip edecek avcılı- ğa, ışıkla avcılığa ve kaçak avcılığa göz yumulmaması gerekiyor. Devlet büyük bir hata yaparak geçen sene Marmara’da ışıkla avcılığa izin verdi. Geceleri tüm denizlerde lisanssız kaçak trol tekneleri avcılık yapıyor.
• Hobi balıkçısı, oltacı ve zıpkıncılar denetlenmeli ve kurallar yeniden dü- zenlenmeli.
• Kıyısal alanlar tahrip edilerek inşa edilen fabrika, termik santral, sanayi tesisleri, rezidans, yazlık ve kışlık ev... Tüm beton inşaat faaliyetlerinin durdurulmalı ve bunlara izin verilmemeli. Bu alanlar deniz canlılarının korunma ve üreme alanı; değiştirmek ve dönüştürmek bu canlıları yok etmek demektir.
• Bilimsel yöntemlerle düzenlenmiş, sürdürülebilir entegre deniz ürünü
yetiştiriciliğine ihtiyacımız var. Bu şekilde denizlerdeki avcılık baskısını indirgeyebiliriz.
Günümüze kadar olanlar için kimseye suç yüklemek doğru değil, hepimiz yanlışlar yaptık, balıkçısı, balık simsarı, vatanda- şı, politikacısı, tüm ülke hatalar yaptı!
Yeniden bir araya gelerek, hep birlikte denizleri korumaya ve denizlerde doğru şekilde avlanmaya ihtiyacımız var. Bu işte beraberiz, ya tüm denizler kirlenecek, tüm balıklar ve deniz canlıları sırasıyla yok olacak ya da biz bir araya gelerek bu yok oluşa bir çare bulacağız... Unutma-
yalım biz de bu ekosistemin parçasıyız.
Onlar yoksa bizler de yokuz!
“Cezalar büyük olabilir ama kazanılan para daha da büyük” diyorsunuz. Ce- zalar caydırıcı hale nasıl getirilebilir?
Çok basit. Avusturalya, Amerika, Avru- pa gibi gelişmiş ülkelerde prosedürler, cezalar, koruma alanları ve balıkçılık yönetimi mevcut. Av sezonu dışında bir kilogram balık bile avlayamazsınız.
Balıkçılık lisansını ömür boyu alırlar ve öyle para cezası uygulanır ki denize adımını atamaz o balıkçı! Kontrol edip cezaları uygularsanız kimse kaçak ve uygunsuz av yapamaz.
Yeniden bir araya gelerek, hep birlikte denizleri korumaya ve denizlerde doğru şekilde avlanmaya ihtiyacımız var.
PANORAMA
0 10 20 30 40 50 60 70 Defne
Yaprağı
0 yaş 1 yaş 2 yaş 3 yaş 4 yaş 5 yaş 6 yaş
Sarıkanat LüferKofana Çinekop
Palamut Vonozu
Kestane Palamutu
Çingene
Palamutu Palamut Altıparmak Piçuta
Uzunluk (cm olarak) Sivri
Torik Zindandelen Av limiti olan
20 santimetrenin altındaki balıklar, hal dışında ya da mahalle aralarında satılıyor.
Balıkçı reislerine göre lüferin iki boyu var
ve çinekopun bir soyunun üremediğini
söylüyorlar. Oysa lüfer dünyada genetik
olarak tek!
Kumkapı Balık Hali’ne yılda ne kadar deniz ürünü
girip çıktığını kimse bilmiyor!
Tekneler 5 metre suya bile ağ atıp rüzgâr bizi savurdu diyerek işin içinden sıyrılıyor. Av yasağı 24 metre, Avrupa Birliği’nde bu yasak 50 metre.
İstanbul Balık Hali’nde her gün nesli kritik düzeyde
olan köpek balığı ve bebek kılıçbalığı
satışı yapılmakta.
LÜFER VE DIĞER BALIKLARIN
DERIN SORUNLARI Balık çiftliklerinde
yem olarak kullanılan 10 adet hamsi, 300 gramlık antibiyotikli 1 levrek demek.
Karadeniz’de avlanan her üç
hamsinin ikisi balık çiftlikleri için
avlanıyor.
Lüferin 20 santimetre yasağı, yüzde 15 ile deliniyor. Kasada yüzde 15 oranında 20 santimetre altı balığa izin veriliyor.
Çekilen her trol ağında 1 kg’lık değerli balık başına, 10 kilogram değersiz balık telef ediliyor (vatoz, köpek balığı, denizatı vs.) Balıkçı reisleri avladıkları
balık miktarını bildirmekten çekiniyor;
çinekop avladıkları zaman istavrit, 100 kasa avlıyorsa 30 kasa yazıyor.
Dosyalarına ince balığı eklemiyorlar.
LÜFERSİZ, PALAMUTSUZ TEZGÂH BOŞ KALIR
Neredeyse her balık, erişkinliğe ulaşmadan, av
boyu altında avlanıyor.
Sırtıkara
S
PANORAMA
Yazı: BUSE AKKAYA Fotoğraflar: YUSUF ASLAN
Yılın her günü kar kış dinlemeden ters akıntıya karşı atıyor kulaçlarını. Denize, Boğaz’a ve Beşiktaş’a tutkun Ramazan Türkanoğlu suyu anlıyor, dalgalarla konuşuyor…
AKINTIYA KARŞI
“Beşiktaş olmasaydı bu şehirde yaşayamazdım.”
Aynı zamanda ekonomist olan Ramazan Türkanoğlu, Beşiktaş sahillerinde yaz kış demeden yüzüyor.
uya güvenmek, akıntıya teslim olmak ve denizin kollarında yaşamak… Ramazan Türkanoğlu, Boğaz’da kulaç atmayı ay- rıcalık olarak tanımlıyor. İstanbul’un sokakları karlar altında kaybolmuşken dahi Boğaz’ın serin suyuna bırakıyor kendisini. Zira, geçen yıl, senenin her günü Boğaz’da yüzerek hem Türkiye re- korunu hem de kendi rekorunu kırmış.
Arnavutköy Akıntı Burnu’ndan atlıyor suyun hırçın dalgalarına, kulaçlarını akıntıya karşı savuruyor. Bu tutkusunu
“Boğaz’da yüzmenin bağımlısıyım. İşim olsa dahi mutlaka her gün zaman ayırıp yüzüyorum” diyerek anlatıyor. Amacı, insanları spora teşvik etmek, semtin spor imkânlarını gençlere göstermek ve farkındalık yaratmak.
Dondurucu kış günlerinde yüzmenin zorlayıcı olup olmadığı konusunda Tür- kanoğlu’na kulak verelim: “Soğuk suyun çok faydasını gördüm. Psikolojisi bozuk, depresif bir insan soğuk suya girdiğin- de hiçbir derdi kalmıyor. Negatiflikten arınıp pozitifleşiyorsunuz. Stres atmak için herkesin soğuk denize girmesini tavsiye ediyorum. Tabii bedeni alışık olmayan bir insan hipotermi yaşayabilir ama bizim vücutlarımız alışık olduğu için ne grip ne de başka bir hastalık yaşıyoruz.”
Türkanoğlu, yüzmek isteyenlere de yardımcı oluyor: “Gönüllü olarak in- sanlara nasıl doğru yüzülebileceğini öğretiyorum. Amacım, sevdiğim işi in- sanlara da öğretmek” diyor ve ekliyor:
“Buraya güneşlenmeye gelip şu an Boğaz yarışlarına katılan, lisansını alanlar var.
Bu başarılar bizlere mutluluk veriyor.”
Boğaz’ın hırçın dalgalarında yüzmek hiç de kolay değil. “Ters akıntıda yüzmek dayanıklılık istiyor. Ters akıntıya karşı yüzdüğümüzü görüp denemek isteyen- ler oluyor fakat dayanamayıp çıkıyorlar.
İstanbul Boğazı akıntısı çok olan bir yer, suyu tanımak ve buraları bilmek gerekiyor” diyen Ramazan Bey, akıntıya kapılıp boğulma tehlikesi yaşayan çok kişiyi de kurtarmış.
Ramazan Bey’in yüzmesinin ardında sadece bireysel sebepler yatmıyor, sos- yal konularda farkındalık yaratmak ve toplumsal bilinci güçlendirmek adına da yüzüyor. Okutulmayan kız çocukları, soğukta üşüyen küçük bedenler, lösemili minikler için de açılıyor denize.
Lisanslı yüzücü olan Ramazan Bey, 20
senedir Beşiktaş’ta yaşıyor. İstanbul’da yüzmeyi en sevdiği yeri sorduğumuzda
“Boğaz’da yüzen biri başka bir yerde yüzmekten zevk alamaz. Boğaz dışında bir yerde yüzemiyorum” diye yanıtlıyor.
Beşiktaş’a da en az Boğaz kadar tutkulu:
“Beşiktaş’ı, Boğaz’ı, denizi çok seviyo- rum. Spor yapmak çok kolay, ulaşım çok kolay. Dostluklarıyla, her şeyiyle çok güzel bir yer. Beşiktaş olmasaydı belki bu şehirde yaşamazdım.”
İMGE
İstanbul Boğazı trafiğe kapatıldı, kulaçlar Asya ile Avrupa’yı 23 Ağustos 2020’de 32. kez bir araya getirdi. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) tarafından düzenlenen Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’na bu yıl 34 ülkeden 1.765 yüzücü
katıldı. Yüzücüler, Anadolu Yakası’nda Kanlıca’dan başlayıp Avrupa Yakası’nda Kuruçeşme Cemil Topuzlu Parkı’nda son bulan 6,5 kilometrelik parkurda mücadele etti. 1989 yılında 4 kadın ve 64 erkek sporcunun katılımı ile başlayan bu serüven, her yıl katlanarak büyüyen bir ilgiyle devam ediyor.
TÜRKIYE MILLI OLIMPIYAT KOMITESI
Kulaçlar
İki Kıtayı
Birleştirdi
GÖRKEM KIZILKAYAK
İMGE
Salgın sürecinde sağlık çalışanlarımızın özverili çalışmaları birçok sokak sanatçısı için ilham oldu ve dünyanın farklı kentlerinde duvar resimlerine yansıdı. Beşiktaş Belediyesi de Ortaköy Mahallesi Portakal Yokuşu Caddesi’nde bir duvarı sağlık emekçilerimizi temsil eden bir muralla renklendirdi.
Beşiktaş Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü ile BİO’nun (Beşiktaş İletişim Ofisi) projelendirdiği çalışma, 6 metre yüksekliğe ve 46 metre uzunluğa sahip alana No More Lies mahlaslı sanatçı tarafından yapıldı.
Sağlık
Emekçilerine
Saygılarımızla...
BOĞAZİÇİ
Arnavutköy’de kazıklı yolun altında sardalya sürüsüne rastlamak dalış ekibi için büyük bir sürpriz oldu...
Denizin sarıp sarmaladığı bir ilçe Beşiktaş. Geçmişi denizcilik tarihimizin önemli olaylarına sahne olmuş. Ancak Beşiktaş’ın sadece su üstü değil
su altı da keşfedilmeyi bekliyor. Deneyimli dalgıç Ali Ethem Keskin b+ dergisi için kamerasını Beşiktaş’ın su altına çevirdi.
DERIN BAKIŞ SU ALTINDAN BEŞİKTAŞ
Yazı ve Fotoğraflar: ALİ ETHEM KESKİN
BOĞAZİÇİ
T
ürkiye’yi çevreleyen denizlerde ve dünyanın pek çok denizinde dalmış olsam da İstanbul Boğazı’nın derinliklerinde dalış yapma fikri beni her zaman heyecanlandırmıştır. Boğaz’da su altında neler var? Acaba ilginç midir?diye çok düşünmüşümdür. Bu bakımdan aklıma ilk gelen yer Arnavutköy yalılarının önünden geçen kazıklı yol oldu. Acaba bu yolun altından yalılar nasıl görünüyordu?
Dipte neler vardı? Boğaz Köprüsü su altın- dan nasıl görünüyordu? Veya Dolmabahçe ve Çırağan saraylarına su altından bakmak nasıl bir deneyim olabilirdi? Hemen kolla- rı sıvayıp bir proje yapılabilirdi. Ancak çok önemli bir sorun vardı. Boğaz’da dalış yapmak yasaktı. Stratejik bölge olması sebebiyle izin ile ilgili birçok kamu kuruluşunun görüşü gerekiyordu. Bununla birlikte sadece Beşiktaş ilçesi sınırları içinde bir dalış çalışması işi biraz daha kolaylaştırabilirdi. Hemen kolları sıvadık ve izin başvurusunu yapıp beklemeye başladık. Ağustos ayı başında izin çıkınca çocuklar gibi sevindim desem yeridir.
Beşiktaş ilçesini su altından çalışmak harika bir fikirdi. Ancak bu çalışmanın başarılı bir biçimde tamamlanabilmesi için çok iyi bir plan yapılmalıydı. Bu amaçla Arnavutköy’den Dolmabahçe’ye yürüyerek dalış yapılacak böl- geleri tek tek inceledik. Suya hangi noktadan girilecek, hangi noktadan çıkılacak tek tek saptadık. Tekne ve gemi trafiğini gözledik, olası olumsuz durumlara karşı tedbirler al- dık. Sevindirici gözlem ise dalış planlanan noktaların Boğaz’ın güçlü akıntısından etki- lenmeyen kuytu bölgeler olmasıydı. Dalışları iki dalıcı gerçekleştirecekti ve bir dalıcı dalış amiri olarak yüzeyde olası acil bir durum için yedekte bekleyecekti.
KAZIKLI YOLUN ZARGANALARI
İşe bir tekne kiralayarak başladım. Sonra de- neyimli dalgıç arkadaşlarım Barkın İren ve Hakan Eğilmez’i aradım. Onlar bu çalışmada memnuniyetle yer alabileceklerini söyledi- ler. Dalışları Barkın ile birlikte yapacaktım.
Hakan da teknede dalış amirliği yapıp dalış güvenliğimizden sorumlu olacaktı.
Bir perşembe sabahı erkenden Rumeli Kavağı’ndan tekneye bindik. İlk durağımız Akıntı Burnu’ydu. Rumeli Hisarı’ndan Akın- tı Burnu’na uzanan hatta akıntı genelde 6-7 knot hızında akacak kadar güçlüdür. Bununla birlikte Akıntı Burnu’nda bulunan çakarı ge- çince Boğaz, Arnavutköy’e doğru içeri kıvrılır.
Çırağan Sarayı’nın kısmen su altından çekilmiş görünümü.
Suyun derinliği 4-5 metre.
İşte bu noktadan itibaren Arnavutköy Koyu’nun içinde akıntı kesilir. Bu bilgi ışığında Akıntı Burnu çakarında suya girdik.
Önce çakarı su altından çekmek istiyordum. Zira bu noktada dip, sanki bir uçurum gibi aniden de- rinleşiyordu. Derinlerde aşağıdan yukarı bakıldı- ğında çok ilginç görüntüler ortaya çıkabilirdi diye
düşündüm. Ancak kameramın vizöründen henüz bakmaya başlamıştım ki yakından geçen bir gemi- nin dalgası kıyıya vurdu. Su köpüklerden oluşan bir bulut gibi bir anda bembeyaz oldu. O anda deklanşöre bastım. Dalganın etkisi ile su bulandı.
Etrafıma baktığımda onlarca zargana balığının bu köpük bulutu içinde yüzdüğünü gördüm. Çektiğim tek fotoğrafta zarganaları da görüntüleyebildiğim için çok mutlu oldum.
Sıra kazıklı yol altına dalmaya gelmişti. Beş altı metre derinliğe inerek yolun altındaki beton ko- lonların arasından geçerek kıyıdaki tarihi yalılara doğru yüzmeye başladık. Barkın önden gidiyordu.
Ben de onu takip ediyordum. Bir anda Barkın’ın etrafında parıltılar gördüm. Hemen deklanşöre bastım. Dev bir sardalya sürüsüydü bu... Yavaşça yanımızdan süzülerek geçip gittiler. Hem Boğaz’da hem de kazıklı yolun altında böyle bir manzara ile karşılaşmak çok heyecan vericiydi.
BOĞAZİÇİ
Dalgıç Barkın İren’in feneri, Ortaköy Camii’nin önünde bulunan batığın kalıntıları arasındaki bir iskorpit balığını aydınlatıyor.
Ortaköy batığının saç gövdesi artık çeşitli canlılara ev sahipliği yapıyor. Beyaz renkli anemonlar adeta baharda açan çiçekleri anımsatıyor.
Ortaköy Camii’nin önünde bir yük kosteri batığı bulunuyor.
1980’li yıllarda geminin
değerli parçaları,
dinamit kullanılarak
yağmalanmasına rağmen
burnu tüm haşmeti
ile duruyor.
BEŞIKTAŞ’IN BATIK GEMILERI
Arnavutköy’den sonra sırası ile Ortaköy Camii, Kabataş Lisesi, Çırağan Sarayı ve Dolmabahçe Sarayı’nın önlerinde su altından fotoğraflar çekerek günü tamamladık. Ertesi sabah erkenden bizi yine heyecan dolu bir serüven bekliyordu.
İstanbul Boğazı’nda gerek akıntılardan gerekse yoğun trafikten kaynaklanan deniz kazalarından birçok batık derinlerde yatıyor. Bunlardan birisi de Ortaköy Camii’nin hemen açığında 25 metre ile 41 metre derinlikleri arasında yatan buharlı bir gemi batığıdır. 1980’li yılların ortalarında bazı hurdacı
dalgıçlar dinamit kullanarak batığın değerli parça- larını sökmeye başlamışlar. Tam bu sıralarda gazete- lerde “Ortaköy Camii’nde Çatlaklar Oluştu”, “Cami Denize Kayıyor” gibi manşetler görülmeye başladı.
Araştırmacı yazar Mustafa Aydemir durumu hemen anlıyor. Hemen Ortaköy Camii imamı ile görüşüyor.
Ona “Gözlerinizi denizden ayırmayın, eğer caminin önünde bir tekne uzun süre duruyor ise hemen yet- kililere haber verin” diyor. Bu sayede gemi tamamen sökülmekten kurtuluyor. Ortaköy batığına yapacağımız dalış bilgilerini daha önce bu batığa defalarca dalan Hakan Kabasakal’dan alıyoruz. Akıntıların oluşumu Ay’ın hareketleri, rüzgâr, hava basıncı ve yoğunluk farkı gibi sebeplerden olsa da, Boğaz’da sabah erken saatlerde az olduğunu keşfetmiş Hakan Kabasakal...
Batığa yapılacak dalış için hazırlık yaparken etrafta hiç kimsenin olmayacağını düşünüyorduk. Ancak Ortaköy meydanına varınca hemen yanıldığımızı anladık. Koşuya çıkanlar, akşamdan kalanlar ve sa- bah işe gitmeden sevgilisi ile buluşanlar meraklı gözlerle dalış hazırlıklarımızı izliyorlardı. Bazıları meraklarına yenilip bize sorular sormaya başladılar.
BOĞAZİÇİ
Beşiktaş ilçesinin sahilindeki tarihi eserleri su üstünden olduğu kadar su altından da muhteşem görünüyor.
Ortaköy Camii, Boğaziçi’nin en güzel eserlerinden biri. Hatta Boğaz Köprüsü ile birlikte İstanbul’un sembollerinden.
Caminin su altından görünümü de büyüleyici.
- Abi bu tüpte oksijen mi var?
- Hayır sıkıştırılmış hava var.
- Bu tüp ne kadar gidiyor?
- Daldığın derinliğe ve senin ne kadar formda olduğuna bağlı. Biz 41 metreye dalacağız, bize 45 dakika yetecek diye tahmin ediyoruz.
- Aşağıda neler var?
- Hiç sorma... Ne ararsan var.
Nihayet saat 07.00’de Ortaköy İskelesi’nin yanın- dan suya giriyoruz. 25 metre derinliğe ulaştığımızda batık görünmeye başlıyor. Baş kısmı tüm haşmeti ile duruyor. Geminin gövdesinin kenarlarındaki beyaz anemonlar harika bir doku oluşturmuş. Bu doku adeta baharda kırlarda açan çiçekleri anımsatıyor.
Gemi sökülmüş olduğu için tavası duruyor. İçi ta- mamen kum ile dolmuş. Geminin kıçı da zaman içinde takılan onlarca ağ ile kaplıydı. Bu hayalet ağlar toplanmadığı için maalesef denizlerimizde birçok balığın telef olmasına neden oluyor. Bu dalışı yaparken şans bizden yanaydı. Zira akıntı korktuğumuz kadar güçlü değildi. Ortaköy’ün de- rinlerinde yatan bu ilginç batığın etrafında son bir kez yüzdükten sonra dalışımızı tamamlayıp sudan çıktık.
Akıntı Burnu Mevkii’nde bulunan çakar. Bu burundan itibaren Arnavutköy Koyu’nun iç tarafına doğru Karadeniz’den gelen kuvvetli üst akıntı kesiliyor.
Bu sayede dalış ekibi akıntı ile uğraşmadan görüntüleme çalışmalarını gerçekleştirdi (üstte).
Ortaköy derinliklerindeki yük gemisinin üst yapısı tamamen sökülmüş. Geriye çok az şey kalsa da, batığın genel görünümü gemi bütünlüğünü yansıtıyor (altta).
KÜLTÜR
DOLMAB AHÇE’DEN A ŞIY AN’ A TARIHE PEDAL ÇEVIR
Beşiktaş’ın deniz kültürüne, doğanın mucizelerine ve yakın tarihin izlerine sele üstünden bakacağız.
İstanbul’un, belki de
dünyanın en güzel bisiklet rotalarından birinde,
Dolmabahçe’den Aşiyan’a uzanan muhteşem
güzergâhta, geçmişin anılarına tanık olacağız.
Yazı: AYDAN ÇELİK Fotoğraflar: OKTAY ULUDAĞ
GÖRKEM KIZILKAYAK
olmabahçe Saat Kulesi’nin altında buluşuyoruz.
Görkem ve Oktay, buluşmaya şehir bisikletiyle geldi. Ben, konseptimiz “deniz” olduğu için, ekibe katlanır bisikletle dahil oldum. Malum, katlanır bisikletlere aynı zamanda “mariner bike / denizci bisikleti” denir.
Geçen sayıyı okuyanlar hatırlayacaktır. Dolma- bahçe, İstanbul bisikletçilerinin en önemli buluşma noktalarından biridir. Ve şüphesiz ondan ibaret değildir. Denizcilik tarihimizin çok sayıda tarihi anı burada kayda geçmiştir. Buradan Aşiyan’a uzanan rotamızın her adımında deniz kültürümüze damga vurmuş bir tarihsel kişiliğin anısı ya da tarihimizde yer etmiş olayların izleriyle karşılaşırız.
SAVARONA
Dolmabahçe deyince akla gelen ilk kişi şüphesiz Atatürk’tür. Pedala bastığımız nokta, Boğaz’ın ve Marmara’nın berraklığına açılıyor. 1 Haziran 1938 günü burada olsaydık, Dolmabahçe önlerinde demir- leyen ve büyük önderi Marmara Denizi’nde 55 gün misafir eden Savarona yatını görürdük. Atatürk’ün konuklarını ağırladığı, kabine toplantıları yaptığı yattaki günleri sağlık sorunları nedeniyle kısa süreli oldu. 25 Temmuz 1938’de Savarona’dan hasta olarak ayrıldı ve Dolmabahçe Sarayı’na geçti. Maalesef kasım ayının onuncu günü hayatını kaybetti.
YİRMİ BEŞ KURUŞA AMERİKA
Atatürk’ün hüzünlü kaybından yaklaşık sekiz yıl sonra, bu kez bir Amerikan zırhlısı, Missouri, Dolmabahçe açıklarında demirledi. Missouri, o tarihten yaklaşık yedi ay evvel, 2 Eylül 1945’te Tokyo Körfezi’nde,
Japonya’nın resmi teslim belgesinin imzalandığı
“mekân” olması açısından da sembolik önemi büyük bir gemiydi. Özel bir görevle İstanbul’a gelmişti.
Amerika’da hayatını kaybeden Büyükelçi Münir Ertegün’ün cenazesi 5 Nisan 1946’da bu gemiden karaya çıkartıldı. Dolmabahçe kıyıları Türk-Ameri- kan ilişkilerinde tarihi bir eşiğe tanıklık ediyordu.
Şehirde dört gün kalan zırhlı, birileri için ekmek kapısı oldu. Dönemin sandalcıları “yirmi beş kuruşa Amerika” diye bağırarak müşteri toplamakta, zırhlının yani “Amerika”nın etrafında bir tur attırıp, kıyıya bırakmaktaydı. Naim Tirali’nin aynı adı taşıyan öyküsü, İstanbulluların içinde girdiği ruh halini harika anlatır. 23 yıl sonra, 1969’da aynı kıyıya demirleyen Amerikan 6. Filosu ise Missouri gibi dostane karşılanmamıştı. Bilakis, bağımsızlık yanlısı gençlerin sert protestolarıyla karşılanmıştı. Yazımızın konusu bu olmadığı için çok detaya girmeyelim.
Merak eden okurlarımız 6. Filo hadiseleriyle ilgili çok sayıda yayına ulaşabilir.
SADUN BORO’NUN KISMET’İ
Aslında bir yıl evvel, yani 6. Filo olayından önce aynı sahil, coşkulu bir karşılamaya vesile olmuş- tu. Kısmet adındaki yelkenlisiyle dünyayı dolaşan ilk Türk unvanını taşıyan Sadun Boro, 15 Haziran 1968’de İstanbul’a döndüğünde büyük bir kalabalık tarafından karşılanmıştı. Boro, üç yıl süren seyahatini eşi Oda ve kedisi Miço ile yapmıştı. Yolunuz düşer- se, Kısmet’i Hasköy’deki Rahmi Koç Müzesi’nde görebilirsiniz. Aynı zamanda YouTube’da Boro ile yapılmış söyleşileri ve Cem Yılmaz’ın o karşılama gününü anlattığı komik videoyu izleme şansınız var.
Kuruçeşme’deki Cemil Topuzlu Parkı, denizcilik tarihinin önemli isimlerinden Pîrî Reis’in heykeline ev sahipliği yapıyor.
KÜLTÜR
D
GÖRKEM KIZILKAYAK
Geçmişi 1897’ye uzanan Deniz Müzesi, Türkiye’nin denizcilik alanındaki en büyük müzesi.
Yaklaşık 20 bin esere ev sahipliği yapan müzeyi, online gezmek de mümkün.
ERTUĞRUL FACİASI
Dolmabahçe, maalesef denizcilik tarihimizin en trajik hadiselerinden birinin başlangıç noktasıdır.
Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıkan Ertuğrul Fırkateyni’nin hedefinde Japonya vardı. Sultan 2.
Abdülhamid adına Japon imparatoruna bir ia- de-i ziyaret yapılacaktı. Fırkateyn dokuz ay sonra Yokohama’ya vardı. Üç ay süren ziyaretten sonra dönüş yoluna geçti. Ne yazık ki, 18 Eylül 1890’da Kuşimoto’da kayalara çarparak battı. Gemiden sa- dece 66 kişi kurtarılabildi. Şehit olan asker sayısı ise halen tartışmalı. Bazı kaynaklar 500, bazıları 600’den fazla diyor. 2015 yılında bu trajediyi anlatan Türk-Japon ortak yapımı Ertuğrul 1890 adında bir de film çekildi.
DOLMABAHÇE DENİZ SANATI
Dolmabahçe sadece kıyısıyla, o kıyılardan kal- kan gemileriyle değil, sanatıyla da Beşiktaş deniz kültürünün önemli bir parçası. 1874 Ekim’inde
İstanbul’a üçüncü kez gelen büyük “deniz ressamı”
İvan Ayvazovski, bir ay kaldığı şehirde Sultan Abdülaziz’in Dolmabahçe Sarayı için sipariş ettiği resimleri yaptı. Bu vesileyle Nişan-ı Osmanî ile taltif edildi. 1891-1911 yılları arasında Beşiktaş’ta yaşayan Fausto Zonaro da Dolmabahçe sahilini tablolarına taşıdı.
DENİZ MÜZESİ
Dolmabahçe’den ayrılıyor, bir kilometre sonra De- niz Müzesi’ne ulaşıyoruz. Geçmişi 1897’ye uzanan, 2013’ten beri yeni binasında hizmet veren müze, maalesef salgın yüzünden kapalıydı. En azından bir tesellimiz var. https://denizmuzesi.dzkk.tsk.tr/tr sitesine girerek bu özel günlerde sanal bir gezinti yapmanız mümkün. Aslının yerini tutmasa da hiç yoktan iyidir diyelim. Atatürk’ün Ertuğrul ve Sa- varona’da kullandığı şahsi eşyalar, tarihi kayıklar, ahşap, metal, tekstil, kâğıt eserler ve tablolar mü- zenin internet sitesinde görülebiliyor.
Deniz Müzesi’ni gezmek için
Bunun yanı sıra eski ve yeni alfabeyle yayımlanmış, denizcilikle ilgili dergi ve kitaplar PDF formatında sizi bekliyor. Ertuğrul Faciası ile ilgili müze ku- rucularından Süleyman Nutki’nin kaleme aldığı kitap mesela. İlk baskısı 1911’de yapılan kitabın Latin alfabesiyle basılmış yeni edisyonunu siteden indirebiliyorsunuz. Harika bir hizmet.
KAPTAN-I DERYALAR BELDESİ
Müzenin kuzeyindeki meydan, Osmanlı denizcilik tarihinin en ünlü kaptan-ı deryası Barbaros Hay- reddin Paşa’nın adını taşır. Ali Hadi Bara ile Zühtü Müridoğlu’nun ortak çalışması Barbaros Heykeli 1944 tarihlidir. Heykel kaidesinin arka tarafında Yahya Kemal Beyatlı’nın Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirinin içinde Barbaros için yazdığı dizeler yer alıyor:
“Deniz ufkunda bu top sesleri nereden geliyor?
/ Barbaros belki donanmayla seferden geliyor / Adalardan mı? Tunus’tan mı? Cezayir’den mi? / Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi / ‘Yeni doğmuş ay’ı baktıkları yerden geliyor. / O mübarek gemiler hangi seferden geliyor?”
Meydan aynı zamanda Barbaros’un türbesini de içine alır. Türbede Barbaros’un eşi Bâlâ Hatun’dan başka iki kaptan-ı deryanın, Cafer Paşa ile Cezayirli Hasan Paşa’nın sandukaları bulunuyor. Meydanın karşısındaki Mimar Sinan eseri külliye, bir başka kaptan-ı deryanın, Sinan Paşa’nın adını taşır. Bar- baros Hayreddin Paşa’nın 1546’da ölümünden dört yıl sonra bu göreve getirilen Sinan Paşa 1553’te öldüğünde külliyenin yapımı halen sürmekteymiş.
İki yıl sonra tamamlanmış.
BEŞİKTAŞ İSKELESİ’NDEN CUMHURİYET’E b+’nın 2020 ilkbahar sayısında, “Bağımsızlık İçin İlk Adım” başlıklı makalesinde Necdet Sakaoğlu şöyle yazmıştı: “16 Mayıs 1919 Cuma günü Beşiktaş Sinanpaşa Camii’nde Osmanlı Padişahı Vahdettin ile son görüşmesini yapan Mustafa Kemal Paşa, Aka- retler’de oturan annesi Zübeyde Hanım ve kardeşi Makbule ile vedalaşır. Bir grup silah arkadaşıyla da buluşarak Beşiktaş İskelesi’nden bir bota biner ve açıkta bekleyen Bandırma Vapuru’na çıkar.”
Mimar Ali Talat Bey’in 1913’te inşa ettiği iske- le bugüne kadar milyonlarca İstanbulluyu yolcu KÜLTÜR
Boğaziçi’nin bu nefes kesici manzarasını seyretmek için Aşiyan’a kısa ama eğimi sert bir yokuştan tırmanmak gerekiyor.
etti, ediyor... 101 yıl evvel en önemli yolcusunu uğurlamıştı.
ÇERAĞAN VAKTİ GELDİ LALEZARIN
Başlangıç noktamızdan 2.5 kilometre sonra Çırağan Sarayı’nın yanındayız. Çelik Gülersoy, “Çerağan”
adının 18. yüzyıl başında, Lale Devri’nde, mehtaplı gecelerde düzenlenen ışık ve çiçek dolu gecelerden geldiğini söylüyor. Henüz mevcut saray ortada yok- ken, denizin sığ kısmında, kaplumbağaların üstüne konan mumlarla yapılan eğlenceleri, 19. yüzyılda uydurulmuş fanteziler olarak görüyor. Yolun karşı tarafında, Yıldız Parkı’nın hemen kuzeyinde yer alan dik yokuş bizi Yahya Efendi Türbesi’ne götürüyor.
Yahya Efendi ve deniz konusuyla ilgili bizim bir şey anlatmamıza gerek yok. Derginin bu sayısında Fatih Yücel imzalı nefis bir yazı var.
Tekrar deniz seviyesine iniyor, Ortaköy’e devam ediyoruz. Yolumuzun üstündeki İTÜ Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, geçmişi 17. yüzyıla kadar dayandırılan bir denizcilik okuludur. 1928’de res- tore edilerek “Âli Deniz Ticaret Mektebi” olarak açılan okul zaman içinde çok kez adı değişmiş bir kurum. İstanbul’un en sevilen deniz kıyılarından
Ortaköy, hem bisiklet mağazaları hem de bir mola durağı olarak iki tekerlilerin gözde yerlerindendir.
İSTANBUL’UN İLK YÜZME KULÜBÜ
Denizin üstüne kondurulmuş gibi duran Büyük Mecidiye/Ortaköy Camii’nin yanından tekrar Muallim Naci Caddesi’ne çıkıyoruz. Yolun sol tarafında başka bir kaptan-ı deryanın, Kılıç Ali Paşa’nın adını taşıyan ve bugün ortaokul olarak hizmet veren bina bulunuyor. Onun karşısındaki Hatice Sultan Yalısı’nda bir zamanlar İstanbul’un en eski yüzme kulübü, İstanbul Yüzme İhtisas vardı. 1943’te Lido Yüzme İhtisas Kulübü olarak kurulan ve 1946’da bugün bildiğimiz adını alan kulüp, su topu ve yüzme branşlarında büyük başa-
Dolmabahçe’den Aşiyan’a uzanan bisiklet rotasına İstanbul’un en güzel manzaraları eşlik ediyor.
Bisiklet rotasındaki önemli duraklardan biri de Aşiyan Müzesi. Tevfik Fikret’in Eyüp’teki aile kabrinde bulunan naaşı 1961 yılında buraya, Aşiyan’daki evinin bahçesine nakledildi.
rılara imza attı. 2006’da valilik tarafından yalıdan çıkartılan kulüp ne yazık ki o tarihten beri tesis sorunu yaşıyor.
PÎRÎ REİS
Cemil Topuzlu Parkı’na geliyoruz. Burada Murat Özver imzalı çok güzel bir Pîrî Reis Heykeli bu- lunuyor. 500 yaşındaki Kitâb-ı Bahriye’nin yazarı kaptan-ı deryanın, aynı zamanda Amerika kıtasını gösteren ilk dünya haritasını çizdiği söylenir. Cemil Topuzlu Parkı aynı zamanda 1989’dan beri yapılan Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’nın bitiş noktasıdır.
Parktan Kuruçeşme’ye iniyoruz. Boğaziçi’nin yegâne adası bir zamanlar imparatorluğun mimar ailesi Balyan’lardan Sarkis’e aitti. Yazının başında adı geçen ressam Ayvazovski, bir dönem burada Sarkis Balyan tarafından ağırlanmıştı.
Yedinci kilometrede Arnavutköy’deyiz. İsmiyle müsemma Akıntı Burnu, taşkın bir nehir gibi. Yolun karşı kıyısındaki Halet Çambel yalısının restorasyonu bitmek üzere. Halet Çambel, hem uluslararası düzey- de önemli bir arkeolog hem de olimpik bir eskrimci olarak ilklere imza atmış öncü bir şahsiyettir. Aynı zamanda çok sıkı bir yüzücü olduğu bilinir. Birkaç kez Boğaziçi’ni yüzerek geçmiştir. Kürek konusundaki başarılarını da bunlara eklemek gerekir.
BEBEK 750
Buradan bir kilometre sonra Bebek Parkı’nda Bey- sun Gökçin ile buluşuyoruz. Beysun Gökçin, 23 yıldır Açık Radyo’da Açık Deniz programını yapıyor.
Kıyıdan bir bota atlıyor, Mısır Konsolosluğu’nun karşısında demirlemiş olan Bebek 750 teknesine çıkıyoruz. Onunla yaptığımız ufuk açıcı söyleşiyi derginin bir sonraki sayısında okuyabilirsiniz.
Bebek’ten Aşiyan’a devam ediyoruz. Buradaki kaldırımda bir de bisiklet yolu bulunuyor. Orhan Veli’nin heykelinin yanından Aşiyan yollarına gi- riyoruz. 10 kilometre boyunca neredeyse hiç yokuş çıkmamıştık. İlk defa gerçek bir yokuş çıkacağız.
Mesafe kısa ama eğim çok sert. Önce mezarlığa gi- riyoruz. Beşiktaş’ta adını andığımız Yahya Kemal’in kabri tarafından karşılanıyoruz. Aşiyan Mezarlığı, bu ülkenin kültür, sanat, bilim hayatına imza atmış yüzlerce insanın ebedi uykusunu uyuduğu yerdir.
Mezarlığın biraz üstünde buraya adını veren Aşiyan’a ulaşıyoruz. 70 metre rakımlı tepeden Bo- ğaziçi’ne bakıyoruz. Üstüne niye bu kadar çok şiir, şarkı, hikâye üretilmiş, bir kez daha idrak ediyoruz.
Tevfik Fikret’in müze evinde Abdülmecid Efendi’nin Sis tablosu da bulunuyor. Aynı zamanda bir ressam olan son Halife, şairin ünlü şiirini tabloya dökmüş.
Sisler altındaki deniz manzarası görmeye değer…
Beşiktaş ilçesi sahil boyunca birçok sporsevere zengin seçenekler sunuyor.
KÜLTÜR
ROTA NOTLARI
Dolmabahçe’den Aşiyan’a süren bu yolcu- luk, eğer başlangıç noktasına tekrar döner- seniz yaklaşık 19 kilometre tutuyor. Toplam irtifa kazanım ise 160 metre civarında.
Nicelik olarak küçük ama nitelik olarak çok zengin bir rota. Şiddetle tavsiye edilir.
https://www.strava.com/rou- tes/2719491085388690372
Rotanın başlangıcı Dolmabahçe’den, bitim noktası Aşiyan’a kadar var olan dokuz İSBİ- KE istasyonundan bisiklet kiralayabilirsiniz.
www.isbike.istanbul/istasyonlar
Ayrıca dört vapur iskelesinden bisikletleriniz için ekstra para ödemeden (saat 10.00-16.00 arasında) binerseniz 5 kuruş ödeyerek karşı- ya geçebilirsiniz. Boğaziçi’nin Anadolu Yakası da bisikletliler için bulunmaz bir nimettir.
Beşiktaş semti İstanbul’un denizcilik tarihinin en önemli olaylarına ev sahipliği yaptı.
Osmanlı denizcilik tarihinin en ünlü kaptan-ı deryası Barbaros Hayreddin Paşa’nın heykeli 1944 yılından beridir Beşiktaş meydanında. Burada her yıl Denizcilik Bayramı ve Deniz Kuvvetleri Günü kutlamaları yapılıyor (en üstte).
Dolmabahçe’den Japonya’ya 1889’da yola çıkan ama dönüşte 1890’da Kuşimoto’da kayalara çarparak batan Ertuğrul Fırkateyni’nin askerleri yola çıkmadan önce toplu halde (üstte).
Sadun Boro, eşi ve kedisiyle birlikte “Kısmet” isimli yelkenlisiyle dünyayı dolaştı. Karşılama töreni 15 Haziran 1968’de
Dolmabahçe’de yapıldı (sağda).
CENGİZ KAHRAMAN ARŞİVİ
SANATÇI BAKIŞI
Onun için fotoğraf, zamanı durdurma sanatı. Kendini bir spor fanatiği ve mesleğini de spordan kopmamak için yarattığı bir bahane olarak tanımlıyor.
Snowboard şampiyonluğunu, spor tutkusunu, olimpiyat fotoğrafçılığını Mine Kasapoğlu ile konuştuk.
Söyleşi: BUSE AKKAYA Fotoğraflar: MİNE KASAPOĞLU
“BOĞAZ ÇOCUĞUYUM” Mine Kasapoğlu
F
otoğrafçılık serüveniniz nasıl başladı?Şimdi bakınca, küçüklüğümde başladığını gö- rüyorum aslında. Çocukluğumdan itibaren çok fazla görsel tükettim; aile fotoğraf albümlerine saatlerce bakardım örneğin. Fakat uzun süre kendi kameram olmadı. Amerika’da üniversite okudum ve her dönem bir seçmeli dersim olu- yordu. Bir sene Mozart dersi aldım, seramik ve felsefe derslerine katıldım. Felsefe derslerini o kadar beğendim ki felsefe alanında çift ana dal yapmaya karar verdim.
Bu süreçte fotoğrafçılık dersleri de aldım. Sene 1998’di; dijital fotoğrafçılık yeni başlamıştı fakat kullanımı yaygın değildi. Filmlerimin yıkaması-
nı kendim yapıyordum; zaten fotoğrafa karanlık odada aşık oldum. Beklemeli, sürprizli, emekli ve sihirliydi. Dünyada gördüğüm herhangi bir şeyi seçip insanlarla paylaşabiliyordum. Zama- nı durduruyormuşum gibiydi. Felsefe okuduğum için fotoğrafın felsefesi üzerine de çok düşündüm.
Fotoğraf zaman ve hissiyatla çok ilişkili, üzerinde oynamalar yaparken terapideymişim gibi hissedi- yorum. Mezun olur olmaz fotoğrafçılık alanında iş aramaya başladım. Ekonomi ve felsefe mezununun fotoğrafçılık yapması hevesti çoğu kişi için. Şimdi düşününce ne kadar cesur olduğumu anlıyorum, 20 yaşımda hayatımı şekillendirmişim. Bunu da bana felsefe kattı. Hayatın anlamını sorguladığında insan sevmediği bir alana yönelemiyor.
Başarılı bir sporcuyken pistlerden kamera arkasına geçen Mine Kasapoğlu, yılın büyük bir kısmını spor müsabakalarını çekmek için yollarda geçiriyor.
@zoom_swimphotos