DÝNÝMÝ SEVÝYORUM-3 Copyright © Muþtu Yayýnlarý, 2005
Bu kitaptaki metin ve resimlerin, tamamýnýn ya da bir kýsmýnýn, kitabý yayýmlayan þirketin önceden yazýlý izni olmaksýzýn elektronik, mekanik, fotokopi ya da herhangi bir kayýt
sistemi ile çoðaltýlmasý, yayýmlanmasý ve depolanmasý yasaktýr.
Editör Zekeriyya ÞEN Görsel Yönetmen
Engin ÇÝFTÇÝ Akademik Ýnceleme
Muhittin KÜÇÜK, Dr. F. Muharrem YILDIZ Hikâye Yazarý
Nur PAKDEMÝRLÝ Kapak Mernuþ KALKAN
Mizanpaj Mernuþ KALKAN
975-8968-77-7ISBN
Basým Yeri ve Yýlý
Çaðlayan Matbaasý / ÝZMÝR Tel:(0232) 252 20 96 Mayýs 2005
Genel Daðýtým Gökkuþaðý Pazarlama ve Daðýtým Alayköþkü Cad. Nu.:12Caðaloðlu/ÝSTANBUL Tel:(0212) 519 39 33 Faks:(0212) 519 39 01
Muþtu Yayýnlarý
Emniyet Mahallesi Huzur Sokak Nu.:5 34676 Üsküdar/ÝSTANBUL Tel:(0216) 318 42 88 Faks:(0216) 318 52 20
www.mustu.com
b
Sevgili Peygamberim . . . 1
Sevgili Peygamberimiz . . . 8
Râfi . . . 9
Hizmet Sevdasý . . . 10
Peygamber Efendimizin Nükteleri . 12 Muhammed’im . . . 14
Kulak . . . 15
Allah Resûlü Nerede? . . . 16
Seni Hatýrlatýr . . . 18
Bira Bin Veren Tohumlar . . . 19
Bulmaca . . . 20
Önce Komþularým . . . 22
Tefekkür . . . 24
Kandil . . . 25
Cömert Lâhmacuncu . . . 26
Sayfa 8 (Sevgili Peygamberimiz)
Sevgili Peygamberim
1. BÖLÜM
ç
Bilim Aþký . . . 28
Kervan . . . 32
Tefekkür . . . 34
Güven . . . 35
Minik Ressam . . . 36
Allah Bizi Çok Seviyor . . . 38
Þiir Bulmacasý . . . 39
Sevin ve Þükür . . . 40
Adam Olmak . . . 42
Tefekkür . . . 43
Kardan Adam . . . 44
Anne . . . 46
Kendine Hesaba Çekmek . . . 47
Tarihten Nükteler . . . 48
Oku . . . 49
Deniz Ortasýndaki Cami . . . 50
Bulmaca . . . 52
Huzur Evi . . . 54
Kötü Alýþkanlýklar . . . 55
Saraya Davet . . . 56
Kalbimiz . . . 58
Tefekkür . . . 59
Farklý Bir Çözüm . . . 60
Bir Çift Küçük Pencere . . . 62
Þiir Bulmacasý . . . 64
Tefekkür . . . 66
Þifre . . . 67
Bir Yudum Su . . . 70
Sevinci Paylaþabilmek . . . 72
Okumayý Sevdiren Test . . . 73
Bulmaca Çözümleri . . . 76
Sayfa 38 (Allah Bizi Çok Seviyor)
Güzel Davranýþlar
2. BÖLÜM
Uzun zamandýr Peygamberimizle ilgili bilgi edinmeyi çok istiyordum.
“Ýþte þimdi tam sýrasý!” diye düþündüm. Çünkü bir hafta sonra Pey- gamberimizin doðum günü, yani mev- lid kandiliydi. Büþra ve Kübra ile an- laþtým. Kitaplar okuyarak, büyükleri- mize sorarak Peygamberimizi araþtýr- maya, öðrendiklerimizi birbirimizle paylaþmaya karar verdik.
Çatý katýnda bir oda hazýrladým kendime. Birkaç minder ve yastýk,
küçük bir kitaplýk ve akþamlarý aydýnlanmak için kandil, þirin bir oda oluþturmak için yeterli oldu. Günleri- min bir kýsmýný burada kitap okuyarak geçirdim. Bazen arkadaþlarým da bana katýldýlar. Gözlerden uzak, oyunlar oy- nadýk birlikte. Hikâyeler anlattýk bir- birimize.
Birkaç gün sonra anneannemin gül bahçesinde buluþtuk. Peygamberi- mizden bahsetmek için bundan iyi yer olamazdý. Edindiðimiz ilginç bilgileri
SEVGÝLÝ PEYGAMBERÝM
Bölüm 1. Sevgili Peygamberim
2
arkadaþlarýmýzla paylaþamak için sabýrsýzlanýyorduk.
“Allah’ýn en çok sevdiði insan kim- miþ biliyor musunuz?” diye sordum önce.
Büþra ve Kübra “Kimmiþ?” dediler merakla.
“Son peygamber olan, Peygambe- rimiz Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)” dedim heyecanla. “O dünyaya geldiði gece garip þeyler ol- muþ yeryüzünde. Meselâ, ateþe tapan- larýn bin yýldýr sönmeyen ateþleri sön- müþ. Kâbe’nin içindeki bütün putlar devrilmiþ. Gökyüzünde yeni ve parlak bir yýldýz belirmiþ ve daha neler olmuþ neler...”
“Ben de Peygamberimizin mucize- lerinden bazýlarýný öðrendim.” dedi Büþra.
Kübra, “Mucize ne demek?” diye sordu merakla.
“Peygamberler Allah’ýn izni ve yardýmýyla olaðanüstü bazý iþler yapa- bilirler. Bunlara mucize denir. Yani peygamberler o iþin olmasý için dua ederler, Allah da mucizeyi yaratýr. An- cak peygamberlerin dýþýnda hiç kimse mucize gösteremez.” diye cevapladý Büþra. Sonra da anlatmaya baþladý:
“Hendek savaþý öncesinde Medi- ne’de açlýk sýkýntýsý belirmiþ. Câbir adýndaki bir sahabi sahip olduðu tek oðlaðýný kesmiþ. Hanýmý da güzelce pi- þirmiþ. Evlerindeki dört avuç arpayý da öðütüp ekmek yapmýþ. Hazreti Câbir, Peygamberimizi birkaç arkadaþýyla bir- likte yemeðe davet etmiþ. Peygamberi- miz de sahabi efendilerimizin hepsini bu yemeðe çaðýrmýþ. Sayýlarý bin kiþi kadarmýþ. Peygamber Efendimiz yeme- ðin bereketlenmesi için Yüce Allah’a dua etmiþ. Allah’ýn izniyle gelenlerin hepsi doymuþ, ama yemek ve ekmek hâlâ olduðu gibi duruyormuþ. Pey- gamberimiz, Hazreti Câbir’e “Kalan
yemeði de ailene ve komþularýna ikram et.” demiþ. Ýþte böyle, Peygamberimi- zin duasýyla yiyecek ve içecekler bere- ketlenir, artarmýþ.”
“Ama buna raðmen Peygambe- rimiz son derece alçakgönüllü imiþ.”
dedi Kübra. “Dileseymiþ Allah onu kral peygamber de yapar, ona lüks bir hayat yaþatýrmýþ, ama O diðer insanlar gibi sade yaþamayý tercih etmiþ. Bir gün Hazreti Ömer (Radýyallahu anh), Peygamberimizi ziyarete gelmiþ. Pey- gamberimiz, üzerine uzandýðý hasýrda doðrularak onu karþýlamýþ. Ancak, te- ninde hasýrýn izi varmýþ. Hazreti Ömer duygulanmýþ ve üzülmüþ. Neden üzüldüðünü soran Peygamberimize,
“Ey Allah’ýn resûlü, krallar rahat döþeklerde sefa sürüyor.” demiþ.
“Hâlbuki sen Allah’ýn en sevgili kulu olduðun hâlde birkaç parça eþya ile
idare ediyorsun.” Peygamberimiz gülümsemiþ ve þöyle teselli etmiþ arka- daþýný: “Ýstemez misin ey Ömer, dünya onlarýn olsun, ahiret bizim!”
“Acaba bununla ne anlatmak iste- miþ?” dedi Büþra.
“Bunu ben de tam anlayamamýþ ve anneme sormuþtum.” dedi Kübra.
“Annemin söylediðine göre Peygambe- rimizin burada asýl anlatmak istediði dünya hayatýnýn geçici olduðuymuþ.
Asýl önemli olan ahiret hayatýymýþ.
Çünkü orada insanlar sonsuza kadar kalacakmýþ.”
“Aslýnda O kendisinden çok, diðer insanlar için yaþamýþ.” dedim. “Mekke yakýnlarýnda Taif adýnda güzel bir þehir varmýþ. Peygamberimiz, puta tapan Taifliler’i uyarmak, Ýslâm’a davet et-
4
mek için, evlâtlýðý Zeyd ile birlikte bu güzel þehre gitmiþ. Taifliler O’nun da- vetini kabul etmedikleri gibi, bir de O’na hakaret etmiþler.
Peygamberimiz Taif’ten çýkmak zorunda kalmýþ. Ancak alay etmekle yetinmeyen Taifliler, gençleri ve çocuk- larý kýþkýrtýp yolun iki yanýna dizmiþler.
Yüce Peygamberimizi taþ yaðmu- runa tutmuþlar. Peygamberimiz, Zeyd’in bütün çabalarýna raðmen yara- lanmýþ. Hatta ayakkabýlarý kanla dol- muþ. Taifliler, sýcak havada yorulunca- ya kadar, kýymetini bilmedikleri bu kutlu ziyaretçilerin peþini býrak- mamýþlar.
Epey sonra Peygamberimiz, yol kenarýndaki bir baðýn gölgesinde otur-
muþ. Tam bu sýrada, yaný baþýnda, vahiy meleði Cebrail belirmiþ. “Ey Muhammed, Allah sana yapýlanlarý görüyor. Beni O gönderdi. Emret, þu daðlarý bu kötü insanlarýn baþýna geçi- reyim!” demiþ. Ancak Peygamberimiz bu teklifi kabul etmemiþ. Çünkü O son derece merhametliymiþ. Böyle bir du- rumda bile kimseye beddua etmek is- temiyormuþ. “Bunlarýn nesillerinden, yüzyýl sonra da olsa iman edecek birisi gelecekse, onlarý helâk etmeni istemem Ya Rabbî!” demiþ.
Sonra da ellerini açýp, çaresizliðin- den dolayý Allah’ýn affýna, merhameti- ne ve yardýmýna sýðýnmýþ. Allah, O’nun dileðini karþýlýksýz býrakmamýþ.
Olanlarý izleyen bað sahiplerinin kalbi- ne acýma duygusu vermiþ Rabbimiz.
Addas adýndaki Hýristiyan hizmetçile- rini ona gönderip üzüm ikram etmiþler.
Peygamberimiz üzümü eline alýp, “Bis-
millâh” diyerek yemeðe baþlamýþ. Ad- das bu kelimeyi duyunca çok þaþýrmýþ.
“Bu yörenin insanlarý bu sözü söyle- mezler!” demiþ. Peygamberimiz ona nereli olduðunu sormuþ. Ninovalý bir Hýristiyan olduðunu öðrenince, “De- mek ki sen, iyi insan kardeþim Yunus Peygamberin memleketindensin.” de- miþ. Addas iyice þaþýrmýþ. “Sen Yunus Peygamberi nereden biliyorsun?” diye sormuþ. Peygamberimiz, “O benim kardeþim gibidir. O peygamberdi, ben de son peygamberim!” deyince, Addas gökte aradýðýný yerde bulmuþçasýna se- vinçle Peygamberimize sarýlýp elini öpmüþ ve hemen Müslüman olmuþ.”
“Peygamberimiz ne kadar sabýrlý ve merhametliymiþ!” dedi Büþra.
“Üstelik çok da cömertmiþ.” diye ekledi Kübra. “Kazandýðý bütün malý mülkü Allah rýzasý için isteyene, ihti- yacý olana gözünü kýrpmadan verirmiþ.
Huneyn savaþýndan sonra, Safvan adýn- da bir adam, Peygamberimizin gani- met olarak kazandýðý deve sürüsüne
hayran hayran bakýyormuþ. Peygambe- rimiz durumu fark edince, “Bakýp be- ðendiðin o develer senin olsun!” demiþ ve üç yüz deve ile beraber daha bir çok þey vermiþ. Adam, Peygamberimizi çok sevmiþ ve hemen yaþadýðý köye gidip þöyle demiþ: “Ey halkým, gelin Müslüman olun! Çünkü Hazreti Muhammed öyle çok veriyor ki, ancak fakirlikten korkmayan ve Allah’a tam olarak güvenen insan böyle verebilir!”
O adam ve köy halký Peygamberimizin bu cömertliði karþýsýnda Müslüman ol- muþ.
Peygamberimiz için, insanlarýn gönlünü kazanmak bütün dünya malýndan daha deðerliymiþ. “Bir tek insanýn Müslüman olmasýna vesile ol- mak, üzerine güneþin doðup battýðý her þeyden hayýrlýdýr.” buyurmuþ.
“Peygamberimiz, çocuklarý çok se- ver ve korurmuþ.” dedim. “Bir gün çarþýdan eve giderken iki gözü iki çeþ- me aðlayan küçük bir kýzla karþýlaþmýþ.
Neden aðladýðýný sormuþ. Küçük kýz
6
“Ben bir hizmetçiyim. Ev sahibi un al- mam için para vermiþti. Ama parayý kaybettim.” demiþ. Peygamberimiz, üzerinde olan bütün parayý küçük kýza vermiþ. Ancak kýz aðlamaya devam et- miþ. Peygamberimiz, “Kaybettiðin pa- raya kavuþtun. Hâlâ niçin aðlýyorsun?”
diye sormuþ. “Eve geç kaldým. Beni dövmelerinden korkuyorum.” demiþ küçük kýz. Peygamberimiz kýzýn elin- den þefkatle tutmuþ. “Korkma yav- rum, gel benimle.” demiþ. Onu eve ka- dar götürmüþ. Kapýya gelince, dýþarý- dan ev sahibine selâm vermiþ. Ancak, kapý üçüncü selâmdan sonra açýlmýþ.
Peygamberimiz, “Ýlk selâmýmý duy- madýnýz mý?” diye sormuþ. “Duyduk, ama sesinizi tekrar tekrar duymayý ve selâmýnýzýn artmasýný istedik. Size canýmýz feda olsun ey Allah’ýn Resulü!
Buraya kadar niye zahmet ettiniz?” de- miþler. Peygamberimiz, “Þu kýzcaðýz geç kaldýðý için dövülmekten korku- yordu. Bu sebeple onu size kadar getir- dim.” demiþ. Ev sahipleri Peygamberi- mizin ziyaretine öyle sevinmiþler ki,
“Buna sebep olan kýz artýk hizmetçimiz deðil, evlâdýmýz sayýlýr.” demiþler.
“Torunlarý Hasan ve Hüseyin’i de sýrtýnda dolaþtýrýrmýþ.” dedi Kübra.
“Bir gün Hazreti Ömer bu manzarayý gördüðünde çocuklara, “Ne güzel bi- neðiniz var!” diye þaka yapmýþ. Pey- gamberimiz de Hazreti Ömer’e “Ne güzel süvari onlar!” diye karþýlýk ver- miþ.”
“Peygamberimiz sadece insanlara deðil, bütün canlýlara karþý çok merha- metliymiþ.” dedi Büþra. “Peygamberi- miz ve arkadaþlarý bir yolculuk dönüþünde aðaçlýk, bir arazide mola vermiþler. Bu sýrada arkadaþlarýndan bazýlarý kuþ yuvasý görmüþler. Yavru kuþlarý alýp sevmeye baþlamýþlar. Anne kuþ gelmiþ ve telâþla çýrpýnmaya baþ- lamýþ. Peygamberimiz durumu fark edince, yavrularýn hemen yuvaya kon- masýný emretmiþ.”
“Bir keresinde de Peygamberi- miz zayýf mý zayýf bir deve görmüþ. Za- vallý deve Peygamberimizden yardým
istercesine aðlayarak O’na bakýyormuþ.
Peygamberimiz önce deveyi severek sa- kinleþtirmiþ. Sonra da sahibini çaðýrýp deveye iyi bakmasýný ve onu fazla yor- mamasýný istemiþ.”
“Peygamberimizin merhameti kadar cesareti de yüksekmiþ!” dedim.
“Mekke’den Medine’ye hicret edeceði gece evini Mekkeli müþrikler sarmýþ ve onu öldürmek istemiþler. Buna raðmen sakince dýþarý çýkmýþ. Yasin sûresinin ilk âyetlerini okuyarak aralarýndan ge- çip gitmiþ.”
“Yine bir gün, arkadaþlarýyla birlikte yolculuktan dönerken bir yer- de mola vermiþler. Sevgili Peygamberi- miz bir aðacýn gölgesinde dinlenirken uyuyakalmýþ. Oradan geçen bir müþrik, Peygamberimizin aðaçta asýlý olan kýlýcýný almýþ ve O’nu öldürmek istemiþ. Peygamberimiz hemen uyan- mýþ. Adam O’na, “Þimdi seni benim elimden kim kurtarabilir!” diye baðýr- mýþ. Peygamberimiz cesurca ve gür bir sesle “Allah!” demiþ. Adam öyle kork- muþ ki kýlýç elinden düþmüþ.”
“Allah’a imaný ve güveni ne ka- dar güçlüymüþ!” dedi Kübra. “Tabi Allah da bu güveni karþýlýksýz býrak- mamýþ!”
“Evet,” dedim. “Allah O’nu ya- rattýðý her þeyden üstün tuttuðu hâlde, O Allah’a herkesten çok ibadet etmiþ.
Hatta bazen namaz kýlarken ayaklarý þiþinceye kadar ayakta dururmuþ. Bir gün Hazreti Aiþe annemiz “Ey Allah’ýn Resûlü, hiçbir günahýn olmadýðý hâlde niçin bu kadar çok ibadet ederek zah- met çekiyorsun?” deyince Peygamberi- miz ona, “Allah’a þükreden bir kul ol- mayayým mý?” diye karþýlýk verirmiþ.”
Anlataðýmýz, paylaþacaðýmýz ve hatta öðreneceðimiz o kadar çok þey vardý ki... Okudukça okuyasým geldi Peygamberimin hayatýný. O’nu çok sevdim ve O’nun ümmetinden oldu- ðum için þanslý olduðumu düþündüm.
Ama bu yeterli deðildi. Yüce Peygam- berime lâyýk olmalýyým. O’nu örnek al- malýydým yaþantýmda. Müslümanlýk da bu deðil mi zaten?
Sevgili Peygamberimiz için bir þiir yazarak, duygularýmý, düþünceleri- mi anlattým. Sizinle de paylaþmak isti- yorum þiirimi:
Allah sevdi kullarýný.
Görünce yanlýþlarýný, Gönderdi en sevdiði insan Hazreti Muhammed’i;
Aydýnlatsýn diye yollarýný...
O gelince,
Rahmet indi yeryüzüne.
Kimi kaçtý o rahmetten, Kýymetini bilmeden, Kimi yararlandý gönlünce.
Oysa yalnýz iki hayat var:
Ahiret geniþ, dünya dar.
Ýkisini de istersen,
Mutluluðun peþindeysen, Ýzle O’nu sonuna kadar.
8
SEVGÝLÝ PEYGAMBERÝMÝZ
O’nun mübarek teni güzel bir renkte olup,
hafif kýrmýzýlýkta karýþýk nuranî bir beyazlýktaydý.
Teri güller gibi kokar, tebessüm edince diþleri inci gibi parlardý.
Anber kokulu saçlarý düz ile kývýrcýk arasý dalgalýydý.
Uzuna yakýn orta boylu, iri ve dolgundu.
Ýki omzunun arasý biraz geniþ, elleri ayaklarý
biraz irice, kaþlarý biraz büyükçe idi.
Günümüzden yaklaþýk bin beþ yüz yýl önceydi. Peygamber Efendimizin döneminde Râfi adlý sevimli, güleç yüzlü bir ço- cuk yaþardý Medine’de.
Hurmalarýn olgunlaþmaya baþladýðý mevsimdi. Bir gün hurma bahçelerinden birinin yanýndan geçerken, çok acýk- týðýný hissetti Râfi. Bahçeye girip hurmalardan yemek istedi. Hur- malar oldukça yukarýlardaydý ve onlarý alabilmek için aðaçlardan birine taþ atmaya baþladý. Tam bu sýrada bahçe sahibi Râfi’yi ya- kaladý. Râfi’yi alýp, doðruca Pey- gamber Efendimizin yanýna götürdü. Durumu Peygamber Efendimize anlattý.
Bu sýrada Râfi’nin yüzü kýzarmýþ, baþýný öne eðmiþ ve yap- týklarýna piþman oluþtu. Kendisine
ne ceza verileceðini merak ediyordu.
Sevgili Peygamberimiz, Râfi’nin bu durumunu görünce tebessüm ede- rek:
– Aðaçlarý niçin taþlýyorsun evlâdým, diye sordu.
– Çok acýkmýþtým Efendim, karnýmý doyurmak istedim, diyebildi Râfi utanarak.
Peygamber Efendimiz, Râfi’nin saçlarýný okþayýp þefkatle ona:
– Aðaçlarý taþlama evlâdým, eðer çok istiyorsan, sahibinden izin alýp, yere düþen hurmalardan yiyebilirsin, dedi. Sonra da Râfi için þöyle dua et- ti: “Allah’ým, bu yavrucuðun karnýný
sen doyur.”
Gül yüzlü Peygamberimizin sevgi ve þefkat dolu davranýþý sebe- biyle hatasýný anlayan Râfi, bir daha böyle yanlýþ bir davranýþa asla te- þebbüs etmedi.
RÂFÝ
Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, bir gün arkadaþlarýyla yolculuktan dönüyordu.
Peygamberimiz ve arkadaþlarý, bu uzun yolculukta hem çok yorulmuþ, hem de acýkmýþlardý. Sonunda bir hur- malýkta oturup dinlenmeye karar ver- diler.
Sahabe Efendilerimizin çoðu hur- ma aðaçlarýnýn altýnda istirahate çekil- miþ, aralarýnda tatlý bir sohbet baþ- lamýþtý. Bu sýrada bazý sahabeler de on- lara yemek hazýrlamak için harekete geçtiler. Aralarýnda bir görev paylaþýmý oldu. Bir sahabe, “Ben yemek piþire- yim.” diye görev üslenince, diðeri “Ben
su getireyim.”, bir baþkasý da “Ben ateþ yakayým.” dedi. Onlarý dikkatle dinle- yen Peygamber Efendimiz tam bu sýra- da konuþmaya katýldý ve “Öyle ise ben de odun toplayayým.” buyurdu.
Sahabe Efendilerimiz, O’na karþý sevgi ve saygýyla dopdolu bir üslûpla:
– Ya Resûlâllah, biz bütün iþleri yaparýz, siz çok yoruldunuz, dinlenin biraz, dediler.
Efendiler Efendisi Sevgili Peygam- berimiz de:
– Bilirim ki sizler bu hizmetleri ya- parsýnýz, fakat baþkalarý hizmet eder- ken, ben seyirci kalmaktan çok
HÝZMET SEVDASI
10
üzülürüm, diye cevap verdi.
Zaten bütün varlýklar O’nun hürmetine, O’nun hatýrýna ya- ratýlmýþtý. O, insanlýðýn en büyük reh- beri, en büyük önderiydi. Fakat insan- lara hizmet etmek, onlara yararlý ol- mak söz konusu olunca, hemen iþleri paylaþýr, bizzat hizmet ederdi.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) sözlerinin devamýnda:
– Kendisine hizmet edilen deðil, insanlara hizmet eden biri olmayý seve- rim, dedi ve dediði gibi de hemen odunlarý toplamaya baþlayýp, hizmete katýldý.
Yüce Rabbimiz, bizleri O’nun ve arkadaþlarýnýn yolundan ayýrmasýn, bizlere insanlýða hizmet etmeyi sevdir- sin.
PEYGAMBER EFENDÝMÝZÝN NÜKTELERÝ
OTUZ ÜÇ YAÞ
Cennetle müjdelenen sahabelerden Zübeyr bin Avvam’ýn annesi Safiye Haným, bir gün, Peygamberimizin huzuruna geldi:
– Ya Resûlâllah, benim için dua et de cennete gireyim, dedi.
Sevgili Peygamberimiz bu yaþlý teyzeye lâtife yaparak:
– Yaþlý kadýnlar cennete giremez, deyince kadýn bir an için çok üzüldü.
Peygamber Efendimiz bunu fark etti. Onun daha fazla üzülmesini istemediði için:
– Kadýnlar ihtiyar olarak deðil de genç olarak cennete girecekler demek iste- dim, buyurdu. Ýnsanlarýn cennete otuz üç yaþýnda genç olarak gireceklerini anlatarak onu teselli etti.
Bunun üzerine Safiye Hatun sevinerek oradan mutlu ve memnun ayrýldý.
DEVE YAVRUSU
“Abdullah” isminde bir sahabe, Peygamber Efendimizi ziyaret edip O’na bir ihtiyacýný arz edecekti. O’nun mescitte olduðunu öðrenince, aceleyle oraya gitti.
Bu sýrada Peygamberimiz, Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ömer’in de içinde bulun- duðu ashabýyla sohbet ediyordu.
Abdullah (radýyallahu anh) mescide girip selâm verdi ve :
– Ya Resûlâllah, bir deveye ihtiyacým var, bana bir deve verebilir misiniz, diye sordu.
Sevgili Peygamberimiz ona lâtif bir þaka yaparak:
– Abdullah, seni bir deve yavrusuna bindireyim, dedi.
Bu söz üzerine Abdullah pek memnun olmayýp:
– Ya Resûlâllah, ben deve yavrusunu ne yapayým, o beni taþýyamaz ki, deyince Peygamber Efendimiz tebessüm ederek:
– Her deve mutlaka bir devenin yavrusu deðil mi, buyurarak, deve yavrusuy- la neyi kastettiðini izah edince, oradakilerin hepsi bu güzel þakaya güldüler.
12
ÝKÝ KULAKLI ÇOCUK
Peygamber Efendimiz, çocuklarla þakalaþýr, yer yer onlarýn oyunlarýna katýlýr ve onlarý sevindirirdi. Hatta sahabeler, bütün hayýrlý ve güzel iþlerde olduðu gibi çocuklarla þakalaþmada ve onlarý sevmede de Peygamberimizin en önde olduðunu anlatmýþtýr.
Hazreti Enes ( Allah ondan razý olsun.) on yaþýndan itibaren, hizmet etsin diye annesi tarafýndan Peygamberimize teslim edildi.
Sevgili Peygamberimiz on yaþýndan itibaren Ýslâm dinine hizmet etmeye baþlayan bu çocuðu sever, ona bazen “iki kulaklý Enes” ya da “Seni gidi iki kulak- lý” diye þaka yapardý.
Peygamberimizin bu güzel þakasýnda þunlarý görüyoruz:
Birincisi Sevgili Peygamberimiz, þaka yaparken dahi her þeyin doðrusunu söylemiþtir. O þaka yaparken en küçük bir yalan söz söylememiþtir.
Ýkincisi de Efendimiz, Hazreti Enes’e “iki kulaklý” diye hitap ederken, onu
“söylenenleri dikkatli dinlemeye ve anlamaya” özendirmek istemiþtir. Ýþte Peygamber Efendimizin bütün nükteleri, lâtifeleri, þakalarý, esprileri böyle eðitici ve öðreticiydi.
ZÂHÝR BÝZÝM TARLAMIZ
Peygamber Efendimizin bütün arkadaþlarý, O’nu çok severdi. Bunlardan biri de “Zâhir” adýnda, köyde yaþayan bir sahabeydi. Zâhir ( Allah ondan razý olsun.), köydeki tarlasýnda yetiþtirdiði sebze ve meyvelerden, çiçeklerden Peygamber Efendimize getirir, hediye ederdi. Sevgili Peygamberimiz, Zâhir için þu espriyi yapardý:
– Zâhir bizim tarlamýz, biz onun þehriyiz.
Bu nüktenin altýndaki gerçek, Peygamberimizin Hazreti Zâhir ile hediyeleþmesiydi. Çünkü Sevgili Peygamberimiz kendisine köyden getirilen bu hediyelere, þehirdeki ürünlerden hediye ederek karþýlýk verirdi.
Bir gün Zâhir yine köyde yetiþtirdiði ürünleri þehre getirmiþti. Onlarý pazar- da satmak için kendisine bir yer arýyordu. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) de bu sýrada pazar yerindeydi. Zâhir’i gördü ve onu takip edip, elleriyle gözlerini kapatarak:
– Bu köleyi alacak var mý, dedi.
Gözlerini kapatanýn Resûlullah olduðunu anlayan Zâhir:
– Ya Resûlâllah, bana kimse bir kýymet biçmez, deðer vermez. Çünkü benim yüzüm çirkindir, deyince Allah’ýn sevgili elçisi Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, ona þu tatlý ve güzel sözü söyledi:
– Ey Zâhir, dýþtan bakanlar kýymet vermese de Allah katýnda senin deðerin çok büyüktür.
14
MUHAMMED’ÝM
Feda olsun sana caným, Sensiz geçmez hiç bir âným, Cemâlindir tek murâdým, Benim câným Muhammed’im...
Ömrüm sensiz zarardadýr, Aklým sensiz firardadýr, Gönlüm sensiz dardadýr,
Benim câným Muhammed’im...
Ýki cihan güneþisin, Þu gönlümün neþesisin, Gonca güllerin eþisin,
Benim câným Muhammed’im...
Engin Nigâr (Ýlâhî Bahçesi - 1)
Baþýmýzýn her iki tarafýna yerleþtiri- len kulaklarýmýz, sesler ile irtibatýmýzý saðlar. Yaðmurun þýpýrtýsýný, rüzgârýn uðultusunu, kuþlarýn cývýltýsýný konuþ- malarý, radyo ve TV’den gelen sesleri kulaklarýmýz sayesinde duyarýz.
Kulak kepçeleri olmasaydý sesi top- layamaz ve sesin yönünü tayin edemez- dik.
Dýþ kulak, orta kulak ve iç kulak olmak üzere üç kýsýmdan oluþan ku- laðýmýz, ancak 20 ile 20 000 frekans arasýndaki sesleri duyabilir. Acaba hiç düþündünüz mü böyle bir sýnýrlama ol- masaydý ve her sesi duysaydýk hâlimiz ne olurdu? Hiç sormayýn, o zaman mik- roplarýn ayak seslerinden dahi rahatsýz olur, yüksek sesleri duyunca da beyni- miz zonklardý. Kýsacasý hayat çekilmez hâle gelirdi.
Orta kulakta birbirine eklemlerle baðlý olan örs, çekiç ve üzengi kemikle- ri bulunur. Kulak zarýyla temas hâlinde olan çekiç kemiði, gelen sesleri örs ke- miðine ve örs kemiði de üzengi kemiði- ne iletir.
Ýç kulakta ise içi sývý ile dolu olan ve dýþ görünüþü itibarýyla salyangoz ka- buðuna benzeyen iþitme sinirleri vardýr.
Bu sinirler ses dalgalarýný beyne iletir.
Beyin, bu ses dalgalarýný deðerlendire- rek duymamýzý saðlar.
Ayrýca kulaðýmýz vücuttaki denge- yi de ayarlar. Ýç kulaða yerleþtirilen denge mekanizmasý; ayakta dur- mamýzý, yürümemizi, oturup kalk- mamýzý ve baþýmýzý dik tutmamýzý sað- lar. Kulaðýmýzdaki denge mekânizmasý bozulsa oturamaz, ayakta duramaz, baþýmýzý dik tutamaz ve bu yazýyý oku- yamazdýk. Demek ki vücudumuzdaki diðer organlar gibi kulaklarýmýz da
“hassas ölçülerle” en uygun biçimde ya- ratýlmýþtýr.
KULAK
16
Mekkeli müþrikler, Müslümanlar- dan Bedir yenilgisinin intikamýný al- mak için, Uhud’da bir kez daha ina- nanlarýn karþýsýna çýkmýþlar ve hýnçla Müslümanlara saldýrmýþlardý. Yüce rehberimiz Hazreti Muhammed’in önderliðinde, kahramanca mücadele eden Müslümanlar, sayýca kendilerin- den kat kat üstün olan müþrikleri peri- þan etmiþti. Savaþ Müslümanlarýn zafe- riyle sonuçlanmak üzereydi. Peygam- berimiz, savaþ baþlamadan önce önem- li bir noktaya yerleþtirdiði okçulara,
“Ýkinci bir emir gelmedikçe yerinizi terk etmeyin!” emrini vermiþti. Okçu- lar, “Nasýl olsa savaþý kazandýk.”
düþüncesiyle, Peygamber Efendimizin emrini unutarak yerlerini terk edince, savaþýn yönü deðiþmiþti. Nöbetin terk edildiði bölgeden, müþrikler yeni bir saldýrýya geçtiler. Baþta Hazreti Hamza (Radyallahu anh) olmak üzere, onlarca sahabi þehit olmuþtu. Hatta Peygam- berimizin mübarek yüzüne zýrhýnýn de- mirleri batmýþ, iki diþi de kýrýlmýþtý.
Savaþýn sonlarýna doðru, Peygam- berimizin þehit edildiðine dair haber yayýlmýþ, bu haber Medine’ye kadar
ulaþmýþtý. Haberi duyan Müslümanlar, büyük bir üzüntü ve endiþeyle, iþin aslýný öðrenmeye çalýþýyorlardý. Bun- larýn içinde kalbi Allah ve peygamber sevgisiyle dopdolu kutlu bir kadýn vardý: Sümeyra annemiz... Bu haberi duyunca beyninden vurulmuþa döndü.
O, kalbi sevgi ve þefkatle dolu bir an- neydi. Kocasýna sadýk bir eþ, babasýna sevgi ve saygýyla dolu hayýrlý bir evlât- tý. Kocasý Abdullah’ý ve evlâtlarýný Pey- gamber Efendimizin yanýnda savaþ- masý için Uhud’a göndermiþti. Babasý da onlarla birlikte Uhud’a gitmiþti.
Sümeyra anamýz bu haberi duyar duymaz yerinden ok gibi fýrlayarak Medine’den çýkýp, altý kilometrelik yo- lu koþa koþa katetti. Babasýnýn, ko- casýnýn ve evlâtlarýnýn durumundan henüz haberi yoktu. Zihnindeki tek düþünce þuydu: “Peygamber Efendimi- ze ne oldu?” Bütün hücrelerini bu en- diþe kaplamýþtý. “Allah Resulü’nün ve- fat ettiði yerde siz neden hayattasýnýz?”
diyordu çevresindekilere.
Uhud’a yaklaþýnca birisinin bir el iþaretiyle babasýnýn cansýz bedenini
ALLAH RESÛLÜ NEREDE ?
göstererek: “Sümeyra iþte baban bura- da þehit oldu!” sözüne karþýlýk, “Resu- lullah nerede?” diye sordu. Herkesin babasýný sevdiði kadar o da babasýný se- viyordu. Ama þu anda onun Allah Re- sûlü’nden baþkasýný düþünecek hâli yoktu.
Sümeyra Anamýz biraz daha ilerle- yince, bir el daha kalkarak ona evlât- larýný iþaret etti. “Sümeyra iþte oðul- larýn burada þehit düþtüler...”
Kalbi evlât sevgisiyle dopdolu þef- katli bir anneydi. Fakat þu anda evlât- larýný da düþünemezdi. Evlâtlarýnýn gösterilmesine karþýlýk yine o “Resulul- lah nerede?” diyordu.
Biraz sonra kocasý Abdullah’ý gösterdiler. Kocasý da þehit düþmüþtü.
Sümeyra anamýz; hâliyle, tavrýyla sanki
“Resulullah olmadýktan sonra, neyle- yeyim babayý, evlâdý... O olmadýktan sonra neyleyeyim efendiyi ve akra- bayý!” diyor ve hiç durmadan “Resulul- lah nerede?” diye soruyordu.
Biraz sonra Sümeyra annemizi Sevgili Peygamberimizin yanýna götürdüler. Bu büyük kadýn Peygam- ber Efendimizin hayatta olduðunu öðrenince, Allah’a þükrederek, sevin- cinden secdeye kapandý ve Resulul- lahýn yanýna kadar emekleyerek geldi.
Peygamber Efendimizin cübbesini öpe- rek, þu tarihî sözü söyledi:
“Sen hayatta olduktan sonra, bütün musibetler ve sýkýntýlar bana ha- fif gelir Ya Resûlallah!”
Bu sözün altýnda þu duygular giz- liydi: “Ey Allah’ýn Resûlü! Gökyüzü parçalanýp baþýma düþse, yer yarýlýp be- ni yutsa bile, eðer sen hayattaysan, bunlarýn hepsi bana hafif gelir. Yeter ki sana bir kötülük gelmesin.”
Ýþte Allah’ýn en seçkin kulu biricik önderimiz Sevgili Peygamberimizin kadýn erkek ashabýnýn gönlündeki yeri buydu. Yüce Rabbimiz bizim gön- lümüzü de O’nun sevgisiyle doldursun.
Seni hatýrlatýr papatyalar, zambaklar, güller, sümbüller...
Seni hatýrlatýr güvercinler, serçeler, bülbüller...
Seni hatýrlatýr arýlar, karýncalar, desen desen kelebekler.
Açýlan ellerimiz, senden, yalnýzca senden yardým bekler!
Seni hatýrlatýr; atomlar, hücreler, zerreler ve küreler...
Seni hatýrlatýr; yýldýzlar, aylar ve güneþler.
Seni hatýrlatýr; gökyüzü ve yaðmur yüklü bulutlar, Sende gönüllerimiz, sadece sende umutlar!
Seni hatýrlatýr saat gibi çalýþan kalbimiz...
Seni hatýrlatýr bir bebeðin tebessümü, tertemiz...
Seni hatýrlatýr kalem tutan elimiz ve göz penceremiz...
Sen yarattýn bizleri, bir gün sana döneceðiz hepimiz!
Ahmet Hüdâverdi
SENÝ HATIRLATIR
18
BÝRE BÝN VEREN TOHUMLAR
Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselâm; fakirlere, muhtaçlara yardým etmeyi pek sever- di. Bir gün ihtiyaç sahipleri için yapa- caðý yiyecek, giyecek yardýmlarýný önceden hazýrlamýþ, sonra onlarý davet etmiþti.
Peygamber Efendimiz, davete ge- lenleri tebessümle karþýlayýp, her biriy- le ilgilendi. Sonra da hediyelerini vere- rek, onlarý mutlu ve memnun bir þekil- de uðurladý. Elinde ne var ne yok hep- sini Allah yolunda daðýttý.
Yardým daðýtma iþinin tamam- landýðý dakikalardý. Peygamberimizin davetine geç kalan birisi uzaklardan koþarak geldi. Ona verilebilecek ne bir giyecek ne de bir gýda kalmýþtý. Adam, kendisine bir þey kalmadýðýný an- layýnca, bir an için üzüldü.
Peygamber Efendimiz bu durumu fark edince, hemen onu teselli ederek:
– Üzülme, dedi. Sana da bir çare bulabiliriz.
Bu yoksul kiþi, dikkatle Peygam- ber Efendimizi dinlemeye baþladý.
Resûlü Ekrem Efendimiz ona þöyle bu- yurdu:
– Buradan doðruca Medine çarþýsýna git. Ýhtiyaçlarýný satan dükkânlara gir, ne lâzýmsa al ve sonra de ki: “Mal benim, borç Resûlul- lahýndýr.” Yeter ki sen çocuklarýný se- vindir ve üzülme.
Maddî açýdan fakir olsa da manevî
yönü oldukça zengin olan bu talihli ki- þi, Peygamber Efendimizin, elinde ol- madýðý hâlde borca girerek yardýmda bulunmasýný istemiyordu. O’nun sýkýntýya girmesine gönlü razý ol- madýðýndan:
– Olur mu öyle þey, ey Allah’ýn Resûlü, dedi. Ancak Peygamber Efen- dimiz ýsrar etti. Bütün samimiyetiyle ona Medine çarþýsýnýn bulunduðu yönü gösterdi. Sonra da tebessüm ede- rek:
– Unutma, dedi. “Mal benim, borç Resûlullahýn.” diyeceksin. Mal sa- na, ödemesi bana ait olacaktýr.
* * *
“Dünya ahiretin tarlasýdýr.” diyen, bir baþka zaman da “Cömert; Allah’a yakýn, insanlara yakýn, cennete yakýn, cehennemden uzaktýr.” buyuran Sevgi- li Peygamberimiz, elinde ne kadar iyi- lik tohumu varsa, hepsini burada saçýyordu. Elinde olmayýnca da borçla- narak alýp yine ihtiyaç sahiplerine daðýtýyordu. Bu cömertliði ve güzel davranýþlarýyla bize örnek oluyor,
“dünyada ne ekersek, ahirette onu bi- çeceðimizi” hatýrlatýyordu. Kim bilir, öldükten sonra yeniden dirilip hesaba çekileceðimiz ebedî âlemde bu tohum- lar bire bin, belki de bire milyon mey- ve verecekti.
Yüce Rabbimiz, bizleri; özü sözü bir olan, söz ve davranýþlarý bu kadar birbirine uyumlu Kutlu Rehberimizin aydýnlýk yolundan ayýrmasýn.
20
1.Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ýn dedesinin adý
2. Peygamber Efendimizin eþi olan annemiz: Hazreti...
3. Peygamber Efendimizin 622 yýlýnda Mekke’den Medine’ye göç etmesi
4. Peygamber Efendimizin en yakýn arkadaþlarýndan birinin adý: Hazreti ...
5. Peygamber Efendimize sadakatýyla bilinen, dört büyük halifeden biri: Hazreti 6. ...Peygamber Efendimizin süt kardeþinin adý
7. Sevgili Peygamberimizin babasýnýn adý
8. Peygamber Efendimizin kýzý , Hazreti Ali’nin eþi, Hazreti Hasan ve Hüseyin’in annesi
9. Peygamber Efendimizin hanýmý, Ebubekir Efendimizin kýzý: Hazreti ...
10.Peygamber Efendimizin diþ temizliðinde kullanýlmasýný tavsiye ettiði “erak”
aðacýnýn dallarýndan yapýlan bir tür fýrça
11.Peygamber Efendimizin davranýþlarýna verilen isim 12.Sevgili Peygamberimizin doðduðu þehir
13.Peygamber Efendimizin güzel isimlerinden biri
14.Peygamber Efendimizi yaklaþýk 40 yýl koruyup gözeten amcasý 15.Peygamber Efendimizin güzel sözlerine verilen genel isim 16.Sevgili Peygamberimizin annesinin adý
17.Sevgili Peygamberimizin, Uhud’da þehit düþen ve ayný zamanda süt kardeþi olan amcasýnýn adý: Hazreti ...
18.Dünyanýn,bütün varlýklarýn yaratýlýþ sebebi olan, en son ve en büyük peygam- ber ... Nebiler Nebisi...
19.Sevgili Peygamberimizden sonra gelen dört büyük halifeden dördüncüsü:
Hazreti ...
20.Peygamber Efendimizin vefat ettiði ve þu anda mübarek kabrinin bulunduðu þehir,
21.Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ýn müþriklerle yaptýðý ilk savaþ 22.Sevgili Peygamberimizin süt annesinin adý
23.Peygamber Efendimizin Ýslâmý anlatmak için gidip, pek çok eziyet ve hakaret gördüðü þehir
24.Peygamber Efendimizin kabrinin bulunduðu yere verilen ad
25.Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed’le (Aleyhisselâm) özdeþleþen çiçek 26.Peygamber Efendimizin güzel isimlerinden biri
27.Allah’ýn, Peygamber Efendimiz vasýtasýyla bize ve bütün insanlýða gönderdiði en son din
28.Peygamber Efendimiz’den sonra gelen dört büyük halifeden üçüncüsü:
Hazreti ...
26
24
16 15
1
3
6
8 9
12 7
5 4
14 13
11
10
28
25 20
19 21 23 27
18 17 2 22
Þ Ý F R E
22
Bize, dalýndan yeni koparýlmýþ bir tabak dolusu taze hurma ikram edilse, herhâlde geri çevirmeyiz deðil mi? Bel- ki bu þekilde ikramlarý kabul etmekle, Peygamber Efendimizin sünnetine uymuþ, O’nun yolunda yürümüþ olu- ruz. Zira, Evrenin Efendisi Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, Allah rýzasý için kendisine takdim edilen hediyeleri geri çevirmezdi. Hem baþkalarýna he- diyeler verir hem de kendisine gelen hediyelere daha güzeliyle karþýlýk verir, hediyeleþirdi. Acaba bir defacýk olsun, O’nun da hediyeyi kabul etmediði ol- muþ muydu? Bunu Peygamber Efendi- mizin hayatýndan þu ibretli hâdiseyle takip edebiliriz:
Hurmalarýn olgunlaþma mevsimi- nin yaklaþtýðý günlerdi. Bir gün Sevgi- li Peygamberimize bir tabak içinde ta- ze hurma getirip ikram ettiler ve:
– Ey Allah’ýn Resûlü, buyurun ta- ze hurmalarýmýzdan alýn, sizin için top- ladýk, dediler.
Allah Resûlü hayretle sordu:
– Hurmalar olgunlaþtý mý ki?
– Hayýr ya Resûlâllah, henüz hep- si olmadý. Fakat bizim hurmalarýmýzýn bulunduðu bahçe, derenin içinde, daha sýcak bir yerde. Bunun için yýlýn ilk hurmalarý bizim bahçede yetiþir. Biz de ilk önce sizin tatmanýzý istedik.
ÖNCE KOMÞULARIM
Sevgili Peygamberimiz, bu incelik- lerinden dolayý memnuniyetini ifade etti. Fakat hurmalardan hiç almayýp, biraz ileride oyun oynayan çocuklarý iþaret ederek:
– Bu hurmalarý þuradaki çocuklara ikram edin. Benim yerime onlar yesin- ler. Komþularýmýn yemediðini yemem.
Ne zaman ki komþularýmýz da hurma yemeye baþlarsa, o zaman ben de gönül rahatlýðýyla hurma yiyebilirim, buyur- dular.
Peygamberimiz, bu güzel sözleriy- le bir taraftan çocuklarý ne kadar çok sevdiðini, hatta onlarý kendi nefsine
tercih ettiðini gösteriyordu. Diðer ta- raftan da komþularýnýn tatmadýðýný tatmayacak kadar onlara deðer verdiðini gösteriyordu. “Komþusu aç iken, kendisi tok yatan bizden deðil- dir.” diyen Resûlü Ekrem Efendimiz, bu sözünü en ince ayrýntýsýna kadar yaþýyordu.
Ýkramý Sonsuz Yüce Rabbimiz, bizleri o gül yüzlü Peygamberimizin güzel ahlâkýndan, aydýnlýk yolundan ayýrmasýn. Komþusu aç iken tok yat- maktan hepimizi korusun.
24
Caným kurban olsun senin yoluna, Adý güzel, kendi güzel Muhammed...
Yunus Emre
Doðmazdý kalbe îman Gelmezdi bize Kur’ân Hiçbir þey bilinmezdi, Sensiz caným Muhammed
(Sallallahu aleyhi vesellem)
Ali Ulvi Kurucu
Ýnsanlýk, gerçek medeniyeti, eþitlik ve adaleti
Hazreti Muhammed Aleyhisselâm sayesinde öðrendi..
Sensin bizim baþ tacýmýz, Ya Muhammed Mustafa!
Sensin bizim ilâcýmýz, Ya Muhammed Mustafa!
Tembele ve tembelliðe yüz vermeyen, çalýþmayý ibadet sayýp çalýþkaný alkýþlayan
Hazreti Muhammed’dir.
(Sallallahu aleyhi vesellem)
Temimdarî (Radiyallahu anh) ti- caretle uðraþtýðý için Þam’a sýkça gidip geliyordu. Ticaretten kazancý iyiydi.
Ayrýca deðiþik ülkeleri dolaþmak; bil- gisini, görgüsünü ve tecrübesini de artýrýyordu. Her gittiði yerde deðiþik insanlarla tanýþýyordu. Herkesten bir þeyler öðreniyordu.
Yine Þam’a varýp alýþveriþini bitir- dikten sonra âdeti üzere çarþýyý dolaþ- maya baþladý. Bir ara dar ve kalabalýk bir sokaða girdi. Dükkânlarýn önlerin- deki güneþlikler ortamý iyice karartmýþtý. Ýnsanlar güneþten, korun- mak isterken ýþýktan mahrum kalýyor- du. Tam da bu sýrada ilerdeki dükkân- larýn birinde bir aydýnlýk fark etti.
Dükkânýn yanýna gitti. Kavanoz gibi bir þey gördü. Kavanozun içinde bir bez parçasý vardý. Bezin ucunda da bir ateþ yanýyordu. Çok ilgisini çekti bu ateþ. “Bu nedir?” diye sordu. “Yað kan- dili!” dediler. “Ýçinde yað var bu kabýn.” Bir ucu yaðýn içinde, diðer ucu dýþýnda olan bu bez, yaðý çekmektey- di. Bu yüzden bezin dýþarýdaki
ucu alev alevdi ve ýþýk veriy- ordu.
Temimdarî þaþýrdý.
Ýçinden “Þimdi ben bunu Medine’ye gö- türüp mescide asa- rým.” dedi ve düþün- düðünü de yaptý.
Peygamberimiz aleyhisselâm namaz kýlmak için mescide geldiðinde mescidi aydýnlýk buldu. Tavan-
daki kandili görünce aydýnlýðýn se- bebini anladý. Herkesin gözü Peygam- berimizdeydi. Mescittekiler: “Þimdi Peygamberimiz, ikaz edecek ve o kandili oradan indirtecek.” diye bek- lerken Peygamberimiz kandilin nere- den geldiðini sordu. Temimdarî de hemen ortaya çýktý: “Ben getirdim ya Resulallah.” dedi.
Bunun üzerine Peygamberimiz þef- katli bir ses tonuyla: “Sen bize yenilik getirdin. Bizi karanlýktan kurtardýn.
Sen bizi aydýnlattýn, Allah da senin kabrini aydýnlatsýn. Nur içinde ka- lasýn!” diye çok güzel bir dua etti.
Sonra etraftakiler þaþýrdý: “Acaba Hristiyan eþyasý kullanmak doðru mu?” diye hâlâ endiþe ediyorlardý ve bunu Peygamberimize açýk açýk sordu- lar. Sevgili Peygamberimiz ise: “Ýlim, Müslüman’ýn kayýp malýdýr. Nerede bulursa, kimde görürse almalýdýr.”
buyurdu.
Böylece Peygamberimiz aleyhisselam, Müslüman- larýn, faydalý olmak þartýy- la her türlü yeniliði kim- den gelirse gelsin al- masý gerektiðini be-
lirtmiþ oluyordu.
Bu sözlerden sonra herkes Te- mimdarî’ye teþek- kür etti. Kendileri- nin evleri için de böyle kandil ge- tirmesi için ona sipa- riþ verdiler.
KANDÝL
26
Ýzmir’in cadde ve sokaklarýnda lâhmacun satarak geçimini saðlayan sevimli, güler yüzlü, tatlý dilli bir amca vardý: Fethi Efendi... Çok istediði hâlde imkânsýzlýktan kendisi okuyamamýþtý, ama öðrencilerle ilgilenmeyi, okuyan- lara destek olmayý çok severdi.
Çok zeki, ancak imkânsýzlýktan dolayý öðrenim hayatýnda güçlük çe- ken pek çok öðrenci vardý. Fethi Amca, lâhmacun satarken, evine gidip gelir- ken, gece gündüz bunu düþünüyordu.
“Ah keþke, geliri daha fazla olsaydý da fakir öðrencilere yardým edip, onlarýn okumasýna katkýda bulunabilseydi...”
Geçimini saðladýktan sonra arta kalan parasýný muhtaçlara daðýtan Fet- hi Efendi, yaptýðý bu iyiliði hep az bu- luyor, bir türlü içi rahat etmiyordu. Bu hâliyle sanki Peygamberimizin arka- daþlarýndan Ebu Akil’i (Radiyallahu anh) hatýrlatýyordu. Ebu Akil (Radýyal- lahu anh), hamallýkla geçimini saðlýyordu. Bütün sermayesi omzunda taþýdýðý ipiydi. Fakat kalbindeki Allah sevgisi, teraziyle kantarla tartýlamaya- cak kadar büyüktü. Öyle ki yük taþýrken dahi attýðý her adýmda Allah’ýn hoþnutluðunu düþünür, Allah’ýn dinine hizmet etme sevdasýyla yaþardý. Mad- den kendisi fakir olsa da bu hâliyle baþ- ka fakirlere yardýmda bulunmayý düþünecek kadar gönlü zengindi.
Günlük kazancýnýn bir miktarýný ken- disinin ve ailesinin geçimine harcayýp, kalanýný Allah yolunda harcanmasý için getirip Peygamber Efendimize (Aley- hisselâm) teslim eden bir yiðit idi Ebu Akil.
Lâhmacuncu Fethi Efendi, Ebu Akil’lerin tükenmediðine, benzerleri- nin farklý asýrlarda hâlâ yaþadýðýna bir delildi. O da günümüzün yiðitlerin- dendi. Allah onlardan razý olsun, Sanki Hazreti Ebubekir’in, Hazreti Os- man’ýn, Ebu Akil’in (Radýyallahu
CÖMERT LÂHMACUNCU
Anhüm) cömertliðini taþýyordu ruhun- da... Rüyalarýnda, hayallerinde hep öksüz çocuklarla, yetimlerle, fakir öðrencilerle meþguldü. Sonunda Allah, samimiyetle istediði bu iþte onu ba- þarýlý kýldý. Nasýl mý? Lâhmacun sata- rak elde ettiði gelirin içinden geçimini saðlayacak kadar ayýrmaya baþladý.
Kalan miktarýný çok yararlý bir hizmet için biriktiriyordu. Biriktirdiði paralar- la beþ katlý bir öðrenci yurdu yaptýr-
mayý baþardý. Kazandýðýnýn çoðunu okuma öðrenme yolunda harcadýkça, Allah ona daha fazla kazanç nasip etti.
Geliri giderek artmaya baþladý. Fethi Efendi, kazancýndaki bu artýþýn, Rabbi- mizin lütfu olduðunu, içinde hissedi- yordu. Okumayý seven pýrlanta gibi öðrencilere yardým etmenin mutluluðu ona yetiyordu.
28
BÝLÝM AÞKI
Yemyeþil otlar ve aðaçlar, aðaç- larýn dalýnda türlü türlü meyveler, ot- laklarda meleþen kuzular... Sonra rengârenk çiçekler, uçuþan kelebekler, cývýldaþan kuþlar... Ve sonra durmadan yuvasýna yiyecek taþýyan çalýþkan
karýncalar, bal yapan arýlar, zýplayan tavþanlar... Dahasý çevredeki daðlar, taþlar, þýrýl þýrýl akan sular, derin vadi- ler, dereler, tepeler... Bitkilere saksýlýk eden toprak, topraðýn baðrýna düþerek bitkilerin imdadýna koþan yaðmur
Bölüm 2. Güzel Davranýþlar
damlalarý ve bir buðday tanesinden fi- lizlenip bereketlenen baþaklar...
Gündüzleri kýzgýn güneþ ve ardýndan geceleri gökyüzünün süsü olan ay, yýldýzlar ve gezegenler... Ýþin en ilginç yaný, bu varlýklar arasýndaki hayret ve- rici irtibat ve uyum. Sanki her biri bir bütünün düzenli iþleyen parçalarý gibi.
Ýþte bütün bunlar, Kazvin þehrinin yemyeþil yaylalarýnda koyunlarýný otla- tan minik bir çocuðun dünyasýydý. He- men her gün üzerinde düþünüp araþtýrdýðý varlýklarýn ve hâdiselerin sa- dece küçük bir kýsmýydý bunlar.
Evet, bundan yaklaþýk bin yýl ka- dar önceydi. Kumral, iri yapýlý, güleç yüzlü bir çocuk olan Zekeriya, yaylada koyunlarýný otlatýrken bazen derin düþüncelere dalýp giderdi. Henüz on yaþlarýndaki bu zeki ve atýlgan çocu- ðun gözleri; sýk sýk aðaçlara, yaprakla- ra, çiçeklere, böceklere takýlýrdý. Bun- larý düþünmeye öyle dalardý ki bazen acýktýðýný bile hissetmez, annesinin hazýrladýðý azýk çantasýný açýp karnýný doyurmayý unutuverirdi.
Babasýnýn, sabahlarý önüne katýp gönderdiði sürünün peþine düþtüðün- de, her iki omzunda da yünden dokun- muþ iki torba bulunurdu. Bunlardan birinde bazen yemeyi unuttuðu azýðý, diðerinde ise kâinatýn en deðerli kitabý Kur’ân-ý Kerîm olurdu.
Zekeriya, sadece çobanlýk yap- makla kalmaz, durmadan okuyup araþtýrýrdý. Bazen bir aðacýn gölgesine oturur, Kur’ân okumaya dalar, incecik tatlý sesiyle durmadan okur, okurdu.
Kendisi bunu ifade edemese bile, Zekeriya’nýn davranýþlarýna bakýlýrsa, aslýnda tabiattaki canlý ve cansýz var- lýklarýn tamamý güzel bir kitaptý onun için. Ýçinde, tam anlamýyla bir “öðren- me aþký” vardý. Uzayýn büyüklüðünü, bitkilerin yapýsýný, hayvanlarýn çeþitle- rini, çok merak ederdi. Otlarý, aðaçlarý, çiçekleri, kelebekleri, hayvanlarla bit- kiler arasýndaki münasebetleri dikkatle gözlemlerdi. Daðlarý, ovalarý, ýrmak- larý manalý bakýþlarla seyreder; sadece duyduðu, fakat henüz hiç görmediði denizleri de çok merak ederdi. Üstelik, durmadan bunlar üzerinde düþünür, kafa yorar, öðrendikleriyle bir sonuca varmaya çalýþýrdý.
Gündüzleri koyunlarý güderken gözlemler yapan Zekeriya, geceleri de gökyüzündeki yýldýzlarý seyrederdi.
Uzaydaki yýldýzlarýn sayýsý ne ka- dar? Güneþ ve diðer yýldýzlar dünya- dan büyük mü küçük mü? Bu yýldýzlar bize ne kadar uzak? Orada öyle nasýl duruyorlar hiç düþmeden? Gece ile gündüz düzenli olarak birbiri ardýnca nasýl geliyor? Mevsimler deðiþtikçe, gece ve gündüz süreleri niçin uzayýp kýsalýyor? Ay’ýn þekli niçin sürekli de- ðiþiyor ve Ay her akþam niçin farklý yerlerde gözleniyor? Ýþte bu sorular, on-on bir yaþlarýndaki Zekeriya’nýn zihnini sürekli meþgul ediyordu. Uyku vakti yorgun düþüp yataða uzandýðýn- da bile onu bazen saatlerce düþündüren ve uykularýný kaçýran bu konularý, mutlaka araþtýrýp öðrenmek isterdi.
30
Zekeriya, her sabah, anne ve ba- basýyla vedalaþýp, neþe içinde koyun- larý, keçileri alýr otlaklara götürürdü.
Bu hayvanlarý çok sever, onlarla yakýn- dan ilgilenir, vakti geldiðinde ýrmaðýn kenarýna götürüp onlarý sulamayý asla ihmal etmezdi. Yanýndan hiç ayýr-
madýðý Kur’ân-ý Kerîm’i yaylada ko- yunlarý otlatýrken her fýrsatta okurdu.
Kur’ân-ý Kerîm’in tamamýný on yaþýn- dan on iki yaþýna kadar iki yýl içinde ezberlemeyi baþarmýþtý. Bundan sonra üç yýl boyunca din ve dil bilimleri üze- rinde araþtýrmalar yaptý.
On altý yaþýna geldiðinde, âlim ve bilge bir kiþi olan babasý Muhammed Kazvinî ile birlikte yaklaþýk iki yüz
gün süren bir geziye çýkmýþtý.
Baba-oðul, yer yer yüksekliði bi- zim Aðrý Daðý’nýn zirvesine varan El- burz daðlarýný aþtýlar. Zekeriya, bu sýra daðlarý çocukluðundan beri uzaktan seyrediyor, ardýndaki denizi görmeyi
çok arzu ediyordu. Böylece, dünyanýn en büyük gölünü, yani Hazar’ý görme mutluluðunu yaþamýþtý genç Zekeriya.
O günün þartlarý, genç Zekeriya ve ailesini bulunduklarý þehirden göç et- meye zorlamýþtý. Bundan sonra uzun yýllar Baðdat’ta yaþayan Kazvinli Ze- keriya, Baðdat kütüphanelerinin tozlu raflarýndaki pek çok kitabý okuyan bir kitap kurduydu artýk. Bu arada yýllar-
ca bilgisine bilgi katmýþ, öðrendikleri onun merakýný daha da artýrmýþtý. O, hiç kimsenin ortaya koyamadýðý yep- yeni bilgilerin peþindeydi. Kur’ân âyet- lerinin ýþýðýnda tabiat kitabýný okumak istiyordu. Son Peygamberle gelen bu Yüce Kitabýn iþaret ettiði hakikatleri bizzat gözlem ve araþtýrmalar yaparak bulup, ortaya koymayý hayal ediyordu.
Öðrenme aþkýyla yanýp tutuþan genç Zekeriya, anne ve babasýndan izin alarak tabiat kitabýný okumaya çýktý bir gün. Ülke ülke gezip araþtýracak, gözlemler yapacak, bilgiler toplaya- caktý. On yýl süren bu müthiþ gezide Ýran’dan Afganistan’a, Azerbaycan’dan Gürcistan’a kadar pek çok ülkeyi gez- miþti. Bu araþtýrma gezisinde, býkma- dan usanmadan yüzlerce canlýyý incele- miþ; yeni yeni daðlar, ovalar, denizler, göller ve akarsular görmüþtü.
Günümüzdeki safari yolculuðunun bir benzeriydi bu. Araþtýrmalarý sonucu el- de ettiði bilgileri büyük bir itina ile kaydetmiþti.
Baðdat’a döndüðünde çok sevdiði babasýnýn vefatýný büyük bir üzüntüyle öðrenmiþ, hayatýnýn kalan kýsmýný onun nasihatlerinin dýþýna asla çýkma- dan yaþamaya karar vermiþti.
Otuz yaþýný geçen Zekeriya Kaz- vinî, okuma yazmasý oldukça iyi olan bilgili bir hanýmefendiyle evlenmiþti.
Evinin bahçesinde bitki ve hayvan ye- tiþtirmeyi, onlarla ilgilenmeyi de ihmal
etmemiþti. O artýk yýllarýn birikimini kâðýda döküp bildiklerini bütün insan- larla paylaþmak istiyordu. Çünkü ço- cukluðundan beri baþta Kur’ân olmak üzere hem ciltlerle kitaplarý hem de kâinat kitabýný gece gündüz okuyup düþünmüþ, araþtýrmýþ ve yepyeni so- nuçlara ulaþmýþtý. Bilgiyle dolmuþ, taþ- ma noktasýna gelmiþti artýk. Eþinin de desteðiyle tam on beþ yýl boyunca yazdý, yazdý, yazdý... “Acayip Varlýklar ve Tuhaf Yaratýklar” adlý ilk eseri, yüzyýllarca insanlýða ýþýk tutmuþ, ken- disinden sonra gelecek araþtýrmacýlara da yol göstermiþti. Kazvinî’nin bu güzel eseri, iki ana bölümden oluþu- yordu: Ýlki “uzay ve gökyüzü” hakkýn- da, ikincisi de “yeryüzündeki canlý ve cansýz varlýklar” hakkýnda yepyeni bil- gilerle doluydu. Bu muhteþem eser, hemen hattatlar tarafýndan hýzla ço- ðaltýlýp yayýldý. Zekeriya Kazvinî’nin âdeta bir bilgi denizi olan kitaplarýný zevkle ve heyecanla okuyan insanlar, hayretler içinde kaldýlar. Eserin bütününde Kur’ân âyetlerinin fen ve teknikle ilgili iþaretleri de yer alýyordu.
Zaten o, araþtýrmalarýnýn ilhamýný hep Kur’ân-ý Kerîm’den almýþtý. Babasýnýn, Kur’ân-ý Kerîm’i açýklayan ve yorum- layan tatlý sohbetleri de ýþýk tutmuþtu Zekeriya’ya. Zira Zekeriya Kazvinî, Kur’ân’ýn mesajlarýyla bütün in- sanlýða rahmet olarak gelen Hazreti Muhammed Aleyhisselâmýn sahabele- rinden Enes bin Mâlik’in torununun torunuydu.
32
Abdülkadir Geylâni, eðitime önem veren bir ailenin çocuðu idi. Ai- le büyükleri, çocuklarýnýn iyi yetiþme- si için ellerinden geleni yapýyorlardý.
Abdülkadir’in babasý, vefatýndan önce oðlunun eðitimi için kýrk altýn býrak- mýþtý.
Abdülkadir, eðitimini tamamla- mak için Baðdat’a gidecekti. Yola çýkmadan önce, annesi kýrk altýný bir keseye koydu. Daha sonra da bu kese- yi oðlunun kazaðýnýn içine dikti ve oð- luna þu nasihatta bulundu:
– Evlâdým, hiçbir zaman yalan söyleme! Allah, doðru olanlarý sever.
O, her zaman doðrularýn yardým- cýsýdýr.
Abdülkadir, verdiði öðütleri ku- laðýna küpe yapacaðýný söyleyerek an- nesiyle vedalaþtý. Daha sonra da Bað- dat’a gitmekte olan bir kervanla yola çýktý. Fakat o dönemde yollarýn güvenliði tam olarak saðlanamýyor, eþkýyalar sýk sýk kervanlarýn yolunu kesiyordu. Birkaç gün sonra kervan- dakilerin korktuklarý baþlarýna geldi ve eþkýyalar tarafýndan yollarý kesildi.
Eþkýyalar, kervandaki insanlarýn neyi var neyi yok hepsini aldýlar. Tam ayrýlacaklarý sýrada, yanýnda bir þeyi-
KERVAN
nin olacaðýna ihtimal vermedikleri küçük Abdülkadir dikkatlerini çekti.
Ona þaka yollu:
– Söyle bakalým ufaklýk, yanýnda hiç paran var mý? diye sordular.
Abdülkadir:
– Kýrk altýným var. Annem ka- zaðýmýn kolunun altýna dikti, dedi.
Eþkýyalar çocuðun sözüne pek inanmadýlar, ama “Gene de bir yokla- yalým.” dediler. Abdülkadir’in üzerini arayýnca kýrk altýný buldular.
Eþkýyalarýn reisi çok þaþýrmýþtý.
– Oðlum, dedi. Neden kýrk altýnýn olduðunu söyledin? Sende altýn olacaðý aklýmýzýn ucundan bile geç- mezdi.
Abdülkadir:
– Annem bana: “Hiçbir zaman yalan söyleme.” diye öðüt verdi. Ben de ona yalan konuþmayacaðýma dair söz verdim. Yalan söyleyenleri Allah sevmez.
Duyduðu sözler karþýsýnda eþkýya-
larýn reisi ne diyeceðini bilemedi.
Utancýndan yüzü kýpkýrmýzý kesildi ve titremeye baþladý. Daha sonra da baþýndaki külâhý yere çalýp:
– Ne hâllere düþtük be! diyerek kendine kýzdý. Yumruk kadar çocuk, parasýnýn alýnacaðýný bildiði hâlde, doðruluktan ayrýlmýyor. Biz ise ha- yatýmýzý haram yoldan kazanýyoruz!
Yazýklar olsun bizlere!...
Sonra etrafýndakilere dönerek:
– Çabuk, aldýðýnýz paralarý ve eþ- yalarý sahiplerine geri verin! Artýk ben eþkýyalýktan vazgeçiyorum. Sizin de bu iþi býrakmanýzý istiyorum. Hepimiz Allah’a tövbe edip dürüst insan olalým.
Arkadaþlarý, reislerinin isteðini ye- rine getirdiler. Almýþ olduklarý para- larý ve deðerli eþyalarý sahiplerine geri verdiler.
Abdülkadir’in doðruluðu sayesin- de yolcular canlarýný ve mallarýný kur- tarmýþtý. Ýþ bununla da kalmamýþ iþi gücü soygun yapmak olan eþkýyalar doðru yolu bulmuþtu.
Anne ve baba,
insanýn Allah’tan sonra en baþta saygý göstereceði
iki kutsal varlýktýr.
GÜVEN
Eskiden padiþahlar, zaman zaman kýyafet deðiþtirip, halktan biri gibi giyi- nerek çarþýyý pazarý dolaþýrlar, halkýn yaþama þartlarýný, istek ve þikâyetlerini öðrenmeye çalýþýrlarmýþ. Ýstanbul’un fethinden önce bir sabah Fatih Sultan Mehmet de kýyafet deðiþtirerek Edir- ne’de Ali Paþa çarþýsýna gitmiþ. Bir dük- kâna girmiþ. Dükkân sahibine selâm verip:
– Yarým okka bal (eski bir aðýrlýk ölçüsü), yarým okka peynir, yarým okka yað istiyorum, demiþ.
Dükkân sahibi Fatih’in istediði yi- yecekleri tartýp ona vermiþ. Ancak Sul- tan, dükkân sahibine baþka þeyler de almak istediðini söylemiþ ama adam bu isteði geri çevirerek:
– Efendim, istemiþ olduðunuz di-
ðer mallarý komþumdan alsanýz iyi olur.
O, bugün siftah etmedi demiþ. Bunun üzerine sultan diðer dükkândan alýþ- veriþ yapmýþ. Ardýndan baþka þeyler de almak istediðini söylemiþ. Fakat dük- kân sahibi:
– Allah’a þükür, bugünkü siftahý- mý yaptým. Yan tarafýmdaki komþum ise henüz siftah yapmadý. Diðer mallarý da ondan alýn, diye karþýlýk vermiþ.
Esnaflarýn yardýmlaþma duygusuy- la dolu olmasý ve komþularýný da en az kendileri kadar düþünmesi, Fatih’i duy- gulandýrmýþ. Sultanýn, milletine karþý olan güveni artmýþ. Bunun üzerine Fa- tih Sultan Mehmet:
– Milletimde böyle fedakârlýk ve yüksek ahlâk varken sadece Ýstanbul deðil, dünya bile fethedilir, demiþ.
36
MÝNÝK RESSAM
Resim yapmayý çok severim. An- nemin ve babamýn dediklerine göre, üç-dört yaþlarýndayken baþlamýþým re- sim yapmaya.
Bir pazar sabahý yine resim yapma heyecaný ve arzusuyla erkenden kalkýp fýrçayý elime aldým. O gün, hayalimde yaþattýðým çevreyi resmedecektim sözde. Daha doðrusu yaþamak istedi- ðim ortamý resimle anlatacaktým.
Önce zihnimde tasarladým istekle- rimi... Þehrin gürültüsünden uzakta kýrmýzý kiremitli minik bir ev... Evin bahçesinde çeþitli meyve aðaçlarý ve dallarýnda þeftali, kiraz, elma, erik, üzüm gibi en sevdiðim meyveler ola-
cak. Mutluluðumu paylaþan kuþlar, bahçemizde bana þarkýlar söyleyecek.
Kelebekler, kanatlarýndaki desenlerin güzelliðini sergilemek için âdeta yarýþacaklar. Arýlar bal özü toplamak için uçuþacak çevremde. Evimizin yanýnda yemyeþil çimenlerle ve rengârenk çiçeklerle kaplý geniþ bir alan olacak. Arada bir top oynaya- caðým orada. Yer yer gülleri ve çiçekle- ri koklayacaðým, bazen de çimenlerin üstüne uzanýp dinleneceðim. Evimizin yakýnýndan bir akarsu geçecek. Arada bir ýrmaðýn kenarýnda oturup, þýrýl þýrýl su sesini dinleyerek kitaplar, dergiler okuyacaðým. Ilýk yaz gecelerinde yýldýzlarý seyrederek uyuyacaðým. Ýþte
hayalimde yaþattýðým böyle güzel bir yerin resmini çizecektim.
Evet, þimdi hazýrým iþte! Çizip bo- yayacaðým, her þey zihnimde yerini aldý artýk. Resim yapmaya evin çatýsýn- dan baþlamýþtým ki annemin sesini iþit- tim. Beni kahvaltýya çaðýrýyordu.
Tam da resim yapma arzusuyla doluydum, ama annemi kýramazdým.
“Kahvaltýdan sonra yaparým.” dedim ve baþladýðým gibi býraktým resmimi.
Kahvaltý biterken babam, “Çabuk hazýrlan, seninle balýk tutmaya gidece- ðiz.”dedi. “Anlaþýlan bu resmi daha sonra yapacaðým.” diye düþündüm.
Babamýn bu güzel teklifini kabul et- tim, ama hava biraz rüzgârlý ve kapalý olduðundan isteksiz gibiydim doðru- su.
Neyse o gün babamla birlikte balýða gittik. Nasip bu ya! Sadece bir- kaç balýk tutarak erkenden döndük.
Üstelik sýrýlsýklam ýslanmamýz da ca- basýydý. Rüzgârlý, fýrtýnalý, yaðmurlu bir pazardý, hiç unutamadým o günü.
Eve geldiðimde, büyük bir sürpriz beni bekliyordu. Üstümü deðiþtirip odama girdiðimde ne görsem iyi? Ha- ni sabahleyin baþladýðým resim var ya!
Ben sadece hayalimdeki evin çatýsýný boyamýþtým. Gerisi sadece benim aklýmda kalmýþtý, çünkü resim yapma- ya vaktim olmamýþtý. Sabahleyin odamýn penceresini hafifçe açýk býrak- mýþtým. Annem de komþuya giderken kapatmamýþ. Meðer rüzgâr penceremi iyice açýp, bütün boyalarýmý devirmiþ.
Boyalarým havada uçuþup, hayalimde-
ki resmi tuvalimin üzerine öyle bir yer- leþtirmiþ ki aðzým açýk kaldý...
Aman Allah’ým! Bu nasýl olur?
Anneme soruyorum: “Haberim yok.”
diyor. Ýki yaþýndaki kardeþim yapacak deðil ya bu müthiþ resmi! Ara sýra ona soruyorum þakayla ve sadece tebessüm ediyor bana, hiçbir þeyden habersiz.
Meðer rüzgâr ve boyalarým, hayalimde- ki resmi hissetmiþler ve bana böyle bir sürpriz hazýrlamýþlar. “Aman Allah’ým!
Aman Allah’ým!” diye baðýrarak uyanýyorum uykudan. Ýþte þimdi pazar sabahý yeni baþlýyor. Hem de hava güneþli ve gökyüzü masmavi. Fakat penceremi açmadan bile þehir trafiði- nin gürültüsünü iþitebiliyorum. He- men odama koþuyorum. Boyalarým yerli yerinde, tuvalim akþam býrak- týðým gibi bembeyaz duruyor.
Þimdi bir bilmece var zihnimde.
Gerçekten rüyamdaki gibi rüzgârýn es- mesiyle, boyalarýmýn havada uçuþ- masýyla hayalimdeki resim kendiliðin- den yapýlýr mý tuvalimin üzerine. Daha büyük bir fýrtýna olsa, odamýn beyaz duvarýna kocaman bir manzara resmi yapýlýverir mi acaba? Akýlsýz, fikirsiz ve cansýz olan havanýn akýþýyla resim çizi- lebilir mi duvara? Rüzgâr resim çizer mi hiç? Ressamsýz resim olabilir mi?
Ne dersiniz? “Olur mu öyle saçma þey.” dediðinizi duyar gibiyim. Ya þu tabiattaki her biri bir sanat harikasý olan canlý varlýklar: Kuþlar, kelebekler, bal yapan arýlar, hoþ kokulu güller, rengârenk çiçekler... Onlar sanatkârsýz olabilir mi?
Sevgi konmuþ kâinatýn mayasýna, sevgi.
Güneþ sevgiyle doðar.
Toprak sevgiyle besler bitkileri.
Yýldýzlar sevgiyle göz kýrpar geceleri...
Rengârenk çiçekler sevgiyle açar, Ve sevgiyle kokar burcu burcu.
Kuþlar sevgiyle uçar gökyüzünde, Ve sevgiyle öterler cývýl cývýl.
Akarsular sevgiyle akar þýrýl þýrýl...
Kelebekler sevgiyle açar kanatlarýný desen desen.
Yaðmur, sevgiyle iner topraðýn baðrýna, damla damla.
Annelerin yüreði hep “sevgi sevgi” diye çarpar.
Eller sevgiyle kalkar,
Mevlâ’ya dua dua yalvarýp, sevgiyle dolmak için.
Ve Mevlâ sevgiyle cevap verir samimî dualara.
Arýlar sevgiyle bal yaparlar bizim için.
Ýnekler, koyunlar sevgiyle süt verir bizlere.
Aðaçlar sevgiyle meyve verir hepimize.
Emekleyen bir bebek sevgiyle tutar oyuncaðýný;
Ve rüzgâr sevgi soluklarýyla eser.
Balýklar sevgiyle yüzer sularda.
Dünya, sevgiyle döner Güneþ’in etrafýnda.
Güneþ, Ay, bulut, toprak, yýldýz;
Doðrusu bunlar cansýz ve akýlsýz.
Aðaç, kuþ, kelebek, arý;
Ýlâhî bir sevk iledir yaptýklarý.
Allah, yarattýðý her varlýðýn özüne sevgi yerleþtirmiþtir, sevgi.
ALLAH BÝZÝ ÇOK SEVÝYOR
38
ALLAH BÝZÝ ÇOK SEVÝYOR / ÞÝÝR BULMACASI
6 1
3
5
2
4 7
9
8
10
1. Þiire göre bütün varlýklarýn özüne yerleþtirilen nedir?
2. Þiire göre, kimlerin yüreði “sevgi sevgi” diye çarpýyor?
3. Güneþ’in etrafýnda sevgiyle dönen nedir?
4. Þiire göre neyin mayasýna “ sevgi” yerleþtirilmiþ?
5. Þiirde, “cývýl cývýl” ikilemesi kuþlarý hatýrlatýyor. Buna göre “þýrýl þýrýl”
ikilemesi neleri hatýrlatýr?
6. Þiire göre Yüce Allah, hangi dualara sevgiyle cevap vermektedir?
7. Þiire göre, “dua dua yalvarýp sevgiyle dolmak için” eller kime doðru açýlýr?
8. Þiirin bütününü düþündüðünüzde, bütün sevgilerin asýl sahibi olan ve sevilmeye en çok lâyýk olan kimdir?
9. Þiire göre, desen desen kanatlarýný sevgiyle açan canlýlar hangileridir?
10. Þiire göre emekleyen bir çocuðun sevgiyle tuttuðu eþya nedir?
40
Bundan binlerce yýl önceydi…
Adamýn biri çölde devesiyle yolculuk ediyordu. Uzun süren bu yolculuk sýrasýnda oldukça yorgun ve bitkin düþen adam, bir müddet dinlenmeyi düþündü. Aðaçlarýn ve suyun bulun- duðu bir vaha görünce, bu fýrsatý de- ðerlendirmek istedi.
Adam devesinden inip, “Bismil- lah” diyerek kana kana su içti. Erzak çantasýndan çýkardýðý yiyeceklerle karnýný doyurdu. Verdiði nimetler için,
Rabbine þükretti. Bu arada devesini de suladý ve besledi. Hava çok sýcaktý.
Yorgunluk da üzerine iyice çökmüþtü.
“Ben þöyle aðacýn altýnda biraz kestire- yim, devem de dinlensin... Sonra yol- culuða devam ederim.” diye düþündü.
Düþündüðünü de yaptý.
Bir süre aðacýn altýnda uyuyup dinlenen adam, uyandýðýnda bir de ne görsün... Otlamasý için serbest býrak- týðý devesi ortalarda görünmüyordu.
Saða baktý, sola baktý, çevreyi aradý ta-
SEVÝNÇ VE ÞÜKÜR
radý, koþuþturdu ama nafile... Kendisi- ni memleketine ulaþtýracak tek bineði, üzerinde deðerli eþyalarýn bulunduðu yüküyle birlikte kaybolmuþtu iþte...
Saatlerce devesini arayan adamýn ümidi giderek azalmýþ, bu arayýþtan dolayý da bir hayli yorulmuþtu. Gelip dinlendiði aðacýn altýna tekrar oturdu.
Devesini sýkýca baðlayýp tedbir almasý gerektiðini düþündü ve bu konuda kendini suçladý. Bu arada bütün sami- miyetiyle ve þiddetli ihtiyaç içinde Rabbine dua edip, O’ndan yardým iste- di. Az sonra da aç, susuz ve bitkin va- ziyette oracýða uyuyup kaldý. Kýsa süren bir uyuklama bile onun dinlen- mesine yetmiþti ki birdenbire uyandý.
Uyanýr uyanmaz bir de ne görsün!
Üzerinde yükleriyle birlikte devesi karþýsýnda durmuyor mu... Adam, Allah’ýn bu lütfu karþýsýnda öyle sevin- di, öyle sevindi ki sevincinden, Rabbi- ne þükrederken þunlarý söyledi: “Ben Senin Rabbinim, Sen de benim kulum- sun.”
“Sen benim Rabbimsin, ben de Se- nin kulunum!” demesi gerekirken, çok sevinmenin heyecanýyla adamýn dili sürçmüþ ve böyle demiþti iþte. Bu olayý bize nakleden Sevgili Peygamberimiz,
“Ýþte Allah’ýn mü’min kulunun tövbe- sinden duyduðu sevinç, kaybolan bine- ðine azýðýyla birlikte kavuþan bu adamýn sevincinden daha fazladýr.” bu- yurmuþtur.