• Sonuç bulunamadı

: İşsizlik sorununa ne gibi çözümler ve yaklaşımlar getirilebilir? Partimizin bu

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share ": İşsizlik sorununa ne gibi çözümler ve yaklaşımlar getirilebilir? Partimizin bu"

Copied!
34
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Tarih   :  03.10.2010

Konu   :  İşsizlik sorununa ne gibi çözümler ve yaklaşımlar getirilebilir? Partimizin bu

konudaki program ve görüşleri yeterli midir?

Sunan :  UE

İnsanlığın kanayan yarası İŞSİZLİK………..

Değerli Müdafaa-i Hukukçular,

(2)

Sevimsiz olduğu kadar da önemli olan ve hayatiyet arz eden bu konu üzerinde çalışmalarıma başlarken, doğrusu işsizliğin bunca boyutu olduğunu ve kollarının her yere uzanabildiğini bilmiyordum.  Araştırdıkça gerek dünya ekonomilerinde ve gerekse yurdumuzda işsizlik sorununun insanlara verdiği hasarın sadece fiziksel ve ekonomik olmakla kalmayıp, ruhsal ve sosyolojik taraflarının da nasıl geliştiğini, derinleştiğini ve sonunda toplumları felce

uğratabildiğini gördüm.

İşçisinden işverenine, amirinden memuruna, bordrolusundan serbest meslek erbabına,

gencinden yaşlısına, zengininden yoksuluna, kadınıyla erkeğiyle her kesimi kasıp kavuran ve bir şekilde iş kaybına uğratan sosyo-ekonomik bir gerçeklik..  Yıllardır biriktirilen hataların bir çırpıda ödenen faturası; üstelik 21. yy.da artık eskisi gibi sadece az gelişmiş  yada gelişmekte olan ülke ekonomilerinde değil,  en gelişkin batı ekonomilerinde bile en büyük sancı.. Bir sebep mi yoksa bir sonuç mu? Toplumsal patlamaları hazırlayan bir süreç mi? Ödenen bir bedel mi, yoksa satın alınan bir olgu mu?

“ Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle kazandığınız masiyetler (ellerinizle işledikleriniz) yüzündendir.” (ŞURA / 30. – ENFAL / 51.) İlahi nidasının bir muhatabı belki de…

Çünkü kutsal kitabımızda; başımıza gelen musibetlerin, nefsimizin eseri olduğu böyle açıklanır.

Dünyanın Krallığı’na soyunan ülkeleri ve birlikleri bile çöküşe sürükleyebilecek hem sebep – hem sonuç niteliği taşıyan unsurlardan belki de en önemlisi; İŞSİZLİK.

Diğer ülkeleri bir kenara koyup, yurdumuza odaklanırsak “ işsizlik nasıl ve neden doğar, büyür, dört bir yana kök salar ? “ diye, cevabın aslında kolay ama, onu dile getirebilmemizin acı veren bir zorlukta olduğu karşımıza çıkar.  İçine düşülen bu ikilem aslında, sorunun ne kadar yapay ve siyasi olduğu gerçeğini vurur yüzümüze. Çünkü siyasi ihanetler serisini sindiremeyiz içimize, hazmedemeyiz onca özveriyle kurulan cumhuriyetimize yapılan kötülükleri..  Bunca yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla zengin, yetişmiş ve güçlü sosyal sermayesi, bereketli ulusal sermayesi, bizzat kendisi hem engin bir pazar, hem de teknik yeterlikleri – makina kapasitesi – mal ve hizmet kalitesi bakımından, gelişmiş ülkeleri artık pek de aratmayan bizim gibi bir ülkede nasıl olur da işsizlik bu boyutlarda acı verir, üstelik buna seyirci kalınmaya devam edilir?

(3)

Bu ülkenin de en az diğer batı ülkelerinden bir Fransa – Almanya, bir İspanya -  İtalya  ; en az diğer doğu ülkelerinden bir  Güney Kore, Tayvan, Malezya kadar kendi ulusunu, ulusal

ekonomisini, halkının refahını, sosyal ve iktisadi kalkınmasını öncelikli olarak ele almaya ve bir tercih yapmak gerekiyorsa kendi insanını tercih etmeye hakkı neden yoktur?

Neden ille de birileri hep bizden daha iyi bilir, daha iyi yapar kompleksi, özgüven yoksunluğu her yanımızı kuşatır hala ? Daha ilkokuldan başlar da, yükselir yükselir taa AB yetkililerinin olurunu almadan yasa tasarısı hazırlamama buyruğunu verecek seviyelere gelir?

Toplumda en küçüğümüzden en büyüğümüze kadar işsizliğin yol açtığı sıkıntılardan yakınmak, hızla yayılmaya devam ediyor. Ama bir bakıyorsunuz; sokaktaki insanın elindeki içme suyu bile Toros Dağları’ndaki pınardan dolum yapıldığı halde bir Fransız markasıyla şişelenmiş satılıyor, yani Türk, Türkiye’nin suyunu içip, bedelini Fransa’ya kar transferi yapan firmaya ödüyor.

Sırtındaki gömleğe bakıyorsunuz, Almanya’da falan mağazadan almış örneğin, bir köşesinde Türk malı yazıyor ama Alman markasıyla satılıyor. Yani Türk, Türkiye’nin gömleğini giyiyor, ama bedelinin büyük bölümünü Almanya’ya ödüyor. Çoğu zaman farkında bile değil.

Yerli tarım ürünlerinden tutun, eczanedeki ilaca, bindiğimiz arabaya hatta piyasadaki hizmetlere kadar her şey ama her şeyin kalitesi ve değeri onun yabancı marka olmasıyla özdeş hale gelmiş uzun yıllardan beri. “Yabancının kötüsü, yerlinin iyisinden üstündür.” gibi çarpık, yalan,

sömürücü bir mantık yerkleşmiş zihinlere..

Özel okullarda, özel hastanelerde ve bazı özel işletmelerdeki keyfilik – düzensizlik – usulsüzlük;

köhnemiş ve verimsiz olduğu söylenen kamuya ait benzerlerini aratır hale gelmiş. Bir bankaya giriyorsunuz; müşteriler sırada, çünkü yeterli personel barındıran şube bulana aşk olsun.

Neymiş? Tasarruf tedbiriymiş, verimmiş ! Siz hem müşteri olacaksınız, hem de internet vs.

yoluyla işlemleri yapan (yani bankanın gizli ve  bedavaya çalışan personeli); banka ise kar maksimizasyonunu tavana vurduran. Kar patlamalarına doymayan sistem sahiplerine dünyada görülmemiş hizmet komisyonları ödeyecek, onlara haksız ama sözde yasal kazanç kapısı olacaksınız. Veli nimet bu olsa gerek! Hükmi yada tüzel şahsiyet olarak sizin tasarruflarınıza ödedikleri faizin 5 misline varan orandaki faizle size kredi kullandıracak, olmadık teminatlar talep edecek, üstelik şahıs yada kurum olarak siz değil de o finansal işletme yasal güvence altına alınmış olacak! Hangi aklı başında insan, vatanında tüm bunların yaşanmasına rıza gösterebilir, mümkün mü? Bakın bugün yıllık enflasyonun %5 ila 8 düzeyine, mevduat faizinin ise %8 ila 9’a düştüğü bir dönemde, düçar olan vatandaşın karşısına, kredili mevduat hesaplarından bankanın aldığı faiz yıllık %41 ila 72  seviyesinde bir maliyetle çıkmaktadır.

Yani bu ülkede kazanılan faiz ile ödenen faiz arasındaki fark 9 kata erişebilmiştir.

İşte size, bağımsız olup olmadığımız konusunda bir ölçüt !

(4)

İşin kötüsü;  vatandaş her sabah kalktığında, günboyu atacağı her adımda acaba tokadın nereden geleceği, hangi tuzağa düşmemesi gerektiği endişesini artık kanıksamış bir halde yaşayacak ve gün bitip eve dönerken kendisini hırpalanmış ve harap hissedecek..!

Bizler kabullenemesek de; maalesef bugüne kadar üretilmiş politikalar bu sonucu doğuruyor. 

Küçük işletmeler, yaşama şansları sanki oybirliğiyle ve yasalara uygun biçimde ama meşruluk aranmadan ellerinden alınıp, yabancı ortaklı dev mağazalar ve şirket binalarının bir tuğlası haline dönüşmüşler. Tüm bunlar bildiğiniz gibi; modernleşme – küreselleşme – kalkınma adına yapılmış.

Bir de “Yerindelik Denetimi”  deyimi, kamuoyu gündeminde işlenir oldu ya son zamanlarda, yani

“Kamusal Menfaatlere Uygunluk” ; Türkiye’nin kemirgenlerinin gözü aydın olsun diye onu da bundan böyle pek duymayacağız galiba.  Cumhuriyetimizin, Sosyal Devlet olma özelliğiyle birlikte o da mazideki yerini alacak böyle giderse. Peki ya böyle gitmezse artık? İşte o zaman, iş sizlik ;

artan nüfusa rağmen kontrol altına alınacak, yasal kılıf giydirilmiş ulusa ihanetler son

bulduğundan yurt genelinde bir sorun olmaktan çıkarılıp, küçülerek gündemden düşüp gidecek.

Değerli arkadaşlar,

Her şeye rağmen karamsar olmak, geleceğe dair ümitsizlik; biz MHçu olma çabasındaki kişilere göre değil. Bizim  umudumuz, var.. Çünkü bu çok ciddi ve öncelikli sorunu nasıl

çözümleyebileceğimizi, kendi ayaklarımız üzerinde yeniden doğrularak ve kendi

özkaynaklarımıza dayanarak aşabileceğimizi çok iyi biliyoruz.  Esasen problemin kaynağı;

saygıdeğer ÖKTE hocamızdan da öğrendiğimiz gibi tamamen

“siyasi”

dir. Yani çözüm, siyasi iktidarın elindedir. Onun iradesi belirlemektedir.  MH iktidara

yürüdüğünde ve hakka dayanan gücünü ortaya koyduğunda; bu işsizlik belası da, diğer bir çok sorunla beraber etkinliğini yitirecek ve ortadan kalkacaktır.

(5)

Diğer birçok ülkeden farklı olarak, Türkiye’mizin bu kadar zengin kaynaklarına rağmen; ilkesizlik, teslimiyetçilik, etkili politika yoksunluğu, ‘adam sen de’ cilik, açgözlü kişisel faydacılık, çabuk zenginleşme hırsı, sorunların yabancılara ihale edilme kolaycılığı ve onlardan medet umulması gibi bizi biz olmaktan uzaklaştıran etkenlerle işsizliği kendimiz yaratmadık mı? Evet, canımızı yakan bu ateşi, kendi zihinlerimizin tecavüze uğramasına seyirci kalarak biz tutuşturduk. Devlet adamlığından eser taşımayan kimselerin, milletin kaderinde söz sahibi olmalarını, yanlış

söylem, karar ve uygulamalarını sessizce izledik. Medeni cesaretlerimizi birleştirerek bir tepki, bir katkı ortaya koymayı beceremedik. Bizler, binbir meşakkatle kurulan ve altın tepside bize sunulan bu cumhuriyeti emanet aldığımızdan beri; kuşaktan kuşağa, babadan oğula bu ihaneti yaşayarak, yaşatarak geldik.  Şimdi iş döndü dolaştı; köylüsüyle kentlisiyle, işçisiyle işvereniyle, memuruyla amiriyle, nerede olduğu bilinmeyen devletiyle bir RIZIK KAVGASI meselesine dönüştü.  Evet, hepinizin içinin acıdığını duyar gibiyim.

Bir yanda yorulmadan, kolayca ve hızla zenginleşenler, şımarıkça har vurup harman savuranlar;

diğer yanda ne kadar yorulsa da temel insani ihtiyaçlarını bile karşılamaktan yoksun bırakılanlar.

Her bahaneyle ve her fırsatta zıt kutuplara ayrıştırılmaya çalışılan Türk halkının önünde, şimdi bir de bu tehlike gün geçtikçe kök salıyor. Ne acıdır ki, günümüzde işsizler ordusunu yani işini kaybedenleri, iş arayanları ve artık bezmiş olup da iş aramaktan da yorulmuş yada vazgeçmiş insanları bir sosyal kesim olarak kabul edip; onlar üzerinden oynayan, onları  maddi-manevi istismar, taciz ve hatta tecavüze yönelik politikalar üretenler var artık ülkemizde.  Bu alanda sistematik çalışanlar, yazanlar, çizenler ve dışarıdan fonlananlar var. Bunlara aslında kendi gölgesiyle dövüşenleri de ekleyebiliriz. İzninizle durumu aynen şuna benzetiyorum;

laboratuarda ürettiği virüsü bulaştırarak hasta ettiği insanlara reçete yazan doktorun , anlaştığı ilaç firmalarının ürününü yazarken kafasında o günkü komisyon hasılatını  düşünüyor olması gibi akıl ve haysiyet dışı ama kendisine zaman ve imkan kazandırmaya yönelik çirkin bir taktik sanki..

İşsiz denilince ne anlıyoruz? İlk bakışta düzenli mesaiye gidemeyenler anlaşılıyor. Oysa mesaiye gittiği halde karnı doymayanlar, ek işler yapmak zorunda kalanlar, bu şartlarda

çalışıyor olmanın, çalışmamaya kıyasla ehveni şer olduğunu söylüyorlar. Ama şu kesin ki kazanan kesimde yer almıyorlar, sadece çaresizlikten hem kendilerini hem de birilerini

avutuyorlar.  Geleceğe dair ümitleri olmadığını söyleyen çalışanlar var. Gün geçtikçe de çoğalıyorlar. Yani günümüzün kürek mahkumları, çağdaş köleler sanki.. Yanlış anlaşılmasın, yalnız işçilerden söz etmiyorum, bu çarpık düzenin her kesimden her meslekten bu durumdaki insanları çıkarıp önümüze koyduğuna, zaten günlük hayatta hepimiz şahit oluyoruz.

(6)

Bir de yaptığı iş ; günün başında ve sonunda puantaj kartı basmak yada imzalamaktan ibaret olan görünürde çalışanlar var ki, bunların yaptığı işten hayır da gelmiyor ama sistem, onları çalışan olarak kabul ediyor. Verimlilik ve performans denetiminden yoksun olan, ülke

ekonomisinin kamburu olan kurumlar, işletmeler var.  Kambur işyerlerinin kambur çalışanları ve çalıştıranları… Bunlar da sözüm ona çalışan görünüyorlar ve işsizlik rakamlarında yer

almıyorlar.

NELER OLUYOR?

Bir çarpıcı örnek;

Türk halkının temel gıda maddesi maalesef ekmektir. Türkiye’de bırakın et fiyatlarını, ekmek fiyatları bile Avrupa ülkelerinden pahalıdır. Örneğin Almanya’da 1 kg sade beyaz ekmek 1,- EUR (= 1,98 TL) fiyatla satılırken, İst.’da  350 gr. Ekmek 85,- kuruş yani kilosu  1,23 EUR (=2,43 TL) yani Türk insanı ekmeği bile bir Alman’dan %23 daha pahalı yemektedir.  Üstelik

Almanya’daki asgari ücretin 1.000,- EUR olduğunu da hesaba katarsak, bu pahalılığın Alman’a kıyasla en az 3 kat daha az bir gelire rağmen olduğu ortaya çıkar. Özetle asgari ücretimiz onlarınkinin  1/3’i iken, temel gıda ekmeğimiz onlarınkinden 1/4 daha pahalı.  Ve  ülkemizde muazzam bir işsizlik varken bu böyle..

Yılların ikinci çeyreklerindeki büyüme oranlarına bakacak olursak; (TÜİK ’e göre)

(7)

Yıllar

GSYH büyüklüğü(mia TL)

Büyüme oranı %

2007

24.581

3,8

2008

25.226

2,6

2009

(8)

23.281

-7,7

2010

25.706

10,3

İstanbul’a gelen ABD eski başkanı Clinton, dün bir üniversitede yaptığı konuşmasında 2009’da ortalama %6 küçülen Türk ekonomisinin, bu yıl %10 büyüme sergileyerek harikalar yaratan yegane ülke ekonomisi  olduğundan söz ediyordu.  Oysa 2008’in aynı dönemine göre büyüme sadece 1,9 olmakla birlikte, hiçbir şekilde istihdama yansımamıştır.

-       TÜİK verilerine göre; Mayıs-2010’da istihdam edilen 23.055.000 kişiden, 10.055.000’inin kayıtdışı olduğu belirlendi ve bunların da yarısı tarım sektöründe bulunuyor.. Yani toplam

istihdamın yarısına yakını kayıtdışı ve kaçak çalıştırılıyor. Kadın istihdamında ise , kayıtdışılık

(9)

oranı tam %58,9 olarak gerçekleşmiş.

Yine aynı dönemde işveren

olarak faaliyet gösteren 1.225.000 kişiden 311.000’inin (yani1/4’i) de sosyal güvenlik kaydı bulunmadığı tespit edildi. Büyük bölümü tarım kesiminde bulunan ücretsiz aile işçilerinin sayısı ise 3.228.000 kişi ve bunların %93’e yakınının (2.981.000 kişi) sosyal güvencesi yok.

-       Bu derin işsizliğin yanında, Türkiye’de bu sene cari açık 45,- milyara dolara çıkıyor . Ama kimse bunu tartışmıyor. Çünkü cari açığın ekonomiye ve topluma getirdiği maliyetler; bugün için belki görünmeyen ama gerçekte uzun vadede

yıkıcı ve ölümcül maliyetlerdir.

Düşük kur politikası suni bir rahatlama sağlıyor olsa da, perde arkasında cari açığın gelir dağılımındaki adaletsizliği artırdığını görüyoruz. Yani yoksuldan zengine  bir gelir transferine neden alıyor.  Örneğin ithal lüks bir araba alan kişi, TL bazında daha az ödüyor ama, reel farkın bir kısmı devletin vergi kaybı, kalanı da halkın vergileriyle finanse ettiği bir maliyet olarak

sırtımıza yükleniyor.

-       Görünmesi istenmeyen Tablo : Bugün yurdumuzda işletmeler kapanmamak için savaş veriyor. Alınan işletme kredileri geri ödenememiş, borçlar artmış, primler birikmiş. Türkiye’de yüzbinlerce işletmenin sigorta prim borcu ödenemiyor bugün. Kendi vergi borcu birikmiş,

yanında çalışanların parasını 2 ay, 3 ay geciktirerek ödeyebiliyor. Verilere göre kredi takibindeki sadece KOBİ sayısı  200.000’i aşmış. Bunlar içindeki mikro işletmeler %80’den fazla. Yani ezilen esnaf, sanatkar, emektar. Bunların ek istihdam yaratmaları imkansıza yakın.. Esasen toplum yapısında önemli çatırdamalar  başlamış durumda.  Böyle diyorum çünkü; Türkiye’de en düşük gelirli kesim ile en yüksek gelirli kesim arasında yaklaşık 7,3 kat fark bulunuyor. Uluslar arası bilim çevrelerine göre bu fark, 8 kat olduğunda o ülkede

sosyal patlamalar

yaşanıyor. Yani buna göre son derece kritik bir eşikte bulunuyoruz.

-        * İşsizlerin %38’i son 6 aydır işsiz, %13’ü 5 yıldan uzun süredir işsiz, %30’u vasıflı işçi, % 24’ü vasıfsız, %25’i üniversite mezunu, daha önce çalışmakta olan işsizlerin %41’i  son 1,5 yılda kriz nedeniyle işinden ayrılmış, işsizlik fonunda biriken devasa boyuttaki paraya rağmen

buradan ödenek alabilen işsizler ancak %6,7 oranında. OECD ülkelerinde ise bu oran ortalama

%50 ila 60 arasındadır. OECD  küresel krizin en çok vurduğu ülkelerden birinin Türkiye olduğunu açıkladı. Hazırladıkları 2010-İstihdam Görünüm Raporu bile; Türkiye’nin genç nüfustaki işsizlik oranının 2009’da %25,3’e çıktığına işaret ediyor.

(10)

-       Sendikalı işçi sayımız – özelde   :  200.000 kişi,

“      - kamuda  :  500.000 “ ,

.      Toplam      : 700.000   “

TOBB üye sayısı    :  1.400.000  kişi,

İTO      “      “          :     300.000    “

Yani halk ortada yok ve hiçbir şekilde söz sahibi değil.  Asgari ücretten çalışmaya

hazır 10 milyon insanımıza açlık ve yoksulluk sınırlarını tespit edip açıklamak, onlarla

alay etmek değilse, nedir?  Belirlenen yoksulluk sınırı hane başı 3.000,-TL, açlık sınırı

ise 1.124,- TL.dir.

-       Krize karşı direnmeye çalışan işletmeler, maliyetlerini azaltmak için;

(11)

1)    Üretimlerini kıstılar, işçileri zorunlu izne çıkardılar.

2)    İşçi çıkararak, çalışan sayılarını azalttılar.

3)    İşçiyi çıkarma tehdidiyle, zam vermek şöyle dursun  ücret indirimine gittiler.

4)    Emeğin daha az istihdam edildiği, sermaye yoğun yatırımları tercih ettiler.

-       Gerçekte Yatırım denilen şey; sermaye mallarına ve teçhizat stokuna yapılan ilavedir.

Oysa küreselleşme, ülkeden ülkeye plasman yani sıcak para aktarımını yatırım olarak tarif etmeye başladığından, istihdam yaratmayan yatırımlar her yanı sarmaktadır. Borsada yabancı sermaye oranı %70’leri aştığı için, karlar dışarıya akmakta ve ülkemizde gerçek yatırıma dönüşmemektedir.

-       Kamu altyapı yatırımları yetersiz.

-       Teşvik politikası tutarsız ve yatırımlara verilen devlet desteği ciddi biçimde azaldı.

-       Bürokrasi gerçek yatırımlara engel oluyor.

-       Ortalama tasarruf oranlarımız düşük ve istihdam yaratacak yatırıma dönüşemiyor. Özel tasarrufların GSYH’a oranı 2000 yılında % 23,4 iken, 2009’da %16,8’e düştü. Yoksullaşma hızlanıyor, ekonomide kırılganlık artıyor, piyasanın spekülatif yapısı güçleniyor.

-       Uzun yıllar uygulanan tarımsal destekleme sistemi; tarımdaki verimsizliğin olumsuz etkilerini giderici ve verimlilik artırıcı özellikte olmaktan çok, çiftçiye yönelik sosyal yardım tedbirleri niteliğinde kalmıştır. Bunda amaç, hızlı bir şekilde kentlere kayması halinde, çoğunluğu belli bir eğitime ve mesleki kariyere sahip olmayan kırsal nüfusun; sosyal

(12)

patlamalara neden olabileceği endişesiydi. Bazı iktisatçılarca, 7. ve 8. beş yıllık kalkınma planlarındaki Türkiye’de “tarımın akıl dışılığı”ndan bahsedilmekte, yıllar içinde hiçbirşey

yapılmadığından istihdam sorununun çözümü için tarımda ancak devrim niteliğinde geniş makro planların başarılı olabileceği görüşü hakimdir.  Yine TÜSİAD 2006’da halen genel istihdamın üçte birinin tarım sektöründe olduğunu belirterek; tarım sektörü modernize oldukça ve verim artırıldıkça, bu alandaki işgücünün diğer sektörlere geçmeye çalışacağını açıklamıştı. Eğer onlar için yeni iş imkanları üretilemezse, bu geçişin sosyal bunalımlara dönüşebileceğine işaret etmişti. Bu noktada OECD’nin ülkemiz aleyhine yaptığını düşündüğüm bir tespitini de sizlere aktarmak isterim.  OECD rakamlarına göre; yurdumuzda çalışan nüfusun %45’inin tarımda olması ve milli gelirin %13’ü kadar sübvansiyon almasına rağmen, bu yoğun işgücünün yıllık zenginliğimizin ancak yine %13’ünü üretiyor olması, yani iddia edilen tarım nüfusunun ülkemize hiçbirşey katmadığıdır. Sanırım bu tespit; tarım sektörünü iyice küçültüp dışarıya muhtaç hale getirmek suretiyle;  işsizliğin, yine aleyhimize nasıl kullanıldığının güzel bir örneğidir.

-       Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Gnl.Md.lüğü’nün yaptığı bir araştırmada; Türkiye genelinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları ile belediyeler tarafından dağıtılan yardımlardan en az 2 yıldır yararlanan aile sayısı 2 milyonu aşmış ve bunlar “Vakıf ve belediyelerin yardımı olmazsa ölürüz “ diyorlar ve bunun sorumlusu olarak da hükümeti

gördüklerini belirtiyorlar. Bunların %90’ının mesleği yok, %89’u gelir getiren bir işte çalışmıyor,

%57’si hayatı boyunca hiç çalışmamış, %8’i  11 yıldan daha uzun süredir işsiz, %66’sı iş aramıyor ve bunların da %41’i neden olarak sağlık sorunlarını gösteriyor, %71’inin aylık geliri 300,-TL’nin altında, asıl ilginç olan ise bu yardım alanların %60’ının şehir merkezlerinde oturuyor olmaları.

Bütün bunlara rağmen iktidar mensupları ise; “işsizliğin yapısal bir sorun değil de, sanal bir sorun olduğu”nu  ilan ediyorlar .. Bir de yaza doğru ”yazın işsizlik azalacak” diyorlar. Ama kışın konuşamıyorlar. G-20 ülkeleri içinde bile Türkiye, gerçek işsizlik oranında en önde ve şampiyonluğu kimseye bırakmamaya kararlı görünüyor. Bugün için fiili işsiz sayısı 6 milyonu çoktan aşmış olan ülkemizde, 10 milyona dayanması işten bile değildir ama önleyici somut bir adım da atılmamaktadır. Fakat yaklaşan seçime yönelik, göz boyama taktikleri  havada uçuşmaya başladı bile. Bu durum, Avrupanın gözünden kaçmıyor, AB 2009 İlerleme Raporunda  “Devlet yardımlarının, şeffaf olmayan biçimde verilmesine devam

edilmiştir.” ifadesi yer alıyordu.  Buna mukabil Avrupa ülkelerinde devlet,

işsize daha fazla işsizlik ödeneği vermemek için iş bulma konusunda gayet iyi örgütlenmiştir.

ÇARELER  şunlar olabilir:

(13)

1-    Kendi tasarruflarımıza dayanan yatırımlar yapmazsak, istihdam sorununu çözemeyiz ve kalıcı büyümeyi sağlayamayız.

2- Mevduat faizleri ile kredi faizleri arasında bankalar için makul bir kar marjı içerecek denge devlet eliyle düzenlenmelidir.

3-    Yatırımları ve dolayısıyla istihdamı uyaran toplam talepte azalma olmaması için gelir dağılımında bozukluk  kontrol altına alınmalı ve az gelirli kesim tasarrufa özendirilmelidir.

4-    İç siyasi güven sağlanarak, yurtdışına kayıtdışı kaynak çıkışı önlenmelidir.

5-    Sıcak para girişi şu andaki gibi haftada 2,- mia  dolar olduğu sürece, sıfırdan yatırım yapmak üzere yabancı sermayenin gelmeyeceğini bilerek politika üretmeliyiz. Yatırım yapmayacak yabancı sermayeye de asla itibar etmemeliyiz.

6-    Türkiye’de istihdam üzerindeki (%40’ı aşan) aşırı vergi ve prim yükü, kayıtdışı istihdama ve içeride ve dışarıda haksız rekabete

neden olduğundan acilen makul bir seviyeye indirilmelidir.

7-    Devlet-piyasa dengesi kurulmalı, geri kalmış bölgelerde devlet eliyle kurulacak işletmelerde çalışanlardan yapılacak kesintilerle, çalışanlar işletmeye ortak edilmeli ve zaman içinde bu işletmeler çalışanlara devredilmelidir.  Ancak devlet, denetim mekanizmasına hakim olmalıdır.

8-    Piyasa tekeline yol açan ve işsizliğe neden olan yatırım ve işletmelerin, blok satış yoluyla

(14)

yerli ve yabancılara satışı önlenmelidir.

9-    Asgari ücretin tamamının vergi dışı tutulmasıyla, kayıtdışı istihdam azaltılırken aynı zamanda devletin vergi kaybı da önlenmiş olur.

10- Siyasi iktidarların insiyatifine bırakılmayacak şekilde, bir partiler üstü İnsan Gücü

Planlaması şarttır.

Ülkemiz nüfusunun gelişmiş ülkeler standartlarında ve sektörel dengeleri oturmuş bir istihdam yapısına kavuşturmak esastır. Bugün ülkemizde kentler arası göçün, kırsaldan kentlere göçe göre daha yoğun olduğu malumdur. Dolayısıyla Afyon, Çorum, Kayseri, Konya, Malatya,

Kahramanmaraş gibi küçük illerde de imalat sanayinde büyük gelişme olması halinde, bu illerde istihdam sağlanarak göç emebilecek kapasiteye ulaşmaları mümkündür.

11- Tarım alanında, bilgi toplumuna uygun olarak yetiştirilecek vasıflı iş gücü; artık gizli işsiz olarak çalışmayı kabullenmeyecektir. Tarımdaki üretim kontrolü ise, kesinlikle bu alanda uygulamalı akademik eğitime sahip kişilerle ve devletin gözetiminde  gerçekleşmelidir. Bu da tarımda yeniden yapılandırmayı gerektiren bir konudur.

Hep işsizden bahsettik. Son olarak; ömrünün çoğunu çalışıp da SSK, BAĞKUR VE EMEKLİ SANDIĞI’ndan emekli olanların prim gün sayıları ve gelirleri arasındaki adaletsizlik de işsizlik kadar acı değil midir?

Parti Programımızda ise konuya ilişkin bölümler şunlardır;

MHHP Programı :

(15)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

İKTİSADİ HAYAT

İKİNCİ KISIM

İKTİSADİ VE SOSYAL KALKINMA

İKTİSADİ KALKINMADA KAMUNUN GÖREVİ

Mad.94 :

İktisadî kalkınmada kamunun görevi, her vatandaşın güvenlik ve huzur içinde,

Kendisini objektif bir adalet düzeninin parçası hissederek çalışmasını, mal ve hizmet üretmesini ve teknoloji yaratmasını sağlamaktır. İktisadi kalkınmada kamu, yönlendirici, özendirici,

destekleyici roller üstlenir. Girişimcilere teknoloji, proje, bilgi sağlar, ihtiyaç ve taleplerini karşılar.

Partimiz bu esaslara uygun olarak kamu görevlerini yeniden belirler, idari yapılanmayı

düzenler. Bölgesel gelişmişlik farklılıklarını giderecek, gelir dağılımı dengesizliğini düzeltecek, tam istihdamı sağlayacak önlemler alır. Alt yapı hizmetlerinin süratle tamamlanmasını

(16)

gerçekleştirir.

a- KİT lerin verimli şirketler haline gelebilmesi için istihdam politikaları kontrol altına alınacak, siyasetin bu kurumları “arpalık” olarak kullanmasının önüne geçilecektir.

b- KİT lerin ana hedefleri kar maksimizasyonu veya iç pazara ucuz girdi sağlamak veya stratejik sektörleri kontrol altında tutmak olacaktır. Bu hedeflere ulaşmak için özerk olmak, kâr merkezleri gibi davranmak, yatırım ile son teknolojiyi kullanmak, maliyetlerin düşürülmesi yeni pazarların bulunması gibi araç ve amaçlara sahip hale getirileceklerdir.

c- KİT yöneticileri performansa dayalı hedeflere değerlendirilecek, ücretlendirilecektir. Bu kuruluşlar hedefleri olan özerk kuruluşlar haline getirilecektir. Üst yönetimlerinde

hedefler ile performans yönetimi ve prim sistemi oluşturulacaktır. Üretimden kâr, faiz geliri vs. göstergelerin hedef kartlarında olmaları sağlanacaktır.

ç- KİT lerin rekabetçi yapıda olmaları şarttır. Bunlar özerk olarak yapılandırılacak ve ticari tekel konumda olanların karşısına özel büyük kuruluşlar çıkartılacaktır.

d- KİT lere musallat olan yabancı uzmanların ve danışman şirketlerin ilişkileri kesilecektir.

e- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Kamu Ortaklığı İdaresi kurumları ortadan kaldırılacaktır.

f- Devletin ekonomideki görevinin ölçütleri şunlar olacaktır:

1) Kritik sanayi kollarında veya özel sektörün cazip görmediği ama gerekli sektörlerde

(17)

(tekel); petrol, tütün, şeker, pamuk, iletişim, ulaşım, savunma ...

2) Kârlı sektörlerde ortak; otomotiv, bilişim ...

3) İstihdam yoğun sektörlerde teşvik; inşaat (baraj, köprü), madencilik, tarım ...

g- Bu kriterlere uygun olan şirketlerdeki devlet payı %20 ile %100 arasında değişecektir.

En az %20 devlet ortaklı olan kuruluşlar sayesinde, devlet bu kuruluş ve şirketlerin yabancı etkisine girmesine engel olabilecek, sektörler hakkında taze bilgiye her an ulaşabilecek, yüksek kâr getiren kuruluşlar sayesinde gelir sağlayabilecektir.

ğ- Atıl yatırımlar, sığ popülist amaçla harcanan kaynaklar durdurulacaktır. Bu tür yatırımlar DPT aracılığı ile incelemeye alınacaktır. Sosyal devlet kriterlerine göre bütçelendirme yapılacaktır.

h- İşten çıkarma yapmadan eleman sayısı azaltılacaktır. İşe alımlar duldurulacak ve kuruluşlar arasında yatay veya dikey geçişler yapılarak ihtiyaçlar karşılanacak, emeklilik ve istifalar ile toplam kamu çalışanı sayısı verimli sınıra geri çekilecektir. Kamu kurumu veya KİT lerde birim iş başına düşen eleman sayısı kurumun ve yöneticisinin hedef kartına işlenecektir.

ı- Ucuz girdi maliyetleri yaratılması için KİT lerin bu konularda yatırım yapması sağlanacaktır.

i- Stratejik sektörlerde kamu yatırımlarının canlanması sağlanacak, özelleştirme ile devletin çıktığı sektörlere yeniden yatırım yapılacaktır. Kritik şirketler için yeniden kamulaştırma operasyonları yapılacaktır.

(18)

j- Stratejik sektörlerde (milli savunma, tarım, enerji, iletişim, ulaşım) 50-100 yıllık

planlar yapılacak, gelecek hükûmetlerin bunları yürüteceği kanunları çıkartılacak,

hedeflerle yönetimi kanunlarla mecburi kılınacaktır. Zorunlu hedefler kanunla gerçekten zorunlu hale getirilecektir.

k- Devlet, ulusalcı özel sektörü ve girişimciyi teşvik edecek şekilde yapılandırılacak, dolayısıyla devletçilik karşıtı akımlar oluşması engellenecektir.

l- DPT ve DİE geliştirecektir. Karar mekanizmalarında hantallaşmaya izin verilmeden, DPT nin yetki ve sorumluluğu artırılacaktır.

İKTİSADİ KALKINMA POLİTİKALARI

Mad.96 :

İktisadi Kalkınma Politikaları, temel öncelikleri belirler ve fertlerin faaliyetlerini yönlendirir,

özendirir, destekler. Bunu yaparken özellikle iki hususu dikkate alır. Milletimizin stratejik çıkarları ve katma değer.  Partimiz, bu temel yaklaşımla uygulayacağı İktisadi Kalkınma Politikaları’nı kamu oyunun bilgilerine sunmayı, tartışmayı öngörür. Sosyal mutabakatın sağlanmasını

politikalarının en önemli ve yapıcı unsuru olarak değerlendirir. Bunun için, kurulacak ve süreklilik kazandırılacak

(19)

İktisadi ve Sosyal Sorunlar Konseyi’nin istişari ve gerektiğinde kesin uygulanmasının kararlaştırılacağı Halk Oylaması’nı, kalkınma planlarının, programlarının ve projelerinin esası sayar.

İktisadi ve Sosyal Sorunlar Konseyi bütün iktisadi sektör temsilcilerinin, Odalar ve Borsalar Birliği’nin, İşçi-İşveren Hükûmet Temsilcilerinin, Baskı Grupları Temsilcilerinin ve uygun görülen,  İktisadi ve Sosyal Kalkınma rolleri olan kurum ve kuruluş ve işletme temsilcilerinin bir araya toplanmasından oluşur. Tüketicileri Koruma Örgütleri’nin de katılacağı konseyin çalışma düzeni kendileri tarafından belirlenir. Konsey kararları yol gösterici, aydınlatıcı, istişari mahiyettedir.

Parti gerek gördüğünde konseyin kararlarını ve görüşlerini Halk Oylaması’na sunar.

POLİTİKALAR

Mad.98 :

Partimizin açıklanan hedeflere ulaşmak için izleyeceği politikalar şunlardır:

a- Temel iktisat politikası, karma iktisat politikası.

b- Ekonomide tam bağımsılık için IMF ve Dünya Bankası ilişkilerine son verilecektir. DTÖ ve diğer uluslararası ticaret anlaşmaları tekrar gözden geçirilecek, bağımlılık yaratan hükümlere karşı önlemler alınacaktır.

(20)

c- Yeni tehdit tanımı yapılacaktır. Ulusal Pazar, en az ulusal toprak bütünlüğü, dil, tarih ve kültür birliği kadar önemlidir. Ulusal pazara ve yerli şirketlere yönelik tehdit en önemli tehdittir. Ulusal Pazar korunmalı, yerli üretim teşvik edilmeli, ulusal şirketlerin yabancılara satışı yasa ve karşı tevşiklerle önlenmelidir.

ç- Temel hedef, çok büyük ve ulusal bir yerli iç pazar yaratmaktır. Bunun için yerli üretime dayalı ekonomik büyüme şarttır. Ulusal birlik ancak ulusal bir pazar varsa sağlanabilir. Başta sanayi ve tarım olmak üzere stratejik ve ekonomik değeri bulunan tüm sektörlerde büyüme sağlanacaktır.

d- Üretimi arttırmadan iç pazarı yani iç talebi arttırmaya yönelik politikalar (vergi düşümü, sübvansiyon, para arzı vs.) enflasyonu körükler, faizleri yükseltir. Bu yüzden üretim sürekli artırılacaktır.

e- Ekonomik politikalarda rantiyecilik yerine bilgi ve üretim temel alınacaktır.

f- İç pazara ve talebe yönelik üretim artışı için sanayi ve tarım girdi maliyetlerini düşürülmesi ana politika olacaktır.

g- İç pazarın korunması ve dış ticaret fazlası verilmesi esastır. Bunun için korumacı politikalar yürürlüğe sokulacaktır.

ğ- Gümrük Birliği’nden çıkılacak, ulusal pazarı korumak için tarifeli veya tarife dışı özel koruma ve kotalar oluşturulacaktır.

h- Yerli üretim, ithal mallara karşı korunacaktır.

ı- Yerli şirketler, kurumlar ve üreticiler yabancılara karşı korunacaktır.

(21)

i- İthalat azaltılacaktır. İthalata karşı koruma önlemlerinin yanında, ithal ürünlerin yerine yerli ürünlerin geçmesi sağlanacaktır. Bunun için merkezi planlama ve muhtelif teşvik yöntemleri kullanılacaktır.

j- Yerli ve ithal tüm ürün gruplarının envanteri hazırlanacak, bunlar stratejik, ticari öncelikli ve önceliksiz olmak üzere kategorilere ayrılacaktır.

k- İç pazarda korunması gereken ürünler, desteklenmesi gereken ürünler, özel sektör veya kamu ağırlıklı üretilmesi gereken ürünler, ARGE gerektiren ürünler, ithal ikamesi uygulaması gereken ürünler belirlenecektir.

l- Stratejik ve ekonomik değeri yüksek olanlar için yerli üretimi teşvik ve ARGE planları oluşturulacaktır.

m- Stratejik ve yüksek ekonomik fayda sektörleri şunlardır: Milli savunma, bilişim, iletişim, ulaşım, tarım, maden, sağlık, ilaç, yüksek teknolojiler (nano, biyo, genetik, bilişim, iletişim) enerji, otomotiv. Bu sektörler %50 ile %100 arasında kamu malı olacak şekilde

sınıflandırılacaktır. Bunlar için kamu sermayesi, yerli sermaye, üniversite ortak çalışma grupları (ARGE) oluşturulacaktır.

n- ARGE yapılan kuruluşlar ve enstitüler, üniversiteler, yerli ve yabancı kamu sermayesi arasında görev dağılımı yapılacaktır. Proje yaklaşımı ile ulaşılacak hedefler, zaman planı ve iş planı belirlenecektir. Bu kurumlar bu şekildeki ortak çalışmaları yürütebilecek şekilde yeniden yapılandırılacaktır. Ortak çalışma grupları, görev paylaşımı ardından hedef ürünü ortaya

çıkartmak için fizibilite, pazar araştırması, prototip, sanayi ile fizibilite, sanayi ile üretim, bilimsel ve devlet destekli pazarlama faaliyetlerini gerçekleştireceklerdir.

o- Partimiz için öncelikli hedef, ilk olarak iç (ulusal) pazar ve yerli üretim, sonra ihracata dayalı büyüme ve kazancın eşit paylaşımıdır. Bu durum halka duyurulacak ve destek sağlanacaktır. Partimiz, halkın bilgisi ve desteği olmadan, halka ulusal (milli) kalkınma heyecanı verilmeden ve bunun bir milli ülkü olduğu hissi yaratılmadan ve halk bu seferberliğe ortak edilmeden, bu konuda öğrütlenmeden ve harekete geçirilmeden

(22)

açıklanan hedeflere ulaşmak mümkün değildir.

ÖZEL SEKTÖR ÜRETİMİNİN ÖZENDİRİLMESİ

Madde 100-

Özel sektör üretiminin özendirilmesi için:

a- Yerli üretimin güçlenebilmesi için işçilik maliyetleri haricindeki tüm girdi maliyetlerinin düşürülmesi sağlanacaktır.

b- Düşük vergi: Üreten kesimin vergileri indirilecektir.

c- Ucuz hammadde: Madencilik ve ara mamul sanayi ile hammadde maliyetleri düşürülecektir.

ç- Ucuz sermaye maliyeti: Faizler düşürülecektir.

d- Ucuz gayrimenkul: Arsa ve binaların ucuzlatılma imkanları yaratılacaktır.

e- Ucuz ulaşım ve nakliye: Ulaşım maliyetleri düşürülecektir. Demir, deniz ve hava yollarına

(23)

ağırlık verilecek, karayolu ağı planlı şekilde yaygınlaştırılacaktır. Sanayi şehirleri arasında ticaretin gelişmesi için parasız otoban projeleri geliştirilecektir.

f- Ucuz iletişim: Hızlı, yaygın ve ucuz iletişim imkanları yaratılacaktır.

g- Ucuz altyapı: Devlet eliyle ucuz, akılcı, yaygın, modern altyapı çalışmaları yapılacaktır.

ğ- Yalın ve akıcı bürokrasi: Bürokraside “halk memnun edilmesi gereken müşteri gibidir”

felsefesi yerleştirilecektir.

h- Verimli ve üst düzey eğitimli tekniker seviyesinde teorik ve pratik eğitim almış nitelikli insan gücü yaratılacaktır.

ı- Önce enerji, ulaşım, iletişim altyapısı planlı bir şekilde kurulacaktır. Bunu eğitim, teknoloji, ARGE yatırımları takip edecektir.

i- Savunma sanayii ve ARGE si yerlileştirilip geliştirilecek, özel sektörü de peşinden sürükleyip doping etkisi yaratacak bir sektör haline getirilecektir.

j- Dış pazarlar riskler ve imkanlar bilimsel olarak incelenip yerli sanayiye bilgi

desteği sağlanacaktır.

k- KOBİ lere, ARGE ye, üniversiteye ulusal hedef ve çıkarlar doğrultusunda hedef gösterilecek.

Fon ve kredilerle teşvik edilecekler ve yönlendirilecekler.

(24)

l- Her yıl yüzbinlerce yeni konuta ihtiyaç var. Planlı şehircilik ve konut yapılması ile konut sorunu azalır, şehir problemleri çözülür, hane geliri artar (gelirin 1/3 ü kiraya harcanıyor), istihdam artar, işsizlik azalır, ekonomi canlanır ve büyür, inşaat yan sektörleri (demir, çimento, boya, ev

aksesuarları, inşaat malzemeleri, nakliye) de canlanır. Bu konuda atılımlar yapılacaktır.

m- Yurt dışındaki Türkler yurt içinde yatırıma özendirilecektir.

n- Büyük Türk Holdingleri ve sermayesi Batı sermayesi ile bütünleşmiş durumdadır. Bunun sonucu olarak Batı’nın çıkarları Türkiye’nin çıkarlarının önüne geçmektedir. Büyük sermayenin tekrar ulusallaşması sağlanacak, kendi kaynaklarımızla kâr maksimizasyonunun yapılacağı konusunda ikna edilecektir.

o- Batı yanlısı yerli sermayeyi ulusallaştırmak için avantajları hissettirilecektir.

1) Fakir Türk halkı zenginleşirse, yerli alım gücünün artması sebebiyle mevcut ulusal iç pazar beş yılda iki kat, on yılda üç kat büyüyecektir.

2) Hammadde, ara mamul, enerji ve tüketim ürünlerinin ithalatını azaltmak, korumacılık ile yerli malı kullanımını özendirmek dolayısıyla yerli üretimi ve ticaretini cazip kılmak.

3) Enerji, hammadde, ulaşım, iletişim, altyapı, faiz, vergi avantajları sağlamak.

4) Doğu pazarlarına ihracat olanağı sağlamak.

5) Eğitimli insan gücü kaynağı sağlamak.

6) Yani Türkiye’nin tüm avantajlarının aynı zamanda büyük ve yerli Türk sermayesinin avantajları olduğunu anlamalarını sağlamak.

(25)

ö- Türkiye’nin stratejik avantajları Türk halkı için hayata geçirilecek, kullanılacaktır.

1) Cazibeli pazar.

2) Ucuz işgücü.

3) Harekete geçirilmeyi bekleyen tarım.

4) Maden potansiyeli.

5) Ulaşım ve enerji kavşağı.

6) Avrupa, Kafkasya, Ortadoğu ve Ortaasya arasında askeri, ekonomik, siyasi köprü.

7) Su potansiyeli.

8) Tarım potansiyeli.

9) AB de 4 milyon Türk (60.000 firma).

10) Ortaasya ile kültür birliği.

(26)

11) Üstün askeri güç, asker millet karakteri.

12) Kıbrıs.

13) Rusya-Çin-Hindistan ile Avrasya Birliği potansiyeli.

p- Nüfus artışı; eğitim, sağlık, istihdam, doğal kaynaklar, şehircilik ... gibi tüm problemleri üstel olarak artırır. Kontrol altına almak için eğitim seferberliği düzenlenmelidir. Nüfus artış oranı büyüme oranının altında olmadan kalkınma olmaz. Bunun için eğitim, eğitim arttıkça bilinç artışı sağlanarak nüfus artışı kontrol altına alınmalıdır.

r- Yatırım ülke coğrafyasına homojen yayılacaktır. Bölgeler sektörel bazda

güçlendirilecektir. Örneğin bilişim Karadeniz’de, tarım Güneydoğu’da, milli savunma Orta Anadolu’da vs. gibi. Zenginlik ülkeye homojen yayılmaz ise, her bölgede iş yatırım

dolayısıyla ulusal iç pazar olgusu yaratılamaz ise ulusal birlik sağlanamaz.

s- Ekonominin lokomotiflerinden en önemlisi otomotiv sanayidir. Türk otomobil ve araçları

tasarlanıp %100 yerli üretilmesi mümkündür. Devlet teşvikleri sayesinde de (vergi indirimi, ucuz, enerji, hammadde, nakliye vs.) ucuza mal edilip, çok sayıda satılabilir, yerli pazar ithal araç işgalinden kurtulabilir.

ş- Yabancı doğrudan yatırıma ancak ve ancak kesin ve disiplinli kurallar dahilinde izin verilecektir. Ulusal çıkarların korunması, istihdam yaratması, teknoloji transferine olanak yaratması, kâr paylaşımı ve dışarı kâr transferinin kontrollü hale getirilmesi,

vergilendirilmesi vs. konularda net kurallara uyulup, uygulanması sağlanacaktır.

t- Yabancı sermayenin sömürü ve tek taraflı çıkar amaçlı, yerli sermayeye yanaşmasının engellenmesi için yöntemler kanunlar aracılığı ile geliştirilecektir.

u- Batı, az gelişmişlere ve Türkiye’ye muhtaç çünkü, şişmiş sermayeleri borç vermek

(27)

zorundadır, sermaye ihraç etmek zorundadır, nüfus yoğun ve bakir pazarlara, ucuz işgücüne ihtiyaçları vardır, petrol ve madenler bu ülkelerdedir. Bu dezavantaj, Türkiye’nin ve mevcut durumdaki mazlum müttefiklerin yararına bir avantaj, bir koz haline dönüştürülebilmelidir.

ü- Yabancı yatırım ve sarmayenin kontrol altına alınması için bu konuda başarılı örnekler incelenerek uygulamaya geçirilecektir. Günümüzde bazı ülkelerin (örneğin, Çin, Japonya, Güney Kore, Malezya) kalınma modelleri ve büyüme yöntemlerinden fayda sağlanacaktır.

1) İhracata dayalı büyüme.

2) İthalatın baskı altına alınması.

3) İthalat hakkının sadece bazı yerli firmalara tanınmış olması.

4) Gümrük vergilerinin yüksek olması.

5) Yabancı sermayeli şirketlerin sadece üretim amaçlı ithalat yapabiliyor olması.

6) Bankacılık ve finans sektörünün dışa kapalı olması.

7) Kambiyoda kısıtlamaların olması ve sabit kur sisteminin geçerliliği.

8) Yurt dışına para transferinin sıkı denetim altında olması.

(28)

9) Enerji fiyatları dünya piyasasının altında ve sübvanse ediliyor olması.

10) En az bir ve pazar liderinin bulunmadığı sektöre yabancı yatırımcı izni verilmemesi.

v- Ekonomi bilgi bankası oluşturulacak ve herkese açık olacaktır. Fizibilite, ülke şartları, şehir, firmalar, altyapı olanakları, teşvik bilgileri, istatistikler, sosyal kültürel durum, pazar araştırmaları vs. bilgileri özel sektörün hizmetine sunulacaktır.

y- Ulusal yerli iç pazarın ve üretimin büyümesi ile beraber ihracatın da artması için yerli büyük sermaye ve KOBİ lerin, milli özelliğimiz olan “akıncılar” heyecanı ile devletin de desteği ve yönlendirilmesi ile Dünya pazarını ele geçirmeleri sağlanacaktır. KOBİ lere yatırım ile

örgütlenmeleri sağlanacak, toplumun istihdam yaratan, ARGE yapan, bilgi üreten, ihracat yapan omurgası haline getirilecektir.

z- KOBİ ler kurulması mümkün olan KOBİBANK ile düşük faizli uzun vadeli kredi, düşük kira, modern ve ucuz altyapı, düşük vergi, ucuz enerji, ortak ve desteklenmiş ARGE, kooperatifçilik, az ve yalın bürokrasi ile teşvik edilecektir.

(29)

Program - Beşinci Bölüm

Dördüncü Kısım

ÇALIŞMA HAYATI

Hedefler   :

Madde 164-

Partimizin Çalışma Hayatının Esasları konusundaki hedefleri şunlardır:

a- Milletimizin varlığı ve bağımsızlığı, refah ve mutluluğu, kişilerin hak ve özgürlükleri,

(30)

T.C. Devleti’nin yurt içinde ve yurt dışında her alanda ve her konuda etkinliği, millî güç

unsurlarının sürekli ve kendilerini yenileyecek şekilde gelişmeleri, iktisadî kalkınmada yüksek verimin elde edilmesi çalışma hayatının huzur ve güven içinde istikrarlı şekilde işlerliğine bağlıdır.

b- “Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir.”

c- Çalışma, Türk vatandaşlarının varoluş nedeni, onurları ve görevidir.

ç- Çalışma hayatı bir çatışma, sürtüşme, üretimi engelleyen, durduran, zarar veren rekabet alanı değil, tam aksine barışı, uzlaşmayı, üretimi artıracak kaliteyi yükseltecek, bir dayanışma ve paylaşma alanıdır. Bunun için:

1) Çalışanların elde edilen gelirden (üretim bazında) adil pay almaları,

2) Devlet-Özel Sektör-İşçilerin sürekli diyaloglarına açık bir sistemin geliştirilerek çalışma hayatını düzenleyici, sürekli istikrarı, dayanışmayı, paylaşmayı esas alan önlemlerin hayata geçirilmesi,

3) Üretim ve bütün özlük ve sosyal hakların iş, liyakat, verim ve kıdem karşılığı olarak belirlenip, artırılması, fiyat artışlarına karşı korunup, güvence altına alınması,

4) Çalışanların sürekli eğitimleri, bilgi ve teknoloji ile donatılmaları, bilgi ve teknoloji üretir duruma getirilmeleri,

5) Tüm çalışanlar ve/veya çalışamayacak durumda olanlar için doğru, istikrarlı, geleceğe yönelik ayırımsız ve kendi kendisini yenileyip, büyüten ve geliştiren tek bir sosyal

güvenlik sisteminin kurulup işletilmesi, gerekir.

(31)

TAM İSTİHDAM

Madde 165-

Dar anlamda tam istihdam, “bir ekonomide çalışma istek ve yeterliliğinde olup da kendisiyle aynı beceri sınıfındaki iş gücü için geçerli ücret düzeyinden çalışmayı kabul eden herkesin iş bulabildiği durum demektir.

..” Geniş anlamda tam istihdam

“emekle birlikte sermaye ve doğal kaynaklarında tam kapasiteleriyle çalıştırılmalarını , ekonomide boş duran kaynak bulunmamasını ifade eder...”

Partimiz, “Tam İstihdamı” iktisat politikasının en önemli araçlarından biri; iktisadî kalkınmanında hedefi olarak kabul eder. Bu yaklaşımla; Dar anlamda tam istihdam, toplumda hazır bulunan iş gücünün toplumun ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda harekete geçirilerek üretim sürecine etkin ve verimli bir şekilde katılmasının,

yönlendirilmesinin sağlanmasıdır. Geniş anlamda tam istihdam ise, iş gücü, sermaye, doğal kaynaklar, bilgi ve teknolojinin toplumun ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda, tam, doğru, kesintisiz ve kendisini sürekli yenileme imkân ve şartları hazırlanarak, üretim sürecine etkin ve verimli şekilde katılmasının, yönlendirilmesinin sağlanmasıdır.

Hedefler – Politikalar

Madde 166-

(32)

Partimizin bu konusundaki hedefleri ve politikaları şunlardır:

a- Tam istihdamı yaratacak malî, iktisadî, sosyal, psikolojik ortam ve/veya ortamların hazı rlanması,

b- Yatırımların, girişim ruhunun, girişimcilerin güçlerini geliştirme azim ve kararlılıklarının özendirilip, desteklenmesi,

c- Küçük ve orta ölçekli girişimlere öncelik tanınması,

ç- Bilgi ve teknoloji ithaline ağırlık verilerek bu konuda Leasing kuruluşlarının yeniden düzenlenerek, güçlendirilmesi, yabancı sermayenin bu yoldan sağlanması,

d- Bilgi, teknoloji, deneyim, hizmet kalitesi getirecek yabancı sermaye ve ortaklıklarının özendirilmesi,

e- Bilgi ve teknoloji üretimine ağırlık, öncelik ve ayrıcalık verilmesi,

f- Nitelikli iş gücü yetiştirilmesi, mevcut iş gücünün niteliğinin yükseltilmesi, bunun için iş, meslek, sanat, teknik okulların açılıp, yaygınlaştırılması,

g- Eğitimin bütün kademelerinde, öğretimin her düzeyinde kalitenin yükseltilmesi ve hizmet içi, iş başı eğitimine önem verilerek, zorunlu görev haline getirilmesi,

ğ- Yüksek teknik okul mezunlarının üniversite, üniversite mezunlarının yüksek lisans öğrenimi görmelerinin ve iktisadî durumun gerektirdiği alanlarda istihdamlarının

(33)

sağlanması,

h- Çalışma hayatının yukarıda açıklanan esaslara uygun şekilde yeniden ele alınıp, düzenlenmesi, gerekir.

Saygılarımla,

UE.

(34)

Referanslar

Benzer Belgeler

2018 yılı ülkemiz badem ihracatının 76.821 bin dolar olduğu göz önünde bulundurulursa, ülkemiz badem ürününde dış ticaret açığı

With the increase of annealing time and establishment of correlation between the tetragonal precipitates dissipation capacity of the alloy increases, and there is a strong

• Tüketiciler için pazar bölümlendirme değişkenlerinin temel tüketici özellikleri değişkenleri ve davranışsal değişkenler olmak üzere iki temel kategori altında

• iki veya daha fazla pazar bölümünü hedef alır ve her bölüm için ayrı 4P oluşturur.. Farklılaştırılmış Pazarlama

• ATAK HELİKOPTERİ: İlk adımı 1995 yılında atılan Türkiye’nin yerli üretimi taaruz ve taktik keşif helikopteri olan Atak, İtalyan AgustaWestland, TUSAŞ ve

Tüm Özel Halk Otobüsleri Birliği(TÖHOB) Başkanı İsmail Yüksel, yönetim kurulu üyeleri, Aydın Şoför- ler ve Otomobilciler Odası Başkanı Semih Özme- riç ve Aydın

The suggested approach is based on data mining techniques and detects plagiarism by comparing suspect and source papers using Jaccard similarity.. The data set is a

To know the effect of diameter on the stress-settlement response of floating stone column the experimental results show that by inserting the stone column the load-carrying