• Sonuç bulunamadı

Bir içtihat hukuku olan İslam hukukunda kanunlaştırmanın imkân ve sınırları

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2023

Share "Bir içtihat hukuku olan İslam hukukunda kanunlaştırmanın imkân ve sınırları"

Copied!
790
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)
(2)

TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ

JUSTICE ACADEMY OF TURKEY

ULUSLARARASI MECELLE SEMPOZYUMU TEBLIĞLERI

INTERNATIONAL MAJALLA SYMPOSIUM BOOK

(CODIFICATION, PRACTICE AND CONTEMPORARY EFFECTS)

(3)

Bursa Büyükşehir Belediyesi Kitaplığı / Uluslararası Mecelle Sempozyumu Editör

Fethullah SOYUBELLİ / Hakim-Öğretim Üyesi/ Türkiye Adalet Akademisi ORCID / 0000-0001-6657-8508

Kapak Tasarım / Yakup Şahiner ISBN / 978-605-9968-99-7

Basım Yılı ve Yeri / 1. Baskı; Nisan 2021, Star Matbaacılık / Bursa

Yapım / © 2021 Bursa Kültür A.Ş. Bu kitabın tüm yayın hakları Bursa Kültür A.Ş.’ye aittir. Yazılı izin olmadan kısmen ya da tamamen yeniden basılamaz.

Dağıtım / Bursa Kültür A.Ş. - Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezi B Kapısı Osmangazi-Bursa/Türkiye Tel: + 90 224 253 26 46 Faks: + 90 224 253 14 85

[email protected] / www.bursakultur.com

(4)

ACKNOWLEDGEMENTS

Türkiye Adalet Akademisi’nin bilimsel çalışmalar yapma görevi kapsamında 25-27 Eylül 2017 tarihleri arasında Bursa’da “Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye” konulu uluslararası sempozyum (Tedvini, Uygulaması ve Günümüze Etkileri) düzenlenmiştir. Türk hukuk tarihi açısından önemli hukuki metinlerden birisi olan Mecelle üzerine böyle bir sempozyum düzenlemek Adalet Akademisi için gurur verici olmuştur. Halen birçok ülkenin cari hukukunda önemli bir yer tutan Mecelle, birçok devletin hukuki düzenlemelerinin de esin kaynağı olmuştur.

Yurtiçinden ve yurtdışından Mecelle üzerinde uzman akademisyen ve yargı mensupları ile iletişime geçilerek, etkinlik konusunda bilgilendirilmişlerdir. Sempozyum kapsamında ele alınması beklenen konular oluşturulan bilim hakem kurulu danışmanlığında titizlikle oluşturulmuştur. Özellikle hukuk ve ilahiyat fakültelerine tebliğ çağrısı yapılarak, sempozyumun bilimsel derinliğinin artırılması ve geniş kesimlere duyurulması amaçlanmıştır.

Uluslararası sempozyuma 22 ülkeden uygulamacı ve akademisyenlerden oluşan 550 katılımcı iştirak etmiş, sempozyumda Türkçe, İngilizce ve Arapça olmak üzere toplam 43

tebliğ sunulmuştur.

Sempozyum sonrasında tebliğler kitabının yayınlanması amacıyla toplanan tebliğler bilim kurulunun bilimsel inceleme ve değerlendirmesinden geçtikten sonra yayına hazır hale getirilmiş ve bu kıymetli eser meydana gelmiştir. Ayrıca yabancı dilde yazılan tüm tebliğler Türkçe’ye tercüme edilmiş, hem orijinal dilinde, hem de Türkçe olmak üzere yayınlanmak üzere esere konulmuştur. Bugünün ve gelecek nesil hukukçuların istifade edeceği bu eserin yapılacak diğer çalışmalara da ışık tutacağına eminim.

Sempozyumun düzenlenmesi ve bu güzel eserin ortaya çıkması için yoğun çaba sarf eden önceki dönem Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Sayın Yılmaz AKÇİL’e ve değerli çalışma arkadaşlarına teşekkür ediyorum.

Yine hiçbir desteği esirgemeden bu sempozyuma ev sahipliği yapan ve bu kıymetli eserin yayınlanmasını sağlayan Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Kültür AŞ’ye, düzenleme ve bilim kurullarının değerli üyelerine ve sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ederim.

Ülkemizdeki ve gönül coğrafyamızdaki hukuk çalışmalarına katkı sunması temennisiyle…

Muhittin ÖZDEMİR Hâkim

Türkiye Adalet Akademisi Başkanı

(5)
(6)

SEMPOZYUM BİLİM KURULU (SCIENCE COMMITTEE)

Muhammed Taqi USMANİ Karaçi Darululum Müftüsü Prof. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ Hollanda İslam Üniversitesi Prof. Dr. Ahmet BİLGİN Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Ayhan CEYLAN İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Prof Dr. Fahrettin ATAR Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Prof. Dr. Farid Sufian SHUAİB Malezya İslam Üniversitesi Prof. Dr. Fethi GEDİKLİ İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Prof. Dr. Fikret KARCİC Saraybosna Üniversitesi

Prof. Dr. Gül AKYILMAZ Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Prof. Dr. Halil CİN Ufuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Hasan Tahsin FENDOĞLU Hacattepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Prof. Dr. Hür Mahmut YÜCER Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof. Dr. İbrahim AYDINLI Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. İbrahim MARAŞ Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof. Dr. İlhan ÜZÜLMEZ Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. M. Fatih UŞAN Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Prof. Dr. Mustafa AVCI Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Prof. Dr. Orhan ÇEKER Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof. Dr. Refik KORKUSUZ İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Prof. Dr. Saffet KÖSE İzmir Katip Çelebi Üniversitesi

Prof. Dr. Şamil DAĞCI Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Doç. Dr. Murat ŞİMŞEK Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Doç. Dr. Nuran KOYUNCU Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Doç. Dr. Saim KAYADİBİ Malezya İslam Üniversitesi

Doç. Dr. Tomoki OKAWARA Tohoku Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Ahmet KILINÇ Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Ebubekir SİFİL Yalova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Yrd. Doç. Dr. Ghazali bin JAAPAR Malezya İslam Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Mehmet AYKANAT Konya Necmettin Erbakan Ünv. Hukuk Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa YAYLA Polis Akademisi

Yrd. Doç. Dr. Yılmaz YURTSEVEN Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Dr. Muhammed Ebu SÜNDÜS Filistin Adalet Bakanı Yardımcısı

(7)

SEMPOZYUM DÜZENLEME KURULU (ORGANIZATION COMMITTEE)

Yılmaz AKÇİL, Danıştay 10. Daire Başkanı (Eski Türkiye Adalet Akademisi Başkanı ) Mustafa ARTUÇ, Yargıtay Üyesi (Eski Türkiye Adalet Akademisi Başkan Yardımcısı) Ertan AYDIN, Yargıtay Üyesi (Eski Türkiye Adalet Akademisi Bilimsel Çalışmalar Ve Enformasyon Daire Başkanı)

Dr. Yasin ÇEVİK, Adalet Bakanlığı Tetkik Hâkimi (Eski Türkiye Adalet Akademisi Tetkik Hâkimi)

Fethullah SOYUBELLİ, Türkiye Adalet Akademisi Tetkik Hâkimi ve Öğretim Üyesi Muhammet ELMALI, Danıştay Tetkik Hâkimi (Eski Türkiye Adalet Akademisi Adalet Uzman Yardımcısı)

Seda ARSLAN, Adalet Bakanlığı Adalet Uzmanı (Eski Türkiye Adalet Akademisi Adalet Uzman Yardımcısı)

Menekşe ÖRME, Adalet Bakanlığı Şube Müdürü (Eski Türkiye Adalet Akademisi Şube Müdürü)

İlkay AKTAŞ, Kültür Bakanlığı, Memur (Eski Türkiye Adalet Akademisi Memuru)

(8)

SUNUŞ (INTRODUCTION)

“Ahmed Cevdet Paşa, Mecelle'nin hazırlanmasında önayak olmakla yalnız İslâm hukukuna değil, dünya hukuk hayatına da büyük bir hizmette bulunmuş, hem kendi adını hem de hazırladığı bu mükemmel eserin adını ebedîleştirmiştir.”

Bernard Lewis

Lügat anlamı kitap, dergi, mecmua, risâle olan ‘mecelle’ kelimesi hukuk ve ilahiyat bilim çevrelerince Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye isimli eserin kısaltılması olarak kullanılmaktadır. Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, 1868-1876 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon tarafından hazırlanıp peyderpey yayınlanan İslami özel hukuk kurallarını ifade etmektedir. Söz konusu komisyonda, Abdülatif Şükri Efendi, Abdüssettâr Efendi, Ahmed Hâlid Efendi, Ahmed Hilmi Efendi, Alâaddîn Efendi (İbni Âbidînzâde), Filibeli Halik Fevzi Efendi, Isâ Ruhî Efendi, Kara Halil Efendi, Muhammed Emin Efendi (Bağdâdlı), Ömer Hilmi Efendi, Seyfeddin İsmail Efendi, Şirvânîzâde Ahmed Hulusi Efendi, Ömer Hulusi Efendi (Gerdankıranzâde), Yûnus Vehbi Efendi gibi dönemin önde gelen âlimleri üyelik yapmıştır.

Batı dünyasında gelişen hukuk kodifikasyonu hareketleri bağlamında ortaya çıkan bir anlayışla, İslam hukukunun kanunlaşma hareketi içerisinde değerlendirilen bu girişim neticesinde ortaya çıkan Mecelle 1 giriş, 16 Bölüm ve 1851 maddeden oluşan bir eserdir.

Mecelle temel olarak dönemin hukuk ihtiyacına cevap verebilmesi amacıyla hazırlanmış,

özel hukuk ilişkileri diyebileceğimiz, kira, kefalet, rehin, şirket, sulh, ibra, dava ve deliller

üzerine hazırlanmıştır. (Kitâbu'I-Büyû', Kitâbu'l-İcâre, Kitâbu'l-Kefâle, Kitâbu'l-Havâle,

Kitâbü'r-Rehin ve Kitâbü'l-'Vedîa, Kitâbü'l-Emânât, Kitâbü'l-Hibe, Kitâbü'l-Gasb ve'l-İtlâf,

Kitâbu'l-Hacr vel-ikrâh ve'ş-Şufa, Kitâbü'ş-Şirket, Kitâbü'l-Vekâle, Kitâbü's-Sulh vel-Ibrâ,

Kitâbü'l-İkrâr, Kitâbü'd-Da'vâ, Kitâbu'l-Beyyinât ve't-Tahlîf, Kitâbü'l-Kazâ).

(9)

Mecelle yüzyıllarca oluşan İslam fıkıh anlayışının bir yansıması olarak hazırlanmış, Osmanlı şer’iye mahkemelerinde uygulanması amacıyla yola çıkılmış ve batılı hukuk sistemlerinin Osmanlı hukuk sistemine iktibasının yoğun olarak tartışıldığı bir dönemde alınan bir kararla çalışmalar başlatılmıştır. Bu bakımdan Mecelle’nin, İslâm Hukuk (fıkıh) kâidelerinin bir kânun metni hâline getirilmesi mi yoksa Fransız Medenî Kânununun tercüme edilerek kabul edilmesi mi gerekli tartışması altında hazırlandığını söyleyebiliriz.

Gerek dönemin kodifikasyon hareketleri içerisinde gerekse Osmanlı özelindeki kodifikasyon hareketleri içerisinde önemli bir yere sahip Mecelle, Tanzimat hareketi ile ortaya çıkan hukuk modernleşmesinin önemli bir parçasıdır. Mecelle, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih sahnesinden çekilmesine kadar uygulanmış ve dönemin hukuk eğitiminin de bir parçası olmuştur. Cumhuriyet döneminde İsviçre’den iktibas edilen Türk Medeni Kanunu bağlamında çıkarılan 864 sayılı Türk Kanun-u Medenisinin, Tanzimat Kanunun 43. maddesi ile Türk Kanun-u Medenisinin esbab-ı mucibesinde sayılan neden ve gerekçelerle yürürlükten tamamen kaldırılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih sahnesinden çekilmesi sonrası imparatorluk toprakları üzerinde kurulan birçok yeni devlette, Mecelle uygulanmaya belli sürelerle devam etmiş, hazırlanan birçok İslami medeni kanuna da esin kaynağı olmuştur. Hicaz bölgesi, Suriye, Ürdün, Lübnan, Yemen, Arnavutluk, Bosna, Kıbrıs, Filistin Bulgaristan, Kuzey Afrika devletlerinde hazırlanan bir çok kanunu etkilemiş veya uygulanmaya devam etmiştir.

Özellikle birçok devlette kalan Müslüman azınlığın hukuki ihtiyaçlarına cevap verebilmesi için çalışmalara esas teşkil ettiğini belirtmekte de yarar vardır. Bunun yanında, Osmanlının geniş bir coğrafyada hüküm sürmesi ve toplumsal olarak büyük bir çeşitlilik arz etmesinden dolayı birçok dile çevrilmiştir. Örnek olarak Fransızca, İngilizce, Arapça, Bulgarca, Rumca ve Ermenice gibi dillere tercüme edildiğini söyleyebiliriz.

Böyle büyük, önemli ve değerli bir kodifikasyon çalışması üzerine uzun yıllardan

beri onlarca bilimsel çalışmalar ve toplantılar yapılmıştır. Türkiye Adalet Akademisi de

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın destek ve katkılarıyla 25, 26, 27 Eylül 2017

tarihleri arasında Bursa’da “Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye” (Tedvini, Uygulaması ve Günümüze

Etkileri) konulu uluslararası sempozyumu düzenlemiştir. Sempozyum boyunca sunulan

(10)

bilimsel tebliğleri yayınlanarak bilim dünyasına katkı sunulması amaçlanmıştır.

Sempozyumla Mecelleye tebliğlerin yayınlanması suretiyle iki boyutlu bir yaklaşım sergilenmiştir. Birinci boyutunda; bu kanunun hazırlanışı, uygulanışı gibi milli veçheleri ortaya koymak, ikinci boyutunda ise; Mecelle'nin İslam coğrafyasındaki hukuk sistemlerine yaptığı etkiyi gözlemlemek amaçlanmıştır. Sunulan tebliğlerle bu hedefe ulaşıldığı kanaatindeyiz.

Belirtilen amaca yönelik olarak sempozyuma dünyanın farklı bölgelerinde bulunan çeşitli ülkelerden yargı mensupları, hukuk ve hukuk tarihi, ilahiyat alanında uzman ve akademisyenlerin katılımları sağlanmıştır. Bunun yanında ulusal bazda akademisyen ve uzmanların sempozyuma katılımları sağlanmıştır. Bu bakımdan Türkiye Adalet Akademisi sempozyum kapsamında alanında yetkin ulusal ve uluslararası uzmanları bir araya getirmeye gayret göstermiştir. Bu alanda uzman olan yurtiçinden ve yurtdışında belirlenen ülkelerden akademisyen ve yargı mensupları ile iletişime geçilerek kendileri etkinlik konusunda bilgilendirilmiş ve bilimsel olarak tespit edilen başlıklar uzmanlara ulaştırılmıştır.

Sempozyum kapsamında ele alınan konuların bilim hakem kurulu danışmanlığında oluşturulduğunu belirtmekte yarar vardır.

Üç gün süren sempozyuma 22 ülkeden 47 katılımcı iştirak etmiş ve 13 oturumda 43 tebliğ sunulmuştur. Sempozyum 550 kişiden oluşan hâkim, savcı, avukat, akademisyen, hâkim - savcı adayı, uzman ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri tarafından takip edilmiştir.

Sempozyum sonrası tebliğler kitabının yayınlanması amacıyla tebliğler toplanmış, bilim kurulunun bilimsel inceleme ve değerlendirmesinden geçerek yayına hazır hale getirilmiştir. Tebliğler ile ilgili genel olarak yazarın tercih ettiği ıstılaha dokunulmamıştır.

Yabancı dillerde sunulan tebliğler alanında uzman akademisyenlerle çalışılarak tercüme edilmiş ve tebliğler kitabına eklenmiştir. Makaleler sempozyum sunum sırasına göre ve Türkçe - İngilizce olarak sıralanmıştır.

Tebliğler kitabının düzenlenmesi sırasında çözümlemeler ve metinler tamamen

gözden geçirilmiş, mümkün mertebe anlatım bozuklukları, yazım ve noktalama yanlışları ve

imla hataları tespit edilmiş ve düzeltilmiştir. Ayrıca Osmanlı Türkçesi dönemine ait

(11)

sözcüklerin doğru yazılıp yazılmadıkları kontrol edilmiştir. Bu düzeltmeler yapılırken, tebliğlerde, Mecelle’nin maddelerinden yapılan alıntılarda herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Mümkün mertebe dönemin Osmanlı Türkçesinin doğru kullanım şekline sadık kalınmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte günümüzde hâlâ kullanılan Osmanlı dönemine ait kimi sözcükler Türk Dil Kurumu Sözlüğü, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Kubbealtı Lügatı ve Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü gibi kaynaklardaki şekilleriyle düzeltilmiş ve bu kaynaklardan azami ölçüde yararlanılmıştır.

Köklü hukuk kültür ve medeniyetimizin büyük hukukçularınca hazırlanan bu eserin ulusal ve uluslararası alanda birçok hukuk gelişmesi ve yeniliğine etki edip referans olacağına inancımızla düzenlenen Mecelle sempozyumu ve çıktısı olarak elimize aldığımız bu eser mevcut hukuk uygulamacılarına, akademisyenlere ve tüm hukukçulara faydalı olması temennisiyle. Gayret bizden tevfik Allah’tan.

Fethullah SOYUBELLİ

Hakim-Öğretim Üyesi

Türkiye Adalet Akademisi

(12)

İÇİNDEKİLER

TAKDİM VE TEŞEKKÜR ... iii Muhittin ÖZDEMİR

Hâkim – Türkiye Adalet Akademisi Başkanı

SEMPOZYUM BİLİM KURULU ... v

SEMPOZYUM DÜZENLEME KURULU ... vi

SUNUŞ ... vii Fethullah SOYUBELLİ

Hâkim – Öğretim Üyesi Türkiye Adalet Akademisi

İÇİNDEKİLER ... xi

YUGOSLAVYA KRALLIĞI’NDA MÜSLÜMANLAR AÇISINDAN ŞERİAT MAHKEMELERİNİN VE

MECELLE’NİN YERİ VE ÖNEMİ ... 1 Salih MURATİ

Makedonya Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Üyesi

BULGARİSTAN’DA ŞERYİ MAHKEMELER VE MECELLE UYGULAMASI ... 5 Dr. Mustafa Aliş HACI

Bulgaristan Başmüftüsü

BATI TRAKYA MÜSLÜMAN TÜRK AZINLIĞINDA MÜFTÜLERİN YETKİLERİ VE MECELLE’NİN YERİ ... 9 İbrahim ŞERİF

Gümülcine Seçilmiş Müftüsü

1920-1924 YILLARI ARASINDA YAPILAN MECELLE TA’DİLLERİ VE MEZHEPLERARASI MUKAYESE

UYGULAMASI ... 25 Prof. Dr. Ahmet AKGÜNDÜZ

Rotterdam İslam Üniversitesi-İslam Hukuku Bölümü

İKİ ÖNEMLİ KODİFİKASYON ÖRNEĞİ: MECELLE VE 1734 TARİHLİ İSVEÇ (MEDENİ) KANUNU,

BENZERLİKLER-FARKLILIKLAR ... 85 Prof. Dr. Sevgi Gül AKYILMAZ

Gazi Üniversitesi-Hukuk Fakültesi

MECELLE’YE GÖRE ZAMANAŞIMI: UYGULAMADA GÖRÜLEN AKSAKLIKLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ... 129 Yrd. Doç. Dr. Ahmet KILINÇ

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi

(13)

OSMANLI HÂKİMİYETİNDE TUNUS’TA KANUNLAŞTIRMA: ANAYASA İLANI VE FIKHIN

KANUNLAŞTIRILMASINDA TUNUS’UN İSLAM - OSMANLI COĞRAFYASINDAKİ ÖNCELİĞİ ÜZERİNE

BİR İNCELEME ... 157 Prof. Dr. Ayhan CEYLAN

İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi

HUKUK FAKÜLTELERİNDE OKUTULAN (MEDENÎ HUKUK VE HUKUK BAŞLANGICI) DERS

KİTAPLARINDA YER ALAN MECELLE HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME... 173 Prof. Dr. Yusuf KARAKOÇ

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi

KAZAN BÖLGESİNDE YENİ MECELLE ÇALIŞMALARI ... 195 Prof. Dr. İbrahim MARAŞ

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

MECELLE’NİN RUSYA TÜRKLERİNİN VAR OLMA MÜCADELESİNE KATKISI ... 203 Prof. Dr. Seyfettin ERŞAHİN

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

BİR OSMANLI ÖRFÎ HUKUK DÜZENLEMESİ OLARAK MECELLE-İ AHKÂM-I ADLİYE ... 219 Yrd. Doç. Dr.. Yılmaz YURTSEVEN

Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi

HÂDİMÎ’DEN MECELLE’YE KÜLLÎ KÂİDELER VE OSMANLI’DA SOYUT HUKUKA GEÇİŞ ÇABALARI ... 235 Doç. Dr. Murat ŞİMŞEK

Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

BİR İÇTİHAT HUKUKU OLAN İSLAM HUKUKUN’DA KANUNLAŞTIRMANIN İMKÂN VE SINIRLARI ... 255 Yrd. Doç. Dr. Muhammed Tayyib KILIÇ

Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

MECELLE’Yİ FARKLI KILAN ÖZELLİKLERİ (MECELLE’NİN ÖNEMİ) ... 285 Prof. Dr. Refik KORKUSUZ

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi

TANZİMAT'TAN SONRA ZORUNLU GÖRÜLEN KODİFİKASYON FİKRİ VE BU HUSUSTA AHMED

CEVDET PAŞA'NIN BATI HAYRANLARINA KARŞI VERDİĞİ MÜCADELE: "MECELLE" ... 287 Dr. Öğr.Üyesi Mustafa Harun KIYLIK

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

OSMANLI ANAYASAL GELİŞMELERİ EKSENİNDE NİZAMİYE MAHKEMELERİNDEKİ YARGI SİSTEMİ ... 307 Yrd. Doç. Dr. Akif TÖGEL

MECELLE VE ORTA DOĞU MÜSLÜMAN DEVLETLERİNİN YASASINA ETKİSİ, IRAK ÖRNEĞİ ... 313 Dr. Öğr. Üyesi Abdülazim İBRAHİM

Karabük Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

(14)

MECELLE’DE HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI YASAĞI ... 329 Prof. Dr. Saffet KÖSE

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi

MECELLE’NİN BAŞINDA YER ALAN KÜLLÎ KAİDELERİN USÛLÎ TEMELLERİ ... 341 Prof. Dr. Ali İhsan PALA

Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

MECELLE’YE GÖRE HÂKİMİN NİTELİKLERİ VE MESLEK AHLAKI ... 355 Selçuk HONDU

Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkan Vekili Emekli Danıştay Üyesi

MECELLE’DE İSTİMLÂK ... 359 Doç. Dr. Nuran KOYUNCU

Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi

MECELLE’NİN ON ALTINCI KİTABI “YARGILAMA”NIN BİRİNCİ BABI ... 373 Prof. Dr. Abdulkadir ŞENER

Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Öğrt.Üyesi Arş. Gör. Banu ATLI

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi ... 373

MECELLE’DE İHYA MÜESSESESİ... 387 Prof. Dr. Veysel BAŞPINAR

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

MECELLE’DE YARGILAMA HUKUKUNUN ESASLARI... 405 Prof. Dr. Fahrettin ATAR

Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

İKİNCİ MEŞRUTİYETTEN SONRA MECELLE CEMİYETİNİN TEKRAR KURULMA SÜRECİ ... 419 Prof. Dr. Fethi GEDİKLİ - Arş. Gör. İbrahim Enes ONAT

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi

NORMLAR HİYERARŞİSİ VE MECELLE: ANAYASA HUKUKU AÇISINDAN BİR DEĞERLENDİRME ... 427 Prof. Dr. Hasan Tahsin FENDOĞLU

Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi

MECELLE’YE GÖRE DOSTLUK VE DÜŞMANLIĞIN TANIKLIĞA ETKİSİ ... 445 Prof. Dr. Mustafa AVCI

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi

KANUNLAŞTIRMA HAREKETLERİNİ TETİKLEYEN SEBEPLER AÇISINDAN MECELLE İLE CODE CIVIL’IN

MUKAYESESİ... 455 Talha YILDIZ, LLM

Hollanda

(15)

MECELLE' DE ELE ALINMAYAN ÜÇ KONU: FAİZ, SARF VE KARZ ... 465 Prof. Dr. Orhan ÇEKER

Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

1891-1893 KIBRIS YÜKSEK MAHKEMESİ’NE GELEN TEMYİZ KONULARINDA GEÇEN MECELLE

MADDELERİ ... 479 Yrd. Doç. Dr. Mustafa YAYLA

Polis Akademisi

ADLİ HÜKÜMLER MECELLESİ'NDE KOMŞULUK MÜNASEBETLERİNDE HAKKIN KÖTÜYE

KULLANIMININ KRİTERLERİ VE ARAP KANUNLARINA ETKİSİNİN BOYUTU ... 499 Prof. Dr. Abdullah İbrahim Zeyd EL-KEYLANİ

Ürdün Üniversitesi - İlahiyat Fakültesi Fıkıh Usulü Bölümü

ADLİ HÜKÜMLER MECELLESİ'NİN KABULÜ DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLETİ'NİN DURUMU ... 513 Fetiha KASIM

Celfa Üniversitesi / Cezayir

CEZAYİR MEDENİ KANUNU VE MECELLE İLE İLİŞKİSİ ... 523 Dr. İsa MAİZA

Zeyyan Aşur Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Cezayir/Celfa Yrd. Doç. Dr. Şakira SÜMEYYE

Setif 2 Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Cezayir

MECELLE’NİN YAZILMASI VE OLUŞUMUNDA İSLAM HUKUKU KAYNAKLARININ ROLÜ ... 531 Prof. Dr. Saim KAYADİBİ

Associate Prof. Dr., Department of Economics, Kulliyyah of Economics and Management Sciences

MECELLE EL-AHKAM EL-ADLIYE VE MALEZYA ŞERİAT MAHKEMESİ - İSLAM HUKUKU İDARESİ'NE

KATKISI ... 545 Dr. Ghazali bin JAAPAR

İslam Hukuku Anabilim Dalı Yardımcı Doçent, Hukuk Fakültesi Ahmed İbrahim Kulliyyah Uluslararası İslam Üniversitesi, Malezya

ADLİ HÜKÜMLER MECELLESİ VE LÜBNAN HUKUK SİSTEMİ ... 561 Halil GHOSN

Lübnan Yargıtay Hâkimi

"OSMANLI SONRASI BOSNA’DA AVUSTURYALI HAKİMLER MECELLEYİ UYGULADILAR MI?” ... 567 Mehmed BEĆİĆ

Saraybosna Üniversitesi - Hukuk Fakültesi, Hukuk Tarihi ve Karşılaştırmalı Hukuk Bölümü

ADLİ HÜKÜMLER MECELLESİ VE TANZİMAT HAREKETİ (1839-1876) İLE BAĞLANTISI

“OSMANLI DEVLETİ VE TOPLUMUNDA BIRAKTIĞI İZLER VE ETKİLER” ... 579 Dr. Muhammed Ali EL-AHMED

Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Osmanlı Tarihi ve Arap Dili Öğretim Görevlisi

(16)

MECELLE’NİN GÜNÜMÜZDEKİ UYGULAMALARI VE EĞİLİMLERİ (ÜRDÜN ÖRNEĞİ) ADLİ HÜKÜMLER

MECELLESİ'NİN ÜRDÜN MEVZUATINA ETKİSİ ... 599 Dr. Samir Mazin EL-QUBC

Ürdün Haşimî Krallığı Yüksek Şeriat Mahkemesi Üyesi

MALEZYA'DA İSLAMİ FİNANS’TA MECELLE’NİN KULLANIMI: BIR ÖN ÇALIŞMA ... 611 Prof.Dr.Farid Sufian SHUAIB

Malezya Uluslarası İslam Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Medeni Hukuk Bölümü

OSMANLI İMPARATORLUĞU, OSMANLI SONRASI DÖNEM VE OSMANLI DIŞINDAKİ ÜLKELERDE

MECELLE LİTERATÜR İNCELEMESİ ... 619 Tomoki OKAWARA

Tohoku Üniversitesi

THE USE OF THE MAJALLA IN ISLAMIC FINANCE IN MALAYSIA: A PRELIMINARY STUDY ... 629 Prof. Dr. Farid Sufian SHUAİB

Civil Law Department Faculty of Laws, International Islamic University Malaysia

THE MAJALLAH AL-AHKAM AL-ADLIYYAH AND ITS CONTRIBUTION IN THE ADMINISTRATION OF

ISLAMIC LAW IN SHARIAH COURT IN MALAYSIA... 637 Dr Ghazali bin JAAPAR

Ahmad Ibrahim Kulliyyah of Laws, International Islamic University Malaysia

THE SITUATION OF OTTOMAN EMPIRE IN THE ADOPTION PERIOD OF THE MEJELLE ... 653 Fatiha GACİM

Algeria, Djalfa Zayyan Ashur University

DID AUSTRIAN JUDGES APPLY THE MECELLE IN POST - OTTOMAN BOSNIA? ... 661 Mehmed BEĆIĆ

University of Sarajevo – Law Faculty

ROLE OF THE SOURCES OF ISLAMIC LAW IN CODIFICATION AND FORMATION OF THE MECELLE

(MAJALLAH)... 673 Saim KAYADIBI

International Islamic University Malaysia

MECELLE LITERATURE REVIEW OF THE OTTOMAN EMPIRE, EX-OTTOMAN AND EXTRA-OTTOMAN

COUNTRIES ... 689 Tomoki OKAWARA

Tohoku University

Sempozyum Bildiriler Programı ... 769

(17)
(18)

YUGOSLAVYA KRALLIĞI’NDA MÜSLÜMANLAR AÇISINDAN ŞERİAT MAHKEMELERİNİN VE MECELLE’NİN YERİ VE ÖNEMİ

Salih MURATİ MakedonyaCumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Üyesi

Kıymetli hazırın değerli dostlar

Her birinizi Rumeli’nin başkenti güzelim Üsküp’ten saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Bu konferansın hayırlara vesile olmasın Allahtan niyaz ederim.

Böyle tarihi bir sempozyumun düzenlenmesinden dolayı başta Adalet Akademisi başkanı kıymetli dostum Sn. Yılmaz AKÇİL, Başkan yardımcıları Mustafa beyi, Mikail beyi, Rıdvan beyi ve tüm çalışanları canı yürekten tebrik ederim.

Bu eser son asırda Medeniyetimizin Adalet konusunda insanlığa vermiş olduğu en değerli eserlerden biri sayılmaktadır. Yazıldığı ve uygulandığı zaman diliminde hukuk alanında devrim niteliğini taşımaktadır. Bu vesile ile başta Rahmetli Ahmet Cevdet paşayı ve tüm çalışma arkadaşlarını rahmet ve minnet ile anmak isterim.

Buraya gelmezden önce hem kişisel arşivimi hem diğer belgeleri inceleme fırsatım oldu.

Türkiye için bu konu ne kadar önem arz ederse bir o kadar da Rumeli ve daha geniş coğrafyalar için de önem arz etmektedir.

Mecelle, biz Balkanlar için pahı biçilmez bir eser sayılmakta. Boşnak ilim adamlar üzerinde değişik araştırmalar yapmış bulunmaktalar.

Müsaade ederseniz konunun önemini gözününde bulundurarak birkaç dakika da Balkanlar da Mecellenin konumunu, önemini, getirdikleri ve etkisin anlatmak istiyorum.

Bilindiği gibi, Osmanlının Balkanlara gelmesiyle nizam olarak Şeriat hukuku başlangıcından itibaren 1941 yılına kadar uygulanmıştır.

Osmanlı oralardan çekilmesinden sonra varlığı, medeniyeti ve mirası hüküm sürmeye devam etmiştir. Etkili nüfusu sayılan Müslüman nüfus Senjermen sözleşmesinden doğan hakları göz önüne bulundurarak Sırp, Hırvat ve Sloven Kralıyla yaptıkları pazarlıklar neticesinde 1921 Vidovden Anayasasında Müslümanlara ait Şeriat Mahkemelerinin ve Müslüman Dini okullarının varlığının devamını sağlayarak Anayasal güvenç altında almış bulunmaktalar.

Şeriat Mahkemeleri 1919 -1941 yılında varlıkların sürdürmüşler, Yugoslavya Krallığı 1929 yılında Şeriat Mahkemeleri ve şeriat yargıçları kanunu getirmiş, yüzlerce birinci derece Şeriat Mahkemesi, Saraybosna ve Üsküp olmak üzere iki Temeyyüz (Yargıtay) mahkemeleri varmış. Müslümanların Medeni hukukta ki davaları bu Mahkemeler de görünürmüş. Zorunlu olarak kişi, aile, miras ve vakıflar hukukun da Müslümanlara şeriat mahkemeleri bakmakla yetkiliymiş.

Bir yıl sonra yani 1930 yılında ‘Yugoslavya Krallığında İslam İnanç Birliğinin Kanunu’

getirilmiş. Bu kanunun içeriğine bakıldığında Yugoslavya krallığı İslam birliğinin bağımsızlığını

(19)

daraltmak ve kontrol altına almayı amaçlamıştır. Bu kanun Yugoslavya Müslümanlarına çok büyük sıkıntılarına vesile olmuştur. Müslümanlar bu dönemden sonra çok sayıda akıl almaz baskılara maruz kalmıştır. En nihayet 1935 yılından sonra yumuşama sürecine girilmiş. Bu döneme gidilmesine ve Müslümanların konumunun ilerlemesinin sallanılmasında o zamanın ileri gelen Müslüman aydınlarından ve liderlerinden merhum Mehmet Spaho’nun rolü çok büyüktür.

Krallık Yugoslavya’da İslam birliğinin, Şeriat mahkemelerinin durumu ve Müslümanların hak ve hukuklarının korunması üç döneme ayırabiliriz.

Birinci dönem 1918 ila 1929 yılarına ait dönem. Bu dönem içerisinde ister Yugoslavya Müslümanları, İster Şeriat mahkemeleri ve İster İslam birliği olarak hak ve hukuklarında Krallık devleti kurulmazdan önce yani 1919 yılından önce var olan hak ve hukukları korunduğu dönem olarak görünmektedir.

İkinci dönem ise 1929 ila 1935 yıları arasında ki dönem olarak sayılmakta. Bu zaman diliminde İslam birliği, Şeriat Mahkemeleri, diğer kurumlar ve genelde Müslüman toplumu için çok zor bir süreç olduğunu Kral rejiminin baskılar ve zorluklar çıkardığı bir döneme rastlanmaktadır.

Son dönem ise 1935 ila 1941 yıları arasında ki döneme denk gelmekte. Bu dönemde ister İslam birliği kanununda ki değişmeler ister Şeriat mahkemelerinin yetki ve ağırlıklarında ki ilerlemeler Müslümanların daha rahat yaşamalarına vesile olmuştur.

Hristiyan bir Krallıkta Şeriat hukukunun yürürlükte olması ve devam etmesinin sebebi o zaman için Müslümanların bekası için hayatı önem taşımaktaymış. Krallık Yugoslavya’da ağırlıklı bir Müslüman nüfus yaşamakta ve şeriat mahkemeleri ağırlıklı olarak iki bölgeye bağlıymışlar.

Bosna’nın tamamı, Karadağ, Hırvatistan ve Slovenya Müslümanları merkez olarak Saraybosna’ya bağlıymışlar. Saraybosna ekolu bu bölgeler de etkin bir konumdaymış. Bu mahkemelerde resmi dil Boşnakça ve ağırlıklı hâkimler Boşnaklardan oluşurmuş.

İkinci bölge Güney Sırbistan, Kosova ve Makedonya’nın içerisinde yer aldığı Üsküp merkezli ve ekollü şeriat mahkemelerinden oluşmaktaymış. Bu bölgenin birinci ve ikinci derece şeriat mahkemeleri hukuken ve ekol bakımından Üsküp’e bağlıymışlar. Bu mahkemelerde resmi dil çoğunlukta Türkçe ve Arnavutçaymış.

Değişik sıkıntılar olmasına rağmen Krallık Yugoslavya’da Müslümanlar her konuda olduğu gibi hukuk alanında da ortak hareket ettikleri bilinmektedir. Krallık Yugoslavya’sında Boşnakların ağırlığı bariz bir şekilde görünmektedir.

Bugün Üsküp ve Saraybosna Yüksek Şeriat Mahkemelerinin tüm kararları arşivlerde mevcuttur. En kapsamlı eserler Saraybosna arşivlerinde, 1879-1936 yıllarına ait tüm kararlar bulunmakta ve çoğunun da tasnifleri yapılmıştır. Aynı ağrılıkta ki Üsküp Yüksek Şeriat Mahkemesi kararları arşivlerde bulunmak fakat yeterince ne eserlerin ne de kararların tasnifi yapılmamıştır. Her iki merkezde bu son asırda Şeriat mahkemeleri tarafından getirilen kararların ve bununla ilgili yazılan eserlerin araştırılmasında birçok soruya cevap bulunacaktır örneğin:

 Bu mahkemelerin Müslüman kimlik ve varlığının korunmasında, gelişmesinde ve bugüne kadar taşınmasında rolleri ne olmuştur?

 Mecellenin bu kararlarda kullanım oranı ve etki alanı ne kadar olmuştur? Mecellenin ağırlıklı olarak hangi alanda kullanımı daha çok olmuş? Yine mecelle kaynak olarak ağırlıklı Üsküp te mi yoksa Saraybosna da mı kullanılmış? Merkezi şeriat mahkemelerinde kulanım oranları ne durumdaymış?

(20)

 Bu zaman dilimin de ve kararların da şeriat hâkimleri geleneksel İslam hukukunu mu yoksa modernleşmiş İslam hukukunu ve prensiplerini mi kullanmışlar? Bu kararlarda batı hukukunun etkisi var mı yok mu sorularına cevap aranabilir.

 Yugoslavya Krallık Devletinin ve onun makamlarının Müslümanlar ait kurum ve kuruluşlarına, vakıflarına, Yugoslavya diyanet başkanlığına, müftülüklerine, Müslüman kişilerin hak ve hürriyetlerine karşı tutumları, yatırımları ve bakışları ortaya çıkacak.

 Bu kararlarda ve uygulamalarda Mecellenin etkisi ve şeriat mahkemelerin kararlarında kaynak olarak yer alması Krallık Yugoslavya’da Müslüman nüfusunun:

statüsü, kültür varlığı, örf ve adetlerinin durumu ve etkisi ortaya çıkacaktır.

 Yine Şeriat Muhkemlerini varlığı ve Mecellenin hükümleri Kral Yugoslavya’da Müslümanların kültürel, siyası ve toplumsal alanında yeri nedir sorusunun cevabı ortaya çıkacaktır.

Bilimsel bir araştırma yapılmadan önce hipotez olarak hatırlatmakta fayda var ki mevcut duruma bakıldığında Mecellenin ve Şeriat Mahkemelerin Balkanlarda mevcut varlığımızın bu halde olması, korunması ve değişik sıkıntılara cevaz vermesi mutlaka en önemli etkenlerden biri sayılmaktadır.

Yine Müslüman varlığın bugüne taşınmasında hem Mecellenin hem Şeriat Mahkemelerini rolü çok büyük olmuştur. Yugoslavya Kralı değişik bahaneler ile en çok uğraştığı, kanunlar ve pratik ile en büyük engel çıkardığı kurumlar arasında Şeriat Mahkemeleri ve Şeriat hâkimleriymiş.

Elimizde ki Eserlerde ve tarihi araştırmalarda bu çok net görünmektedir. Onun yüzdendir ki Balkanlarda Osmanlının çekilişinden sonra 50 yılık siyası pazarlamalarda Müslümanların birinci öncülüğü Şeriat mahkemelerinin varlığı ve bağımsızlığı olmuştur.

Son yüzyılda tüm olumsuzluklara rağmen bu gün Rumeli’de 15 milyon Müslüman’ın varlığı, konumu ve etkisi başta krallık Yugoslavya'ya Diyanet Başkanlığına, Vakıflar Müdürlüğüne, İslami Okullarına ve Şeriat Mahkemelerine borçludur. Rumeli’de Tüm ilim adamları kayıtsızı ve şartsız İslam adına tüm insanlık medeniyetine bıraktığı en büyük miras Şeriat nizamıdır. O yüzdendir ki Rumeli’de var güçleriyle ister ilim dünyasından ister siyasi arenadan Şeriat mahkemelerinin rolü ve varlığı için büyük mücadeleler ve fedakârlıklar verilmiştir.

Mevcut kaynaklara bakıldığında hemen hemen tüm birinci şeriat Mahkemelerinde ve her iki Yüksek şeriat Mahkemelerinde Mecelle başlangıcından (1876) yılından 1941 yılına kadar kesintisiz bir şekilde ana kaynak olarak kullanılmıştır.

Diğer yandan o dönemde ister Sırbistan’da İster Karadağ’da ve diğer devletlerde getirilen Medeni kanunlarda Mecellenin etkisi açık bir şekilde görünmektedir. En barız örneği 1888 yılında getirilen Karadağ Medeni kanununda görünmekte. Bu kanunun yazarı Bogoşiç bir Osmanlı düşmanı olmasına rağmen Mecellenin etkisinde kurtulamamış. Balkanların son asrın en büyük Şeriat hukukçularından biri olarak sayılan Merhum Profesör Mehmet Begoviç “Mecelle ile Karadağ Medeni kanunu arasında ki benzerlikler ve etkileşmeler” adlı eserinde vurgulamaktadır.

Mecellenin diğer bir özeliği kısa zamanda değişik dünya dillerine tercüme edilmesi, bunlar arasında Fransızca, Almanca, İngilizce, Arapça, Sırpça, Hırvatça, Bulgarca ve Yunaca dilleri bulunmaktadır.

(21)

Balkanlar için ise Sırpça ve Hırvatça dilline tercüme edilmiş ve Mecelle paha biçilmez bir eser sayılmaktadır. En evvela Osmanlıcanın zenginliğinin, etki alanının ve gücünün bir göstergesi olarak görünmekte. Orijinal metni göz önünde bulundurularak yapılan Sırpça ve Hırvatça tercümenin araştırılması Osmanlıcanın bu dillere ki etkisini kanıtlayacaktır. Sanırım çok sayıda ki hukuk terimler tercüme edilmeden alıntı olarak bu dillere aktarılmıştır. Bunu Sayın Begoviç kendi eserinde de açıkça vurgulamaktadır.

Bütün bu soruları ve konuyla ilgili ileride cevap bekleyen diğer sorular ancak ve ancak MECELLE Enstitüsünün kurulmasıyla aşılabilir. Bu enstitü tüm yönleri ve etkileri ile ister İslam dünyasında ister daha geniş coğrafyalar da Mecellenin hukuka, insanlığa, bilim dünyasına ve bizzat Balkanlarda bugüne kadar gelinen noktanın ve varlığımızın devamı için var olan önemi ortaya çıkaracaktır.

Kaynaklar

Vidivdenski Ustav (Vidovden Anayasası) 1921

Zakon o İslamskoy Verskoy Zayedniçi u Kralyevini Yugoslaviye (1930) (Yugoslavya Krallığında İslam İnanç Birliğinin Kanunu)

Zakon o urecenyu Şeriyatskih sudova i Şeriyatskim sudiyama 1929 (Krallık Yugoslavya’da Şeriat Mahkemeleri ve Şeriat Yargıçları Kanunu)

Şerijatski Sudovi u Kralyevini Yugoslaviye –Senko Raşlyanin-Mak, broy 12, Novi Pazar 1996 (Yugoslavya krallığında Şeriat Mahkemeleri)

İslam ANSİKLOPEDİSİ Begoviç MEHMET (1904-1990) Bosna- Hersekli İslam hukukçusu

Pravni Polojay i Organizaçiya İslamske Zayednice u Yugoslaviyi 1918-1941 godine- Dr. Mustafa İmamoviç, (Yugoslavya’da İslam birliğinin hukuki durumu ve organizasyonu)

Sliçnosti izmecu Mecelle i opştog İmovinskog Zakonika za Crnu Goru-d-r Mehmet Begoviç (Mecelle ile Karadağ Medeni kanunu arasında ki benzerlikler ve etkileşmeler)

De l’evolation du Droit musluman en Yougoslavie, Beograd Mehmed BEGOVİÇ Akademik Mehmet Begoviç - Mr. Mustafa Hasani

Muslumanska Kultura u Şeriyatskom Ogledalu - M-r. Enes MAKİÇ 2016, Şeriat Aynasından Şeriat kültürü

Drjavata i İslamskata verska zaednica na jugot-1,2,3,4,5,6,7 i 8’mi del www.islamski –centar.org -2014 (Devlet ve Güneydeki İslam Dini Birliği)

(22)

BULGARİSTAN’DA ŞERYİ MAHKEMELER VE MECELLE UYGULAMASI

Dr. Mustafa Aliş HACI Bulgaristan Başmüftüsü

93 harbinden önce Osmanlı Devletinin tebaası arasında yer alan Bulgaristan Müslümanları, bu tarihten sonra Bulgaristan devleti kurulmasıyla söz konusu olan Müslümanlar Bulgaristan vatandaşları olmuştur. 1878 – 1908 yılları arasında otuz yıl boyunca Bulgaristan, Osmanlı Padişahına vergi veren özerk bir prenslik olarak kalmıştır. İlk yıllarda, özellikle 1878-1886 dönemi, Tuna vilayeti ve Doğu Rumeli olarak bilinen bölgelerde Müslüman halkı ikamet etmektedir. Bu yıllarda gerekse Türk eğitiminin, gerekse din kurumlarının şiddetli bir şekilde darbeler yediği ve gerilediği bir dönemdir. Türklerin ve özellikle de müftü, müdderis, hoca vb. aydın kişiler Anavatana göç edip geride yalınız yoksul ve eğitimsiz halk tabakasının kalması, yegane finans kaynağı olan vakıflar başta olmak üzere Müslümanlara ait olan mal- mülkün yağma edilmesi veya Bulgar hükümeti tarafından zorla alınması ve dini kurumları yıktırılması bu çöküşün başlıca sebeplerinden diyebiliriz (Osmanlı sonrası Bulgaristan Türklerinin dini yönetimi ve özel yargı teşkilatı; 21).

Bütün bunlara rağmen Bulgaristan topraklarında kalan Müslümanların dini hayat devam edebilmesi için, dini kurumların var olması gerekliydi. Bulgaristan siyaseti gereği Müslümanları Hıristiyanlaştırmak ve asimile etmek isteniyor, hâlbuki o yıllarda Bulgarlar Müslümanlara bazı hakları tanımak zorunda kalmıştır, çünkü Bulgaristan henüz Osmanlı devletinden bağımsızlığını kazanmamış olması ve Müslümanların ayaklanmasından tehlikesiyle karşı karşıdaydı. Ayrıca Bulgaristan prensliği kuran 13.07.1878 tarihli Berlin anlaşması, Bulgaristan’da kalan Müslüman toplumunun dinlerinde serbest olacaklarını özgürce dini örgütlerini kurabileceklerini ve rahatça dini liderleriyle ilişkide bulunabileceklerini öngörüyordu. 1879 tarihli ilk Bulgar Anayasası da bu hükümleri göz önünde bulundurarak hazırlanmıştı (Bulgaristan’da Baş müftülük tarihi: 1:124).

Verilen haklardan arasında, Osmanlı döneminden miras kalmış olan müftülük teşkilatı ve şeriye mahkemeleriydi (Bulgaristan’da Başmüftülük tarihi: 1:124). Azınlıkların kendi işlerindeki anlaşmazlıklarını kendi mahkemelerinde çözümleme hakkı tanımıştır. (Bulgaristanda Başmüftülük tarihi: 1:119).

Rus işgalinden sonra Bulgaristan Prensliği geçici yönetmelik ile idare edilmiştir ve bu yönetmelikte de kadılıklar yer almıştır. Ancak osmanlı döneminden farklı sözkonusu kadılıklarda bütün davalara değil sadece aşağıdaki davalara bakacaklardı:

1. Evlad ile ebeveyn arasındaki şahsi ve mali davalar 2. Eşler arasındaki şahsi ve mali davalar

3. Talak, nikah ve subuti nesep davaları

4. Kanun veya vasiyetle kazanılan miras meselelerinden doğan davalar (Müessesatı Diniye idare Teşkilatı Nizamnamesi: md 32).

(23)

Yukarıda belirtildiği gibi Bulgar devletinin politikası Müslümanları eritip asimile etmekti ve bu politikanın uygulamalarından biri de şeri mahkemeleri kapatmak suretiyle Müslümanları dinden uzaklaştırmaktı. Bu nedenle 1878 deki Osmanlı – Rus harbinden sonra açılan şer’i mahkemeler Osmanlı devletinden tevarüs edilen yapı ve usullere göre faaliyet gösterdiği görülmektedir. Bir farkla ki 1880 yılına kadar bütün bölgelerde müftülüklerden ayrı ve bağımsız kadılıklar mevcut iken, 1880 den itibaren kadılıklar kaldırılmış ve bunların görevleri müftülüklere devredilmiştir (Osmanlı sonrası Bulgaristan Türklerinin dini yönetimi ve özel yargı teşkilatı; 110).

Ayrıca Bulgar Prensliği hukuken Osmanlı devletine bağlı olduğu için de Bulgaristan şer’i mahkemeleri de esas itibariyle İstanbul’daki Meşihata bağlı olup bu mahkemelerce verilen nihai kararlar ve hükümler ilke olarak Meşihat Makamına temyiz edilebilmekte idi. Bu durum 1909 yılına kadar devam ederken, 1909 ve 1913 yıllarında Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında akdedilen protokol mücibince Başmüftülük kurumu ihdas edilmiş ki bu Başmüftülük şer’ie mahkemeleri sistemine bir nevi Temyiz Mahkemesi göreviyle dâhil edilmektedir (Osmanlı sonrası Bulgaristan Türklerinin dini yönetimi ve özel yargı teşkilatı; 110).

1909 yılana kadar Bulgaristan’da Başmüftülük söz konusu olmuş olsa da, o tarihten itibaren o kurum resmi oluyor ve başmüftü seçim ile göreve başlıyor. Durum öyle olunca başmüftülük sistemi ve şer’i mahkemelerin idaresi için bir tüzük ihtiyacı duyulmakta idi. Bu sebepten dolayı 1919 yılında Müslüman Müessesatı Diniye İdare Teşkilatı Nizamnamesi yürürlüğe girmiştir.

Nizamnameye göre Bulgaristan şer’i mahkemelerini, bidayet, istinaf ve Divani Ali Şer’i olmak üzere üç derece kategorize edilmektedir. Bunlardan ayrı olarak de Yüksek Genel Kuruldan söz edilmektedir (Müessesatı Diniye idare Teşkilatı Nizamnamesi: Md. 131). 1919 yılında Türkiye’de henüz rejim değişikliği olmadığı için halen yürürlükte olan 1909 ve 1913 antlaşmalarına sadık kalınarak bu nizamnamede şeriye mahkemelerinin nihai olarak Meşihata baglı teyit edilmiştir.

Nitekim Nizamnamesinin 132 maddesinde müftü ve müftü vekillerinin şeriye hakimliği görevini ifa edebilmesi için kendilerine başmüftülükten muraselei şeriye verilmesi ki Başmüftü bunu Meşihattan aldığı yetkiye dayanarak verebilmektedir. Ayrıca yüsek genel kurulun ekseriyeti bir davanın tetkikinde bazı şer’i noktalarda şubhe ve tereddüde düşerse anılan kurulun kararı ile başmüftülüğün usulü dairesinden Meşihat Makamının görüşüne başvurabileceği ve Meşihattan aldığı cevapla karar vereceği ve bölece hüküm ihtilaflı şer’i davalarda son sözün Meşihat Makamnında olduğunu anlatmaktadır (Osmanlı sonrası Bulgaristan Türklerinin dini yönetimi ve özel yargı teşkilatı; 112).

Genel olarak dava başvurusu davalının ikamet ettiği bölgedeki birinci derece (bidayet) müftülük mahkemelerine yapılır (Müessesatı Diniye idare Teşkilatı Nizamnamesi: md 10). İkamet yeri belli olmayan kimselere karşı açılan davaya hangi mahkemenin bakacağı, Çarlık sınırları içinde ki son ikamet yerine veya davacı tarafından ele geçirildikleri yere göre tespit edilir.

(Müessesatı Diniye idare Teşkilatı Nizamnamesi: md 11). Gayrimenkul mallara ilişkin bütün davaları, malın bulunduğu bölgedeki müftülük mahkemesinde bakılır (Müessesatı Diniye idare Teşkilatı Nizamnamesi: md 14). Şeriye mahkemelerinin yetkisine ilişkin bu hükümlerin sıkı bir şekilde uygulandığı, mahkeme belgelerinden anlaşılmaktadır (Osmanlı sonrası Bulgaristan Türklerinin dini yönetimi ve özel yargı teşkilatı; 129).

Yılların geçmesi ve Bulgaristan hükümetlerin değişmesi ile, Müslümanlara karşı Bulgarların tutumu değişmemiştir. Müftülerin ve aynı zamanda da şer’i hâkimlerin hariciye ve mezahip bakanlığın tarafından atanmaları, Bulgar Devletinin Müslümanların iç işlerine karışmak

(24)

demektir. Yeri gelince müftülüğün tüzüğünce aranan müftü şartları yerine getirilmemiştir. Bilakis mümkün olduğu kadar Bulgar devleti ehil olmayan kişileri o göreve getirmiş ki şeriata ve Müslümanlara değil Bulgar devletine uygun biçimde görevini yapsınlar. Özellikle Türkiye’de cumhuriyet kurulunca, Bulgaristan Müslümanları arasında ihtilaflar vuku bulmuş ki Bulgar Devleti Müslümanları parçalamak ve asimile edebilmek için söz konusu ihtilafları da kullanmışlardır. 1925 yıllarından sonra şer’i mahkemelerin kaldırılması için bazı Türkler tarafından Bulgar makamlarına teklif edilmiştir. Bulgar yetkilileri bundan yararlanarak şer’i mahkemeleri kaldırmak teşebbüsünde bulunur.

Ve nihayet 27 Haziran 1938 de Bulgaristan adliye bakanı İliya Kojuharov tarafından, Bulgaristan şeriye mahkemelerinin görev ve yetkilerinin sınırlandırılmasına ilişkin bir kanun tasarısı hazırlanarak 1 Temmuz 1938 de Bulgaristan Millet Meclisine sevk edilmiştir (Osmanlı sonrası Bulgaristan Türklerinin dini yönetimi ve özel yargı teşkilatı; 100).

1938 de veraset, vasiyet ve vesayet davalarına bakma yetkileri alınan şer’iye mahkemeleri, bundan sonra görev ve yetkilerinde kalan diğer konulara ilişkin uyuşmazlıkları çözüme kavuşturarak bir süre daha faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Gerçi Bulgaristan Müslümanlarının dini idarelerine ilişkin gerek 1945 de gerekse ondan sonra kabul edilen tüzüklerde hem isim hem de müessese olarak şer’iye mahkemelerine yine yer verilmiştir. Ancak bu mahkemelere verilen görev ve yetkiler incelendiğinde, bunların bilinen teknik anlamında mahkemeler olmaktan çok din görevlileri için bir nevi disiplin kurulları olarak düzenlendikleri açık bir şekilde anlaşılmaktadır (Osmanlı sonrası Bulgaristan Türklerinin dini yönetimi ve özel yargı teşkilatı; 107).

Görüldüğü gibi şer’i mahkemelerin kaldırılmasından sonra da Müslümanlar şer’i hükümlerden yani mecelle uygulamasından vazgeçmemişlerdir. Hatta Hüsein efendinin gayreti ile açılan Nüvvap okulunun ali kısmının müfredatında mecelle okutulması yer alıyor. Daha da önemli bölge müftüleri göreve başlamadan sınavdan geçerler ki, o sınavın soruları tamamen mecelle ve dürer kitaplarından oluşmakta idi. 1944 yılından sonra Bulgaristan’da komünizm dönemi başlar ve Müslümanların hakları daha sınırlandırılır. Her şeye rağmen Müslümanlar din eğitiminden vazgeçmezler ve okutulan kitaplar arasında yine mecelle görünmektedir.

(25)
(26)

BATI TRAKYA MÜSLÜMAN TÜRK AZINLIĞINDA MÜFTÜLERİN YETKİLERİ VE MECELLE’NİN YERİ

İbrahim ŞERİF Gümülcine Seçilmiş Müftüsü

Giriş

19. Yüzyılın başlarında dünyayı etkisi altına alan milliyetçilik akımı, balkan coğrafyasını da etkilemiş ve bölgenin huzurunu sarsmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun duraklama dönemin de etkisiyle bu milliyetçilik akımından etkilenen Yunan devleti, ülkesinde kalan azınlıklara bir takım haklar vermek şartıyla 1830 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. 1830 Londra Protokolü, 1881 İstanbul uluslararası sözleşmesi, 1913 Atina Barış Antlaşması ve 1920/2345 sayılı kanun ile Yunanistan sınırları içinde kalan Müslümanların bütün hakları hukuki açıdan güvence altına alınmıştır. Müslümanların dini önderleri olan müftüleri ve eğitim sisteminin ekonomik temelini sağlayan vakıfların yönetimini Türk azınlığın seçim yoluyla belirleyeceği kabul edilmiştir.

Yukarıda zikredilen antlaşmalarda karara bağlanan hususlardan birisi de müftülerin yetkileridir.

Yunanistan’da tanınan müftülük kurumu, dini boyutu ile birlikte yargılama görev ve yetkisine de sahip olan bir kurumdur. Özel bir mahkemedir. Başka bir ifade ile Müftü, Yunanistan’da sadece bir dini lider olarak değil, Yargıç/Kadıdır aynı zamanda. Örneğin, Müftü nikâh işlemlerini Kadı sıfatıyla değil, bir dini lider, din görevlisi, Müftü olarak yapar. Boşanma işlemlerini ise Kadı sıfatıyla yapar.

Böylece müftüler Kadı sıfatıyla yargılama ve hüküm verme yetki ve hakkına sahiptir. Batı Trakya Türkleri, şahsın hukuku, aile hukuku, velâyet, vesayet, evlenme boşanma, evlat edinme, nafaka ve miras hukuklarını ilgilendiren konularda kendilerine Yunan ulusal hukuku değil, Batı Trakya Türklerinin kendi ulusal, dinsel başka bir deyişle İslâm/şeriat hukuku, gelenek hukukları uygulanmaktadır. Bunun nedeni Yunanistan’ın taraf olduğu ve yükümlülük altına girdiği uluslar arası antlaşmalardır. Aile, miras hukuku, velayet, vasiyet, nafaka, evlat edinme, şahsın hukuku gibi antlaşmalarda sayılmış bulunan konularda çıkabilecek uyuşmazlıklarda ve sorunlarda yargılama görev ve yetkisine Müftü sahip olup, Yunan medeni/sivil mahkemeleri sahip değildir ve Yunan hukuku uygulanmaz. (Yukarıda zikredilen antlaşmalar gereği Yunanistan uyruğundaki Müslüman Türkler hukuki özerkliğe sahip olup, kendilerine kendi İslâm hukukları, gelenek ve görenek hukukları uygulanmaktadır.) Yunanistan’daki Müslüman Türklerin Müftüleri, Kadı sıfatıyla yargılama ve hüküm verme yetki ve hakkına sahiptir. Bu nedenle Yunanistan’daki Müftü, fetva veren, Kur’an-ı yorumlayan ve kural koyan bir makam olarak, Kadı sıfatıyla yargılama yetkisini 1881 yılından beri yerine getirmekte olup, uluslararası hukuk gereği Batı Trakya Müslüman Türkleri bakımından bir örf ve adet kuralı niteliği kazanmış bulunmaktadır.

Yunan Mahkemeleri, Müftülerin Kadı sıfatıyla vermiş oldukları kararları içerik bakımından inceleme, denetleme ve eleştirme hakkına sahip değildir. Sadece, Müftünün vermiş oldukları kararları şekil bakımından Yunan Anayasasına uygunluğunu inceleyip, onaylamama veya onaylayıp,

(27)

icrası için yetkili mercilere tevdi ve ilân ederler. Bu kararlar sadece Yunanistan’da değil, Yunanistan dışında da geçerlidir. Diğer taraftan Türkiye ile Yunanistan’ın taraf olduğu antlaşmalar gereği Müftülerin Kadı sıfatıyla verdikleri hükümleri içerik bakımından sadece Yunanistan’daki Başmüftü denetleme ve inceleme yetkisine sahiptir. Ancak Yunanistan, bu konudaki antlaşmaları ihlâl ederek Başmüftülük Kurumunun açılmasına ve Başmüftünün seçilmesine izin vermeyerek, Müftülerin verdiği hükümleri inceleyecek merciden, dolayısıyla Müftünün Kadı sıfatıyla vermiş olduğu kararların özü veya içerik bakımdan denetimden, temyizden mahrum bırakmaktadır. Buna bağlı olarak Yunan Devleti, Ortodoks Hıristayan Vali Başkanlığında, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığın karşı çıktığı kişileri Batı Trakya’da Müftü olarak seçip, atadıktan sonra bu kişilerin resmi Müftü sıfatı ile verdikleri bazı hatalı kararları ve diğer bazı görüşleri öne sürerek, Müftünün ‘Kadı’

sıfatıyla gerçekleştirdiği yargılama yetkisinin iptal edilmesi gerektiğini savunmaktadır Böylece Yunanistan, 1991 yılında 1920 sayılı (1920/1991) yasa ile Müftülerin Yunanistan uyruklu Müslümanlarca özgür iradeleriyle seçilmelerini de hüküm altına almış bulunan 1920 tarihli ve 2345 sayılı (2345/1920) yasayı iptal etti ve 1882 yılında çıkarılan ΑΛΗ’ sayılı (ΑΛΗ/1882) yasa dönemindeki gibi yine Müftülerin atanması yöntemini 1913 Atina Barış Antlaşmasına aykırı olarak uygulamaya koydu. Bu bağlamda Yunanistan, 1881’den beri Müftülerin Kadı sıfatıyla Yunanistan’da gerçekleştirdikleri ve devletler hukuku bakımından bir örf âdet hukuku kuralı niteliği kazanmış bulunan yargılama yetkilerinin kaldırılmasını tartışmalarını da başlatmış bulunmaktadır1.

Günümüzde Yunanistan sınırları içerisinde bir tek Batı Trakya’da müftülükler bulunmaktadır.

Tarihte Batı Trakya dışında müftülükler kurulmuş olsa da2, zaman içerisinde bunlar kapatılmıştır.

Batı Trakya’da günümüzde müftülerin şu konular üzerinde yetki sahibi olduğunu söylemek mümkündür:

a. Nikâh akdetme ve onaylama, b. Boşama,

c. Nafaka tayin etme, d. Velayet-Vesayet, e. Miras taksimi, f. Vakıfların denetimi,

g. Din görevlilerinin göreve gelmesi ve görevden alınması, h. İslam Hukuku ile ilgili konularda görüş bildirme.

Müftülerin bu yetkileri, uluslararası antlaşmalarla kendilerine verilmiştir. Nitekim Yunan Yargıtay’ının 1723 sayı ve 1980 tarihli kararına göre3 Yunanistan’da yaşayan Yunan uyruklu Müslümanların bazı yasal ilişkilerinde –ahval-i şahsiye- İslam hukukunun uygulanma sebebi:

a. 1881 İstanbul Antlaşması, b. 1913 Atina Barış Antlaşması, c. 1920 Sevr Antlaşması ve

d. 1923 Lozan Barış Antlaşması’dır.

1 Turgay Cin, Yunanistan’daki Türk Azınlığın Hukuki Özerkliği, Orion kitabevi, Ankara 2009, s .6- 19-20-147-155.

2 Γεωργούλη, Σταμάτη Χρ. Ο Θεσμός Του Μουφτή Στην Ελληνική Και Αλλοδαπή Έννομη Τάξη, Αντ. Ν. Σακκουλα, Αθήνα-Κομοτηνη 1993, s. 45.

3 Kararın Türkçe tercümesi için bkz. Turgay Cin, Yunanistan’daki Türk Azınlığın Hukuki Özerkliği, Orion kitabevi, Ankara 2009, s. 194-198.

(28)

I. Uluslararası Antlaşmalarda Müftülerin Yetkileri A- İstanbul Antlaşması

Şer’î mahkemelerin işleyişi ilk defa 1881 İstanbul Antlaşmasıyla birlikte kabul edilmiştir. Buna göre mahkemeler, Yunan vatandaşı Müslümanların aile ve miras hukuku ile ilgili davaların çözümünde yetkili olacaklardı4.

İstanbul Antlaşmasının üçüncü maddesi şu şekildedir:

“Yunanistan’a terk olunan mahallerde sakin olub idare-i Yunaniye tahtında (Yunan idaresi altında) kalacak olan ahalilerin can ve mal ve namus ve din ve adatına (geleneklerine) kâmilen riayet edilecek (bütünüyle uyulacak) ve ahali-yi merkume (adı geçen ahali) an- asl (asıl olarak) teb’a-yı Yunaniye’den bulunan kisan (kişiler) misüllü hukuk-u medeniyye ve politikiyyeden aynıyla ve temamıyla müstefid olacakdır (yararlanacaktır).”5

Antlaşmanın sekizinci maddesinde ise şu hüküm kabul edilmiştir:

“Yunanistan’a terk olunan mahallerde sakin ahali-yi İslamiyyeye serbesti ve icra-yı ayin (ibadet) ve mezhep hususu kain olmuşdur (hakkı tanınmıştır). El-yevm (bugün) mevcud bulunan ve ilerüde teşekkül idebilecek olan Cemaat-ı İslamiyyenin muhtariyetine (özerkliğine) ve sisile-yi meratib (hiyerarşik olarak) üzere tertibine ve anlara aid emlâk ve muhassenatın (hayır kurumları) idaresine ve cemaat-ı mezkurenin (adı geçen cemaatın) umur-u mezhebiyyece (mezhepsel işleri hakkında) rüesa-yı ruhaniyyeleriyle (dinsel lider) olan münasebatına asla ika-yı müdafi (müdahale) olunamayacakdır. Mehakim-i Şer’iyye- yi Mahalliye (yerel kadı mahkemeleri) sırf mevadd-ı diniyyede (dini konularda) icra-yı hükm (hüküm verme) ve kazada (görev yapmada) devam edeceklerdir.”6

İstanbul antlaşmasından sonra Yunanistan “Ruhanî Liderler ve Muhammedî Cemaatler Hakkında” ΑΛΗ΄/1882 sayı ve tarihli yasayı çıkarttı. Bu yasada müftülerin yetkileri de düzenlenmiştir. Buna göre müftüler, dini konularda, miras ve aile hukukunda Müslümanlar arasında görüş bildirme yetkisine sahiptir. Müftüler evlilik izinleri (izinname) verir ve aile kurullarına katılıp başkanlık eder. Oyların eşit çıkması durumunda ise müftünün oyu belirleyici olur.

Müftüler ayrıca dini ve hayır kurumlarının menkul ve gayrimenkul malvarlığı ile ilgili yönetim üzerinde denetim, bu kurumların yöneticilerini atama ve azletme yetkisine sahiptir. Bu yasa haddi zatında müftülere, var olan ve ileride oluşacak olan Müslüman okulların seçim kurullarına başkanlık etme yetkisini de tanımaktadır7.

B- Atina Barış Antlaşması

14 Kasım 1913 yılında Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında imzalanan Atina Barış Antlaşması, Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasındaki savaş durumunu da ortadan kaldırmıştır. Bu

4 Τσιτσελικής, Κωνσταντίνος, Η θέση του μουφτή στην Ελληνική έννομη τάξη; Νομικά ζητήματα θρησκευτικής ετερότητας στην Ελλάδα, Κριτική & ΚΕΜΟ, Αθήνα 1999, s. 276.

5 Adıyeke, Ayşe Nükhet, Yunanistan Sınırları İçinde Müslüman Cemaat Örgütlenmeleri:“Cemaat-ı İslamiyeler”

1913-1998, SAEMK Yayınları, Ankara:2001, s. 9; Antlaşmanın resmi olmayan Türkçe tam metni için ayrıca bkz:

Cin, Turgay, Yunanistan’daki Müslüman Türk Azınlığın Din ve Vicdan Özgürlüğü, Seçkin yayıncılık, Ankara 2003, s. 425-429.

6 Adıyeke, Ayşe Nükhet, Yunanistan Sınırları İçinde Müslüman Cemaat Örgütlenmeleri “Cemaat-ı İslamiyeler” 1913- 1998, s. 10.

7 Γεωργούλη, Σταμάτη Χρ. Ο Θεσμός Του Μουφτή Στην Ελληνική Και Αλλοδαπή Έννομη Τάξη, s. 45.

(29)

antlaşma iki ülke arasında önceden imzalanmış ve yürürlükte olan antlaşmalardaki azınlık hakları ile ilgili hükümleri yeniden onaylamıştır. Aynı zamanda müftülerin ve başmüftünün seçimi ve yetkileri gibi Lozan Antlaşmasında yer almayan bazı konular da ayrıntılı olarak yer almıştır8.

Antlaşmanın 11. maddesine göre9 müftüler, dini işlerinin yanında vakıf mallarının idaresi üzerinde denetim ve gözetim yetkisine sahip olacaklardır. Müftüler ayrıca nikâh, boşanma, nafaka, vesayet, velayet, ispat-ı rüşt, Müslümanlara ait vasiyetler, tevarüs ve tevliyet konularında Müslümanlar arasında hüküm verme yetkisine sahip olacaklardır. Müftülerin verdiği bu kararlar yetkili yunan makamları tarafından icra edilecektir. Miras işlerinde ise, konuyla ilgili Müslümanlar kendi aralarında anlaştıktan sonra hakem sıfatıyla müftüye başvurabilirler.

14 Kasım 1913 tarihli Atina Barış Antlaşması ΔΣΙΓ΄ (4213) sayı ve 14.11.1913 tarihli yasa ile Yunanistan tarafından onaylandı10.

Yunanistan, 1913 Atina Barış Antlaşmasının hükümlerinin uygulanmasına ve yürürlüğüne ilişkin olarak 1914 tarihli ve 147 sayılı yasanın 4. maddesi ile 1920 tarihli ve 2345 sayılı yasaları tanzim etti11.

1914 tarihli ve 147 sayılı yasanın 4. maddesine göre12 Müslüman ve Yahudilerin, evliliğin hukuki oluşumu ve dağılması, eşlerin kişisel ilişkileri ve akrabalık bağı ile ilgili konular onların kutsal yasalarına göre düzenlenir ve hükme bağlanır. Bunun yanında Müslümanlarla ilgili olarak Türkiye ile Yunanistan arasındaki son antlaşmanın özel hükümleri uygulanır.

C- 2345 Sayı ve 1920 Tarihli Kanun

Yunan Meclisi 24 Haziran - 3 Temmuz 1920 tarihinde 2345 sayılı yasa ile iç hukukunda Yunanistan’daki İslâm Cemaatinin haklarının korunması ile ilgili olarak yeni düzenlemeler yapmıştır. Buna göre, 2345 sayılı yasa, “Müftüler ve Başmüftü İntihabıyla İslâm Cemaatlerine Ait Varidat-ı Evkafın Suret-i İdaresine Müteallik Kanun” Yunan Hükümet gazetesinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir13.

2345 sayılı ve 1920 tarihli yasanın14 konumuz ile ilgili 10. maddesinin 1.paragrafına göre ise müftüler, sırf dini görevlerinin yanında kendi bölgesindeki Müslüman cemaatlerin din ve eğitim adamlarını denetler. Bunun yanında, Cemaat-ı İslamiye tarafından idare edilen vakıfların malvarlığını da denetleme yetkisine sahiptirler. Müftüler ayrıca, Müslümanlar arasında evlilik, boşanma, nafaka, velayet, vesayet, kazaî rüşt, vasiyet ve kanuni mirasçılık konularında hüküm verme, bunun yanında, gerek dini konularda, gerekse miras ve aile ile ilgili her çeşit konuda görüş bildirme yetkisine sahiptirler. Aynı yasanın 10. maddesinin 3. paragrafına göre de şu sonuca varılmaktadır:’ Müftünün Kadı sıfatıyla verdiği kararı, Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından icra edilebilir olarak ilân edilmedikçe uygulama şansı bulamaz.’ Ancak Müftünün evlenmeye ve

8 Sevin Toluner, Milletlerarası Hukuk Açısından Türkiye’nin Bazı Dış Politika Sorunları, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2000, s. 213; Turgay Cin, Yunanistan’daki Müslüman Türk Azınlığın Din Ve Vicdan Özgürlüğü (Başmüftülük ve Müftülükler Sorunu), Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2003, s. 105.

9 Antlaşmanın metni için bkz. Erim, Nihat, Devletlerarası Hukuku ve Siyasî Tarih Metinleri, Ankara 1953, I, 477-488.

10 ΦΕΚ Α΄229, 14.11.1913

11 Cin, Turgay, Yunanistan’daki Türk Azınlığın Hukuki Özerkliği, s. 68.

12 ΦΕΚ Α’25, 1.2.1914’ten naklen Γεωργούλη, Σταμάτη Χρ. Ο Θεσμός Του Μουφτή Στην Ελληνική Και Αλλοδαπή Έννομη Τάξη, s. 177.

13 Yunan Krallığının Resmi Gazetesi, Sayı: 148, 1920, s. 1423 vdm.

14 ΦΕΚ Α’148, 03.07.1920

(30)

boşanmaya ilişkin verdiği hükümleri daha önceden Asliye Hukuk Mahkemesince ‘icra edilebilir olarak ilân edilmeden’ yetkili nüfus memurluklarınca işleme konulmaktadır.

Bununla birlikte söz konusu yasa, Asliye Hukuk Mahkemesince Müftünün verdiği kararların özü bakımından incelenmesini yasaklamaktadır15.

D- Yunan Sevri ve Lozan Barış Antlaşması

Yunan Sevri Antlaşmasının konumuzla ilgili 14.maddesinde Yunanistan, aile hukuku ve kişisel durumla ilgili konuların Müslümanların örf ve adetlerine göre halledilmesi için gerekli tüm tedbirleri almayı kabul etmiştir16. Lozan Antlaşmasının 42. maddesinin ilk paragrafında17 da bu hüküm benimsenmiş, 37. maddeye göre ise hiçbir yasa, kanun, nizam ve resmi muamelenin buna aykırı ve bu maddeden üstün olmayacağı taahhüt edilmiştir18.

II. Günümüzde Müftülerin Yetkileri

Daha önce de ifade edildiği gibi Atina Barış Antlaşmasının hükümleri 2345/1920 sayı ve tarihli yasayla iç hukuka geçmiş ve 1991 yılına kadar bu yasa yürürlükte kalmıştır. 1991 yılında çıkartılan 1920 sayılı (1920/1991) kanun hükmünde kararnameyle 2345/1920 yasası yürürlükten kaldırılmış ve o tarihten itibaren müftülerle ilgili konular bu yasaya göre düzenlenmiştir.

Müftülerin yetkileri açısından 2345/1920 yasası ile 1920/1991 yasası19nı karşılaştırdığımızda şöyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır: 2345/1920 yasasında müftülere vakıf mallarıyla ilgili yetkiler tanırken (Cemaat-ı İslamiye’leri denetleme), 1920/1991 yasasında bu ifadelerden kaçınılmıştır. Bunun haricinde, en son çıkartılan yasa ile bundan önceki yasa arasında müftülerle ilgili iki önemli fark daha bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, müftülerin seçim meselesidir. Atina Barış Antlaşmasında müftülerin seçimle göreve gelmesi karara bağlanmıştı.

2345/1920 yasası da buna sadık kalarak bu düzenlemeyi yunan iç hukuka almıştı. Ancak 1920/1991 yasası, bu uygulamayı kaldırarak müftülerin tayin uygulamasını getirmiştir.

Yapılan bir diğer önemli değişiklik de, müftülerin verdiği kararlarla ilgilidir. 2345/1920 yasasına göre müftülerin verdiği kararlar, kendi bölgelerindeki Bidayet mahkemesinin başkanı tarafından onaylanmadıkça ilâm sayılmazdı. Bidayet mahkemesinin başkanı, müftülerin vermiş olduğu bu kararların sadece müftünün yetkisi dâhilinde olup olmadığını inceleyebilirdi. Kararların içeriğini inceleme hakkına sahip değildi.

Oysa 1920/1991 yasası bundan farklı bir uygulama getirmiştir. Bu yasaya göre müftülerin verdiği kararlar, kendi bölgelerindeki Tek Hâkimli Bidayet Mahkemesi tarafından onaylanmadıkça hüküm teşkil etmezler. Mahkeme, müftülerin vermiş olduğu bu kararların müftülerin yetkisi dâhilinde olup olmadığını incelediği gibi, bu kararların anayasaya aykırı olup olmadığını da inceler.

Müftünün vermiş olduğu kararları içerik yönünden, antlaşmalar gereği sadece Başmüftü denetleyebilir. Ancak bugün Yunanistan’da Başmüftülük kurumu antlaşmalara aykırı olarak Yunanlılar tarafından açılması engellediğinden Müftünün kararları sadece Yunan Anayasasına

15 Turgay Cin, Yunanistan’daki Türk Azınlığın Hukuki Özerkliği, Orion kitabevi, Ankara 2009, s. 111- 112.

16 ΦΕΚ Α΄311, 30.10.1923

17 Düstur, Üçüncü Tertip, İstanbul 1931, V, 39.

18 Düstur, Üçüncü Tertip, İstanbul 1931, V, 36.

19 ΦΕΚ Α΄11, 04.02.1991

Referanslar

Benzer Belgeler

soruşturma, inceleme, denetleme veya uzlaşmazlığa konu olan kişisel veriler ilgili süreç tamamlanıncaya kadar kişisel verilere ve ilişkili diğer sistemlere yapılan

Sözleşmenin kurulması için esaslı unsurları içeren ve kabul edildiği takdirde sözleşmenin meydana gelmesini sağlayan nitelikteki irade açıklaması öneri

 Ölüm tehlikesi içinde kaybolan kişiler hakkında tehlike tarihinden itibaren 1 yıl, uzun zamandır beri kendisinden haber alınamayan kişiler hakkında son haber alma..

Dersin İçeriği Borçlar Hukukunun kapsamı, Sözleşmeler, İrade Bozukluğu Halleri Dersin Amacı Mesleki faaliyetlerde ve günlük yaşantıda Borçlar hukukun

Ölüm tehlikesi içerisinde kaybolma da 5 yıl uzun süreden beri haber almama durumunda teminat süresi 15 yıldır. Gaip 100 yaşına geldiğinde teminat süresi kendiliğinden

Kesin olmayan evlenme engelleri: Evlenmeye engeldir ancak her nasılsa yapılmışsa evliliğin iptali sonucunu doğurmaz.. -Bekleme süresi (300gün): Kadının

GÖZLER, Hukukun Temel Kavramları, Ekin Y., Bursa GÖZLER, Genel Hukuku, Ekin Y., Bursa. BİLGİLİ/DEMİRKAPI, Hukukun Temel Kavramları, Dora Dersin Kredisi (AKTS)

Dersin İçeriği Borçlar Hukukunun kapsamı, Sözleşmeler, İrade Bozukluğu Halleri Dersin Amacı Mesleki faaliyetlerde ve günlük yaşantıda Borçlar hukukun