T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
RADYO-TELEVİZYON-SİNEMA ANABİLİM DALI
KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞI VE TRT’DE PROGRAM ÜRETİM SÜRECİ
Doktora Tezi
Nimet ERSİN
Ankara - 2007
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
RADYO-TELEVİZYON-SİNEMA ANABİLİM DALI
KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞI VE TRT’DE PROGRAM ÜRETİM SÜRECİ
Doktora Tezi
Nimet ERSİN
Tez Danışmanı Prof. Dr. Bülent ÇAPLI
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
RADYO TELEVİZYON SİNEMA ANABİLİM DALI
KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞI VE TRT’DE PROGRAM ÜRETİM SÜRECİ
Doktora Tezi
Tez Danışmanı: Prof. Dr. Bülent ÇAPLI
Tez Jürisi Üyeleri
Adı ve Soyadı İmzası
... ...
... ...
... ...
... ...
... ...
... ...
Tez Sınavı Tarihi ...
ÖNSÖZ
Bu tezin konusu ve sıradan bir işyeri olmaktan öte zevkle çalıştığım, sevdiğim işleri üretebildiğim kurum olan TRT’nin giderek gözden düştüğünü, yayıncılık ortamındaki bunca eksikliğe ve niteliksizliğe rağmen eski saygın konumunu yitirdiğini görmek tüm çalışanlarını olduğu gibi beni de üzmekte. Ancak tez konusu olarak TRT’yi ele alışımın nedeni bu üzüntüden öte daha evrensel bir istekten kaynaklanmaktadır.
Okuduklarımdan, doktora eğitimi sırasında edindiğim bilgi ve gözlemlerimden gördüğüm şudur ki kamu hizmeti yayıncılığı henüz ömrünü tamamlamamıştır. Gerçekten de demokratik bir toplum hayali, ister istemez herkesin ve herkesimin temsil olanağı bulduğu, sınırlarını yalnızca insan haklarının çizdiği, özgür bir iletişim ortamını da içermek zorundadır. Bu da ancak belli ticari kaygılardan uzakta, finans kaygısı taşımayan, hiçbir iktidar odağına bağımlı olmayan, yani “özerk” bir yapıda işleyen “kamu hizmeti” anlayışını gerektirmektedir.
TRT’ye devletin varlığını sürdürmesi için gerekli kurumlardan biri olarak değil, demokratik bir gereksinim olarak bakmamda kuşkusuz doktora eğitimim sırasında aldığım derslerin, daha doğrusu ders aldığım hocaların etkisi olmuştur.
Yüksek lisans eğitimimi Ankara Üniversitesi’nde sürdürebildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Değerli akademisyenlerin bilgilerinden yararlanma şansım oldu. Erol Mutlu’yu burada tanıdım. Tez danışmanım Bülent Çaplı, hem TRT’de verdiği konferanslarda, panellerde, hem devam ettiğim doktora derslerinde
kendisiyle tanışan, iletişimde bulunan tüm insanlara olduğu gibi bana da kendimi iyi hissetme duygusu verdi. Hayatın en acı yanı ile karşılaştığım, annemi kaybettiğim bir dönemde, doktora eğitimime ara vermek zorunda kaldığım ve sonra dönüşümdeki dostça yaklaşımını, kendi unutmuştur eminim ama ben, yaşamım boyunca unutmam sanırım.
Tüm bu düşüncelerle, tezin konusu doktora eğitimim sırasında Beybin Kejanlıoğlu’nun verdiği seminer derslerinde, “tez önerisi hazırlama” uygulaması aşamasında ortaya çıktı ve hem önerinin şekillenmesinde hem de tezin son şeklini almasından önceki eleştirilerinde Kejanlıoğlu’nun değerli katkıları oldu.
Nilgün Abisel, bana, potansiyelimi keşfettiğini düşündüren bir tutumla yaklaştı, görünmeyen bir şekilde elimden tutup hendekleri atlattı. Tez izleme komitesi toplantılarında yönümü çizmemde değerli katkıları oldu. Aynı katkıyı Nilüfer Timisi, Funda Başaran ve Ahmet Gürata da sağladı.
Sevilay Çelenk, hem deneyimlerini hem kaynaklarını paylaştı. Aklıma takılan soruları ona sordum.
Burcu Sümer, Amerika’dan el uzattı. Pek çok makaleye ulaşmamı sağladı.
Doktora eğitimimin kesintiye uğradığı zor zamanlarda arkadaşlarımın, özellikle Levent Yaylagül’ün, desteği hep aklımda. İlker ve Aydan da bilgilerini hiç esirgemeyip paylaştılar benimle.
İki ayrı iş yerinde tesadüfler sonucu birlikte çalıştığım ve her konuda desteğini gördüğüm Lütfü Şehsuvaroğlu, lisanstüstü eğitim için de hem teşvik ederek hem de kaynak sağlayarak desteğini sürdürdü..
Tez çalışması için TRT’de yaptığım araştırmalar için gerekli belgeleri sağlayan, her türlü yardım için koşturan arkadaşlarım vardı. TRT’den kaynak arayışım sırasında eski iş ortağım ve arkadaşım Ayhan, tezimin yazımı sırasında ortaklığı bozmadı, yardım etti. Program Planlama Müdürlüğü’nden arkadaşlarım, bölümün o zamanki yöneticisi Banu ve Selda ile bölüm çalışanları Leyla, Nükhet, Zehra, Yeşim bütün yıl büyük bir emekle üzerinde çalıştıkları verileri hiç esirgemediler. Her türlü kolaylığı gösterdiler. Ahmet Arif Tarakçıoğlu ve Yahya Erecekler, yaptıkları çalışmaları ve bilgilerini sakınmayıp paylaştılar.
Ali Bey, dizgide çıkan bir çok sorunu sabırla aşmaya çalıştı.
Ender Bey, çok sıkışık bir zaman diliminde tezin son şeklini verirken yazım hatalarını da düzeltmeye uğraştı.
Hepsine teşekkür ederim.
Nimet ERSİN Haziran, 2007
İÇİNDEKİLER
Önsöz ……….i
İçindekiler ………iv
Tablolar Listesi ………....ix
Ekler Dizini ………..…xi
Kısaltmalar Listesi ………..xii
GİRİŞ ……….1
Çalışmanın Varsayımı ………17
Çalışmanın Kapsamı, Sınırlılıkları ve Tekniği ………18
Çalışmanın Planı ………19
I. KESİM I. BÖLÜM KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞINA İLİŞKİN TARTIŞMALAR VE TARİHSEL GELİŞİM A. KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞI ÇEVRESİNDEKİ TARTIŞMALAR ………...21
1. Kamu Hizmeti Yayıncılığı Kavramı Sorunsalı ………..21
2. Kamu Hizmeti Yayıncılığı ve İktidar İlişkisi ………25
3. Kamu Hizmeti Yayıncılığı ve Kamusal Alan ………33
B. KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞININ TARİHSEL GELİŞİMİ ………..42
1. Kamu Hizmeti Yayıncılığının Ortaya Çıkışı ………...42
2. 1980 Sonrasında Kamu Hizmeti Yayıncılığı ……….55
3. Kamu Hizmeti Yayıncılığında 1990’lı Yıllar………61
II. BÖLÜM
KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞI UYGULAMALARI VE PROGRAMCILIK ANLAYIŞI
A. KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞI UYGULAMALARI, SORUNLAR VE
UMUTLAR ………70
1. Çeşitli Ülkelerdeki Kamu Hizmeti Yayıncılığı Uygulamalarına Genel Bir Bakış ……….70
2. Kamu Hizmeti Yayıncılığında Sorunlar ………80
3. Yeniden Kamu Hizmeti Yayıncılığı ……….88
B. KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞI VE PROGRAMCILIK ANLAYIŞI……...94
1. Kamu Hizmeti Yayıncılığı Anlayışı ve İlkeleri ………...94
a. Eşit Erişim ………104
b. Kalite ………105
c. Çeşitlilik ve Denge………112
d. Bağımsızlık ve Özerklik ………...116
e. Hesapverilebilirlik ………121
2. Kamu Hizmeti Yayıncılığı ve Program Türleri ………..123
3. Kamu Hizmeti Yayıncılığı ve Program Stratejileri ………130
4. Kamu Hizmeti Yayıncılığı ve Değişen Programcılık Anlayışı………...142
II. KESİM
III. BÖLÜM
TÜRKİYE’DE KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞININ GELİŞİMİ VE TRT’NİN YAPISI
A. RADYO YAYINLARI ………156
B. TRT’NİN KURULUŞU ………...161
C. TELEVİZYONUN KURULUŞU VE GELİŞİM SÜRECİ ……….163
1. Kalkınmacı Anlayış ………..166
2. İlk Programlar ve Plansız Yayın Akışları ……….169
3. Televizyonlu Siyaset ………170
4. 1971 Sonrası Televizyon Programcılığı………175
5. 1974 Sonrasındaki Gelişmeler ………..177
6. 12 Eylül’ün TRT Üzerindeki Etkisi ………..181
7. TRT’nin Dışarıya Program Yaptırması ………187
8. Ortak Yapımlar ………189
9. TRT’nin Tekel Dönemi Sonrası………190
10. TRT’yi Yeniden Yapılandırma Girişimi ………...197
D. TRT’NİN YAPISI ………199
1. Yönetim ………..200
2. Yayın Denetleme Kurulu………202
3. TRT’nin Örgüt Yapısı, Televizyon Dairesi Başkanlığı ve İşleyiş ………….203
4. Program Sorumluları ………..205
5. TRT Yayın İlkeleri ……….207
a. Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun’un 4. Maddesinde Yer Alan Yayın İlkeleri ………...208
b. TRT’nin Özel Yayın Esasları………210
6. Genel Yayın Planı ………..214
7. TRT Televizyonları Kanal Nitelikleri ve Hedefleri ………...………217
8. TRT Televizyonlarında Program Planlaması ve Program Sağlama Yolları….…..221
a. Kurum İçi Yapımlar ………..222
b. Kurum Dışına Program Ismarlama ………...226
c. Satın Alma ………227
d. Ortak Yapımlar ………..227
9. TRT’nin Gelir Kaynakları ……….228
IV. BÖLÜM TRT TELEVİZYONLARI 2005 YILI A. GENEL YAYIN PLANI ……….230
B. TRT 2005 YILI PROGRAM TÜRLERİ ………..232
C. 2005 YILI YAYIN HEDEFLERİ ………237
D.2005 ve 2006 YILLARI PROGRAM SİPARİŞLERİ ………..241
E. 2005 YILI PROGRAM ÖNERİLERİ ………250
F.2005 YILI TRT TELEVİZYONLARINDA YAPIMI GERÇEKLEŞEN KURUM İÇİ PROGRAMLAR ……….257
G. 2005 YILI KURUM DIŞI YAPIMLAR ………..270
H. 2005 YILI ORTAK YAPIMLAR ………277
İ. DIŞ KAYNAKLI PROGRAMLAR ……….278
J.2005 YILI YAYIN AKIŞINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER ………281
K. TRT 2005 YILI GELİR VE GİDERLERİ ………...284
SONUÇ ………287
KAYNAKÇA ………297
EKLER ………327
ÖZET ………382
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 1: Televizyon Yayınlarında Program Türlerinin Hedeflenen Oranı ...237 Tablo 2: 2005 Yılı Kültür Programlarının Hedeflenen Oranları...238 Tablo 3: 2005 Yılı Televizyon Yayınlarında Müzik Programlarının
Hedeflenen Oranları ...239 Tablo 4: Televizyon Yayınlarında Programların Hedeflenen Yerli ve Dış
Kaynaklı Yapım Oranları...340 Tablo 5: 2005 Yılı TRT-INT ve TRT-TÜRK Kanalları İçin Planlanan Sipariş
Programlar: ………241 Tablo-6: 2006 yılı TRT-1’de Yayınlanması Planlanan Program Siparişleri ……..246 Tablo-7: 2006 Yılı TRT-2 ‘de Yayınlanması Planlanan Program Siparişleri ……247 Tablo-8: 2006 TRT TÜRK ve TRT İNT Kanalları’nda Yayınlanması Planlanan
Program Siparişi………..248 Tablo-9: Kurum İçi Eğitim-Kültür Programları 2005 Yılında Yayınlanmak
Üzere Verilen Önerilere İlişkin Kararlar……….253 Tablo-10: Kurum İçi Belgesel Programlar 2005 Yılında Yayınlanmak
Üzere Verilen Önerilere İlişkin Kararlar………...254 Tablo-11: Kurum İçi Müzik Eğlence Programları 2005 Yılında Yayınlanmak
üzere verilen Önerilere İlişkin Kararlar……….………...254 Tablo-12: Kurum İçi Çocuk ve Gençlik Programları 2005 Yılında
Yayınlanmak Üzere Verilen Önerilere İlişkin Kararlar………..255 Tablo-13: Kurum İçi Drama Programları 2005 Yılında Yayınlanmak
Üzere Verilen Önerilere İlişkin Kararlar………255
Tablo-14: Kurum İçi Dini Programlar 2005 Yılında Yayınlanmak Üzere
Verilen Önerilere İlişkin Kararlar………..256
Tablo-15: 2005 Yılı Kurum İçi Programların Türlerine Göre Yıllık Maliyeti…..269
Tablo-16: 2005 Yılı Yayın Dönemi İçin TRT’ye Yapım Şirketleri Tarafından Verilen Toplam Öneri Sayısı ...271
Tablo-17: 2005 Yılında Kurum Dışına Yaptırılan Eğitim Kültür Programları...272
Tablo-18: 2005 Yılı Kurum Dışına Yaptırılan Belgesel Programlar………...273
Tablo-19: 2005 Yılı Kurum Dışına Yaptırılan Dramalar………...……275
Tablo-20: 2005 Yılı Kurum Dışı Programların Türlerine Göre Yıllık Maliyeti……….276
Tablo-21: 2005 Yılı TRT’nin Ortak Yapımları...278
Tablo-22: 2005 Yılında Satın Alınan Dış Kaynaklı Programlar ve Toplam Sözleşme Bedelleri………...279
Tablo-23: 2005 Yılı Televizyon Yayınlarında Programların Hedeflenen Yerli ve Dış Kaynaklı Yapım Oranları...280
Tablo-24: TRT 2001 ve 2005 Yılları Enflasyona Göre Değerlendirilen Gelir ve Giderleri ...285
Tablo-25: TRT’nin 2005 Yılı Enerji Payı, Bandrol ve Reklam Gelirleri Oranları...285
EKLER DİZİNİ
Ek-1: Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü Kuruluş Şeması Ek-2: Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun’un 4.
Maddesinde Yer Alan Yayın İlkeleri
Ek-3: TRT Kanalları 2005 Yılı 12 Aylık Yayın Süre ve Oranları
Ek-4: 2005 Yılı TRT-1 Kanalı (Ocak-Aralık) 12 Aylık Gerçekleşen Yayının Program Türlerine Göre Dağılımı
Ek-5: 2005 Yılı TRT-2 Kanalı (Ocak-Aralık) 12 Aylık Gerçekleşen Yayının Program Türlerine Göre Dağılımı
Ek-6: 2005 Yılı TRT-3 Kanalı (Ocak-Aralık) 12 Aylık Gerçekleşen Yayının Program Türlerine Göre Dağılımı
Ek-7: 2005 Yılı TRT-GAP Kanalı (Ocak-Aralık) 12 Aylık Gerçekleşen Yayının Program Türlerine Göre Dağılımı
Ek-8: 2005 Yılı TRT-4 kanalı (Ocak-Aralık) 12 Aylık Gerçekleşen Yayının Program Türlerine Göre Dağılımı
Ek-9: 2005 Yılı TRT-INT Kanalı (Ocak-Aralık) 12 Aylık Gerçekleşen Yayının Program Türlerine Göre Dağılımı
Ek-10: 2005 Yılı TRT Türk Kanalı (Ocak-Aralık) 12 Aylık Gerçekleşen Yayının Program Türlerine Göre Dağılımı
Ek-11: 2005 Yılı TRT Kanalları Toplam Yerli ve Dış Kaynaklı Yapım Süreleri Ek-12: TRT 1 (Ocak-Aralık 2005) 12 Aylık Yayın Süre ve Oranları
Ek-13: TRT 2 (Ocak-Aralık 2005) 12 Aylık Toplam Yayın Süre ve Oranları Ek-14: TRT-3 (Ocak-Aralık 2005) 12 Aylık Toplam Yayın Süre ve Oranları
Ek-16: TRT-4 (Ocak-Aralık 2005) 12 Aylık Toplam Yayın Süre ve Oranları Ek-17: TRT-TÜRK (Ocak-Aralık ) 12 Aylık Toplam Yayın Süre ve Oranları Ek-18: TRT-INT (Ocak-Aralık 2005) 12 Aylık Toplam Yayın Süre ve Oranları Ek-19: TRT-1 2005 Yılı Tüm Gün ve Prime Time İzlenme Oranları ve Payları Ek-20: TRT-2 2005 Yılı Tüm Gün ve Prime Time İzlenme Oranları ve Payları Ek-21: TRT-1 Aylık Ortalama İzlenme Oranları ve Payları
Ek-22: TRT-1 Aylık Ortalama İzlenme Oranları ve Payları Ek-23: TRT-1 Aylık Ortalama İzlenme Oranları ve Payları Ek-24: TRT-1 Aylık Ortalama İzlenme Oranları ve Payları Ek-25: TRT-2 Aylık Ortalama İzlenme Oranları ve Payları Ek-26: TRT-2 Aylık Ortalama İzlenme Oranları ve Payları
Ek-27: 2002 Televizyon Yayınlarında Program Türlerinin Hedeflenen Oranları Ek-28: 2002 Televizyon Yayınlarında Kültür Programlarının Hedeflenen Oranları Ek-29: 2003 Televizyon Yayınlarında Program Türlerinin Hedeflenen Oranları Ek-30: 2003 Televizyon Yayınlarında Kültür Programlarının Hedeflenen Oranları Ek-31: 2004 Televizyon Yayınlarında Program Türlerinin Hedeflenen Oranları Ek-32: 2004 Yılı Televizyon Yayınlarında Kültür Programlarının Hedeflenen Oranları Ek-33: 2006 Televizyon Yayınlarında Program Türlerinin Hedeflenen Oranları Ek-34: 2006 Televizyon Yayınlarında Kültür Programlarının Hedeflenen Oranı Ek-35: TRT’de Çalışan Personel Sayısı
KISALTMALAR
ABD : Amerika Birleşik Devletleri AKP : Adalet ve Kalkınma Partisi ANAP : Anavatan Partisi
BBC : British Broadcasting Corporation CHP : Cumhuriyet Halk Partisi
FCC : Federal Communication Commission GAP : Güneydoğu Anadolu Projesi
EBU : Europen Broadcasting Union IBA : Independent Broadcasting Authorty INT : International
ITC : Independent Television Commission ITV : Independent Television
KESK : Kamu Emekçileri Sendikası Konfedorasyonu MHP : Milliyetçi Hareket Partisi
PBS : Public Broadcasting Service PTT : Posta Telgraf Telefon
RTÜK : Radyo Televizyon Üst Kurulu RTYK : Radyo Televizyon Yüksek Kurulu TBMM : Türkiye Büyük Millet Meclisi
TEPUYAP : Televizyon Programları Üretim Yönetimi ve Yayın Akış Planlama Modeli TRT : Türkiye Radyo Televizyon Kurumu
TÜRKSAT : Türk Uydu (Satellite) Haberleşme ve Kablo İşletmesi TV : Televizyon
Giriş
1980’lerden bu yana hız kazanan liberalleşme akımları, medyaya ilişkin tartışmaları da gündeme getirmiştir. Günümüz dünyasında duvarların yıkıldığı, eski ekonomik, ideolojik ve siyasal ayrımların geçersizleşmeye başladığı, küreselleşmenin hızla ilerlediği, sınırların ortadan kalktığı öne sürülmekte, artık ulus devletlerin değil ulus ötesi şirketlerin egemenliğinden söz edilmektedir. Tüm bu gelişmelerin “kamu hizmeti” ve “kamu hizmeti yayıncılığı” anlayışıyla çeliştiği savunulmaktadır.
Harrison ve Woods da başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyada liberal ekonominin giderek artan hakimiyetiyle birlikte en çok tartışılan konuların başında kamu hizmeti yayıncılığının geldiğini belirtmektedir. Bu tartışmalar, ekonomik çıkarlar ve gelişmelerle kültürel ve sosyal gelişmeler olmak üzere iki farklı politik alan arasındaki bir gerginliği sergilemektedir (2001).
Bir yandan Avrupa Birliği gibi örgütler, akademisyenler, kamuoyunun bir kısmı, demokratik potansiyeli ve dolayısıyla kamu yararı nedeniyle kamu hizmeti yayıncılığını desteklerken, diğer yandan da bu desteği uygun bulmayan, kamu hizmeti yayıncılığını desteklemenin rekabete dayalı piyasa sistemine aykırı olması nedeniyle kamu çıkarına ters düştüğünü ileri süren görüşler bulunmaktadır.
Yayıncılık sektörünün böylesine büyüdüğü, kablo, uydu yayıncılığı, sayısallaşma gibi teknolojik gelişmelerle birlikte sayısız iletişim kanalın bulunduğu bir dünyada kamu hizmeti yayıncılığına yer var mıdır? Küreselleşme dalgasının her
yanı sarması üzerine deregülasyon sürecine giren “pazar”da kamu eliyle finanse edilen kamu hizmeti yayın kurumları varlıklarını nasıl sürdürecektir?
Bu soruların, her türlü devlet müdahalesine karşı çıkan ve “piyasa”nın sınırsız gücüne inananlar tarafından basit bir yanıtı vardır: “Bu kurumları özelleştirmek gerekir.” Ancak diğer ekonomik ürünlerde kaliteyi artırabilen rekabetin yayıncılık için de aynı etkiyi sağlayacağı, “iyi yayıncıların”, “kötü yayıncıları”
piyasadan kovacağı, “görünmez el” in gerekli düzenlemeleri yapacağı görüşleri,
“yayıncılık” söz konusu olduğunda giderek zayıflamaktadır.
Bu kurumların “devlet”in vazgeçilmez bir simgesi olarak yaşaması gerektiğine inananlardan, “özel çıkarlar”dan bağımsız yayın yaptığı, “kamunun sesi”
olduğu için yaşaması gerektiğine inanlara değin birbirinden farklı nedenlerle kamu hizmeti yayıncılığını savunanlar vardır.
Peki, özelleştirilmesinden başka çare olmadığını düşünenleri haklı çıkaracak sorunları yok mudur bu kurumların? “Serbest piyasa”nın sunduğu sayısız seçenek içinde isteyen izleyicinin istediği programı bulacağını, artık kamu hizmeti yapan kurumlarının gereksiz olduğunu öne sürenlerin düşünceleri yalnızca “piyasa”nın sihirli gücüne olan inançtan mı kaynaklanmaktadır? Kamu hizmeti yayıncılığını
“devlet” yayıncılığı ile özdeşleştirenlerin dayanakları sadece “piyasa”ya olan katıksız inançları mıdır? Yoksa bu bakış açılarında kamu hizmeti yayıncılığının da bir katkısı var mıdır? Yani, liberal bakış açısından sorulacak olursa kamu hizmeti yayıncılığının
Aslında kamu hizmeti yayıncılığı felsefesini benimsemekle birlikte, kamu hizmeti yayıncılığının “tekel” döneminin güvenli ortamında rehavete kapılıp, alışkanlıklarından vazgeçmemek, kuruluş felsefesine uygun yayıncılık yapma konusunda yeterli çabayı göstermemek, fazla ciddi ve hantal bir duruş sergilemek gibi kusurları olduğu gerekçesiyle eleştirenler de vardır. Kamu hizmeti yayıncılığı kurumları, kendilerine yönelik eleştirilere, ortadan kaldırılmalarına yönelik çağrılara karşı uzun süre tepkisiz kalmışlar, kendilerini savunacak argümanları geliştirememişlerdir. Ve hepsinden önemlisi, hükümetlerden bağımsız olma konusunda ısrarcı olmamışlar, baskılara boyun eğmişlerdir.
Fakat kamu hizmeti yayın kurumlarının kendilerine yönelik eleştirileri haklı çıkaracak uygulamalara saplanıp kalmaları, özerk olmamaları, hükümetlerle yakın ilişkide olmalarının sorumlusu tamamıyla kendilerinin değildir. Mevcut siyasal sistem, diğer kurumlara olduğu gibi kamu hizmeti yayın kurumlarına da yansımaktadır.
Son yıllarda ise dünyadaki kamu hizmeti yayın kurumları sorunlarına çözüm aramaya başlamış, ruhsat ücretleri ya da devlet sübvansiyonunun dışında kaynak yaratma girişimlerinde bulunmuş, yeni programcılık stratejileri oluşturmuştur.
Rekabetçi ortama uyum sağlamaya ve ayakta kalmaya çalışan kamu hizmeti yayıncılığı, izlenme oranlarını artırmaya yönelik program formatları geliştirmiştir.
Bu çalışmanın konusu olan ve bir kamu hizmeti yayın kurumu olduğu iddiasındaki TRT ise, hem kamu hizmeti yayıncılığının diğer ülkelerde geçirdiği
sıkıntılı süreçten geçmekte, hem de ülkeye özgü koşulların sıkıntısını yaşamaktadır.
Özel kanalların birbiri ardına ortaya çıkıp hızla çoğaldığı yayıncılık ortamında TRT kaybettiği izleyiciyi geri kazanmak için gerekli atılımları bir türlü yapamamıştır.
2000 yılında bir “yeniden yapılandırma” girişimine kalkıştıysa da kalkışmakla yetinmiş, TRT’nin “verimliliğini artırmayı”, daha az parayla daha çok iş yapmasını amaçlayan ve bu amaca ulaşmak için çok harcama yapılan yeniden yapılandırma çalışmaları unutulup gitmiştir.
Özel kanalların hızla çoğaldığı ve çoğu Avrupa ülkesine oranla fazla sayıda özel televizyon kanalının bulunduğu Türkiye’deki yayıncılık ortamında TRT’nin hem kamu hizmeti yayıncılığının gereklerini yerine getirmesi, “adil, dürüst, tarafsız”
yayıncılık yapması, “toplumun her kesimine hitap eden zengin bir program çeşitliliği”ni belli bir düzeyin üstünde sunması, hem de çok izlenen bir kanal olması ve bu yolla reklam gelirlerini yükseltmesi beklenmektedir. Türkiye’de Turgut Özal’la başlayan özelleştirme girişimlerinden AKP iktidarının ekonomik tercihlerine değin, serbest piyasaya uyumlu bir ekonomik sistemi geçerli kılmaya çalışan iktidarlar, bir kamu kurumu olan TRT’ye piyasanın gerekliliklerini yerine getirmesi, izlenme oranını artırması, küçülmesi, aşırı istihdamı gidermesi gibi önlemler önermekte, kurumun finans kaynakları kısılmaktadır. Ancak aynı iktidarlar, Kurumun yayın politikalarından genel müdür atamasına kadar her aşamada kurumun işleyişine müdahalede bulunmaktadırlar. Bütün bu güçlükler karşısında yaşam mücadelesi veren TRT, kamu hizmeti yayıncılığının gereklerini yerine getirememektedir.
TRT, her gelen hükümetle genel müdürünün ve buna bağlı olarak çeşitli aşamasındaki yöneticilerinin değişmesi, her değişen genel müdürle hem program yayın politikalarının, hem kanallarının niteliklerinin değişmesi, hem de program içeriklerine kadar varan müdahaleler nedeniyle, bir türlü “yenileşmeye ve değişmeye” fırsat bulamamıştır.
Değişen yöneticilerle birlikte TRT ekranlarına gelecek programların belirlenmesi sürecinde “nitelikli”, “özgün”, “yaratıcılığı teşvik eden” “yenilikçi”,
“katılımcı” programların nasıl üretileceği değil, hangi türlerde, hangi içerikte, hangi yapımcılara hangi programların yaptırılacağı, ekranlara getirilecek programların hangi yollardan sağlanacağına ilişkin stratejiler geliştirilmektedir. İngiltere’de 1990’da BBC’ye dayatılan, programlarının % 25’ini dışarıdaki yapımcılardan sağlanması gibi bir zorlama ortalıkta görünmese de TRT de uzun yıllardır özellikle yüksek bütçeli televizyon dizilerini bağımsız şirketlere yaptırmaya yönlendirilmektedir.
TRT’nin 2005 yılı da benzeri sorunlarla geçmiştir. Gelir kaynakları hükümet tarafından kısılan TRT’ye “hükümetin borazanı” suçlaması 2005 yılında tekrar yüzeye çıkmış, özgün programlar üretilememiş, dışarıya yaptırılan yapımlar da hem maliyetlerinin yüksekliği, hem de içeriklerinin bir kamu hizmeti yayın kurumuna yaraşır özgünlükte olmadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Yurtdışından satın alınan programlarda da belirgin bir yayıncılık stratejisi güdülmemiştir.
Dünyada sayısallaşmanın başlayıp yayıncılık üzerindeki etkilerinin tartışılmaya başladığı günümüzde, TRT, henüz programcılık açısından sayısal çağa ilişkin bir hazırlığa da girişememiştir.
McKinsey, BBC için hazırladığı raporda, değişen dünyaya adapte olan kamu hizmeti yayın kurumlarının başarılı olacağını, başarılı olamayan bazılarının ise yok olup gideceğini yazmaktadır. Bu adaptasyon için de, kurumların kendilerine düşen çabalar olmakla birlikte, başarının birinci koşulu olarak kesintisiz finans kaynağı gösterilmektedir (1999: 32-34).
TRT için düşünülmüş bu kesintisiz kaynak, AKP iktidarında azaltılmış (elektrik faturalarından ayrılan % 3.5 pay % 2’ye düşürülmüş), bunun yerine herhangi bir kaynak düşünülmemiştir.
TRT’nin gelirlerindeki kısıtlama, programlarına da yansımış, büyük bütçeli dramalar/diziler yapılamaz olmuş, “nasıl olsa kabul edilmez” düşüncesiyle yapımcılar özgün öneri vermemeye başlamış, TRT televizyonları için yayın akışı hazırlayan birimler arşiv programlarından başka seçeneği bulamama sıkıntısına düşmüşlerdir. Bütün bu yaşanan sorunlara koşut olarak TRT içinde giderek
“kurumun tedricen yok edildiği” inancı yaygınlaşmaya başlamıştır.
Bu çalışmanın amacı, bütün bu görüşleri göz önünde bulundurarak, bir kamu hizmeti yayıncısı olan TRT’nin kamu hizmeti yayıncılığı anlayışına uygun çalışıp
özerklik olduğu ve ülkenin siyasal geleneğinin yayın kurumlarının üzerinde, dolayısıyla bağımsızlığı konusunda büyük etkisi olduğu düşünüldüğünde, bu çalışmanın amaçları da birbiriyle ilintili olmaktadır. Bu bağlamda, çalışmada TRT’nin bir kamu hizmeti yayın kurumu anlayışıyla işleyip işlemediğini anlamak için ülkedeki siyasal ortamın TRT’yi nasıl etkilediğini anlamak gerekmektedir.
Çalışma, bu birbirine bağlı etkileri ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ayrıca, kamu hizmeti yayıncılığının “çeşitlilik”, “denge”, gibi ilkelerine, son yıllarda deregülasyon süreci ile artan rekabetin de etkisiyle ayakta kalmak için “yenilikçi”, “yaratıcı”,
“özgün”, “katılımcı” programlar üretme gibi ilkeler eklenmekte, kamu yayın kurumları yayın politikalarında bazı strateji değişikliklerine gitmektedir. Çoğu Avrupa ülkesindeki kamu yayın kurumunun karşı karşıya kaldığı “rekabet”,
“özelleştirmeler”, “artan maliyetler”, “sayısallaşma” gibi zorlayıcı koşullar TRT için de söz konusu olduğuna göre Türkiye’deki kamu hizmeti yayın kurumu bu gelişmeler karşısında nasıl bir strateji izlemektedir? Bu stratejiye uygun program üretiminin ölçütleri nelerdir? Programların yayın türleri, oranları nelerdir? TRT televizyonlarında yer verilen programların ne kadarı TRT yapımcıları tarafından üretilmekte, ne kadarı dış yapım olarak satın alınmaktadır? Yerli ve dış kaynaklı yapım oranları nelerdir? Program önerilerinin kabulündeki işleyiş nasıldır?
Değerlendirmeler nasıl yapılır? Özerk olmayan TRT’nin bu konumu Televizyon programlarına yansımakta mıdır? Değişen siyasal iktidarlarla birlikte program yapısı değişmekte midir? Dış yapımların temin edilme yöntemi nedir? Dışarıya yaptırılan dizilerin maliyeti ne kadardır? TRT televizyon program üretimi kamu hizmeti yayıncılığı anlayışının gerekliliklerine göre mi oluşturulmaktadır? Yayın akışları
hangi faktörlere göre biçimlenmektedir? Çalışmada bütün bu soruların cevaplanması amaçlanmaktadır.
Kamu hizmeti yayıncılığı başta Avrupa Birliği olmak üzere bütün ülkelerin tartışma konusu olmasına karşın, kesin ve değişmez bir tanımı yapılamamakta, teknolojik ve siyasal gelişmelere göre değişebilen bazı ilkelerle çerçevesi çizilebilmektedir. Franklin’in de dediği gibi, ne zaman kamu hizmeti yayıncılığını tanımlamaya kalksak, benzer kelimelerle söze başlıyoruz: “Bilgi, eğitim, izleyicinin ufkunu geliştirme, yansız, bağımsız, evrensel erişim, herkesi kapsayıcı, azınlıklara hizmet, ticari motivasyon vs.” Kamu hizmeti yayıncılığının ne olduğunu hepimiz biliyoruz ama her dönemde geçerli bir tanımını yapamıyoruz (2001:32-33).
Gerçekten de birbirinden farklı bir çok kamu hizmeti yayıncılığı benzer sözcükleri içermektedir. Çünkü, kamu hizmeti yayıncılığının tanımına girişirken aynı zamanda onun ilkelerini ve özel yayıncılıktan farkını ortaya koymak için benzer kavramlara gereksinim duyulmaktadır.
Kamu hizmeti yayıncılığının tekel dönemlerinin geride kaldığı ve sayısallaşmada olduğu gibi her teknolojik gelişmeyle birlikte varlık gerekçesinin sorgulandığı günümüzde, bu çalışmada da, benzer kavramları kullanarak (ve içerdiği kavramların geçici olduğunu bilerek) bir tanım ortaya koymak gerekirse “Kamu hizmeti yayıncılığı, toplumun her kesimine erişebilen ve her kesiminin erişim olanağı bulduğu, nitelikli, özgün ve yaratıcı programlar üretme konusunda yayıncılık sektörüne öncülük eden, siyasal iktidarın ve sermayenin baskısından uzak, bağımsız,
ve çeşitli bir programcılık anlayışıyla izleyicisine aktaran, ulusal ve yerel kültürlerin yaşatılması ve yansıtılmasına aracılık eden, katılımcı bir yayıncılık anlayışıdır.”
diyebiliriz.
Genel bir tanımı yapılamasa da liberalleşmenin atağa geçtiği 1980’lerde Avrupa’da kamu hizmeti yayıncılığının üzerinde uzlaşılan “dış rekabetten korunma”,
“ticari çıkar düzenlemelerine kapalı olma”, “hesap verilebilirlik”, “kamu finansmanıyla destek”, “ulusal alan (coğrafi olarak erişim ve ulusal kültür)”, “siyasi tarafsızlık”, “yarı özerklik (yönetim kurulunun hükümet tarafından atanması nedeniyle)”, “çeşitlilik”, “çoğulculuk”, “deneyimlerin zenginleştirilmesi (toplumun dil, kültürel, ruhsal estetik gelişimi)” gibi karakteristik özellikleri vardır (Küng- Shankleman, 2000:52-54).
Serbest piyasanın yayıncılık da içinde olmak üzere her alanda geçerli olması gerektiğini, “deregülasyon”un kaçınılmaz olduğunu ileri sürenlerle, yayıncılık alanında serbest piyasanın bu konuda eksik kalacağını, mevcut boşluğu doldurmak için “özel ellerden bağımsız “kamu”nun denetiminde örgütlenmelere gereksinim duyulduğunu savunanlar arasında büyük tartışmalar yaşanmaktadır.
John Keane, “deregülasyon” yanlılarının kamu hizmeti yayıncılığına karşı şiddetli bir savaşa girdiklerini, bu savaş için eski “basın özgürlüğü” dilini olağanüstü biçimde canlandırdıklarını söyler:
Murdock, pazar rekabetinin basın ve yayın özgürlüğünün kilit koşulu olduğunda ısrar ediyor; bu özgürlüğü de devlet müdahalesinden özgürlük olarak, bireylerin düşüncelerini dış kısıtlamalar olmaksızın iletebilmek hakları olarak anıyor (Keane, 1992: 61-62).
Deregülasyon yanlılarına göre, medyanın pazarca yönlendirilmesi rekabeti güvenceye almakta, rekabet, tüketici bireylerin neyi satın alacaklarını kararlaştırmalarını mümkün kıldığından, fiyatların düşük ve kalitenin yüksek kalmasını sağlamaktadır. Pazara mal arz edenlerin risk altında olmaları, sürekli olarak kendilerini yenilemeye zorlamaktadır. En iyi olmak için çaba harcamaktadırlar çünkü işlerini kendilerinden iyi yapan rakiplerine kaptırma tehlikesi vardır. Bu gerekçelerle, özel ellerde bulunan bir basının ve farklı yerlerden gelmiş mal sahiplerinin elinde bulunan çok kanallı bir yayın sisteminin özgürlüğün kalesi olacağını iddia etmektedirler (Keane, 1992: 61-62).
Keane, bu düşüncedeki liberallerin devlet tarafından korunan medyalara ateş püskürdüğünü, ne hantallıklarını ne de maliyetlerinin yüksekliğini bırakmadıklarını, reklam endüstrisinin çıkarlarını göz ardı etmekle suçladıklarını anlatmaktadır.
Kean, liberallerin, “Kamu hizmeti yayıncılığı, ifade özgürlüğünü tehdit eder, bizim için neyin iyi olduğunu bize söyler.” (1992:64) düşüncesini kanıtlamak için BBC’ nin ilk Genel müdürü Lord Reith’in şu sözlerine başvurduklarını anlatır:
Zaman zaman, halka kendi istediğini değil de bize ihtiyacı olduğuna inandığımızı verdiğimizi söyleyenler oluyor. Şunu unutmayalım ki insanların pek azı ne istediğini, daha bile azı neye ihtiyacı olduğunu bilir (James Curran ve Jean Seaton, 1988:124’ten akt. Keane, 1992: 65).
Ayrıca, kamu hizmeti yayıncılığı karşıtları, bu kurumların ‘devlet’in birer aygıtı olduğunu, dolayısıyla özgür düşüncenin, fikirlerin serbestçe tartışılmasına izin
vermeyecek bir yapıda işlediğini, halkın beğenilerine kulak vermeyen seçkinci bir anlayışla yayıncılık yaptıklarını ileri sürmektedirler.
Kamu hizmeti yayıncılığının basın özgürlüğü için tehdit olduğunu öne süren liberallere karşı çıkan John Keane, elle dizilen broşürler, ucuz halk gazeteleri, sınırlı sayıda basılmış ahlaki ve bilimsel risaleler döneminin çok gerilerde kaldığını, bugün medyada mülkiyet yapılarının çok değiştiğini, iyice bütünleşmiş, ‘oligolpolvari’
yapılar ortaya çıktığını söyleyerek basın özgürlüğünü asıl kısıtlayanın pazar rekabeti olduğunu savunur:
Bugün ise tam tersine ‘basın özgürlüğü’ nün dostlarının şunu anlamaları gerekiyor: İletişim pazarları iletişim özgürlüğünü kısıtlamaktadır; pazara girmek isteyenlere karşı engeller koyarak, tekellere izin vererek seçenekleri sınırlayarak ve enformasyonun egemen tanımını kamusal yarar kavramından uzaklaştırıp özel olarak tasarruf olunabilen bir metaya yaklaştırarak yapmaktadır bunu (Keane, 1992: 89).
Keane, “Pazar liberalleri”ni eleştirirken, kamu hizmeti medyalarını da savunmanın kolay olmadığını söylemekte, ancak seçenek olarak önerdiği sistemin kamu hizmeti yayıncılığının yenilenmesi olarak düşünülmesine olanak sağlamaktadır.
Kamu hizmeti medyalarının belirli türden azınlık programları yapmak, nitelikli popüler programlar üretmek gibi kazandığı önemli başarılarına rağmen bu medyaya ‘kalite’, ‘denge’ ve ‘evrensel erişim’ timsali olarak bakmanın miyopluk olduğunu, çünkü ‘kalite’ kavramının neyi içerdiğinin somut olarak ortaya konmadığını ileri süren Keane, toplumun farklı beğeni düzeyleri olabileceğini,
‘denge’ kaygısının da bu medyayı cinsellik, siyaset ve şiddet gibi konuları işlemede ürkek bıraktığını, kamu hizmeti medyalarının kimin konuşacağı, görüneceği konusunda dengesiz davrandığını söylemektedir (1992:115). Seçenek olarak medyanın demokratik kullanımını, bunun için de devlet dışı-pazar dışı bir yayıncılık modeli önerir ve önerdiği modelin BBC gibi kamu hizmeti yayın kurumlarının yönetimlerinin daha demokratik hale getirilmesi ile de mümkün olabileceğini belirtir:
“..Bunlar, sivil toplumun parasıyla finanse edilen, kar amacı gütmeyen, yasal güvencelere sahip medya kurumları olacaktır.” (Keane, 1992: 143).
Curran, merkezinde kamu hizmetinin yer aldığı farklı medya sektörleri tarafından çevrelenmiş bir medya sektörü modeli geliştirir. Demokratik Medya Sistemi adını verdiği bu modelde, çevresinde “Özel Girişim Sektörü”, “Toplumsal Pazarlama Sektörü”, “Kamusal Sektör” ve “Profesyonel Sektör” ün yer aldığı bir çekirdek kamu hizmeti yayıncılığı sistemi önerir. “Çevredeki sektörler, kamu hizmeti yayıncılığının açık bir diyalog sistemi biçiminde işlev görmesini sağlayacak ve sivil toplumun kolektif, kendin yap geleneğine ilave güç katacaktır. “ (1997: 191).
Erol Mutlu, her şeye karşın kamu hizmeti yayıncılık anlayışının devrinin kapanmadığını, çünkü piyasanın, çok geniş bir kanal seçim olanağı sunsa da kamu hizmeti yayıncılarının sağladığı geniş kültürel ve toplumsal yararlar alanını destekleyemediğini söyler. Bütünüyle özel kanallara terk edilecek bir yayıncılık ortamının, ortak kültür mirasını ve demokrasiyi tehlikeye düşürme olasılığını ortaya çıkaracağını yazan Mutlu, ticari yayıncılıkta artan tekel ve çapraz-medya
baskılara karşın, kamu hizmeti yayıncılık anlayışının dayandığı düşünsel ve pratik temellerin geçerliğini hala sürdürdüğünü söylemektedir (1999a: 37).
Mutlu, bugün içinde bulunduğu sıkıntılı duruma rağmen pek çok ülkede, kamu hizmeti yayıncılığının (şartlara uyarlanmak kaydıyla), hem kamusal misyonunu, hem de yayıncılık ortamının tanımlanmasındaki işlevini sürdüreceğini sağlam gerekçelerle savunanların hiç de az olmadığını belirtir.
Üstelik bunlar arasında Avrupa’nın çoğu ülkesi ve Avrupa Birliği de (bütün liberalleşme politikalarına karşın) bulunmaktadır (Mutlu, 2001: 73-74).
Garnham’a göre Pazar gücüne karşı olan “sol düşünce”nin temsilcileri de gönülsüz olarak kamu hizmeti yayıncılığına destek verseler bile, devlet gücünün baskıcı ve hegemonik niteliği yüzünden eleştirmişlerdir:
Kamu hizmeti modelini böyle bir gücü gözlerden saklayan bir perde ya da ticari güçlerin işgaline uğramış bir şey olarak görüp, kamu hizmeti yayıncılığının uymak zorunda olduğu tarafsızlık ve nesnellik kurallarının yetersizliği ve baskıcı doğası üzerine eleştirilerini yoğunlaştırmışlardır (Garnham, 1997: 279).
Serbest piyasanın kendinden beklenen, çeşitli düşünceleri serbestçe ifade edebilme ilkesini gerçekleştiremediğini, çünkü yine serbest piyasanın ortaya çıkardığı tekellerin çoğulculuğu engellediğini, pazarın egemenliği sonucu devlet sansürünün yerini bu sefer de “Pazar” sansürünün aldığını belirten kimi iletişim bilimciler, alternatif yayıncılık arayışlarına giren araştırmaları kaleme almaktadırlar.
Bu yazarlar, kamu hizmeti yayıncılığını da “siyasal iktidarlardan tam bağımsız, yurttaşların katılımına yeterince önem veren bir yayıncılık gerçekleştiremediğini ileri
sürerek eleştirmekte, ancak alternatif olarak önerdikleri sistemler yine kamu hizmeti medyalarının iyileştirilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.
1980’lerden günümüze değin bu konuda iki farklı görüşün çatışma alanı olan kamu hizmeti yayıncılığı bugün artık varlığının gerekli olup olmadığı yönünden değil, ayakta kalmalarının yöntemleri yönünden tartışma konusu olmaktadır. Kamu yayın kurumlarının artan maliyetleri karşılamak için BBC örneğinde olduğu gibi ticari faaliyetlere girişerek gelir elde etme, izlenme oranlarını artırmak için programlara izleyici katılım oranını artırma, eğiticilik işlevi için yaratıcı özgün programlar üretme gibi konular tartışılmaktadır.
Ayrıca kamu hizmeti yayın kurumları özel yayıncılığın boşluğunu doldurmak üzere, onların el atmadığı konuları mı ekrana getirmelidir yoksa her konuda program çeşitliliğini sürdürerek ve belli bir “kalite”yi koruyarak özel sektöre öncülük eden bir strateji mi izlemelidir? Dünyadaki gelişmeler karşısında artık bunlar tartışılmaktadır.
Konuyla ilgili son çalışmalarda da akademisyenlerin sorusu, indirgemeci bir yaklaşımla özetlenecek olursa, “Bu kurumlar yaşamalı mıdır?” dan “Bu kurumlar nasıl geliştirilerek yaşatılır?” şekline bürünmüştür.
Dünyada, kamu hizmeti yayıncılığının iyileştirilerek desteklenmesi, yaşatılması gerektiğini savunan görüşler, kaynağını kuşkusuz kamu hizmeti kurumlarının olumlu pek çok işlevi yerine getirmesinden almaktadır. Türkiye’de,
için de benzeri bir saptama yapılabilir. TRT, Türkiye’de tekel olduğu, yani çok izlendiği dönemde, henüz özel yayıncılık gelişmediği için aşırı ciddi, hantal bulunmadığı zamanlarda, halkın büyük çoğunluğuna eğitim, kültür hizmeti götürmekle övülmüştür. Ama kamu hizmeti medyaları için siyasal iktidarlardan bağımsız olamadıkları eleştirisi, Türkiye’de TRT için de öne sürülmüştür. Özellikle özel kanalların ortaya çıkışından sonra, TRT’ye yönelik eleştirilerin şiddeti artmıştır.
İlk kez 1 Ekim 1990 tarihinde, uydu yayın sistemiyle, yurtdışından yapılan Magic Box’ın Star 1 kanalı ile TRT’nin tekeli fiili olarak kırılmış, ardından peş peşe özel kanallar ortaya çıkmaya başlamıştır. Her geçen gün artan radyo ve televizyon kanallarının yasadışı yayını tartışmalara yol açmış, 1993 yılında Anayasa’nın 133.
maddesinde değişikliğe gidilerek “Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.” hükmü getirilmiştir (10.7.1993 tarih ve 21033 sayılı Resmi Gazete).
Özel radyo ve televizyonların yasal konuma sokulması tartışmaları kesmemiş, tersine artırmıştır. Renkli ve eğlenceli özel yayıncılığın ardından, TRT’yi
“hükümetlerin borazanı” olarak suçlamak daha kolay hale gelmiştir. Geniş kitlelere çekici gelen özel yayıncılığın ardından TRT hızla izleyicisini yitirmiş, izleyici yitirmesine koşut reklam gelirlerinin büyük bölümünü de yitiren TRT’de çözüm için büyük arayışlara gidilmemiştir. Yabancı bir danışmanlık şirketiyle yapılan anlaşma sonucu yeniden yapılanma arayışına girildiyse de bu çabalar kurumun ticarileştirilmesi çalışmaları olduğu eleştirilerinin dışına çıkamamıştır.
Özel yayıncılığın TRT’ye göre daha özgür, eğlenceli yayıncılığı başlangıçta toplumun çeşitli kesimlerine çekici gelse de bu yayınların çoğu zaman benimsediği sorumsuz yayıncılık anlayışı, kısa zamanda eleştirilere neden olmuştur. Siyasi erkten bağımsız yayın yapamaması, haberlerdeki yanlılığı, programlarının sıkıcılığı gibi nedenlerle özel yayıncılığın ilk günlerinde kıyasıya eleştirilen TRT’nin, özel yayıncılığın olumsuzluklarının ortaya çıkmasının ardından, bir alternatif olabileceğini öne süren görüşlere de rastlanmaktadır. Pek çok yazar, her ne kadar devletin televizyonu olma niteliğinden sıyrılamasa da, yine de aydınların, özel kanallara kıyasla seslerini daha çok duyurabilecekleri, kendilerine yer bulabilecekleri elektronik yayın aracının TRT olduğunu söylemektedir.
Özerk, siyasi iktidarın etki alanından kurtulmuş bir TRT, gerçekten de kamunun, yani halkın bir medyası olarak, kendinden beklenen işlevi yerine getirebilecektir. Resmi açıklamalara ve yasalara göre TRT’nin siyasi iktidardan bağımsız, kendi kendini yöneten bir kurum olduğu dile getirilse bile, uygulamada tam tersi bir durum görülmektedir. Siyasi iktidar, çeşitli yöntemlerle TRT üzerinde baskı oluşturmakta, kurum yöneticilerini kendine bağımlı kılmaktadır. Bugün, kimi yazarların, aydınların kendilerine yer bulabildikleri başlıca yayın kurumu olarak işaret etse de TRT, siyasal iktidarın istediği doğrultudan sapamayan bir yayın politikası gütmektedir.
Bülent Çaplı’nın da belirttiği gibi, bir ülkenin siyasal sistemi, medya sisteminin de belirleyicisi olmaktadır (1995). Siyasal iktidarlardan bağımsız bir
hakkını kullanmasına hizmet edememekte, nitelikli programlar üretememekte, çeşitliliği sağlamak başta gelen amaçlarından olamamaktadır
Çalışmanın Varsayımı
Çalışmada, liberal akımların hız kazanmasıyla sayıları giderek artan özel yayıncılığın, “medyanın kamuoyu oluşturma görevi”ni yerine getirmede yeterli olacağı savunularının geçerli olamayacağı çünkü, izlenme oranı, reklam baskısı vb.
ticari kaygılar nedeniyle bunun mümkün olmadığı düşüncesinden yola çıkılmıştır.
Özel yayıncılığın demokratik bir sistem için gerekli olup olmadığı bu çalışmanın konusu dışındadır; ancak, BBC’nin kuruluşunda belirlenen ilkelerin geliştirilerek, toplumdaki her türlü çıkar grubunun katılımının sağlandığı, siyasal baskılardan uzak, özgürlüğü yasalarla güvenceye alınmış, hükümetlerden bağımsız, özerk kamu hizmeti yayın kurumlarına henüz toplumların ihtiyacı olduğu iletişim bilimciler tarafından da yazılmaktadır.
Bu çalışmada, TRT’nin kamu hizmeti yayıncılığı yapamadığı varsayımı ileri sürülmektedir. Bir kamu hizmeti yayın kurumu olan TRT’nin siyasal otoriteden tam bağımsız olamadığı, yani özerk ve tarafsız bir yayın kuruluşu olarak çalışamadığı için kamu hizmeti yayıncılığı işlevlerini yerine getiremediği, çalışmanın temel varsayımıdır.
Bu varsayıma bağlı olarak, ikinci varsayım, yönetsel ve mali olarak siyasal iktidara bağımlı olan TRT yayınlarının siyasal iktidarın etkisine göre şekillendiğidir.
TRT’de yayınlanacak program türleri, hedeflenen yayın politikasına göre belirlenmektedir
Çalışmanın temel varsayımına bağlı diğer bir varsayım da TRT yöneticilerinin siyasal iktidarlar tarafından belirlenmesinin TRT televizyonlarındaki yayıncılığı etkilediğidir. Her gelen yönetimle birlikte, program önerilerinin kabulünden yayın akışlarındaki değişikliklere kadar pek çok uygulamada bunu görmek mümkündür.
Çalışmanın Tekniği, Kapsamı ve Sınırlılıkları
Çalışmada; veriler, çeşitli kaynakların, TRT yayınlarının, belgelerin, talimatların ve program önerilerini değerlendiren komisyonların karar defterlerinin taranmasıyla elde edilmiştir. Çalışmanın varsayımlarının doğrulanması için 1 yıllık süre içindeki (Ocak-Aralık 2005) program önerileri, yazışmalar, talimatlar incelenerek TRT televizyonları için program üretimi ve temini yöntemlerinin belirleyicileri ortaya konmaya çalışılacaktır. Kurum içi ve kurum dışı öneriler, türlerine göre sınıflandırılacak, kabul edilen ve reddedilen önerilere ilişkin sayısal veriler tablolarla ortaya konularak değerlendirilmesi yapılacaktır. TRT’de bir yıl boyunca yayınlanan iç yapımların da bir dökümü yapılacaktır. Ayrıca bir yıl boyunca yayın akış değişikliklerine ilişkin talimatların hepsi incelenecek, buradan elde edecek sonucun değerlendirilmesi yapılacaktır. 2005 yılı içinde TRT’nin dışarıdan satın aldığı ya da çeşitli yöntemlerle ortak yapım olarak gerçekleştirdiği programlar da incelenip, ele edilen veriler ortaya konulacaktır.
Çalışmanın araştırma evrenini TRT televizyon Dairesi Başkanlığı’nın oluşturması, araştırmanın amacına ulaşması açısından yeterli görülmüş, Haber Dairesi Başkanlığı, Bölge Müdürlükleri ve TRT radyoları kapsam dışı bırakılmıştır.
Araştırmanın, yalnızca TRT’nin Televizyon Dairesi Başkanlığı”nın yayın etkinliklerini kapsaması, genelleme yapılmasına yeterli olanak sağlamaması bakımından sınırlılığıdır. Ayrıca dünyadaki başka kamu hizmeti yayın kurumlarının iç yazışmalarının, belgelerinin, talimatlarının incelenebilmesi mümkün olsaydı, genelleme açısından daha kesin sonuçlara gidilebilirdi. Çalışma, yalnızca Türkiye’deki kamu hizmeti yayıncılığını ele almaktadır.
Çalışmanın Planı
Çalışma iki kesimde ele alınacak, birinci kesim kuramsal çerçeveyi oluşturacaktır. Bu kesimin 1. Bölümünde kamu hizmeti yayıncılığı ve kamu hizmeti yayıncılığı ile ilgili kavramlara değinilecek kamu hizmeti yayıncılığının gelişim süreci ele alınacaktır. 2. Bölümde kamu hizmeti yayıncılığı uygulamaları ve kamu hizmeti yayıncılığının programcılık anlayışına yer verilecektir.
Çalışmanın ikinci kesiminde 3. Bölümde Türkiye’deki kamu hizmeti yayıncılığının gelişimi, TRT tarihçesi anlatılacak, TRT’nin örgüt yapısı, işleyişi TRT Televizyonları için program temini yöntemleri bu bölümde yer alacaktır. 4. Bölümde ise 2005 yılı TRT televizyonları için hedeflenen program türleri ve bu hedeflerin gerçekleşme oranları incelenecektir. 1 Ocak 2005’ten 31 Aralık 2005’e dek hem kurum dışından hem de kurum içinden verilen program önerilerinin bir dökümü
yapılacak, elde edilen bilgiler tablolarla ortaya konup yorumlanacaktır. Bu bölüm içinde TRT’nin yapım şirketlerine yaptırdığı ya da satın aldığı programlar, TRT’nin ortak yapımları, kurumun kendi yapımcıları için hazırladığı sipariş programlar ve yayın akışlarındaki değişiklikler de incelenecektir.
Çalışma, sonuç ve kaynakça bölümleriyle sona erecektir.
I.KESİM I. BÖLÜM
KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞI TARTIŞMALARI VE TARİHSEL GELİŞİM
A. KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞI ÇEVRESİNDEKİ TARTIŞMALAR Son yıllarda akademik çalışmaların büyük ilgi gösterdiği kamu hizmeti yayıncılığı kavramı çevresinde yapılan tartışmalar, çoğunlukla kamu hizmeti yayın kurumlarının iktidardan bütünüyle bağımsız hale getirilerek, özel yayıncılığa alternatif, adındaki içeriğe uygun olarak “kamuya hizmet” eden bir yapıya dönüştürmesinin gerekliliği noktasından hareket etmekte, bazı çalışmalarda da Habermas’ın “Kamusal Alan”ı kamu hizmeti yayıncılığıyla ilişkilendirerek, bu kurumların demokratik bir toplumun geliştirilmesi ve sürdürülmesine önemli katkı sağlayacağına dikkat çekilmektedir. Bu nedenle, kamu hizmeti yayıncılığının ortaya çıkışı, geçirdiği evreler ve kamu hizmeti yayıncılığı uygulamalarına geçmeden önce kavramın kendisine ilişkin tartışmalara, iktidarla ilişkisine ve kamusal alanla bağlantılandırılan çalışmalara göz atmak gereksinimi duyulmaktadır.
1. Kamu Hizmeti Yayıncılığı Kavramı Sorunsalı
Konuyla ilgili çalışmalarda “kamu hizmeti yayıncılığı” kavramı hep problematik bir kavram olarak ele alınır. Kavramın kullanımı, pek çok soruyu da beraberinde getirmektedir: Kamu hizmeti yayıncılığının devlet yayıncılığından ayırt edici özelliği nedir? Kamu hizmeti yayıncılığı devlet yayıncılığı değilse, bu hizmet kimin tarafından gerçekleştirilir? Kamu hizmeti yayıncılığının karşıtı “özel
yayıncılık” mıdır? Özel yayıncılık deyince, yayın kurumunun mülkiyetinin özel ellerde olması mı anlaşılmaktadır? Özel mülkiyete sahip bir kurum da ticari çıkar gütmeksizin kamuya hizmet götürmek amacıyla yayıncılık yaptığında bu özel yayıncılık mıdır, kamu hizmeti yayıncılığı mıdır? Ya da mülkiyeti kamuya ait bir kurum ticari yayıncılık gerçekleştiremez mi? Bu durumda kamuya ait kavramı
“devlete ait” demek anlamına gelmez mi?
Willams, kamu hizmetinin temelde kâra yönelik olmadığı ve gelirlerinin tümünün yayıncılık hizmetlerine ayrıldığı konusunda bir anlaşmazlık bulunmadığını, sorunun, kamu çıkarları olarak ortaya konduğunda ortaya çıktığını belirtir çünkü
“kamu çıkarı” ile “devlet çıkarı” arasında basit bir denklem yoktur. Özellikle kamu hizmeti yayıncılığının tekel olduğu bir sistemde, yayıncılıkta devlet denetiminin, bilgi ve ideolojideki devlet denetiminin bir işlevi olduğunu söyler ( 2003: 32).
Erol Mutlu, kamu, kamu yararı ve kamu hizmeti kavramlarının birbirlerinin yerine kullanılmasının yol açtığı muğlaklığın giderilmesine çalışmak gerektiğini belirtir. Kamu yayın kurumlarındaki “kamu” sözcüğünün, bu kurumları mülkiyet ilişkileri ile kısıtladığını, kamu yayın kuruluşu dendiğinde, mülkiyetinin kamuya ait olan kurumların kastedildiğini, bunun karşısında da mülkiyeti özel yayın kuruluşlarının bulunduğunu yazar. Erol Mutlu, ayrımın “devlet” ve “özel” yayın kurumları olarak kullanımının kavram kargaşasını giderebileceğini söyler
(1999a: 22).
Mutlu, asıl kafa karıştıran kavramın “kamu yayıncılığı” olduğunu belirterek terimin karşıtı olarak akla gelen özel yayıncılığın özel çıkarlara hizmet eden bir yayıncılık anlayışını içerimlemekte gibi olduğunu, kamu yayıncılığının karşıt teriminin tecimsel yayıncılık olarak düşünüldüğünü, ancak bu ayrımın da yanıltıcı olabileceğini, çünkü bu ayrımda kastedilenin kar amacı gütmeyen ile kar amaçlı yayıncılık düzenleme ve uygulamaları arasındaki farklılık olduğunu, örneğin bir vakfın kar amacı gütmeyen televizyon yayını yapması durumunda bu etkinliğin
“kamu yayıncılığı” olarak adlandırılması gibi bir yanlışlığa yol açabileceğini, yine TRT gibi yayın saatlerini gelir elde etme karşılığında reklamcılara satan kamu kuruluşlarının da “tecimsel yayıncılık” kategorisine sokulabileceğini belirtir ve
“kamu yayıncılığı” yerine “tecimsel olmayan yayıncılık” teriminin kullanılmasının doğru olacağını söyler.
Mutlu, BBC tarafından geliştirilen kamu hizmeti kavramına ilişkin olarak, kamu hizmeti kavramının verilen hizmetin niteliği ile ilgili olduğunu ve bu hizmeti veren kurum ya da kişilerin mülkiyet yapılarının önemli olmadığını söyler:
Örneğin bir kentin özel bir firmaya ihale edilen toplu taşımacılığı, bu hizmetin ‘kamu hizmeti’ niteliğini değiştirmez. Aynı şekilde eğer yayıncılık toplumun bir gereksinimini karşılıyorsa, bu işin özel firmalar ya da kamu firmaları tarafından yapılması, yapılan işin ‘kamu hizmeti’
olma niteliğini ortadan kaldırmaz. Ne var ki ‘kamu hizmeti’ kavramının yayıncılıkta farklı bir anlamı vardır ve
‘kamu hizmeti yayıncılığı’ topluma yönelik diğer hizmetlerden farklı bir takım ilkelerle tanımlanmaktadır.
(Mutlu, 1999a:22-23)
Kamu hizmeti yayıncılığı kavramının net bir tanımı yapılamasa da içerdiği öğeler çeşitli çalışmalarda benzerlik göstermektedir. Raşit Kaya’nın belirttiği ilkelere
göre, kamu hizmeti yayıncılığının, kuruluş yönetmeliği uyarınca, izleyicilere haber vermek, onları eğitmek, eğlendirmek işlevlerini yerine getirebilmesi gerekir. Bu işlevlerini yerine getirebilmesi için de program tipi dağılımının dengeli olması gerekir. Kamu hizmeti yayın kurumunun gelir kaynakları siyasal iktidarlardan ve ticari odaklardan bağımsızlaştırılmıştır. Programların içeriği yansızdır ve farklı siyasal görüşlere dengeli bir biçimde yer verir (1985:78).
Kavramın içerdiği bütün sorunlara rağmen kamu hizmeti yayıncılığı ele alan çalışmaların hepsinde eşit erişim, denge ve tarafsızlık ilkesi göze çarpar:
Kamu Hizmeti Yayıncılığı, genellikle bir kamu kuruluşu olarak örgütlenmiş yayın kurumunun toplumdaki herkesin eşit bir biçimde erişebildiği yayınlarında, haber verme, eğitme ve eğlendirme işlevlerine göre dengeli program türü dağılımı sunması ve politik konularda tarafsızlığı ve dengeliliği gözetmesidir (Kuhn, 1985: 4-5’ ten akt.
Kejanlıoğlu, 2004a: 693).
Kamu hizmeti yayıncılığı, kavramsal olarak sorunlu olsa ve uygulamada ülkeden ülkeye farklılıklar gösterse de, bu yayıncılığın BBC’nin ilk Genel Müdürü John Reith tarafından ilk kez ortaya konulan ve “Reithian Trilogy” olarak adlandırılan (Franklin, 2001:19) “eğitici”, “eğlendirici” ve “bilgilendirici” işlevleri vardır. Kamu hizmeti yayıncılığının, evrensel yayıncılık ilkelerine uymanın yanı sıra,
“ulusal ve yerel kültürleri yansıtma”, “izleyiciyi odak alma”, “azınlıklara yönelik yayın yapma”, “katılımcılığı teşvik etme”, “yaratıcı, özgün programlar üretme” ve bu yolla “halkın kendi yeteneklerini keşfetmesine yardımcı olma”, “azınlıklara
Sargant, 1994:163; Daniels, 1994; Franklin, 2001:103). Bu amaçlar, günün gelişmelerine göre değişebildiğinden kamu hizmeti yayıncılığının tanımı da değişebilmektedir. Sözgelimi, “tekel” dönemi kamu hizmeti yayıncılığı kavramının tanımında “eğiticilik” çok önemli bir ilke iken, rekabetçi dönemle birlikte etkileşimli iletişim araçlarının da gelişmesi ile vurgu, “katılımcılık” kavramına yapılmaktadır (Kidd, 2006; Kjus, 2006). Teknolojik gelişmelerin ve rekabetçi ortamın ortaya çıkardığı sonuçlara göre kamu hizmeti yayıncılığı daha önceki “toplumun her kesimine eşit bilgi, eğitim, eğlence götüren, bu program türlerin dengeli dağılımını sağlayan, tarafsız yayın kuruluşu” tanımı, genişleyerek ve eklemeler yapılarak
“izleyicinin katılımına önem veren” “yaratıcı, özgün programlar üretme konusunda öncü” (Franklin, 2001: 94-98), “hesap verilebilirliği olan” (BBC, 1993: 17; Brown, 1999: 15; Brants ve De Bens, 2000:15) gibi yeni özelliklerle yeniden tanımlanabilir ama, bu tanımın da her ülke ve her dönem için geçerli olacağını söylemek olanaksızdır.
2. Kamu Hizmeti Yayıncılığı ve İktidar İlişkisi
Medya ve siyasal iktidar ilişkisini ele alan bazı çalışmalarda kamu hizmeti yayıncılığı ve iktidar ilişkisinin ihmal edildiği görülmektedir. Özellikle de yayıncılığın “özerk” olarak konumlandığı ülkeler için bu yayıncılığı iktidarın ne tam içinde ne tam dışında algılayıp yorumlamak her zaman mümkün olmamaktadır.
Örneğin, Curran, medya tarihine ilişkin radikal yaklaşımlarda, medya- iktidar ilişkisi ele alınırken kamu hizmeti yayıncılığının göz ardı edildiğini söyler. Bu yaklaşımda “devlet” ve “pazar” olmak üzere ikili bir yapının yer aldığı bir sistem
incelemesi yapılır ve kamu hizmeti yayıncılığının bu “ikili denetim” sistemi içinde yeri yoktur (2002:147).
Kimi yaklaşımların bu eksikliğine rağmen kamu hizmeti yayıncılığını ülkeden ülkeye değişen medya sistemleri içinde her ülkenin kendi koşullarına göre iktidarla ilişkisini belirleyen ve bu ilişki biçimine göre konumlandırıldığı çalışmalar da bulunmaktadır. Aslında “kamu hizmeti yayıncılığı” kavramının kendisi iktidardan ve her türlü çıkar grubundan bağımsızlığı içerdiği için, iktidara karşı mesafeli durması beklenen bir durumdur. Bu durumda “hükümet”, kamu hizmeti yayıncılığı stratejilerini etkileyen ve dolayısıyla program içeriklerine katkıda bulunan
“halk”, “kurumun çalışanları”, “basın”, “birlikler”, “rakip kanallar”, “kurumun yönetim kurulu”, “yazılım sağlayan firmalar”, “ortak yapımlarda taraflar”, “uluslar arası birlikler”, “kurum dışından ve içinden yazarlar, yorumcular” gibi faktörlerden yalnızca biridir ( Küng and Shankleman, 2000:89).
Aslında her ülkenin medya sistemi, kendi kültürüne göre biçimlenirken, bu sistemin bir parçası olarak kamu hizmeti yayın kurumunun iktidarla ilişkisi de kendine özgü bir şekilde kurulmaktadır.
Dağılmadan önceki Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkelerinde yayıncılık halk adına devlet tarafından yürütülen bir etkinliktir. Bazı Avrupa ülkelerinde ise, devlet özerk bir kamu kuruluşu kurarak yayıncılığın idaresini bu kuruluşa bırakır, ancak son denetim yine de devletin elindedir. İngiltere, Fransa, Batı Almanya ve
1997:14). İtalya, İsviçre ve gibi ülkelerde, kamu hizmeti yayın kurumları özel bir anlayışla çalışmasına karşın hisselerin ya tamamı ya da önemli bir bölümü devlete aittir. ABD’de ise bir kamu hizmeti yayıncılığı bulunmakla birlikte etkin değildir ve yayıncılık tamamen özel ellerdedir. Lüksemburg va Monako’da da ticari sistem hakimdir.
Toplumsal ve siyasal yapı ülkelere göre farklılık gösterdiğinden, her ülkenin kitle iletişim sistemi, dolayısıyla yayın kurum ve politikaları kendi ülkesinin sosyal ve siyasal yapısını yansıtmakta (Vural, 1986:7), dünyada ülke sayısı kadar yayıncılık sistemi ortaya çıkmaktadır (Tekinalp, 1993:26). 1
1 Medya sistemleri, genellikle ya sahiplikten ya denetimden ya da finans kaynağından yola çıkılarak sınıflandırılır (Pekman, 1997:14). V ar olan siyasal sistemlerin her birinin kendisine özgü bir "basın kuramı"
ile birlikte yer aldığını belirten Raşit Kaya, Siebert ve arkadaşlarının kitle iletişim sistemlerini Otoriter, Özgürlükçü, Sovyet Komünist ve Toplumsal Sorumluluk Kuramları olarak dört ana yaklaşımda gruplandırdığını anlatır (Kaya, 1985: 37-61).
Bu gruplandırmaya göre otoriter yaklaşımın egemen olduğu sistemlerde basın, özel girişimcilerin elinde olmasına karşın siyasal erke ve yönetenlere bağımlıdır. Ancak, hükümet ve devlet otoritesi karşısında basının yansız olmasının kural olarak beklendiği düzenleme biçimlerinden baskıcı siyasal erkin doğrudan aracı olarak görüldüğü düzenlemelere kadar uzanan geniş bir kesit bu kategori içinde düşünülebilir.
Kapsam içinde kalan iletişim sistemlerinin ortak özelliği, gazetecilerin ve tüm içerik üretenlerin gerçekten bağımsız olamamaları ve son değerlendirmede, gerektiğinde zora dayanılarak hükümet otoritesine bağımlı kılınmalarıdır.
Liberal yaklaşımlar ise en yalın haliyle kişinin dilediği şeyi yayınlamada özgür olmasını öngörür. Ancak çeşitlilik ve çoğulculuk yoluyla gerçeğe ulaşılabileceği, serbest rekabet koşullarının iyiyi kötüden ayıracağı savunulur. Bu yaklaşıma göre iletişim kuruluşları herhangi bir ön izin almaksızın kurulabilmeli, yurda ihanet gibi kutsal konular dışında hükümetlere karşı düşünce açıklama, eleştiri, bir suç kovuşturmasına konu olmamalıdır. Toplumsal sorumluluk yaklaşımı ise serbest pazarın basın özgürlüğünü kuramsal olarak öngörüldüğü gibi gerçekleştirmekte ve toplumun beklentilerine cevap vermekte yetersiz kaldığının belirginleşmesi üzerine bir tepki olarak ABD'de ortaya çıkmıştır. Yaklaşım ile, tek bir düzenleme biçimi önerilmemekte, ancak radyo ve televizyon kuruluşlarının yönetimi için bağımsız kuruluşlar kurulması, kitle iletişim alanında çalışacak kişilerde meslek anlayışlarının geliştirilerek özdenetim kurallarını geliştirecek önlemler alınması, şiddet kullanımına, suç oluşturmaya yönelik yayınların kitle iletişim araçlarında yer almamasına özen gösterilmesi gibi bir dizi öneri getirilmektedir. Sosyalist Kuram, 1917 Devrimi sonrasında Sovyet Devleti'nin kurulmasıyla başlayan gelişmelerden sonra 1920'lerde Sovyet basını ve diğer kitle iletişim araçlarının Marksist öğretiye dayalı olarak örgütlenmesi sonucu ortaya çıkmıştır.Yaklaşımın temel ilkelerine göre sosyalist bir toplumda işçi sınıfı tanım gereği iktidara sahiptir ve bunu sürdürebilmek için düşünce üretip aktaran bilinç üretimi sanayisini denetim altında tutar. Dolayısıyla kitle iletişim araçları işçi sınıfının, başta parti olmak üzere onun temsil kuruluşlarının elinde ve denetimindedir. Kaya, bu yaklaşım içerisinde değerlendirilebilecek bir yaklaşımdan "Gelişmeci Yaklaşım" olarak sözeder ve gelişmekte olan ülkelerin konumları, sorunları, siyasal tercihleri, gelişme düzeyleri farklı olsa da gelişmeye verdikleri bir ortak noktaları bulunduğunu, tüm farklı stratejilerde iletişim alanında bir gelişmenin öngörüldüğünü, her alanda belirlenen hedeflere ulaşmada bu araçların önemli katkılarının olacağına inanıldığını belirtir. Süleyman İrvan, "Normatif Medya Kuramları" başlıklı çalışmasında liberal kuram çerçevesinde oluşturulan medya sistemindeki açmazlara alternatif olarak bir çok medya kuramının geliştirildiğini anlatır. Raşit Kaya'nın liberal yaklaşımların yetersizliği nedeniyle ortaya çıktığını belirttiği "Toplumsal Sorumluluk Kuramı"na ek olarak İrvan ayrıca Denis Mcquail tarafından geliştirilen "Katılımcı Demokratik Medya Kuramı", Raymond Wiliams'ın
Çoğu Avrupa ülkelerindeki kamu hizmeti yayın kurumları, siyasal iktidarın etkisi dışında tutulmak ve “tarafsız” yayın yapmasına olarak sağlamak amacıyla
“özerk” olarak yapılandığı halde bu özerkliğin sorgulanmasına yol açan uygulamalar da olmuştur.
Bülent Çaplı, “İletişim araçları ile siyasal kurumlar arasındaki ilişkinin temelinde iletişim kurumlarının ne kadar özerk olduğu ve bu özerkliğin ne tür yöntemlerle ve ne ölçüde kısıtlandığı soruları yatmaktadır” diyerek toplumun siyasal ve kültürel yapısının iletişim araçlarının konumunu belirlediğini yazar (1995:11).
Gurevitch ve Blumler de medyanın demokratik değerleri, yalnızca içinde hareket ettiği sosyopolitik ve ekonomik çevreyle uyumlu yollardan gerçekleştirebileceğini söylerler. Siyasal iletişim düzenlemeleri bu çerçevenin sınırlarını izler ve kaynaklarını, bir parçası oldukları toplumdan alırlar (2002: 267).
Kamu hizmeti yayın kurumlarının iktidarla mesafesi de ülkeden ülkeye değişiklik gösterir. Çaplı, bu kurumların içlerinde yer aldıkları toplumların siyasal kültürel değerlerinin etkisi altında kalarak çoğunlukla iktidardaki siyasi partilerin yayın organları haline geldiğini yazar (2002).
Çaplı’ya göre, farklı ülkelerde gerek ticari sistemlerde, gerekse kamu hizmeti yayın sistemlerinde, yayın kuruluşları çeşitli siyasi partilerin etki alanına girmektedir: