TAHA TOROS
Şair Z iya
’nm
A D A N A V A L İ L İ Ğ İ
A D A N A 1 9 4 0
TAHA TOROS
»T
Şair Ziya Paşa
nın
/
A D A N A V A L İ L İ Ğ İ
A D A N A 1 9 4 0
Şair Ziya Paşanın
Adana Valiliği
1878—1880
Koyu istibdadı yıkma ğa, hürriyet ve adalel prensiplerini yaratmağa uğraşanların biri de şair Ziya Paşa idi.
Hattâ ,o zamanki l'ürk yurdundaki havanın ka ranlığından bunalara^yu vasini bile terkedip Pa »ise gitmişti
Şarkın edebiyatın», iç timaiyatını ve ruhunu emen büyük şair — bir müddet sonra—"- garbın da derici kültürünü içmiş ve ni' mlek^tine ödü bir mü tefekkir olarak dönmüştü.
Sarayın yakınındı bu
lundıırulması gerek sultan Şair Ziya Paşa
ve gerekse onun maiyeti tarafından arzu edilmediğinden Anadoluya gönderildi. (Kıbrıs)a, en sonra da (Adana) ya tayin edildi.
Şair Ziya Paşaya dair bir çok yazılar yazı'mış ve
taplar çıkartılmıştır. Fakat bunlar ne de olsa Paşanın umumî ve resmî hayatiyle edebiyattaki mevkiini tayinden ibaret eserlerdir.
Fakat müthiş bir hastalığın musallat olduğu hayatının son günleri, Adana vilâyetindeki ölm-z eserleri ve her an yaşayan Ziya Paşanın hatıraları çoğumuzun meçhu.üdür.
Yılla rın unutucu, nankör varlığına bunların teslim edilmesine hangi gönül razı olur ?
İşte biz burada 59 yıl evvel Adana valiliğini, muhitte yarattığı ve yaratmak istediği maddî, manevî eserleri an latmağa çalışacağız.
*
* *
Ziya Paşa ciğerlerinin yarasiyle Adanaya geldiği zaman kendisini kısmen edebiyattan uzaklaştırmıştı. Has talıkla geçen günlerinin verdiği ıztırabmı yenmekle uğra şıyordu.
Denilebilir ki derin ve felsefî fikirlerini mısrâlaştırmak- ta hiç bir engel tanımayan bu büyük şair, Adana valiliği sırasında hemen hemen şiirle uğraşmadı.
Fakat hastalığiyle boğuşan benliği yine de güzel sa natların yaratılmasına âmil olmaktan geri kalmadı. Yaz madı; fakat söyledi.. Anlattı.. Yaptı.. Belki pek az söy ledi; fakat bu azın içinde çoğu anlatabildi.
Yarım asır evvelki devrin taassubunu bir zincir gibi boynuna geçiren cemiyetin küftü pencerelerini nurlandır- makta şair Ziya Paşa hakikaten bir Ziya oldu.
İçindeki yenilik ve sanat aşkını açığa vurmak ve tat bik etmek için Adanayı müsait buldu. Ve bir çok de dikodulara ve hücumlara, saraya şikâyttlere rağmen yılmadı, tuttuğu yoldan dönmedi..
Zaten onun yaratılışı da yaptığını bir kmaz ve söyle diğini yapar bir insan meziyeti taşıyordu.
Sırası gelince anlatılacağı gibi güzel sanatlardan ti yatroyu Adana sahnesine o getirdi.
-Garbi ve medeniyeti yalnız dili ve dini başka olduğu için ebedî bir düşman addeden o günün zihniyetine bir darbe indirdi. Ve her memurun Fransızca öğrenmesi için hükümet konağında bir dershane açtırdı.
Uçsuz, bucaksız Adana ovasınd>n (Seyhan) nehrinin sessiz akışına o susmadı.. Yağmursuziuktan ve kuraklık tan ekdiklerini bile biçemiyen çiftçinin göz yaşma o da ağladı.. Fennî kanallar açtırarak Seyhaom (Çukurova) yı sulamasını ve buraya verilen (Aitun ova) vasfının bihak kın yaşatılmasını istedi.. Bir kanal projesine teşebbüs etti. Fakat bu emeline kavuşmadan öldü. Yağmur duasına çı kanları — Seyhan nehrini göstererek— ince bir şair ze- kâsiyle ve nüktesiyle takbih etti.
59 yıl evvelki Anadoluyu düşünürseniz Paşanın tiyat royu ve Garp lisanını yaşatmak hususundaki yeniliğinin kaldırılır bir hareket olabileceğini takdir edersiniz.
O Paristen dönünce bilgisi, görgüsü artan mütefekkir sıfatiyle bir şeyler yaratmak istiyor, fakat içindeki alev lerin pek azı kıvılcım halinde mutaassıpların kafalarını süngülüyordu. Asıl değerli alevleri, hastalıkla boğuştuğu gecelerin karanlığında sönüp gidiyordu..
Paşa hastalığa karşı mütahammil görünüyordu ki son iki yılki ömrünü sırf bu anud tahammülüne verenler çoktur» içinde bir çok şeyler kaynayan fakat hastalığı ve mu hiti dolayısiyle pek az iş yaptığından öfkelenen Şair son günlerde bu İçtimaî arzularının ikmalini göremediği için sinirlendi. Hattâ o kadar ki hükümet konağındaki oda sına girebilenler, büyük bir korkuyle bu işe teşebbüs ederlerdi . .
Şairi hastalığı belki o kadar üzmedi. Fakat ryaratmak istediği yeniliklerin pek azını yapmağa muvaffak olduğu için içinden yaralandı. O, memleketin dertlerini derin gözleriyle incelemiş ve bu yaraları sarmağı içten istemişti.
Son aylarda bilgisini böyle işlere hasretmişken ömrü bun ları başarmağa kâfi gelmedi. Ecel onun en hassas yerine pençesini attı.
Nihayet bir gün yeni adımlar attırdığı Adananın ılık havası içerisinde binlerce kişi onu Ulucami mezarlığına göz yaşhriyie gömdüler. Bu göz yaşları yalnız Türk ede biyatının büyük üstadına, değerli bir ahlâk ve terbiye hocasının kaybına değil, ayni zamanda yenilik bayrağını çeken bir başın yokluğu için dökülüyordu.
Büyük şair öleli bugün 60 yıl oluyor. O gündenberi hatıralarının bir çoğu hâlâ yaşayan bu şairin Adana va liliğini toplu bir yazı haline sokmağı sonsuz bir zevk ola rak benimsedik. Bu âciz satırlar ayni zamanda o feylesof şairin ince ruhunu yadedebilirse duyulacak memnuniyet cür’etimizin çok üstünde olac.ktır.
*
* *
Şairin Adana Valiliğine
Tayin Haberi
( eyhan) nehrinin kenarındaki gazinoda Adaoanm bü yükleri akşam kahvelerini içiyorlardı!
Buraya her ikindi vakti toplanırlar, günün havadisle rini konuşurlurdu,
İşte yine böyle bir akşam üzeri gelen postadan Şair Ziya Paşanın Adana valiliğine tayini hab ri çıkt'.
Nargile meraklıları büyük şairi kendi aralarında gö receklerinden doğan sevinçlerini saklamıyarak sağa sola kahve ve na’-gile ısmarlamağa başladılar.
Büyük gazinoda ciddî bir hareket baş gösterdi.
-Adananın meşhur dama oyuncuları da giriştikleri çetin müsabakayı yarıda bıraktılar. Şaiıin « Tercii bend ve ter kibi bend» lerinden ezberle, inde kalan parçaları birbirle- line okumağa başladılar.
Gazinolar n her masasında yeni valinin adı ve şiirleri dolaş yordu . .
Ziya Paşadan Evvel
Adana Valileri
... * 9 t» m» r
-Adanaya 1844 yılından itibaren eyalet Mutasarrıfları tayin edilmeğe başlanmtştır. İlk eyalet Mutasarrıfı Arif Paşa ve ilk eyalet valisi Takittin Paşadır.
Bundan sonraki valilerle her birinin tayin yılını ve ne kadar müddetle Adanada kaldıklarını aşağıda bir cedvel sekimde sunuyoruz
Tayin tarihi Valinin adı
(Kaldı Yıl
ğı müddet) Ay Gün
1845 Arif Paşa 9 4
1845 Hasaıı Hakkı Paşa 1 7 3
1847 Osman Nuri Paşa 11 3
1848 Mustafa Paşa 3 3 12
1850 Ziya Paşa [1] 3 5 29
1854 Halil Kâmil Paşa 2 8 2 1856 Tekrar Ziya Paşa 1 9 29
1858 Ahmet Paşr 2 5 14
1861 Hurşit Paşa 8 15
1861 Ali Rıza Paşa 3 14
1864 Veyşi Paşa 2 2
[ / ] M ezarcı Ziya Paşadır ki iki defa Adana vilâ yetin e getirilmiştir.
1867 Halil Paşa 11 24
1868 Takiddit Paşa 3 4 28
1870 Naşit Paşa 2 1^
1872 Yaver Paşa 1 7
1872 Mahmut Nedim Paşa 1 4 2
1874 Saffet Paşa 4 4
1874 Kayserli Ahmet Paşa 8
1874 Süleymaniyeli Ahmet Pş [2] 3 2
1875 Nusret Paşa 6 28
1876 Tevfik Paşa 1 11 22
Ziya Paşanın tayininde
Adana Vilâyeti
Şâir Ziya Paşanın Adana Valiliğine tayini sırasında Vilâyet mülhakatı şu şekilde idi :
Adana’ya tâbi Tarsus, Mersin, Karaisalı kazaları.. İçel Livası : Anamor, Eımenak, Gülnar, Mut kazaları .. Kozan Livesı : Hacın, Kars, Bilân kazaları ..
Payas Livası : Osmaniye kazası ..
Ziya Paşanın Valiliğe tayininde vilâyette tanınmış ola rak şu memurlar vardı :
Defterdar Hakkı, Mektupçu Nazım, Merkez Naibi Hay dar, Müftü gadık, Meclis idare müntahip azaları ..
Hacı Mustafa, Fazullah, Ahmet Teyfik, Ekmeni Mümes sili Osep, Protestan Mümessili, Kigork, Mektubî kalemi Mümeyyizi Admi, Müsevvid Zakir, Ali, Talât, Hakkı, Tica ret mahkemesi Reisi M ıstafa Hilmi idi .
Mersin kazasında Kaymaksm Abdüilât f, Müftü, Mehmet Emin, Belediye Reisi Barbur, Tarsusta Kaymakam Rifat,
[2] Süleymaniyeli Ahm et P aşad a AdanaValisi iken ölmüş ve Uluaami mezarlığına gömülmüştür.
Belediye Reis Şükrü, Müftü İsmail Hakkı, Namrun Nahiye Müdüıü İzzettin, Güiek Nahiye Müdüıü Mehmet İdi.
Ziya Paşa zamanında Adana
vilâyetinin nüfusu
Bu hususta kati bir istatistik elde etmek mümkün değildir. Yalnız 1293 Rus harbi sırasında yani Ziya Pasa Vali olmadan bir iki sene evvel Adananın nüfusu şu va ziyette idi :
Yalnız Adanada :
Ev Adedi İslâm adedi Hıristiyan
11825 29988 5825
Mersinde :
3536 8040 268
Tarsusta :
7725 18184 1105
Karaisalı mülha katiyte :
4437 11219 Yok İçel mülhakatiyl e : 12695 30151 490 Sis mülhakatiyl*s : 16057 27006 9451 adedi
Hulâsa olarak umum vilâyette ev mikdarı (58748) nü fus mikdarı da (145849) insandan mürekkepti. Bu nüfus
bilâhare o kadar artmıştır ki Adanada 58049 İslâm ve 12616 Hıristiyanı bulmuştur.
Ziya Paşayı istikbal hazırlığı
Yeni valinin büyük bir şair oluşu Adanalı genç-leri de coşturmuştu. Hayalle inde beyit-leri ve darbı me selleriyle yaşayan şairi başlan olarak görmek onları çok sevindirecekti. Büyük şairden mühim istifadeler düşünü yorlardı. O devirde A lanad ı edebiyat ve gazete namında bir şey yoktu. Yalnız muhitin yetiştirdiği üç şair vardı. Bunların hayatları kısaca biraz aşağıda izah edilecektir.
Hakkı [3] Mustafa ve Nuri [4] adlarını taşıyan bu şairler büyük ihtimamla Ziya Paşaya sunulmak üzere birer kaside yazdılar.
Bu kasideler Ziya Paş nın istikbali sırasında bizzat okunacaktı.
Paşanın Adana hududuna girdiği gün bv üç şair, v a liyi karşılamağa çıkanlarla birlikte Toroslara gittiler. Ve «Hayvebeği» denilen yerde intizar eylediler.
Valinin Adana Hududuna girişi
7iya Paşa uğrakların sü ûnuna dalarak bir kaç günü nü yollarda geçirdi, sularında şiir, dalgalarında ruha gıda verici oir hassa gördüğü her yerde çadırını kurduruyor ve saatlerce kalıyordu.Hattâ Ziya Paşa Ereğli kalabasının ( Kureyşikebir ) köyünde bir iki gün kalmıştır.
[3] Bu günkü Adana mebusa Alt M bnif Yegenanın
babasıdır.
\4\ Adana valisi olan Sırtı Paşanın nazarı dikkati ni celbeden Narinin mum ileyh Paşa ile müşterek bir eseri uardır.
[S ] Halkiyatçı A li Rıza Yalman Yalgın (Cenupta Türkmen oym akları) adiyle intişar eden hitabının (Bul gar dağı) kısmında böyle bir rivayetten bahsedilmiştir. Burada ben de ihtiyatla kaydediyorum.
Rivay te Dazaran [5] köyün cami divarına şöyle bir bilmece yazarak ayrılmıştır :
Huda bir hub yaratmış kim Eli y o k , ayağı yok .
Bunu bir ney bilecek kim Dili yok, damağı yok ..
Şair Ulu ışl dan Adanaya kadar iki buçuk günde geldi. Kendisi şehir hududunda (Gülekderbendi ) Jandarma kumandanı Süleyman ağa karşılardı. [6]
Sü eyman ağa 93 Rus muharebesine iştirâk etmiş ve Ziya Paşaya âit zengin hatıralar taşıyan bir adamdı. Do kuz sene evvel 93 yaşında olduğu halde ölen mumaileyh sağlığında Paşaya âit hatıralannı anlatmaktan büyük zevk ouyardı. Süleyman ağa Ziya Paşanın yanında Jan darma çavuşu olarak çal şmış ve bilâhare Paşa tarafın dan mülâzımlığa terfi ettirilmiş, nişan verilmiştir.
Sağlığında kendisinden şairin hayatı hakkında kıy metli malûmat aimışt m .
Süleyman ağa sekiz atlı jındırma ile Ziya Paşayı U ukış'ada karşılamı , Adanaya kadar da refakatinde gelmiştir.
Uiukışladan sonra Çıftehaıı kaplıcasına hareket edil miştir. Vali burada kaplıcayı gez niş ve öğle yemeği yemiştir.
Buradan «Şeker pınaıı» na gelindiği zaman Paşa bu çeşmenin tarihî olduğundan, Hic za giden HacıLrın bu sudan içm den yollarına devam etmedikler nden bahse derek bir gece çadır kurdurarak istirahat etmiştir.
Bir gün sonra yola devrm olunmuştur. Süleyman ağanın anlatt ğına g ö e Valinin harrm kısmı kendisini elli adım mesafe ile , takip ederlerm ş. Paşanın seyahat yorgunluğunun eseri olarak çehresi pek âsabî imiş. Hattâ Ad anaya kadar pek az kon şmuştur.
(Bozrntı) geçildikten sonra bu gün ancak harabeleri
[6 ] Meşhur ( Gülek boğazı) ndadır. Bu gün metruk bir haldedir.
kalan (Hayvebeği) ne varılmış ve Adananın büyükleri, ve şairleri tarafından parlak bir surette karşılanmıştır.
Karşılayanlar arasında meclisi idarei vilâyet münte- hap âzasından Hacı Mustafa, Faziullah, şair Hakkı, şair- Nuri, Müftü Sadık, Ahmet Tevfık vardı. Em^ni mümes sili Artin de bıı guruba dahildi.
Şair Valiye kudumiye takdimi
O devirde Adanada üç tanınmış şair vardı. [1] bun lardan Yeğen Ağa zadeHakkı Adana mebusu Ali Mür ifin babasıdır. Eski ga zete ve mecmualarla şiirleri intişar eden (Edeneli Hakkı)
budur.
Yeğen Ağa Zade Hakkı 1853 tarihinde Adanada doğdu. Adanada uzun müd det memuriyet hayatında kaldı, Kozan mutasarrıflığı âşâr müdürü oldu.
Hakkı bilâhare İstaubula gitti . Refikasının ölümün den sonra «Makber» e benze yen bir eser yazmı. tır. Kızı nın bir kazaya kurban git mesi de Hakkının neşesini büsbütün kırmıştır.
[ / ] (Adana âlim ve şairleri) ünvanile hazırladığı-
mız büyük ve tarihî noktaları tesbit eden kitabımızı bas
tırmağa fırsat bulamadığımız cihetle bu yazım ızda ad ları geçcek olan Adanalı şair ve alimler hakkında m ez kûr kıtapt n hulâsalar çıkartılmıştır. Bu suretle Ziya
Paşa devrinde Adanada yaşamış alan edebî şahsiyetleri aydınlatmağa çalışacağız.
Hakkı E ey
Son zamanlarda Niğde mutasarrıflığına tayin olunmuş sa da gitmemiştir. 1914 yılında İstanbulda ölmüştür.
Şu kıla ounundur :
Gülün altında diken var diyerek Nazarı arzuda olup üzme yürek Diken üstünde o nazik çiçeği Bulabilmekte mubahat gerek
Şair Hacı Nuriye Gelince :
Ziya Paşanın Adanaya geldiği sıralarda pek gençti. Şair Nurinin asıl şöhreti bilâhare Adana valiliğine gelen Sırrı Paşa zamanında olmuştur .O sıralarda Nuri Karaislı ka zasında bir kâtipti. Sırrı Paşaya gönderdiği bir mektup edebî hü viyetini ortaya atmış olacak ki Sırrı Paşa tarafından Adanaya çağırılmış ve İdadiye edebiyat mu allimi tayin edilmiştir.
Sırrı Paşa ile rttüşaereleri meşhurdur. Hattâ Paşa ile müş terek hazırladıkları bir kitap ta vardır .
Şu kıt’a şair Nurinindir :
Dilber oldurki ruhu pür leman olmalıdır Çeşmi katil, ntgehi a fe ti can olmalıdır Cah için dehre müdara değil insaniyet Kişi müstağnii ikbali cihan olmalıdır
Şâir Hacı Mustafaya gelince : Ziya Paşanın takdirini kazanan yegâne şâirdi. Talip zade Mustafa adiyle maruf bulunan şair, Ziya Paşa Adanaya geldiği sırada yirmi yaşında idi. Gayet zeki ve cevvaldi. Zekâsına misal ol mak üzere bir vak’asını zikredelim :
-
13
—O sırada Rğmazan yaz aylarına tesadüf ediyordu. Adana halkının bir kısmı Bürücek yaylasına çıkmıştı. Ca mide mukabele okuyacak hafız bulunamamıştı. Şair Mus tafa gece sabaha kadar kurandan bir cüzü ezberler, gün düz camide okurdu. Bu suretle Ramazan geçirildi. Bir gecede bir cüzü ezberleyip okumak her halde harikulade zekâların işidir.
Talip Ağa Zade Mustafa genç yaşta sarık sarmıştı. Ziya Paşa o kadar sevmişti ki kendisini mektupçu yap- mak istemişti. Fakat başından sarığını çıkarmasını şart koşmuştu. Şair Mustafa razı olmadı.
Şair Mustafa genç yaşta öldü. Bütün memleket hüzün içerisinde kaldı. Bilhassa Şair Ziya Paşa bu genç şairin arkasından günlerce ağladı. Onu istikbalin en büyük şairi diye tavsif ederdi.
* * *
Yukarıda adlarını saydığımız şair Hakkı, şair Nuri ve şair Mustafa Ziya Paşayı karşılamak için, hazırladıkları kudumiyelerini sunmak üzere«Hayvebeği»denilen yere gel mişlerdi. Ziya Paşanın bu yere gelişinde şair Mustafa :
Hikemiyatı beyanım şibikâmusu hirep Mucizatı eserim gün gibi dehre derkâr !
Beytiyle başlayan kudumiyesini heyecanla okumuştur. Bu kasidenin okunması biter bitmez Paşanın sinirli yüzü yumşamış, konuşmak hususundaki isteksizliği çözül müş ve şairin elinden kudumiyesini alarak bir kerre de içerisinden kendisi okumuştur.
Ondan sonra şair Mustafaya dönerek : — Sizi takdir ve tebrik ederim.
Demiştir.
Paşanın bu iltifatından cesaret alan diğer şair Hakkı da yazdığı kudumiyeyi okumuş, fakat Ziya Paşa nedense ayni teveccühü Hakkıya göstermemişti.
Bundan muğber olan Yeğen Ağa Zade Hakkı, Valinin
-Orada öğle yemeğine alıkonulmasından istifade atma bin miş ve Adana yolunu tutmuştur.
Ziya Paçaya «Hayvabeğ *>rıde yüksek ikramlar yapıl mış fakat nedense şairin yüzünü şehrin en büyükleri bile güldürememiştir.
Paşa buradan «Gülek boğazına gelmiştir. Yolun sağ ve solundaki Mısırlı İbrahim haşanın kal’ aları hakkında kendisine izahat verilmiştir.
Meşhur «Gülek boğazı» na gelen Ziya Paşa iki sivıi kayanın semaya yükselişine hayran olmuş ve bu kaya ya kınındaki «Giılek derbend»in de Süleyman ağanın maiye tindeki jandarmalar tarafından hazırlanan yerde istirahat etmiştir.
Bir selvi gölgesinde ikram edilen kahveyi içmiştir. Kahvesioi ağır ağır içen Paşa, her yudumdan sonra To rosların ünlü boğazına hayran bakışlarla dalmış ve kahve bittikten sonra program mucibince yola çıkılacak ken bu semtin dil herliğine doyamayan, şairin ruhunu an- la>ciu Süleyman ağa burada bir müddet daha istirahat buyurmalarını, jandarma karakol binasının da şereflendi rilmesin! rica etmiştir.
Vali m mnuniyetle kabul ederek böyle bir diyar göre- mediğini ve meşhur Gülek boğazının tarihte oynadığı rolü belagatla birkaç cümle halinde jandarmalarla anlat mıştır. Az sonra da seccadeye birbiri üzerine konulan yas- tıkla» a yaslanarak bir müddet yalnız kalmak istemiştir. Vakit akşama yakınlaşmıştı. Güneş, Torosiarın lâciverd çamlarını altın ışıklarıyie öpüyor ve sabahtanberi sımsıkı
kollariyie kucakladığı bu dağlardan ayrılıyordu.
Uzakta Bulgar dağlarının aksacları güneşin ışıklarını bir ;ıyna gibi enginlere aksettiriyor ve gözleri yakıyordu.
Soğuk bir suyun çeşme taşlarını yalayarak reçineli tek neye dökülmesinden çıkan billûr ses tabiatın sessizliğini musikîleştiren yegâne hareketti.
-Uzak sırtlardaki davar sürülerinin çıngırakları da To- ros akşamlarının yorg nluğunu t^tlı bir tebessümle ısıtı yordu. Bu sessiz ve hazin dağ akşammın kıvancını içinde, duyan ve inziva sever bir yaratılışta olan büyük şairin yüzündeki çetin hatlar çözüldü. Seccade üzerine uzandı. Tabiatın ruhunu mest eden sihrine kapılmıştı.
Böylece bir buçuk saat kaldı ve ikinci bir kahve gö- türülünceye kadar yalnızdı ve kimse ile bir kelime ko nuşmadı.
Kahveyi götüren jandarmayı, uykudan uyanır gibi bir hareketle karşıladı ve kahvesini sevimli bir tebessümle alırken onun da anlamadığı bir kaç kelim: mırıldandı.
Adanaya Giriş V e Bir
Şairin Hicviyesi
«Gülek boğazı»ndan soora (Sarı Şıh) [1] ve (Mezar Oluk) a [2] gelindi. Roma imparatorlarından (Konstas) ın mezarı bulunan bu su başında bir müddet istirahat o- lundu.
Artık Adanaya yaklaşıyordu.
Bütün şehir ha.kı heyecan içindeydi. Çünkü büyük valilerini onlar eskıdenberi şiirlerinden tanıyorlar ve ona gıyaben besledikleri sevgi ve hürmetlerini sunmak için sa
bırsızlık gösteriyorlardı.
Valinin yollarda ağır ağır gelmesi yüzünden Adanaya,
[ 1 ] Eski yazm a seyahatnameler ve yazm a coğra fya lar burasını (Sarıışık) olarak zikretm ektedirler, tki asır- danberi galat olarak halk tarafından “ Sarışıh„ şeklinde kullanılmaktadır.
(2 ) Bu yerin eski is n i “ Mezar lıkhan,, dır. Doha son ra “ M ezar oluk,, denilmiş, bir zam anda Güzel oluk,, adı
verilmiştir. Bu gün “ Yaylapınart,, denilmektedir.
-önce kararlaştıran günde ulaşamamıştı. Halk da bir kaç kerre şehrin dışarısına toplanmış ve dağılmıştı.
Mayıs başlangıcının tatlı bir akşamıydı.
Şehre hemen hemen sessizce girildi. Fakat ilk şehre girişte Paşanın gözleri duvarlara kömürlerle yazılan iri mısralar gördü
Bu mısralar Ziya Paşanın muarızları tarafından yazılmıştı. Yukarıda (Hayvabeyi) nde valiye kudumiye okuyan okuyan Adanalı şair Hakkı diye bahsetmiştik.
Şair Hacı Talip oğlu Mustafanın kudumiyesini çok be ğenen Paşanın takdirlerinden cür’et alarak Hakkı da yaz dığı kasideyi okumuştu.
Büyük şair nedense Hakkının kasidesini takdir etme miş ve bir kelime dahi söylememişti.
Bundan muğber olan Yeğen ağa zade, atına bindiği gibi Adanaya gelmiş ve bazı taraftarl rını da elde ede rek Paşa için Bağdadî Mehmet Beyle birlikte o gün için yazdığı bir hicviyeyi şehrin göze çarpacak büyük duvar larına büyük harflerle yazmıştı.
Bu hicviyenin son mısraı söyle bitiyordu :
“ Ziyası halmadı mülk ün gelince Paşası !„
Şehrin bir çok göz alıcı köşe lerine yazılanmısralar Ziya Paşayı hiç te üzmedi. O biliyordu kiher memlekette her ferdin seveni ve sevmeyeni olabilirdi.
Bu yazıların da kendi düş manları tarafından tertip edildi ğini anladı ve etrafındakilere bu cüretkârın kim olduğunu sordu.
Derhal Bağdadi zade Mehmet yakalandı.
Bir çok kimsele, bu yazılara kızmış :
-r-Koca şair böyle mi karşı lanacaktı? diye bunu yazanların meydana çıkmasına çalışmıştı.
—
17
—Halk heyecan içindeydi !
Yazıyı duvara yazan bulunmadı. Fakat mısral rı ter tik eden şairi bulmak lâzımdı. Onun için memlekette şi irle uğraşanların hepsi toplattırıldı.
Şair Hakkı, Ziya Paşanın öiümüne kadar kendisine muhalefet etmiş, hattâ bir zamanlar çok ileıi gitiiğindan tevkif olunmuştu.
Kendisi de memlekette çok sevilir, nüktedan, gayet zeki bir şairdi. Taraftarları da çoktu.Onun Istanbula gön derilmesinden sonra valiye hiciv yazanlar yetişiyordu. Ez cümle meşhur şair «Adan ılı Ziya» yeti mişti ki ona mu halif guruptandı. Bunu ileride etraflıca anlatacağız.
Vali Ziya Paşa vilâyet erkânı tarafından hazırlanan konağa indi ve akşam, memleketin büyükleri tarafından verilen ziyafette bulundu. Bu ziyafette merkez naibi Hay dar, Hacı Talip zade Mustafa, Debbağ zade Ali, Ahmet
Tevfık vardı.
Ziya P aşa gzun yol sarsıntısından yo gun düşmüştü. Bir gün sonra evinde istirahat etti. Vilâyet konağından beklenildiği halde gitmedi. İ<inc' günü vazifesine başladı. Memurları kabul etti. Öğleden sonra da ecnebi konsolos larla Hıristiyan mümessil erinin tebriklerinde bulundu.
Vali ilk iş olarak hapishanede kaç mahp sun > olun duğunu sordu. Alâkadar memurdan maznun ve mahkûm ların üstesini istedi. Listeye herkesin suçunun ve mahkû miyet mikdarmın da işaret edilmesini emretti.
Derhal istediği cetvel hazırlandı; öğleden sonra ken disine sunuldu.
Listeyi hazırlayan memur, ayni zamanda Valiye, mah puslar hakkında izahat veriyordu.
Listenin en sonunda (İbrahim Rüştü ve avenesi)şeklın de bir cümle vardı. Karşısında suçu ve mahkûmiyet roik- darı yazılı değildi
Bu noktaya Valinin gözleri takıldı. Esbabını memura
sorduğu zaman aldığı karşılık şu oldu :
— Devletlıı vali hazretlen; bu İbrahim Rüştü namını taşıyan zat ile akraba ve taaliükatından mürekkep ava- nesi dört yıl d rnberi hapishanemizde bu unmaktadır. Ah kâmı kuran ve ahadisişerifeden türlü manalar istihraç ile, kendimce din içinde yeni bir mezhep icat ve haylıca mü rit ve taırffar peyda eylediği (Gülek) nahiyesindeki ehli müslimin şikâyete ve ibharından anlaşılm ş olmakla halkı dalâlete şevkle itham olunarak tevkif olunmuştu.»
Ziya Paşanın merakı arttı. Mezhebinin esasını incele mek ve kendisiyle görüşmek üzere ibrahimin yanına ge tirilmesini emretti, bu garip hoca kimdi ? Biraz da ter- cümei halinden bahsedelim :
Üç Vakıtcı Hoca
«Gülek» nahiyesinde 1811yı mda doğan İbrahim Rüştü Uzun yıllar din tahsiliyie uğraşm ş bu arada, Kayseri, İs tanbul, Mısır medreselerinde okumuş, Mekke ve Medinede de müderrislik yapmış ve kııranıkerimi nazmen Türkçeye çevirmiş olan bir şairdi. [1]
Gülek nahiyesinde bir çok kimseleri başına toplamıştı.
[1 ] İbrahim Rüştünün eserleri neşredilmemiştir. D o kuz sene evvel mumaileyhin akrabalarına an bazılari kendi el yazılarını muhtevi bir kaç şiirle, dinî ve fe ls efî fikirlerini anlatan iki kitopçık verdiler.
Kuranıkenmin nazmen tercümesini de Ş erif zade M ehmet'e görüşmüştüm. Mezkûr el yazılı kitabın bir kıs mı kaybolmuş bir t. ismi da pejm ürde bir halde idi.Eserin sonunda şu şiir vardı :
Hitam buldu bu manzume hütün ah a m ık u r’andan Sararsın nazmı tarihini ki bundan artıktır
İki yü z doksan üçtür necat yerleşti zindandan
Bu eseri İbrahim Rüştü Adana hapishanesinde yazm ıştır.
Ve üç vakit namaz kıldırıyordu. . Adana havalisinde bu kimselere (Üç vakıtcı) adı ve rilmektedir ki bunlar kendilerince « ehli islâma suhulet olsun deyu yatsı ve sab h namazlarını hazfeylemişlerdir. »
Bunların başlan bulunan Hacı İbrahim Rüştü tevkif edildikten son>-a dahi hapishanede üç vakit namaz kılma ğa devam etmLtır.
Hocadaki kuvvei imtinaniyeye bakınız ki hapishanede ki iki yüz mahpus dahi İbrahim geldikten bir hafta sonra toptan üç vakit namaz kılmağa başlamışlardır.
Bundan sinirlc-nen eski vali, ihtiyar olmasına rağmen İbrahim Rüştünün tevkifine devam olunmasını emretmişti.
Zira iki yüz mahpusu bir hafta zarfında kendi fikrine çelen bir adamın serbest bırakıldığı takdirde saf k5/lü- leri bir görüşmede f.krine uydurabileceği düşünülmüş bu sebepten hocanın delâletinin önüne geçilmesi için hapis hanede ilei’ebet kalması münasip bulunmuştur.
Toroslaun bu girip sair ve âlimi pek meçhuldür. Bu rada hayatı hakkında bir kaç satır daha yazmağı lüzumlu gördük.
Gülekli İbrahim, garip fikirleri olan bir â'imd.Mekke - de ve Meoinede müderrislikten sonra yurduna dönmüştü. Fakat kuradaki hocalarla bir türlü geçinememişti. Hattâ ara sıra imamı âzami dahi tenkit eylemesi düşmanlarını çoğaltmıştı. Beş vakit namazı üçe indirmiş, bu yüzden bir çok da taraftar peydah etmişti.
İbrah im Rüştü namazlarda «sünnet»!eri de kılmazmış. «Sünnet»lerin Hazreti Peygambere kılındığım, halbuki bir ayetikerime delâletiyle Peygamberin de bir (kul) olduğu nu ve yine bir ayetikerime delâletiyle de ( kula ibadet câiz olm'dığım) ileri sürmüş.
Bu fikri etrafına aşılamaya çalışan hncı ayni zamanda hasımlarının başı olan Ali usta tarafından hükümete şi kâyet edi miş 1875 de oğlu ve tayiasiyle birlikte Adanaya
-nakil ve hapsedilmiştir. O zaman Vali Nusret Paşa idi. Vali, Ibrahimin ictihad ve fikirlerini brğenmemiş ve bu yüzden İbrahim dört yılı mütecaviz Adana hapishane sinde yatmıştır.
Ziya Paşa Adanaya gelir gelmez ilk iş olarak bu ga rip hocayı görmek istemişti.
Bir ikindi üzeri hususî bir memur hapishaneye giderek İbrahimi çağırmıştır. Gülekli Hacı İbrahim o sırada namaz hazırlığı için abdest almakta imiş.. Yeni Valinin kendisini çağırdığı söylenince hiç tavrını bozmamış, hattâ ^ömle ğinin kollarını indirmeden o vaziyette Valinin odasına girmiş,
Valiye selâm dahi vermiyerek rast gele bir sandalyaya oturuvermiş.
Ziya Paşa gelenin kim olduğunu derhal anlamış ve hiç kızmadan :
— Hoca efendi, selâm yokmu ? Demiş.
Bu suale kar$ı fes giyenleri sevmeyen ve Ziya Paşa nın da fesli olduğunu gören Hoca derhal :
— Kâfir mi, müslüman mı olduğun belli değil ki se lâm vereyim! Cevabını vermiştir.
Ziya Paşa, İbrahimle iki saat kadar konuşmuş, dinî iç- tihad arını dinlemiştir. En sonunda, halkı delâlete sevket- memesini, müfrit dinî ictihadlardan vazgeçip evinde ra hatça oturmasını tavsiye ederek eline altı mecidiye harçlık verip serbest bırakmıştır.
İbrah im Rüştü, belediyece tutulan bir atla o gün Gü- lek yaylasına gönderilmiştir.
Gülek yaylasına gittikten sonra Ziya Paşanın tavsiye lerinin tesiri görülmüş ve İbrahim ömrünün sonuna kadar «Ha ivtan ve Gülistan»okumakla vakit geçirmiştir.}
Şa r Hocaya şöyle bir vaka da is'inat edilmektedir: Gülek nahiyesinin «Peskenek» denilen küçük bir köyü vardır. Hoca bu köyün alt kısımlarında bir evde otur
makta ik^n bahçesine bitişik oi.n köy mezarlığını çit'erle çevirerek kendi bahç sine ilhak etmiş.
Bu hâdiseye bir tü lii mâna vermeyen, mezarlıklarının ellerinden bu şek lde alınmasını garip bulan köylüler top luca Hocaya giderek bu hareketinin esbabını sormuşlar. Hoca na uzun çubuğunu tüttürerek :
dundan sonra size mezarlık lâzım olmıyecaktırîÇün • kü ölmiyeksiniz ?
Demiş ve ne gariptir ki o köyden on sene hiç bir in san ölmemiştir. Kö/lül-r huni Hocanın kerametine atfet miş erdir. Şu kıta Giilekli Hacı İbrahimindir :
Biz m eta’ ı mülkü dünyadan feragat kılmışız Kimyayı fakı dan kesbi saadet kılmışız
Gayre arzet e y f e l e ı sen cah mülkü malını Biz kanaat ehliyiz fakrile adet kılmışız ...
Gülek nahiy esine mektep açılması
Ziya Paşanın, İt rahim Rüştüyü serbest bı-akmasından bir S'iıe sonra Gü ek nahiyesine bir Rüştüye mektebi açılmıştır.O devirde, değil köylerimizde, b r çok kazalarımızda bile Rüştüye mektebine tesadüf olunmazKen buraya mek tep açılmasına bir çok kimseler hayret etmişlerdir.
Şehirlerde bile böyle irfan yuvalarının azlığında bu köye nur saçılması ¿ıya Paşanın keriyi gören nurlu gözle- linin ve derin sezişlerinin eseriüu!
Hattâ böyle bir mektebin açılması lüzumu Ziya Paşa tarafından resmen iki defa Babıâliye yazılmıştır. Bu hu susta yokladığı rapor ve esbabı mucibe hayretle okunmuş ve derhal ınikdaıı kâfi tahsisat ve»ilerek bir de muallim gönderiinrştir.
Vali Z ıya Paşa.Gülekli İbrahimin te kifinden bir halta sonra bütün hapishane halkını elde ettiğine dair hikâyeyi işittiği gündeuberı, halk arasında bu adamın mühim rolltf oyneyabilec ğinı tahmin etmiştir.
Yalnız ihtiyarlığına acıyarak kendisini serbest bırak* mışsa da havalideki halkın telkinlerle delâlete deşmeleri ihtimalini göz önüne almıştır. Buraya böyle bir mektep açılmasiyle, yetiştireceği gençlere irfan aşılanmış buluna caktır.
Bu,suretle banların dinî propagandalara kapılmasına imkân yoktur. Bilâkis aldıkları kültürün hıziyle bu gibi propagandalarla kendiliklerinden mücadele edeceklerdir.
Netice olarak muzir içtihatlar, yayılmağa müsait zemin bulamıyarak sönecektir. İşte bu mektep bu gibi düşünce lerin neticesi olarak Ziya Paşanın himmetiyle açılmıştır.
Ziya Paşanın Cuma namazına^
Gidişi
Vali Ziya Paşa Adanaya muvasalatının ilk haftasında Ulucamide Cuma namazına bekleı mekte idi. Binlerce halk şair Valiyi görmek için sokakları doldurmuştu.
Camiin imamı ve müezzini Valiye ipek bir seccade sererek hususî yer ayırmışlardı. Nihayet Vali Cuma na mazına geldi halk selâma durdu.Fakat kendisi için tefr k edilen süslü seccadenin yanma gitmedi. Lâalettayin halkın içerisine, bir safa giriverdi. Ziya Paşa bu suretle alayış- tan hoşlanmadığını ima etmişti. Allahın huzurunda her şahsın müsavi hukuka mâlik bulunduğunu söylerdi.
Bu halkçı Vali müteaddit defalar koza amelesiyle yan yana namaz kılarken görülmüştü.
Ziya Paşanın güzel sanatlara
hizmeti : ilk T iyatro
7 iya Paşa Avrupadan yeni dönmüş,garp sanatını ince lemişti. 'çinde alevlenen güzel sanatlar ülküsünü yarat mak istiyordu.
-Paıiste bir çok tiyatroların müdavimi olan şair, tec rübelerle Adanada da bir tiyatro binası yaptırdı.
Bu hayırlı teşebbüs, muhitin mutaassıp kafalau tara fından benimsenmedi. Bu yüzden zavallı şair tenkidlere uğradı. Aleyhine yaftalar asıldı.
Haddizatında bu tenkidler hiç de Ziyanın önünde yapılmadı.
Es asen onun huzuruna çıkmak bir meseleydi. Nerde kaldı ki tenkit ve miiıakaşa fikriyle bir kimse görüşmek cesaretinde bulunabilsin !
Azminde ve teşebbüslerinde kati adımlar atan şair bu eseri de başardı. Tiyatro binasını ikmal ettirerek İstan- buldan bir tiyatro gurubu getirtti. Bu guıubuıı başında İbrahim va'dl.
Tiyatro uzun müddet yaşamadı.
İlk partide Ziya Paşanın işaret ettiği bir eser oynandı Zatrn şai' yaz aylarını Gülek nahiyesinin o zamanki merkezi olan «Gerlez»de Oeçiriyordu. Hastalığı dolayısile de kışlan o kadar meşgul olamadı. Ölümünden sonra da bu sabna hayatı bir zaman bocaladıktan sonra çalışma larına nihayet verdi. Ve Ziyanın bu güzel eseri de ardı sıra kendini takip etti !
Şair Ziyanın sahneye olan aşkını piyeslerin provasında b lunmasiyle de ö.çeb ir iz.
Onun sah ne için büyük emelleri vardı. Fransızcadan meşhur eserler tercüme ettirerek oynatacaktı.
Ziya Pasa halkın sahne hayatına aışması için m e murların tiyatroyu temaşasını mecburî bir şekle sokmuştu!
Adanalı şair Ziyanın Vali şair
Ziyaya hicviyesi
Paşanın her yeni hareketini benimsemiyen muhalif ka falar vardı. LSu dar -yukarıda da izah edi.diğı gibi Zıya
Paşanın huzurunda tenkitte bulunamazlardı. Şairin hilkati ve asabiyeti buna müsait değildi.
Muhalifler yalnız kahvelerde toplandıklarında bu yeni fikirli şair Valinin aleyhinde atıp tutarlardı.
Bu gibi tenkitler Valinin kulağına gelmemekle beraber onun derin serzişlerinden kurtulamazdı.
Ziya Paşa memlekette muhalif partileri susturmağa ve her aykırı hâdiseyi yat.ştırmağa çalışmıştı. Her fırsatta bunlara güzel dersler vermekten, daroeier indirmekten hali kalmıyordu.
Bir zamanlar şair Hakkının hicivleri ağızdan ağıza dolaşmıştı. En nihayet Hakkı ayni zamanda Hamit idare sini hiciveylemesinden dolayı da susturulmuştu.
Bövle bir başt ın mahrum kalan muhalifler mutlak su rette Ziya Paşayı asabileştirmek ve yeui hareketlerinin önüne geçmek istiyorlardı.
Bunun için de çocuk denilecek bir yaşta bulunan Adanalı şair Ziyayı yakalayıp bir hicviye yazdırdılar.
Nihayet ş dr Adanalı Ziya yazdığı kudretli hicviyesini bir gece Paşanın evinin kapısına atarak kaçtı.
Sab.hleyin kapı önünde bulunan bu kâğıt parçası Vali Şf*ir Ziya Paşaya verildi.
Öfkeli bir çehıeyle imzası meçhul hicviyeyi okuyan şair derhal zabıtaya bu cüretkârın bulunmasını emreyledi.
Memleket birbirine karıştı. İki gün devam eden sıkı bir araştırma yapıldı. Bir müddet Bağdadî zade tevkif edildi ise de bilâhare serbest bırakıldı.
Kahveler ve toplantı yarleri b sı İdi. En sonra bir ip ucu yakalanarak hicviyeyi yazan Adanalı Ziya bulundu.
n" sıbah suçlu sıfatiyle Adanalı Ziva Vaii şair Ziya nın huzuruna çıkarken yiyeceği kuvv tlı tokatlan düşü nüyordu.
Titreyerek içeri girdiği zaman şair Ziya Paşa Adanalı Ziyayı süzdü ve hicviye yazılı kâğıdı göstererek :
Bunu sen mi yazdın küçük ? dedi. Aldığı cevap :
— Evet, ben yazdım . . Oldu.
Bu cevabı veren genç o anda ceza olarak ana yurttan sürgün olarak uzaklaştırılacağını veya senelerce hapishane köşelerinde çürüyeceğini tahmin ediyordu.
Fakat hiç de umduğu gibi bir netice çıkmadı. Şair Ziya Paşa :
Aferin evlâ lım.. Sende büyük bir istidat var!.dedi. Ceza yerine takd’ r alan ve bu neticeden afallaşan Adanalı Ziya ellerini oğuşturmağa başladı.
Vali derhal şu teklifi de ekledi :
Seni tahsil için İstanbula göndersem gider nıisin ? Kabiliyetini burada körletme ! .
Bunu Paşanın ağzından işitmek inanılmayacak bir de finenin bulunuşu idi.
Karşısında kinden ölüm ve darbe bekleyen Adanalı Ziya bir iki gün sonra Vali Ziya Paşa tarafından İstan bula tahsile gönde, iidi.
*
* *
Ziya Paşanın eseri keşfi olan bu değerli istidadın bu rada hatırasını tazelemek bize bir kıvanç verecektir. [1]
Adanalı Ziyayı işitmeyen edebiyatçı yoktur sanırım. Onun gazelleri hâlâ yaşlı kafalar I \ yaşamaktadır. Ziya değerli bir muhar irin yedi sene evvel ( Son Posta ) da yazdığı gibi nevî şahsına münhasır bir şairdi. Onun r a zelleri kadar gazelle ine yapılan nazireler de meşhurdur.
Onu Hâmit takdir elmiş, büleyman Nazif de hayran olarak sevmişti. Hayatı istipdat düşmanlığiyle geçen, uzun yıllarını Trablusgarp ve Mısır i lerinde sürgün olarak
[ 1 ] Aaanalı Ziya hakkında mufassal bir kitap hazır ladık. Burada da kısaca yazm ağı uygun buluyoruz.
-geçiren bu şaire nedense zamanı lâyik olduğu değeri ve rememiştir. Ve ünlü Ziyayı pek erken unutmuştur.
Bereket versin Afyonlular Ziyayı unutmadılar. Son yıllarını Afyonda geçirdiği için orada intişar eden (Son Haber) gazete i Ziya için fevkalâde bir nüsha çıkarmıştı. Bu nüshada Namdar Rahmi Adanalı Ziyanın felsefesini canlandırdı. Bir çok kalemlerde şairin hatıralarını nak lettiler. Bu meyanda Süleyman Nazifin eski bir mektubu da neşredildi.
ûirf içindeki edebî hızla şair Ziya Paşaya yazdığı bir hicviyenin takdir edilerek İstanbuia gönderilmesi Adanalı Ziyayı olgun ve feylesof bir şair yaptı.
Ayni zamanda ruhundan kaynayan vatan ve hürriyet mefhumları da kuvvet buldu. Adanalı Ziya evvelâ İstan bulda Tıbbiyeye girdi. Fakat yaratılışı ve tabiatının has sasiyeti ölüler üzerinde verilen dersleri dinlemeğe mâni oldu. Bu sebepten mektebi terketti. Artık serseriyâne ge ziyordu.
Böyle geçm ekte ise ömrü azizim miyrim
Şurada, gâh burada, serseriyâne eli boş.. Çıkarıp bir vakuyi gayri . . . .
Nam tayin ile mahbeste geçinmek daha hoş!
Boş gezm-kti-n usanmıştı. Nihayet bir baba dostunun yardımiyle Evkafa kâtip oldu. Üç sene sonra mümeyyiz liğe terfi etti. Burada zamanın şairlerile tanıştı.
Artık her akşam Balık pazarında içiyor, İstlpdat aley hinde hicviyeler yazıyordu.
Bir akşam fazla içmiş, köprü başından geçiyordu. Ser askerin debdebe ile oradan geçtiğini görünce arabasına yaklaşarak küfre başladı. Bu hareketi Ziyanın felâketine sebep oldu. Arkadaşları Ziyayı kurtarmak ve cezasını ha fifletmek için onun deli olduğunu iddia ettiler ve doktor la da gprüşerek kasten timarhaneye gönderdiler. Bu ha rekete içten içe gülen Ziya hüvieetini bir türlü saklaya-mıyordu :
Tiği sertizi zekâm ız kırk yararken bir kılı Bizde mecnun isek eğer kim bu cihanın akılı
Nihayet Zıya Trablusgarba sürüldü, vatanından ayrıl mak onu çok üzmüştü :
Sen erbabı hamiyyetten cüdasın Ben ihvanı vefadan bi nasibim Bana bari kerem kıl iltifat et
Vatan bende sana benzer garibim..
1894 de (Fizan)dan Mısıra kaçtı. Mısırda iken affa uğraya Bursa Evkaf Müdürlüğüne tayin edildi. Bursada uzun müddet kaldı. Fakat Hamit ve istipdat aleyhine yazılar yazmaktan geri durmuyordu.
Nihayet altı mecidiye ile Bursa Evkaf müdürlüğünden tekaüde sevkolunarak Afyonda ikamete memur edildi.
Mücadeleci ve bahtsız şair ölümüne kadar Afyonda kalmıştır.
Bir aralık cinnet âsarı görüldüğünden Seyit Battal Gaziye götürülmüştür :
Kıyam et koptu her yer bi nişanı hayret almıştır Meded hey erham allahım, Ziya zulm ette kalmıştır
Nihayet 26 Ağustos 932 de Afyonda sefalet içerisin de ölmüştür.
Mumaileyhin sağlığ.r.da da bir zamanlar «Adanalı Zıya öldü» haberi çıkmış ve hattâ o zamanki İstanbul mat buatı hüzün dolu neşriyatta bulunmuşlardı. Ziya kendisi nin öldüğü hakkında intişar eden bu yazıları okumuş ve
«Mezardan bir ses!» serlevhalı uzun bir şiir yazmıştı :
Femi şikâyeti açsam lehebi gam saçılır
Dokunmayın bana, ben bir garip g <m zedeyim . Benimçin öldü diyorlarsa çokmudur yaran Belâyı aşk ile her’an ölüp dirilmedeyim!..
Adanalı Ziyanın matbu eseri yoktur. Fakat şiirleri ve
gazelleri dostlarının, perestişkârlarımn kafasında yaşa maktadır :
Son zamanlarda «Evreıkı Hazan» adlı bir kitap çıkar mak arzusunda iken muvaffak olamamıştır :
Hezarelhan bir kuşken gülüstanı şatarette
Kırıldı hâlim, şevkim, dur düştüm aşiyanımdan Yeri y o k , m e’vası y o k kuştan ne beklenir artık ? Bilinsin rütbei ahzanım “ evrakı ahzan„ım dan!..
932 de Afyonda ölen Ziyayı hiç bir münevver Afyonlu unutmadı. Bilhassa divan ve şiirlerini toplayıp tabettir mek hususundaki uğraşmaları şayanı takdirdir.
Sekiz sene evvel «Adana âıim ve şairleri» ui yazarken Eskişehirdi Halkevi mecmuası baş muharriri Faruk Şükrü ile mektuplaşmıştık. Faruk Şükrü, Ziyanın dostlarındandı. Elyevm Ziyanın gayri matbu şiirleri ole mumaileyhde bu- I nmaktadır. Yakında neşredeceğini işitmiş olmakla sevinç
duyduk.
Evvelki yıl Ziyanın medfun bulunduğu Afyon şehrine gitmiş ve mezarını ziyaret etmiştim. Afyonda Ziyanın en samimî dostu olan şair Bekir Sıtkı Sincer ile görüştüm. Mumaileyh Ziyanın bütün evrak metrukâtını tasnif eyle miş ve şiirlerini de Afyon Halkevi mecmuası olan Taşpı- narda neşretmiştir. Bu neşriyatına devam eden Bekir Sıtkıyı ve Afyon Halke'ini Ziyaya karşı gösterdikleri candan alâkadan dolayı edebiyatımız adına takdir etme
liyiz.
Adanalı Ziya hakkında Kohyada da küçük bir kitap çıkartıldığını haber veıdiler.
Evvelki sene naçiz teşebbüsümle Adana Halkevinde (Adana şairleri gecesi) tertip edildi. Yüzlere? güzidenin but ııduğu bu gecede verdiğ m konferansta bilhassa Ada- n »lı Ziya üzerinde fazla durmuştum. Ayni gecede eski Adana şairlerinin bestelenmiş eserlerini de müzik koluna vermiştik. Bilhassa Adanalı Ziyanın Kanunî Reşat
-fından bestelenen «Ku$» adlı güftesi samiin üzerinde tek rar istenilmek sun tiyle çok sevimli bir tesir uyandırmış ••[*]
Görülüyor ki bahtsız Ziyayı unutmayanlar da çoktur. Ve Zıya Paşanın bu eseri öldükten sonra da yaşa^or !
Mektepler çoğaltıldı
Valinin diğer önemli işlerinden biri de kültüre olan hizmetidir. İptidaî ve Rüştüye mekteplerinin adedi ve bunların hocaları artırılmıatır.
Geıek Adana ve g rekse sancak ve kazalarında hoca adedmin bariz bir şekilde çoğalışını Adananın 1872,1876, 1879 yılı vilâyet s*ınameleriie 1880 yılı salnamelerinin tetkikinden anlıyoruz.
Esasen Paşanın Adanadaki eserlerini ve ileri hareket lerini incelemek için vilâyetin kendinden evvel çıkau sal namelerde kendi zamanında çıkarılan salnamelerinin kar şılaştırılması bize müsbet fikirler verebilir.
Gerek Adanada v î gerekse Kozan »e 1 arsusta mek
tep ve hoca adedi ziyadeleştirildi.
Vaiİ, bocalarla çok yakından alâkadar olurdu. Hattâ ara sıra mekteplere uğrar, onlarla hasbihalde bulunurdu. Paşanın bu görüşm-leri ders mahiyetinde idi.
Ziya Paşa ve Kozan Oğlu
1281-128^ yıllarında Çukurovaya Derviş ve Cevdet Paşaların idaresinde gelıfııs olan (Fırkai İslâhiye) Payasta Küçük Ali oğlu, Gâvur dağ nda Ali tlekır oğlu ve Kozan dağında Kozan oğlunu tedibe m mur bulunuyodu.
Koz m oğlu Ahmet rey ele geçirilerek kendisine Kü tahya mutasa rıflığı ile. paşalık tevcih olunmuştu.
( * ) hecen y ıl tarafım tan “ Adanalı Z iya„ adiyle 2 0 0 sayfalık bir eser hazırlanmıştır. Bunu müsait zamanda bastıracağım.
Bir müüdet sonra İstanbula giden Ahmet Paşa men fasının Konyaya tebdilini istemişti. Bu dileği kabul olun du; Konyaya gelerek eski hatıraları tazelemesi,aşiret hal kının hissiyatını nlatmaları Ahmet Paşayı baştan çıkardı! Derhal atına binen, Kozan oğlu, Kozan dağının yolu nu tutta. Bu sırada Vali şair Ziya Paşa [bulunuyordu.
Kozan oğlu Ahmet Paşa Kozanı işgal etmiş Sis ile Adananın telgraf hattını kesmişti.
Ziya Paşa keyfiyeti Babıâliye bildirerek muntazam bir tabur irsalini rica etmişti.
Sarayı heyecanla korku sarmıştı. Derhal büyük bir ordu ile bir kaç ferik gönderildi. Zıya Paşa bu kadar küçük bir mesele için gönderilen büyük kuvvet karşısında
ordu kumandanına :
— Ben sizden bir tabur istedim bu taburla Kozan oğlunu teshir müm’cündü. Siz bütün ordu ile geldiniz! De mişti. Nihayet Ahmet Paşa yakalanarak Trablusgarbe sürüldü.
Memurlara Fransızca dersi
Ziya P aşanın halka yabancı gelen güzel bir işi daha vardı. O da memurların Fransızca öğrenebilmesi için hü kümet dairesinde bir kurs açmasıydı.Her sabah memurlar daireye gitmezden evvel buraya gelirler ve Fransızca dersi alırlardı. Istanbuldan bir Fran sızca muallimi de celp olunmuştu.
Bu kurslara devair mümeyyizlerinin ve müsevvidlerinin de devamı mecburî idi.
Ziya Paşanın imar işleri
Seyhan köprüsünün tamiri :Adanadan geçen Seyhan nehrinin üzerinde büyük bir taş köprü vardır. Eski tezkirecilerimizin ve coğrafyacıla rımızın (400) arşın diye tarif ettikleri bu köprü Jüstin- yanüs devrinde yapılmıştır.
Ziya Paşanın devrine kad.r bu köprünün kenarların da korkuluk duvarlar yoktu. Köprünün ortasına yakın bir yerindeki çatlak da herkesi telâşa düşürmüştü. Bu işin bir an evvel önlenmesini takdir eden Vali, pek kısa bir zamanda köprüyü târoir ettirdi.
Ortası yeniden yapıldı. Kenarlarına yüksek korkuluk duvarları eklendi.
Günde binlerce araba, aşiret ve insanların geçtikleri bu köprünün kenarlarına yapılan duvarlar tehlikeli ka
zaların önüne geçmiştir.
Ziya Paşa bu ¡köprünün siyasî, askerî ve İktisadî e- hemmiyeti olduğunu mükerreren söyler. Ve onun istik balde büyük rol oynayacağına işaret ederdi.
Köp üdeki bu yenilikten dolayı Ziya Paşa devrinde mektupçuluk yapan şair Nazım, köprü kenarına bir ta»ih yazdı.
Dedi itmamına mektupçu Nazım cevherin tarih Ziya Paşa yeniden yaptı ziyba cesri Seyhanı
1296
Misis köprüsünün tamiri
Misis köprüsü Ceyhan nehri üzerindedir. Seyhan köp rüsü kadar mühim olan bu köprü esaslı bir surette
Sultan Süleyman zamanında yapılmıştır . [1] Tarih :
“ Kodu bünyadı bu cesri cihana hasbetellillah,,
En sonra da Sultan Mehmed tarafından hicri 1070 yılında tâmir edilmiştir :
H a ra b e k ılm a d ı çü n k im H a lila s ö y l e tarihin
Cihan cesrin b ile Sultan M u h a m m e d kıldı m â m u r Daha sonra müruru zamanla bu köprünün iki gözü çökmüş ve ahşapla tamir edilmişti.
Ziya Paşa b u n u m ü k e m m e l b i r s u r e t t e yaptırdı. Bu k ö p r ü l e r i n o d e v i r i k t i s a d i y a t ı ü z e r i n d e o y D a d ı ğ ı r o l gayet b ü y ü k t ü .
Karataş Şosası
Adana vilâyetinin iki limanı vardı: Karataş ve Mersin. Pek kısa bir mazisi olan Mersin limanı kadar Kara taş limanı da mühimdi. Bunu t kdir eden Paşa Adana mahsulâtının Karataş vasıtasiyle gemilere yükletilmesinin Mersine gönderilmesinden daha kârlı olduğunu görmüş ve Karataş yolunun mükemmel bir şosa halinde yapılmasını
emretmiştir.
15u yolun 7 kilometrelik yeri ikmal edildiği sırada Paşa ölmüştü. Ondan sonra da yolun gerisine devam olunmamıştır.
Karataş yolu için şehrin kenarındaki bazı mezarların [ 1 ] B u ra d a k i tarihleri F a tih m ille t kü tü p h a n esin d e 8 9 2 num ara lı y a z m a e se rd e g ö r m ü ş tü m . Bu kita bın s a hibi m eçh u ld ü r.
>
Bu d eğ erli e s e r 1 0 5 6 hicri yılın d a ta lik ile y a z ı l m ı ş tır. M e z k û r el y a z m a s ı kitabın ken a rla rın d a k i b a zı y e r leri m üruru za m a n la silinti çıkıntı da bu ta rih lere te s a d ü f olu n m a k ta d ır.
başka yere kaldırılması icap etmişti. Ziya Paşanın bu hareketi bazı mutaassıp'arı tehevvüre sevkeyledı. Mezar lığımız çiğneniyor diye saraya şikâyetler başladı. Hattâ bir heyet gönderilmek istenildi. Fakat Ziya Paşa metin irad* li ve memlekete med niyet ışığı getirmek isteyen bir adamdı. Bu geri ruhlu insanları daima susturdu. Tenkit lere ehemmiyet vermeden p-ojesine devam etti
Adana Defterdarının azledilmesi
O zamana kadar defterdar Hakkı idi. Ziya Paşanın geldiği gündenberi Hakkı ile arası iyi gitmemiştir, d o , t.niaşmazhk hem hususî ve hem de resmî hayatlarında devam etmiştir.Günün birinde defterdar Valinin emrini dinlemiyerek bir paranın tediyesini kabul etmediğinden işten menedildi. Hakkının yerine Ziya Paşa (Çelebi)yi defterdar vekâle- tıue gdtirdi.
Defterdar Hakkının azli şu suretle vuku bulmuştu : O zaman devle, yaptırdığı bir iş için her hangi bir mültezime veya müteahhide alacağına mübeyyiu havale verilirdi, u havaleyi hâmil olanlar her hangi bir sandığına tevdi ederek bedelini a ırdı. Bazen mal sandıkları bunları ödeyecek kadar para bulamazsa bu senet başka bir mal sandığına ibraz edilirdi.
işte devlette böyle alacağı bulunan bir Hıristiyan gü nün birinde elindeki senedin tahsili için Adanaya gelmişti. Adana mal sandığından bu havale bedelini almak isti yordu. Bu Ermeninin zamanda Ziya Paşa iie Istanbuldao tanışıklığı vardı.
Ermeoiye Ziya Paşa yüz vermemişti. Adamcağız şim diki Cumhuriyet oteli (o zaman ispir oğlu oteli adını ta şırdı) oturuyordu.
Ziya Paşa varidatının kâfi bulunduğu bir zamanda bu
müteahhidin sarih hakkı olan ve devlette alacağı bulunan mikdarın tediyesini defterdara söylemişti. Defterdarın öte- denberi Ziya Paşayla arası açıktı. O sırada defterdarların istiklali emri de gelmişti. Defterdar Ziya Paşanın bu emrini şiddetle reddetti Ziya Paşa da kendisini derhal azl ve bir arabaya bindirerek Mersine şevketti. Keyfiyeti de Sadarete bildirdi.
Yağmur düası ve Ziya Paşan n
yüksek bir dersi
Seyhan ve Ceyhan nehirleri fennî kanallarla Çukuro- vayı baştan başı sulamağa kâfi gelecek ve bu suretle yıllardanberi de-am eden kuraklığın önüne geçilmesi mümkün olabilecekti. Netice itibariyle Adana ovası ikinci bir Mısır ülkesinin feyiz ve bereketini kazanacaktı.
Bunu takdir eden Ziya Paşa fennî kanallar açtırmak hususunu mühendislerle görüştü. Bir proje hazırlatıyordu. Paşanın ömrü bu mühim ve müthiş eseri yaratmağa kâfi gelmedi.
Günün birinde cahil halk kuraklıktan bunalarak yağ mur düasına çıkmıştı. Her yıl âdet hükmünü alan bu düa ya ötedenberi Valiler de işti'âk ederlerdi.
Onların böyle düalara riyaset etmeleri, kabul edilmesi ihtimalini çoğaltmakta idi.
Nedense bu itikat halk ruhunda kök bulmuştu. Halk yağmur duası için Seyhan köprüsünün üzerine toplanmıştı. Valinin de bu toplantıya davet edilmesi için üç kişilik
bir heyet gönderilmişti.
Bu heyet Ziya Paşanın evine gittiği zaman sükûnetle karşılandı. Heyet reisi halkın yağmur düası için toplandı ğını ve kendilerinin de düaya riyaset için sabırsızlıkla beklenildiğini bu düa merasiminde bulunduğu takdirde
Tanrının kabul ederek yağmur yağdırmışı ihtimali bulun duğundan bahisle bu daveti kabul buyurmasını lica etti.
Vali bu köhne sözlere acı bir tebessümle mukabele etti ve :
— Seyhan nehu buradan akarken sizin onun kenarına yağmur duasına çıkmanızın mânası yok!, Ben bu halkın başına geçer ve sizinle beraber Allahtan yağmur dilenir sem sonra Allah bana :
~ Koca vilâyetin ünlü bir Vahşiydin. Yağmur dilene ceğine nehirden istifade etmek usulünü bulup tarlaları sulatsana ?. demez nıi..
Bu sözleri eşiten heyet sessizce ¿eriye dönmüştür.
Bir konsolosun münasebetsizliği
Ziya Paşanın Adana valiliği sırasında memlekette ec nebi olarak bulunan mera ırlar şunlardır :
İtalya ve Fransa vis konsolosu : Maryüs Jufruva [1] Tercümanları : Naum Eyyüp, Cerces, Kasbar ağa. İs panya vis kon olosu : Kostantin Mavrimati, Amerikanın
Tarsusta vis konsolosu : Abdu Dibbas N. Tercümanları : Nikola Halil. İran şehbenderi : Mirza Mehmet Hadi.
Mersinde İngiltere ve Yunan konsolosu : Nbkola Ta taraki. Tercümanları : Antakyıs, Dimitriadir.
Felemengin I arsusta konsolosu : Elya Avanya. Tercümanları : Mihail baba, İbrahim Şelgo.ı.
Fransanın Mersin Manastır mütevellisi : Nânus Nadir.
Tercümanı : Yusuf.
Rüesayı Ruhaniyeler : (S s) de Manastırda Mığırdtç Peskeposu Bedros,Peskeposu Kirkor.
, Adanada Rum metropolidi Permana s „ Ermeni murahhası İstepau
„ Katolik: „ Karabet „ Protestan „ Ohanis
Bunlardan başka seyyar konsoloslar ve tercümanlar vardır.
Adauada İngiliz konsolosiyle Ziya Paşa arasında tu haf bir vaka olmuştur. Bunu Adanada herkes birbirine benzemiyen şekillerde anlatmaktadırlar.
Bir gün Ingiliz konsolosu Ziya Paşayı görmek için vi lâyet konağına gelmiş. Valiyi bulamayınca işinin ehemmi yetinden bahsederek evine gitmiş. O sırada Ziya Paşa da bir rivayete göre uyumakta imiş, bir rivayete göre ban yoda imiş.
Hademeye, Vali, daha evvelce içeriye kimsenin girme mesini emretmiş.
Konsolosa hademe, valinin mışgul olduğunu söyliyerek içeriye almamış. Konsolos ta işinin ehemmiyetinden bah sederek mutlaka görmesi lâzım geldiğini ileri sürmüş.
Ve dinlemiyerek Paşanın hususî odasına girmiş. Paşa odasına ansızın giren bu terbiyesizin sıfatı resmiyeyi hâiz ecnebi memur olduğunu görünce kendisini tahkir ederek kovmuş.
Konsolos bu hâdiseyi bir izzeti nefs meselesi adde- rek Jeneral konsolosloğa müracaat eylemiş.
Jeneral konsolos ta hâdiseyi İngiltere hükümetine bil dirmeden Ziya Paşaya sormuş.
Aldığı cevap çok müskit ve makul olmalı ki Adana konsolosuna bir mektupla Z'ya Paşaya tarziye vermesi em edilmiş !
Valinin sayfiyeye çıkışı
Ziya Paşa Adanaya geldiği gündenberi ciğerlerinin ra hatsızlığını çekiyordu. Bu kadar yorgunluğu yüzünden ilerleyen hastalığı yüzünden istirahat etmesi icap ediyordu.
Iık önceleri buna lüzum görmeyen Vali, son günlerde [ 1 ] Bu a d a m y i r m i sen ed en fa z la k o n so lo slu k y a p m ış tır .
sıhhatinin harap olduğunu görmüştü. En müsait olan A -
dana sayfiyelerini sordu. Nihayet Toroslarda Gülek yay lasındaki «Gerlez» mevkkii seçildi.
Gerlez bu gün için on, on iki evden ibaret soğuk bir su başında kurulmuş köycüktür.
Bol suyu üç değirmen çe irmektedir. Burası çok eski bir yerdir. Hâlâ milâddan evvele âit kale duvaıları baki dir. Ayni zamanda bu kalenin önündeki geniş meydanda s msiyah taşlar vardır, bu taşlar bir zamanlar işletilmekte olan simi kurşun madenl-ridir.
Bu ırndenler 65 yıl evveline kadar işletilmekte idi. Gümüş ve kurşun çıkarılır ve iptidaî bir kazanda iza besi yapılırdı. Karşı dağlardan, mağaralardan taşlar buraya getiriliyordu. Bir zaman oldu ki buradaki kurşun ve gümüş istihsal masrafını ödeyememiştir. Buna ilâve o- larak da m iden işleten memurun tecziye edilerek İstan- bula çağrılması da âmil o muştur. Bu adamın kızı bir müddet için babasının işini ilerletmek istemişse de ida mesine mueaffak olamamıştır.
Bu madenle in bub.nduğu yer o zamanki ( Gülek ve Tekeli) nahiyesinin merkezi idi. Ve hükümet konağı vardı. Nahiye müdürü de Mehned idi. Bu zat iki senedenberi nahiye müdü.Iüğü vazif si yapmakta idi.
Ziya Paşanın «Gerlez»e sayfiye için geleceği anlaşı lınca nahiye müdürü güzel bir ev hazırlattı.
Ziya Paşa Gerlezi çok beğendi. Soğuk suyun başın dan ayrılmadı. Hattâ bu suyu o kadar sevdi ki evinin önüne fıskiyeli bir havuz yaptırdı.
Fıskiye o kadar kuvvetli idi ki üzerine bir karpuz ko nuiduğu zaman mütemadiyen havada dön r dururdu..
dairin lorkslara çıkışı etrafını pek ziyade alâkadar etmişti.
Gülek nahiyesi Derbend jandarmaları Valinin hizme tini görm ğe memur edilmişlerdi.
Yazıları Haşan dağına çıkan âşiretlerden iki çadır Gerleze getirilmişti. Bunlar Ziya Paşanın tereyağ, süt ve yoğurtlarım ihzar etmişlerdir.
Vali buranın temiz suyu ve havasını beğendiyse de yalnızlıktan pek sıkılmıştı.Onun için Adanaya erken döndü
Ziya Paşa hakkında yersiz
Dedi kodular
Vali Ziya Paşaya bazı Hıristiyanlar çirkin iftiralarda da bulunmuşlardır. Bunları etraflıca anlatmak bizim için O Biiyük ve faziletli ş.ıirin temiz ruhu karşısında duya cağımız temiz bir borçtur.
Ziya Paşa devrinde Mersin gayet küçük bir yerdi. İs tikbali parlak olan bu semtin sahilleri tamamile ecnebi lerin elinde bulunuyordu. Şimdiki (Ziya Paşa Gazinosu)
nun yeri de evkafındı. Evkaf burayı müzayedeye çıkart mıştı. Marumatı ismindeki Hıristiyan da Mersinin en gü zel yerlerine sahip idi. Burayı da almak için pey sürmüştü. Ziya Paşa böyle istikbali emin bir yerin Hıristiyan elit e geçmemesi için Adanadan zengin lüıkleri teşvik etti. Fakat kimse yanaşmadı. Bundan muğber olan ayni zamanda bu kıymetli yerin Mersinin yarısı elinde bulunan Maıumatiye geçmesini istemeyen Vali bizzat arsanın mü zayedesine iştirâk etti.
O zam^n «Kaime» denilip itibarı kıymetli olan evrak vardı. Ziya Paşa bununla bu yeri satın aldı. Marumati bundan muğber olarak evkaf nezaretine Ziya Paşa hak kında bir ihbar yaptırmıştı. Bu ihbarnamede satışın yol suz olduğu Marumat nin ^ümiiş para ile bu yeri alacak iken memurun tesir altında kalarak kaime ile satıldığı bil dirilmekte fakat alıcın Ziya Paşa olduğu zikredilmekte idi. u ihbar üzerine evkaf nazırı Valiye şiddetli tahrirat
göndererek işin t hkikini emir ile gümüş sikke ile satı lacak iken niçin kaime ile satıldığını sormuş akriin fes hini de talep eylem ştir.
Ziya Paşa evkaf nazırına verdiği ağır cevapta böyle güzel istikballi yerin ecnebi eline düşmesini idareten ve vicdanen arzu eylemediğini, devletin para yerine verdiği kaime senetlerde bunu satın aldığını, şayet kaimelerin iti barı yoksa bunu çıkaran devletin de itibarı olmadığını bildirilerek satışın gayesini anlatmıştır.
Ziya f aşanın bu tezkeresi üzerine evkaf nazırı Valiyi okşayan bir cev p yazmakla tapunun da derdesti tanzim olduğunu, yerin ecnebi eline düşmemesi hususundaki dü şüncesinin muvafık bulunduğu bildirilmiştir.
İşte Ziya Paşanın temiz bir hareketi! Bunu çirkin bir leke olarak zamanında kullanmak isteyenler olmuşsa da gerekli dersler verilmiştir.
Ziya Paşa bilâhere yeri satmak ister fakat kimse talip olmaz on ay müzayedeye de çıkarır nihayet kızının üze rine ferağ eder.
Damadı Bahriye mirlivası olmakla bilâhare Mersine gelerek arsaya bu günkü binayı kurmuştur.
Ziya Paşanın ölümü
Vazifesindeki gayretinden hasıl olan yorgunluk Paşayı çok sarsmıştı. Eski rahatsızlığı ilerlemişti.
1880 yılının mayıs başından itibaren evinden çıkmadı. Uzun ihtimamlara rağmen kurtulamadı Ve 17 Mayıs 1880 de öldü. Adanalıiarm göz yaşları arasında Ramazan oğul larının yaptırdığı meşhur Uiucami mezarlığına gömüldü.
Ziya Paşa bir ikindi üzeri ölmüştü. Bu haber bütün memleketi ağlattı. Paşa gusl için odalığı Saadet Hanım ve Müftü efendi huzuriyle soyulurken cüzdanı çıkarıldı. Bir altınla üç mecidiye para çıktı. Koca Valinin miras bıraktığı yegâne maddî serveti bu idi.
Cenaze merasimi pek parlak oldu. Bütün halk tabutu göz yaşlariyle takip ediyordu.Hattâ mütemadiyen not alan ve fotoğraf çeken bir ecnebi muharrir de mevcuttu. T a but musalla taşma konulunca alelusul imam halka hitaben sordu :
— Ey cemaat ! Bu adamı sağlığında nasıl bilirdiniz ! Bütün halk bir ağızdan :
— iyi biliriz ! Dediler. Fakat içlerinden birisi yüksek sesle :
— Büyük bir şair bilirdik! diye bağırdı. Bu adam şair Yeğen ağa zade Hakkı Beydi. Bilâhare Hakkı beye sor duklarında eşsiz bir şairdi ona şehadet ettim demişti.
Ziya Paşanın ölümü üzerine şair Talât bir mersiye yazmıştı. Bazı mısralarını okuyalım :
Sabah açıldı güneş doğdu güldü çehrei hâk Yayıldı dillere bir nevei gram anûd
Bu feyzi suphile kabri Ziyaya azmettim O ruhu Naime ithaf için düa vürud
Ziyayı âlemi irfan idin hayatında
Kemalü ilmin için yoktu münteha ve hudud Hani bu gün o Ziyası cihanı irfanın
Hani bu gün cihana Ziya veren o vücud
Seni unutmayacaktır ilelebet Millet Ziya Ziya diyecektir bütün enini surud ..
Ayni mezarlıkta 1871 yılında Adana valisiyken ölen Si'l-ymany li Ahmet Paşanın da mezarı bulunmaktadır.
Ziya Paşanın Adana valiliği jbir sene on bir ay ve yirmi yedi gün devam etmişlir.
Vali Vekili
Ziya Paşanın rahatsızlığının son günlerinde Adanad* bir hâdiseyi teftiş için yolla
nan Hacı Akif gelmişti. Bir müdoet sonra paşalığa terfi eden Hacı Akif Paşa Ziya Paşanın ölümü üzerine Adana Vali vekâletine tayin edildi.
Mezar taşı
Ziya Paşa 17 Mayıs 1297 yılında ölmüştü.Adananın orta kısmında olan ulucami mezarlığına gö mülmüştü. Bazı edebiyat ki tapları Paşanın Bursada öldü ğünü ve oraya defnedildiğini yazmak gibi bir hataya düş müşlerdir.
Şemsettin Sami, İbrahim Necmi, Tahirülme levî dahi böyle hataya düşenler arasındadır.
Pek yak ın bir devirde ölen şair rı mezarının önünden hâlâ Adanada her sabah binlerce insan geçmektedir. Ve mezar taşı çarşıy ı karşıdır. Ö ümü iü• ursa ile hiç Hr
alâkası yoktur.
Ziya Paşanın öldüğü zaman Türkiyede bulunan şairler ölümüne tarih yazamarnışlardır. öu hâdise çok gariptir. Düğünler, doğumlar ve gerek küçük hâdiseler için bir çok beyitler yazıldığı bir devirde koca şairin ölümü için bir tarih bulunamaması cidden acıdır.
Bu sebeptendir ki mezar taşında şu satırları görüyoruz:
—