• Sonuç bulunamadı

BALIKESİRLİ ERKÂN-I HARP KEMAL BEY’İN MÜCÂHEDE HATIRALARI

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "BALIKESİRLİ ERKÂN-I HARP KEMAL BEY’İN MÜCÂHEDE HATIRALARI"

Copied!
4
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

BALIKESİRLİ ERKÂN-I HARP KEMAL BEY’İN

MÜCÂHEDE HATIRALARI

1

Ispartalı T. Demir Alp

Yay. Haz.: Âdem EFE

2

1 Bu çeviri-yazı, Ispartalı T. Demir Alp’in aynı başlıkla, Yeni Mecmûa, C. IV, S. 90, 20 Kanunuevvel 1923/20 Ocak 1923, s. 474-475,

sayfaları arasındaki Osmanlı Türkçesi’yle yayınlanmış makalesinin günümüz harflerine aktarılması suretiyle hazırlanmıştır. Yazının sonuna bugün için pek bilin(e)meyen bazı kelimelerin karşılıkları konulmuştur, (Yhn).

2 Prof. Dr.; Süleyman Demirel Üniversitesi; e-posta:[email protected]

3 Bu zamanda Bandırma-İzmir demiryolu üzerinde Fransız askeri bulunuyor ve istasyonlarda Fransız bayrakları sallanıyordu.

Müf-rezenin hareketini gizlemek lâzımdı. Hem trenle silahlı nefer sevkine müsâade edilmiyordu. Binâenaleyh müfreze zarûrî olarak ka-radan tahrîk edilmişti.

(2)

Balıkesir’de bulunan alayında mevcut kâbil-i istifa-de iki makinalı tüfenk ile yekûnü yetmiş neferistifa-den ibâret kumandan paşa tarafından ihzâr edilmiş olan, müfrezeyi, 2 Haziran 1335 günü “karadan Soma’ya sevk etmiş ve Balıke-sir’den millî kuvvetlerin teşkilâtını yapmak ve yola çıkarmak için iki gün kazanmak maksadıyla müfrezeye Soma’da ilti-hak etmek üzere trenle hareketimi muvâfık bulmuştum.

Başlangıç olmak itibarıyla kuvvet toplamak ve para temin etmek işleri pek bat’î ve pek müşkilatla cereyân ediyordu. Kazandığım iki gün maksada kifâyet edemediğinden millî kuvvet ve paranın arkamdan yetiştirilmesi cihetini bi’z-zarûr kabul ederek yalnız başıma 8 Haziran 1335 tarihinde Balıkesir’den hareket ve aynı günün akşamı Soma’da müf-rezeye iltihak ettim.

Yusuf İzzet Paşa Hazretleri, hareket ettiğim trenle Balıkesir’de bulunan piyâde alayı kumandanı benle Akhi-sar’daki İngiliz mümessiline verilmek üzere bir nota gön-dermişti. Notanın bir sureti daha başka vâsıtalarla İngilizle-re verilmişti. Bu notayı ben de okumuştum. Bu notada paşa düvel-i i’tilâfiyye tarafından resmî bir iş’âr vâki olmaksızın Yunanlıların alabildiğine, ileri hareketlerini gayr-ı resmî ve sırf kendileri tarafından yapılmakta olan keyfî bir hareket göstererek protesto ediyor ve Yunanlıların kol ordusu mın-tıkasına bu suretle habersiz duhulleri halinde de hukuk-ı düvel nokta-ı nazarından müdafaada bulunmak hakkını kazanmak istiyordu. Bunun üzerine İngilizler Ayvalık’ta mütareke teşebbüsünde bulunmuşlardı. Fakat muvaffak olamamışlardı.

Balıkesir’den hareketimden mukaddem millî heyet ile müzâkeremizde Vehbi Bey Giresun Nahiyesi’nden cenu-ba gidilmeyerek Karesi Livası hududunda düşmanı intizar edilmesi ve düşman gelirse orada müsâdeme edilmesini teklif etmişti. Buna mukâbil tehlikenin memleketimizden mümkün olduğu kadar uzak bulundurulmasının dahi icap ederse müdafaayı beklemek değil taarruza geçmenin, bas-kınlar yaparak düşmanı geri atmanın daha doğru olacağını arz etmiş ve mütâlaa-i âcizanem ve hareketimde serbestîm muvafık bulunmuştu.

Saruhan Livâsı dâhilinde millî hareket nasıl doğdu?

En yakın düşman Akhisar’da idi. Binâenaleyh Akhi-sar’daki düşman üzerine hareket ediyordum. Fakat güzer-gâhım üzerinde tesâdüf ettiğim köylerin silahlılarını ken-dime iltihâk ettirerek kar üzerine atılmış ufak bir kartopu

(3)

yuvarlandıkça nasıl büyürse bunun gibi tezyîd-i kuvvet için çalışmayı ciddî bir surette tasvir etmiştim. Esasen bundan başka çare de mevcut değildi kanâatinde idim.

Balıkesir’den ayrılırken Soma’ya uğrayacağımı ha-ber alan Soma eşrafından Bakırlı Hâfız Hüseyin Efendi de yanında olduğu halde Soma’ya vardığımda, mumaileyhin delâletiyle evvela mülkiye kaim-i makamı Necâti beyle ba-dehu memleketin müteneffizânıyla temasa gelerek maksat hakkında kısa bir müzakereden sonra müdâfaa ve teşkilât kararı verilmişti. İşbu karar mucibince kuvvet, memleketin en namuskâr insanlarından toplanarak vücuda getirilecek ve bunlara aile vesâir masraflarına mukâbil de ücret verile-cekti. Para ise iktidarı nispetinde ahaliden toplanacaktı. İşi derhal ciddî sahaya intikal ettirmek için teklifim mucibin-ce evvela bu heyetin azalarından para toplanıldı. Ve arkası sonrası da çorap söküğü gibi devam etti. Bu muvaffakiyet-teki sür’ati Balıkesir tecrübesinden istifade suretiyle temin etmiştim. Bir taraftan da silahlı olarak hizmet ettirmek için mücâhit kaydına başlandı. Soma’da kaldığım iki gece zar-fında teşkilât işlerini bu suretle yoluna koyduktan ve çıka-racakları kuvveti müfrezeler halinde bana iltihâk ettirmeleri için lâzım gelen talimâtı verdikten sonra ertesi günü Hafız Efendi’yi Soma’da bırakarak, müfrezemle yoluma devam etmiştim. Kuvvetlerimi daima gizli olarak sevk ediyor ve şehre sokmuyordum.

Soma ve Kırkağaç ahvâl-i rûhiyesi: Bu muhît

halkı, hey’et-i umumiyyesi itibarıyla, her ne suretle olursa olsun gelen düşman olmak ve her girdiği mahalde yaptı-ğı fecâyii iyice anlaşmış bulunmak itibarıyla Yunanlıların memleketlerine girdiğini istemiyorlar, temiz yürekli kimse-ler ise de aralarında cesaret-i medeniyye göstererek, halka ciddi bir surette numune olacak, kuvvetli zihniyetle halkı iknâ ve irşâd edecek bir belirmemiş, bunun için halk zaval-lı vaziyette, yegâne çareyi hemşehrileri olan Rum halka ve taraftarânına boyun eğerek gelecek âfetten nispeten daha zaif bir surette hissemend olmaları için gayet güçlükle iz-zet-i nefs-i millîlerini ihmâl etmekte bulunuyorlardı. Ne acı bir hakikât! Evet cehaletin, düşman hesabına, düşmandan bir kadem daha ileride olarak, bir muhit halkını ne suretle taht-ı esaretine aldığına şahit olmak kadar bir acı tasavvur edilemez.

Müfrezeme kısa yoldan iltihâk etmek maksadıyla 10 Haziran 1335 günü Kırkağaç kasabasından geçerken, cuma ve bayram günleri bilumum minarelerinin tepelerine bile Türk bayraklarını çekerek müstesna bir surette hilâli daha yükseklerde görmeyi âdet edinmiş olan bu zavallı şehrin, Rum mahallelerini yararak gelen Akhisar caddesini baştan-başa yeşil dallarla donatılmış, Hıristiyanlarını pürneşe, Müs-lümanlık âleminde ruh sönük, minareler ıssız, kilseler faal, bayram gibi giyinmiş Hıristiyanlarıyla taraftârânı Yunan

ordusunu istikbale muntazır bulmuştum. Muzaffer Yunan orduları! için ihzâr edilmiş bu zafer takları altıdan geçerken hissedilen layuad manevî tesirât ancak hiss-i intikam tezyîd edilmekle tahfif edilebilirdi.

Halkı, vaziyet-i siyasiyye ve ahvâl-ı âlem hakkında tenvir etmek, mevcut ruhu tazyikten, dalâletten kurtarmak badehu Türk ve Müslüman benliklerini idrâk ettirerek hare-kete tevcih etmek lâzım geliyordu.

Yekdiğerini takip eden mağlubiyet acılıkları kan-larında ancak öz Türk asâleti bulunmayanlar üzerinde az-gınlık, bezginlik, korku, meskenet, uyuşukluk husûle ge-tirmişti; işte muhalif denilenlerin mahiyeti bu. Yoksa millet Türklüğün verdiği mezâyâya sahip. Binâenaleyh ciddî te-masa gelinen her mıntıka millî cereyana iltihâk etmekte idi. Haziranın onuncu akşamı Kırkağaç’la Akhisar arasında Ba-kır karyesine vâsıl olduğumuzda, müsellah Yunan haydut-larının köylerine nerede ise, duhûllerine intizar hisleriyle yaşayan, bu namuslu halk, gözyaşlarıyla ve büyük bir aşk ile bizi karşılamış ve derhal bize iltihâk etmişti. Ramazan gecesi idi.

Herkes sofrasını evinden cami avlusuna taşıdıktan sonra halk ile birlikte iftar edildi. Namazlar kılındı ve Türk zaferi için derin duygularla hıçkırarak ağlaya ağlaya dualar yapılmıştı. Köyün silahlıları derhal muhariplerimizin arala-rına girdi. Bu köylü olup birkaç Hıristiyan şahsı öldürdükle-rinden dolayı dağlarda müsellah kaçak olarak gezen eşhâs da bize iltihâk etmiş bulunuyordu. Bu 10-11 Haziran gecesi üç saatlik mesafede Yayaköy’de bulunan düşmana ve Akhi-sar’a karşı emniyetimizi Bakır köyü halkı temin etmişti.

(4)

Bu köyün pek canlı olarak şu suretle hareketi bütün civar ve hatta pek uzak köylere kadar süratle sirâyet etti. Bu tuğyandan müteessir olan Kırkağaç’ın takları ertesi günü kendiliğinden yok oldu ve şehrin bir gün evvelki Hıristiyan ruhu hâl-i tabiatına inmiş odu.

Artık millî cereyân Kırkağaç muhitini de içine almış bulunuyordu.

Akhisar’ın istirdâdı: Bu galebeden sıcağı sıcağına bütün

heyecanıyla istifâde etmeği mühim bularak mezkûr gece-nin 11 Haziran 1335 sabahı Akhisar’daki bir piyade tabur kuvvetinde bulunan düşmana baskın yağmayı düşünmüş ve derhal tertibâta koyulmuştum. Şehre dağlık olan şark cihetlerinden taarruz edilecekti. Bununla beraber bütün muhit halkının iştirakiyle laakal beş bin mücahitle Akhisar üzerine baskın yapılacağı da düşmana ihsâs edilmişti.

Bu maksat ve tertibâtımızı haber alan düşman 10-11 Haziran 1335 gecesi derhal ağırlıklarını terk ederek büyük bir telaşla Akhisar’ı tahliye etmiş ve 11 Haziran 1335 günü müfrezelerimizle şehre muhârebesiz girilmiş ve bu suretle Akhisar düşmandan sükûnetle istirdât edilmiş idi.

Yevm-i mezkûrede Akhisar’a girmek üzere iken Bergamalılar tarafından bir telgraf yetiştirildi. Bu telgrafta Bergamalılar, düşmanın Bergama’yı işgal etmek üzere bu-lunduğunu ve şehrin halâs-ı lüzumunu zikrederek ismimle beni Bergama’ya davet ediyorlardı.

Bu yeni vaziyet karşısında ciddî sahanın Bergama muhitine intikal ettiğini kabul ederek askerî müfrezeyi Ak-hisar’a sevk etmekle beraber millî efrâttan Balıkesirli Râşid namındaki bir arkadaşı yanıma alarak bir arabaya râkip ol-duğum halde Bergama’ya hareket etmiştim.

Yol üzerinde bulunan Kırkağaç ve Soma’ya uğraya-rak teşkil edilmiş millî müfrezelerin ve teşkil edileceklerin peyderpey sür’atle Bergama’ya tahriki hakkında lâzım ge-len talimâtı vermiş ve aynı suretle hareket etmeleri husu-sunda Balıkesir ve Ayvalık’a telgrafla iş’ârette bulunmuş-tum.

Şu halde vaziyet: Düşman Akhisar’da Yayaköy’den

çıkılarak Manisa ovasına inmiş. Yunt Dağı’ndan tehlike ber-taraf edilmiş fakat buna mukâbil Yunanlılar diğer bir kol ile mezkûr dağların garp eteklerini takip ederek Reşâdiye civa-rına gelmiş ve Bergama’yı işgal etmek üzere vaziyet almış bulunuyordu.

Tehlike tamamen Bergama’ya teveccüh etmiş bulu-nuyordu ki askerî nokta-ı nazardan Bergama, Balıkesir kısa yolu ve Ayvalık’ın kestirmeden girişi bulunması dolayısıyla

Akhisar’dan daha mühim idi. Binâenaleyh bütün mevcu-diyetimle Bergama’ya teveccüh eden tehlikeyi bertaraf et-mek en doğru ve ciddî bir hareket idi.

Bergama’ya tevcih edilen kuvvetlerin tecemmu’u için lâzım gelen zamanı kazanmak ve aynı zamanda Berga-ma’dan sür’atle çıkarılacak kuvvetle mümkün olabileceği-ni düşünerek lâyenkati’ yürüyüşe devam ve 11-12 Haziran 1335 gecesi Bergama şehrine muvâsalat etmiş idim.

Ispartalı T. Demir Alp Sözlük

badehu: ondan sonra. bat’î: ağır.

duhûl: giriş.

efrâd: fertler, bireyler. erkân-ı harp: kurmay. fecâyi’: belalar, fecaatler. iltihâk: katılma.

intizâr: bekleme. istirdât: geri alma. iş’âr: yazı ile bildirme. laakal: en azından.

lâyenkati’: kesilmeden, durmadan.

layuad: sayısız.

mezâyâ: meziyetler, üstün özellik-ler.

muhit: çevre. mukâbil: karşılık. muvâsala: varma, ulaşma.

müsâdeme: iki grup arasındaki kısa çatışma.

müsellah: silahlı.

müteneffizân: ileri gelenler, nüfuz sahipleri.

râkip: binici, binmiş vaziyette. tahrik: hareket.

tecemmu’: toplanma.

Referanslar

Benzer Belgeler

Aralarında kırkbirbuçuk yaş fark vardır Hâmit ona hayrandı... te'tijgvvtîr ett\_ cjLeıfirm/ Çeşmim kapanınca

Akşam kız sanat okulu ve ensti­ tüleri dikiş şubelerinden mezun olan­ lardan bir çoklarının mahalle arala­ rında çalışmağa başladıkları, en ucuz dikiş

Hak Taala’nın hikmeti, Türk esirlerinin nakli için, Oruç Reis’in çakılı olduğu tekne seçildi; Oruç çok kıymetli bir esir olduğu için Rodoslu- lar onu, kurtulacak

Yılında Namık Kemal içinde (İstanbul: Marmara Üniversitesi Yayınları, 1988), 60... tabiata ve hakikate ters

İkinci eleştiri konusu ise kalenin yiyecek durumu ile ilgili olarak İstanbul’a verilen bilginin yanlışlığı iddiasıdır. Şükrü Paşa, Edirne’nin içinde

-13-.. 1963'ün Aralığında, bizi köyümüzden gaçırdılar. İlk gaçan köy, bizim köy Bizim köyümüz, Matyat Köyüydü. 1963 olayları çıkdı ve Lefgoşalı ·

0.1N KMnO4 solution is used in Permanganometric titrations. There are situations to be considered during the preparation of the solution. Permanganate solution is easily degraded

Osmanlı Erkânı Harbiyesi, Bursalı Mehmet Nihat Bey’in bu özelliğini takdir etmesinden olacaktır ki genç bir subay olmasına rağmen 30 Eylül 1918’de