• Sonuç bulunamadı

Bildiri Özetleri Kitabı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Bildiri Özetleri Kitabı"

Copied!
42
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1

Bildiri Özetleri Kitabı

(2)

2

KURULLAR

Düzenleme Kurulu Dernek Başkanı Prof. Dr. Şükran Darcan

Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Zehra Aycan Sempozyum Sekreteri Prof. Dr. Şenay Savaş Erdeve

ÇEDD Yönetim Kurulu Prof. Dr. Şükran Darcan (Başkan)

Prof. Dr. Cengiz Kara Prof. Dr. Olcay Evliyaoğlu

Prof. Dr. Tülay Güran Doç. Dr. Korcan Demir

Bilimsel Kurul Prof. Dr. Zehra Aycan Prof. Dr. Şükrü Hatun Prof. Dr. Damla Gökşen Şimşek

Prof. Dr. Olcay Evliyaoğlu Prof. Dr. Filiz Tütüncüler Kökenli

Prof. Dr. Zerrin Orbak Prof. Dr. Şenay Savaş Erdeve Prof. Dr. Doğa Türkkahraman

Uzm. Hem. Nurdan Yıldırım Dr. Dyt. Yasemin Atik Altınok Uzm. Psikolog Derya Toparlak

(3)

3

SÖZEL BİLDİRİ ÖZETLERİ

(4)

4

[S-01][Kabul:Sözel]

TİP2 Diyabetus Mellitus ve Prediyabet Olgularının ve Uzun Dönem İzlem Sonuçlarının Değerlendirilmesi

Elif Sağsak

Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi

GİRİŞ: Obesitenin dünya çapında yaygınlaşmasıyla Tip2 Diyabetus Mellitus (T2DM) ve prediyabet adölesanlarda daha sık görülmeye başlamıştır. Ancak günümüzde bu olguları değerlendiren çok fazla çalışma bulunmamaktadır.

AMAÇ: T2DM ve prediyabet hastaların tanı ve izlem sürecini değerlendirerek diyabet ve prediyabetin erken tanı, izlem ve önleme konusunda farkındalık yaratmak.

YÖNTEM: Çocuk endokrin polikliniğinde ISPAD 2018 tanı kriterlerine göre 2015-2020 yılları arasında T2DM ve prediyabet tanısı alan 17 hasta retrospektif olarak incelendi.

BULGULAR: Hastaların tanı anında yaş ortalaması 13,74±3 yıldı. %64,7’si kız, %35,3’si erkekti.

Olguların hepsi obezdi ve hiçbirinde tanı anında diyabet semptomu yoktu. %23,5 hastanın aile öyküsünde diyabet olan birey yokken, %53’ünde anne ve/veya babasında, %23,5’inde ise dede ve/veya ninesinde diyabet öyküsü vardı. %65 hastada akantozis saptandı. İlk başvuruda 8 hasta (%47) T2DM, 9 hasta (%53) bozulmuş glukoz toleransı ( prediyabet) tanısı aldı. Diyabet tanısı alan hastalarda HbA1c >7,5 olan hastalara hayat tarzı değişikliği önerisi ve metformin tedavisine ek olarak insülin başlandı. Prediyabet tanısı alan hastalara hayat tarzı önerileri ve metformin tedavisi verildi. 5 hastada tanı anında hipertansiyon saptandı. Hastaların %53’ünde dislipidemi saptandı. Tanı anında AKŞ, HbA1c ortalaması sırasıyla 130±26 mg/dl, %6,7±1,2 idi.

Hastaların tümünde C-peptit normal/yüksek ve otoantikorlar negatifti. Retinopati ve nefropati tüm hastalarda saptanmazken 2 hasta dışında tüm olgularda hepatosteatoz saptandı. 11 kız olgunun 3’ünde (%27) adet düzensizliği, 2’sinde (%18) hirsutizm vardı. İzlem sonrasında T2DM tanısı alan hastaların VKİ’lerinde anlamlı farklılık olmazken tanılarında değişiklik olmadı. Ancak prediyabet grubunda VKİ azalan 3 hastanın tedavileri sonlandırıldı.

TARTIŞMA: Obez olgularda diyabet semptomları olmadan diyabet/prediyabet görülebilmektedir. OGTT prediyabetik bireyleri tespit etmede faydalıdır. Prediyabet yaşam tarzı değişikliği ile geriye döndürülebilir.

SONUÇ: Obez hastalar diyabet semptomları olmasalar bile diyabet/prediyabet açısından değerlendirilmeliler.

(5)

5

[S-02][Kabul:Sözel]

Tip 1 Diyabetli Adolesanlarda Ebeveyn İzleminin Glisemik Kontrole Etkisi Gülay Can Yılmaz1, Havva Nur Peltek Kendirci2

1Muğla Eğitim ve Araştıma Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Bölümü 2Hitit Üniversitesi Erol Olçok EAH, Çocuk Endokrinoloji Bölümü

Giriş ve Amaç: Tip 1 diyabetes mellitus (T1DM) çocukluk döneminin sık görülen kronik hastalıklarında biridir. Sık kan şekeri ölçme gerekliliği, insülin uygulamaları, beslenmenin düzenlenmesi hastayı ve ailesini psikolojik açıdan zorlayabilir. Adolesan dönem hastalığın yönetiminin ve metabolik kontrolün en güç olduğu, adolesan ve ebeveynlerin en yoğun sorun yaşadıkları dönemdir. Ebeveyn desteğinin glisemik kontrolü ve tedavi uyumunu olumlu yönde etkilediğine yönelik çalışmalar olsa da sadece ebeveyn izleminin glisemik kontrol üzerine etkisini araştıran çalışmalar kısıtlıdır. Bu çalışmada ebeveyn izleminin T1DM’li adolesanların glisemik kontrolüne etkisinin araştırılması amaçlanmıştır

Olgular ve Yöntem: Muğla EAH ve Hitit Üniversitesi Erol Olçok EAH, Çocuk Endokrinolojisi Kliniğinde T1DM tanısı ile izlenmekte olan 12-18 yaş arası çocuk ve adolesanların ebeveynleri tarafından (tek ebeveyn) sosyo-demografik veri formu ve Tip 1 Diyabetli Adölesanlarda Diyabet Bakımında Ebeveyn İzlemi Ölçeği online ortamda doldurtuldu. Sosyo-demografik veri formu ile hastaların takvim, tanı yaş, son Hba1c değerleri, anne-baba eğitim düzeyleri ve çalışma durumları, ailenin ekonomik durumu ile ilgili veriler elde edildi. Ölçek puanları ile metabolik kontrol arasındaki ilişki değerlendirildi. Ayrıca ebeveyn izlemini etkileyen faktörler araştırıldı. Araştırmamızda elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS (Version 22.0, SPSS Inc., Chicago, IL, USA) paket programı kullanılarak yapıldı. İstatistiki anlamlılık düzeyi için p<0,05 olarak kabul edildi.

Bulgular: Ortalama yaşı 14,8±1,68 (12,25-17,92) yıl olan 37 hasta çalışmaya dahil edildi.

Olguların tanı yaşı ortalama 9,35±3,59 (1,58-15,58) yıl, diyabet süresi ortalama 5,48±3,64 (0,92-15,25) yıl idi. Hba1c düzeyi %8,57±2,30 (6,0-15,4) saptandı. Olguların %55,6’sı kız cinsiyette idi. Tüm olguların %5,6’sında (n=2) Çölyak hastalığı, %11,1 ‘inde (n=4) Hashimoto tiroiditi mevcuttu. Ortaokula devam edenler grubun %27’sini (n=10), liseye devam edenler ise

%73’ünü (n=27) oluşturuyordu. Ortalama anne yaşı 40,8±4,8 yıl (29-52), ortalama baba yaşı 43,9±4,23 yıl (38-53) idi. Annelerin %40,5’i (n=15), babaların %83,3’ü (n=30) çalışıyordu.

Annelerin çalışma durumuna göre Hba1c düzeyleri karşılaştırıldığında; annesi çalışan adolesanların Hba1c düzeyleri %9,9±2,9 (6,0-15,4) iken, annesi çalışmayan grubun Hba1c düzeyi %7,5±0,91 (6,0-10,30) saptandı. Olguların gelir durumuna bakıldığında %24,3’ünün (n=9) geliri giderinden az iken, sadece %11,1’inin (n=4) geliri giderinden fazla idi. Ebeveyn izlem puanı ile glisemik kontrol, takvim yaşı, tanı yaşı, diyabet süresi, anne ve baba eğitimi veya gelir durumu arasında herhangi bir ilişki saptanmadı. Ancak kötü kontrollü grubun izlem puanı anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,014).

Tartışma:

Tip 1 diyabetli adolesanlarda ebeveyn izleminin uyumu arttırdığını öne süren çalışmaların aksine, çalışmamızda ebeveyn izlem puanı ile glisemik kontrol arasında bir ilişki saptamadık.

Annesi çalışmayan adolesanların glisemik kontrolü daha iyi olmasına rağmen kötü kontrollü grubun izlem puanı daha yüksekti. Bu durum birkaç farklı nedenden kaynaklanıyor olabilir.

Öncelikle; glisemik kontrolü kötü olan ergenlerin ebeveynleri çocuklarını daha yakından takip etme ihtiyacı

(6)

6

duyarken, iyi glisemik kontrollü grupta ebeveynler bu ihtiyacı duymuyor olabilirler. İkincisi;

kötü glisemik kontrollü diyabetlerin ebeveynleri bir suçluluk duygusu ile anketi yanlı cevaplamış olabilirler. Diğer yandan, her ne kadar geçerlilik güvenilirlik çalışmaları yapılmış olsa da mevcut anket soruları insülin atlama, diyet uyumsuzluğu, ölçüm atlama gibi kötü diyabet takibini yakalamaya yönelik olduğundan bu davranışları göstermeyen ya da daha az gösteren, diyabet uyumu iyi olan ergenler daha düşük izlem puanı almış olabilirler. Dolayısı ile ebeveyn izlemini değerlendirmek için farklı anketler geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

(7)

7

[S-05][Kabul:Sözel]

Türkiye'nin Doğu Bölgesinde COVID-19 Pandemisi Döneminde Yeni Tanı Tip 1 Diyabetli Çocuklarda Başvuru Sırasında Klinik Prezentasyonun Değişimi

İsmail DÜNDAR1, Ayşehan AKINCI1, Emine ÇAMTOSUN1, Nurdan ÇİFTCİ1, Leman KAYAŞ1 1İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Endokrinoloji BD, Malatya

ÖZET

Giriş-Amaç: COVID-19 pandemisi, yüksek morbidite ve mortaliteye sahip küresel bir sağlık sorunudur. Bu çalışmada; pandemi döneminde yeni tanı alan tip 1 diyabet (T1D) hastalarının başvuru klinik özelliklerinin pandemi öncesi dönemde tanı alan hastalarınkiyle karşılaştırılması, ve pandeminin T1D başvuru klinik bulgularını nasıl etkilediğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

Metod: 2 yıllık tek merkezli kesitsel bir çalışmadır. 11 Mart 2019 - 11 Mart 2020 tarihleri arası prepandemik dönem ve 11 Mart 2020- 11 Mart 2021 tarihleri arası ise pandemi dönemi olarak adlandırıldı. Bu iki zaman diliminde başvuran yeni tanı T1D hastalarının klinik ve laboratuvar parametreleri karşılaştırıldı.

Sonuçlar: Tüm hastalarımızda diyabetik ketoasidoz (DKA) oranı %64.3 olarak saptandı.

Hastalarda DKA ile başvuru oranı pandemi döneminde prepandemik döneme göre daha yüksek saptandı (sırayla %71.0 ve %52.8, p=0.046). DKA’nın şiddeti açısından ise gruplar arasında fark yoktu. Pandemi döneminde tanı öncesi diyabet semptom süresinin prepandemik döneme göre daha uzun olduğu görüldü (sırayla 17.0 gün ve 12.5 gün, P=0.035) Tartışma: Diyabet belirti ve semptomları olan hastaların pandemi döneminde sağlık kuruluşlarına başvurmasındaki gecikme endişe uyandırmıştır. Muhtemelen başvurudaki bu gecikme DKA oranını artırmıştır. Sonuç olarak diyabet semptomları olan çocukların pandemi dönemi olsa dahi beklemeden sağlık kuruluşuna başvurmaları sağlanmalıdır.

(8)

8

[S-07][Kabul:Sözel]

PANDEMİ DÖNEMİNDE YENİ TANI ALAN PEDİATRİK TİP 1 DİYABETLİ HASTALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Aysun Ata1, Emine Demet Akbaş 2

1TCSB SBÜ Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi

2 TCSB Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Dörtçelı ̇k Çocuk Hastalıkları Hastanesı̇

GİRİŞ: COVID-19’un tip 1 diyabeti tetikleyip tetiklemediği veya diyabetik hastalardaki uzun dönem etkileri bilinmemektedir.

AMAÇ: Pandemi döneminde yeni tanı almış tip 1 diyabetli çocuklarda diabetik ketoasidoz (DKA) sıklığını ve şiddetini saptamaktır.

YÖNTEM: Türkiye’de ilk COVID-19 vakasının görüldüğü 11 Mart 2020 ve 1 Nisan 2021 tarihleri arasında, Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran 18 yaş altı yeni tanı tip 1 DM hastaları değerlendirilmiştir.

BULGULAR: Toplam 83 hastadan 7’si tip 2 diyabet, 76’sı tip 1 diyabet olarak değerlendirildi ve çalışmaya alındı. Hastaların 47’si (%61,8) erkek, 29’u (%38,2) kız cinsiyetindeydi. Ortalama tanı yaşı 10,4 ± 4,2 yaş olarak saptandı. Hastaların başvuru yakınmaları değerlendirildiğinde 39 (%51,4) hasta DKA kliniğiyle, 34 (%44,7) hasta semptomatik diyabetik ketoz kliniğiyle, 3’ü (%3,9) rastlantısal olarak saptandı. DKA şiddeti değerlendirildiğinde ise 8’i (%20) hafif, 6 ‘sı orta (%15), 25’i ise ağır şiddette DKA (%64) olarak sınıflandırıldı. Eşlik eden komorbideteler değerlendirildiğine 4 (%5,2) hastada Hashimato tiroiditi, 7 (%9,2) hastada çölyak hastalığı saptandı. Yedi (%9,2) hastada insülin otoantikoru, 17(%22,3) hastada adacık hücre antikoru ve 53 (%69,7) hastada anti glutamik asid dekarboksilaz antikoru pozitif saptandı. Başvuru anı ortalama HbA1c düzeyi %13 ± 2,7 idi. Hastanede ortanca yatış süresi 6 gün (3-23) olarak saptandı. Tanı sonrası sadece 26 (%34,2) hasta kontrole geldi ve kontrole gelmeyen hastaların ortalama izlem süresi 168,8 ± 96,4 gün olarak saptandı.

SONUÇ: Pandeminin ilanıyla birlikte yeni tanı alan hastalarda DKA sıklığının ve ağır DKA oranının yüksekliği, tanı sonrası uzun süre geçmiş olmasına rağmen kontrole gelme oranlarının düşüklüğü dikkat çekmiştir. Bu veriler pandemi döneminde COVID-19 dışı hastaların mağduriyete uğramaması için daha çok önleme ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

Anahtar kelimeler: DKA, Tip 1

(9)

9

[S-09][Kabul:Sözel]

TİP 1 DİABETES MELLİTUS VE ÇÖLYAK HASTALIĞI BİRLİKTELİĞİ:

TEK MERKEZ DENEYİMİ

Meltem Buhur Pirimoğluˡ, Kadriye Cansu Şahinˡ, Yasemin Denkboy Öngenˡ, Hanife Ayşegül Arsoy², Erdal Erenˡ, Halil Sağlamˡ, Tanju Münevver Başarır Özkan², Ömer Tarımˡ

ˡ Bursa Uludağ Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji BD

² Bursa Uludağ Üniversitesi Çocuk Gastroenteroloji BD Giriş:

Çölyak hastalığı, tip 1 DM’li olgularda genel populasyona göre daha sık görülmektedir.

Olguların %85’inin asemptomatik olması nedeni ile Tip 1 DM’lilerde çölyak hastalığı için serolojik testlerle tarama yapılması önerilmektedir.

Amaç:

Bu çalışmada, merkezimizde tanı alan ve takibine devam edilen tip 1 DM’li olgularda doku transglutaminaz IgA (TGA-IgA) düzeyi ile yapılan çölyak hastalığı taramasının sonuçlarının değerlendirilmesi ve çölyak hastalığı tanısı alan olguların klinik özelliklerinin belirlenmesi amaçlandı.

Yöntem:

Bursa Uludağ Üniversitesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı’nda tip 1 DM tanısı alan ve takibine devam edilen olguların TGA-IgA düzeyi, antropometrik özellikleri, klinik bulguları retrospektif olarak incelendi. IgA eksikliği olan olgular çalışmaya dahil edilmedi. Serolojik olarak çölyak hastalığından şüphenilen olgulara çocuk gastroenteroloji bölümü tarafından endoskopik biyopsi yapıldı ve biyopsi materyalleri Marsh sınıflamasına göre sınıflandırıldı. TGA-IgA düzeyi normalin üst sınırından yüksek olduğunda, normalin üst sınırının katları ile değerlendirildi.

Sonuçlar:

Merkezimizde 2009-2019 yılları arasında 709 olgu tip 1 DM tanısı aldı. Olguların 359 (%50)’unda en az 1 kez TGA-IgA ve serum IgA düzeyi bakıldı. IgA eksikliği tespit edilen 5 olgu çalışma dışı bırakıldı. Olguların 45 (%12,7)’inde TGA-IgA pozitifti. Bunların 19’unun TGA-IgA düzeyi ortalama 9 ayda (aralık:1 ay-40 ay) spontan olarak negatifleşti. Spontan negatifleşme olan bu grupta TGA-IgA düzeyi normalin üst sınırının 1,1 ile 9,4 katı aralığındaydı. TGA-IgA pozitif olan olgulardan 7’si poliklinik takibine devam etmedi ve hastalık açısından durumları sonuçlandırılamadı. Seropozitif olgulardan 19 (%42)’una endoskopik biyopsi yapıldı. Biyopside kanıtlı çölyak hastalığı olan 13 (%3,6) olguya ve patolojik bulguları olmamasına rağmen klinik bulguların olduğu seropozitif 2 olguya glutensiz diyet başlandı. Dört olguda potansiyel çölyak hastalığı düşünüldü ve takibe alındı.

Biyopsi kanıtlı çölyak hastalığı olan olgulardan biri tip 1 DM tanısından önce, 10’u tip 1 DM tanısından sonra ilk 5 yıl içinde, 2’si beşinci yıldan sonra çölyak hastalığı tanısı aldı. Olguların 8’inde sindirim sistemi semptomu yoktu. İki olgu tip 1 DM tanısı aldığında yapılan TGA-IgA taraması ile tanı aldı. Olguların tamamının ortak özelliği; hipoglisemi ve hiperglisemi sıklığının artmasıydı.

Biyopsi kanıtlı çölyak hastalığı olan olgular ile diğerleri arasında tip 1 DM tanı yaşı, diyabet süresi, ortalama HbA1c düzeyi, vücut ağırlığı, boy, vücut kitle indeksi açısından anlamlı farklılık yoktu.

Tartışma:

(10)

10

Biyopsi kanıtlı çölyak hastalığı tanısı alan tip 1 DM’li olguların büyük bir kısmında çölyak hastalığında sık görülen kabızlık, ishal, karın distansiyonu gibi semptomların olmaması, bunun yanında kan şekeri regülasyonunun sağlanmasına engel olması, tip 1 DM’li olgularda serolojik taramanın önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Bunun yanında TGA-IgA düzeyinde geçici yükseklikler de görülebilmektedir. Bu olguların klinik ve serolojik olarak yakın takibi mutlaka yapılmalıdır ve glutensiz diyet başlanmasında geç kalınmamalıdır.

(11)

11

[S-10][Kabul:Sözel]

COVİD-19 PANDEMİSİNDE YENİ TANI ALAN TİP 1 DİYABETES MELLİTUS HASTALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Burçin ÇİÇEK1, Sibel ERGİN ŞAHİN1, Banu NURSOY ŞİRVAN1, Merve Nur HEPOKUR1, Aşan ÖNDER1, Hamdi Cihan EMEKSİZ1

1.İstanbul Medeniyet Üniversitesi Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı

AMAÇ : Tip 1 diyabetes mellitus insülin salgılanmasında bozulmaya bağlı olarak ortaya çıkan hiperglisemi ile karakterize kronik bir hastalıktır. Bu çalışmada COVİD-19 pandemi döneminde tanı alan tip 1 diyabetes mellitus hastalarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

GEREÇ VE YÖNTEM: Mart 2020 - Kasım 2021 döneminde kliniğimize başvurup tip 1 diyabetes mellitus tanısı alan 89 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların tanı yaşı, cinsiyet, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), klinik bulguları, laboratuar parametreleri ve COVİD -19 öyküsü retrospektif olarak incelendi.

BULGULAR: Çalışmaya alınan olguların ortalama tanı yaşı 9,1 idi. Hastaların %47,2’si (n=42) kız,

%52,8’i (n=47 ) erkekti. Tanı anında ortalama boy SDS: 0,37 ± 0,97, kilo SDS: 0,15 ± 1,09, VKİ SDS: -0,14 ± 1,25 olarak saptandı. Olguların 3 tanesinde obezite saptandı. Semptomdan tanıya kadar geçen süre ortalama 3,8 ± 3,84 hafta idi. Hastaların % 66,3’ü diyabetik ketoasidoz (DKA),

%15,7’si diyabetik ketoz, %15,7’si hiperglisemi ve %2,2’si tarama ile tanı almıştı. Diyabetik ketoasidoz ile tanı alan hastaların %36,2’si ağır, %13,8’i orta, %50’si hafif DKA ile tanı almıştı.

Hastaların laboratuar parametrelerine bakıldığında ortalama glukoz: 418 mg/dl ± 158,4, HbA1c:12,6 ± 2,5, c-peptid: 0,51 ng/ml ± 0,5 idi. Hastaların %80,9’unda anti-GAD, %24,4’ünde anti adacık, %7,9’unda anti insülin antikoru pozitifti. Hastaların tanı anında %15,2‘sinde tiroid otoantikorları, %11,2’sinde doku transglutaminaz IgA pozitifliği saptandı. Hastaların tanı anında ve öncesinde tespit edilen COVİD-19 pozitifliği oranı %1’di. COVİD-19 pozitifliğinin

%66‘sı tanı anında olup bu hastaların %100’ü DKA ile tanı almıştı.

SONUÇ: COVİD-19 pandemisinde hastaların,KK bulaş korkusu nedeni ile hastaneye geç başvurmalarının, daha ağır klinik tablo ile tanı almalarına yol açtığı düşünüldü. Tanı anında eş zamanlı COVİD-19 geçiren hastaların tamamının DKA ile tanı alması, COVİD-19 enfeksiyonunun tip 1 diyabetes mellitus kliniğini ağırlaştırmış olabileceğini düşündürmektedir.

(12)

12

[S-11][Kabul:Sözel]

COVID-19 Pandemisi Tip 1 Diyabet Tanısında Neleri Değiştirdi?

Kadriye Cansu Şahin*, Meltem Buhur Pirimoğlu*, Yasemin Denkboy Öngen*, Erdal Eren*, Halil Sağlam*, Ömer Faruk Tarım*

*Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı

Giriş ve Amaç: Geçtiğimiz yıl içinde tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisi ve beraberinde karantina önlemlerinin günlük yaşam üzerine ciddi psikososyal ve ekonomik etkileri oldu. Psikolojik stres, potansiyel olarak tip 1 diyabetin ortaya çıkmasında bilinen bir faktördür. COVID-19 enfeksiyonunun tip 1 diyabeti ortaya çıkarıcı etkisi bilinmemektedir.

Karantina, maske ve sosyal mesafe önlemleri kış ve bahar döneminde COVID dışı diğer viral enfeksiyonların daha az görülmesini sağlamış olabilir. Bütün bu faktörler göz önünde bulundurularak COVID-19 pandemisinin tip 1 diyabet insidansına etkisinin incelenmesi planlandı.

Gereç ve Yöntem: 11 Mart 2015 – 11 Mart 2021 tarihleri arasında hastanemize başvuran 344 yeni tanı tip 1 diyabet olgusunun kayıtları retrospektif olarak incelendi. Yeni tanı tip 1 diyabet başvurularının zamansal dağılımı, tanıda diyabetik ketoasidoz varlığı ve tanıda HbA1c düzeyleri değerlendirildi. Ülkemizde ilk COVID-19 vakasının açıklandığı 11 Mart 2020 tarihinden 11 Mart 2021’e dek olan başvurular pandemi sonrası olarak sınıflandırıldı, pandemi öncesi son beş yıllık (Mart 2015 – Mart 2020) başvurular aylara göre incelenerek median başvuru sayıları belirlendi.

Sonuçlar: Pandemi döneminde tanı alan tip 1 diyabetli olgularda cinsiyet ve yaş açısından önceki yıllara göre anlamlı farklılık saptanmadı. Yıllara göre tanıda diyabetik ketoasidoz oranlarına bakıldığında 2015-2019 yıllarında sırasıyla %44,1, %44,4, %40,3, %26,1, %26,8 iken pandemi dönemi başvurularda ise %45 ile son iki yıldaki başvurulara göre anlamlı olarak fazlaydı. Yıllara göre başvurularda median HbA1c değerleri karşılaştırıldığında ise 2015-2019 yıllarında sırasıyla %12,1, %11,8, %11,9, %12,2, %12,2 iken pandemi dönemindeki başvurularda %13,9 ile son 5 yılın ortanca HbA1c düzeyine göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı.

Tartışma: Pandemi döneminde tanı alan tip 1 diyabetli olgularımızda önceki yıllara göre diyabetik ketoasidoz oranının ve median HbA1c düzeyinin daha yüksek olması literatürde daha önce bildirilen verilerle uyumludur. Pandemi nedeniyle artan psikolojik stres ve hastaneye başvurma korkusunun hastaların daha geç başvurmasına yol açabileceği düşünülmektedir.

COVID-19 enfeksiyonunun tip 1 diyabet patogenezi ve epidemiyolojisine etkisini araştıracak çok merkezli ve kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

(13)

13

[S-14][Kabul:Sözel]

Minimed 780G Hibrid Kapalı Devre İnsülin İnfuzyon Pompa Sistemi Glisemik Değişkenliği Nasıl Etkiledi?

Hanife Gül Balkı1, Günay Demir Öncül2, Yasemin Atik Altınok2, Samim Özen1, Şükran Darcan,1 Damla Gökşen1

1,2Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Bilim Dalı

Giriş; Tip 1 diyabet (T1D) tanılı çocuklarda kapalı döngü insülin infüzyon pompa sistemlerinin metabolik kontrolü iyileştirebileceği öngörülmektedir. Çalışmamızın amacı kliniğimizde Minimed 780G hibrid kapalı devre insülin infüzyon pompa sistemine geçiş yapan Tip 1 diyabet tanılı çocukların geçiş sonrası glisemik değişkenliği değerlendirmek.

Yöntem; Minimed 780G insülin infüzyon pompa tedavisine geçen ve geçiş sonrası en az 3 ayını dolduran 41 T1D’li olgunun geçiş öncesi ve sonrası glisemik değişkenlik (hedef aralıkta (TIR:70- 180 mg/dl) geçirilen zaman, hedef aralığın üzerinde (TAR:180-250 mg/dl) geçirilen zaman, hedef aralığın altında (TBR: 55-70 mg/dl) geçirilen zaman, CV, SD); toplam insülin dozu, ortalama kan şekeri ve glisemik yönetim indeksi (GYİ) verileri karşılaştırıldı.

Bulgular; Ortalama yaşları 13,40±6,14 yıl ve DM yaşı 5,78±5,44 yıldı. Öncesinde TIR

%74,37±15,12 iken 780G kullanımı sonrası %82,48±6,99’e yükseldiği; TAR’in %18,81±10,62 den %12,32±4,97’e gerilediği, ortalama kan şekerinin 148,91±23,06’dan 137,45±13,82’ye;

anlamlı farkla azaldığı izlendi. Minimed 780G kullanımı sonrası toplam insülin dozu ve bolus insülin miktarının arttığı saptandı. GYİ’de Minimed 780G’ye geçiş sonrası anlamlı azalma izlendi. CV, SD, TBR %’si, insülin kullanım oranı parametrelerinde anlamlı fark izlenmedi (Tablo 1).

Çalışmamızda 780G insülin infüzyon pompasına geçiş sonrası 9. Ayını dolduran 11 olgunun başlangıç, 3. ay, 6. ay ve 9.ay verileri de kendi aralarında karşılaştırıldı. TIR yüzdesinin geçiş sonrası 3. ayda izlemdeki en iyi değere ulaştığı ancak ilerleyen aylarda tekrar gerileme eğiliminde olduğu gözlemlendi. Aynı zamanda başlangıçtaki total insülin kullanım miktarının 6.

ay ve 9. ayda istatiksel olarak anlamlı farkla artış gösterdiği gözlemlendi (Tablo 2).

Sonuç; Minimed 780G insülin infüzyon pompa sistemi ile hedef aralıkta geçirilen sürenin arttığı, TAR % sinin azaldığı ve ortalama kan şekerinde azalma ile daha iyi metabolik kontrol sağlandığı gösterilmiştir. Ancak geçiş sonrası ilerleyen süreçte hastaların uyumunda azalma olabildiği ve glisemik değişkenlik göstergelerinde kısa dönemde gözlemlenen olumlu değişimin gerileyebildiğinin gözlemlenmesi tedaviye uyumun ve beslenmenin önemini vurgulamıştır.

(14)

14 Tablo 1

Tablo 2

(15)

15

[S-16][Kabul:Sözel]

Kistik Fibrozisli Çocuklarda Glukagonun Hipoglisemi Etyolojisindeki Rolü ve Etkisi

Belma Haliloğlu1, Tuba Seven Menevşe1, Buşra Gürpınar Tosun1, Tülay Güran1, Serap Turan1, Turgay İspir3, Yasemin Gökdemir2, Ela Eralp2, Abdullah Bereket1

1Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediatrik Endokrinoloji BD, İstanbul 2Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediatrik Göğüs Hastalıkları BD, İstanbul 3Yeditepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Moleküler Tıp ABD, İstanbul Giriş

Kistik Fibrozis (KF) hastalarında yeni tedaviler ile artan yaşam süresi bazı komplikasyonların görülme sıklığını arttırmıştır. En sık görülen komplikasyon KF-ilişkili diyabet (KFİD) olup yüksek mortalite ve morbidite ile ilişkilidir ve bu nedenle 10 yaş sonrası yıllık tarama amaçlı oral glukoz tolerans testi (OGTT) yapılmaktadır. OGTT sırasında ve sonrasında hipoglisemi sık görülen bir durumdur ve genellikle asemptomatiktir. Etyopatogenezde uzamış ve gecikmiş insülin salınımı düşünülmekle beraber halen sebebi net bilinmemektedir. Son dönemlerde CFTR proteinin alfa hücrelerinde de bulunduğunu ve glukagon salınımda rol oynadığını gösteren fare çalışmaları yayınlanmıştır. Bu çalışma ile KF hipoglisemisindeki glukagonun rolü ve etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.

Materyal-Metot

Daha önceden bilinen diyabeti olmayan 45 KF tanılı hasta ve 9 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edildi. Tüm olgulardan 8 saat açlığı takiben yapılan OGTT (1.75 gr/kg; maks: 75 gr) sırasında 0- 60-120-150 ve 180.dk’da glukoz, insülin ve glukagon değerleri için kan örneği alındı.

Hipoglisemisi sınırı 70 mg/dL altı kabul edildi ve Düzey 1 (54-70 mg/dL) ile Düzey 2 (<54 mg/dL) olarak sınıflandırıldı. Glukagon örnekleri test sırasında hemen santrifüj edilerek çalışma zamanına kadar -80°C’de saklandı. Glukagon düzeyleri sandviç ELISA (Mercodia) yöntemi ile çalışıldı.

Bulgular

Hastalar OGTT sonuçlarına göre; normal glukoz toleransı (NGT), izole hipoglisemi, hipoglisemi ile anormal glukoz toleransı (AGT: INDET veya IGT), hipoglisemi olmadan AGT ve KFİD olarak sınıflandırıldı. KFİD olanlar dışlandıktan sonra hastalar demografik özellikleri ve OGTT sırasındaki glukoz, insülin ve glukagon düzeylerine göre değerlendirildi.

Yaş, cinsiyet, VKİ ve genetik sonuçlar açısından gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (Tablo-1). NGT ve NGT ile beraber hipoglisemi guruplarında pankreatik yetersizlik oranı anlamlı olarak düşüktü. Hipoglisemi sıklığı %48.8 (n=22) olup hastaların 14’ü (%31.1) izole hipoglisemi, 8’i (%17.7) AGT ile beraber hipoglisemi olarak görüldü. Hastaların %15’inde düzey 2 hipoglisemi (<54 mg/dL) saptandı. İzole hipoglisemisi olanlar sağlıklı kontrollerle kıyaslandığında 60, 120 ve 150.dk glukoz düzeylerinde anlamlı bir fark olmamasına rağmen glukagon düzeyleri anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla p<0.01, p<0.01, p<0.05). Glukozun anlamlı olarak daha düşük olduğu 180.dk’da ise glukagon düzeyleri hipoglisemi grubunda daha yüksek olmakla beraber istatistiksel olarak fark saptanmadı (p>0.05) (Tablo-2). Glukoz değişimlerine karşı gelişen glukagon trendleri her iki grupta aynı olmakla beraber baskılanma ve artış oranları yetersizdi. İnsülin düzeyleri açısından izole hipoglisemi ve sağlıklı kontroller arasında anlamlı fark saptanmazken, hipoglisemi sırasında rölatif hiperinsülinizm saptandı (Tablo-2). NGT olanlarda ise glukoz değişimine yanıt olarak glukagondaki artış ve baskılanma körelmişti. Sağlıklı kontrollerle kıyaslandığında NGT’lerde bazal glukagon düzeyi kontrole göre

(16)

16

anlamlı olarak düşük (p<0.05) ve 120.dk glukagonu ise anlamlı olarak yüksek saptandı.

Sonuç

Bu çalışma ile hipoglisemi etyolojisinde gecikmiş ve uzamış insülin salınımının yanı sıra hipoglisemiye yetersiz glukagon yanıtının da rol aldığı gösterilmiştir. Ayrıca hem pankreatik yetersizliği olmayanlarda hipoglisemi varlığı hem de NGT saptanan KF hastalarında dahi glukagon yanıtının bozulmuş olması CFTR geninin direk alfa hücre fonksiyonu üzerinde etkili olabileceğini desteklemektedir.

(17)

17

[S-17][Kabul:Sözel]

Minimed 780G İnsülin İnfuzyon Pompası Enerji ve Besin Öğesi Alımını Nasıl Etkiledi?

Yasemin Atik Altınok1, Yelda Mansuroğlu2, Günay Demir1, Hanife Balkı1, Hafize Işıklar1, Samim Özen1, Şükran Darcan1, Damla Gökşen1

1Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Bilim Dalı

2Acıbadem Mobil Sağlık Hizmetleri

Giriş: Tip 1 diyabet tanılı çocuklar ver ergenlerde kapalı döngü insülin infüzyon pompa sistemlerinin metabolik kontrolü iyileştirebileceği; bununla birlikte atlanan, unutulan, geç girilen öğün bolusu varsa postprandiyal kan glukozunu daha iyi kontrol etmeye yardımcı olacağı ve hatalı karbonhidrat sayımı sonrasında oluşacak glisemik yanıtı daha iyi kontrol edebileceği düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı kliniğimizde Minimed 780G hibrid kapalı devre insülin infüzyon pompa sistemine geçiş yapan Tip 1 diyabet tanılı çocukların geçiş sonrası enerji ve besin öğesi alımını değerlendirmektir.

Yöntem: Minimed 780G insülin infüzyon pompa tedavisine başlamadan önce ve geçiş sonrası en az 3 ayını dolduran 32 Tip 1 diyabetli olgunun, 3 aylık periyotlarla enerji ve besin öğesi alımları 3 günlük besin tüketim kayıtları, BEBIS 8.2 paket programı kullanılarak değerlendirildi.

Glukoz izlem parametreleri

Bulgular: Minimed 780G hibrid kapalı devre insülin infüzyon pompa sistemi ile izlenen 32 olgunun (%53.1’i kız), ortalama yaşları 11.62±3.93 yıl ve diyabet yaşı 4.36±4.42 yıldı. Olguların yaşa göre vücut ağırlığı z skoru 0.10±1.07, yaşa göre boy uzunluğu z skoru -0.01±1.27 ve yaşa göre VKİ z skoru 0.13±0.79 idi (Tablo 1).

Olguların hem başlangıçta hem de izlemde karbonhidrat, yağ ve protein alımları ulusal ve uluslararası rehberlerde önerilen düzeyleri karşılamakla birlikte, diyetle alınan kolesterol ve doymuş yağ izlemde istatistiksel olarak anlamlı artmıştı ve önerilerin üzerinde idi. Olguların başlangıçta ve izlemde günlük posa alımı (14 g/1000 kcal) önerisini karşılamadığı tespit edildi.

(Tablo 2)

Minimed 780G hibrid kapalı devre insülin infüzyon pompa sistemine kullanarak 9. Ayını dolduran olguların TAR yüzdesi geçiş sonrası 3. ve 6. ayda istatistiksel olarak anlamlı azalmışken, 9. ayda başlangıç düzeyine benzer olduğu gözlendi. Bununla birlikte total insülin kullanım miktarının başlangıca göre 3., 6. ve 9. ayda anlamlı artış gösterdiği tespit edildi (Tablo 2).

Sonuç: Minimed 780G hibrid kapalı devre insülin infüzyon pompa sistemi kullanan olguların 9 aylık izleminde olguların kolesterol ve doymuş yağ asidi alımı istatistiksel olarak anlamlı artmıştır. İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da enerjinin yağdan gelen oranı başlangıca göre artış göstermiş ve izlemde stabil kalmıştır. Hem başlangıçta hem de izlem sırasında olguların

(18)

18

posa alımı yetersizdir. Çalışmamız sonucunda Tip 1 diyabet izleminde ileri teknoloji kullanımının metabolik kontrolde iyileşme sağlamakla birlikte sağlıksız besin seçimlerine zemin oluşturabileceği akılda tutulmalı ve olgular bu açıdan yakından takip edilmelidir.

Tablo 1: Olguların Genel Özellikleri

Ortalama±SS

Yaş (yıl) 11.62±3.93

Diyabet yaşı (yıl) 4.36±4.42

Yaşa göre vücut ağırlığı z-skoru 0.10±1.07 Yaşa göre boy uzunluğu z-skoru -0.01±1.27 Yaşa göre VKİ z-skoru 0.13±0.79

Tablo 2. Olguların Besin Öğesi Alımlarının ve Glukoz İzlem Parametrelerinin Zamana Bağlı Değişimi

Başlangıç 3. ay 6. ay 9.ay p

Protein alımı (%) 17.80±2.51 16.21±2.45 16.66±2.54 17.33±1.69 0.572 Karbonhidrat alımı (%) 50.14±5.93 49.67±6.24 48.47±5.53 48.55±3.28 0.149 Yağ alımı (%) 32.08±5.09 34.14±6.05 34.95±4.46 34.16±3.90 0.069 Posa alımı (g/1000 kcal) 11.78±3.45 11.02±2.37 11.45±2.64 10.83±1.66 0.468 Kolesterol alımı (mg)* 163.81

(257.63)

295.02 (166.53)

713.37 (129.53)

556.36 (89.03)

<0.001 Doymuş yağ asidi (%) 11.83±2.58 18.49±7.49 13.01±13.24 11.00±1.52 0.030 TIR

(70-180 mg/dl)

75.91±9.90 82.06±7.16 82.43±4.17 76.83±8.47 0.113 TBR

(<70 mg/dl)

2.56±2.19 2.48±1.96 2.12±0.95 2.66±1.86 0.313 TAR

(>180 mg/dl)

19.17±8.35 12.77±5.24 13.50±3.34 19.00±7.26 0.048 Bazal insülin (%) 42.34±10.06 38.06±5.36 39.66±6.63 37.00±4.97 0.075 Bolus insülin (%) 57.65±10.06 61.93±5.36 60.37±6.59 63.00±4.97 0.075 Otobolus insülin (%) - 18.74±7.34 17.75±4.61 19.16±3.65 0.100

GYİ 6.70±0.28 6.52±0.26 6.46±0.18 6.63±0.26 0.016

CV 32.12±4.32 32.94±4.42 32.48±2.84 34.58±4.58 0.022

Ortalama kan şekeri (mg/dl)

146.95±14.34 139.19±13.28 136.43±11.31 146.00±9.3 8

0.090 Standart sapma (mg/dl) 45.08±8.01 45.00±9.06 42.50±4.50 46.80±8.16 0.02 İnsülin (U/kg) 0.55±0.20 0.71±0.17 0.75±0.18 0.77±0.13 <0.001

*Veri median (IR) olarak sunulmuştur. (GYİ: Glisemik yönetim indeksi, CV: Glukoz değişkenliği katsayısı)

(19)

19

[S-19][Kabul:Sözel]

ÇOCUKLUK ÇAĞI TİP 1 ve TİP 2 DIŞI DİYABETLERİN ETYOLOJİK DAĞILIMI VE DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ

Narmina Abaslı1, Rozerin Göze Yüksel2 , Serap Demircioğlu3, Tülay Güran3, Abdullah Bereket3, Belma Haliloğlu3

1 Azerbaycan Tıp Üniversitesi, Eğitim ve Terapotik Kliniği, Çocuk Endokrinoloji, Bakü 2 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Intern Dr, İstanbul

3 Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı, İstanbul

Amaç: Çocukluk çağı T1D ve T2D dışındaki nadir diyabet türlerinin etyolojik dağılımı ve sıklığı ülkelere ve bölgelere göre farklılık göstermektedir ve etyolojik sebebe göre başlangıç yaşı, tedavi şekli ve yönetimi değişmektedir. Bu çalışma ile üçüncü basamak bir referans merkezindeki T1D ve T2D dışı diyabet tanılı hastaların etyolojik dağılımlarının değerlendirilmesi, klinik ve laboratuvar özellikleri açısından kıyaslanması amaçlanmıştır.

Yöntem: Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet polikliniğimizden Ocak 1999 – Ağustos 2021 tarihleri arasında tanı almış 18 yaş altı 1522 diyabetliden dosyası bulunan 1430’unun tanıları incelendi.

T1D ve T2D tanısı alan hastalar dışlandıktan sonra kalan 120 hasta etyolojileri, cinsiyet, tanı yaşı, VKİ SDS, DKA varlığı, diyabet otoantikor pozitifliği, bazal c-peptit düzeyleri ve aldıkları insülin dozları açısından değerlendirildi.

Sonuç: T1D ve T2D dışı diyabet tanısıyla takipli 120 (%8,4) hastanın 53’ü (%44,1) kız ve ortalama yaşları 10,03 ±5,73 yıl idi. En sık sebep %44 (n=53) ile MODY olup en sık saptanan alt tipi %24 ile GCK-MODY idi. Klinik olarak MODY tanısı varlığına rağmen %11 hastaya eski dönemlerde tanı aldıkları için genetik analiz yapılamamıştı. Hastaların etyolojik dağılımları Şekil-1’de verilmiştir. Diyabet otoantikoru bakılan 61 hastanın 6’sında antikor pozitifliği saptandı. Bunların 3’ü anti-GAD (n=2 LRBA, n=1 HNF1A), 2’si anti-adacık (n=1 KFİD, n=1 ilaca bağlı DM), 1’i anti-insülin (n=1 WFS) antikoru pozitifliği idi ve LRBA hastaları hariç hepsi zayıf veya sınırda pozitiflik idi. Hastalar MODY, NDM, KFİD ve diğerleri olarak sınıflandırıldığındaki demografik özellikleri Tablo-1’de gösterilmiştir. Tanı yaşı diğer gruplarla kıyaslandığında beklendiği gibi NDM grubunda anlamlı olarak düşük iken KFİD grubunda ise anlamlı olarak yüksekti (p<0.001). BMI-SDS değeri NDM ve KFİD grubunda MODY’li hastalara göre anlamlı olarak düşüktü (p<0.01). C-peptit düzeyi MODY tanılı hastalarda NDM ve Diğer grubunda yer alan hastalardan anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.01). Gruplar tanı ve takipteki insülin ihtiyaçları açısından kıyaslandığında KFİD tanılı hastaların insülin dozları hem tanı anında hem de takipte diğer gruplara göre anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.001, p<0.01).

Sonuç: Monogenik diyabet grubu etyolojik açıdan çok geniş bir dağılıma sahip olup nadir de olsa antikor pozitifliği görülebilmektedir. Bu çalışmada monogenik otoimmun sebepler dışlandığında antikor pozitifliği hem zayıf veya düşük titrede olması hem de tek antikor pozitifliği olması sebebiyle T1D’den ayrıcı tanıda halen önemini korumaktadır. Ayrıca T1D ve T2D dışı diyabet varlığında etyolojiye göre tedavi ve insülin dozuna karar verilmesi gerektiği,

(20)

20

özellikle KFİD varlığında diğer etyolojilere göre daha düşük doz insülin ihtiyacı olduğu görülmüştür.

Şekil-1: Hastaların etyolojik dağılımı

Tablo-1: Hastaların demografik özellikleri

MODY (n=53) NDM (n=14) CFRD (n=28) Others (n=25) p

Cinsiyet (K/E) 21/32 4/10 17/11 11/14

Tanı Yaşı (yıl) 10,38±4,19 0,20±0,18 14,28±4,26 11,12±4,99 <0.001 VKİ SDS - 0,10±1,07 -1,74±1,84 -1,06±1,65 -0,74±1,66 <0.01 C-peptid (ng/mL) 1,78±0,91 0,71±0,64 1,32±0,62 1,03±0,79 <0.01

Antikor pozitifliği 1/33 2/8 1/5 2/15

11%

1%

24%

7%

1%

23%

12%

10%

4%

%3

1%1%1% 1%

MODY MODY 1 MODY 2 MODY 3 MODY 5 KFİD NDM

Wolfram Sendromu Mitokondrial Diyabet İlaca Bağlı

Friedreich Ataksi H Sendromu

Mandibuloakral dizostosis NODAT

(21)

21

DKA varlığı yok 4/14 yok 3/25

İnsülin dozu (U/kg/g)

Tanıda 0,49±0,25 0,70±0,28 0,15±0,13 0,62±0,41 <0.001 Son kontrol 0,56±0,30 0,83±0,50 0,32±0,29 0,63±0,29 <0.01

(22)

22

[S-20][Kabul:Sözel]

Türkiye’de 2018-2021 Yılları Arasında Tanı Alan Tip 1 Diyabetli Çocuk ve Adolesanların Tanı Özellikleri ve Covid19 Pandemisinin Etkileri

Nursel Muratoğlu Şahin1, İclal Okur1, Semra Çetinkaya1, Murat Aydın2, Erdal Eren3, Cem Mete2, Yasemin Denkboy Öngen3, Şenay Savaş Erdeve1, Leyla Akın2, Emine Demet Akbaş4, Merve Nur Hepokur5, Yılmaz Kor4, Aşan Önder5, Ruken Yıldırım6, Özlem Nalbant7, Ahmet Anık8, Mesut Parlak9, İbrahim Mert Erbaş10, Esin Karakılıç Özturan11, Esra Deniz Papatya Çakır12, Suna Kılınç13, Olcay Evliyaoğlu14, Edip Unal15, Gül Yeşiltepe Mutlu16, Serkan Bilge Koca17, Bilgin Yüksel18, Fatma Yavuzyılmaz19, Gül Direk20, Funda Feryal Taş21, Çiğdem Binay22, Elif Özsu23, Beray Selver Eklioğlu24, Eda Mengen25, Nesibe Akyürek26, Atilla Çayır27, Sevinç Odabaşı Güneş28, Zerrin Orbak29, Aysun Bideci30, Elif Söbü31, Zehra Aycan23.

1 Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği

2 19 Mayıs Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı 3 Bursa Uludağ Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı 4 Adana Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği 5 İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı 6 Diyarbakır Çocuk Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği

7 Dr. Behçet Uz Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği 8 Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı 9 Akdeniz Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı

10 Dokuz Eylül Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı

11 İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı 12 Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği 13 Bağcılar Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği

14 İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı 15 Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği 16 Koç Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı

17 Denizli Devlet Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği 18 Çukurova Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı 19 Düzce Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı 20 Erciyes Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı 21 Dicle Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı

(23)

23

22 Namık Kemal Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı 23 Ankara Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı

24 Necmettin Erbakan Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı

25 Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji EAH, Çocuk Endokrinoloji Kliniği 26 Konya Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği

27 Erzurum Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği 28 Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği 29 Atatürk Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı

30 Gazi Üniversitesi, Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı 31 Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi

AMAÇ: Bu prospektif kohort çalışmada Türkiye’deki çocuk endokrin merkezlerinde tip 1 diyabet (T1DM) tanısı alan çocuk ve adolesanların klinik, laboratuar ve tedavi özelliklerinin saptanması amaçlanmıştır.

GEREÇ VE YÖTEM: Türkiye’deki çocuk endokrin merkezlerinde 2018 yılından itibaren tanı alan 18 yaş altı T1DM vakaları çalışmaya alındı. T1DM tanı kriteri olarak diyabetik ketoasidoz (DKA) ile başvuru ve/veya akut semptomatoloji ile en az bir diyabet antikor pozitifliği kabul edildi.

Covid19 pandemisinin başlangıç tarihi olarak Türkiye’de ilk vakanın bildirildiği 11.03.2020 tarihi alındı.

BULGULAR:11.07.2018-21.11.20121 tarihleri arasında 31 merkezden 1513 hasta verisi girildi.

Çalışma kriterlerine uymadığı için 375 hastanın verisi (34’ü eski tanı, 341’inin diyabet antikorları negatif/bakılamamıştı) çalışma dışı bırakıldı. Kalan 1135 hastanın verileri değerlendirildi.

Hastaların %52,1(n:591)’i kızdı. Ortalama tanı yaşı 9,3±4,2 yıldı. Hastaların %55’i prepubertaldi. Hastalar sıklıkla kış (%29,8), ilkbahar (%25,8), sonbahar (%22,5) ve yaz (%21,9) aylarında tanı almıştı.

Hastaların %19,9’u sadece hiperglisemi, %29,1’i diyabetik ketoz ve %51’i DKA (%16,8 hafif,

%17,2 orta, %17 ağır) ile başvurmuştu, 7(%0,6) hastada beyin ödemi mevcuttu. Tanı anında ortalama kan şekeri 418±169 mg/dl iken eş zamanlı c-peptid 0,52±0,62 ng/ml ve HbA1c 12,2±2,5 idi.

Tanı anında hastaların %83,6’sında anti-GAD, %59,3’inde anti-adacık ve %20,5’inde anti- insülin pozitifti. Hastaların %59,4’ünde bir antikor, %36,4’ünde iki antikor ve %4,2’sinde üç antikor pozitifliği vardı. Hastaların %12,2’sinde hashimoto tiroiditi saptandı ve %1,9’unda guatır mevcuttu. Doku transglutaminaz IgA (dTGA) bakılan (n:944) hastaların %9,4’ü pozitif, EMA bakılan hastaların (n:545) ise %12,5’i pozitifti.

Diyabet eğitimi %37,6’sında hemşire, %60,5’inde doktor ve hemşire, %1,9’unda sadece doktor tarafından verilmişti. Diyabet eğitimi ortalama 9±4(2-30) günde tamamlanmıştı. Hastaların

%14,9’una tanıda karbonhidrat sayımı eğitimi (KSE) verildiği saptandı. %97,7 hastaya tanıda yoğun insülin (4 doz/gün), %1,8 hastaya geleneksel insülin (2 doz/gün) ve %0,5 hastaya

(24)

24

pompayla insülin tedavisi başlanmıştı. Hastaların %3,4’ü ilk ayda sensör kullanmaya başlamıştı.

Hastaların başvuru özelliklerine Covid19 pandemisinin etkisini incelediğimizde; pandemi sırasında DKA ile başvuru sıklığı artmıştı, (pandemi öncesi %47,3, pandemide %61,8 p:0,0001) ancak ağır DKA sıklığı benzerdi. Pandeminin ilk ve ikinci yılı arasında DKA ile başvuru oranında anlamlı bir farklılık yoktu (ilk yılda %62,3, ikinci yıl %60,5). Pandemi öncesinde en sık kış (%33,9) ve ilkbaharda (%25,7) tanı konulurken; pandeminin ilk yılında en sık yazın, pandeminin ikinci yılında ise en sık ilkbaharda tanı kondu (p:0,0001). Pandemi öncesi ve pandemi sırasında anti- GAD ve anti-insülin antikor pozitifliği sıklığı benzerken, pozitif anti-adacık antikor sıklığında azalma (pandemi öncesi %62,1, pandemide %52,6 p:0,008) gözlendi. Ancak pandemiyle birlikte hastaların pozitif diyabet antikor sayısında anlamlı bir değişiklik yoktu (p:0,917).

Pandemiyle birlikte tiroid otoantikor, dTGA ve EMA pozitifliği benzerken, anti-gliadin pozitifliğinde artış (pandemi öncesi %8,4, pandemide %17,3 p:0,031) gözlendi. Pandemiyle birlikte tanı anında KSE verilen hasta sayısında düşüş (pandemi öncesi %16,2, pandemide

%11,1 p:0,044) gözlendi.

SONUÇLAR: Bu çalışma Türkiye’deki 31 merkezin son 4 yılda tanı alan T1DM hastalarının özellikleri ve pandeminin etkisini ortaya koymaktadır. Türkiye’de Pandemiyle birlikte DKA ile başvuruların arttığı ve bu artışın kapanma dönemi dışında da devam ettiği gözlendi. Tanı anında KSE verme oranlarının halen çok düşük olduğu ve pandemiyle birlikte daha da azaldığı dikkat çekmiştir. Ayrıca tanıdan itibaren sensör kulanım oranının da düşük olduğu tespit edildi.

Pandemiyle birlikte değişen başvuru mevsimi ve otoantikor oranları için daha uzun süreli gözleme ihtiyaç vardır.

(25)

25

KISA SÖZEL BİLDİRİ ÖZETLERİ

(26)

26

[KS-03][Kabul:Kısa Sözel]

Diyabet antikoru pozitif olguda uzamış balayı : De novo ABCC8 mutasyonu

Burçe Orman1, Senem Esen1, Abdullatif Bakır2, Şenay Savaş Erdeve1, Semra Çetinkaya1 1SBÜ Ankara Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrin Kliniği

2SBÜ Ankara Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Tıbbi Genetik Kliniği

Amaç:

Genç bireylerdeki tüm diyabet vakalarının % 1-5’ini monojenik diyabet oluşturur. Diyabetin monojenik nedeni olan 30’dan fazla gen vardır. ATP bağlayıcı kaset taşıyıcı C alt ailesi 8. üyesi (ABCC8) geni, kromozom 11p15.1 üzerinde bulunur. Bu gen, sülfonilüre reseptörü 1 (SUR1) proteinini kodlar. Spesifik olarak, SUR1’deki mutasyonlar, adenozin trifosfat (ATP) duyarlı potasyum kanallarının (K ATP kanalı) aşırı veya azalmış aktivasyonu ile sonuçlanan monojenik diyabete neden olur ve böylece insülin sekresyonu bozulur. Maturity-Onset Diabetes of the Young (MODY) tip 12, sülfonilüre reseptörünün kodlanmasına katkıda bulunan, ABCC8 gen mutasyonunun neden olduğu bir monojenik diyabet tablosudur. ABCC8 mutasyonlarının neden olduğu monojenik diyabeti olan hastalar sülfonilüre ile tedavi edilebilirler. Burada ketozis ile başvurarak tip1 diyabet tanısı alan ve takibinde genetik test sonucu ABCC8 geninde heterozigot c.1616A>G p.(Tyr539Cys) olduğu görülen bir hasta sunulmuştur.

Olgu :

10 yıl 6 aylıkken poliüri-polidipsi yakınması ile getirilen erkek olgunun, fizik muayenede genel durumu iyi, boy 142 cm (+0,4 sds), vücut ağırlığı 32 kg (-0,25 sds) idi , tansiyon 100/60 mmHg, prepubertal ve diğer sistem muayeneleri doğaldı. Özgeçmişinde özellik yoktu. Term 3000 gram doğan olgunun anne baba arasında akrabalık yoktu. Paternal dedesinde ileri yaşta başlayan diyabet mevcuttu. Laboratuvar incelemesinde kan şekeri 305 mg/dl saptandı. Kan gazında asidozu yoktu, kan ketonu (++) bulundu. HbA1c %11,8, anti GAD düşük titrede pozitif, anti insülin antikoru ve anti adacık antikoru negatif idi. Çölyak ve tiroid oto antikorları negatif saptandı, tiroid fonksiyon testleri ötiroid idi. Olgu diyabetik ketoz tanısı ile yatırıldı, subkutan yoğun insülin tedavisi ve diyabetik diyet başlandı, karbonhidrat sayımı öğretilerek 0,8 ü/kg/gün dozunda yoğun insülin tedavisi ile taburcu edildi.Takibinin 1.yılında 0,65 ü/kg/gün insülin alırken kan şekeri profili ve HbA1c değerlerinin iyi olması (< %6) nedeni ile kan şekeri 129 mg/dl iken bakılan C peptid düzeyi 1,75 ng/ml saptandı. Takibinin 18.ayında aldığı insülin dozu 0,47 ü/kg/gün ve HbA1c değeri % 5,9 olan olguda bu dozlar ile aralıklı hipoglisemi geliştiği görüldü. Bakılan çölyak antikoru negatif saptanan olgunun anne ve babasının kan şekeri profili normaldi. MODY gen analizinde ABCC8 geninde heterozigot c.1616A>G p.(Tyr539Cys) muhtemel patojenik değişiklik saptandı. Bu sonuç ile hasta yatırılarak oral sülfonilüre tedavisi başlandı, yakın kan şekeri takibi ile sülfonilüre dozu 1mg/gün dozundan 6mg/gün dozuna çıkılmasına rağmen, insülin ihtiyacı aynı kaldı.

Sonuç:

ABCC8 mutasyonu olan hastalarda genotip-fenotip korelasyonu çok heterojendir, ılımlı kan şekeri yüksekliğinden aşikar diyabete kadar değişen klinik olabilir, bu hastalarda tedavide sülfonilüre tedavisinin yeri vardır fakat sülfonilürelere karşı değişken bir yanıt görülür. 85 hastanın tarandığı bir çalışmada 7 bireyde ABCC8 mutasyonu saptanmış ve hastalardan 5’i sülfonilüre tedavisine cevap vermiş, 2 hastada ise insülin kullanımına devam edilmiştir. Bu bilgiler ışığında atipik seyirli diyabetik hastalarda antikor pozitifliği ve negatif aile öyküsü olsa bile tedavi değişikliği olabileceğinden MODY akılda tutulmalıdır.

(27)

27

[KS-04][Kabul:Kısa Sözel]

Prader-Willi Sendromlu Olguda Erken Yaşta Gelişen Tip 2 Diyabetes Mellitus Yazar adları*

İclal OKUR1, Erdal KURNAZ1, Naz GÜLERAY-LAFCI2, Şenay SAVAŞ-ERDEVE1, Mutlu UYSAL- YAZICI3, Fatma Zehra ÖZTEK-ÇELEBİ4, Meltem AKÇABOY4, Semra ÇETİNKAYA1

Çalıştıkları Kurumlar**

1SBÜ Ankara Dr.Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrinolojisi Kliniği, Ankara

2 SBÜ Ankara Dr.Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Tıbbi Genetik Kliniği, Ankara

3SBÜ Ankara Dr.Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Yoğunbakım Kliniği, Ankara

4SBÜ Ankara Dr.Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği, Ankara

Amaç: Prader-Willi sendromu (PWS), 15. kromozomun uzun kolunda q11-q13 delesyonu sonucu ortaya çıkan doğumsal genetik bir hastalıktır. Belirgin obezite ve artmış diyabet prevalansı ile karakterizedir. Literatürde 10 yaş altında diyabet gelişen PWS’lu olgu bildirilmemiştir. Burada ailede Tip 2 diyabet öyküsü olan ve erken yaşta Tip 2 diyabet tanısı alan bir olgu sunulacaktır.

Olgu:7 yaş 10 aylık PWS tanılı kız olgu, solunum sıkıntısı ve uykuya eğilim nedeniyle acil servise getirildi. Öyküsünden bir haftadır poliüri, polidipsi, kilo kaybının olduğu öğrenildi. Öz ve soygeçmişinden; 42 haftalık 2880 g doğduğu, doğum sonrası emmeme ve hipotonisite nedeniyle yenidoğan yoğunbakım ünitesine yatırıldığı, polidaktili nedeniyle opere olduğu, hipotonisitesinin bir yaşına kadar sürdüğü, gelişim basamaklarının geri olduğu (desteksiz oturma: İki yaş, yürüme: Üç yaş), beş yaş 10 aylıkken PWS (Microarray ile 15. kromozomda 5024 Kb büyüklüğünde delesyon) tanısı aldığı, altı yaşında obstrüktif uyku apne sendromu nedeniyle geceleri pozitif basınçlı solunum cihazı kullanmaya başladığı, dört kez pnömoni nedeniyle hastaneye yatırıldığı, son yatışında tromboz gelişimi nedeniyle clexan başlandığı, babasında Tip 2 diyabet, ailesinde polidaktili öyküsü (dayıda) olduğu öğrenildi.

Başvuru fizik incelemesinde; letarjik görünümde, Glaskow Koma Skalası 12, solunum sayısı 60/dakika (Kusmaull solunum paterni), tansiyonu 120/80 mmHg, nabız 111/dakika, vücut ağırlığı 58 kg (4,27 SDS), boyu 124 cm (-0,16 SDS), vücut kitle indeksi 37,7 kg/m2 (3,57 SDS), kuru mukozal membranlar, içe çökmüş göz küreleri, azalmış cilt turgor tonusu, karakteristik yüz görünümü (badem gözler, basık burun kökü, obez görünüm), bilateral aksiller akantozis, Evre III pubik kıllanma mevcuttu. Sol ayakta 5. Metakarpofalangial eklemde postaksiyal polidaktili vardı. Acil serviste bakılan glukoz 696 mg/dL, idrar ketonu ++++, kan gazında pH 6,9, bikarbonat 5,3 mmol/L, sodyum 124 mEq/L, potasyum 2,59 mEq/L, fosfor 4,5 mg/dL, BUN 23 mg/dL, kreatinin 1.24 mg/dl idi. Diyabetik ketoasidoz (DKA) tanısıyla yoğun bakım ünitesine yatırılan olgunun, eş zamanlı insülin 2,1 µIU/mL, C-peptid 1 ng/mL, HbA1c %13,9, anti-adacık, anti-insülin, anti-GAD antikorları negatif bulundu. Olgunun DKA tedavisi 48 saat sürdü ve bu süreçte direngen asidoz ve kreatinin değerlerinde geçici yükselme (2,07 mg/dL) gelişti (Son

(28)

28

kreatinin değeri 5,59 mg/dL). DKA tedavisi sonrası 0,7 Ünite/kg/gün kristalize insülin tedavisine geçilen olguya diyabet eğitimi verildi. Taburculuğunda insülin dozu ise; 0,5 Ünite/kg/gün idi. Tiroid fonksiyon testleri ötiroidi ile uyumlu idi, prematüre adrenarş açısından bakılan DHEAS düzeyi 209,03 µg/dL, 17OHP düzeyi ise 24,14 ng/L (<1000) ölçüldü. Obezite komorbiditeleri taranan olgunun 24 saatlik tansiyon monitörizasyonu hipertansif değerler gösterdi, ekokardiyografisinde hipertansiyona ikincil sol ventrikül hipertrofisi saptandı.

Abdomen ultrasonografisinde; karaciğerde Evre II yağlanması mevcuttu, surrenal ve renal patoloji görülemedi. Göz dibi incelemesinde patolojik bulgu yoktu. Çocuk psikiyatrisince yapılan bilişsel değerlendirmesinde hafif yetersizlik saptandı. Enalapril tedavisi başlanan olgunun izlemindeinsülin tedavisi 0,43 Ünite/kg/gün dozunda devam etti ancak hasta daha sonra takiplerine gelmedi.

İzole ailesel geçişli polidaktili açısından bakılan GLI3 geninde patojenik değişiklik saptanmadı.

Sonuç: PWS tanılı olgumuzda literatürden farklı olarak, <10 yaşta DKA ile prezente olan Tip 2 diyabet tanısı koyduk. Aile öyküsü olmasının sürecin erken prezentasyonuna katkı sağlamış olabileceğini düşünmekteyiz. PWS olgularında ailede diyabet öyküsü varsa, diyabetin erken gelişimi açısından kilo kontrolü ile özenin arttırılmasının ve kan şekerinin düzenli denetlenmesinin yararlı olacağı kanaatindeyiz.

(29)

29

[KS-06][Kabul:Kısa Sözel]

SARS-CoV-2 Yeni Bir Diyabet Tetikleyicisi mi?

Beste Yüksel Saçlı, Elif Sağsak

Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD

Amaç: Diyabet tanısı sırasında SARS-CoV-2 tespit edilen bir olgu ile diyabet ile Yeni Coronovirüs Hastalığı (COVID-19) arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışan daha ileri araştırmalara ışık tutmak.

Olgu: 8 yaşında erkek hasta, son 12 gündür çok su içme ve çok idrara çıkma yakınmasıyla başvurdu. Özgeçmiş ve soygeçmişinde özellik yoktu. Abisinin yaklaşık 1 ay önce COVİD-19 geçirdiği öğrenildi. Halsiz görünüm dışında fizik muayenesinde başka özellik olmayan hastanın tetkiklerinde kan şekeri 565 mg/dL saptandı. Kan gazında asidozu olmayan hastanın idrarında keton saptanmadı. SARS-CoV-2 PCR pozitif tespit edildi. İnsülin tedavisi başlanan hasta diyabet eğitimi sonrasında taburcu edildi. 1 ay sonra yapılan tetkiklerinde HbA1c %9,2; C-Peptid 1,29 ng/mL (Referans aralığı: 1,1-4,4 ng/mL), adacık hücre ve anti-glutamik asid dekarboksilaz otoantikorları negatif olarak saptandı. Hastanın kullanmakta olduğu insülin dozu 0,2 U/kg/gün düzeyine kadar inildi ve kan şekeri takiplerinde regüle seyretti.

Tartışma ve sonuç: COVID-19 pandemisi boyunca yeni tanı Tip1 Diyabetes Mellitus (T1DM) ve ağır ketoasidoz vakalarının sıklığının arttığını gösteren çalışmalar vardır. Bu da SARS-CoV-2’ nin diyabet için yeni bir tetikleyici olabileceğini düşündürmektedir. Yine çalışmalar SARS-CoV-2’nin ACE-2 reseptörleri aracılığıyla adacık hücresine girip geri dönüşümlü beta hücre hasarı ve geçici hipoglisemi yapabileceğini göstermiştir. Hastamızın insülin ihtiyacının az olması, balayı döneminde olduğunu düşündürdüğü gibi otoantikor negatifliği, COVİD-19 birlikteliği, tanıdan önce semptomların kısa süredir olması geçici hiperglisemiden mi geçiyor sorusunu da akla getirmektedir. COVİD-19 ve diyabet birlikteliğinin olduğu olguların paylaşılması ve uzun dönem takip sonuçları bu sorulara ışık tutacaktır.

(30)

30

[KS-08][Kabul:Kısa Sözel]

Jeneralize Yağ Kaybı Zemininde Kaslı Bir Görünüm, Dramatik Yüksek Trigliserid ve Düşük Leptin Düzeyleri ve Kötü Kontrollü Diyabet: Her Zaman Lipodistrofi midir?

Yasemin Denkboy Öngen1, Gökhan Öngen2, Meltem Buhur Pirimoğlu1, Kadriye Cansu Şahin1, Erdal Eren1, Barış Akıncı3

1 Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD, Çocuk Endokrinoloji BD, Bursa

2 Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji AD, Bursa

3 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları AD, Endokrinoloji BD, İzmir Giriş

Lipodistrofi, adipoz dokuda parsiyel veya jeneralize kayıp ile seyreden, nadir görülen, heterojen bir hastalıktır. Kötü kontrollü diyabet ve ağır hipertrigliseridemi jeneralize lipodistrofide adolesan veya genç erişkin yaşlarda gelişen metabolik komplikasyonlardır.

Bu bildiride kliniğimize kötü kontrollü diyabet ve ileri derecede yüksek trigliserid düzeyleri ile tarafımıza başvuran ve yağ dokusu kayıp yanısıra kaslı görünümü nedeniyle ilk planda jeneralize lipodistrofi düşünülen bir olgudan bahsedeceğiz.

Olgu Sunumu

On üç yaş erkek olgu kilo kaybı, çok su içme ve çok idrara çıkma şikayetleri ile başvurduğu dış merkezde serum glikozu 426 mg/dl, keton pozitifliği ve ek olarak total kolesterol 1079 mg/dl, LDL kolesterol 229 mg/dl ve çok yüksek trigliserid 10574 mg/dl olması üzerine tarafımıza yönlendirildi. Vücut ağırlığı:40 kg (SDS: -1,11), Boy:170 cm (SDS: 1,47) ve vücut kitle indeksi (VKİ):13,84 kg/m2 (SDS: -2,62) tespit edildi. Fizik bakıda kaslı vücut yapısı ve derialtı yağ dokusunda belirgin azalma ile birlikte ekstremitelerde belirgin venler gözlendi.

Hepatosplenomegali ve akantozis saptanmadı. Puberte evre 4 olarak değerlendirildi. HbA1c

%>18,2, insülin <1,0 mIU/L, C-Peptid 0,20 μg/L, GAD-65 antikoru pozitif, anti-insülin ve anti adacık antikorları ise negatif bulundu. Anne-baba arasında kuzen evliliği olan, kardeşleri ve anne-babası sağlıklı olan, ailede tip 1 ve tip 2 diyabet öyküsü olmayan ancak amcalarında kolesterol yüksekliği öyküsü olduğu öğrenilen olguda; yağ dokusunun azalmış görünümünün 2-3 aydır olduğu, ayrıca güreş sporu ile ilgilendiği aile tarafından belirtildi. Jeneralize yağ dokusu kaybı, kaslı vücut yapısı ve belirgin yüzeyel venlerin gözlenmesi ve kötü kontrollü diyabet ve ağır dislipidemi saptanan olgu lipodistrofi açısından incelemeye alındı. Leptin düzeyi 0,14 ng/ml olarak sonuçlandı (VKİ:16,96 iken 0,5-3,2) Tüm abdominal ultrasonografide hepatik steatoz bulgusu yoktu. C3 ve C4 düzeyleri normal saptandı. Ekokardiyografide kardiyak patoloji yoktu. Tüm vücut MR görüntülemesi; kalça kuşağında, diz eklemi çevresinde, ayak tabanında, retroorbital alanda, her iki dirsek eklemi çevresinde, genital bölge düzeyinde, her iki el palmar yüzeyde cilt altında rezidü yağ tespit edilmekle birlikte, genel olarak yağ miktarının azalmış olduğu görülürken; tüm vücut DEXA görüntülemesinde total yağ oranı

%21,8 saptandı. Mekanik yağ dokusu korunmuş olan olguda CGL1 ön tanısı ile gönderilen AGPAT2 gen analizinde değişim saptanmadı.

Genel olarak jeneralize yapıda yağ kaybı ve kaslı görünümü ve ağır metabolik anormallikleri nedeniyle ilk planda lipodistrofi düşünülen hastada insülin direncinin fizik muayene ve laboratuvar bulgularının olmaması ve ektopik yağlanmanın tespit edilmemesi ve bu dönemde bakılan adiponektin düzeyi 4,4 ug/ml (3,4-18,6) bulunması nedenleriyle lipodistrofi tanısından uzaklaşıldı ve hastanın insülin tedavisine yanıtının değerlendirilmesine ve klinik

(31)

31

izlemine karar verildi. Hastaya çoklu doz insülin tedavisi (1,2 ü/kg/gün) ve metformin tedavisi başlandı. İzlemde hastanın kilo alımı ile birlikte lipodistrofi benzeri vücut görünümü gerilediği görüldü. İnsülin direnci bulguları olmayan olguda metformin tedavisi kesildi. İnsülin tedavisinin 1. yılında Ağırlık:66,2 kg (SDS:0,84) Boy:171,5 cm (SDS:0,83), puberte evre 5, kaslı vücut görünümüne karşın yağ dokusu kazanımının olduğu görüldü. Kontrollerinde trigliserid 97mg/dl, total kolesterol 189 mg/dl, HDL kolesterol 49 mg/dl, LDL kolesterol 95 mg/dl saptandı ve günlük toplam insulin dozu 0,6 ü/kg/gün olarak hesaplandı.

Tartışma

Lipodistrofi, hafif ve şiddetli formları olan, yağ dokusu kaybı ve buna bağlı metabolik bozukluklara neden olan; leptin eksikliği ile karakterize bir hastalık grubudur. Çok nadir görülmesi nedeniyle klinik bulguları ve fenotipik özellikleri tanıda önem taşır. Olgumuzda başvuru esnasında yağ kaybı, belirgin venler ve kaslı görünüm, çok yüksek trigliserid düzeyi ve düşük leptin düzeyi lipodistrofi ön tanısına yönlendirmiştir. Buna karşın fizik bakıda ve laboratuar değerlendirmede insulin direnci bulgularının izlenmemesi ve hepatik yağlanmanın yokluğu lipodistrofi genel tanısını desteklememiş ve normal adiponektin düzeyleri de bu değerlendirmeleri desteklemiştir. İzlemde ise lipodistrofi olgularının yalnızca insülin tedavisi ile kilo alımı beklenmezken, olgumuzda 25 kilo tartı alımı gözlenmiş ayrıca cilt altı yağ dokusu kazanımı fizik muayenede izlenmiştir. Ayrıca kaslı görünümün hastanın devam ettiği güreş sporu ile ilgili olabileceği düşünülmüştür. Tanı anında leptin düşüklüğü saptanmış olsa da leptin düzeylerinin lipodistrofi tanısı için kullanımının leptin ölçümlerinde yeterli standardizasyon olmaması nedeniyle uygun olmayacağı ve ayrıca leptin düzeylerinin adolesan dönemde ve erkeklerde düşük olabileceği düşünülmüştür. Bu olgu deneyimimiz her ne karar genel görünüm ve metabolik özellikler lipodistrofiyi desteklese de hastalığın diğer bulgularının izlenmediği olgularda klinik değerlendirme ve izlemin doğru tanıya ulaşmakta leptin düzeyi ölçümü, tüm vücut MR görüntülemesi, tüm vücut DEXA görüntülemesi veya genetik testler gibi pahalı ve sofistike yöntemlerden daha değerli olabileceğini ve bu durumun özellikle ülkemizin de yer aldığı gelişmekte olan ülkeler için önemli olabileceğini bizlere göstermiş ve endokrinoloji ekipleri olarak bu konudaki klinik deneyimimizin artmasının önemini vurgulamıştır.

(32)

32

[KS-12][Kabul:Kısa Sözel]

Monogenik Diyabetin Nadir Bir Nedeni; MODY Tip 9

Aslıhan Araslı Yılmaz1, Nilay Görkem Erdoğan, Abdullatif Bakır2, Şenay Savaş Erdeve1, Semra Çetinkaya1

1-SBÜ, Ankara, Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Endokrinoloji Kliniği

2- SBÜ, Ankara, Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Tıbbi Genetik Bölümü

Giriş:‘Maturity-Onset Diabetes of the Young’(MODY) tip 9, ‘Paired box’ gen 4'deki (PAX4) mutasyonları sonucu gelişen ve nadir görülen bir diyabet nedenidir. PAX4; embriyonik aşamada pankreas gelişiminin önemli bir düzenleyicisidir ve adacık beta hücrelerinin farklılaşması, regulasyonu, INS ve glukagon promoter aktivitesinin regresyonundan sorumludur. Aynı genotipe sahip olgular arasında bile, fenotipin değişkenlik gösterdiği bilinmektedir. Hafif vakalar sadece yüksek açlık glukoz seviyeleri veya bozulmuş glukoz toleransıyla ortaya çıkabilirken, bazı vakaların polidipsi, poliüri, kilo kaybı gibi tipik diyabet semptomları gösterebildiği raporlanmış, ketoza yatkın diyabet ile ilişkilendirilmiş, diyabetik son dönem böbrek hastalığı görülebildiği gözlenmiştir. Burada PAX-4 geninde heterozigot mutasyon saptanan farklı klinik prezentasyonlarla seyreden iki ayrı olgu sunulacaktır.

Olgu 1: 10 yaş 3 aylık kız hasta kan şekeri değerinin yüksek saptanması nedeniyle başvurdu.

Özgeçmişinde konjenital hipotiroidi tanısı aldığı ve levotiroksin kullandığı, soygeçmişinde aralarında uzaktan akrabalık öyküsü olan, anne-babanın birinci çocuğu olarak doğduğu, annede, annenin anneannesinde ve teyzelerinde diyabet öyküsü olduğu öğrenildi. Fizik muayenesinde VA 51 kg (1,92 SDS), boy 140,1 cm (0,01 SDS), VKİ 25,9 kg/m2 (2,24 SDS), pubertesi Tanner Evre III idi. Laboratuvar incelemelerinde; glukoz 116 mg/dl, C-peptid 4,34 ng/mL Hba1c %6,92, diyabet otoantikorları negatif bulundu. Kan şekeri izleminde hiperglisemik değerleri görülen hastaya diyabetik diyet ve metformin tedavisi başlandı.

Obezite komorbidete taramasında; dislipidemi, hipertansiyon ve ekokardiyografide sol ventrikül hipertrofisi saptandı. Antihipertansif tedavi ve omega 3 desteği başlandı. İzleminde iki yıl kontrole gelmeyen olgu, iki yıl sonra poliüri, polidipsi şikayetleriyle tekrar başvurdu.

Tetkiklerinde glukoz 238 mg/dL, C-peptid 2,84 ng/mL, HbA1c %11,6 ve diyabet otoantikorları negatif idi. Eşlik eden ketoz ve asidozu yoktu. Çoklu insülin tedavisi ve metformin tedavisi başlanan olgunu izleminde insülin ihtiyacı azaldı, ancak kesilemedi. İnsülin dozları düşük olan olgunun MODY gen panelinde c.748-3T>C heterozigot mutasyon saptandı, segregasyon analizi planlandı. Metformin ve insülin tedavileri kesilerek, glimeprid tedavisine geçildi. Glimeprid 3 mg/gün dozunda kan şekerlerinin normoglisemik değerlerde seyrettiği görüldü.

Olgu 2: 12 yaş 8 aylık erkek olgu boy kısalığı nedeniyle getirildi. Özgecmişinde özellik yoktu.

Soygeçmişinde aralarında akrabalık olmayan anne-babanın ikinci çocuğu olarak doğduğu, baba ve babaannede hipertansiyon, paternal dedede diyabet öyküsü mevcuttu. Başvuru fizik incelemesinde; VA 36,65 kg (-1,29 SDS), boy 135,2 cm (-2,65 SDS), VKİ 20,05 kg/m2 (0,1 SDS), pubertesi Tanner Evre II ile uyumlu ve bilateral hidroseli mevcuttu. Kemik yaşı 11 yaş, rutin tetkiklerinde açlık glukoz 115 mg/dl dışında özellik olmayan olgunun, diyabet semptmları olmadığı öğrenildi. Tekrarlanan açlık glukoz 108 mg/dL, C-peptid 1,38 ng/ml, HbA1c %5,6, ve diyabet otoantikorları negatif bulundu. Anne ve babanın açlık kan şekeri ve Hba1c değerleri normal sınırlarda idi. IGF-1 159 ng/mL (-2/-1 SDS), IGFBP-3 4570 ng/Ml (-1/mean),

(33)

33

iki büyüme hormonu testine yetersiz büyüme hormonu yanıtı alındı. Hipofiz MR görüntülemesi normal bulundu. Büyüme hormonu tedavisi öncesi yapılan

genetik analizinde PAX4 geninde c.755dupC(p.Gly253Trpfs33) heterozigot mutasyon saptandı.

Segregasyon analizi planlandı. İzlemde diyabetik beslenme planı ile kan şekerleri normoglisemik değerlerde seyretti. Büyüme hormonu tedavisi ile kan şekeri değerlerinin değişimi açısından öngörüde bulunabilmek için oral glukoz tolerans testi planlandı. Büyüme hormonu eksikliğinin aşikar insülin ihtiyacını maskeleyip maskelemediği ile ilgili olgunun izleminde gözlem yapılması planlandı.

Sonuç: Nadir olması nedeniyle, MODY tip 9’un klinik özellikleri belirsizliğini korumaktadır. Yeni vakaların yakalanması ve izlenmesi; MODY tip 9 fenotipinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

Referanslar

Benzer Belgeler

• Elektrofizyolojik çalış alarda otor ileti hızı yavaşlar ve nadiren duyusal nöropati de eşlik ede ilir... HNPP

Prevalence of incidental thyroid cancer and its ultrasonographic features in subcentimeter thyroid nodules of patients with hyperthyroidism. Comparison of the prevalence

pH'daki çözü ürlüğü, ATLS'de idrarı pH'ı ı 7- 7.5 hedefle esi gerektiği i gösterir.. • Genel olarak, ksantin en az çözünen purin metabolitiyken, ürik asit alkalik

 Perinatal asfiksi tanısı konulan , hipotermi tedavisi kriterlerini taşıyan ve yapılan antenatal USG’de karında kitle şüphesi olan hasta ileri tetkik ve tedavi

2000 -2005 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı (Araştırma Görevlisi)?. 2005- 2008 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi

Bazal insülin ihtiyacını karşılayan insülinlerin, tek başına veya prandiyal kısa etkili insülinlerle kombine edilerek kullanıldığı çok farklı insülin

… Diyaliz tedavisine başlayınca insülin gereksinimi azalır (insülin direnci↓). … Olguya göre uygun

değerle diril iş ve eyi to ografisi çekil iş. • Beyin tomografisinde patolojik bulgu izlenmeyen hasta ı davra ış ozukluğu metpamid yan etkisi, ateşi dehidratasyon