II. Bölüm
“Hala öğreniyorum.”
MICHELANGELO
1. Biyoloji (dirimbilim) felsefesinin doğuşu, 2. Biyoloji felsefesinin evreleri
3. Eski Uygarlıklar; Çin, Hindistan, Anadolu
Uygarlıkları, Mısırlılar, Mezopotamya
Biyoloji (dirimbilim) felsefesinin doğuşu,
“Bilim dünyada yer alan nesneleri betimlerken felsefe onları sınıflandırır.”
“Bilim bilgi verirken, felsefe bilginin ne olduğunu, neyi ve nasıl bilebileceğimizi araştırır. Öyleyse,
felsefe var olan şeylerle ilgili olarak akla dayalı bir açıklama sağlar.”
“Bilimlerin ayrı ayrı ele aldığı olgu sınıflarının tümünü birden açıklayacak en genel ilkelere ulaşmaya çalışır.”
Biyoloji Felsefesinin Evreleri
Niçin Biyoloji ve O’nun felsefesinin tarihi?
Her tür, yaşam akışı sürecinde gerek yaşanmış olayların birikimi gerekse yaşanacak olayların beklentisi etkisindedir.
Türün olduğu kadar her bireyin yaşamı bu olaylar zincirinin sınırladığı çerçeve içinde kalmak durumundadır.
Geçmişte türün yaşadığı olaylar ve bunların geleceğe uzantısı ancak bir anlamda biyoloji tarihi ile anlaşılabilir.
Bu da onu biyolojinin ana sorunu haline getirir.
Çünkü canlılarla ilgili hiçbir araştırma geçmişi göz ardı edilerek yapılamaz.
İnsan geçmiş deneyimlerin kendisine yaptığı kazanımlarla, geleceği konusunda yapması gerekenleri ön gören stratejiler belirler.
Biyoloji biliminde stratejiler belirlemek için ise, canlı ve oluşumunu, filogenik olgu içinde geriye dönük incelemek için ‘biyoloji felsefesi ve tarihi’ne ihtiyacımız vardır.
ve Deontoloji
Eğitim programlarında deontoloji ve mesleki tarih derslerini alan ve diğer tarafta bundan haberdar dahi olmayan biyoloji ve benzeri bir çok meslek grubunun mezunlarının saygınlıklarının
karşılaştırılması gerekir.
Meslekte iyi, daha iyi olmanın yolu da mesleğinin geçmişini iyi bilmek ve bunun üzerine bilgi
tuğlalarını koymaktan geçer!
Platon;
“Her birey tümel kavramdan bir pay alır.”
“İnsan birey olarak tüm insanların sahip olduğu genlerden; ‘gen
havuzu’ndan bir pay alır. Ama her insanın birey olarak payı bir diğerinden farklıdır.”
demiştir.
Aristo bunu;
“Her birey bir temel taşıyıcıdır. Ancak her birinin taşıdığı yükün nitelikleri ‘kalitesi’ değişen bir niceliktedir.”
şeklinde ifade etmiştir. Bu pay türün genotipidir.
Biyoloji felsefesinin evreleri
Biyolojiyi tarih açısından ele aldığımızda onu da
beşeri tarih gibi değerlendirir ve sınıflandırırız. Oysa işin içine felsefe yönü girince, biyolojinin yaşam
öyküsü şekline dönüşebilir.
Bunu da bir çocuğun yaşam öyküsü olarak ele alabiliriz.Buna göre çocuğun yaşam öyküsünün evreleri;
( Biyoloji’de Geçmişe Yolculuk, Prof. Dr. Yalçın Şahin)
1. Zigota giden yol ile başlar.
Bu anne babanın birbirini bulması ya da
flört evresi olarak da bilinir. Biyoloji
çocuğunun yaşam öyküsünde bu, modern
insan olmaya giden yol ile örtüşür. Çünkü
modern insan olmazsa bilim de olmaz.
2. Doğum öncesi evre:
Bu evre zigot oluştuğu ve embriyo gelişmesinin başlayıp sürdüğü dönemdir.
Doğuma kadar sürer. Bunun karşılığı her
türlü bilgilerin toplandığı ama bilimsel
alana aktarılamadığı eski uygarlıklar
dönemidir.
3. Doğum evresi;
Bilime merhaba denilen antik çağ ile
örtüşür, çünkü doğum olmazsa çocuk da
yaşayamaz. Bilim olmazsa bilimsel
soruların da yanıtı bulunamaz ve zaman
içinde kaybolup gider.
4.Uyku evresi;
Her konuyu Batı’ya göre ayarlayan bizler
için Batı’nın ortaçağda uyuduğu
dönemdir. Çocuk da doğumdan bir
sonra bir müddet uyur, uyur…Oysa bu
dönemin ayrı bir tarafı vardır. İslam
dünyası! Burada bir erken rönesans
yaşanmıştır.
5. Uyanış ya da yeniden doğuş evresi;
Bunun karşılığı rönesanstır. Çünkü Antik
çağın ve İslam dünyasının bilgileri
Batı’ya aktarılmış, bu bilgiler orada
adeta yeniden doğmuştur.
6. Yürüme evresi;
Çocuk uykudan uyanmış ve artık yürümeye
başlamıştır. Bunun karşılığı Batı’da aydınlık
çağ, Doğu’da (özellikle İslam dünyasında)
uykuya devam dönemidir. Bilimde dev
adımlar atılmaya başlanmıştır! Kilisenin bilim
üzerindeki baskısı azalmıştır. Çünkü
reformasyon hareketi İncil’in her ülkede
kendi dillerine çevrilmesini sağlamıştır.
7. Koşma evresi;
Elektron mikroskobunun bulunması ile canlıya bakış açısının değişmesi ve bunun getirdiği her gün büyük ivme ile artan bilimsel çalışmalar dönemidir. Batı’da devam etmektedir.
Biz de mi?
Cevap hakkında biraz düşünelim!
Eski Uygarlıklar;
Çin, Hindistan,
Anadolu Uygarlıkları, Mısırlılar,
Mezopotamya ve İran felsefesi.
Geçmiş dönemlerde bulunan ve bugün modern bilim içerisinde kullanılan eski fikirler ve keşifler görmek
mümkündür. Ancak o dönemlerde bu bilgiler;
Dini kutlamalar için elverişli zamanı bulmak, Savaşlar kazanmak,
Mukaddes kitaplardaki kehanetlerin doğruluğunu kanıtlamak,
ve en önemlisi;
Hayatta kalabilmektir.
Bilime Erken Merhaba
Bilimde en önemli basamaklardan biri, öncelikle bilime taban oluşturacak
soruyu sormaktır.
Soru sorulur, yanıtını bulmak için de gözlemler ve birbiri arkası gelen
deneyler yapılır. Soruya doyurucu bir yanıt buluncaya kadar da deneyler
sürer.
Günümüzden 10 000 yıl önce Orta Asya ve Anadolu’da taş devrinden kalma çanak ve çömleklere, çakmak taşından ve taştan yapılmış topuz veya kargı biçimindeki silahlara, buğday ve arpa yetiştirildiğine ilişkin izlere rastlanmıştır.
Ancak, bu dönemlerde yapılan icatların veya yeniliklerin temelinde soru sorma ve metodolojik bir yolla yanıt arama çabası yoktur.
Örneğin; Babil saraylarının danışmanlarının matematik, astronomi ve tıp gibi alanlarda uzmanlaşmalarının sebebi teorik fizikle
ilgilenmeleri değil, geleceği tahmin etmek istemeleriydi.
Bunun aksine Yunan filozofları ise kozmosu açıklayabilecek muazzam sistemler kurmayı tercih etmişlerdi.
Bilimin asıl temelleri bugün büyü ya da ‘sözde bilim’ diye sık sık çamur atılan teknik ve
kavramlarda yatmaktadır.
◦ İnsanoğlu bu evrede hayatta kalma, yaşamı rahat kılma ve doğaya hükmetme isteğiyle yeni birikimler ve ilerlemeler kaydetmiştir.
◦ Eski uygarlıklar bu tarz yaşamı, dogmatik
inançların toplumu şekillendirmesi ile
süregelen uzun yıllar boyunca sürdürmüştür.
Bu dönem için henüz metodolojik bilimden bahsedilemeyeceği gibi
biyoloji tarihinden de söz etmek için çok erkendir.
Ancak metodik bilim’den
bahsedemezsek de biyolojinin Antik Çağ
öncesi izini sürebiliriz.
*12000 yıl önce Irak ve İsrail’de ilk olarak evcilleştirilen hayvan ‘köpek’tir.
*10000 yıl önce kabak ve patates tarımı yapılmış, bundan 2000 yıl sonra ise bira üretilmiştir.
*7000 yıl öncesinde Ukrayna’da at evcilleştirilmiş,
*1000 yıl sonra Mısırlılar maya kullanarak ekmek pişirmişlerdir.
Eski uygarlıklar için önemli olan ihtiyacın giderilmesi olsa da, ortaya çıkan bazı
söylencelerin daha sonraya aktarılması diğer bilimlerde olduğu gibi Biyoloji’de de yararlı olmuştur.
Özellikle evren ve insanın ortaya çıkışına
ilişkin görüşleri dikkate değerdir. Günümüzde
söylenceler önemini yitirmiş yerini bilimsel
olgular almıştır.
Bilim ilerledikçe ve bilimsel buluşlar çoğaldıkça, felsefe de dogmatizme olan yakınlığını giderek azaltmış, bilim-dogmatizm arasındaki yerini ortalara doğru çekmiştir.
Eski Uygarlıkların ‘Nereden geldik? Nereye
gidiyoruz?’ sorusuna bulmaya çalıştıkları yanıtlar,
bilimsel düşünceyi de neredeyse kamçılayıcı bir rol
oynamış, biyolojinin de bugünkü düzeye
ulaşmasında etkisi olmuştur. Bu açıdan eski
uygarlıkların düşünceleri ve vardıkları sonuçlar
önemlidir.
Sorduğunuz soru, yanıtınız doğru olmasa da o konuda başkalarının
uğraşmasına neden olduğu için önemli sayılır.
Soru-yanıt ilişkisinde ilk basamak
tamamlanmıştır. İkinci basamak zaman
içinde nasıl olsa aşılacaktır.
Bu nedenle eski düşünürlerin yorumları önemlidir.
Felsefe –filosofi olarak-, antikçağ Yunan
uygarlığında ortaya çıkmıştır.Ancak bugünkü
anlamında olmasa da bu gibi düşüncelerin
Yunanlılardan çok önceleri, eski Mısır,
Mezopotamya, Çin ve Hint uygarlıklarında
ortaya çıktığı şeklindeki bilgiler çeşitli
kaynaklarda yer almaktadır.
Eski Çin;
Çin’de tarım çok erken başlamıştır (İ.Ö. 8000- 5500).
-Kuzeybatı’da orta Asya’dan gelen ‘los’
(sarı toprak),
-Darı, sonra buğday ve pirinç,
-Köpek, keçi, koyun, sığır, at ve domuz evcilleştirilmiş,
-İpek böceği ve diğer böceklerin üretimi,
İLK BİYOLOJİK MÜCADELE!
Zararlı böcekleri, yararlıları ile ortadan kaldırma,
Yararlı bitkileri korumak için ağaçlara karınca torbası asma,
Kumaş yapımı ve geometrik şekilli çanak, çömlek yapımı,
Sulama hendekleri ve kanalların inşası
İ.Ö. 2250, Hanedan
döneminin başlaması,
Yazının bulunması,
Evliliğin kurumsallaşması, müziğin geliştirilmesi,
Yemek çubuklarının kullanılması,
Örgütlenme, şehirlerin kurulması, savaş arabalarının kullanılması,
Toprağı sıkıştırarak savunma amaçlı duvar
yapımı,
Deniz hayvanları kabuklarından para ve müzik aletleri yapımı,
Gününe göre oldukça iyi bir takvim,
Fal, kehanet ve tanrılara adak yaygın bir kültür,
Ondalık ölçü sisteminin geliştirilmesi ve
daha sonra geçerliğini kaybeden astronomik
değerlendirmeler,
Çinlilere göre;
Sürekli bir oluşum içinde oldukları evren ile doğa ve insan arasında sıkı bir ilişki vardır.
Madde sürekli devinim halindedir. İnsan
‘ying’ ve ‘yang’ ilkesininin etkisindedir.
Konfüçyüs geleneğine göre;
- Aile kavramı her şeyin üstündedir.
Şifalı bitkileri kullanma ve akupunktur,
Kağıdın bulunması ve yazının, resmin gelişmesi,
Barut, para, porselen, pusula, mürekkep,
matbaa, ve tekerlekli araba ilklerdendir.
Çin felsefesi üç bölümden oluşur;
1. Konfüçyüsçülük, Taoculuk ve Mohizm ve yanı sıra Yanıltmacılar, Yasakçılar ve Yeni Mohistler, 2. Ortaçağın karanlık ve durağan etkisi ile Hint
felsefesinden Budizm’in etkileri,
3. Çeşitli düşüncelerin karışımından oluşan kararlı ve kendine özgü ‘Yeni Konfüçyanizm’,
Konfüçyüs- 551-479 BC
Konfüçyüs’le noktalayalım!
“
Ana-babanıza sevgi, atalarınıza saygı
gösterin, sadık bir dost olun ve insanlarla
her zaman iyi geçinin, onları da sevin, size
yapılan kötülüklere daima iyilikle yanıt
verin ve en önemlisi istemediğiniz bir şeyi
başkalarına yaptırmayınız ya da onları
buna zorlamayınız.”
Eski Hindistan;
Farklı iklim etkileri altında geniş bir coğrafyadan oluşan Hindistan doğal olarak farklı kültürler doğurmuştur.
Günümüzden 4-5 bin yıl önceye gittiğimizde çok tanrılı devrelere rastlanmamaktadır.
Buna karşın burada adına ‘Doğu bilgeliği’
diyebileceğimiz bir düşünce ortamı
gelişmiştir.
Tarım yine tarım!
Buğday, arpa, baklagiller, susam,
hardal, hurma, çeşitli sebzeler ve pirinç,
Evcil hayvanlar; kedi, köpek, yabani
öküz, sığır, domuz, ve keçi,
Bilime en önemli katkı Matematik’te gelir.
‘0’ın ilk kez kullanılması,
10 tabanlı sayı sisteminin geliştirilmesi,
Geometri, cebir, birinci ve ikinci derece
denklemlerin çözümü, trigonometri, sinus,
kosinus fonksiyonlarının açıklanması,
Eski uygarlıkların çoğunda da görüldüğü gibi kozmoloji ve tıp iç içedir!
Canlılar evrenin bir parçasıdırlar.
Canlılar ve dolayısıyla insan da toprak, su, hava, ateş ve eterden oluşmuştur.
Dünya evrenin merkezindedir.
Ay kendinden ışıklı değildir.
ve yeni kavramlar…Ekvator, ekliptik, zenit, ufuk ve gezegenlerin yörüngelerini
tamamlama süreleri,
ve yeni kavramlar…Ekvator, ekliptik, zenit, ufuk ve gezegenlerin yörüngelerini tamamlama süreleri,
Kanalizasyon sistemli ve duvarla çevrili şehirler,
İyi yetişmiş, bilgili mühendisler,
Önceleri seyyahlar, askerler ve tüccarlar, sonraları tercüme eserlerle dünyaya yayılan birikimleri.
Cerrahide ve bitkilerle tedavide iyi bir
nokta.
Hint felsefesi’nde 4 ayrı evre;
Vedalar çağı,
Geleneğe karşı olan Hint felsefesi,
Geleneğe bağlı olan Hint felsefesi,
Günümüzdeki Hint felsefesi,
Çok uzun zaman hint dilinin bilinmeyişi ile kapalı kalan hint felsefesi ancak 19. yüzyılda ‘Hindoloji’ öğrenilmeye başlayınca bilinmeye ve tanınmaya başlamıştır. Böylece Goethe, Herder, Schopenhauer ve Schelling gibi batılı düşünürler bu felsefeden etkilenmişlerdir.
Ancak Hint felsefesi ve Batı düşüncesi arasında temelde 5 konuda ayrılık ortaya çıkar:
1. Hint felsefesinin gelenekçiliği Batı felsefesinde pek görülmez.
2. Hint felsefesinde amaç; doğru bir yaşam
biçimini bulmak ve kurtuluşa giden yolu
aramaktır. Bu yüzden bilmediğini aramak
için bilgi peşinde koşmaz. Gerçeği araştırıp,
açıklayabildiğini açıklamak yeterlidir.
3.Hint düşünürleri gerçeği batılılar gibi
kabullenmemişler ve gerçeği akıl dışı saymışlardır.
4. Reenkarnasyon batılı düşünürleri epey
uğraştırmakta oysa Hintli için doğru bir gerçektir.
5. Hintli düşünürler son derece hoşgörülüdürler.
Oysa başta kilise olmak üzere batılılar çok daha tutucu oldukları için uzun yıllar bazı güzel
kavramların gelişmesi gecikmiştir.
Eski Anadolu Uygarlıkları
Anadolu; coğrafyası gereği, farklı iklimler ve verimli toprakları nedeni ile çok eski bir
yerleşim alanıdır. Doğu-Batı arasında köprü niteliğindedir.
Anadolu’nun yazılı tarihine 4000 yıl
öncesinde rastlanır. 2000 yıl öncesinde de
Asurluların çivi yazısını getirmesi ve ticarette kullanması bu anlamda büyük gelişim
sağlamıştır.
Anadolu’da bilinen ilk uygarlık ‘Hititler (MÖ 1600-1179)’
tarafından kurulmuştur.
Anadolu’daki kültürler ile uygarlıkları Hititler öncesi ve sonrası diye ele almak mümkündür.
Hititler öncesi dönem Taş devrine kadar uzanan bir dönemdir ve henüz yazı bulunmadığından
mağaralardaki resimlerden buradaki toplulukların
tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları anlaşılmaktadır.
Hititler;
Eski çağın en örgütlü devleti ,
İlk konfederasyon, kraldan sonra yetkili bir meclis,
Geniş saray örgütü ve hizmet edilmesi gereken tapınaklar,
Tıpta ilerleme; büyüden başka bitkisel ve
hayvansal ilaçlarla tedavi arayışları,
MÖ 8.yüzyılda Geç Hitit Beylikleri, iki bin yıllık zengin bilgi ve kültür birikiminin Helenlere
geçmesine aracı olmuşlardır.
Helenler bu sırada Fenike alfabesini öğrendiler. Bu dönemde;
Urartular İ.Ö. 860-580-
Frigler İ.Ö. 750-300-
Lykialılar İ.Ö. 700-300-
çok gelişmiş ve özgün uygarlıklar ortaya çıkarmışlardır.
Hititler, çok tanrılı dine inanmışlar, kral ve kraliçelerini ölümlerinden sonra tanrılaştırmış, özgür-köle ayrımına gitmiş, yazılı yasalar kullanmışlardır.
Özetlemek gerekirse tarım ve hayvancılık
yanında yer altı zenginliklerinden de
yararlanmış, rahat bir yaşam sürüp her şeyi
tanrılara havale ederek, bilim-gözlem gibi
arayışlara girmemişlerdir.
Miletliler (İyonlar);
Bir başka Anadolu uygarlığı da MÖ 1200’de Batı Anadolu’da İzmir, Foça bölgesine yerleşmiş olan İyonlardır.
Bu dönemde körü körüne inançtan
bilimselliğe geçiş adımları görülür.
Pythagoras of Samos
PF, s21 review)
Özgün düşünce için gerekli ortama sahiplerdir.
İnançlarını bir kenara bırakıp şüphe duymaya, onu sınamaya başlamışlardır.
Matematik ve tıpla uğraşmışlar, Pythagoras ve
Thales bilim dünyasında bir dönemin ‘Antikçağ
Yunan Felsefesi’ nin başlatıcısı olmuşlardır.
Mısırlılar;
Başka ülkeleri tanımadıklarından, içe kapalı bir kutu gibi kalmış ve teknik açıdan yenilikçi olamamışlardır.
Geç Paleolitik devirlerde Mezopotamya’da sulu tarım yapıldığı zamanlarda Mısır pek dikkat
çekmemiştir. Eski Mısır’da tarım 15000 yıl öncesine uzanır, ancak bu yerleşik değildir.
Elbirliği ile çalışma, iyi örgütlenme ve düzenli yaşam,
Yılı 365 güne bölen takvimin bulunması,
Papirüsten kağıt üretimi ve yaygın olarak kullanılması,
Avcılık, bağcılık, taşkın kontrolü, sulama sistemleri, madencilik, çömlekçilik, taş oymacılığı ve el sanatları,
Makedonyalılar ve Romalıların da daha sonra kopyalayacakları, kent devlet modelinin oluşturulması,
bu dönemin özellikleridir.
Eski Mezopotamya;
Burada yaşayan toplumların köy kültürünü bir yana bırakarak kent kültürüne geçmelerinin ardından kent soyluklarını kurduklarını görmekteyiz. 3500’lü yıllarda da okuryazarlık döneminin başladığını gördüğümüz bu bölgenin önemli kültürlerini;
Sümerler, Akadlar, Babilliler oluşturmaktadır.
Sümer okullarında okuma yazma dışında, teoloji, botanik, mineraloji, coğrafya ve matematik dersleri verilmiştir.
Tarihin en eski tıp belgesi Sümerlerden kalmadır, kalp ve kana özel önem verilmiş, tıp eğitimi tapınaklarda yapılmıştır.
Tedavide bitkisel ilaçlar, mineral ve kimyasallar, merhemler göz banyoları, ve çeşitli yağların kullanılması yaygınlaşmıştır.
Su, bütün yaşamın kaynağı olarak görülmüştür.
Tarım, hayvan evcilleştirme, sulama kanallarının inşası, tekerlekli araba, gemi ve fırınlanmış seramik eşya yapımı teknik başarılardı.
Ateşte bazı mineralleri bakıra dönüştürebiliyorlar, bakıra şekil verebiliyorlar, bakır ile kalay alaşımından daha dayanıklı ve kaynaşmaya elverişli bronzu elde edebiliyorlardı.
Üretilen ihtiyaç maddelerinin alışverişi, toplanması ve dağıtılması tapınaklardan yürütülmüş, bunun için kayıt sistemi geliştirilmiş sonucunda da 60 tabanlı bir sayı sistemi ile, daha sonra ideogram biçimine dönüşen bir resim-işaret yazı sistemi ortaya çıkarılmıştır.
Bu gelişme sürecinde zamanla matematik, astronomi, tıp, tarih, mitoloji ve din ile ilgili geniş bir literatür kurulma yoluna gitti.
Sümer’lerin yerini alan Babilliler özellikle matematik ve astronomide büyük ilerleme kaydettiler. Aritmetik işlemler dışında geometrik bazı kavramlara da ulaştılar.
Karekök, küpkök alma, ikinci ve üçüncü dereceden denklemlerin çözümü için tablolar oluşturmuşlardır.
(Pisagor’dan 15 yy önce bağıntıyı biliyor ve kullanıyorlardı.. (PF, s21)
Daha sonra Pythagoras’ın adıyla anılan teoremi biliyorlardı.
Dairenin 360 dereceye, bir saatin 60 dakikaya, bir dakikanın 60 saniyeye bölünme sistemini Babillilere borçluyuz.
Astronomide de son derece dikkatli gözlemler ile toplanan bilgiler, ekim ve hasat gibi mevsime bağlı işler için bir takvim hazırlanmasını mümkün
kılmıştır.