T.C
İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI
YÜKSEK LİSANS PROGRAMI
DIŞ POLİTİKA VE DIŞ YARDIM İLİŞKİSİNİN TÜRKİYE’NİN SOMALİ POLİTİKASI ÜZERİNDEN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Yüksek Lisans Tezi
SIRAD JAFAR MOHAMED ADEN 200019364
DANIŞMAN: Doç. Dr. Uğur Yasin ASAL
İstanbul, 2021
ETİK KURALLARA UYGUNLUK
Hazırlamış olduğum tez özgün bir çalışma olup YÖK ve İstanbul Ticaret Üniversitesi Lisansüstü Yönetmeliklerine uygun olarak hazırlanmıştır. Ayrıca, bu çalışmayı yaparken bilimsel etik kurallarına tamamıyla uyduğumu; yararlandığım tüm kaynakları gösterdiğimi ve hiçbir kaynaktan yaptığım ayrıntılı alıntı olmadığını beyan ederim. Bu tezin ihtiva ettiği tüm hususlar şahsi görüşüm olup İstanbul Ticaret Üniversitesinin resmi görüşünü yansıtmamaktadır.
Sırad Jafar Mohamed Aden
i
T.C.
İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
YÜKSEK LİSANS TEZİ ONAY FORMU
ENS.FR.Y15 20.08.2017
ii
TEŞEKKÜR
Pozitif enerjisi, güler yüzü ve başarılı kariyeri sebebiyle kendisinden birçok şey öğreneceğime inandığım için, Üniversite ve programı tercih etmemde büyük etkisi olan Doç. Dr. Uğur Yasin ASAL hocama, bana ve çalışmama güvenerek, danışmanım olduğu ve bana kattıklarından dolayı şükranlarımı sunuyorum.
iii
ÖZET
Dış politika araçlarından birisi olan dış yardımlar, uluslararası ilişkilerde yumuşak güç formunda olup dış yardımı alan devletle, bu yardımı yapan devlet arasında uzun vadeli bir ilişki başlatmaktadır. Karşılıklı iyi niyetle devam ettirilen ilişkilerde, her iki devlet açısından insani, ticari ve siyasi boyutta fayda sağlanması mümkündür. Türkiye- Somali ilişkileri de Doğu Afrika’da baş gösteren kuraklıktan sonra başlamış ve Türkiye tarafından Somali’ye sağlanan dış yardımların her yönden kalkınma boyutuna geçmesiyle, iki devlet arasında çok boyutlu bir ilişki sistematiği oluşmuştur.
Anahtar Kelimeler: Dış Politika, Sert Güç, Yumuşak Güç, Dış Yardım, Türkiye-Somali.
iv
ABSTRACT
Foreign aid, which is one of the foreign policy tools, is in the form of soft power in international relations and initiates a long-term relationship between the state receiving foreign aid and the state providing this aid. It is possible to provide benefits in humanitarian, commercial and political dimensions for both states in relations maintained in mutual goodwill. Turkey-Somalia relations also started after the drought that started in East Africa, and with the foreign aid provided by Turkey to Somalia, a multidimensional relationship systematic was formed between the two states.
Keywords: Foreign Policy, Hard Power, Soft Power, Foreign Aid, Turkey-Somalia.
v
İÇİNDEKİLER
Sayfa No.
TEŞEKKÜR ... ii
ÖZET ... iii
ABSTRACT ... iv
ŞEKİL LİSTESİ ... vii
TABLOLAR LİSTESİ ... viii
KISALTMALAR ... ix
GİRİŞ ... 1
BÖLÜM 1 KAVRAMSAL ÇERÇEVE: DIŞ POLİTİKA VE DIŞ YARDIMLAR 1.1.Dış Politika ... 6
1.1.1. Dış Politikanın Amaçları ... 6
1.1.2. Dış Politikanın Araçları ... 9
1.1.2.1.Güç ve Sert Güç... 9
1.2. Dış Yardımlar ve Yumuşak Güç İlişkisi ... 13
1.2.1. Dış Yardımlarda Yumuşak Gücün Önemi ... 13
1.2.2. Dış Yardımlarda Yumuşak Güç Stratejisi ... 14
1.2.3. Dış Yardımları Devletler tarafından Yumuşak Güç olarak Kullanımı ... 15
1.3. Türk Dış Politikasında Dış Yardımlar ve İnsani Diplomasi ... 16
1.3.1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Dış Yardım Anlayışı ... 16
1.3.2. AK Parti Döneminde Türkiye’nin Dış Yardımlarla Güttüğü Amaçlar ... 16
BÖLÜM 2 BM VE TÜRKİYE’NİN YARDIM OPERASYONLARININ KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRMESİ (1990–2020) 2.1. Somali’nin Kısa Tarihi ... 20
2.2. 1990-2011 Yıllarında BM’ye Bağlı Dünya Gıda Programının Somali’ye Yönelik Yardımları ... 22
2.3. 2011-2020 Yıllarında Türkiye’nin Somali’deki Yardımları ... 23
2.4. Türkiye’nin Yardım Kurumları ve BM’ye Bağlı Yardım Kuruluşların Somali’ye Yönelik Yardımları Arasındaki Farklar ... 27
2.5. Türkiye'nin Somali'deki Yardımlarının Arka Planı ... 34
vi BÖLÜM 3
TÜRKİYE’NİN SOMALİ DIŞ YARDIM POLİTİKASININ SİYASİ VE EKONOMİK DEĞERLENDİRMESİ
3.1. Türkiye’nin Somali’de Bulunmasının Sağladığı Avantajlar ... 38
3.1.1. Bölgede Kurulan Türk Askeri Eğitim Üssün Etkinliği ... 40
3.2. Türkiye ile Somali Arasında Ekonomik İş birliği Anlaşmaları Bağlamında Yatırımlar ... 43
3.2.1. TİKA'nın Somali Yatırımları ... 44
3.2.2. TİKA’nın Recep Tayyip Erdoğan Eğitim ve Araştırma Hastanesi ... 48
3.2.3. Eğitim Diplomasisi: Maarif Vakfı Okulları ... 49
3.2.4. Diğer Özel sektör Yatırımları ... 49
3.3. Türkiye’nin Somali’de Gerçekleştirdiği Dış Yardımlar ... 51
3.3.1. İnsani Yardım ... 51
3.3.2. Kalkınma Yardımı ... 52
3.3.3. İnsani Destek ... 53
3.3.3.1. Eğitim Kurumlarına Ekipman Destekleri ... 53
3.3.3.2. Şiddet Gören Kadınlara Meslek Edindirme Projesi ... 53
3.3.3.3. Mogadişu Üniversitesine Umut Radyosu Kurulması ... 54
3.3.3.4. Mogadişu Tarım Okulu ... 54
3.3.3.5. Türkiye’nin Somali’de Arabuluculuk Görevini Üstlenmesi ... 54
3.4. Türkiye Somali’ye Yardım Yaklaşımını Neden Değiştirdi? ... 56
3.5. Türkiye Somali’ye Yardım Yaklaşımını Nasıl Değiştirdi? ... 57
SONUÇ ... 59
KAYNAKÇA ... 63
vii
ŞEKİL LİSTESİ
Sayfa No:
Şekil 2.1. Somali Coğrafi Konumu ... 20
viii
TABLOLAR LİSTESİ
Sayfa No:
Tablo 2.1. İki Taraflı Resmi Kalkınma Yardımlarından En Çok Yararlanan Ülkelerin 2004-2010 Yılları Arasında Dağılımı ... 25 Tablo 2.2. Türkiye’nin İki Taraflı Resmi Kalkınma Yardımlarından En Çok Yararlanan Ülkeler (2019; Milyon Dolar) ... 26 Tablo 2.3. 2011-2013 Yılları Arasında Somali’ye Yapılan Yardım Miktarı (Milyon Dolar) ... 27 Tablo 3.1. 2001-2019 Yılları Arası Somali’nin Dış Ticaret Göstergeleri ... 50 Tablo 3.2. Türkiye’nin 2001-2019 Tarihleri Arasında Somali ile Olan Ticareti ... 51
ix
KISALTMALAR
ABD: Amerika Birleşik Devletleri
AFAD: Acil Durum Yönetimi Başkanlığı AKP: Adalet Kalkınma Partisi
AMISOM: Afrika Birliği Somali Misyonu ASEİŞ: Askeri Eğitim İş Birliği
BM: Birleşmiş Milletler
DAC: Kalkınma Yardım Komitesi DSİ: Devlet Su İşleri
G20: Gelişmiş Yirmi Ülke GSMH: Gayri Safi Milli Hasıla
İGAD: Hükümetler arası kalkınma otoritesi İİT: İslam İş birliği Teşkilatı
OECD: Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü'nün SSCB: Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği
STGK: Türk Görev Kuvvet STK: Sivil Toplum Kuruluşu TDK: Türk Dil Kurumu THY: Türk Hava Yolları
TİKA: Türk İş birliği ve Kalkınma Ajansı TMV: Türkiye Maarif Vakfı
TSK: Türk Silahlı Kuvvetleri
TürkSom: Türkiye’nin En büyük Askeri üssü UNITAF: Birleşik Görev Gücü
UNOSOM: Birleşmiş Milletler Somali Operasyonu WFP: Dünya Gıda Programı
1
GİRİŞ
Dünya üzerinde devletlerin birbiriyle ilişkilerine yön veren birçok etken vardır.
Özellikle 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren üçüncü dünya olarak ifade edilebilecek devletlere yönelik dış politikalarını şekillendirirken “dış yardımlar”ı ya da başka bir ifade ile “kalkınma yardımları”nı politik araç olarak kullanmışlardır. Dış yardımların yardım amaçlı görünümlerinin altında yardımı yapan ülkenin ekonomik ve siyasi hedefleri de bulunmaktadır. Özellikle Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB daha çok ülke üzerinde söz sahibi olmak için “dış yardım” faktörünü sürekli kullanmış ve bu yardımları bir dış politika aracı haline getirmiştir.
Dış yardım, devletler arasında kimi zaman güç gösterisi, kimi zaman insani bir amaç, kimi zaman ise kültürel bağlar ve dini birliktelik sebebi ile yapılmaktadır (Tüfekçi, 2016). Başta gelişmemiş ülkeler olmak üzere gelişmekte olan ülkelere de yapılan bu yardımların verimliliği ve sürdürülebilirliği tartışma konusu olmaya devam etmektedir.
Bir devletten bir başka devlete mal/hizmet/teknik bilgi aktarımı biçiminde gerçekleştirilen her türlü aktarımlar olarak tanımlanabilen “dış yardım”ın uluslararası ilişkilerde dış politikanın araçlarından birisi olarak kullanımı 18. yüzyılda başlamıştır.
Bunun ilk örneğini İngiltere gerçekleştirir. İngiltere sömürgesi olan devletlere dış yardım yaparak dış yardımın kurumsallaşmasını sağlamıştır (Arı, 2006).
Soğuk Savaş döneminde ise ekonomistlerin ve siyasilerin Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)’daki büyümenin kalkınma ile eş değer olduğunu düşüncesi başlamıştır.
GSMH’deki büyüme ile kalkınma probleminin ortadan kalkacağı düşüncesi vardır. Onlar çözümü; para ve teknik yardımlarla gerçekleştirmek düşüncesindeydiler. 2. Dünya Savaşı’yla harap olan Avrupa’ya ABD, Truman Doktrini ve Marshall Planı doğrultusu ve kapsamında bir yardım programı hazırladı ve uygulama koydu. (Ertem, 2009).
Bu dönemde Truman Doktrini kapsamında yardım alan ülkeler arasında 2000’li yılların başına kadar Türkiye’de yer bulmuştur. Yardım alan ülke olmakla birlikte yardım gerçekleştiren ülke konumunda da bulunan Türkiye, yardım alanında yıllar içerisinde kendini geliştirmiştir. Özellikle 1992’de kurulmuş olan Türk İş birliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA)’nın da katkılarıyla Türkiye, öncelikle tarih ve kültür olarak yakın bölge
2
ülkelerine ve sonrasında da dünyadaki daha başka birçok ülkeye dış yardım yapabilen bir ülke haline gelmiştir. Ayrıca iki kutuplu dünyanın sona ermesiyle beraber çok yönlü dış politikayı benimseyen Türkiye’nin dış politikasın da kullandığı önemli araçlardan birisi de dış yardım aracı olmuştur (Hasan, 2006) 1990’lı yıllardan sonra Türk dış politikasının açılımını gerçekleştirdiği bölgelerden biri de Afrika kıtası olmuştur.
Ancak Türkiye’de açılım için yeterli hazırlık yapılamaması ve ülkenin siyasal problemler içinde olması yüzünden söz konusu açılım yapılamamıştır. Hükümet, 2002’de Afrika için açılım projesini yeniden gündeme getirmiş ve proje için gerekli eylem planını hazırlayarak 2005’i “Afrika Yılı” ilan etmiştir. (Davutoğlu, 2001). Sonraki süreçte Doğu Afrika’nın 2011’de yaşadığı kuraklık üzerine BM 2011’i Doğu Afrika’nın son yıllarda geçirdiği en kurak dönem ilan etmiştir.
Bu dönemde kuraklık en fazla Somali’de görülmüştür. Bu doğrultuda Türkiye de Somali’ye geniş çaplı insani yardımlar gerçekleştirmiştir. (Heyle, 2018). Türk devleti ve sivil toplum kuruluşları Somali’de faaliyetlerde bulunmaya başlamıştır. Türkiye, Somali’de çok boyutlu insani yardımlar yaparak kısa sürede bölgedeki kuraklığın son bulmasında büyük bir rol üstlenmiştir. Türk hükümeti TİKA, Kızılay, Diyanet, Türk Hava Yolları (THY) ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) vb. resmi devlet kurumları ile özerk kurumları Somali’ye yardım için kaynaklarını seferber etmiştir.
Bunlardan başka Yardım Eli, İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH), Yeryüzü Doktorları gibi sivil toplum kuruluşları (STK) da bu yardımı desteklemiş Somali’ye gönüllü olarak yardım etmeye başlamıştır (Ergan, 2018).
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu yıldan beri en geniş çaplı yardım kampanyasını Somali için başlatmış ve bu kampanya dahilinde yardımlar artarak devam etmiştir (T.C.
Dışişleri Bakanlığı, 2017). Türkiye 2011’den itibaren resmî kurumları ve STK’lar ile birlikte eğitim, sağlık, alt yapı hizmetleri gibi birçok alana kadar Somali’ye yardım sunmaktadır. Buna karşın 1991’den 2011’e kadar BM’ye bağlı uluslararası kuruluşlar Somali’de faaliyet göstermişler fakat bu faaliyetlerin Somali ve halkı için kalıcı kazanımları olmamıştır. (Öztürk, 2011) Günümüzde de ülkemizin Somali’ye olan desteği birçok alanda devam etmektedir. Öte yandan ülkedeki en etkin uluslararası kurum olan Dünya Gıda Programı’nda Somali’ye yönelik yardımlar eleştirilir hale gelmiştir. Bununla
3
birlikte BM ‘ye bağlı yardım kuruluşların gelişmemiş ülkelere yönelik yaptıkları yardımlar “ölü yardımlar”1 olarak nitelendirilmiştir (Moyo, 2009).
Ancak Türkiye tarzı yardım anlayışı hem uluslararası toplumda hem de Somalilerce memnuniyetle karşılanmıştır. Yaklaşık 30 yıldır iç savaş, kuraklık ve terörle baş başa kalmış Somali farklı ülkelerden çok sayıda yardım teklifi almış fakat bu teklifleri güvenlik kaygısıyla kabul etme konusunda çekimser kalmıştır. Buna karşın Türkiye’nin yardımları Somali tarafından kabul edilmiş ve bu konuda sayısı az olan ülkelerden birisi de Türkiye olmuştur (Özkan, 2014). Türkiye, Somali’de BM’ye bağlı kuruluşlardan daha başarılı bir yardım anlayışı sergilemiştir (Orakçı, 2018). Yardımla başlayan Somali- Türkiye ilişkisi büyük bir siyasi, ekonomik ve ticari ivme kazanmıştır ancak Somali- Türkiye ilişkisi nerdeyse 500 yılık bir geçmişe sahiptir. Türkiye’nin son yıllarda muhtaç durumda olan ülkeler ve onların halklarına, kalkınmalarına yönelik ve insani yardım boyutunda ciddi yardımlar yapmaktadır (Anadolu Ajansı, 2017).
Dış yardım konusu hem yardımı yapan hem de yardımı gerçekleştiren ülkeler açısından bazı beklentileri beraberinde getirir. Dışarıdan yardım alan ülkeler bu yardımlarla ekonomik krizlerini çözmek, teknolojilerini yenilemek, yeni endüstri kollarında yatırımlar yapmak veya siyasal istikrar ve askeri güvenliği sağlamak beklentilerindedir. Dışarıya yardım yapan ülkeler de yaptıkları yardımlarla kısa vadede veya uzun vadede siyasi ve ekonomik hedeflerine ulaşmayı beklerler (Ertem, 2009).
Türkiye’nin Somali’deki dış yardımların insani öncelikler çerçevesinde yaptığı görülmüştür. Türkiye için dış politika açısından da önemli kazanımlara kapı açmıştır.
Günümüzde Somali’nin havaalanı ve limanı Türk firmalar tarafından yönetilmektedir.
Türkiye’nin yurtdışındaki askeri üslerinden biri de Somali’de bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Somali’de Türkiye’nin hastaneleri ve farklı düzeyde okulları da mevcuttur.
1 Ölü Yardım, Dambisa Moyo’nun aynı adlı kitabında açıkladığı bir olgudur. Moyo’ya (2009) göre Afrika’ya yapılan yardımlar, Afrika ülkelerini ve insanını her bakımdan daha iyi duruma getirmesinin aksine daha kötü duruma getirmiştir. Moyo bunu kitabında şöyle ifade etmektedir: “Yardım, kelimenin tam anlamıyla siyasi, ekonomik ve insani bir felakettir.” Moyo’nun, kitabında dikkatlere sunduğu gerçeklerden bazıları şöyledir: “1990’lı yıllardaki borç hafifletme politikalarına rağmen, Afrikalı ülkeler yılda yaklaşık 20 milyar dolar borç ödemesi yapıyorlar. Bu da yapılan yardımların aslında bedava olmadığını gösteriyor.
Sistemin işlemeye devam etmesi için ödenen bu borçlar yüzünden, Afrika’da eğitim ve sağlık sorunları görmezden geliniyor. Borçların ertelenmesi, yeni yardımların verilmesi anlamına geliyor ve aynı kısır döngü yeniden başlıyor.” (https://afam.org.tr/afrika-ulkelerinde-kalkinma-yardimlari-ve-olu-yardim-dead- aid-faktoru/)
4
Toplam üç bölümden oluşan bu tezin birinci bölümünde dış politikanın hem somut hem de soyut olarak ne amaçla kullanıldığını özelikle Türk dış politikasının AKP’den önceki dönemi ve Ak-Parti dönemindeki dış yardımların ne amaçla kullanıldığı değerlendirilecek ve bu çerçevede sert güç ve yumuşak güçten de bahsedilecektir.
Özelikle Ak-Parti döneminde Türkiye’nin insani yardım ya da dış yardımlarla ne amaç güttüğüne değinilecektir.
Tezin ikinci bölümünde ise 2011 yılında dış yardımla başlayan ve günümüzde siyasi ve ekonomik iş birlikleri olarak devam eden, Türkiye’nin Somali’deki dış yardımları ele alınacaktır. Tez 1990-2011 yılından BM’ye bağlı yardım kuruluşlarının ve Türkiye’nin 2011 yılından günümüze kadar yardımlarının karşılaştırılması yapılarak Türkiye’nin Somali’deki yardımlarının BM’den daha görünür ya da başarılı olmasının arka planı analiz edilecektir. Türkiye’nin Somali’deki yardımlarının görünür ya da başarılı olmasının arka planı nedir? BM’nin Somali’deki yardımlarının başarılı olmamasının sebebi nedir? gibi sorulara odaklanılacaktır. Çalışma kronolojik açıdan, 1990-2011 dönemine vurgu yaparak günümüze kadar olan süreci ele almaktadır. 1990’da Somali’nin Merkezi Hükümeti’nin yıkılması ve ülkenin tümünün kaosa sürüklenmiş olması nedeniyle çalışmanın 1990 tarihinden başlatılması uygun görülmüştür. Aralığın ikinci tarihi olan 2011’de ise Türkiye-Somali yardım ilişkileri gündeme gelmiştir.
Tezin üçüncü bölümünde ise Türkiye’nin Somali’de olmasının Türkiye açısından sağladığı siyasi ve ekonomik avantajları değerlendirmektedir. Aynı zamanda bu bölümde Somali’nin jeo-politik öneminden bahsedilerek, Somali-Türkiye siyasi ve ekonomik iş birlikleri analiz edilecektir. Yine bu bölümde, Türkiye’nin Somali’deki yardım politikasından siyasi ve ekonomik yatırımlarından bahsedilecektir. Çalışmanın temel sorunsalı ise 1990-2011 yılları arasında BM kurumlarının özelikle Dünya Gıda Programı (WFP) Somali’ye yönelik yardımlarının başarılı olmaması incelenerek, Türkiye’nin 2011 yılından günümüze Somali’deki yardım politikasından siyasi ve ekonomik yatırımlarını kapsayacaktır.
Çalışmanın amaçlarından birisi BM’nin Somali’ye yönelik yardımlarını incelemektir. Diğer amacı ise Türkiye’nin daha önceki hiçbir dış politikasının gündeminde olmayan Somali’ye yönelik dış yardım politikasını inceleyerek Türkiye’nin Somali ile birlikte siyasi ve ekonomik iş birliklerini ortaya koymaktır.
5
Çalışmada kaynak olarak konu ile ilgili; daha önce gerçekleştirilen tez ve makale çalışmaları, kitaplar ve Somali’ye yönelik yardımları istikrarlı olarak süren kurumların web sitelerinde bulunan bilgiler literatür taraması ve doküman analizi yöntemi ile tespit edilerek alınmıştır. Çalışma konusu güncel olduğu için tezin hazırlanması sürecinde internet ortamındaki güvenilir haber kaynakları ve resmi sitelerdeki bilgiler ve raporlar dikkate alınmıştır. Konunun seçiminde bilimsel sebeplerle birlikte kişisel sebepler de etkili olmuştur. Bilimsel sebeplerin başında, Türkiye’de ve Türkçede konu ile ilgili araştırmaların yetersiz olması vardır.
Yaklaşık on yıl önce canlanan Somali-Türkiye ilişkisinin yüksek bir seviyeye ulaşmasının Somali açısından öneminin ortaya konulması bu araştırmayı önemli kılmaktadır. Bu çalışmada yardımla başlayan Somali-Türkiye ilişkisini artık siyasi ve ekonomik olarak yeni bir düzeye ulaştığını ortaya koymaktadır.
Çalışmada aşağıdaki temel araştırma sorularına cevaplar alınarak, Türkiye’nin Somali’deki yardım politikasından siyasi ve ekonomik dönüşümleri üzerinde durulacaktır:
1. Türkiye’nin Somali’deki yardımları uluslararası politik çıkarlarının gereği midir yoksa uluslararası politik çıkarlarından bağımsız sadece insani yardım boyutlu olarak değerlendirilebilecek bir eylem midir?
2. Türkiye’nin dış yardımda bulunma nedenleri nelerdir?
3. Daha önce Somali’de meydana gelen açlık krizlerinde BM’ye bağlı kurumlarda nasıl rol oynamıştır? Örneğin (WFP) Dünya Gıda programın rol ve fonksiyonu nedir?
4. Türkiye’nin Somali’de yaptığı yardımların başarılı mıdır? Başarılıysa başarılı olmasının arka planı nedir?
5. Türkiye-Somali yardım ilişkisi siyasi ve ekonomik kazanca mı dönüştü?
Çalışmada Türkiye’nin Somali’ye yönelik dış yardım politikası yukarıdaki araştırma soruları doğrultusunda incelenerek, bu sorulara cevaplar aranacaktır.
6
BÖLÜM 1
KAVRAMSAL ÇERÇEVE: DIŞ POLİTİKA VE DIŞ YARDIMLAR
1.1.Dış Politika
1.1.1. Dış Politikanın Amaçları
“Dış Politika” kavramının üzerinde ciddiyetle düşünülmesi 20. yüzyılda Birinci Dünya Savaşı’nın ardından başlamıştır. Tarihsel süreçte bir tabu olarak görülen “Dış Politika” hükümdar, kral vb. devlet yöneticileri ve beraberinde onların etrafındaki üst düzey yöneticiler nezdinde gerçekleştiriliyordu. Parlamenter sisteme çok öncelerden sahip olan İngiliz devletinde bile dış politika konusu, tartışmaya en az açılan konuydu.
“İmparatorluğun yüce çıkarları” öyle uygun bulduğu için dış politikanın tartışılması pek olağan bir konu değildi. Siyasi parti yetkilileri farklı konularda farklı bakış açılarına sahip olsalar bile dış politika söz konusu olduğunda farklı açıdan bakmak yerine ülke çıkarları lehine olan birbirine benzeyen politikaları uygularlardı. Tarihsel süreçte devletler nezdinde dış politikanın parlamentolarda tartışılmaya başlaması olduğu gibi kitlesel demokrasi anlayışının yerleşmesiyle mümkün olmuştur. Kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen gizli antlaşmalar uyarınca ortaya çıkan büyük kıyım ve yıkımların sonucunda toplumlar, dış politikanın bir iki kişinin tekelinde olan gizli bir konu olmasını engellemiştir (Mümtaz,1964).
Dış politika, dünya üzerinde devletlerin birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen sistemin parçasıdır. Dış politika kavramının yabancı ve yerli literatürde farklı tanımlamaları mevcuttur.
Hill’e göre “Dış politika, uluslararası ilişkilerde bağımsız bir aktör tarafından yürütülen resmi nitelikli dış ilişkilerin tanımı”dır (Hill, 2003). Goldstein ve Pevehouse ise dış politikayı “hükümetlerin uluslararası alanda eylemlerine rehberlik etmesi için kullandıkları stratejilerdir” şeklinde tanımlamıştır (Goldstein ve Pevehouse, 2015).
Dış politika; devletlerin politika yapıcıları tarafından, uluslararası düzende diğer devletlere veya uluslararası aktörlere yönelik iletilen yöntemler, planlanmış davranış kalıpları ve hedefe ulaşma çabalarının tamamıdır (Gözen, 2001).
7
Devletlerin uluslararası düzende diğer devletlerle ilişkilerini düzenleyen dış politika, interdisipliner bir bakışı ifade eder. Dış politikadaki amaç, diğer devletleri etkilemek ve uluslararası ilişkilerde devlet çıkarlarına uygun eylemlerde bulunmaktır. Ancak devletlerin uluslararası düzendeki diğer devletlerle ilişkilerinde iki farklı dış politika hedefi vardır: bunlar statükoyu korumak veya statükoyu değiştirmek (Palmer, Morgan, 2006). Dış politikanın bir aracı olarak, dış yardım alıcı bir ülkeye bazı davranışlar için bir ödül olarak ya da davranışı değiştirmek için bir teşvik olarak sağlanır.
Dış yardımın sağlanması, alıcının politika seçimlerini veya diğer davranışlarını etkileyen güçtür. Dış politikanın hedefleri dış politikanın başarılmasıyla ortaya çıkacak sonuçlardır.
Dış politika ülkeden ülkeye farklılaşır ve belirli amaçlara hizmet eder, bunlar: ülkelerin kendi varlıklarını korumaları ve savunmaları, güvenliklerini sağlamaları, ulusal boyutta güçlü olmaları, ulusal prestiji, ideolojiyi ve gücü koruyabilmeleri ve güçlendirmeleridir (Akramov, 2012). Bu amaçları uluslararası düzende bir ülkenin ilişkilerini koruma ve değiştirme için çalışmakta olan karar organları ve yetkili kişiler tarafından belirlenmektedir.
Toprak Bütünlüğünün veya Ulusal Güvenliğin Korunması
Ülkenin toprak bütünlüğünün ve vatandaşlarının çıkarlarının ülke içinde ve dışında korunması dış politikanın somut amaçlarından biridir. Somut amaçların başlıca nedenini toprak unsuru üzerindeki rekabetin esası sebebi teşkil etmektedir.
Zira devletlerin egemenlikleri, güçleri ve ekonomileri; nüfuz ettikleri toprakların konumuna, genişliğine, nüfusuna, yer altı ve yer üstü zenginliklerine yani kısacası topraklarının coğrafi özelliklerine bağlıdır. Geniş topraklar ve o topraklarda yaşayan insanlar üzerine egemenlik kurmak veya nüfuz etmek her zaman devletlerin amaçları arasında yer almıştır (Duroselle, 2003).
Ekonomik Kalkınma
Ekonomik kalkınma, sadece ekonomik ilişkileri değil, toplumun sosyal, siyasal ve kültürel ilişkilerini de etkileyen bir süreçtir. Ekonomik altyapıya yönelik yardımlar genellikle iyi yönetişim ve olgun ekonomik kurumlara sahip ülkeleri hedef alırken, bu kapasiteye sahip olmayan ülkeler genellikle sosyal sektör yardımı şeklinde yardım alırlar. Sosyal sektör yardımı, bağışçıların insanların refahını hedeflemesine olanak sağlamıştır ve genellikle yardımları sivil toplum örgütleri veya
8
çok taraflı kuruluşlar aracılığıyla alıcı hükümetlerin kötü politikalarını veya yolsuzluğu önleyen şekillerde yönlendirirler. Hükümetin eğitim ve sağlıkla ilgisi, hükümetin ticaret politikasına katılımından daha az zorunludur, çünkü devlet kurumları ve prosedürlerinin yerine sivil toplum da bulunabilmekte veya STK'ler ve çok taraflı yardım kuruluşları tarafından sağlanabilmektedir (Bermeo, 2007).
Ulusal Çıkarlar
Ulusal çıkar dış politikanın en önemli somut amaçlarından biridir. Her devletin öncelikli çıkarı kendini tanıtma, güvenlik ve vatandaşlarının refahıdır. Dış politikada gücün ve ulusal çıkarların önemi yapısalcı realist uzmanlar tarafından vurgulanmıştır. Bu isimlerin arasında Waltz ve Mearsheimer gibi uzmanlar vardır.
Nye ve Moravcsik (1999) de ulusal çıkarlar ve bu çıkarları korumakla görevli uluslararası kurumların dış politikadaki önemlerine vurgu yapmışlardır. Ulusal çıkar, karar vericilerin kendi devletlerine uygun gördüğü kararlarının, taahhütlerinin, kurallarının ve eylemlerinin genel türleri ile coğrafi ve sorun alanlarında devletlerinin yüklenmesi gereken sorumlulukları içermektedir (Chafetz, 1996).
Yine de ulusal çıkar kavramı, dış politika yönelimi ile doğrudan bağlantılıdır.
Ulusal Çıkarlar her devletin kalıcı çıkarlarıdır ve her devlet farklı yöntemleri kullanarak onu korumak ister (Waltz, 2001). Ulusal çıkar, devletlerin dış dünyaya ve sistemik, coğrafi ve ekonomik yapılarına ilişkin temel eğilimlerini, korkularını yansıtmaktadır.
Realist anlayışa göre ulusal çıkarlar, aslında değişmez ve sabit unsurlar içerdiği için (coğrafi koşullar gibi) değişikliği uğramazlar aksine süreklilik arz ederler. Ancak yine de egemen ideolojide değişimin yaşanmasının, ulusal çıkarların yeniden tanımlanmasına neden olabileceği kabul edilmektedir (Mertin,1996).
İdeolojiİdeolojiyi en kısa şekilde herhangi bir düşünce sistemine göre “ideal toplum” için gerekli görülen “normatif değerler” ve “inançlar sistemi” olarak tanımlamak mümkündür (Levi, 1970). Bazı araştırmacılar, dış politika üzerinde olan etkileri yıllardır tartışılagelen ideolojilerin, dış politika yapımında etkili
9
olmadıklarını iddia etmişlerdir (Waltz, 1979). İdeolojilerin dış politika yapım sürecinin önemli bir etmeni olduğu görüşünü savunanlarla birlikte bu iki fikre de karşı olup, ideolojilerin diğer etmenlerle birlikte dış politika yapımında etkin olduğunu görüşünü de ileri süren araştırmacılar bulunmaktadır. Bu isimler arasında Martin C. Needler’i, Hillel David Clinton’u ve Suzette Grillot’u
Hunt gibi bazı uzman isimler, ideolojilerin dış politika yapımındaki en önemli değişken olduğu görüşündedirler. Örneğin, dış politika çözümlemelerinde düşüncelerin rolünün ihmal edilmesini eleştiren Hunt, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin dış politikasında gerçekleşen değişimlerin bütünüyle iç siyasette gelişen ideolojik değişimlerin sonucu olduğunu yazmıştır. (Kegley, 1990).
Düşüncelerin uluslararası ilişkilerde önemini vurgulayan inşacılar ise ideolojilerin materyal etmenlerle etkileşerek dış politika yapımına katkıda bulunduklarını söylemiştir (Wendt, 2002).
Karl Holsti’ye göre devletler dış politikalarında ideolojileri doğrultusunda kendilerine ulusal bir rol yükler. Bu rolde dış politikada karar alıcıları bağlar. Judith Holstein ve Robert O. Keohane de ideolojilerin dış politikayı etkilemeleri ile ilgili olarak devletlerde stratejik bir denge bulunmaz veya ideolojiler kurumdan kurumlara eklemlerinirse dış politikayı etkilediklerini söyler (Goldstein, Keohane,1993).
1.1.2. Dış Politikanın Araçları 1.1.2.1.Güç ve Sert Güç Güç
Güç dış politikada birtakım araçlar vasıtası ile yürütülmektedir bu araçlar arasında diplomasi iş birliği ve ortaklık anlaşmaları, ticari ekonomik yaptırımlar, güç ve dış yardım kullanımı yer almaktadır. Nye’a göre “Güç hava gibidir Herkes ona bağlıdır onunla ilgili konuşur kapat çok azı anlar aynı zamanda güç aşk gibidir onu denemek açıklamaktan ve ölçmek ten daha basittir. Fakat bu onun gerçekliğini azaltmaz.” (Nye, 2005). İnsanların yeryüzünde görünmeye başladığından itibaren iktidar güç hükmetme gibi insanın tabiatında olan kavramlar insanlık tarihindeki değişimlere rağmen hep olmuştur hep olacaktır. Günümüze kadar insanlık tarihinde birçok savaş gerçekleşmiştir.
10
Savaş teknolojileri gün geçtikçe artmaktadır. Bu da gün geçtikçe savaşların daha kıyıcı olmasına sebep olmaktadır Günümüzün şartları, büyük kıyımlara sebep olan savaşların yerine daha rasyonalist stratejileri geliştirmeyi gerektirir.
Bu noktadan hareketle devletler, diplomatik ilişkilerinde silah kullanmadan, farklı toplumlarda sözü geçen aktörleri ve diğer araçlarıyla etkili olmayı seçmektedirler.
Edward Hallett Carr, güç kavramıyla ilgili olarak; gücün “siyasetin temel unsuru” olduğu tanımını yapmış ve gücü “uluslararası ilişkiler” disiplininde merkeze alarak gücün belirleyici rolüne dikkat çekmiştir (Sancak, 2016). Hans Morgenthau, “uluslararası ilişkiler” disiplininin kurucularındandır. Morgenthau, gücü hem uluslararası siyasetin esas maksadı hem de maksadın gerçekleştirilmesinde bir araç olarak tanımlamıştır. Yine Morgenthau, ulusal gücün ögelerini “coğrafya, doğal kaynaklar, endüstri kapasitesi, askeri hazırlık, nüfus, ulusal karakter, ulusal ahlak, diplomasi ve yönetim kalitesi” olarak sıralamıştır (Morgenthau, 1970).
Morgenthau güç kavramı tanımında “İnsanın insan üzerinde denetim kurmasını ve devam ettirmesini sağlayacak olan her şeyi kapsayabileceğini” ifadesini kullanır (Morgenthau,1970). Holsti ise güç kavramını, “bir ülkenin sahip olduğu imkân ve hareket kabiliyetini ödül, ceza, ikna ve zorlama gibi yöntemler kullanarak karşı tarafın davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda değiştirebilmesi” olarak tanımlamıştır (Holsti, 1964) İnsanoğlunun iktidar olma mücadelesinde en temel unsur güçtür. Gücü kısaca zorla ya da ikna metoduyla galip olma kabiliyetidir şeklinde tanımlayabilmek mümkündür. Güçlü olabilmenin yolu gücün ne olduğunu anlamaktan ve gücü nasıl kullanabileceğini bilmekten geçer.
Sert Güç
Tarihi çok eskilere dayanan sert güç hakkında dört yüz yıl öncesinde Nikola Makyavelli İtalyan prenslere korku ve zulüm siyasetini öğütlemesiyle “uluslararası ilişkiler” disiplininde bilme dayalı bir bakış açısı kazanır (Öztürk, 2013). Sert güçte, klasik yaklaşım ön plandadır. Klasik yaklaşım askeri gücü, gücün diğer formlarının üzerine koymuş ve askeri güç kapasitesi fazla olan ülkelerin, dünya meselelerini kontrol eder (Keohane ve Nye, 2012). Sert güç, devletlerin amaçlarına ulaşmak için güttükleri uluslararası siyasette havuç/sopa araçlarını kullanmalarıdır. Sert güç; askeri müdahaleye, baskıcı diplomasiye ve ekonomik yaptırımlara dayanabilir. Bu gücün kullanımında silahlı
11
güçler, ekonomi kaynakları gibi somut kaynakların yetersiz olmaması lazımdır (Nye,1990).
Ali Çağlar “Güç: Sert Güç, Yumuşak Güç ve Akıllı Güç” başlıklı çalışmasında
“sert güç”ü açıklarken:
“Özellikle eski çağlarda sert güç kullanımı belirli bir amaca ulaşmak isteyen aktörler için neredeyse tek alternatif olarak algılanmıştır. Ancak Nye, sert güç tanımlaması içerisine, askeri güç ve ekonomik gücün tehdit edici ve zorlayıcı kullanım biçimlerinin yanı sıra ikna etmeye yönelik kullanımını da dâhil etmektedir. Esasen ‘ikna’
ve ‘rıza’ kavramları hem sert ve hem de yumuşak güç kavramlarıyla ilişkili olma özelliği göstermektedir. Nye’ ye göre; askeri güç ile ekonomik güç başkalarının fikirlerini değiştirmek için kullanılabilen sert komuta gücüne birer örnektir. Sert güç ikna (havuç) şeklinde olabildiği gibi tehdit (sopa) şeklinde de olabilir. Ama gücü kullanmanın dolaylı yolları da vardır. Bir ülke dünya politikasından istediği sonuçları, başka ülkeler onun peşinden gitmek istediği, onun değerlerine hayran olduğu, teşkil ettiği örneğe gıpta ettiği, onun refah ve açıklık düzeyine erişmeyi arzuladığı için de alabilir.” demektedir (Çağlar, 2015).
Sert güç hedefe ulaşmak için üç aşamadan geçer. Bunlardan birincisi yeter miktarda sert güç kaynağının var olmasıdır. Birinci aşama, rakibin karar alma ve plan geliştirme aşamasında etkendir. İkincisi mevcut kaynakların hedeflenenlerin elde edilememesi halinde kullanılacağının gösterimidir. İkinci aşama sert gücün kullanımının istenmediği fakat gerektiğinde de kullanılabileceğini gösteren bir mesajdır. Üçüncü aşamaysa sert gücün uygulanışıdır. Sert gücün uygulanışı da ikna ile zorlama arasındadır.
İkna mı zorlama mı olacağı sert gücü uygulayanın niyetine uygulananın tercihine bağlıdır (Nye, 2008).
Hiçbir devlet başka bir devletin üst otorite olmasını kabul etmez bu uluslararası ilişkilerde geçerli bir teoridir devletlerin üst otoriteye maruz kalmaması için birinci aşamadaki bahsi geçen somut kaynaklara sahip olması önemlidir. Sert gücün uluslararası politikada üstünlüğünü savunanlara göre bu güç devletlerin uluslararası ilişkilerini belirleyici güçtür ve güç türlerinin diğerleri, sert güç gibi etkili değildir (Pallaver, 2011).
Yumuşak Güç
12
Yumuşak Güç (SoftPower) kavramı ilk kez,1990 yılında ABD SavunmaEski Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Josepf Nye tarafından ortaya atılmıştır. Tanınmış bir dış politika bilim adamı Nye, ABD’nin düşüşte olduğuna dair yayımlanan Bound ToLead:
The Changing Nature Of AmericanPower adlı eserinde yumuşak güç kavramını kullanarak kapsamlı ders vermiştir (Nye,1990). Nye yumuşak gücü "istediğinizi zorlamadan ziyade çekim yoluyla elde etme yeteneği olarak tanımlamaktadır.
Müttefiklerle güçlü ilişkiler, ekonomik yardım programları ve hayati kültürel değişimleri yumuşak gücün örnekleri olarak görüyor. Yumuşak güç başkalarının tercihlerini şekillendirme beceresine dayanmaktadır (Nye, 2004).
Nye’nin ifade ettiğine göre yumuşak güç bir devletin uluslararası ilişkilerde hedefledikleri yönünde her bakımdan ona hayran ve bağlı olan onu kendisine örnek seçen, refah düzeyine ve ulusuna sunduğu fırsatlarına özenen devletlerin onu izleyip takip etmesini sağlayan güçtür. Başka şekilde ifade edilecek olursa yumuşak güç bir devletin uluslararası arenada hedeflerine ulaşmak adına diğer devletlere sert güçle muamele etmesi değildir. Bunun yerine kendi politik değerlerini ve milli kültürünü kullanıp kendi istediklerini diğer devletlere rıza ile kabul ettirmektedir.
1990'lı yılların başına değin devletlerin diğer devletlerle olan ilişkilerinde hâkim olan sert güç, çok maliyetli olması ile birlikte doğurduğu olumsuz sonuçlar yüzünden günümüzde beklenilen etkiyi sağlayamamaktadır. Bu sebeple yumuşak güç bilginin küresel olarak ön planda olduğu bu çağda yeni arayışlar içinde olan devletler için önem kazanmıştır. Bir devlet haiz olduğu yumuşak güç ile yani kültürü ile değerleriyle kurumlarını etkileyici hale getirip hedef devletleri zorlamadan yanına çekerek Dünya politikasında amaçlarına ulaşabilir. Yumuşak güç kavramı 20. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmış olsa da tarihsel süreç içinde imparatorlukların da haiz oldukları yumuşak güç ögelerini dış siyasetlerinde kullandıkları bilinmektedir Günümüzde ise ABD başta olarak Fransa, Almanya, Kanada, İngiltere gibi pek yok devletin dış politikada yumuşak gücü kullandığı bir gerçektir. Türkiye de jeopolitik konumu ile askeri gücü ile ve zengin tarihinden getirdiği kültür birikimi ile yumuşak güç ögeleri bakımından zengin bir devlettir (Çavuş, 2012).
Yumuşak güç bir devletin kendine has özellikleriyle kültürü ile ideolojisi ile kurumlarıyla, kuruluşlarıyla diğer devletler arasında cazibe merkezi olmasıdır. Örnek
13
devletin yumuşak güç ögeleri ne kadar zengin ise devletin yumuşak gücünün etkisi de o kadar çok olur. Yumuşak gücün yönetiminde kaynakların planlanmasının önemi büyüktür (Aydoğan, 2011). Yumuşak gücü kullanan devletin bu planlamayı iyi bir şekilde yapması gerekir yumuşak gücünü kullanan devletin hedeflerine ulaşması için bazı prensipleri göz önünde bulundurması gerekir bu prensipleri şöyle sıralayabiliriz:
Yumuşak güç kullanılırken göze batacak şekilde ve diğer aktörlerin rahatsız olacağı şekilde kullanılmaması,
Diğer aktörlerle olumlu ilişkiler içerisinde olunması ve iletişimin sağlanması,
Çoğulcu demokrasiye ve yönetişim kurallarına uyulması,
Bütün aktörlerin karar verme mekân mekanizmasının içinde olmasıdır (www.bilgesam.org 04.08.2021).
1.2. Dış Yardımlar ve Yumuşak Güç İlişkisi 1.2.1. Dış Yardımlarda Yumuşak Gücün Önemi
Türk Dil Kurumunda “yardım” kavramı beş şekilde tanımlanmıştır: Birincisi,
“Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma”; ikincisi “Bir ülkeye bağış veya ödünç olarak verilen para ve ihtiyaç maddeleri” Diğer üç tanım ise “Etki”,
“Bağış” ve “Katkı” olarak ifade edilmiştir (TDK, 2006). Uluslararası ilişkiler değişim içerikli bir yapıda olup, kimi kavramlar zaman içerisinde önemini yitirirken, yeni kavramlar literatüre girmekte ya da mevcut kavramlar şartların da değişmesi ile gelişmekte ve dönüşüme uğramaktadır. Güç kavramı da bunlardan biri olup, kavramın kapsamı zaman içerisinde değişiklik göstermiştir. 20.Yüzyıla kadar olan dönemde, bir devletin gücünden bahsedildiğinde sadece askeri kapasitesi akla gelirken, son yüzyıl içerisinde ekonominin önemli bir etki aracı haline gelmesi ile birlikte güç kavramının yorumlanmasında farklılıklar meydana gelmiştir. Soğuk savaş sonrası dönemde uluslararası ilişkiler literatürüne ve gücün bir başka tarafına etki eden yumuşak güç kavramı, özelikle 11 Eylül terör saldırıları sonrasında akademisyenler ve politika yapıcıları tarafından yoğun olarak kullanılmıştır (Akbaş ve Tuna, 2012).
Joseph Nye, yumuşak gücün bir teori olmayıp analitik bir kavram olduğunu belirtmiştir (Nye,2010). Birçok olguyu içinde bulunduran yumuşak güç üç kaynaktan
14
oluşmakta olup bunlar; ilk olarak kültür (başkalarını etkilediği zaman), ikinci olarak siyasi değerler (ülke içinde ve ülke dışında bu değerlere sadık kalındığında) ve son olarak da dış politika (politik tutumlar meşru ve ahlaki olarak otoriter görüldüğünden)dır (Nye, 2017). Yumuşak güç kaynakları, devletlerin bütününde olsa da bazı devletler bu gücün bilincinde olup, bazı devletlerse kaynakları verimli bir şekilde kullanamamaktadır.
Devletlerin yardımlar ile ilgili çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar da yumuşak güç kaynaklarındandır.
Türkiye’nin de bu anlamda gücünü temsil eden kurumlarından biri olan TİKA, Afrika’dan Ortadoğu’ya, Balkanlardan Türk Cumhuriyetlerine kadar birçok coğrafyada sürdürülebilir çalışmaları ve kalkınmaya yönelik yardımları ile bu gücün etkin şekilde kullanıldığını göstermektedir. Ülkelerin yaptığı dış yardımların önemi kadar dış yardım yapan ülkenin kültürel ve siyasi değerleri, yaptığı yardımların uluslararası kamuoyunda nasıl algılandığı da önem arz etmektedir. Bu sebepledir ki, sadece dış yardımın yapılması yumuşak güç devrilmesinde yeterli değildir.
Bu yardımların hangi mantıkla yapıldığının anlatımı da bir o kadar önemlidir.
Bu sebepledir ki, Türkiye’nin dış politikalarının ve dış yardım faaliyetlerinin anlatımı için Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, resmî kurumlar ve STK’lar arasındaki iletişimin sağlanması, iş birliklerinin oluşturulması ve bir yandan da Türkiye’nin yardımlarının dünyaya tanıtılmasında kritik bir değere sahiptir (Aslan, 2016).
1.2.2. Dış Yardımlarda Yumuşak Güç Stratejisi
Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) Kalkınma Yardım Komitesi (DAC), “dış yardım”ı “ekonomik kalkınmayı desteklemek amacıyla resmî kurumlar tarafından sağlanan kaynak akışları” olarak tanımlanmaktadır. Bu etkileşim sırasında çoğunlukla gelişmiş ülkeleri, yardımları veren ülke pozisyonunda; gelişmekte olan ülkeleri ve gelişmemiş ülkeleriyse yardımları alan ülke pozisyonunda görürüz. Kaynaklar en az %25 hibe unsuru (OECD, web sitesi) ile imtiyazlı şartlarda verilmelidir. Kaynaklar, finansal katkılar gibi ekonomik olabilir, ancak teknik yardım ve emtiaları (gıda yardımı veya tarım) da içerebilir. Barışı koruma operasyonlarında insani yardımın maliyeti de dış yardım olarak kabul edilebilir. Uluslararası ilişkiler sahasında çalışan Prof. Geun Lee yumuşak güç stratejilerini genel olarak şu biçimde sıralamaktadır (Kadir, 2016);
15
Uluslararası arenada devletlerin kendi imajlarını oluşturması,
Rakip devletlerin imajını zedeleyip üçüncü devlet nezdinde kendine olumlu imaj oluşturması,
Yumuşak gücünü kullanan devletteki geçerli normların yayılması
Öncelikle TV olmak üzere farklı iletişim araçlarında kahramanların ve ünlülerin kullanımı ile örtük veya açık olarak hedeflenen kitlede beklenen etkinin oluşturulması
Dış yardımlarda kültür, siyasi değerler ve dış politika öncelikli olarak sayısı zaman içerisinde artan farklı stratejiler kullanılabilir (Nye2015).
1.2.3. Dış Yardımları Devletler tarafından Yumuşak Güç olarak Kullanımı İkinci Dünya Savaşı sonrası kurumsal bir yapıya bürünen, aynı zamanda Soğuk Savaş dönemi için diploması faaliyeti olarak uygulanan dış yardım, günümüz çağdaş uygulamalarından ayrı olarak geçmiş zamanlarda da kullanılmıştır (Üçkuş, Kendirci, 2012).
Ülkeler kendi güvenliğini sağlama, tehlikeli durumlara karşı koyma ve istediği sonuca ulaşabilme için askeri güçlerini kullanmaktadırlar. Ekonomi gücünü kullanma da çoğunlukla benzer biçimde basit ve sonucu kısa zaman alan bir güç kullanımıdır. Ancak yumuşak güç kullanma, zahmetli uzun süreç isteyen ve takipçilerinin kabulüne bağlı olan bir iştir. Dış yardımda yumuşak gücün ögelerini kullanma sert güç ögelerini kullanmadan daha zor daha yaygın ve bir o kadarda maliyetlidir. (Nye, 2005).
Ülkeler hedeflerindeki ülkelerin gözlerinde imajlarını pozitif doğrultuda arttırma için ekonomik olarak kalkınmayı destekleyen programlar düzenleyerek dış siyasetlerinde yapıcı ve aktif olan bir yöntem izlerler. Kamu diplomasisine yönelik harcamaları gerçekleştiren devletlerin imajları pozitif olarak artar bu ise hedefledikleri sonucu kazanma ihtimallerini arttırır. Kültür ögeleri ve beraberinde eğitim bahsinde devletçe sağlanan destekler iyi oldukları bir saha için yapılmış olan harcamalar ve bütün bunların uluslararasında tanıtımı da diğer bir yumuşak güçtür. (Tarik, 2007).
Günümüzde gelişmekte olan ülkeler yumuşak güç kapsamında dış politikasında ekonomik ve insani yardımları kullanmaktadır. Yumuşak gücün diğer devletlerin
16
aktörlerinin tutumlarını değiştiren; kültür, dış politika uygulamaları ve değerler bu aktörlerle geliştirilecek ilişkilerin şekli olmasından kaynaklı Türkiye’nin de yumuşak güç uygulamaları incelenirken kültürel etkileşimleri önem kazanmıştır. Siyasette barışçı metotlar kullanma ve aktif bir siyaset izleyip gündemi oluşturma ülkelerin yumuşak gücü kullanımlarının örneğidir (Kirişçi, 2007).
1.3. Türk Dış Politikasında Dış Yardımlar ve İnsani Diplomasi 1.3.1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Dış Yardım Anlayışı
Türk dış politikası insani yardım anlayışı Osmanlı’dan kalan bir mirastır. Hilafet makamı Osmanlı sultanlarına geçtiği için gerek ülke sınırları içindeki halk gerekse ülke sınırları dışındaki Müslüman topluluklarına yardımı kutsal sayan bir anlayıştaydılar.
İnsana yakışır şekilde manevi sorumluluk ve bir bakıma da yönetimsel bir taktik olan Osmanlı dış yardımları cami inşası İslâmiyet’in muhafazası kıtlığın ve zulmetin giderilmesi maksadıyla öncelikle Müslüman toplumların yaşadığı bütün beldelere ulaştırılıyordu. Osmanlı ekonomisinin darda olduğu zamanlarda bile dış yardım faaliyetleri devam ettirilmiştir (Akçay, 2012).
20. yüzyılın son çeyreğine kadar dış yardım alan orta düzey bir devlet görünümünde olan Türkiye Turgut Özal’ın başbakanlık ardından da cumhurbaşkanlığı yaptığı yıllarda bir taraftan yardım alırken diğer taraftan SSCB’nin dağılımından sonra kurulan Balkan devletlerine ve Orta Asya’daki Türk cumhuriyetlerine belirli miktarlarda yardımlar yapmaya da başlamıştır (Öztürk, 2012). Özellikle 1992’de TİKA’nın kurulması ile Türk dış yardımının kurumsallaşması sağlanmıştır. TİKA’nın kurulmasından sonraki yıllarda Türkiye’nin dış siyasetinde bu yardımlar önem arz etmiştir (TİKA, 2008).
SSCB’nin dağılımının ardından özellikle de baştan yapılanma faaliyetlerinin ortaya çıkardığı koşulların gereği olarak Türkiye dış yardımlarının stratejisini ve siyasetini tespit etmiştir (TBMM, 2001).
1.3.2. AK Parti Döneminde Türkiye’nin Dış Yardımlarla Güttüğü Amaçlar 2002 yılında iktidar olan adalet ve kalkınma Partisi ile beraber Türk dış yardımları ve insani bakış açısı yeni açılımlar kazanır 1009 92’de kurulmuş olan Dika 2003’e değin büyük bir kısmı Orta Asya ve Kafkasya da yaşayan devletlere olmuştur. Bu
17
devletlerin seçiminin altında yatan sebepse tarihsel süreçte köken ve kültür bağlarının var oluşudur bahse geçen devletlerle2506 proje imzalanmıştır. Adalet ve kalkınma Partisi’nin dış siyasetinde model merkez ülke olma söylemi söylemine önem verilmiştir o dönemde dışişleri bakanlığı yapan Ahmet Davutoğlu 2 Ocak 2013’te İzmir’de düzenlenmiş olan Beşinci Büyükelçiler Konferansı’nda Türk bakış açısını açıklar.
Davutoğlu'na göre Dış yardım ve İnsani diplomasisi: Küreselleşmiş dünyada artık insani diplomasinin sadece insani yardım anlamına gelmediği bir gerçektir. Bu diplomasi, diğerlerini kucaklayıp sahiplenen, haklarını savunan ve uluslararası arenada farkındalık yaratan yani insanı merkez alan bir diplomasidir (T.C Dışişleri Bakanlığı, 2016). Bundan dolayı Türkiye’nin yoğun bir biçimde sürdürmeye başladığı dış yardımları ve insani diplomasi bir yumuşak güçtür. Bu yol, Türkiye’nin küresel aktör olma hedefine gitmesini kolaylaştıracak alternatif yoldur. Günümüz dünyasında dış yardım yapabilen devletler sırasında üçüncülüğü koruyan ve milli gelirine oranla değerlendirildiğinde ise birinci sıraya çıkan Türkiye en büyük donör devletlerden biri olmuştur (T.C Cumhurbaşkanlığı, 2016). İşte bu yüzden Türkiye ilk defa düzenlenen “Dünya İnsani Zirvesi”ne 2016 yılının Mayıs ayında ev sahipliği yapar
Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik konumu, kültürü, tarihi sebebiyle büyük önemli bir devlettir. Dünya üzerinde çatışma alanlarının önemli bir kısmında dış yardımlar yapmaktadır. Orta Asya, Kafkaslar, Rusya, Orta Doğu, Balkanlar ve Afrika’daki ülke ve topluluklar Türkiye’nin yaptığı dış yardımların ana hedefi konumunda olmuştur. Kurulduğu ilk yıllardaki hedef kitle olan Orta Asya ve Kafkaslar genişlemiş, Balkanlar ve son iki yılda da başlıca Afrika, Bosna Hersek ve Kosova gibi kriz bölgelerine ilaveten Türk dış politikasındaki ve Türk dış ticaret politikasındaki yeni açılımlar çerçevesinde TİKA, Afrika’da da faaliyetlere başlamıştır. TİKA’nın bugün itibariyle proje, program ve faaliyetlerini tespit eden, yürüten ve uygulamaları takip eden Program Koordinasyon Ofisi olarak adlandırılan 18 ülkede birimleri bulunmaktadır (TİKA, 2016). Bu ülkeler: Afganistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Bosna Hersek, Etiyopya, Filistin, Gürcistan, Kırgızistan, Kosova, Makedonya, Moğolistan, Moldova, Özbekistan, Sudan, Tacikistan, Türkmenistan, Ukrayna ve Kırımdır (TİKA, 2016). Ak Parti dönemi Türkiye'nin dış politika anlayışı geniş çerçevede ele alınmıştır.
18
Bölgesel bir güç olan ve küresel bir aktör olmak amacını güden Türkiye kalkınma yardımlarına Ak Parti dönemi ile daha da önem kazanmaya başlamıştır. Türkiye BM’nin “Bin Yıl Hedefleri” istikametinde kalkınma yardımları ve teknik yardımlar aracılığıyla birçok ülkenin kalkınmasına katkı sağlamaktadır (TİKA, 2008). Dış yardımlar aracılığıyla Türkiye çok boyutlu bir dış politika üretmektedir. Türkiye dış yardımların kısa dönemde olmasa da uzun dönemde devletin dış politikası açısından ve ulusal çıkarlar açısından ne kadar önemli olduğunun farkına varmıştır. Örneğin Türkiye BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine 192 üyenin 151’ini alarak 1996 yılından bu yana en çok oy alan ülke olarak seçilmiştir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2016).
2008 yılı itibari ile Türkiye, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Libya, Gürcistan, İran, Marshall Adaları, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Makedonya, Pakistan, Palau, Moldova, Suriye, Türkmenistan, Özbekistan ve Ukrayna’dan oluşan 17 ülkeye dünyada yardım yapan ilk 10 ülke arasında yer almaktadır (TİKA, 2016). Bu tablo da Türkiye’nin dış yardımlarını tek bir bölge ya da ülkeye yoğunlaştırmadığının en önemli kanıtıdır.
Bu bölümde günümüzde oldukça önemli bir kavram haline gelen dış politikanın devletler tarafından ne amaçla kullanıldığını ve devletler dış politikayı kullanırken hangi araçlardan destek aldığını açıklanmasına çalışılmıştır. Devletler diş politikada her zaman kendi çıkarları korumaya çalışmaktadır. Uluslararası ortamda her devlettin kendi diş politika amaçlarına koruyarak diğer devletlerle ilişkilerini sürdürmektedir.
Dış politika amaçları da somut ve soyut amaçlar olarak ayrılmaktadır (Ege,2008). Devletler dış politika amaçlarının diğer devletler üzerinde kalıcı olması ve uzun vadeli olması için birtakım araçlara başvurmaktadır. Bu araçlar ise diplomasi, ticaret iş birlikleri, vb. araçlardır kullanarak kendi dış politikalarına yürütmektedir. Devletlerin dış politikada kullandığı araçlar çeşitlilik göstermektedir. Günümüzde devletlerin diş politikada kullandığı en yaygın araçlar güç, sert güç, yumuşak güç ve dış yardım araçlardan oluşmaktadır. 21.Yüzyıldadevletler dış yardım yaparak kendi dış politika amaçlarını gütmektedir. İlk kez Marshal yardımı olarak başlayan dış yardımlar günümüzde gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler, gelişmemiş veya az gelişmiş ülkeleri dış politikada yanlarına çekmek için kullandığı siyasi bir araç olmuştur. Türkiye’yse bu konuda son dönemde kendisinden sıklıkla bahsettiren bir ülke konumuna gelmiştir.
Cumhuriyet kurulduktan 1990’ların sonuna değin olan dönem içerisinde dışardan yardım
19
alan bir ülke olan Türkiye, 2000’lerin başlangıcından bu yana dezavantajlı ve yardıma ihtiyaç duyan ülkelere yardım yapan (donör) ülkeler arasındadır. Türkiye kendi ekonomisindeki iyileşme ve istikrara paralel olarak hem yaptığı dış yardım miktarını hem de dış yardım yaptığı ülke adedini arttırmıştır.
2002’de seçimleri kazanarak hükümeti kuran Adalet ve Kalkınma Partisi’yle beraber Türkiye dış yardım konusu anlayışına farklı bakış açıları da getirmiştir. 1992’de kurulmuş olan TİKA; 2003’e değin büyük kısmı Türkiye’nin Orta Asya ve Kafkasya’daki kültür ve tarih birlikteliği bulunan ülkelerle ortak olarak gerçekleştirilen yaklaşık iki beş yüz altı (2506) projeye imza atmıştır. Türkiye, artık global değişim sürecine de uyarak hareket eden bir ülke olarak, “çok boyutlu” diye nitelendirilebilecek bir dış politika stratejisi yürütmektedir. Son zamanlarda dış politikada hayata geçirilmiş olan bazı faaliyetler bu süreçte hayli anlamlıdır. Bununla beraber bu politikaların sürekliliği ve dış yardımlar aracılığıyla Türkiye’nin küresel ve bölgesel ağırlığının arttırılıp korunması bakımından önemlidir.
20
BÖLÜM 2
BM VE TÜRKİYE’NİN YARDIM OPERASYONLARININ KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRMESİ (1990–2020)
2.1. Somali’nin Kısa Tarihi
Somali coğrafyası M.Ö. 9000’li yıllardan beri yerleşim bölgesi olarak kullanılmaktadır (Bingöl, 2013). Somali; Eritre, Cibuti ve Etiyopya’nın bulunduğu Afrika’nın kuzeydoğu bölgesinde yer alan ve Afrika Boynuzu olarak da ifade edilen bu ülkenin coğrafyasının yüzölçümü 637.657 km2 ve nüfusu yaklaşık on beş milyondur. On sekiz idari bölgeden oluşan Somali’nin başkenti Mogadişu olup nüfusu 2019 verilerine göre yaklaşık on beş milyon dört yüz kırk bindir (CIA, 2012).
Şekil 2.1. Somali Coğrafi Konumu
21
Somali sahip olduğu coğrafi konumda kıtalararası ticaret yolu olan Kızıldeniz’i kontrol etmesi sebebiyle jeo-stratejik önem taşır. Somali geçmişinde Afrika Boynuzu bölgesine hâkim güçlü imparatorluklar kurmuş ve bu şekilde de önemli bir ticaret merkezi oluşturmuştur. Süveyş Kanalı’nın uluslararası deniz trafiğine açılmasıyla, Afrika Boynuzu bölgesine daha da önem kazandırmıştır (Eylem Miray Apak, 2009). Bu sebeple 19. yüzyılın sonları itibariyle Avrupa’nın emperyalist ülkeleri Somali’yi sömürmek için akın etmişlerdir.1897’den sonra emperyalist Fransa, İngiltere ve İtalya; Somali’yi kendi çıkarları doğrultusunda “Fransız Somali’si”, “İngiliz Somali’si” ve “İtalyan Somali’si”
adları altında paylaşmışlardır. Emperyalistlerin Somali’ye yaptıkları bununla da sınırlı kalmamış Somali topraklarından bazı kısımları bölüp bir kısmını Kenya’nın topraklarına bir kısmınıysa Etiyopya’nın topraklarına katmışlardır (Dersso, 2009).
Günümüzde Afrika Boynuzu’nda yaşayan etnik gruplardan en kalabalıklarından birisi Somalililerdir. Günümüz Cibutisi Fransız Somali’sidir. İngiliz Somali’siyse Kuzey Somali’dedir ve bugün bu bölüm, bağımsız Somaliland topraklarının tamamıyla Puntland özerk bölgesinin büyük bir bölümünü kapsamaktadır. İtalyan Somali’si de Somali’nin merkezini ve güneyini içine almaktadır. Yıllarca Somali toprağı olan Ogaden bölgesi 1948’de İngiltere’ce Etiyopya’ya verilmiştir (Barnett, 2007). Somali’nin kuzeyinin bir kısmıysa Kenya topraklarına katılmıştır. Somali 1960’ta bağımsız olurken tarihte Somali’ye ait olan Ogaden ve Cibuti, Somali sınırları dışında bırakılmıştır. 1969’da askeri darbeyle iktidara gelen Siyad Barre, ülkenin yönetimini ele geçirmiştir (Bingöl, 2013).
Askeri darbe, ekonomik olarak zor durumda olan halkça desteklenir. Devletin adı “Demokratik Somali Cumhuriyeti” olarak değiştirilir ve ülkede sosyalist bir politika anlayışı uygulanmaya başlamıştır. Somali’ye soğuk savaş döneminde SSCB’den büyük miktarlarda yardım sağlanmıştır.
Somali emperyalist güçlerin bu ülkeden kopardığı bölgeleri geri almak için Etiyopya ile savaşmıştır. 1977-78 yılları arasında gerçekleşen ve Ogaden savaşı olarak bilinen bu savaş Somali’de bağımsızlık sonrası önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Başlangıçta her ne kadar Somali, Ogaden bölgesini ele geçirse de SSCB ve Küba Etiyopya’yı destekleyip yardım edince Somalililer yirmi beş bin civarında can kaybı verip geri çekilmişlerdir (Samatar,1998). Bu savaşla Somali’nin bozulan SSCB ilişkilerinin yerine ABD’yle yeni kurulmuştur. Savaştan sonra Siyad Barre rejimi halk tarafından
22
protesto edilmiş ve farklı yerlerde rejimden kurtulmak için karşı hareketler düzenlenmiştir (Abdi, 2002).
1989-1990’da hükümete ait kuvvetler çok sayıda grubun protestoları ile mücadele etmiştir. Ülkede çıkan bu sorunları yoksulluk ve siyasi istikrarsızlık meydana getirmiştir. Çatışmalar, Barre rejiminin yıkılmasına zemin hazırlamıştır.1990-1991’de yağma ve haydutluk boyutuna varan hareketler kaos ortamı doğurmuştur (Elm, 2006).
1991’den 2010 yılına kadar Somali’de merkez hükümetinin kurulamamış olması,
“başarısız devletler (failed country)” sınıfında yer almasına neden olmuştur. Somali’deki bu sorunların temeli ise 19’uncu yüzyılın sonlarından itibaren Avrupalı emperyalist güçleri tarafından atılmıştır.
2.2. 1990-2011 Yıllarında BM’ye Bağlı Dünya Gıda Programının Somali’ye Yönelik Yardımları
1990’lı yılında Siyad Barre rejiminin yıkılmasının ardından Somali iç savaşa sürüklenmiştir. Somali’de baş gösteren iç savaşın beraberinde getirmiş olduğu kıtlığın ve hastalıkların sonucunda çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Bu dönemde açlıktan ve hastalıktan hayatını kaybeden Somalili sayısının dört yüz elli binden daha fazla olduğu düşünülmektedir (Lewis, 2002). Somali'nin bu durumu uluslararası camiada yankı bulmuştur. BM’nin Somali’ye yönelik yardım misyonu UNOSOM-I, (Birleşmiş Milletler Somali Operasyonu) 1992’nin 3 Mart’ında ateşkesi denetlemek ve insani yardımların güvenli bir şekilde ulaştırılmasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. UNOSOM-1’in, Somali müdahalesi ilk olarak Somali’nin güneyini etkisi altına alan açlığa son vermek ve insani yardımı kolaylaştırmak maksadıyla ABD liderliğinde UNITAF adlı otuz bin kişilik bir kuvvetle başlamıştır. Daha sonra BM Güvenlik Konseyi tarafından alınmış olan çeşitli kararlar ile beraber ülkedeki çatışmaları önlenmek maksadıyla silah ambargosu uygulanmış ve insani yardım çağrıları yapılmıştır (Mahmood, 2011).
BM çalışmaları doğrultusunda, ABD’nin müdahalesinin ardından bölgede istikrarın sağlanması ve sürmekte olan iç savaşın durdurulmasına yardım etmek amacıyla Türkiye de 1993’te Somali’ye asker göndermişti (UNISOM I-II). 1950 Kore Savaşı’na asker gönderen Türk devleti ikinci olarak da Somali’ye asker göndermiş olur. BM gücüyle birlikte Somali’de aktif görev alan Türkiye, BM öncüsü ABD askerlerine gösterilen tepkiden payını almıştır (Orakçı, 2018). BM’nin barış gücüyle silahlı
23
eylemciler arasındaki çatışmaların sonucunda yüz elliden çok BM asker ve personeli öldürülmüştür. BM barış gücü ülkeleri 3 Mart 1995’te müdahalenin başarısız olması ve çok sayıda can kaybı vermiş olmaları nedeniyle Somali’yi terk etmişlerdir (Thakur, 1994). BM barış gücünün Somali’den ayrılışından sonra kıtlık ve açlık krizleri ülkede devam etmiş ve Somali halkına fazlaca zarar vermiştir.
Somali’nin BM güçleri için güvenlikli olmaması sebebiyle BM’nin ilgili kurumları, Somali’ye yönelik yardımlarını Somali’nin komşu ülkesi olan Kenya ve buranın başkentinden (Nairobi’den) yürütmüşlerdir. Böylece BM’de biriken Somali yardımları, 1995’in sonrasında tamamen Kenya’da harcanmıştır. Bu yardımların sadece küçük bir kısmı Somali’ye ulaştırılırmıştır (Orakçı, 2018). Bunun sonucunda ise BM Somali üzerinde etkisi olmamıştır (Bingöl, 2013). 1991 sonrası başlamış olan iç savaş sebebiyle bir otorite boşluğu ortaya çıkmış ve Somali’deki bazı silahlı eylemciler bu durumdan faydalanarak ülkenin bazı kesimlerinde egemen olduklarını duyurmuşlardır.
Silahlı eylemcilerin arasında kalan Somalililer, başlıca ihtiyaç maddeleri ve hizmetlerden yoksun bırakılarak açlık krizi ile mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Ekonomik durumu yerinde olan bazı Somalililer ise Somali’den ayrılıp başta ABD ve İngiltere olmak üzere, Kenya, Güney Afrika gibi ülkelere göç ederek yerleşmişlerdir.
Öte yandan BM, bu süreçte Somali’deki çatışmanın durdurulması ve Somali’de devlet sürecin inşa edilmesi için çatışan gruplar arasında arabulucu rolü üstlenmiştir. Bu zaman zarfında BM tarafından Somali’nin komşu ülkelerinde, Etiyopya ve Kenya olmak üzere konferanslar düzenlenmiştir. BM, bazı yerel kanalarla anlaşma yapıp Somali'ye yardım etmeye olan bağlılığını sürdürmüştür. BM, 2011’in Haziran’ında Somali’de iki bölgede (Bakool ve Lower Shabelle’de) kuraklık ilan etmiştir. Böylelikle on yıldan sonra Somali’de yeniden kuraklık ilan edilir. Somalili 3.700.000 insan (ülke nüfusunun yarısı) açlıktan etkilenir. Bu sayının 2.800.000’i güney Somali’dedir (UN News Centre, 2011).
BM Somali İnsani Koordinatörü Mark Bowden 2.510.000 Somalilinin acil yardım ihtiyacı içinde olduğunu ve 1.290.000 Somalilinin ise açlıkla karşı karşıya kaldığını söyler (UN News Centre, 2012).
2.3. 2011-2020 Yıllarında Türkiye’nin Somali’deki Yardımları
Türkiye ile Somali ilişkileri tarihsel açıdan Osmanlı dönemine kadar dayandırılabilir. Yakın dönem ilişkiler ise Türkiye Cumhuriyeti’nin 1979’da Somali’de
24
elçilik açması ile başlamıştır; fakat bu büyükelçilik 1991’deki iç savaş sebebiyle kapatılmıştır. Türkiye 1991- 92 yılları arasında Somali’de yaşanan iç savaş esnasında az sayıda STK ile Somali’de bulunan yerli ortaklar aracılığıyla yardım sağlamıştır. 1993’te ise BM Somali misyonu UNOSOM II’nin komutası Türkiye’dedir. Bu yıllarda TSK’nın bir tabur askeri Somali’de görev yapmıştır. Bu dönemde Türkiye yapılan gıda, sağlık yardımları ve altyapı yardımlarıyla Somalililerin gönlünü kazanmış; bu dönem faaliyetleri aracılığıyla bugüne kadar süren Türkiye ile Somali ilişkilerinin temeli atılmıştır (Bingöl,2013).
Türkiye Cumhuriyeti Somali’de yaşanan istikrarsızlık ve kıtlıkların sebep olduğu insani krizlerin çözümüne yönelik ilk olarak İslam İş birliği Teşkilatı (İTT) bünyesinde 17 Ağustos 2011’de bir zirvenin gerçekleştirilmesine öncülük etmiştir.
Zirvede 40 üye devlet bulunmuştur ve söz konusu sorun bağlamında Somali’ye 350 milyon $ kalkınma yardımı yapılması kararı alınmıştır. Bununla birlikte 28 Ağustos 2011 tarihinde başkanlığını Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı Somali gezisi ile BM, Afrika birliği, İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin heyetlerinin de Somali’ye ziyaretlerine vesile olmuştur. Mogadişu’ya yapılmış olan ziyareti son 20 yılın en üst düzey ziyareti olarak tespit etmek mümkündür. BM’nin Mogadişu’yu güvenlikli bulmadığı için komşu ülkelerdeki karargahlarını kullanarak faaliyet gösterdiği bir zamanda yapılan bu ziyaret Somalileri sevindirmiştir. Ancak Türkiye’nin bir bakıma riskli bir açılım başlattığı da söylenebilir (Aynte, 2013).
İnsani yardım çalışmaları kapsamında Türkiye 2011 yılından bu yana insani yardım ve kalkınma alanında Somali’ye 1 milyar ABD dolarını aşan yardım sağlamıştır.
Eğitim, sağlık, ulaştırma ve güvenlik alanlarına yayılmış olan yardımlar, kurumsal sistemin bulunmadığı ve her türlü altyapı desteğine ihtiyacı olan Somali’nin yeniden inşa sürecine büyük katkı sağlamıştır (Munyar,2019).
İnsani yardım çalışmaları kapsamında Türkiye 2011’den beri Somali için 1 milyar ABD dolarını aşan yardımlar sağlamıştır. Eğitim sağlık ulaşım ve güvenlik gibi alanlarda gerçekleştirilmiş olan bu yardımların Somali’nin yeniden inşasında büyük katkıları olmuştur. Türkiye TİKA aracılığıyla Somali yardımlarını koordine etmektedir.
TİKA Mogadişu’da su kuyuları açmış, Mogadişu havaalanı ve bazı hükümet binalarını tadil ve tamir etmiş, Diğfer hastanesinin geliştirilmesine katkı sağlamış, 33 km’lik bir