• Sonuç bulunamadı

JEAN BRUN Dijon Üniversitesi Edebiyat ve Felsefe Fakültesi profesörü.

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "JEAN BRUN Dijon Üniversitesi Edebiyat ve Felsefe Fakültesi profesörü."

Copied!
120
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

BRUN • Stoa Felsefesi

(2)

JEAN BRUN Dijon Üniversitesi Edebiyat ve Felsefe Fakültesi profesörü.

İletişim Yayınlan, 1.997 (1 baskt)

L e S to lcism e

© 1 9 5 8 Presses U niversitaires de France (1 9 9 4 ; gözden geçirilm iş 12. b ask ı)

İletişim Yayınlan 9 3 2 • Başvuru D izisi 3 2 ISBN 9 7 5 - 4 7 0 -1 5 1 - 2

© 2 0 0 3 İletişim Yayıncılık A. Ş.

1. BASKI 2 0 0 3 , İstanbul (5 0 0 adet)

TAYİN YÖNETMENİ M ustafa Bayka YAYIN DANIŞMANI A hm et İnsel DİZİ KAPAK TASARIMI Ü m it K ıvanç KAPAK U tku Lom lu

KAPAK FILM14 N okta G rafik UYGULAMA H üsnü A bbas DÜZELTİ M etin Pınar MONTAJ Şahin Eyilm ez BASK! ve CİLT Sena O fset

İ le t iş im Y a y ın la n

K lodfarer Cad. İletişim Han No. 7 Cagaloglu 3 4 1 2 2 İstanbul Tel: 2 1 2 .5 1 6 2 2 6 0 -6 1 -6 2 • F ax: 2 1 2 .5 1 6 12 58

e-m ail: iletisim @ iletisim .com .tr • w eb: w w w .iletisim .com .tr

(3)

JEAN BRUN

Stoa Felsefesi

L a S to 'ic is m e ÇEVİREN M e d a r A tıc ı

Ülii . , , ,

.

■■■ w i l e t i ş i m

(4)

içindekiler

Giriş ,... ...ı..,,..-., 7

Birinci Kısım

STO A O K U L U ... ... . . . . _ ... 13

Eski Sto a ... ,.. 13

Orta Stoa... _... _... ...2 0 İmparatorluk döneminde Stoa _•... „... 2 2

İkinci Kısım

STO A FELS EFES İ... ... ...„... 3 3

BİRİNCİ B Ö LÜ M

Felsefe... 3 3

Felsefenin işlevleri ... 3 3

Felsefenin farklı kısımları ... ...„ ... 3 5

İKİNCİ B Ö LÜ M

M an tık (Stoa mantığının kendine özgülüğü, anlamı ve a ç ı l ı m ı ) _ 3 7

Bilgi kuramı... 40

Diyalektik ... 4 8

Ü Ç Ü N CÜ B Ö LÜ M

F izik ... 51

Dünya... ... ... ,... 52

Tanrı... 61

İnsan ... 7 3

(5)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

A h la k ... 89

Eğilimler... ... „... ... ... ... .3 0 Egemen iyilik ve erdem... 91

Tutkular... ...„ ... 96

Bilge kişi ... ... ...:...„.103

Evrendeşlik ._ _ ... ..._... ... . 107

Uygun tutumlar (kathekonta, offid a ) ... 108

Üçüncü Kısım STO A CI B İLG EL İK V E Y Ö N EL D İĞ İ Ç İZ G İ... 113

Kaynakça ... ...723

(6)

G İR İŞ

Platon, Aristoteles ya da Plotinos hakkında çalışm a yapma­

ya girişen kişinin elinin altında, bu düşünürlerin yapıtları­

nın az çok bir bütünselliği bulunsa da, bu öğretinin kuru­

cuları olan Eski Stoa d üşünürlerinin yazm ış olabildiği ve farklı geleneklerin bize başlıklarını aktardığı birçok yapıt­

tan geriye hiçbir şey kalmamıştır. Eleştirm enlerin ya da Ci- cero, Plu larkhos, A frodisiaslı İskender, Sextu s E m piricus gibi oldukça geç dönem hasım larının veya Diogenes Laerti- us, Stobe gibi az çok vasat derleyicilerin bu yapıtlardan al­

mış olabildiği alıntılar ya da özetler, onlar hakkm daki çalış­

m anın biricik tem elini oluşturur. Hiç kuşkusuz Seneca’nm , Epictetos’un, Marcus Aurelius’un yapıtları bir tür kuşatıcıiı- ga ve birliğe sahipse de Seneca ile birlikte, daha çok edebi söylem e gireriz (ann esinin katled ilişin in ertesi günü Ne- ro’nun, Senato’da okuduğu m ektubu kalem e alm ış olan bu saray m uhasibinde, bir filozof bu lu r muyuz sahiden?) ve her şeyden önce birer ahlakçı olan Epictetos ve Marcus-Au- relius’un m etinleri, Stoa felsefesinin fizik ya da m antık hak- kmdaki düşüncelerini belirgin bir biçim de tanımamıza el­

7

(7)

vermez. Dem ek ki, Stoa tarihçisi an cak, az ço k sadık, az çok açık alıntılar üzerinde ve az çok uzun, az çok uyuşan fragm anlar üzerinde çalışabilir. İşte bu noktad a, A ntiki- Le’nin Stoalılara ilişkin bize devredebildiği bütün Grek ve Latin m etinlerini1 üç ciltte biraraya getirm iş olan Hans von A rnim ’in dev yapıtını anm ak gerekir: S to îcoru m veterum fr a g m e n ta -S to a lıla rd a n k a la n fr a g m a n la r (Teubner, 1 9 0 3 - 1 9 0 5 ); ama bu çok değerli çalışm ada “her şey” olsa da, bu her şeyin içinde, birçok fragmanın ikili, üçlü ya da dörtlü kullanım ı da vardır, Stoa felsefesinin apaçık noktaları hak­

kında çok bol m etin varken, karanlık noktalarda m etinler eksik kalır, bazı m etinler birbirini çü rütürken, bazıları da fazlasıyla çarpıtılm ıştır. Sonuçta ve özellikle, unutulm aması gereken en önem li nokta, Stoa felsefesinden söz edildiğin­

de, bu kullanışlı etik et altında tarihi beş yüzyıldan öteye uzanan ve ayrıntıya ilişkin pek çok noktada, her zaman için ortak fikirleri olm ayan felsefi bir okulun tem silcilerinin gö- zön ü n d e bulundurulduğudur. B ütün bu n lara k arşın, bu zorluklar, bir Stoa öğretisi ve bir Stoa bilgeliğinden sözet- meyi olanaksız kılmaz.

Tem el m etinler. - Sloa felsefesi üzerine belli başlı bilgi kaynaklarım ız aşa­

ğıdaki m etinlerde bulu nur:

C icero (l.Ö . l.yy.):

TraiU du destin (Yazgı Ü zerin e).

D es conduites convcnables (Ödevler).

D e la n atu re des dieu x ( Tanrıların D oğ ası Ü zerin e) D e la d ivin ation (K eh a n et Ü zerin e)

D es lois (Y a sala r Ü zerin e).

Des term es ex lrc m cs des bien s et des m au x (iy ilik le r in ve K ö tü lü k lerin Sı­

n ırla rı Ü zerin e).

1 Adler, 1924 yılında yayınlanmış IV. cilde Göstergeleri koymuştur, dört cilt bir­

den 1964’de Stuıtgart'ıa Teubner tarafından yeniden yayınlanmıştır.

8

(8)

P a ra d ox c s d es sto tcien s (S to a P a r a d o k s t a n ) L es A cad ön ıiq u es (A k a d e m ia lıla r ).

Plutarkhos (l.S. l.yy.):

D es opin ion s des p h ilo so p lıes ( F ilo z o fla r ın G ö rü şleri Ü zerin e) (B u yapı­

lın P lu tarkhos’a a iı olup olm adığı tartışm a götürür, yazar çoğu kez Pseudo P lu tarkhos (Sah te P lu tarkh os) olarak b e lirtilir).

Que les sto icien s disen t des c h o se s plus e x lr a v a g a n te s q u e les p o tte s (S lo - altlar, şa irlerd en d a h a ç ılg ın ca ş e y le r s ö y le r )

L es co n tra d iction s des sto lcien s (S to a lıla rm Ç e liş k ile r i).

D es c o n c ep tion s com m u n es c o n tr e les sto lc ie n s (S to a lıla r a K a r ş ı O rta k K a v r a y ış la r).

Seneca ( l.S . l.yy.):

Du b o n lıeu r (M utluluk Ü zerin e).

Q uestions n atıırelles (D oğ a S o ru n la rı).

L ettres (M ek tu p la r).

Ep ictetos (l.S . l.y y .):

P en sees (D ü şü n celer).

Entreticns (S ö y leşiler).

M arcu s-A u relius (l.S . 2.yy.):

P en sâcs (D ü şü n celer).

G alianus (l.S . 2.yy.):

Des p r ic e p t e s d 'H ippocrate et d e P laton (H ip p o k r a tes ve Plüton'un ö z d e ­ y iş le r i) (K h rysippos’un p sik o lo jisin e ilişk in b ir özeti içerir).

A frodisiaslı İsken d er (l.S . 2-3.yy.):

TraiLĞ du destin (Yazgı Üzerine) Du m ela n g e (Karışım Ü zerine) Sextu s E m p iricu s (l.S . 3.yy.):

H ypotyposes py rrh on ien n es (P y n h o n Ö ğretisinin A n a Ç iz g ile ri) C o n tre les m a th em a tic ierıs (M a te m a tik ç ile r e K a r ş ı) (D o g m acıların ve

Stoa ku ram ların ın bu şü p h eci h ek im tarafından ö ze li ve eleşLirisi).

D iogenes Laertıus (l.S . 3.yy.):

Dbc livres s u r les vies et les sen ten ccs d es p h ilo s o p lıe s illustres (Tanınmış F H o z o jla n n Y aşan ılan ve ö z d e y iş le r i Ü zerin e On K ita p ) (Stoalılara ayrılm ış olan VII. kitap, b u oku l h ak k ın d ak i en önem li bilgi kay­

naklarım ızd an b irini oluşturur, ne yazık ki D iogenes Laertius, çoğu kez parlak b ir derleyici değildir.)

Stobe (l.S . 5.-6.yy.):

F lo rilö g e (S eçm e Ş iir ler )

D eu x livres d ’ex traits des p h y sicien s et des m o r a lis tes ( F iz ik ç i v e A h la k çı­

lardan S e ç k ile rin i k i K itab ı) (Bu d erleyici b ize, başkalarıyla b irlik le A rius D idym e’in -l.Ö .l.yy.- de ö n em li fragm an lan n ı aktarm ıştır.).

9

(9)

S toa felsefesi hakkınd a yap ılabilecek çalışm alar iç in tem el b elgeler aşağı­

daki çalışm alarda bulu nur:

H .D iels, D ox o g ra p h i G r a e c i (B erlin , 1 8 7 9 , 3.b a sk ı, 1 9 5 8 )

A .C .P earson, T h e Jra g m e n ts o f Z en o a n d C lea n th es (Z en on ve K lem thes’in F r a g m a n l a r ı) , g iriş y azısı ve a ç ık la y ıc ı n o tla rla b irlik te (L o n d ra - C am bridge, 1 8 9 1 )

H ans von A m im , S to lco ru m veterum fr a g m e n ta (S to a lıla n ia n k a la n fr a g ­ m a n la r ) (Teubner, 1 9 0 3 -1 9 0 5 ). C ilt I: Z en o n ’un Yaşam ı, T öresi ve Yazı­

ları: a ) M an tık; b ) F izik , c ) A hlak; Z enon’un B ü yük S özleri; Z enon’un Ö ğ retisin in Y andaşlan; C ilt II: K hrysippos'un F r a g m a n la r ı: a ) M antık:

b ) F izik ; C ilt III: K h ry sip p o s’un A h la k F r a g m a n la r ı. T a k ip ç ile r i; C ilt IV:

G ö s leıg e le r , A dler tarafından yazılm ıştır (Teubner, 1 9 2 4 ; y enid en b as., 1 9 6 4 ).

C .J.d e Vogel, G r e e k plıilosoplıy, a c o lle ctio n o f texts w ith n o tes a n d ex p la n a - tio n (Y unan f e l s e f e s i , m etin le r in n o t la r v e a ç ı k l a m a l a r l a d e r le m e s i) , 111.C ilt: T h e H ellen istic R om an p e r io d (H c llen istik R o m a d ö n em i) (L e- iden, 1 9 5 9 )

1 0

(10)

tonialılar ya da Mlletoslular

G R E K FELSEFESİ İÇ İN D E S T O A F ELSE FESİN İN YERİ

S o k r a te s ö n c e s i F ilo zoflar (l.ö . V II. - V. yüzyıllar) Elealılar

Miletoslu İThales Anaksimaridros AnâksimeneS'

Herakleitos

Akademia

Platon (427-348)

Yeni Akademia Arkesilas (316-241) Karneades (219-129)

B ü yü k S o k ra tesç iler

Ksenofanes ^ Parmenides- " t ElealıZenon - +

S o fistler (l.ö . V. yüzyıl)

Protagoras Prodikhos

Gorgias Kallikles

Hippias Thrasymakhos

S o k ra te s (470-399)

Pythagorasçılar ' ya da AkuSmatikler

Pythagoras Timaios

lykeion Aristotelesçiler Aristoteles (385-322)

Theofrastos

Megaralılar

Sokratesçi Euklides Eubilldes Diodorus Kronos Stilpon

Şüpheciler

Pyrrhon Timon

K üçü k S o k ra tesç iler Kinikler

Antisthenes Diogenes Krates

l .ö . 300'e d oğ ru Stoalılar

Kitionlu Zenon Kleanthes Khrysippos

H ıristiyanlığın Başlangıçları Yeni Platonculuk Plotinos (205-270)

Leukippos Anaksagdras Empedokles Demokritos

Kireneliler

Aristippos Tanntanımaz Theodorus

Epikurosçular Epikuros

(11)
(12)

BİRİNCİ KISIM St o a Ok u l u

Stoa felsefesi, yalnız öğretinin kurucusu olan K itionlu Ze­

non’un felsefesini değil, bu okulu yön eten öğreticileri ve öğrencileri de kapsar. O kulun tarihçesi, geleneksel olarak üç büyük dönem e ayrılır: l.Ö . III. yüzyılda etkinlik merkezi Atina olan ve K itionlu Zenon, K leanthes ve Khrysippos’un yer aldığı E ski Stoa. l.Ö . II. yüzyılda, sistem in ilk keskinli­

ğini yitirip latinleştiği O rta S to a; bu dönem in belli başlı ad­

ları şunlardır: Babil’li Diogenes, Tarsuslu Antipater, Rodos- lu Panetius, Apameli Posidonius. l.S. I. ve II. yüzyıllardaki im p aratorlu k S loası ise temelde Rom alıdır ve yalnızca ah­

lakla ilgilenm ek için, m antık ve fiziği neredeyse tamamen bırakmıştır. Bu dönem in belli başlı adları şunlardır: filozof olarak değerlendirilebildiği ölçüde Seneca, M usonius Rufus ve özellikle Epictetos ile Marcus-Aurelius.

Eski Stoa

K itionlu Zenon (3 3 6 -2 6 4 ) - Aşağı yukarı l.Ö . 3 1 4 yılında K itio n lu Zenon A tin a’ya ayak b astığ ın d a, b irç o k felsefe

13

(13)

okulu Yunanlılara çeşitli öğretiler veriyordu. Akademia, Po- lem on tarafından yönetiliyordu. Polem on, Platon’un yerini alan Sp eu sip p os’tan sonra gelen X en o cra te s’in ardından okulun başına geçm işli. Lykeon’un başında ise, 3 2 2 yılında ölen Aristoteles’ten sonra gelen Theofrastos vardı. Thebai’lı Krates, Antisthenes’in kurduğu K inik okulu; Tanrıtanımaz Theodorus ise Kireneli Aristippes’in kurduğu Kirene okulu­

nu sürdürüyordu. Son olarak, Atina yakınlarında Megara’da Diodorus Kronos ve Stilpon, Sokratesçi Euklides’in ve Eu- bilides’in kurmuş olduğu Megara okulunun başındaydılar.

Zenon, çağdaşlarının birçoğunu tanıyordu am a kendi dü­

şüncesini biçim lendirirken, onların öğretilerinden belirgin bir etki alıp almadığı kesin bir biçim de söylenem ez.

Zenon ( 3 3 6 -2 6 4 ) , Fenikeli söm ürgelilere ait bütünüyle Yunanlı bir yer olan Kıbrıs adasının K ition şehrinde doğdu;

Eski Stoanın diğer iki büyük adı Anadolu’dan geliyordu, çünkü K leanlhes Truva’da, Khrysippos ise Kalikya’da doğ­

m uştu. Bu saptama bazı tarihçileri1 doğu düşüncesinin Eski Stoalılara etkisi olup olmadığını sorm aya yöneltm iştir; ama, benzerliklerin allım çizm ek, kanıt sağlamaktan daha kolay­

dır; üstelik, bir felsefeyi, düşüncenin değil de coğrafyanın daha büyük b ir rol oynadığı b ir etk ilen im ler küm esiyle açıklam aya yönelen bu yaklaşım ların ne gibi bir yararı ol­

duğunu da sorm am ız gerekir. Zenon’un kökeni olasılıkla Fenikeliydi, çünkü onu “Küçük F en ik eli” olarak gören çağ­

daşlarının takılmaları bize kadar gelmiştir, herhalde dili ve şivesi onu bir Attikalıdan kolayca ayırdetmeye izin veriyor­

du. Zenon’un felsefeye nasıl giriştiğini birçok anlatıdan elde ediyoruz. Mnase adlı bir tüccarın oğlu olan Zenon F en i­

ke’den2 lâl kum aşlar alır, içinde bulunduğu gemi Pire önle­

1 J. Bidez, La çite du monde cl la çite du solcil clıez les Stolciens.

2 Bugünkü Suriye.

1 4

(14)

rinde batar; böylece Zenon Atina’ya gelir ve bir kitapçıda Xenophanes’in M em orables'ini karıştırır, eserden çok etkile­

nir ve bu kitapla söz konusu edilen insanlar gibi dikkate değer kişileri nerede bulabileceğini sorar. K inik Krates, tam o sırada oradan geçiyordur, kitapçı Zenon’a onu göstererek

“yapacağın tek şey onu izlem ek” der; o andan sonra Zenon, Krates’in derslerini izler. Bir başka geleneğe göre Zenon, en iyi yaşama biçim inin ne olduğunu öğrenm ek için bir kâhi­

ne danışır ve ölülerle ilgi kurması yanıtını alır; bunun üze­

rine Eski düşünürleri okumaya başlayarak bunu gerçekleş­

tirmeye girişir. Hangisi olursa olsun Zenon’un Krates’in öğ­

retisinin yandaşı olduğu kesindir. Krates, en ünlü temsilcisi Diogenes olan K inik filozofların çizgisindendir; Antisthe- nes’in kurduğu bu öğreti, her şeyden ön ce, toplumsal uz­

laşmalara bir karşı çıkış olarak kendini gösterir: bilge kişi, doğaya göre ve toplum içinde de kendi kendisiyle yaşayan­

dır. Kinikler, çağdaşlarında ayıpladıkları tulum ların geçer­

sizliğini gösterm ek için skandal ve acı alayı kullanırlar; on­

lara göre, hiç kim seden saklayacak hiçbir şeyi olmayan bil­

ge kişi, camdan bir evde yaşayabilir ve Krates bu ilkeyi, ka­

rısı Hipparkhia ile uygulam aktan geri durm amıştır. K inik filozoflar kamuoyuyla dalga geçmeyi öğretm ek için yeni öğ­

rencileri zevkle sınarlar. Diogenes, yeni katılan bir öğrenci­

yi. bir ringa balığını çekerek kendisini sokaklarda izlemeye böyle çağırır, genç adam bundan utanç duyar ve ringa balı­

ğını atarak kaçar, Diogenes de “bir ringa balığı arkadaşlığı­

mızı bozdu" diyerek ona şilem eder. K rates de Z en on’u böyle bir sınamaya almalıydı; Zenon’u fazlaca sakınım lı bu­

lan K rates, K eram ik m ahallesi boyunca taşım ası için ona mercimek püresiyle dolu bir çöm lek verir; utanan Zenon, saklanarak yürümeye çalışır, bunun üzerine Krates, değne­

ğiyle vurarak çöm leği kırar; püre, utanç içinde kaçan Ze­

non’un bacaklarına dökülür ve Krates ona şöyle seslenir:

15

(15)

“N için kaçıyorsun Küçük F enik eli, sana bir kötülü k yap­

madım k i!" Zenon dersini almış olsa gerek ki, daha sonra onu izlemek isteyen zengin bir gence alçakgönüllülük dersi verm ek istediğinde, onu tozla dolu banklardan sonra üs­

tünde yoksulların yaşadığı, bit ve pirelerle dolu bir banka oturtur, sonunda genç adam tiksin ip kaçar. Z en on , Kra- tes’len hazırcevap ve çarpıcı yanıtlar verme yeteneğini ka­

zanm ış olm alı: kendini beğenm iş, kibirli bir adamın, lağım suyu üzerinden yavaşça geçişini görüp şöyle der: “çam ur­

dan çek inm ek te haklı, çünkü orada k end ini seyrelm enin yolu yoktur”; bir gevezeye de “iki kulağım ız ve yalnızca tek bir ağzımız var, çünkü konuşm aktan ço k dinlem em iz gere­

kir” diyerek telkinde bulunur; bir şölen sırasında sessizliği­

ni sürdürdüğünü görüp bunun gerekçelerini öğrenm ek is­

teyen birini de, salonda susm asını bilen biri olduğunu krala söyleyebilm elerini istediğini belirterek yanıtlar. Zenon, Kra­

tes’in öğretisinden, bilge kişinin doğaya uygun yaşayan kişi olduğu fikrini alm ış olsa gerektir.

Zenon ayrıca Megarah Sıilpon’un ve P latoncu Xenokra- tes’in de öğrencisi ya da dinleyicisi olmuştur.

4 2 yaşma doğru bir okul kurup öğretisini aktarmaya baş­

lar, öğrencileri önceleri Zenoncular olarak adlandırılıyordu, sonra, bir ok u la, kurulduğu yere göre ad verm e adetine uyarak Sloalılar diye adlandırıldılar. Stoa felsefesi, Yunanca sütunlu g iriş (p o rtiq u e) anlam ına gelen sto a sözcüğünden gelir, çünkü Zenon derslerini Poekile diye anılan sütunlu girişle veriyordu. Portik felsefe deyim i, Stoa felsefesini be­

lirtm ede eşanlam lı olarak kullanılır. Resimlerle kaplı anla­

m ına gelen p o e k ile adı da, Otuzlar Tiranlığında bindörtyüz- den fazla v atand aşın k atled ild iği bu y erin arın d ırılm ası am acıyla Polygnotes’in tablolarıyla sü slenm iş olm asından gelir. Zenon burada hem en arkadaşlıklar kurdu ve herkes tarafından saygı duyulan bir kişi oldu; bir barbarın aşırı lu- 16

(16)

tumluluğuyla azla yetinen ölçülü biri olarak sade bir yaşam sürdü; dersleri karşılığında ücret alm adığı birkaç öğrenci­

siyle söyleşiler yaptı; bu tutum u, öğretisini, Sofistlerin öğre­

tisi gibi yalnızca bir para aristokrasisine değil, herkese açık bir öğreti yaptı. “Yarı çıplak ve hırpani dostlarla çevrelen­

mişti. Ve Tim on bu yüzden onu alaya alırdı, insanların en aşağılıklarından oluşan bir sefiller yığınını sürükleyip götü­

rürdü “ der Diogenes Laertius. Zenon sözcüklerinin her bi­

rini tartar ve yeni sözcüklerle yani barbarizm le* dolu bir dille konuşurdu; kişiliği, retor ya da dialektisyenden çok bir peygamberi akla getirirdi. Büyük insanlarla alış verişten kaçınırdı ve kendisinden yanına gelm esini rica eden kral A ntigone’ye öğrencilerind en birin i yollam ayı yeğlem işti.

Atinalılar ona öylesine saygı duyuyorlardı ki, şehirlerinin anahtarını ona sunup, altın bir taç verdiler ve bronzdan bir heykelini diktiler. Zenon, yaşadığı gibi sade bir biçim de öl­

dü: okuldan çıkarken düştü ve bir parmağını kırdı, bu olay­

da bir uyarı gördü ve eliyle toprağa vurarak:

Geliyorum zaten, ne diye çağırıyorsun ?

dedi ve bu sözlerden sonra soluğu kesilerek öldü. Keramik mahallesine gömüldü.

Diogenes Laertius bize Zenon’un çalışm alarının başlıkla­

rını aktarır: A n ayasa Ü zerine, D oğaya Uygun Yaşam Ü zerine, Eğilim y a d a hisarım D oğası Ü zerine, Tutkular Ü zerine, Ödev Üzerine, Yasa Ü zerine, G rek Eğitimi Ü zerine, G örm e Ü zerine, Evren Ü zerine, İşaretler Ü zerine, P yth ag orasçılat; Tümeller, Söyleyiş B içim leri, H om eros’a İlişkin B eş Sorun, Şiirsel işitm e Üzerine, Sanat, Çözümler, Çûrütmeler, K rates Yorumları, A h­

lak. Bütün bu çalışmalardan bize kalan yalnızca kısa parça­

lar ya da alıntılar, ama her şeye karşın bunlar, Zenon’un ya-

( ) Sözcükleri yanlış ve kurallara aykırı kullanm a - ç.n .

17

(17)

p ıtın ın Stoa öğretisinin tem el çizg ilerin i sabitleştird iğini söylem em ize yeter.

K lean thes (3 3 1 -2 3 2 ) - Zenon’dan sonra okulun başına geçen kişi, Truva’daki Assos’la doğan ve öncelikle atlet olan K leanthes’ti. 2 82 yılına doğru, 4 drahmiyle birlikte Atina’ya geldi. Kleanthes, Zenon’un zekasına sahip olm aktan uzak­

laydı, tersine fizik bakımdan oldukça güçlü am a zihni dar biriydi; yine de, kendisini Zenon’un eşeği olarak gören biri­

ne, yalnızca kendisinin onun sem erini taşayabileceğini söy­

lediğine bakılırsa, belli bir hazırcevaplık yeteneğine sahipti.

F izik gücü, su çekm ek gibi en zahm etli işleri yapm asına olanak tanıyordu ve bazıları, çekiştirm e yoluyla onu K le­

anthes yerine Phreantles (su çek icisi) diye adlandırırken, diğerleri de ikinci Herkül diye adlandırırdı. Tabletler ala­

mayacak kadar fakir olduğundan, Zenon’dan duyduğu her şeyi kırık çö m lek ler ve sığırların k ürekkem ikleri üzerine yazardı. Öyle görünüyor ki, Zenon onu, kuşku götürür dü­

şünsel niteliklerinden dolayı değil de öğretisini titizlikle ve sadakatle taşıyacak olmasından dolayı takipçisi olarak seç­

miştir. Kleanthes ondokuz yıl Zenon’un öğrencisi oldu ve neredeyse yüz yaşında öldü: dişetinde bir tüm ör oluşunca, hekim ler ona iki gün boyunca bir şey yemeyi yasakladılar, daha sonrasında ise K leanthes yem ek yem eyi reddetti ve yeterince uzun yaşadığını söyleyerek kendisini ölüm e bı­

raktı. Yapıtından elimize kalan yalnızca H ym ne û Zeus (Ze- us’a E zgi) ’nin aşağı yukarı kırk dizesidir.

Belki de Zenon'un ölüm ünün peşisıra, Stoa felsefesinda hüküm sürm üşe benzeyen k arışık lık tan , kısm en, Kleaııt- hes’in kişiliği sorum ludur; Zenon’un birçok öğrencisi, öğre­

tiden uzak, az çok geçici okullar kurdu, örneğin Kel Aris- ton ve K arlacalı H erilles bu nlard and ır; D iogen es Laerti- us’un, Zenon’un öğrencileri olarak adını andıkları arasında Perseus’u, Kirene okuluna geçtiği için “d önek” diye adlan­

18

(18)

dırılan H eraklesli Denis’i ve K lean thes’in İskenderiye’ye, Pıolem eus Philopator’un yanına yolladığı Boğaziçili Sphe- ros’u belirtebiliriz.

K h ryssip os (2 8 0 -2 1 0 ) - Stoa felsefesinda birliği yeniden sağlayan kişi, önce kişiliğiyle, ardından da kendisine, ha­

sırcılarıyla tartışmaya girme olanağı sağlayan bilge diyalekti­

ğiyle Khryssipos’tur. 280 yılına doğru, bütün bir Antikite boyunca insanlarının konuştuğu çarpık dille ünlenen So- les’te ya da belki de, bir süre sonra Aziz Paulus’un doğacak olduğu Tarsusla doğdu. Kuşku götürür bir efsane onu, pro­

fesyonel b ir k o şu cu o la ra k ta n ıtır. Ö y le g ö rü n ü y o r ki Khrysippos, Kleanthes’ten farklı olarak kendinden em in ve yeterince kendini beğenm işti; kendisine oğlunu kime em a­

net edebileceğini soran birini, “Bana, çünkü beni aşmış bi­

rine rastlam ış olsaydım , gidip ondan felsefe dersleri alır­

dım,” diye yanıtlamıştır. Çarpık bir dille ve uzun uzun ko­

nuşan K hrysippos, ço k fazla çalışırd ı, D iogenes Laertius onun 7 0 5 ’ten fazla yazı yazdığını onaylıyor ve 119 m antık yazısı başlığı ile 43 ahlak yazısı başlığını içeren tamamlan­

mamış bir liste veriyor. Khrysippos uzun alıntılar yapmayı severdi, öyle ki, çalışm aların ın birin de E uripid es’in Me- dea’sını neredeyse tümden alıntıladı. Kişiliği, çoğu kez öğ­

retinin kurucularına karşıt düşüyordu ve belki de Kleant- hes’le kavga bile etmişti. Böyle olsa da, 2 3 2 ’de ölen K leant­

hes, Stoa felsefesinun yönetim ini ona bıraktı.

Khrysippos’un öğretisinin ağırlıklı yönü, incelikli bir di­

yalektiğe dayanan polem ik dogmatizmidir. Stoa, çoğu kez eristik3 okul diye adlandırılan Megara okulunun sofistik ay­

rıntılı uslamlamalarına karşı ve önesürülen her görüşü çü- rütmeyi hedefleyen bir tartışm ayla desteklenm iş ılım lı bir Şüpheciliği Arkesilas’m itelem esiyle öğretm eye yönelen Ye­

3 G rekçe, uzlaşm azlıkları seven anlam ındaki ir is tic c ’den geliyor.

19

(19)

ni ‘A'kademianın inceliklerine karşı savaşmaklaydı. Khrysip­

pos, Yeni Akademia’ya öylesine sağlam karşı yanıtlar verdi ki “akadem ik tuzakların keskin bıçağı” adıyla anılır oldu;

kendisi de kendi argüm anlasyon gücüne o kadar güveni­

yordu ki, kendisi için yalnızca Stoa öğretisinin dogmaları­

nın gerekli olduğunu, çünkü onları kurmaya olanak sağla­

yan kanıtları tek başına bulmaya yeterli olduğunu söylerdi.

“Tanrılar diyalektik yapsaydı eğer, K hrysoppos’unkinden farklı olm ayan bir diyalektiği kullanırlardı” denirdi sık sık.

Stoa düşüncesi, onunla birlikte gerçekten sistem atik bir ka­

raktere büründü, öyle ki “K hrysippos olm adan Portik ol­

maz” deyimi sık kullanılıyordu. K ralların, danışman olarak okulların başında bulunanlara başvurdukları bu dönemde, Khrysippos, büyüklere derin bir horgörü duyar gibiydi: ki­

taplarının birini bile krala adamamakla kalm am ış, Ptolem e- us’un çağrısına yanıl verm ek için Spheros’a eşlik etmeyi de reddetmiştir. 8 0 yaşma doğru, kim ilerine göre tatlı şarap iç­

tikten sonra, kim ilerine göre de bir eşeğin incir yediğini gö­

rüp kahkahadan kırıldıktan sonra öldü.

O rta Stoa

Khrysippos’tan sonra O kulun başına Tarsus’lu Zenon geçti, daha sonra da, 1 56’da A tm alıların, A kadem ialı Karneades ve A ristotelesçi Kriyolaus ile birlik te R om a’ya elçi olarak gönderdikleri Babilli D iogenes ve onun ardından da Tar­

sus’lu Antipater geçti. Tarsus’lu Arkemedes ve Sidon’lu Bo- ethus da diğer tanınm ış adlardandır.

Panetius ( 1 8 5 -1 1 2 ) - A ntipater’in b ir öğrencisi olan Pa- netius’la birlikte gerçekten de, Orta Stoa diye adlandırm a­

nın uygun d üşeceği ok u la g eliy o ru z. Z en on ’un öğretisi Doğu’da Babil’e dek yayılmış, İskenderiye’de iyi tanınm ış­

tı, şim di de, G rekçe eğitim li kişilerin dili olduğu için zaten 2 0

(20)

Hellenleşm eyi am açlayan Roma'yı ele geçirm eye başlamiş- tır. Panetius Rodos’ta doğdu ve Atina’da Antipaterle birlik­

te felsefe öğrendi; daha sonra Rom a’ya gidip orada arka­

daşlık kurduğu Scipon E m ilien ’le b irlik le İskenderiye’ye ve Afrika’nın batı kıyılarına yolculuk yaptı. İkisi de birbir­

lerine karşılıklı bir saygı duyuyordu, am a bu arkadaşlıkta anlamlı b ir işareti de görm ek gerek: Rom a kendini, lejyon­

ları ve Pax Romcma’y ı* hakim kılacak hukukçularıyla her yere dayatm ıştı, kişisel bir ahlak gereksinim i duyan bilinç­

ler, Stoa düşüncesinin evrenselci insancılığında kendileri­

ne yanıt verm eye elverişli b ir öğreti buldular. Belki de bu, P an etiu s’un ço k sayıda ü n lü R o m alı ark ad aşı olm asın ı açıklar: Scipio Aem ilianus’un yeğeni Q uintu s Tubero, hu­

kukçu M ucius Scaevola, konsül yetkisi olan vali Rutilius Rufus, g ram erci A elius S tilo , T ib eriu s G ra cch u s, Calus Fannius, vs. Antipater’in ölüm ü üzerine Panetius Atina’ya döndü ve oku lu n yönelim ine geçti. O n u nla birlikte Stoa düşüncesi, eylem adamı olan Rom alıları cezbetm eye yöne­

lik bir akıl insancılığına doğru kaydı; Stoa öğretisi keskin­

liğini yitirdi ve Panetius, okulu hem A ristotelesçilerin hem de Yeni Akadem ialtların yapıtlarını okum aya yöneltm ekle, belli bir tür eklektizm in kanıtı oldu. A rtık erdem , bölün­

mez bir birliği ve bütün yanlışların eşitliğini içeren bir şey olarak görülm üyordu; Eski Stoalıların savlarını en ince ay­

rıntılarıyla belirtip ılım laştıran P anetius, k esin lik ten çok olasılığa çağrı yapmıştır. “Evreni insanlara yakın kılm ak”

işte Bevan’a göre, kendini dayatırm ış gibi görünen görev buydu.

Panetius birçok yapıt ve özellikle D e o fficiis’in ih ilk iki cildini yazarken Cicero’nun çok etkilenm iş olduğunu söy­

lediği, ödev Ü zerine adlı incelem eyi yazdı.

i ) Rom a dünyasında egem en barış - ç.n.

21

(21)

P osidonius (1 3 5 -5 1 ) - Suriye’nin Apame şehrinde doğan P osid on iu s, P an etiu s’un ö ğ ren cisiy d i. 1 0 0 y ılın a doğru, A kdeniz’in bütün kıyılarını dolaşm asına olanak veren bir yolculuğa çık tı; aynı zamanda önem li siyasi işlevlerde bu­

lunduğu Rodos’ta bir okul kurdu. 86’da Rodosluların elçisi olarak Rom a’ya gitti. Felsefe tarihçileri birkaç yıldan beri, Posidonius’un etkisinin fazla uzun bir zam an azım sanm ış olm asına acır görünm ekteler. Yürekten Rom alı olan P osi­

donius, Pom peus’un arkadaşıydı ve özellikle de 7 7 ’de R o­

dos’a gelen C icero’nun dostu ve hocasıydı. Yapıtlarından elim ize hiçbir şey kalmadı ama4 öyle görünüyor ki Cicero bu n lard an , ö zellik le D e n atu ra d e o r u m ’u n II. k itab ınd a, Tusculanes’de ve D e div in ation e’de ço k etkilen di; Strabon, coğrafyasından ve O kyanus üzerine adlı incelem esind en söz eder; G alianus, Seneca, Kleom edes ve P roclus da çalış­

malarını yazarken onun yapıtına aynı şekilde başvurm uş­

lardır.

im p aratorluk d ön em ind e Stoa

Zenon’un Poekile sütunlu girişinde öğretisini okutm asının üzerinden üç yüzyıl geçm iş, R om a, uzun zam andır A ti­

na’nın yerini alm ıştı.5 Ama artık Roma dünyasının ayrışma­

sı başlam ıştır; Augustinus’un parlak yüzyılının yerine, Mes- salina, Tiberius, Caligula, Agrippina, Nero adlarının yer al­

dığı bir yüzyıl geçer; yönetim İm paratorluğun birliğini az çok ayakla tutmayı sürdürse de, saray devrimleri, kıyımlar, belli bir terör havası yaşatır. İm paratorlar aristokrasiye sal­

dırır, hafiyelere başvurur, servet top lam ak ve plebi sirk

4 Bkz. Posidonius, I.Cilt, The Fragments (Fragm anlar), ed. 1.G.K1DD, Cambrid- gc, 1972.

5 Bkz. H.V. Arnold, Roman Stoicisın (Roma Sloalılıgt), Cambridge Univ., 1911 (2.baskı, 1958)

2 2

(22)

oyunları ya da mal paylaşımıyla bağlam ak için -yiyeceK ve içeceklere el koyar. İm paratorun yardakçısı olmayan yazar­

lar, tarihçiler ve filozoflar huzursuz ed ilir ya da sürgüne yollanır; 9 3 ’te Dom iıianus, bir senato kararıyla filozofları dışlar. Öte yandan, Doğu’nun etkisi kendini hissettirir: az çok yabancı birçok kült Rom a’ya taşınır. Son olarak da, her türden çoktannlılıgm ve çeşitli felsefe okullarının ortasında doğmakta olan Hıristiyanlığın yeni iletisini getirm ek üzere olduğunu da unutmayalım.

II, yüzyılın başında, Trajanus, H adrianus ve AnLoniusla birlikte düşünsel iklim , felsefenin başlangıcındaki iklim den daha elverişli bir hale gelir çü nkü, sonu çta Stoa felsefesi, son can lan d ırıcılarınd an birin i b ir R om a im paratorunda bulur: Marcus-Aurelius; ama hem en hem en her yerde bar­

barlar, Roma sınırlarına saldırır, bir köleye, Epictetos’a, sefil bir yaşamı doğrulama olanağı veren Stoa düşüncesi, Mar- cus-Aurelius’a da, askeri seferlerinin ortasında içsel bir de­

rinlikli düşünme olanağı sağlamıştır.

Seneca (I.Ö .4 . - t.S .6 5 .) - Kordoba’da doğan Seneca, Ro- ma’da, bir Pythagorasçı ve bir Stoalı hocadan öğrenim gör­

dü. Belli bir süre avukatlık mesleğini sürdürdü ama çabu­

cak edebiyat adamı ve saray m uhasibi olarak yaşamaya baş­

ladı. Seneca’nın gerçekten filozof ünvanım hak edip etm e­

diği sorulabilir. Yapıtı ve yaşamı, bu soruyu olumsuz yanıt­

lamaya yol açıyor. Felsefi yapıtı, incelem eleri içerir: Tanrısal Öngörü, Ö fke Ü zerine, M utluluk Ü zerin e, Yaşamın K ısalığı Ü zerine, Bağışlayıcıhk Ü zerine, İyilikler, Lu ciliu s’a M ektuplar ve D oğal S oru lar üzerine yedi kitap. Bu yapıtlar fazla bir öz­

günlük göstermez, ılım lılık ve sakınım lılık öğütleri, tutku­

ların tehlikeleri ve erdem in zorunluluğuna ilişkin yazınsal değerlendirmelerle kaynaşır; Seneca’nm , hoşgörülü, yavan ve ödün vermeye hep hazır bir Stoalı olmayı sürdürdüğünü belirtmek gerek. Seneca, psikolojik bir portre yaparken ya

23

(23)

da insanca çılgınlığı çizerken bir yazar olarak eşsizdir; ama bir insan olarak kendisi yapıtından daha tedirgin edicidir.

Avukat ve yazar olan Seneca, C laudius’un ilk karısı olan Messalina’nın gözünden düştüğünde, zaten ünlü biriydi. 8 yıl boyunca Korsika’da sürgündeyken, kardeşini yeni kay­

betm iş olan Polybius için P olybiııs’a Teselli’yi yazmıştı, ama bu yapıl, geri çağrışı sağlansın diye, im paratorun bu gözde­

sine yapılan pohpohlama için bahaneden başka bir şey de­

ğildi. Seneca, Claudius’un m aiyetine 4 9 ’da çağrıldı ve Cla­

udius’un ikinci karısı olan Agrippina, ona oğlunun eğitim i­

ni em anet etti. Hiç kuşkusuz Nero, uysal bir öğrenci değil­

di, ama imparator olduğunda, Seneca ondaki iyi nitelikleri korum aya çalıştı, annesinin öldürülm esini haklı çıkarm ak için Nero’nun senato önünde okuduğu m ektubu o yazm a­

mış mıydı? Yine de Seneca, sonuçta gözden düştü ve Pison suikastinde yer aldı, Nero’nun buyruğuyla damarlarını ke­

serek öldü.6

Ü nlü E pictelos’a geçmeden önce, Persius’un hocası olan Cornutus’u ve Roma’da Stoa öğretisini işleyen ve başka bir­

çok Stoalı gibi Nero tarafından işkence gören Musonius Ru- fus’u7 (2 5 -8 0 ) anm ak gerekir.

EDictelo.s (5 0 -1 3 0 i - E picletos8 Frigya’nın Hierapolis şeh­

rinde doğm uş oır Röledir. K öle p azarlarının rastlantıları onu Rom a’ya götürdü ve burada, Nero’nun bir azatlısı olup, zeka kıtlığı zalim liğine eşdeğer olan Epaphrodites tarafın­

dan salın alındı. Epictetos bize efendisi hakkında anlamlı anektod lar anlatır: Epaphrodites, kundu racı kölelerinden birini beceriksiz olduğu için salar; Nero için satın alman bu

6 Bkz. Pierre Grimal, Stntque ou la conscience de l'Empirc (Seneca y a da İmpara­

torluğun Bilinci), Paris, Belles-Leitrcs, 1978.

7 Musoııius Rufus, Entrclicııs et fragm ents (Söyleşiler ve Fragm anlar), A. Jagu.

Gcorg Olms’un Giriş, Çeviri ve Yorumlarıyla, Hildcsheim, 1979.

8 Grekçe olan bu sözcük satılan miam anlamına gelir.

24

(24)

köle, imparatorun gözdesi oluverir, bunun üzerine Epaph- rodiles, bir zamanlar beceriksiz saydığı bu adamın beğenisi­

ni kazanmak için çabalamaya başlar. Epictetos bu efendinin kurbanı olm uştur: bir gün, Epaphrodites, olasılıkla Stoalıyı bağırtmak ve böylece kayıtsızlığından sıyrıldığını görm ek için onun ayağını bir tür işkence ayaklığına hapseder. “Ba­

cağımı kıracaksın” diye uyarır E pictetos, Epaphrodues de sonuçta bacağı kırana kadar sıkıştırm aya devam eder: “Sana söylemiştim, bak, bacağımı kırdın.” dem ekle yetinir Epicte­

tos. Musonius Rufus dolayısıyla Stoa öğretisine girer ve şu üç sö zcü k le bilg eliğ ini ö zetler “an ek h o u kai ap ek h ou ”:

“kendini sakın ve dayan”. Herhalde Epaphrodites’in ölü­

müyle özgür olan Epictetos, bir süre Rom a’da, kapısı hep açık olan bir kulübede yaşadı. Lucianus, Epictetos’un ölü­

münden sonra, bilgiç geçinen birin in , filozofun kullandığı kandili, biraz “ışık” elde etmeyi um udederek 3 0 0 0 drahmi verip aldığını anlatır.

9 3 ’le D om ilianu s’un çıkard ığı b ir senato kararıyla bü ­ tün filozoflar İtalya’dan kovuldu, bu nu n üzerine E p ic te­

tos Yunanistan’a çekildi ve E pirus’u n * N icopolis şehrinde bir okul açtı. Burada uzun yıllar boyun ca ders verdi, ama tıpkı Sokrates gibi, h içb ir şey yazm adı. Ö ğrencilerinden biri, N icom edialı A rrianus, elim ize y alnızca ilk dört k ita­

bı kalan S ö y le ş ile r ’d e on u n g ö rü şlerin i toplad ı; b u n lar­

dan, E p icteto s’un E ly a z m a s ı9 ad ıyla ta n ın a n D ü şü n celer adlı bir derlem e ortaya çıkardı ve A ristoteles’in VI. yüz­

yıldaki ünlü b ir yorum cusu olan S im p licu s da bize bir yorum bıraktı.

E p ic le to s’un yapıtı ya da dah a d o ğ ru su A rrianu s’u n bize ak tard ığ ı k ad arıy la ö ğ re tisi, en ilgi ç e k ic i ö ğ retilerd en d ir.

( ) Yunanistan'ın kuzey-baıısında bir şehir, ç.n .

® G rekçe, hem elyazması hem de hançer anlam ına gelir.

2 5

(25)

Her şeyden önce, eksik de olsa, öıeki Stoalılardan elimize kalan fragm anlarda bulunm ayan b ir b irliğ i ve sürekliliği vardır; ayrıca, her paradokstan, her diyalektik incelikten, kosm osun yapısı hakkındaki her değerlendirm eden sıyrıl­

mış ve ahlak konusunda derinlikli düşünm eler alanıyla sı­

nırlanm ış bir yapıttır. Vurgusundaki duruluk, özentisiz ama çarpıcı dile getirmeler, gözlem in inceliği, düşünm enin de­

rinliği ile E p ictetos’un Elyazm ası ve Söyleşileri, yüzyıllar boyunca etkisi derinden hissedilecek bir yapıttır; Descartes bu yapıtı çok iyi bilirdi ve ahlaki düşünm elerinin bazıları;

kendisine, talihi yenm eklense kendini yenm ek, dünyanın düzenini değiştirm ektense arzularını değiştirm ek için çaba göstermeyi öğretebilm iş olan Epictetos’tan doğrudan çeviri gibi görünür, çünkü “bir zamanlar talihin hükm üne boyun eğebilm iş ve acılara ve yoksulluklara rağm en tanrılarıyla m utluluk hakkında tartışabilmiş filozofların sırrı”'0 işte bu- dur. Pascal, Entrelien avec M., d e S aci su r E p ictele et M ontaig- ne (B ay S aci ile E pictetos ve M ontaigne ü zerin e S öy leşi)’d e:

“Epictetos’ta, huzuru dıştaki şeylerde arayanların huzurunu kaçıran eşsiz bir sanat buluyorum ” der, am a şunları da ek­

leyecektir: “E pictetos Lembellikle savaşsa da, kendini be­

ğenm işliğe vardırır, öyle ki bu, im andan gelm ediğinde en yetkin adaletin bile bozulmasıyla ikna olm ayanlar için çok zararlı olabilir”. Kant, Stoalılardan söz ettiğinde, çoğu kez Epictetos’a anıştırm a yapar, onları eleştirse de derinliklerini över ve onlara hayran kalır “çü nkü onlar, öylesine uzak geçm işlerde, felsefi zaferlerin hayal edilebilir tüm yollarına girm işlerdir.”"

E p ictetos, iç özgürlüğü ve akla boyun eğm eyi öğütler, her insan yalnız, kendisine bağlı olanla, yani görüşlerine,

10 Yöntem Özerine Konufma, 111. bölüm.

11 C rilitju e dc la raisem prutiqııe ( P r a tik Ahim Eleştirisi), E r. çev. P ic a v e ı, P .U .E , 1 9 4 9 , s .1 2 1 .

2 6

(26)

hareketlerine, arzularına ya da yönelişlerine bağlı olanla il­

gilenmelidir, bize bağlı olmayan şeylere gelince, hiçbir şey onları ne durdurabilir ne de onlara engel olabilir, onları ol­

duğu gibi karşılam alıyız ve arzularım ıza uygun düşm eleri­

ni dilem emeliyiz. D ünyanın düzenine bu boyuneğiş, çok açık bir dinsel duyguyla birlikledir ve buna tanrısal öngö­

rüye duyulan tam bir güven eşlik eder, o ölçüde ki, Epicte- los’un yapılında, doğmakta olan Hıristiyanlığın büyük etki­

sini bulmak olanaklıdır; aslında H ıristiyanlık ve Stoa öğre­

tisi birbirinden bağımsız gelişm iştir; hatta Epictetos, Gali- lelileri sağduyudan yoksun kişiler olarak ele almışa benzer.

Bu son belirlem e, hüküm darlığı altında hıristiyanların katı bir biçim de eziyet gördüğü ve onlarda yalnızca “basit bir karşıtlık zihniyeti”ni gören M arcus-Aurelius’a da, aynı öl­

çüde uygulanabilir.

M arcus-A urelius (1 2 1 -1 8 0 ) - Stoalı E pictetos bir köley­

di, Sloalı Marcus-Aurelius bir Rom a imparatorudur. Erken yaşta babasını kaybeden M arcus-Aurelius, büyükbabası ta­

rafından yetiştirild i, sekiz yaşında Salianu s papazlarının kolejine gitti. Burada birçok değerli hocadan ders aldı ve çok erken yaşta felsefeyle ilgilenm eye başladı. Oniki yaşın­

da Stoalıların arasına girdi ve onların özentisiz yaşam biçi­

mini benim sedi. Dtişınıceler’inin ilk kitabınd a, eğitim inde payı olan dostlarının ve hocalarının adlarını verir; kendisi­

ne Epictetos’u okutan R uslicus’tan karakterini yeniden bi­

çim lem e fikrini aldığını söyler; A ppolonius’tan bagımsızlı-

|>n tadını, çekinceye düşm eksizin karar verm e duyusunu;

Cherone’li Sextu s’lan iyi istekli olm ayı ve doğaya uygun bir yaşam sürm e kavrayışını alır; Cinna C alulus, Claudius k'laximis de, genç M arcus-Aurelius’un derslerini aldığı Stoa d ü şü nü rlerid ir; b ü tü n bu adlara b ir de, M arcus-A u reli- Us’tın m ektuplaştığı ıelo r F ro n lo n ’u da eklem ek yerinde- d>r; bu m ektuplaşm a yakın bir zam anda bu lgulanm ışım

27

(27)

Hadriaııus ölü nce, evlatlık oğlu A ntonius başa geçer; Mar- cus-Aurelius, onun kızı Faustine ile evlidir; onun ölüm üy­

le M arcus-Aurelius, 161’de im parator olur, tahtı önce ev­

latlık kardeşi Lucius Verus, sonra da oğlu Com m odius’la paylaşır. M arcus-Aurelius’un yönetim i, kendisinin yürekli­

likle karşı karşıya geldiği bir dolu felaketle belirlenm iştir.

Parthes’ler* Erm enistan’ı elde geçirince Doğu’da savaş baş­

lar ve 1 6 6 ’ya kadar sürer. Sonrasında, G erm enler tehlike oluşturur, barbarlar sınırlan zorlar; bundan sonra Marcus- A urelius, Rom a’ya hızlı gidip gelm eler dışında, nerdeyse bütün zam anını Tuna kıyılarındaki garnizonunda bölükle­

riyle geçirir. A çlık, veba, generallerin isyanları, dıştaki düş­

m anların dayatm asına fazladan felaket ekler. 1 7 5 -1 7 6 ’daki daha sak in bir dönem , on un D oğu’ya g itm esin e olanak sağlar, burada karısını kaybeder, sonra Yunanistan’a gider.

Ama içteki ve dıştaki zorluklar yeniden başlar, M arcus-Au­

relius, yine Tuna’ya gider ve burada, o lasılık la vebadan, 180 yılında ölür.

G rekçe yazmış olan bu Rom a imparatoru bize, bir tür iç­

ten ve m etafizik günlük olan X II ciltlik D ü şünceler kitabım bıraktı. Marcus-Aurelius’un düşünm eleri, imparator ve ge­

neral olarak sürdürdüğü yaşam ının kendine bıraktığı din­

lenm e zam anlarında günü gününe yazılmıştır. Ama bu say­

falar, kesinlikle içedönük bir çözüm lem e ya da itiraf değil­

dir, M arcus-Aurelius’un aradığı, geçici bir varoluşun içinde ve iyilik isteyen b ir Tanrı önünde, ödevin anlam ında derin­

leşm ektir: “İnsan yaşam ının süresi bir nokta; madde, dur­

maksızın bir akış; duyumlama, karanlık bir fenom en; bede­

nin parçalarının b irlik teliğ i, y ık ılab ilir b ir k ille; ruh, bir çevrim i; baht, bir bilm ece; şeref, yargısız b ir şey. Toptan söylem ek gerekirse, bedende her şey, akan bir ırm ak; ruhta

(*) Iranlaşmış eski İskit halkı. M .Û .250’dc güçlü bir krallıkla yönetilirken M.Ö.224'te Sasanilerin egemenllgtnc girer - ç.n.

2 8

(28)

da düş ve esrikliktir; yaşam bir savaştır, yolcunun molası­

dır; ölümden sonraki ün, unuluştur. Öyleyse bize kim yol gösterecek? Yalnız ve yalnız tek bir şey, felsefe.” 12 Marcus- Aurelius’un felsefesi çoğu kez, ölüm hakkında derinlem esi­

ne düşünm enin çevresinde m erkezlenm iştir; ama, Pascal’in vurgularını akla getiren temel bir tedirginliği, hatta bir ka- ram sarcılığı gösterse de in san cı b ir cö m ertliğ e de açılır, çünkü M arcus-Aurelius her birim izi, kendimizi yalnızca si­

lenin bir yurttaşı olarak değil dünyanın bir yurttaşı olarak değerlendirmeye çağırır.

Marcus-Aurelius’dan sonra Stoa felsefesi artık büyük adlar çıkarmayacaktır, ama Stoa ahlakı yalnızca Antikite’nin13 so­

nuna dek değil, bütün bir O rtaçağ, R önesans14 ve modern zamanlarda da canlılığını sürdürür; Stoa filozofları bütün okullarda çevrilir ya da okunur, Montaigne, Descartes, Pas­

cal, hepsi Stoalılann düşüncelerinde derinleşmiştir.

Stoa felsefesinin yandaşları ve hasım ları Rom a’da ya da Atina’da öğretilerini yaymaya devam elti; bu sitelerde Aka- demia’nın, Lykeoriun, Epikurosçuların, Stoalıların ve Şüp­

hecilerin tem silcileri vardır. III. yüzyılda, sonuçta Roma’ya yerleşecek olan P lotinos’un adıyla birlik te İskenderiye’de yeni bir kültür merkezi doğdu; ama yavaş yavaş Hıristiyan­

lık, kendi etkisinin büyüdüğünü görüyordu, Kilise kuruldu ve düzenlendi. 3 1 3 ’te Constantin’in M ilano fermanı ile, Hı­

12 Penste, 11,17 (fr.çev. Alexis Pierron).

13 Bkz. Spanneuı, Le Stolcisme des Ptrcs de l'Eglisc, de Cltm enl de Rome â Chtment dAlexandrit' (Kilise Babalarının Stoahlığı, Romalı Clcmcnt'tcn İskenderiye ti Cle- m en fe) (Paris,1957)

14 En azından şu adları sıralamak gerek: Jusle-Lipse (1547-1606), Guillaume du Vair (1556-1621) ve Pierre Charron (1541-1603); konu hakkında bkz. Leonti- ne /tanla, La Renaissance du stolcisme au XVI. sitcle (16. yüzyılda Stoalılığın Rön esansı) (Paris, 1914), Julien Aymar d'Angcrs, Recherchcs sur le stolcisme aux XVI. el XVII. sideles (16. ve 17. yy.larda Stoahlık Özerine Araştırmalar) Lo- uis Antoinc tarafından basıldı.

29

(29)

ristiyanlık neredeyse devletin dini oldu; V. yüzyılın başla­

masıyla İskenderiye’deki felsefe okulu kapatıldı ve sonuçla 5 2 9 ’da Ju stinianu s, Dam ascius’un ders verdiği Atina felsefe oku lu nu kapattı. H ıristiyanlık çağın ın ilk yüzyıllarından söz ederken, H erm esçilik,* M an ik eizm ** ve G n o se * ** gibi önem li ve çoğu kez küçüm senen akım ların etkisini de be­

lirtm ek gerekir; son olarak, bu dönem in son haddinde allak b u llak olm u ş k oşu lların ı ak ıld a tu tm ak g erekir: akınlar akınları izler, 1-Iunlar, Gollar, Ostrogotlar, Vizigotlar, Van- daliar, Burgondlar savaşın tüm yaralarını getirir; mimari ya­

pılar, kitaplar bir daha gelmem ek üzere yitip gider. Doğu’da G rekçe, Batı’da Latince, eğitimli insanların dili olarak kalır;

farklı bölgesel dillere bölünm üş halklar bu dillere giriş yolu bulamaz.

Bütün bu beklenm edik olaylar içinde Stoa düşüncesi can­

lılığını sürdürse de,15 asla halk arasında yâyılmadıgımn altı­

nı çizm ek gerekir, bu düşünce hep eğitim li bir aristokrasiye özgü olarak kaldı; kuşkusuz Zenon, gösterişten uzak koşul­

lardaki insanlara sesleniyordu ve Epictetos bir köleydi; ama felsefeleri, Hıristiyanlığın yapacağı gibi her soydan, her tür­

den insan arasında yaygınlaşmadı. Belki de bu, Stoa öğreti­

sindeki, insanla Tanrı arasında bulunan boşluktan kaynak­

lanır. Aslında Stoalılar, hiçbir insanın, Sokrates’in bile tam olarak Bilge olm adığı konusunda uyuşur; bu soyul ve be- denleşm em iş bilgelik idesi, ideal a ta ra k sia y ı**** ulaşılmaz

(*) Hermesçilik: Eski Mısır'ın dinsel, gizemsel öğretisi - ç.n.

( * * ) Manikeizm: Kurucusu: Iran'lı Mani; İran’ın eski Zerdüşt diniyle Hıristi­

yanlığı birleştiren din - ç.n.

( * * * ) Gnose: Dinsel, gizemli, sezgisel, doğaüstü bilgi - ç.n.

15 Stoa felsefesinin etkisi için bkz. Andre Bridoux, Le Stotcismc et son influaı- ce (Stoahlık ve Etkisi.), Paris, Vrin, 1966. - Marcia L. Colish, The Slolc Tra- dition (Sloa Geleneği), 2 cilt, l.ciden, E.J.Brill, 1985.

( * * * * ) Epikurosçulugun ve Stoalılığın temel kavramlarından biri, gerçeklikte olup bilenler karşısında ruhun sarsılmazlıgı - ç.n.

30

(30)

kılmaya yol açm ış olsa gerek, böylece Tanrı ile her diyalog d ışlanm ışa benzer. Hıristiyanlık insanlara, günahkar bir ya­

ratılmış ile sevgi Tanrısı arasında aracı olacak insan-Tanrfyı getirm eliydi; öte yandan ruhun ve insanlığın kurtuluşu, Stoa eskatolojisin d eki* Û ncesiz-son rasız döngüden farklı bir coşku atılım ı uyandırabilirdi.

1 Grekçe, sonda yer alan, anlamına gelen esclıatos sözcüğünden kaynaklanan bu terim, özellikle dini anlamda, dünyanın bitiminden sonra olacak olanlara iliş­

kin görüşleri ifade eder - ç.n.

(31)
(32)

İKİNCİ KISIM S T O A F E L S E F E S İ

BİRİNCİ BÖLÜM Fe l s e f e

Felsefenin işlevleri

Zenon l.Ö . 3 0 0 yılına doğru Kıbrıs’dan Atina’ya geldiğinde, Atina hâlâ parlak b ir d üşünsel b aşk en tti am a siyasi ege­

menliğini yitirm işti; Büyük İsken der 3 2 3 ’de öldü, vekilleri imparatorluk için çekişm eye başladılar. Akdeniz havzasın­

da siyasal bir istikrarsızlığın hüküm sürdüğü ve Eski Stoa düşünürlerinin ortaya çıktığı III. yüzyıl, tarihçilerin genel­

likle Hellenistik çağ diye adlandırdıktan dönem in başlangı­

cını oluşturur. Atina denizdeki etk in liğ in i yitirir, yabancı garnizonlar Pire’ye, Sunion’a, Salam is’e gönderilir, Atina’nın para basma hakkı kaldırılır ve yararsız Uzun Duvarlar yavaş yavaş harabeye dönüşür.

Düşünce tarihi alanında da epey bir karışıklık vardı. F ilo­

zoflar az çok ihanet ettikleri Sokrates’in m irasını tartışıyor­

lardı: Sokrates ironiyi, her şeyi bild iğ ini sanan Sofistlere karşı en iyi silahlardan biri yapm ıştı; K inikler bu ironinin yönelimlerini ve acı alaylı kavrayışını saklı tuttular; Sokra- les> Sofistlerin ansiklopedik savlarına titiz bir şüpheyi karşıt

33

(33)

koym uştu, Megaralılar bu şüpheden, insanın herhangi bir şeyden, onu olmadığı bir şeyle lanım lam aksızın sözedeme- yeceği sonucunu çıkardı ve A, Adır önerm esi, bilgece dile gelen tek önerm e oldu; Sokrales, Sofistlerin dışarıya yöne­

lik bilgisine karşıt olarak “kendini tanı” dem işti, Kireneli- ler, içeyönelik bu derinlikli düşünm e çağrısından, insanın yalnızca kendisine haz vereni tanım ası, hazzı aram ası ge­

rektiği düşüncesini çekip aldılar. Kısaca, Sokrales’in bütün düşüncesi, özerkliğe, iç hakim iyete, e g k a le ia ’ya dönük bir çabayken, küçük Sokratesçi spekülasyonların hepsi insan için, kendine yeterli olmaya, au ta rk e ia 'ya ulaşacak biçimde kendi kendine yetme yolunu açm aya yönelir. Ö le yandan Platon’un ve Aristoteles’in düşünceleri, Akadem ia ve Lyke- on’un öğrencileri tarafından az çok sadakatle sürdürülür.

K ısaca karışık bir siyasal iklim de bilinçler, filozofların, kendi beklentilerine karşılık olamayan kavgalarını ve tartış­

m alarını izler; bu beklenti, doğrunun ve iyinin tanımıdır.

Tarih felsefesi yapm aya g irişm ek sizin , belli b ir anlamda, Pyrrhon’un şüpheciliğinin şeylerin bu durum unu yeteri ka­

dar yansıttığı söylenebilir. İskender’e Hindistan’da eşlik et­

miş olan ve hiç kuşkusuz Hintli gym n osofislleri* tanıyan P yrrhon, m utlu kayıtsızlığa, ataraksiyaya, sessiz bilgeliğe erişm ek için bütün görüşleri, bütün inanışları itm e gereğini vurgular. İşte böyle bir atmosferde, birbirine rakip iki okul -Epikurosçuluk ve Stoalılık- insana, yaşam ın kurallarını ve­

rebilecek kesinlik ölçütlerini ve onu doğayla barıştırmaya elverişli eylem ölçütlerini öğretm eyi üstlenirler; bu nedenle çoğu kez birbirlerine öylesine karşıt olan Epikurosçular ve Stoalılarm ortak bir istenceleri vardır: doğayla uyumlu ya­

şamak. Ama bu iki doğalcılık farklı yolları devralır: Epiku- ros insanın, doğrunun ve iyinin ölçü tü olarak kabul edilen

(*) Gymnosofist: llkçağ'da Hindistan’da yaşayan, gizemci bir öğretiye bağlı çıplak bilgeler - ç.n.

3 4

I

(34)

duvuına boyunegerek doğayla uyum lu yaşam asını ister ve böylece Epikurosçuluk bir duyum culuk ve bir hazcılık ola­

rak gelişir; Zenon insanın, Tanrı’nın isten cin i ifade eden olaylar düzenine uyarak doğayla uyum lu yaşam asını isler ve böylece Stoa öğretisi bir m addecilik ve ahlaki bir akılcı­

lık olarak gelişir. Bu derin ayrışmalar altında, Stoalıhğın ve Epikurusçuluğun yönelim benzerlikleri, felsefeyi m antık, fizik ve ahlak olarak bölüm lem e bakım ından uyuşm aların­

da kendini gösterir; ama karşılaştırm alar burada duracaktır çünkü, Bahçe filozofları ile Porlik filozofları çoğu kez bir­

birlerinin karşılında yeralmalarıyla tanımlanır.

Felsefenin farklı kısım ları

Bütün Stoalılar felsefede, bir m antık, bir fizik ve bir ahlak bölüm lem esi yapm akta uyuşsa da, çalışm ayı hangi sırada yapmanın uygunluğu konusunda birlik telik leri biter.’ Di- ogenes Laertius’a göre2 Zenon ve Khrysippos m antık, fizik, ahlak düzenini benim serken P tolem e’li Diogenes ahlakla, Panetius ile Poidonius ise fizikle başlar. Ama her durumda felsefenin bu farklı k ısım ları, A pollod oros’uıı dediği gibi

“yerler”i, Khrysippos’a göre “b içim ler”i, ya da diğerlerine göre de “türler”i3 birbirlerine içten bağlıdır, birbirlerinden bağımsız olarak hiçbir değerleri yoktur ve birarada okutul­

maları gerekir. D iogenes Laertius’un şu ünlü im gelerinin anlamamızı sağladığı şey işle budur:4

Onlar felsefeyi bir hayvanla karşılaştırır: kem ikler ve si­

nirler mantık, et ahlak, ruh fiziktir. Ya da bir yumurta ile

^ S j j aştırır: kabuğu m antıktır, beyazı ahlaktır ve tam mer-

1 ^ » u s Em piricus, lly p . Pyrrh., 11-13.

2 ü |0genes Laeniu s. Vll, 40-41, üiogcnes Laeniu s, a.g.y., 3 9.

4 A8-y..40.

35

(35)

kezde bulunan da fiziktir. Bir de verim li bir toprakla karşı, laştırırlar: boydan boya çevreleyen çit m antıktır, meyva ah­

laktır, toprak ya da ağaçlar fiziktir. A ynca surlarla kusur­

suzca örülm üş ve akılla düzenlenm iş bir şehirle de karşılaş­

tırırlar.” Stoa doğalcılığının, bilgeliği kurmaya elverişli bir Doğanın bilgisini içerdiğini gözden kaçırm adığımızda, fizi­

ğin kim i zaman bir başlangıç noktası ve felsefenin temeli, kim i zaman da bir varış noktası ve felsefenin serpilişi oldu­

ğu anlaşılacaktır. Çünkü bilge, akla uygun olarak doğayla uyum lu yaşayan kişidir. İşte bu nedenle bazıları için yu­

m urtanın besleyici ilkesi fizikken, diğerleri için bu ilke ah­

laktır; ama her durumda “uygun olan tek sanal, en üst sa­

nat, erdem dir.”5 Felsefe ise Doğaya uygun, yani Tanrı’nın istencine uygun, akla uygun yaşam akla düşünce ve eylem­

lerimize birlik verdiğimiz bilgidir.

5 Aetius, Placita, 1, Prooenı. 2 (Amim, 11, no:35).

3 6

(36)

İKİNCİ BÖLÜM M A N T IK

(Stoa mantığının kendine özgülüğü, anlamı ve açılımı)

Cicero’nun felsefe tartışmalarında sahneye çıkardığı bazı ki­

şilikler, Stoa m antığını, Akademia ya da Lykeon filozofları­

nın söylem iş olduğu düşü ncelerin, beceriksiz ve gereksiz bir yeniden ele alınışı diye belirler. M odem yorum cuların bir kısm ı, bu k ü çü m sem ey i ü stlen irle r. B izse S to alıları, Aristoteles’in felsefi uğraşıları ve yön elim lerinin tümden dı­

şında ele alarak ve onlara bir kendine özgülük yükleyerek bu belirlemeyi çürütm ek istiyoruz.

Aristotelesçilik de Sloalılık da kuşkusuz deneyim cilikler- dir, ama bu iki deneyim cilik, birbirlerinden tüm den farklı dünya görüşlerini taşır. A ristoteles’in dünya görüşü daha durağan ve açıkça hiyerarşik bir düzen içerir; devinim, güç- ten eyleme geçiş olduğu ölçüde tam am lanm am ışlığı dile ge­

dd iğ in d en , durağandır; her birey özn itelik ler bütünlüğü de tanımlandığından ve özdeşlik ilkesi gereği, “bir türden diğerine değişim olm adığı” için hiyerarşiktir; her birey, Lip- kı evin eşyaları gibi dünyada bir yere sahiptir ve bu yer için yaPdm ıştır ve erdem i, b ü tü n leştiğ i hiy erarşin in içindeki dengenin kendisine yüklediği yaşam a tarzında (habitude)

37

(37)

bulunur; çünkü ordunun çıkarı düzenindedir ve general dç onun, daha üst bir dereceden düzenidir, çünkü düzenin dı­

şında varolan general değildir, ama düzen, general sayesin­

de varolur.”1 Böylece A ristotelesçi cleneyim cilik, duyulan her şeyden ön ce yüklem li niteliklerin (qualilö altribulifs) ulakları diye gören bir d en ey im cilik olarak g elişti; eğer, skolastiğin ünlü sözünde dile geldiği gibi “daha önce duyu­

lardan geçm em iş olan hiçbir şey anlam a gücünde yok”sa bu, duyuların, anlama gücünün kendisini tanım lara, sınıf­

landırmalara ve akıl yürütm elere izin veren bir kavrama yö- neltebilen nitelikler hakkında karar verm esine olanak sağ­

lamasından ileri gelir. Aristoteles için her önerm e, duyulur bir niteliği, olm ak fiili aracılığıyla bir özneye yükleyen bir ayrılm azlık yargısına geri gider; tem el m antıksal önerme (ap op h an sis) demek ki

S P ’d ir

biçim indedir. (S=Özne, P=yüklem ya da öznitelik). Arisıo- telesçi bilim sonuçta, genel olana, belli sayıda bireyin ortak karakterlerine dayamr, “bilim yalnızca genelde, varoluş yal­

nızca tikeldedir” ünlü sözü buradan kaynaklanır; tanımak, öncelikle sınıflam aktır ve bu anlam da doğal tarih hayvanbi- lim sel, bitkibilim sel ve m adenbilim sel sınıflandırmalarıyla tam Aristotelesçi bilim tipidir, kavram sal sınıflandırmaları değil de niceliksel ve zorunlu yasaları aradığı ölçüde mo­

dern biyolojin in karşılında yer alan bilim tipidir. Bundan sonra, A ristoteles m antığının rolü, kıyaslarının bütün işk' yişleriyle birlikte kavranabilir: bu m antık, kavramların kap' lamına dayanır ve tikelden genele (tüm evarım ) ya da genel­

den tikele (tüm dengelim ) doğru işleyerek içerm e ya da dış­

lama bağlantılarını bulgulamaya varır.

1 Aristoteles. Mttaphysique, Kitap 10; 1075 a (fr.çev. J. Tricoı).

3 8

Referanslar

Benzer Belgeler

Kongreye katılımcı olabilmek için Korkut Boratav, Sibel Özbudun, Fuat Ercan, Tanıl Bora, Temel Demirer’in aralarında olduğu 52 akademisyenden oluşan Kongre Bilim Kuruluna

', 'Yüzlerce bilim insan ı ve hükümet temsilcisi, biyolojik çeşitlilik üzerine bir uluslararası bilirkişi grubu olu şturulmasına hazırlık amacıyla Fransa’nın

Anevrizmal Kemik Kistine Bağlı Femur Boyun Kırığı; Pediatrik Olgu Sunumu.. How to cite this article: Kuscu B,

Bu noktada, modern dönemde boş zamana ilişkin özellikle ekonomi-politik perspektifli yaklaşımları derleyen Aytaç’ın (237) aktardığı gibi Marx, “boş zamanı

︻ 醫療奉獻獎 北 醫 人 得主 專 輯 】 20 1 965年南投縣信義鄉地利部落的他麻老

請用下列案例探討說明公司治理的重要性:美國製藥大廠默克藥廠,傳出浮報收益的醜聞,這也是繼安隆、

Kaygı Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi Uludağ University Faculty of Arts and Sciences Journal of Philosophy.. Sayı 26 / Issue 26│Bahar 2016 / Spring 2016

9 Buna dayalı olarak ortaya çıkan eğitim ve öğrenme açığı birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de uzaktan öğretim yoluyla giderilmeye çalışılmaktadır..