• Sonuç bulunamadı

B Sezai Karakoç’u Okuma Denemesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "B Sezai Karakoç’u Okuma Denemesi"

Copied!
3
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

91

B

ir kitap, bir şiir, bir cümle kapısı: İlkin “Monna Rosa”yla emeklenen yollar, ardından “Köşe”, “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine”... Bir dünya, anlamdan ve anlamaktan örülü. Şairin bile kastettiği anlamları kovarak belki; kelimeyle, harfle, mısrayla anlamak her şiiri.

İlk şiirin ilk mısrası vurur sizi: “Portakal buğusudur yalıyan seni beni”.1 Daha ilk mısradan bellidir, başınıza aldığınız iş. Mısra mısra örülür şiir; ha- yatınızda, kafanızda, kâğıtlarda. Otobüs camlarından, yattığınız yataktan daha farklı görmeye başlarsınız dünyanızı. Anneliğin tatlı, samimi buğusu- nu hissedersiniz ciğerlerinizde yeniden. Bir kadını yontup anne yapmaktır, anne: şiirde en çok unuttuğumuzdan.

Anneliği anlatır bize bir adam. Aynı adam “menekşelere” de

“dokunmuş”tur ve “ölüm ki en çok o menekşelerden korkar”. Bu yüzden an- neliğe açılan kadın penceresi ona farklı görünür çünkü “Ben ölümden sonrasına bakan bir doktorum” derken diğer bir şiirinde, ölümün neşesini hissedersiniz. -Ölüm bir kadının anne doğurmasıdır.- diyerek ilk mısranızı düşersiniz kitabın derkenarına.

Ölüm öyle yaşlanmadan durur. Ölüm canlıdır. “İçimde ölen öldü kalan kaldı ben ayni” diye seslenirken derinlerimize; toprağın altına girmek- le ölünmez, der âdeta. Kızgınlığını da dile getirir aynı mısralarda. Kızdığı adamlar mezarlıkları şehirlerin dışına taşımıştır. “Atlar kişnedi katır tepindi eşek anırdı onlar anlatırken”, onlar anlatamazdı çünkü. Kalplerini mezarlık- larla birlikte şehir dışına sürgün etmişlerdi. Bu sese tahammülü olamazdı canlılığın.

1 Yazıda Sezai Karakoç’a ait sözcükler ve dizeler eğik dizilmiş olup alıntılar için bk. Karakoç, S. (1974).

Şiirler III. İstanbul: Diriliş Yayınları.

Sezai Karakoç’u Okuma Denemesi

Beytullah ÇINAR

Türk Dili Ağustos 2017 Yıl: 67 Sayı: 788

(2)

Sezai Karakoç’u Okuma Denemesi

92 Türk Dili

Toprak damlı ahşap evlerden çıkıp gelinen kentler vardır şiirlerde. İs- tanbul vardır, Ankara vardır. “Son durak İstanbul / İlk durak Ankara” de- miştir bir şiir kitabında da. Şehirken Ankara ve İstanbul, yani yüreklerine dokunabilirken şehirlerin, sever onları ama bir kentleşiversinler öfkesinin şakaklarını görürsünüz mısralarda. Deprem şehrin, kenti sırtından atması- dır diyiverirsiniz bir kenara. “Her deprem ölü bir şehrin öfkesidir / Zavallı bir diriliş girişimidir” nitekim.

“İnci Dakikaları”nı saymaya başlarsınız. Mısra mısra inci dizmiştir.

“Çalkantısız üniversite”, “yeni yıl”, “Hayber” birden gösteriverir kendini aynı şiirde ve düğümlenir kelimeler. Her düğüm kendini “Senin odan gün ışığı en güzel müzik bana” mısrasında çözüverir. O olmasa onda olmasa bu inciler boğazlar ukdelere mezarlık.

Anlatılması gereken onca şeyin arasından çıkar gelir “Onlara anlat yağ- mur karşılıklı yağar”. Bir çarşı boynunuzun borcu olur çünkü bazı mısralar kaderi olur insanın. Doğru bulut, doğru çarşının üzerinde; siz aşağıda, doğ- ru yerde ve “Sen kapalı çarşılar üstüne yağmur yağanı / Yağmurun iyi ve doğ- ru yağmadığını onlara anlat”.

Bir sancıdır anne, bulut, gökler… Bu sancının çocuğudur kar, yağmur ve şiir. Doğum en çetin iş, anne bir cinsiyetin ötesinde. Şiir, bu tereddüdün acı meyvesi. Gelişinize kapanır gökler, uçurtmanız yırtılır gider en ufak esin- tide. Bir gecede doğmuşsanız hele ki “Ruhumuzun içinde kar yağar” ömür boyu.

Ötesini söyleyemezsiniz insanlara. Anlatamazsınız. Bilirsiniz, yağmur en büyük habercinizdir. Eviniz tahtadandır. “Siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem” bay yabancı diyerek karşı çıkarsınız. Çıkışlarınız çocuksudur.

Bir çocuk çıkışabilir çünkü, katışıksız ve samimi. Siz de kenara, köşeye atıverirsiniz birkaç mısra: Şiir doğurur çocuklar / Başlarını kaldırırken.

Büyücüler, tüccarlar kitabın bir sayfasında hep can verirler. Kaybettiğini yakalar gibidir mısralarında. Bir yoldur bu; önce kaybetmek, sonra bulmak, sonra kaybetmek ve sonra yine yine bulmak. Bu serüvenin adı konulmaz, isimlerden hatta kendi isminizden bile uzaklaşırsınız. Tahtadan bir atın nal seslerini duyarsınız mısralarda. “Seni bana getirsin ölüm yatağımdayken / Kı- rık ayaklı tahta at”, bütün bu medcezirin tek bir çıkış noktası var gibi görü- nür. Kırık ayak, imkânsızın simgesidir. O at, hiç yürümeyecektir.

İçeride kapıları demirden onca kale ve onca kale için verilen sayısız savaş varken aşk göğüste çiçek gibi taşınmaz. Bu cengin yükü ancak yaşamı- yor gibi yaşamıyor gibi yaşayarak yüreğe saplanmış bir kurşunla taşınır. Sev- da kurşunundan damıttığım süt / Parmaklarımda doğar doğmaz aradığın.

(3)

Beytullah ÇINAR

Türk Dili 93

“Lili” daima güzeller güzelini bulur. Lili, ne kadar güzelse şair o kadar çirkin ve Lili ne kadar dokunursa şair o kadar güzel. Bu mizansen kuruldu- ğunda tüyleri şiirler olan bu mahcup kürk daima güzeller güzeli olan Lili’nin omuzları içindir. Bir de koca gelenek vardır. Çirkin adam güzeller güzeline yalnız tüyleri şiirler olan mahcup veda kürkü verebilir çünkü “Ben konuşma- sını bilmem Lili.”

Mısralar bir olur, gelir çöker yüreğinizin “Köşe”sine. “Geleceğin kara gözlü”sü zalimlik etmekte, var olan her köşeniz buna maruz kalmaktadır.

Başlar önde seyredilen onca halı deseni; kimi işlenilen suçtan kimi Leyla’ya bakamamaktan... Leyla’nın ayakları Tanrı’nın nakışı. Evet siz, siz de “söyleyin insan seve seve ölmez ne yapar”. Üstümüzde duran bulut “okuyla yayıyla yay- lasıyla acımasıyla” yani bakışıyla konuşmasıyla gülüşüyle sessiz sessiz yağar;

yağmur olur yağar, kar olur yağar ve Leyla giderse “bahtsız ve mesut Eyyub”a ağlamak kalır kala kala. “Beni yeraltı sularına karşı iyi savun.”

Kar yağar, çocuk düşer ve balkon ölür.

Suna başımı kaldırıp bakamıyorum. Suna içimde akrepler leylakları öldürüyor. “Gürültüsüz şiirler” yağmur sesi, inilen “yanlış tren”in düdüğü.

Belki her damla, o “ilk” yağmurun ya da her yolcu, o doğru ve “ilk” seferin peşinde ama “ilk” en çok da yanılgı. “Günahların ilki” kadar çocuksu fakat masum değil. Ondan yorgun ve hummalı “Seni sayıklıyor / Denemesi yanlış yapılmış ilk ok”.

“Yaman” lakin “tutuk” birkaç kelime kuyunun dibinde belirir. “Tut elim- den” çıkarabileyim yoksa bu ışık sönecek. Ellerin Yusuf’a uzanan kervancı- nın elleri. Yusuf, bu şiirin gizli öznesi. “Rüyalar boğuk, kıral ve son kuş yo- ruluyor...” Zavallı kıvılcımlara tüner kuşlarım. “Tut elimden / Düşen tüyleri toplıyalım”

Şehrazat, Leyla, Suna... Her şair bir annedir aslında çünkü anneler sakınır, anneler korur ve kollar. Örter, zarar gelmesin ister. Zamirler, edebî sanatlar bazen şairlerin örtüsüdür. Leyla, Mecnun’un faş ettiği maceranın arkasına gizlediği; gece, karalara sardığı; gündüz, aklara boyadığıdır. İnce hazin yağmur, başları öne eğdirir. Merhamet, günahı unutturur. Sen güneş olursun; Leyla, gece, gündüz, merhamet, ince hazin yağmur ve rüzgâr ayrı ayrı aydınlığındır ama “sen diye diye seni anlıyamayız”. Kim yoluna düşmüş- tür, yolunda düşmüştür. Sen onun saçlarını ıslatan sessiz, bir ömür boyu ya- ğan bir ömür boyu karsın.

Kar yağar, çocuk düşer ve balkon ölür.

Şiir bitmez. Kefene kitap cebi diktirirsiniz.

Referanslar

Benzer Belgeler

Of the nurses and midwives who completed the sample 74.1% reported that they did not know about what used for emergency contraception and 77.2% of them did not know about

Gün Doğmadan’ın Alınyazısı Saati bölümünde yer alan İkinci şiirde geçen yukarıdaki dizelerde olduğu gibi Sezai Karakoç bu İslam şehirlerini iyilik ve

the media reports included disseminating knowledge (49%) and obtaining epidemic information (25%), while the negative effects included excessive news caused public panic

Bu çalışmada, Elazığ ilinde elma ve biber kurutma işlemini gerçekleştirmek için doğal taşınımlı, güneş enerjisi destekli iki farklı kurutma sisteminin

Genellikle preoperatif olarak malign veya benign ayrımı net yapılamayan ve genellikle rastlantısal olarak saptanan akciğerin sklerozan hemanjiomu; kadınlarda ve 30 ile 50

((Dünya, cumhuriyet namı al­ tında imparatorluklar, yine cumhuriyet namı altında.. mutlakiyetler

Asık suratlı, karamsar olma­ sın diye kadın erkek cenazeye katılacakla­ rın beyaz veya açık renk giyinmesini iste­ dim” diye açıkladı.. Cenazeye çelenk gönderilmemesini

kalıplaşmış ibarelere gönderme yapma sanatı…” 1 olarak tarif edilen telmih, Sezai Karakoç’un şiirinde daha çok geçmişe, geçmişin içinde de özellikle