MEYDAN CAMİİ
Tokat’ta XV. yüzyılın sonlarında yapılmış cami.
Şehrin merkezinde Meydan mahallesinde yer alan yapı Hatuniye Camii olarak da tanınmaktadır.
Vaktiyle cami, medrese ve imaretten oluşan bir külliye halinde iken bunlardan medrese tamamen ortadan kalkmış, imaret ise harabe haline gelmiştir. Caminin, taçkapısı üzerinde yer alan kitâbeden 890 (1485) yılında Sultan II. Bayezid’in annesi Gülbahar Hatun adına yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde mevcut olan külliyenin vakfiyesi 898 (1492) tarihlidir. Caminin önündeki şadırvan ise XX. yüzyılın başında inşa ettirilmiştir.
Kesme taştan yapılan caminin harimi kare planlı ve tek kubbelidir. İki yanda yine kare planlı ve kubbeli birer oda halinde tabhâne mekânları yer alır. Mukarnaslı ve baklavalı başlıklara sahip sütunlara oturan sivri kemerli açıklıklı ve beş kubbeli son cemaat yerinde mermer kullanılmıştır. İki renkli taşlı, oldukça dikkat çeken ihtişamlı taçkapı üstte Bursa kemeri altında mukarnaslı yaşmaklı olup altta yay kemerli açıklığa sahiptir. Yanları sütunçelerle yumuşatılmış olan kapının iki tarafında mukarnaslı birer niş mevcuttur. Bunların üzerinde iri madalyon halinde birer yazı yer almaktadır.
Birer pencere ile harime, birer pencere ve kapı ile de tabhânelere bağlanan son cemaat yerinde her iki pencere arasında bir mihrap nişi bulunmaktadır.
Harim mekânında geçişleri mukarnaslarla sağlanmış kubbe on iki kenarlı bir kasnağa oturmaktadır.
Duvarlarda üç sıra halinde açılmış olan ikişer pencere ile aydınlanan yapının kuzeyinde kapının üzerine müezzin mahfeli yerleştirilmiş olup buraya iki yanda yer alan merdivenlerle ulaşılmaktadır.
Yarım daire şeklinde bir nişe sahip olan mukarnaslı yaşmaklı mihrabın köşeleri sütunçelerle yumuşatılmıştır. Ahşap minber ise yağlı boya ile boyanmış ve özelliğini kaybetmiştir.
Harimin iki yanında yer alan tabhâneler birer kapı ile cami içine bağlanmaktadır. Her iki mekân da kare planlı ve üzerleri prizmatik üçgenlerle geçişi sağlanan kubbe ile örtülmüştür. Güney yönünde birer ocak ve ikişer dolap nişine sahip mekânlardan doğudakinin bir nişi ile ocağı sonradan kapatılmıştır. Doğu ve batı yönlerindeki mekânlar son cemaat yeri ve harimin dışında birer kapı ile ayrıca dışarıya açılmaktadır.
Kuzeybatıda yer alan minare sekizgen bir kaideye oturmakta olup çokgen gövdeli ve tek şerefelidir. Doğu yönünden yapıya bitişen kaidenin kuzey yönünde sivri kemerli kapı açıklığı yer alır. Diğer cepheler derin silmelerle çerçevelenmiştir. Petek kısmı baklavalı olan minarenin gövdesi onaltıgendir. Mukarnaslı şerefede geometrik kompozisyonlu şebekeler vardır. Üstte yine çokgen devam eden petek yukarıda koni biçimli kurşun kaplı külâhla sona ermektedir.
Mevcut olan şadırvan ahşaptan sekizgen planlı, sivri kemerli ve sekiz dilimli kiremit örtülü bir çatıya sahiptir. Mermer hazne yuvarlak olup ortasında bir fıskıye çanağı vardır. Hazne üzerinde mevcut kitâbeden şadırvanın Mehmed adlı bir kişi tarafından 1331 (1913) yılında yeniden yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Eski şadırvan hakkında ise bilgi yoktur.
1939 ve 1943 yıllarındaki depremlerde zarar gören cami 1953’te esaslı şekilde onarılmış olup biri mihrap ekseninde, ikisi yanda, biri de son cemaat yerinin doğu ucunda olmak üzere sonradan eklenen dört destek payandası bulunmaktadır.
Caminin doğusunda yer alan ve bugün kısmen harabesi mevcut olan imaretin moloz taşla inşa edildiği, tonozlarının tuğladan örüldüğü anlaşılmaktadır. Yapının planını tam olarak tesbit etmek bugün için mümkün değildir. Vakfiyede adı geçen mutfak, kiler, ekmekhâne, mahzen, odunluk, ahır ve helâların da bu kısımda olduğu tahmin edilmektedir.
Medresenin vaktiyle caminin karşısında yer aldığı bilinmektedir. Vakfiyede on iki hücreli olduğu belirtilen yapıyı Gabriel kısmen tanıtmış ve planını da çizmiştir. Buna göre kitâbesiz yapının girişi karşısında üç yönden avluyu çevreleyen revaklarının bulunduğu, kapı ekseni üzerinde bir dershane mekânının yer aldığı, iki yanda altışardan on iki odanın mevcut olduğu anlaşılmaktadır (Yüksel, s.
388-389).
BİBLİYOGRAFYA
VGMA, Vakfiye, nr. 740, sıra nr. 158 (Türkçe tercümesi için bk. nr. 1989).
Halis Turgut Cinlioğlu, Osmanlılar Zamanında Tokat, Tokat 1941, s. 50.
Ferit Acunsal, Gerçeklerin Diliyle Tokat, İstanbul 1947, s. 82.
Cahid Baltacı, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İstanbul 1976, s. 134-135.
Ahmed Işık Doğan, Osmanlı Mimarisinde Tarikat Yapıları, Tekkeler, Zaviyeler ve Benzer Nitelikteki Fütüvvet Yapıları, İstanbul 1977, s. 211.
Yüksel, Osmanlı Mi‘mârîsi V, s. 380-389.
Ersal Yavi, Tokat, İstanbul 1986, s. 73.
A. Osman Uysal, “Tokat’taki Osmanlı Camileri”, Türk Tarihinde ve Türk Kültüründe Tokat Sempozyumu (2-6 Temmuz 1986), Ankara 1987, s. 328-337.
KOZA HANI
Bursa Çarşısı içinde Sultan II. Bayezid tarafından XV. yüzyılın sonlarına doğru yaptırılan büyük han.
Bursa’nın merkezinde Çarşı bölgesindeki Ulucami ile Orhan Gazi İmareti arasında bulunmaktadır.
Eski kaynaklarda adı Yeni Han, Beylik Hân-ı Cedîd-i Âmire, Hân-ı Cedîd-i Evvel, Sîmkeş, Sırmakeş Beylik Kervansaray şeklinde de geçmektedir. Bazı kaynaklarda İpek Hanı olarak adlandırılan yer de burası olmalıdır. Hanın bir inşa kitâbesi yoktur. Fakat İstanbul’da II. Bayezid için inşa edilen büyük cami ve külliyenin Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeki 911 (1505) tarihli vakfiye sûretine göre bu külliyenin evkafından olmak üzere hanın 895 Rebîülâhirinde (Mart 1490) yapımına başlanarak 896 Zilkadesinin 25’inde (29 Eylül 1491) açılışı yapılmıştır. Ancak Rıfkı Melûl Meriç’e göre han İstanbul’daki külliyenin inşasından on yıl önceye ait olduğuna göre onun evkafından olamaz.
Vakfiyede adı geçen kervansaray Koza Hanı değil yakınındaki Pirinç Hanı olmalıdır. Yine Meriç’in tesbitine göre Koza Hanı’nın yeri muhtelif kimselerden 895 Rebîülâhirinde (Mart 1490) satın alınmıştır. Hanın mimarı Abdülalî b. Puladşah’tır. Kâzım Baykal, Bursa şer‘iyye defterlerinden bu hanın tarihçesini ilgilendiren çok sayıda bilgi çıkarmıştır. Bunlardan yapının kimlere ve ne kadar ücret karşılığında kiralandığı öğrenilmektedir. Han 1082 (1671-72), 1199 (1785) yıllarında ve başka tarihlerde tamir edilmiş, üzeri kubbeli iken kurşunları sökülmüş, kubbeleri kaldırılmış, çatı yapılarak yerli kiremitle örtülmüştür. Nitekim kubbe kemerlerinin kalıntıları ile köşelerdeki üzeri kurşun örtülü kubbeler bugüne kadar intikal etmiştir. Evliya Çelebi, 1050 (1640) yılında ziyaret ettiği Bursa’daki eski eserleri anlatırken Koza Hanı adını vermemekte, buna karşılık Pirinç Hanı’ndan sonra bir Acem hanından bahsetmektedir. Verdiği bilgilerden anlaşıldığına göre Evliya Çelebi’nin Acem Hanı olarak adlandırdığı handa Azerbaycan ve İran’dan gelen tüccarlar kaldığı gibi ipek tüccarlarından gümrük alan ipek emininin makamı da burada idi. Onun verdiği bilgiler adı geçen hanın Koza Hanı olması ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Bu hana XIX. yüzyıla kadar İpek Hanı da denildiğini, Bursa’daki Osmanlı devri eserleri hakkında bir doktora tezi yapmış olan H. Wilde belirtir. Koza Hanı 1950 yıllarına doğru büyük ölçüde bir restorasyon geçirmiş ve bütün parazit eklerden temizlendikten başka gerek han gerek avlusundaki mescid aslî mimarilerine uygun biçimde ihya edilmiştir. Hanın gözleri de modern ticarethanelere merkez olmuştur.
Koza Hanı, klasik plana uygun olarak bir avlu etrafında çevrelenmiş altlı üstlü odalardan ve bir ahırdepodan teşekkül etmiştir. Ahır tek katlıdır. Odaların önünü altta ve üstte bir revak çevrelemektedir. Avlu ortasında, altında havuzlu şadırvanı olan sekiz kenarlı bir mescid bulunmaktadır. Hanın oldukça gösterişli mimariye sahip bir girişi vardır. Muntazam kesme taştan
yapılmış olan kemerin içindeki alınlığı, geometrik bir desene göre renkli taşlardan işlenmiş bir kaplama süslemektedir. Dış duvar örgüsünde tuğla ve kesme taştan karma tekniğin kullanılmış olduğu görülür. Ahır ise moloz taştan inşa edilmiştir. Kare şeklinde bir iç avlunun etrafını taş pâyelere oturan kemerlerden oluşan revak çevirmektedir. Han iki katlı olarak düzenlenmiştir.
Aydın Yüksel’in tesbitine göre alt katta elli mekân bulunmakta, kapının iki yanında ise eyvan şeklinde açılan bir çift mekân yer almaktadır. İçlerinde birer ocak olduğu tahmin edilen her odayı havalandırmaya da yarayan mazgal biçiminde bir pencere kısmen aydınlatmaktadır. Girişin iki yanından birer taş merdiven yukarı kata çıkışı sağlar. Hanın sol tarafında düzenli bir plana sahip olmayan ahır kısmı bulunmakta, üst katta da elli bir veya elli iki oda yer almaktadır. Üst kat revakları ahşap iken son tamirde kâgire dönüştürülmüştür. Revak kemerleri tuğla, üzerleri kubbelidir. Odalar tonozla örtülüdür. Her birinde dışarıya açılan ikişer pencere vardır. Avlunun ortasında bazı Selçuklu kervansaraylarında olduğu gibi müstakil bir mescid bulunmaktadır.
Eski bir belgede bu mescidin yanında günümüzde izi kalmayan ahşaptan ikinci bir mescidin daha olduğu bildirilmekteyse de herhalde esas mescid cemaate yetmediği için bir devirde böyle bir ek yapı inşa edilmiştir. Esas mescid sekizgen planlı olup kemerli pâyelere oturan bir mekândan ibarettir. Altında mermer havuzu olan bir şadırvan mevcuttur. Üst kata taş bir merdivenle ulaşılıyordu. Kapının tam karşısında güzel bir mihrap yer almaktadır. Diğer altı duvarda alttakiler dikdörtgen, üsttekiler sivri kemerli pencereler bulunmaktadır. Mescidin üstü kurşun kaplı bir kubbeyle örtülüdür. Ahır ise ortası avlulu revaklarla çevrili tek katlı bir yapıdır. Koza Hanı, Osmanlı devri han ve kervansaray mimarisinde ortasındaki mescid bakımından eski gelenekleri sürdüren ve bütünlüğünü hâlâ koruyabilmiş olan bir eserdir.
BİBLİYOGRAFYA:
Evliya Çelebi, Seyahatnâme, II, 19; a.e. (nşr. Zekeriya Kurşun v.dğr.), İstanbul 1999, II, 15; H. Wilde, Brussa, Berlin 1909, s. 50-51 (yazıda yalnız avludaki mescidden bahsedilerek bir de rölövesi yayımlanmıştır); [Kâmil Kepeci], Bursa-Bursa Hanları, Bursa 1935, s. 7-10; Kâzım Baykal, Bursa Koza Hanı ve Mescidi, Bursa 1946; a.mlf., Bursa ve Anıtları, İstanbul 1982, s. 104; A. Gabriel, Une capitale turque Brousse Bursa, Paris 1958, I, 185-188; Yüksel, Osmanlı Mi‘mârîsi V, s. 73-77; Rıfkı Melül Meriç,
“Beyazıd Camii Mimarı”, AÜ İlâhiyat Fakültesi Yıllık Araştırmalar Dergisi, II (1958), s. 18-19, 41.
HATUNİYE KÜLLİYESİ
Manisa’da XV. yüzyıl sonlarına ait külliye.
Hükümet konağının yukarısında yer alır. II. Bayezid’in eşlerinden Hüsnüşah Hatun adına oğlu Şehzade Şehinşah tarafından yaptırılmıştır. Hüsnüşah Hatun’un Rebîülevvel 903 (Kasım 1497) tarihli vakfiyesinden Manisa’da bir cami, bir imaret, bir hamam ve bir han yaptırdığı öğrenilmekte, ayrıca “ta‘lîm-i sıbyân” için bir muallim tayin edildiği yolundaki ifadeden bunlar arasında bir de sıbyan mektebinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim caminin batısında bir mektep binası mevcuttur (aş. bk.). Külliyenin merkezini teşkil eden caminin cümle kapısı üzerindeki kitâbe 896 (1490-91) tarihlidir ve doğrudan Hüsnüşah Hatun’un adını vermemektedir; celî sülüsle ve Arapça olarak üç satır halinde yazılmış, inşa tarihi ebced hesabıyla “bi-hayri’l-binâ” şeklinde kaydedilmiştir.
Onun üstündeki ta‘lik hatlı dört satırlık ikinci kitâbe Sultan Abdülmecid’in tâmiratına aittir. Cami, kayıtlara göre 1020’deki (1611) bir zelzelede harap olmuş, 1047’de (1637) su yolları, 1053 (1643) ve 1083’te de (1672) kendisi çeşitli tamirler geçirmiştir. Evliya Çelebi’ye göre “tahıl pazarı içre cemâat-i kesîreye mâlik bir câmi-i atîktir.
Plan olarak bir orta kubbe ile yanlarında ikişerden dört adet daha küçük kubbe örtülü beş mekân ve beş bölümlü bir son cemaat yerinden meydana gelen caminin kıble tarafından ana cadde geçmektedir. Duvarlar bir sıra kesme taş, iki sıra yatay ve dikey konulmuş tuğlalarla örülmüştür.
Bugün açıklıklarının tamamı camekânlarla kapatılmış olan son cemaat yerinin orta kısmı aynalı tonoz, yan kısımları kubbe örtülüdür; sütun başlıklarının antik yapılardan devşirme olduğu görülür.
Buradan ortadaki ana kapı ile harime, sağ ve soldaki kapılarla da yan mekânlara girilir. Bu plan tertibi XIV ve XV. yüzyıllarda sıkça görülmektedir. Yan kapıların varlığı, iki yandaki mekânların önceleri tabhâne-misafirhane işleviyle kullanılmış, daha sonra ara duvarları kaldırılarak harim alanına katılmış olduğunu düşündürmektedir. Sağ tarafta köşeye yerleştirilen minarenin kaidesi kadar dışa taşkın olan son cemaat yerinin merkezinde bulunan cümle kapısı, içeriden orta kubbeye yani iç aksa göre bir hayli sağa kaçmış durumdadır. Az derin iç içe iki kemerin içine yerleştirilen girişin basık kemeri kırmızı ve beyaz mermerden işlenmiştir. Kapının sağında ve solunda birer pencere, sağdaki pencerenin üzerinde ayrıca balkonlu bir pencere daha mevcuttur; bu tarafta alttaki pencereden sonra mihrâbiye, yan mekân kapısından sonra da minare kapısı yer almaktadır.
Binanın duvar kalınlığı 0,95-1,15 m., iç hacmi 24,0 × 11,15 metredir. Yan kubbeler, ortalarında birer silindirik niş olan iki kâgir ayağa oturmaktadır.
Kubbe kasnağı yüksek ve sekizgendir; her kenarının dış yüzünde geniş ve derin dikdörtgen girintiler içinde yuvarlak kemerli birer pencere vardır. Kubbe köşelikleri üçgen şeklinde ve düzdür.
Mihrap tarafındaki yan kubbeler diğerlerinden daha yüksektir; böylece ana kubbe kasnağının yüksekliği bir ölçüde maskelenmiştir. Bu yan hacimlerin her yüzünde bir alt ve bir üst pencereden başka birer de yuvarlak pencere mevcuttur; camideki bütün alt pencereler lokma demirli, diğerlerinin tamamı ise alçı şebekelidir. İki taraftan basamaklarla çıkılan sol dipteki bölüm caminin zemininden 58 cm. daha yüksek olup bir mahfilin varlığını akla getirmektedir.
Mihrap silme çerçeve içinde sarkmalı hafifletme kemerli, yaşmağı ise dört sıra bademli ve mukarnaslıdır; yanlarında alışılmışın dışında ikişer adet kum saati bulunmaktadır. Ahşap minber Selçuklu oyma sanatının izlerini taşıyan bir şaheserdir. Her tarafına geometrik motiflerle rûmî ve hatâyîler, giriş kapısı üzerindeki şemseli tacın altına da yarısı düz, yarısı ters olarak “innallāhe ve melâiketehû...” âyeti (el-Ahzâb 33/56) oyulmuştur.
Minberin sol tarafındaki iki ucu sivri beyzî bir çerçevenin içine oturtulan “evâhir-i Zilhicce 900”
kaydından 900 yılı Zilhiccesinin sonlarında (Eylül 1495), yani camiden dört yıl sonra bitirilerek yerine konulduğu öğrenilmektedir. Caminin en çok dikkat çeken unsurlarından birini teşkil eden minarenin kaidesi kare prizma olarak başlamakta ve son cemaat yeri saçağından itibaren sekiz köşeye dönüşerek her yüzde taş ve tuğla ile örülmüş kemerli bir girintiyi takiben kısa ve dik yedisekizlerle bileziğe ulaşmaktadır. Sonradan sıvanan yuvarlak gövde tuğladan zikzaklı helezon şeklinde örülmüştür; şerefenin altı pahlı ve basit, taş korkuluğu sağırdır.
Caminin batısında yer alan binanın, vakfiyedeki muallim tayiniyle ilgili cümleden varlığı öğrenilen sıbyan mektebi olması gerekir. Her ne kadar İbrahim Gökçen mektebin 1083 (1672) yılından sonra yapıldığını söylemekteyse de bina Fâtih ve II. Bayezid devrinin sıbyan mektebi örneklerinin bir prototipidir ve onlar gibi yazlık ve kışlık iki mekândan oluşmaktadır; ayrıca cami ile aynı inşaî unsurlara sahiptir. Yazlık kısmı, üzeri aynalı tonozla örtülü ve tek pencereli önü açık bir eyvan, kışlık kısmı ise alt ve üst sıra pencereleri ve dolapları olan kapalı bir mekân şeklindedir.
İmaretin yeri, yapısı ve mahiyeti bilinmemektedir. Bununla birlikte 1531’de imaretin senelik harcamalarının 37.991 akçeye ulaştığı, her gün yemek çıktığı ve dağıtıldığı, gündelik olarak 30 kg.
civarında et, 63 kg. civarında un sarfiyatı yapıldığı, elde edilen gelirlerle bütün külliye vazifelilerine yılda 54.480 akçe ödendiği, zaman zaman imarete su sağlayan kanalların tamirinin gerçekleştirildiği tesbit edilebilmektedir (Emecen, s. 94). Caminin vakıfları arasında sayılan hamamın ise 1940’lı yıllara kadar Serâbâd mahallesinde harabeleri bulunan hamam olduğu sanılmaktadır. Hamamın vakfiyede yer alan sabah erkeklere, öğleden sonra kadınlara tahsis edildiği kaydından tek hamam planında yapıldığı anlaşılmaktadır.
Evliya Çelebi’nin, “Tahıl pazarı hanı kurşunludur, kal‘a misal kırk kubbeli hân-ı kebîrdir kim cümle Arap ve Acem bezirgânı anda meksederler, ismine Hatuniyye Hanı derler” cümlesiyle anlattığı han bugün Kurşunlu Han adıyla tanınmaktadır ve caminin güneyinden geçen ana caddenin öbür tarafında kalmıştır. Vakfiyede altta otuz altı, üstte otuz sekiz odası, avlusu, ortasında havuzu, büyük bir ahırı, müştemilâtı ve bitişiğinde yirmi bir dükkânı olduğu belirtilen hanın 1643, 1677 ve 1966’da esaslı biçimde onarıldığı bilinmektedir; bugün restore edilmiş haliyle öğrenci yurdu olarak kullanılmaktadır (bk. KURŞUNLU HAN).
BİBLİYOGRAFYA:
Evliya Çelebi, Seyahatnâme, IX, 72; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Kitâbeler, İstanbul 1927, II, 81-82; M.
Çağatay Uluçay - İbrahim Gökçen, Manisa Tarihi, İstanbul 1939, s. 97-98; R. M. Riefstahl, Cenubu Garbî Anadolu’da Türk Mimârîsi (trc. Cezmi Tahir Berktin), İstanbul 1941, s. 18, 87; İbrahim Gökçen, Manisa Tarihinde Vakıflar ve Hayırlar, İstanbul 1946-50, I, 153-162; II, 150; Yüksel, Osmanlı Mi‘mârîsi V, s. 335-344; Erünsal, Türk Kütüphâneleri Tarihi II, s. 36; Feridun M. Emecen, XVI. Asırda Manisa Kazâsı, Ankara 1989, s. 94-95, 99; M. Zeki Oral, “Anadolu’da Sanat Değeri Olan Ahşap Minberler, Kitâbeleri ve Tarihçeleri”, VD, V (1962), s. 75-76; Filiz Oğuz, “Manisa Kurşunlu Han”, Rölöve ve Restorasyon Dergisi, sy. 1, Ankara 1974, s. 109-127.
İ. Aydın Yüksel cilt: 16, sayfa: 501-503