• Sonuç bulunamadı

ÇOK TUHAF SORUŞTURMA

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "ÇOK TUHAF SORUŞTURMA"

Copied!
80
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ÇOK TUHAF SORUŞTURMA

I. PERDE

I. SAHNE

Komiser: PKK’lı mısın?

İbrahim: Hayır Ankaralıyım Komiser: Kürt müsün?

İbrahim: Hayır. Çerkezim.

Komiser: Kimlerdensin?

İbrahim: Şatıroğullarındanım.

(2)

Komiser: Hangi örgüttensin onu soruyorum! Bana keriz numarası yapma.

İbrahim: Bir numara yaptığım yok. O kerizlik bende doğuştan beri var. Hiçbir örgütle alakam yok, beni adamdan sayıp alacak örgüte zaten ben girmem. O örgüt H İbrahim’e kaldıysa örgüt bile sayılmaz.

Komiser: Bana bak İbrahim, ben sinirli bir adamım bu benim en sakin halim B sinirlenirsem, bu senin hiç iyi olmaz

İbrahim: Sinirlenmeyin sinirlenecek bir şey yok. Sinir hiç kimseye yaramaz. En BBB sinirlenmesi gereken benim, bakın ben bile ne kadar sakinim.

Komiser: İyi o zaman şimdi anlat bakalım bana sakin sakin.

İbrahim: Anlattım ya komutanım. Şey yani sayın amirim askerim ben vatani görevimi B yapmaktayım

Komiser: Onu biliyoruz be. Dönüp dolaşıp aynı şeyi anlatma. Niye sen firar ettin B BBBBBB askerden?

İbrahim: Firar etmedim ne firarı ya. Dağıtımım yapıldı. 3 gün yol verdiler 2 gün BBBBBBAnkaraya uğrar 3. gün gider birliğime teslim olurum dedim

Komiser: Birliğe teslim olunmaz, birliğe katılınır. Karakola teslim olunur. Bana bak bb sen bu yaşa kadar niye askere gitmedin bakayım?

İbrahim: Olmadı.

Komiser: Ne olmadı?

İbrahim: Kısmet olmadı.

Komiser: On altı yıl kamışsın lan askerden.

İbrahim: Evet lann.

(3)

Komiser: Ağzından çıkanı kulağın duysun. Böyle bi çarparım duvara çıkartma olursun bbb he. Sen bana nasıl lan diyorsun lan.

İbrahim: Siz bana nasıl diyorsunuz? Siz de demeyin o zaman. En sinirlendiğim laftır, b hayatta hiç kimse bana lan diyemez: Ben bu yüzden enişteyi bıçakladım.

Komiser: Cinayetinde var yani ha?

İbrahim: Hayır. Enişte yedi canlı olduğu için bi bok olmadı.

Komiser: Neyse neyse enişte katliamına daha sonra geliriz. Bana bak sen tam on altı b b yıl askerden kaçtıktan sonra niye kalkıp askere gittin?

İbrahim: Kısmet işte

Komiser: Ne kısmeti be. Asker kaçağı olarak yakalanıp Burdur’a jandarmayla gönderilmişsin.

İbrahim: Eniştenin inekliği. Beni ihbar etti.

Komiser: Ne yani ne ne ne ihbar etmeseler gitmeyecek misin askere ha ha? Sen bu vatanın evladı değil misin?

İbrahim: Evladıyım, evladıyımdır yani, kafa kağıdım t nokta c nokta. Peki vatan benim İbrahim diye evladım yok mu diyoo?

Komiser: Bana bak İbrahim en sinirlendiğim şey soruya soruyla cevap verilmesidir. Sen sormıcaksın ben sorucam sen cevap vereceksin cevabın içinde soru işareti olmayacak. Bana bak sen on altı yıl nasıl kaçtın askerden seni kimler kolladı?

(4)

İbrahim: Kimse kollamadı ne kollaması. Benim gençliğimde bizim ordaki askerlik şubesi bi binadan bi binaya taşınmış o sırada bazı dosyalar kaybolmuş 16 yıl beni kimse arayıp sormadı

Komiser: Sen niye gidip arayıp sormuyosun beni neden arayıp sormuyosunuz diye? Canın askerlik yapmak istese gider sorarsın.

İbrahim: Gittim sordum Almanyaya gidecektim ben bi ara, askerlik kağıdı lazım oldu gittim şubeye senin burada kaydın kuydun yok dediler.

Sonra ordaki yazıcı çocuk ‘İbrahim abi şube taşınırken bazı dosyalar arazi olmuş seninki de o arada gitmiş herhalde istersen sen artık bu işi hiç kurcalama siktir et dedi.

Komiser: Nüfus kağıdını götüreceksin, İkametgah kağıdını götüreceksin, yeni dosya açtıracaksın lan!

İbrahim: Sayın amirim bilmiyorum siz dört nala mı gittiniz fakat kimse askere öyle koşa koşa gitmez. Ben de önce bi iş kurayım ondan sonra askere giderim dedim iş kurma işi biraz uzadı . ben askere gitmicem demedim ki lann

Komiser: lan deme vururum ha

İbrahim: Siz de demeyin ben de vurabilirim ismim İbrahim.

Komiser: Bana bak

Komiser Yrd: Sayın amirim, sayın amirim. Bu İbrahim arkadaşımız çok stresli daha sorgulama kıvamında değil izin verin ben kendisine biraz nöroloji

(5)

ve de endokronoloji yapayım, rahatlasın siz ondan sonra sorgulayın sayın amirim.

Komiser: Memurum

Komiser Yrd: Buyurun amirim

Komiser: Sus, bana bak bu iki gün içinde Ankara da planladığın eylemler mi vardı ? Kimden emir alıyorsun?

İbrahim: Ne eylemi ya

Komiser: Garajda polisten niye kaçtın?

İbrahim: Orda kimlik kontrolü yapılıyordu, askerim bir sorun problemi olur diye öyle koşmuş bulundum

Komiser: Senin ordu içinde gizli faaliyetlerin yok mu be ?

İbrahim: Ne gizli faaliyeti askerde gizli faaliyete vakit mi var ? 1-3, 3-5, 5-7 nöbetteyim ben bütün nöbetleri İbrahime yazarlar.

Komiser: Niye bütün nöbetleri İbrahim’e yazarlar?

İbrahim: Kerizim ya ben. O Cemalettin yüzbaşı da bana gıcık Komiser: Niye gıcık sana Cemalettin Yüzbaşı?

İbrahim: Lan dedi diye kafa attım.

Komiser: Belanın tekisin sen yani ha. Enişteye bıçak Cemalettin yüzbaşıya kafa İbrahim: Hayır sayın amirim ben aslında çok sakin bi adamımdır sadece bu lan

lafına tahammülüm yok

Komiser: Seninle Burdur’dan Ankara’ya gelen otobüste başka asker var mıydı?

İbrahim: Yok, onların Ankara’da bi işi yok.

(6)

Komiser: Onların Ankara’da bi işi yok ama senin var dimi? Onlar kim?

İbrahim: Öbürleri, dağıtımı yapılan öbür tertip….

Komiser: Öbürleri, öbürleri. Bir örgütsünüz yani.

İbrahim: Evet

Komiser: Güzel güzel, işte böyle tatlı tatlı konuş İbrahim. Şimdi örgütün başı kim?

İbrahim: Albay Niyazi

Komiser: Albayda işin içinde yani

Komiser Yrd.: Birden dili çözüldü amirim.

Komiser: Sus, örgütün adı ne ? İbrahim: Türk Silahlı Kuvvetleri

Komiser: Sen benimle dalga mı geçiyorsun lan !

İbrahim: Hayır lan soruyorsun söylüyorum. Şu an içinde bulunduğum örgüt şanlı Türk ordusu

Komiser Yrd.: Sayın amirim, sanırım bu İbrahim arkadaşımız boş konuşarak bizi oyalıyor. Bu sırada öbürleri eylemi gerçekleştiricek.

Komiser: Memurum

Komiser Yrd.: Buyurun amirim Komiser: Sus

Komiser Yrd.: Emredersiniz amirim

Komiser: Ben sus dedikten sonra emredersin demene gerek yok. Ben emrettiğimi bilmiyor muyum?

(7)

Komiser Yrd.: Anlaşıldı amirim.

Komiser: Anlaşıldıya da gerek yok. Anlaşıldığını biliyorum. Anlaşıldımı?

Komiser Yrd.: he he he

İbrahim: Sayın amirim sanırım bu memurum boş konuşarak bizi oyalıyor, bu sırada öbürleri eylemi gerçekleştiricek.

Komiser: Hangi eylemi?

İbrahim: : Bilmiyorum, memurum bilir. Nedir o eylem öyle?

Komiser: Bana bak İbrahim, içerde gayet hijyenik işkence aletlerimiz var. Senin gibilerini çok gördük makineye bağlandı mı bülbül gibi öterler.

İbrahim: Ne makinası?

Komiser Yrd.: Öttürücü İbrahim: Memurum sus.

Komiser: Evet sus, sus. Tabi ben hiçbir zaman işkenceden yana değilim insan insana böyle bir ayıbı yapmamalı

Komiser Yrd.: Sayın amirim bizim yaptığımız bişey yok ki. Makine otomatik basıyorsun düğmesine kendisi yapıyor. Ortada bir ayıp varsa

makinenin ayıbı.

Komiser: Evet onun için bütün bildiklerini anlat. Seni çükünden tavana asmak zorunda kalmayalım.

İbrahim: Onu da yapıyor mu bu makine?

Komiser Yrd.: Tabi canım makinanın yapmadığı yok ki

(8)

Komiser: Memurum. Bana bak sen Ankara’da neden doğru o eve gittin, o ev merkez mi?

İbrahim: Ne merkezi ya Muzafferin evi Muzaffer benim kırk yıllık dostum kan kardeşim

Komiser: Muzaffer seni tanımıyor.

İbrahim: Nasıl tanımıyor?

Komiser: Tanımıyor.

İbrahim: Muzaffer beni tanımıyorsa ben onun evinde ne arıyorum? Amirim, o cigaradan bir tane de ben alabilir miyim?

Komiser: Hayır

İbrahim: o zaman az biraz ara verelim, çok uzun sürdü bu soruşturma... Benim artık illaki bir sigara içmem şart.

Komiser: Muzaffer'i getir

İbrahim: Muzaffer'de mi burada?

Komiser: Evet, tabii ya, gelsin, bak bakalım tanıyor musun tanımıyor musun?

İbrahim: Yahu madem Muzaffer burada, sen iki saattir onu niye

getirtmiyorsun? Getirttittirt Muzaffer'i, sarılıp öpüşelim, kapansın bu konu. Merhaba Muzaffer, nerdesin be kardeşim?

Muzaffer: Kim bu? Ben bu adamı tanımıyorum.Tezgah açmayın bana ha.

İbrahim: Ne diyorsun sen Muzo?

Muzaffer: Adımı bir yerden öğrenmiş olmalı, ben onu tanımıyorum. İş açmayın benim başıma.

(9)

İbrahim: Alooo, Muzooo! Ben senin kan kardeşin değil miyim? Evine zırt bırt girip çıkan

adam değil miyim?

Muzaffer: Hayır, hayır, ben onu tanımıyorum. Avukatımla görüşmek istiyorum ben.

Komiser Yrd: ( güler)

Komiser: Ne oldu memurum niye gülüyorsun ne oldu yine

Komiser Yrd: Şey amirim bu günlerde her gelen avukatını istiyor çok üst üste oldu bu avukat esprisi ondan şey yaptım yani.

İbrahim: Muzo, sen nerden tanımıyorsun beni Komiser: Sen bunu tanıyor musun?

Muzaffer: Tanımıyorum dedim ya, ne istiyorsunuz benden? Bu faili meçhul bir cinayeti, üzerime mi yıkacaksınız?

Komiser: Seni tanımıyor?

İbrahim: Yalan söylüyor sayın amirim. O beni tanımadan ben onun evinde ne arıyorum?

Komiser: Doğru o da var ya senin evinde ne arıyordu bu?

Muzaffer: Benim gelenim gidenim çok olur. Dün gece ev yine çok kalabalıktı.

Siz kimlerle geldiniz bizim eve? Niye onlarla çekip gitmediniz? Niçin gizlice bir odaya saklanıp bizim evde kalıyorsunuz? Terörist misiniz nesiniz, kimsiniz siz kardeşim?

(10)

İbrahim: Oğlum, kahpeliğin alemi yok. Sen niye şimdi burada beni tanımamamazdan geliyorsun?

Muzaffer: Ben bu tipi tanımıyorum.

Komiser: Lan çıldırtmayın beni!

Komiser Yrd.: Sayın amirim, isterseniz biraz elektrik verelim , hemen tanırlar birbirlerini

Komiser: Hayır memurum, işkence yok

Komiser: Bana bakın siz ikiniz. Suçlarınızı biliyor musunuz?

İbrahim: Ne suçu ya, bizim bir suçumuz yok.

Muzaffer: Öyle biz miz birinci çoğul şahıs konuşma sen Komiser: Üç ayrı suçtan aranıyorsunuz.

İbrahim: Yok ya?

Muzaffer: Ben onunla birlikte aranıyor olamam.

Komiser Yrd.: Sayın amirim, birbirlerini hatırlamaları için bir elektro şoka ihtiyacı var arkadaşların.

Komiser: Hayır, işkence yok

Muzaffer: İşkence yok ! Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar giderim valla, Strazburg’da avukat arkadaşlarım var benim, haa…şakk, dava açarım.

Muzaffer: Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?

Komiser: Biliyoruz ; Muzo

Muzaffer: Haa, ona göre yani , işte

(11)

Komiser Yrd.: Sayın amirim bu Muzaffer lafla falan yola gelmez. Çin’den gelen yeni makineyi denesek

Komiser: Hayır hayır işkence yok !

Komiser: Bakın, suçlarınızı itiraf eden birer itirafname hazırlattım.. Basın altına imzayı kurtulun … Geç oldu, ben de gidip yatacağım... Bizimde evimiz, çoluğumuz çocuğumuz var.

İbrahim: Ne suçu ya, benim bir suçum yok ki... Benim tek suçum, bu Muzaffer'in evine gitmek

Komiser: Asker kaçağısın... İş askeri mahkemeye giderse, yanarsın.

İbrahim: Asker kaçağı falan değilim. Dağıtımım yapılmış. Birliğime katılmaya gidiyorum.

Komiser: Uzatmayın, imzalayın şunları.

Muzaffer: Ben hiçbir şey imzalamam.

İbrahim: O imzalamadıktan sonra ben hiç imzalamam, ne imzalayacakmışım?

Komiser: Bunları imzalamadan buradan çıkamazsınız.

İbrahim: Ney onlar?

Komiser: Suçlarınızı itiraf eden ifadeler.

İbrahim: Neymiş o suçlar?

Komiser: Otomobil gaspı, marketten para gaspı ve bir kahveye molotof kokteyli atma.

(12)

İbrahim: Sayın amirim, siz mutlaka beni başka bir İbrahim'le karıştırıyorsunuz.

Dört aydır askerim ben. Ayrıca bu taraklarda bezim olmaz. Benim tek ideolojik sorunum; eniştem.

Muzaffer: Bu yalan söylüyor olabilir, fakat benim bu konularla hiçbir ilgim yok.

İbrahim: Ne yalan söyleyecekmişim be?

Komiser: Bakın, bu suçları işlemedinizse, bir yanlışlık varsa, hepsi mahkemede çıkar ortaya, suçsuzsanız beraat edersiniz... Bu eylemlerin yapıldığı gün ve saatte nerde olduğunuzu ispat edersiniz, kurtulursunuz. Bu böööle hazırlanmış artık, buradan geriye dönüş olmaz.

İbrahim: Yahu benim bu işlerle ilgim yok, niye imzalayıp mahkemelerde sürüneyim, siz bırakın beni, gideyim birliğime katılayım... Gece otobüsüyle gitmem şart, sabahleyin içtimada olmam lazım.

Komiser: Bunları ister efendi gibi imzalarsınız, isterseniz memurum sizi döve döve zorla imzalatır. Ben ortada tatsızlık, işkence olmasın istiyorum, sizi düşünüyorum yani.

İbrahim: İmzalar imzalamaz hemen gidebiliyor muyuz?

Komiser: Nereye?

İbrahim: Nereye olacak, askerim, birliğime katılmak istiyorum. Bana tüfeğimi verin

Komiser:, o mahkemeden sonra.

İbrahim: Olur mu, o zaman benim askerliğim yanar.

(13)

Komiser Yrd.: O yandı zaten İbrahim: Yapma ya!

Komiser: Hadi imzala

İbrahim: İmzalamam! Askerlik yandıktan sonra ne imzalayacakmışım? Az Genel Kurmay'a bir telefon edebilir miyiz?

Komiser: Hayır. İmzalamadan çişe gidemezsiniz.

İbrahim: Biz mahkemede hemen beraat eder miyiz?

Komiser: Suçun yoksa, tabii.

İbrahim: Ne suçum olacak, benim bu işlerle alakam yok, o zaman ben imzalayım kurtulayım, siz bu Muzo'ynan uğraşın.

Muzaffer: İmzalama salak!

İbrahim: Sensin salak. Sen imzalama da gör ananınkini. İmzalamayıp sabaha kadar dayak mı yiyelim ? o işkenceyi görüp sabahleyin illaki

imzalıycan. Madem imzalıycam sabaha kadar o dayağı haybeden niye yiyorum ben? Dimi komutanım , yani sayın amirim.

Komiser: Hadi Muzo, sen de imzala.

Muzaffer: İmzalamazsam n'olucak?

Komiser: Ya şimdi imzalarsın, ya da sabaha kadar dayak ve işkence. İstersen biraz dayak ye, bezince imzalarsın.

Muzaffer: Ben işkenceye, dayağa hiç gelemem. Benim sol ayak baş

parmağımda batık, ben onu kestirirken baygınlıklar geçiriyorum.

Muzaffer: Şimdi imzalarsak mahkemede reddedebiliyor muyuz?

(14)

Komiser: Gayet tabii. Mahkeme onun için yapılıyor zaten. Bunlar dosya tamamlansın, mahkeme başlayabilsin diye formalite evrakları.

Komiser: Güzel. Şimdi söyleyin bakayım, üçüncü adam kim?

İbrahim: Hangi üçüncü adam?

Komiser: Bu eylemleri üç kişi yapmışınız. Üçüncünün de adını vereceksini ki, dosya tamamlanıp mahkeme başlayacak.

Muzaffer: Ne üçüncü adamı ya? Ben bir tatsızlık olmasın diye imzaladım.

İbrahim: Ne yani, şimdi bir de üçüncü adam mı uyduracağız?

Komiser: Söyleyin bir arkadaşınızın ismini, olsun bitsin, yoksa mahkeme başlamaz.

Muzaffer: Başlamazsa başlamasın ya! Ben imzaladığıma pişman oldum zaten!

Ne diye imzalıyorum işlemediğim suçun altını?

Komiser: Mahkeme başlamazsa içerde öyle kuzu kuzu yatarsınız.

İbrahim: Ne yani, biz şimdi hapse mi giriyoruz?

Komiser: Ee tabii

İbrahim: Olur mu sayın amirim?

Muzaffer: Saçmalıyor

Komiser: Çünkü suç ortada, itiraf ortada, imzaladınız, sizi sokağa salacak değiliz ya Salsak biz suçlu oluruz. Artık polisten de şakır şakır hesap soruluyor. Şimdi bana üçüncünün adını hemen söylerseniz size bir babalık yapar, dosyayı mahkemeye hemen intikal ettiririm, mahkeme başlar, içerde fazla kalmazsınız.

(15)

Muzaffer: Yapma ya! Yarın sabah erkenden benim Eksimbank'ta işim var.

İbrahim: evet benim de sabah erkenden Siirt'te içtimada olmam lazım.. Gece otobüsüyle gitmem şart!

İbrahim: Söyleyelim o zaman birini... Aydın'ı söyleyeyim...

Muzaffer: Söyleme İbrahim: Aydın Diktepe.

Komiser: Kim o ?

İbrahim: O arkadaş işte... Üçüncü adam... Esas çocuk!

Komiser: Adresi?

İbrahim: Öyle tam adres olarak bilemem de sayın amirim, Taksim'in göbeğinde büfesi var Yahu Muzo, neydi bizim Aydın'ın büfesinin adı? Ay

Büfe'mi, Dın Büfe mi?

Muzaffer: Aaaa ben sizi tanımıyorum ki kardeşim.

II. SAHNE

Muzaffer: Efendi efendi evde TV seyrediyordum, erkenden çıkıp uyuyacakken, rüyamda Jennifer Lopez'i görecekken, şu senin yüzünden başıma gelene bak. Al dağıtım kağıdını, efendi gibi git birliğine teslim ol.

Niye İstanbul'a geliyorsun? Hadi geldin, babana git, kız kardeşine git.

(16)

Niye gelip benim başıma tebelleş oluyorsun, benim de başımı yakıyorsun?

İbrahim: Tanışıyor muyuz?

Muzaffer: Niye kıçına polis takıp koşarak benim eve geliyorsun?

İbrahim: Bana mı söylüyorsunuz?

Muzaffer: Sinirimi bozma benim İbrahim.

İbrahim: Aa, hayret, adımı da biliyorsunuz!

Muzaffer: Mahfoldum ya. Tam zengin olacakken senin yüzünden başıma gelene bak. Polisten kaçtığını bana söylesen ben hiç eve alır mıyım seni?

İbrahim: Ben polisten kaçmıyorum ki ben koşuyorum o da salak gibi beni kovalıyor. Her şey o dallama eniştenin yüzünden oldu. Enişte beni ihbar etmese hayatımızda böyle polisiye olaylar yok... Askerlik yok, komutan yok, içtima yok. Şurdan bir kurtulayım, ilk iş o enişteyi öldüreceğim. Sen niye burda beni tanımamazdan geliyorsun?

Muzaffer: Kızkardeşine gitseydin, enişteyi öldürseydin, enişte cinayetinden gelip burada efendi efendi yatsaydın. Beni ne karıştırıyorsun bu karanlık işlerine ya?

İbrahim: Ne karanlık işi be? Ben İstanbul'a seni görmeye geldim.

Muzaffer: Niye geliyorsun, Niye görüyorsun? Görüp n'apıcaksın? Gördün n'oldu?

(17)

İbrahim: Muzo, kan kardeşi değil miyiz?

Muzaffer: Ne kan kardeşi? Bunlar küçükken yapılmış aptalca şeyler, kan kardeşi neymiş? Parmakları sürtüyosun birbirine aaa kan kardeşi ! İbrahim: Ohoo, Muzo sen çok değişmişsin.

Muzaffer: Evet değiştim.

İbrahim: Tamamen Allahsız olmuşsun. Benim tanıdığım muzo gitmiş erine başka bi adam gelmiş

Muzaffer: Aydın'ın da başını yaktın... Niye onun adını veriyorsun?

İbrahim: Birden aklıma o geldi. Cumhur'u mu söyleseydim?

Muzaffer: Bir şey söyleme ya, niye söylüyorsun?

İbrahim: Mahkeme başlamıyor.

Muzaffer: Başlamazsa başlamasın. Sen bana gelmeseydin mahkeme söz konusu değildi, yaktın beni İbrahim ya.

İbrahim: Ne yakacakmışım be! Bizim bu suçlarla ilgimiz yok ki! Olan bana oldu! Benim askerliğim yandı!

İbrahim: Bana da versene bir cigara.

Muzaffer: Veremem , çok az sigaram kaldı. buradan ne zaman çıkacağımız belli değil...

İbrahim: Oğlum Muzo, kıllık yapma, bu durumda, o cigara zaten yetmez.

Nasılsa bir formül bulunacak... Sinirimi bozma, attır bir cigara.

Muzaffer: Hayatta vermem

(18)

İbrahim: Bana bak Muzo, seni şimdi burada boğarım, geri kalan cigaraların hepsini yalnız içmek zorunda kalırım, her cigara yakışımda

rahmetlinin cigarasıydı diye dellenirim... Beni böyle filtreli dertlere gark etme, attır bir cigara!.

Muzaffer: ayıyla aynı kafese kapatılmış gibiyim İbrahim: sensin ayı Asuman evlenmiş mi?

Muzaffer: Bilmiyorum.. Bana ne?

İbrahim: Evlenmiştir orospu!

Muzaffer: Sen o karı için geldin değil mi, İstanbul'a?

İbrahim: Hayır oğlum, ne ilgisi var?

Muzaffer: Ne ilgisi yok? Tutuklandık. buradan nasıl çıkacağız demiyorsun, Asuman evlendi mi diyorsun. O kadar, Asuman'ı merak ediyorsan babana gitseydin, kızkardeşine gitseydin...

İbrahim: Ben onlarla küsüm.

Muzaffer: Senin Allah cezanı versin İbrahim!

İbrahim: Verdi işte, daha ne verecek?

Muzaffer: Benim ne suçum var?

İbrahim: Benim bir suçum var mı ki?

Muzaffer: Var tabii... Polis seni kovalıyor, sen hıyar gibi kaçıp benim evime geliyorsun. Polis zaten heyecan arıyor. Pat içerdeyiz.

Muzaffer: Polis niye takip ediyor seni?

(19)

İbrahim: Hiç! Polisin salaklığı işte! Ben kaçıyorum diye kovalıyor...

Kovalanacak birşey yok.

Muzaffer: Sen niye kaçıyorsun?

İbrahim: Kaçılacak bir şey yok! Fakat tabii polis bana birden bire... Hey sen, Gel buraya, gel buraya, gel buraya... Sen niye Burdur'dan Siirt'e İstanbul üzerinden gidiyorsun bakayım? Yoksa yoksa Muzo'yla oturup efendiliğine rakı falan mı içeceksin diyecekmiş gibi bir psikoz oldum. Bir an polisle göz göze kaldık. Ben koşmaya başlayınca o salak da kovaladı tabii... Askerlik yaşını az biraz geçmiş olduğum için, Burdur'dada çarşı izinlerinde falan asker elbisesi giymiş terörist diye çok götürüldüğüm oldu.. genelde götürüldüm yani. Devamlı götürüldüm işte O zamandan beri ben de, polis ya da AS nokta İZ nokta gördü müydü böööyle bir kaçma psikozu yerleşti.

Muzaffer: Sıçacağım psikozuna! Herkes gibi yirmi yaşında gitseydin askere..

İbrahim: Bir iş kurayım, ondan sonra giderim, askerde rahat ederim dedim be..

Muzaffer: Ne işi be? Ben bildim bileli kumar oynarsın sen!

İbrahim: Sermaye olmadan işi neyle kuruyorum ben? Satalım dükkanı dedim babama, olmadı. Benden kıymetli oldu osuruk dükkan! Kumar oynamadan ben sermayeyi neyle yapıyorum?

Muzaffer: Sittin senedir kumar oynuyorsun, ne gibi bir sermaye yaptın?

İbrahim: Evet. Şimdilik kötü gidiyor, ama bir gün dönecek bu şans.

Muzaffer: Döndü işte, daha ne dönecek? Mapustayız.

(20)

III. SAHNE

Komiser: Taksim'deki büfeyi kaç yıldır işletiyorsun?

Aydın: Yedi yıldır ordayım. Beni orda herkes tanır. Hiç kimseye hiçbir yanlışım olmamıştır ağbi.

Komiser: Ağbi demeyeceksin, amirim diyeceksin.

Aydın: Tabii ağbi, yani afedersiniz, durumu bilmememizden kaynaklanıyor sayın amirim, hiç böyle bir durumda kalmış değiliz, o bakımdan yani, beni Taksim'de herkes tanır, 7 yıldır, kimseyle bir tartışmam

olmamıştır, dolmuş kahyası Ahmet Ağbi'ye sorun... Benim adımı

vermeden sorun. Kim oranın en efendi büfecisi deyin, Aydın, demezse, bileklerimi keserim... Bir tek bir vergi borcumuz vardı geçen yıldan, onun için getirdiyseniz beni buraya, onu bu yıl cezasıyla

ödeyeceğiz, gitti konuştu muhasebeci vergi dairesiyle... üç taksite böleceklermiş, üç ayrı çek vereceğiz...

Komiser: Kimler gelir gider senin o büfeye?

Aydın: Herkes gelir... Taksim'den kimler geçiyorsa onlar gelir işte...

Komiser: Sürekli gelen belirli tipler yok mu?

Aydın: Var..

(21)

Komiser: Hah, onları anlat işte, kim onlar?

Aydın: Dolmuş şoförleri, Kahya Ahmet Ağbi, öğrenciler, dönmeler...

Komiser: Ben örgütü soruyorum örgütü!

Aydın: Hangi örgütü?

Komiser: senin hiçbir örgütle ilişkin yok mu ?

Aydın: Hayır amirim enim hiçbir örgütle ilişkim yok fakat bizim her örgütten mşterimiz olmuştur biz bilemeyiz hangisi hangi örgütten. Orası taksim her örgütten adam geçer ordan, biz parayı alır malı veririz sormayız hangi örgüttensin diye

Komiser: Bana bak üçünüz taksiyi birliktemi bindiniz yoksa biriniz taksiyi gasp etti diğerlerine mi haber verdi?

Aydın: Hangi taksiye

Komiser: İbrahim ŞATIR’ı tanır mısın?

Aydın: Tanırım

Komiser: Muzaffer Gürtepe’yi Aydın: Tanırım

Komiser: Arkadaşmısınız?

Aydın: Evet

Komiser: Güzel, marketten para gaspında üçünüz birliktemiydiniz?

Aydın: hangi market?

Komiser: Bana bak Aydın benim de sabrımın bir sınırı var vakit geçiyor hemen bütün bildiklerini anlat

(22)

Aydın: Valla hiçbir şey bilmiyorum Amir Bey, benim bu anlattığınız olaylarla hiçbir ilgim yok.

Komiser Yrd.: Yok ya?

Aydın: Yemin ederim sayın amirim.

Komiser: Herkes böyle der, yemin eder... Gözünün içine baka baka yalandan yemin ederler... Hiç birinin de çarpıldığını görmedim...

Komiser yrd.: Çok haklısınız sayın amirim...

Komiser: Evet yahu, bir gün de biri çıksın, suçunu kafadan itiraf etsin, dişimi kıracağım ha... Kimi tutuklasak suçsuz, sanki buraya yanlışlıkla gelmiş, biz sanki kimi tutuklayacağımı bilmiyormuşuz gibi Aydın: Sanki

Komiser Yrd.: Sayın amirim ben bu Aydın arkadaşımızı isterseniz laboratuara alayım şöyle bi etrafı dolaştırayım sonra getireyim onu

Komiser: Hayır memurum işkence yok

Aydın: Bence de olmaması gerek insanlık dışı bişey

Komiser: Bak işkenceyi elimden geldiğince yaptırtmıyorum ama içerde dünya standartlarına uygun donanımımız var. Mesela göbekten işettirebiliyo.

Ama bu iş değil tabi bayağı tıbbi bi operasyon onun için sen söyle bakalım şimdi, şu kahveye attığınız Molotof kokteyllerini evde mi yaptınız yoksa dışarıdan bi yerden mi aldınız

Komiser: N'oldu? Niye gülüyorsun?

Aydın: Afedersiniz... Sinirim bozuldu...

(23)

Komiser: - Bozma sinirini, benimki de bozulacak sonra... Bak burada İbrahim ve Muzaffer'le işlediğiniz suçların tutanağı var, onlar her şeyi itiraf ettiler, imzaladılar, sen de imzala bitsin bu iş...

Aydın: Onları tanırım ama hepsi bu, İbrahim askerde zaten, yanlışlık olacak...

Komiser: İbrahim'le Muzo şu an aşağıda nezarethanede, seni bekliyorlar.

İstersen hemen imzala ve onlara kavuş ya da sabaha kadar dayak, işkence, sabah sedyeyle kan revan içinde götürür koyarlar seni

arkadaşlarının yanına... ben ortada bi tatsızlık olmasın işkence dayak istemiyorum, ben seni düşünüyorum

Aydın: Tamam da amirim benim anlattığınız olaylarla hiçbir ilgim yok. Niçin durup dururken böyle bi suçu üstleneyim.

Komiser: üstlen diyen kim sana be üstlen diyen kim. İmzala imzaladın diye ipe gitmiceksin ki. Eğer suçsuzsan mahkemede çıkar ortaya.

Aydın: ben suçsuzum zaten benim bişey imzalamama gerek yok

Komiser: Bana bak Aydın. Benimde sabrımın bi sınırı var dedim. Lan ben daha ece gidicem be iki saat uyuyucam ondan sonra çocukların

yapamadıkları matematik problemleri var o problemleri yapıcam ondan sonra tekrar mesaiye gelicem bize de yazık be bizde insanız yani…

Komiser Yrd.: çok haklısınız sayın amirim kaç gecedir uykusuzum

(24)

Komiser: uykusuzluk bişey değil o matematik problemleri yok mu birbiri

istikametinde bir birinden 40 dk farkla kalkan tren problemleri yok mu çıldırtıyo

Aydın: Evet okuldayken bende çok gıcık olurdum o trenli problemlere bide suyla dolan havuz problemleri

Komiser: Yani, Aydın kardeşim, onlar var ya onlar resmen işkence Komiser Yrd.: Sayın amirim işkence dediniz de aklıma geldi

Komiser: Hayır Hayır. Memurum iş ken ce yok. İşkence yok çünkü işkenceye gerekte yok. Çünkü aydın kardeşim imzalıcak. Çünkü imzalamazsa dosya tamamlanamıyo. Dosya tamamlanamazsa mahkeme

başlayamıyor.

Aydın: Bir kağıdın altına benim bu suçlarla hiçbir ilişkim yoktur diye yazıp imzalasam. Böylece tamamlansa dosya. Nasıl olsa mahkeme de her şey ortaya çıkıcak bir suçum varsa orda anlaşılır. Değil mi sayın amirim?

Komiser: değil

Komiser Yrd.: Sayın amirim ben bu arkadaşımızı isterseniz laboratuara alayım şöyle etrafı gezdireyim teknolojimiz hakkında gereken bilgileri tek tek vereyim. Sonra getireyim amirim

Komiser: evet evet en iyisi o. Sen şimdi Aydın bey kardeşimizi laboratuara götür bi grsün böyle onun da beyni bi aydınlansın sonra getir buraya.

Bana bak sakın uygulamaya geçme işkence yok.

(25)

Komiser Yrd.: Buyurun Aydın bey ben sizi şöyle alayım Aydın: İşkenceden kastınız nedir

Komiser Yrd.: Şimdi göreceksiniz.

IV. SAHNE

İbrahim: Çiş nereye n'apılacak?

Muzaffer: Yapılmayacak.

İbrahim: Nasıl be? Tutsam tutsam ne kadar tutabilirim? Bir yere yapılacak herhalde. Alooo! Memur Bey! Amir Bey! Alooo! Kimse yok mu?

Polis: Ne var?

İbrahim: Kimsiniz?

Polis: Sana ne, ne istiyorsun?

İbrahim: Çişim var.

Polis: Yap oraya.

İbrahim: Tam nereye?

Polis: Bulunduğun yere yap! Yalnız dikkat et rüzgara doğru yapma, yüzüne gelir.

İbrahim: Hangi rüzgardan bahsediyo bu Muzaffer: Yıldız karayel

İbrahim: Dalga mı geçiyorsun Muzaffer: Evet.

(26)

İbrahim: O da mı dalga geçiyor.

Muzaffer: Gayet tabi

İbrahim: E benim çişim nolucak

Muzaffer: Devamlı çişini düşünme başka şeyler düşün. Unutursun

İbrahim: Ne unutması be ucuna gelmiş yapma durumundayım. Askerlik krallık meğerse , ben askerde de mapus yattım mapus yattığım yerde tuvalet vardı lavabo vardı penceresi vardı gökyüzü görünüyodu be

Muzaffer: Mapus yatmayı seviyorsun yani sen

İbrahim: Ne sevicekmişim askerde de haybeden yere girdim olay bile sayılmaz, gazino sorumlusu Ekrem başçavuşa iki tokat attım

Muzaffer: Baş çavuşa tokat atılır mı be girersin tabi içeri İbrahim: Bana lan dedi

Muzaffer: Askerde herkese lan denir. Askerin bi adı da lan dır

İbrahim: Ben dedirtmem arkadaş dedirtmedim de ilk günden koydum ben tavrımı. Her sabah 5 bin metre koşuluyo 18 yaşında oğlanlar tazı gibi koşuyolar önümde ( sen git de ablan gelsin yaylalar yaylalar) bende arkalarından yay topluyorum tabi. O Cemalettin yüzbaşı da çıkmış oraya dikilmiş birden bire bana seslenip ‘ihtiyar sende koş sen niye koşmuyorsun götü kaldır lan ‘ demez mi. Hadi göt lafı neyse de o lan lafını duyar duymaz benim nevrim döndü tabi çark ettim döndüm ordan koşarak geldim bi kafa o Cemalettin yüzbaşıya şakk kaşı yarıldı Muzaffer: Seni oymadılar mı?

(27)

İbrahim: Ondan sonra sabahları çıkardı iştimada beni uzun uzun dövdü yarık kaş Cemalettin. Ondan sonra adı öyle kaldı biliyon mu. Nasıl

koyduysam kafayı kapanmadı o kaş ortadan hem zemin geçit kaldı.

Adı öyle kaldı yarık kaş Cemalettin. Çok dövdü beni yarık kaş çok dövdü fakat bi daha hiç lan diyemedi. Öbür kaşın korkusundan biliyor musun. Ona da bi koysam o da hemzemin geçit dört kaş Cemalettin.

Çok dövdü beni yarık kaş fakat bi daha hiç lan diyemedi ben

dedirtmem arkadaş. Yalnız bu çişin tutulucak durumu kalmadı. Hayır ben şöyle kenara bi tarafa yapıcam

Muzaffer: Ortalık yere yapıcak değilsin ya be.

İbrahim: Şöyle kenara yapıcam işte Muzaffer: Yapma ya leş gibi kokar

İbrahim: Allah Allah muzo senin ki gelince nolucak

Muzaffer: Bilmiyorum. Buraya kapatılan insanın çişi gelince ne yapacağı düşünülmemiş. Hadi çişi tuttuk diyelim büyük gelince ne yapıcaz maymunmuyuz biz kafese yapalım. Ondan sonra Avrupa topluluğuna girmeye uğraşıyoruz

İbrahim: Afrika topluluğu kurulsa bizi orayada almazlar Muzaffer: Bir avukat mı şey yapsak acaba

İbrahim: İyi olur aslında,nerden n'apacağız?

Muzaffer: Telefon etmemiz lazım.

İbrahim: Kime?

(28)

Muzaffer: Benim teyzemin kızı var Melda, avukat benim onda vekaletim var.

İbrahim: Tamam da benim onda vekaletim yok.

Muzaffer: O önemli değil. Ben çıkarım sen kalırsın. Ben seni düşünmüyorum ki, kendimi düşünüyorum. Alooo... Memur Bey..

Polis: Evet, ne var?

Muzaffer: Bir telefon edebilir miyiz?

Polis: Nereye telefon edeceksiniz?

İbrahim: İki kız arkadaş çağıracağız...

Polis: Bu saatte kızlar uyumuştur, değil mi lan Hasan...

Polis 2: He ya... siz en iyisi birbirinizi yapın!

Muzaffer: Eşşoğlueşşek!

Polis: Eşşoğlu eşek senin babandır, it oğlu it, aşağıya inersem o ağzının orta yerine sıçarım ha, ibne, pezevenk, amına koyduğum

Muzaffer: esprinin sırası mı hayvan herif bizim buradan çıkmamız şart, telefon etmemiz şart. Tabi senin için hava hoş askerlik yerine buradasın.

Burası daha rahat. Dayak yok iştima yok İbrahim: kaç cigaramız kaldı ?

Muzaffer: cigaramız diye genel bi durum yok.

İbrahim: tamam kaç cigara kaldı işte Muzaffer: Kalmadı sigara bitti

İbrahim: N’olucak

(29)

Muzaffer: Bırakalım sigarayı, sağlığa zararlı zaten. Bütün dünya bıraktı bi tek biz Türkler içiyoruz.

İbrahim: yalan söyleme var sende sigara

Muzaffer: : Evet var ama öyle pata küte içilmemesi lazım.

İbrahim: Nete küte içilmesi lazım

Muzaffer: Benim içesim geldiğimde sana da böyle bir iki fırt veririm.

Çakmağın gazı bitmiş.

İbrahim: Haa olsun var bende çakmak. Canın sigara içmek istediğinde verirsin ben yakarım sana da muhakkak bir iki fırt veririm.

Muzaffer: Çok adisin İbrahim.

İbrahim: Ateşin olsa sen benden adisin, yalnız bu çişin tutulma safhası şu an burada son buldu, yapılma safhasına geçiyoruz 1-2-3

Muzaffer: Ya devamlı söylenme, söylene söylene benimkini de getiriceksin.

İbrahim: Ya muzo tutsam tutsam daha ne kadar tutabilirim be. Çiş tutturucu hareketlerim. Muzo konu değiştirmek için içelim mi cigaralarımızdan birini.

Muzaffer: Hayır

İbrahim: Ya nasıl olsa yenisi alınıcak Muzaffer: Paran mı var ?

İbrahim: Askerim ben bende para ne gezer.? Sende vardır exim bank taksim bank

Muzaffer: Asker değilken de hiç paran olmadı ki

(30)

İbrahim: Para öyle herkeste bulunmaz ki . birinde vardır o harcar Muzaffer: Benim ki bitince ne olucak?

İbrahim: Sende para biter mi muzo

Muzaffer: Bitti. Mahvoldum yarım eksim bank tan krediye aldım aldım alamadım mahvoldum. Uçara kaçara çek yazdım hepsi karşılıksız çıkıcak bende mapsu boyluycam.

İbrahim: Muzo boylamadan kastın ne daha yatay bi durum mu yani. Tamamen içerdeyiz işte

Muzaffer: İbrahim seni öldürebilirim

İbrahim: Sakın ha sonra mapsu boylarsın. Cigarasına bi oyun oynayalım mı?

Muzaffer: Ne oyunu

İbrahim: Sana bi soru sorucam bildin bildin bilemezsen veriyosun bi cigara Muzaffer: Yok ya abuk sabuk bi soru sorucan durduk yere niye riske atayım

sigaramı. Ateşini versene

İbrahim: Sen zahmet etme ver ben yakarım Muzaffer: Hayır. İçmiyorum.

İbrahim: İçmeyelim, içirmesin arkadaş

Muzaffer: Ayrıca Asuman o astsubayla evlenmiş.

V. SAHNE

(31)

Aydın: İbrahim, Muzaffer ve ben o gece yoldan bir taksi çevirdik. Biraz

ilerleyince dayadım bıçağı taksi şoförünün ensesine, yavaşla sağa çek, arabayı istop etmeden in dedim, paşa paşa indi, geçtim direksiyona, doğru markete doğru gittik. Elde bıçak, daldım içeri. Muzaffer de İbrahim'de peşimden geldiler. Kasadaki herifin alnına dayadım bıçağı, aç kasayı dedim, açtı. Muzaffer'le İbrahim paraları marketin naylon torbalarına doldurdular. Hızla çıktık. Gaspettiğimiz arabayla bir kahvenin önünden geçerken, İbrahim oraya hiç gereği yokken, sırf şamata olsun diye molotof kokteyli attı İbrahim'in böyle dalamalıkları vardır.

Komiser: Hop hop hop sen olayları birbirine karıştırıyorsun evlat hepsi aynı gece değil o olayların... Ayrı ayrı olaylar bunlar...

Aydın: Öyle mi

Komiser Yrd.: Gayet tabi

Komiser: Taksi işi 13 Ocak... Market işi 18 Ocak... Beş gün sonra...

Aydın: Ama olmadı ki!

Komiser: Ne olmadı

Aydın: Ben 18 Ocak'ta İstanbul'da değildim.

Komiser: Yapma ya? Kapat şu kamerayı, kapat! Nasıl yani sen 18 ocak ta İstanbul dışında mıydın?

Aydın: Maalesef ben o gün İzmirdeydim.

Komiser Yrd: Sayın amirim zaten robot resme de hiç benzemiyor.

(32)

Komiser: Memurum kes ya kes biz burada bir örgütü çökertmiş elebaşlarını tutuklamışız sen hala robot resim derdindesin be. Senin o robot resim dediğin nedir ki. İki görgü şahidinden birisi esmer diyo birisi sarışın diyo bi üçüncüsü çıkıp kumraldı diyor. Yani senin anlayacağın şey robot resim hem herkese benzer hem hiç kimseye benzemez.

Komiser Yrd.: Çok haklısınız sayın amirim. Ben tam olarak örgüt

çökerttiğimizi anlayamamışım. Sayın amirim biz bu örgütü basına verelim . örgüt çökertildi, aranan üç terörist yakalandı diye başlık atsınlar

Komiser: Evet olabilir.

Komiser Yrd.: Sayın amirim bize de mükafat falan verirler değil mi Komiser: Terfi ederiz

Komiser Yrd.: Maaşımıza da bir incr zam yaparlar değil mi Komiser: Plaket verirler

Komiser Yrd.: Plaket mi? Sayın amirim bizim evde bir dünya plaket var çoluk çocuk plaketlerle oynaya oynaya büyüdü. Plaketin bir alım gücü yok ki.

Komiser: Memurum kes ya . şimdi bu herifin 18 ocak günü İzmir de olması konusu ne olucak.

O gün İzmir'de olduğunu ispatedebilir misin?

Aydın: Nasıl yani?

Komiser: O gün İzmir'de resmi bir evrak imzaladın mı?

(33)

Aydın: Hayır.

Komiser: Şahidin var mı?

Aydın: Yok.

Komiser: Tamam, sen İzmir'i hiç karıştırma... Senin o gün İstanbul'da olmadığını kim bilecek?

Aydın: Evet. Kimse bilmiyor.

Komiser: Güzel. Devam edelim o zaman, aç kamerayı memurum.

Aydın: 18 Ocak gecesi, elde bıçak, İbrahim ve Muzaffer'le daldık marketten içeri kasadaki herifin alnına dayadık bıçağı... aç kasayı dedim açtı Muzaffer'le İbrahim paraları marketin naylon torbalarına doldurdular.

Hop hop, o kadar naylon torba almayın, her müşteriye bir tane! diye küstahlaştı kasadaki tip. Bıçakla alnına iki çizik attım Marketten çıkarken İbrahim Aral Market yazısını, kalın ispirtolu kalemle "

ARAL"ın başına "Y", sonuna "l" koyarak YARALl MARKET'e çevirdi İbrahim'in böyle gereksiz sululukları vardır. Hemen bir taksi çevirdik, taksici önce bizi almak istemedi, Höt" dedik, korktu, aldı.

Taksiyle doğru kahveye geldik... Molotof kokteyli attık hemen bindik taksiye kaçtık İbrahim taksideyken Gökten üç molotof kokteyli

düşmüş, biri yapana, biri atana, biri tutana..

Komiser: Hoooppp! Olayları sen iyice karıştırdın evlat molotof kokteyli hikayesi ayrı, o 9 Şubat olayı...

Aydın: Öyle mi?

(34)

Komiser: Öyle karıştırdın sen olayları

Komiser Yrd.: Sayın amirim ben montaj yaparken bunları bir bir ayırırım Komiser: Memurum sus, kes, söylediğin her aptal şeyi kamera kaydediyor,

kaset ziyanlığı oluyor. Bak şimdi evlat sen taksi işini kahve işinden ayır yalnız taksi işini anlat

Aydın: Market yok mu ? Komiser: Market sonra

Aydın: Muzaffer, İbrahim ve ben, o gece yoldan taksiyi çevirdik. İbrahim öne oturdu, Muzaffer'le biz arkadayız. Ben tam şoförün ense kökündeyim...

Çıkardım tabancayı Komiser : Demin bıçak dedin Aydın: öyle mi?

Komiser Yrd.: Evet. Hikaye hep bıçak, bıçak diye gidiyor. Sonra montajlayamayız

Aydın: Hayır, bıçak markette... Takside tabanca çektim ben.

Komiser: Öyle mi?

Aydın: Dayadım tabancayı şoförün ensesine, yavaşla, sağa çek, arabayı istop etmeden in, dedim. Kuzu kuzu indi.

Komiser Yrd.: Demin paşa paşa indi, demişti

Komiser: Memurum sus! Sonra sen direksiyona geçtin, arabayı alıp kaçtınız, değil mi?

Aydın: İbrahim geçti direksiyona, ben elimde tabanca,arkadayım...

(35)

Komiser: Demin, ben geçtim direksiyona dedin.

Aydın: O elimde bıçak olduğu zaman, o başka bir gece, o taksi başka taksi, unların hepsi ayrı ayrı olaylar... Amirim, siz olayları birbirine karıştırıyorsunuz.

Komiser: Peki, bir kağıdın altına imza al sen Aydın kardeşimizden, sen doldurursun üstünü.

Aydın: En doğrusu çünkü ben olayları hiç bilmiyorum.

VI. SAHNE

İbrahim: Amma sivri sinek var ha. Acemi piyadelere iğne vuran iğneci gibi sokuyolar. Sizi sokmuyolar galiba.

Muzaffer: Sokuyolar. Ben sivri sineği tanımıyomuş gibi yapıyorum. Hiç yüz vermiceksin bu sivri sineğe. Acıttığını belli etmiceksin edersen zevk alıp daha beter sokuyo.

Aydın: Ayağım uyuştu Muzo, şu ayağımı şöyle alsana!

Muzaffer: Kımıldatamıyor musun? Üstüne basamıyor musun?

Aydın: Basınca çok acıyor Muzaffer: İşkence mi yaptılar?

(36)

Aydın: Bilgisayarlı otomatik falakaları var, ara sıra ritmi yükseliyor, bateri solo gibi... Size yapmadılar mı?

İbrahim: Yok yok, amir bize tüyo verdi. Şimdi imzalayın, mahkemede reddedersiniz dedi. Biz hemen imzaladık.

Aydın: Bana da dedi. Fakat ben imzalamayı çok saçma buldum.

Muzaffer: Tabii saçma canım... Falakadan başka işkence var mı?

Aydın: Tabii tabii... Falaka başlangıç..

Muzaffer: Başka neler yapıyorlar?

Aydın: Muhtelif... Çok değişik makineları var... Her şey bilgisayara bağlı Fakat çok temiz, hastane gibi... Devamlı etrafı temizliyorlar Hiç ortalıkta kan falan yok... Öyle miden falan kalkmıyor Sonra ilkyardım araç gereçleri var Bir şey olsan serum merum, her şey var... Birkaç kez bayıldım, hemen ayılttılar

İbrahim: 1-1 yalnız bekliceksin sokucak sokar sokmaz ineceksin beynine sokarken uçamıyo. Çok canını yaktılar, değil mi? Afedersin Aydın, şimdi iş öyle oldu ki, birinin adını vermek gerekti. Yoksa mahkeme başlayamıyor Birden sen aklıma geldin.

Aydın: Sağol.

İbrahim: Bir şey yok, abartmayın, her şeyi abartmayın İlk celsede fırt diye çıkıcaz

Muzaffer: Benim bu olaylarla hiç bi ilgim yok

(37)

İbrahim: Ya muzo ortada olaylar denicek bişey yok abartma ne olayı ya. Ben kaçtım polis kovaladı olup biten bu.

Aydın: Polis seni niye kovalıyor?

İbrahim: Ben kaçıyorum diye Aydın: Niye kaçıyorsun?

İbrahim: Polis beni kovalıyor diye

Aydın: Sen kaçmaya başlamadan polis kovalamaya mı başladı yani

İbrahim: Tabi onun öyle olması çok zor coğrafi bakımdan da fakat nasılsa tamamen öyle oldu işte.

Aydın: Sebep?

İbrahim: Ya bi sebep yok Aydın: Nasıl yani?

Muzaffer: Bu polisi görünce kaçmaya başlıyo polis bunu görüncede kovalıyor tabi. Bu hıyar gibi bizim eve geliyo. Polis bunu takip ediyo bizim evi mimliyolar. Biz daha rakıya oturamadan polis bizim evi sardı.

Ambulans özel tim ekip otosu falan derken megafonla teslim olun diye bağrıyorlardı.

İbrahim: Biz de bunu hiç üstümüze alınmadık tabi ne alakamız var Muzaffer: Üst katta öğrenciler oturuyor onlara bağırıyorlar sanıyoruz İbrahim: Pencereyi açtık operasyonu izleyelim teröristleri görelim diye Bi

baktık bize doğrultmuşlar tüfeği bize sesleniyorlar teslim olun diye iyi mi

(38)

Muzaffer: Bunu alıp gittiler. Oh kurtuldum bu İbrahimden diye düşünürken içerde neler anlattıysa sonra gelip beni de aldılar.

İbrahim: Bişey anlatmadım ne anlatacağım anlatılacak ne var

Muzaffer: Bi bok anlattın ki gelip aldılar. İlk geldiklerinde niye bana ilişmediler İbrahim: Ne bileyim be ben kendim niye tutuklandım ki seninkini bileyim.

Vardır bi bokluğun. Hayali ihracat mayali ihracat nataşalar falan ohooo. Bak ondan işte ya bunu hiç düşünememiştim ikimizde bu muzonun ayağına tutuklandık. Neyse canın sağolsun muzo

Muzaffer: İbrahim asabımı bozma benim üçümüzde senin yüzünden buradayız İbrahim: Öyle değimli. Ama bişey olmaz bizi burada ne kadar tutabilirler 24

saat bilemedin 48 saat. Bizi yarın sabah nöbetçi mahkemeye

çıkarmaları lazım. Mahkeme 9 da olsa 9 da beraat ederiz sen 9.30 da gidersin bankana Aydın 10. da büfesini açar ben düz kontak siirte akşama siirtteyim ne var. Abartmayın her şeyi abartmayın. Üçümüz birlikte bi gece geçirmiş olduk. Ne zamandır birbirimizi görmüyorduk.

Siz ikiniz ben askere gittiğimden beri ne zaman görüştünüz?

Aydın:Evet, epey oldu.

Muzaffer: İyi ki tutuklandık İsterseniz bu günü 13 Haziran dünya tutuklanma günü olarak kutlayalım, hadi hep beraber şeyi söyleyelim, Haydarpaşa Gar'ında aman Kadriye'm

Aydın: Durumumuzun öyle kutlanacak bir durum olmadığı kesin. Kader işte

(39)

İbrahim Ne kaderi be ne kaderi bi daha duymıyayım herifin anlattığı gasp masp hikayeleriyle bizim ne alakamız var? Birilerinin suçunu üstümüze atmaya çalışıyorlar, avukat bulsak pırt diye çıkacağız.

Aydın: Hiç sanmıyorum, ben her şeyi itiraf ettim.

Muzaffer: Hangi her şeyi

Aydın: Otomobil gaspını, marketteki olayı, marketçinin alnına iki çizik

çekişimizi bir kahveye molotof kokteyli atışımızı, hepsini üçümüzün nasıl planlayıp yaptığımızı bir bir anlattım.

II. PERDE

Müdür: Sevmedi bu çiçek burayı

İkinci Müdür: E her çiçek her yerde olmaz müdürüm

Müdür: Hayır Hayır, yetiştirdim ben bu çiçekten Çankırı cezaevinde saksıda ağaç oldu çıkardık bahçeye diktik fakat burada bir türlü serpilemedi gitti

(40)

İkinci Müdür: Çankırı nede olsa buraya göre farklıdır müdürüm. Şimdi

temmuz, Temmuz buranın en sıcak zamanıdır. Siz daha buranın kışını görmediniz. Buranın kışı çok acayiptir. Çok ayaz olur

Müdür: Ne ya, ne diyorsun sen ya Çankırı da ayaz olmaz mı zannediyorsun İkinci Müdür: Olur mu ?

Müdür: Çankırı’da ayazın… ha bak bak iki malta eriğide çekirdekten zırt diye çıktı

İkinci Müdür: Çeğirdekten dimi müdürüm

Müdür: Hayıri çekirdekten çeğirdekten değil. Geçen sene savcı beyle oturduk iki tane malta eriği yedik ben… ( kuş öter) sus lann , sus. 7. koğuştaki vaziyet nedir? Yoklama alınabildi mi?

İkinci Müdür: Bu 7. koğuşla başa çıkamıyoruz müdürüm. Kapının arkasına dayamışlar ranzaları içeri giremiyoruz sayım vermiyorlar. Firar var mı yok mu bilrmiyoruz.

Müdür: Ama olmaz ki canım olmaz ki Sayım alınmazsa firarda olur her bok olur. Ne istiyorlarmış?

İkinci Müdür: Vallah onu bilemiyoruz Devamlı slogan atıyorlar... İsterseniz ben gidip bir konuşma yapayım şunlarla.

Müdür: yok yok

İkinci Müdür: Ağır konuşurum

Müdür: Hiç faydası olmaz, en tehlikelisi var ya bu dincilerle devrimciler. Döv öldür gıkları çıkmaz ağzından burnundan kan gelsin dinci dua ediyor

(41)

devrimci slogan atıyor. Bu devrim dedikleri şeye öbürlerinin Allaha inandıkları gibi inanıyorlar. Yok canım bunlarla baş edilmez. Ben bi daha sakin bir hapishaneye tahinimi isteyeceğim…( Kapı çalar) gel gel

Gardiyan: Rahatsız ettim sayın müdürüm, candarma o üç törörüsü getürmüş, hangi goğuşa verelim

Müdür: Hangisi onlar?

İkinci Müdür: Geçen ay yakalanan örgüt.

Müdür: Militan değil mi onlar?

Gardiyan: Evet sayın müdürüm, öyle militan militan bir halleri var Müdür: Bunları ayrı koymak lazım.

İkinci Müdür: İsterseniz savcı beye bir soralım sayın müdürüm

Müdür: Yok yok, her bok savcıya sorulmayacak. Her şeyi sorarsan hapisanenin müdürü o olur Ben nerenin müdürü oluyorum o zaman. Öt bakayım öt öt. ( kuş öter ) bak ( güler)

İkinci Müdür: Vallah çok haklısınız sayın müdürüm. Ayrı koymak lazım onları karantinaya alabiliriz.

Gardiyan: Bence üçünüde ayrı ayrı koymak lazım. Bunlar devamlı kavga ediyo, bana kalırsa bunlar birbirlerini şişler sayın müdürüm.

Müdür: Üçünü de ayrı ayrı hücrelere koyun hal ve gidişlerine bakarız.

Gardiyan: Emredersiniz sayın müdürüm. Sayın müdürüm başka bir emriniz var mı?

(42)

Müdür: Sen bize iki çay daha getir …iki çay daha. Haa Osman efendi bi dakika bi dakika bir tane bahçıvan mahkum vardı. Sen git o bahçıvan mahkumu bul , gelsin baksın bakalım bu çiçeğin neyi var neden niçin serpilmiyor bu çiçek burada. Gübresi mi fazla geldi , toprağı mı eksik güneşi mi az geldi suyu mu fazla anlayamadım gitti canım. Niçin serpilmesin bu çiçek burada?

İkinci Müdür: Müdürüm aynısından Çankırı hapishanesinde yetiştirmiş orada ağaç olmuş.

Gardiyan: E nede olsa Çankırı buradan biraz farklıdır

Müdür: Hiç farkı yok canım hiç farkı yok. Ben hergün bakıyorum Çankırı kaç derece burası kaç derece, arada 1-2 derece ya var ya yok

İkinci Müdür: Sen en iyisi getir şu mahkumu da baksın çiçeklere. Bi baksın yav.

Gardiyan: Ben getireyim mahkumu da baksın sayın müdürüm.

Müdür: (çiçeklerle ilgilenir) Bak bak bak

İkinci Müdür: Temin tahin dediniz ya müdürüm bende buradan çok memnun değilim yani öyle sakin bir hapishane olursa , benide kabul

buyurursanız tahin olmak isterim yani

Müdür: Hee tabi ama yani burası da o kadar fena değil ayrıca müdürüm artık öyle sakin bir hapishane de kalmadı yani. Kalmadı ama acaba biz…

İkinci Müdür: Hee

(43)

Müdür: Acaba biz bu çiçeği balkona mı çıkarsak biraz yoksa sarımsaklasakta mı saklasak.

II. SAHNE

İbrahim: Bu muslukların suyu içiliyor mudur acaba?

Muzaffer: Sen bir iç, sana bir bok olmazsa biz de içeriz.

İbrahim: Musluğun üstünde "NO DRlNK" falan yazmıyor.

Aydın: Musluktan su akmıyor.

İbrahim: Yapma ya! Cigara falan nerden n'apılacak?

Muzaffer: Bilmiyorum, daha önce hiç hapse düşmedim.

İbrahim: Bir kantini falan yok mudur bu mapusanenin?

Aydın: Vardır mutlaka. Ben askeri hapisanenin kantinine mal veriyordum.

İbrahim: Askeriye başka oğlum. Askeriyede her şey düzenlidir. Bu sivil işler çok dandik.

Muzaffer: Benim bugün kaç tane çekim karşılıksız çıktı kaç tane senedim protesto oldu biliyor musunuz? Hepsinin de arkasını yazdırmıştır adiler

İbrahim: Tamam takma artık bu çek senet işlerini olan oldu artık. Benim de askeriliğim yandı

(44)

Muzaffer: Nasıl takmam oğlum ya bu çek senet işi en bok iş. Mafyası var adamın yakasına yapışıyorlar.

İbrahim: Burada kimse senin kılına dokunamaz. Ben dokundurtmam bi kere Muzaffer: Ben buradan bahsetmiyorum ki çıkınca ne olucak

Aydın: Ne zaman çıkacağımız belli mi?

Muzaffer: Bugün yarın çıkacağız müebbet değiliz ya. Yanlışlıkla bulunuyoruz Aydın: Ayrıca bu çek senet mafyası çok acayip hapishanelerde de adamları var

şişletiyorlar, bıçaklatıyorlar icabında öldürüyorlar Muzaffer: Yapma ya

Aydın: Takma kafana alnına yazılmamışsa bişey olmaz Muzaffer: Ya yazılmışsa

Aydın: Ona bişey yapamazsın kader

İbrahim: Muzo bence yazılmıştır. Yoksa ne işimiz var burada Muzaffer: Gardiyan bey, sigara nereden aldırabiliriz?

İbrahim: Cigara diyoruz nerden aldırabiliriz?

Muzaffer: Kaç paraysa vereceğiz.

Gardiyan: Siz Dev- Yol'musunuz?

İbrahim: Hayır, biz bok yoluna gittik.

Muzaffer: Biz bir yanlışlık eseri burada bulunuyoruz, bugün yarın çıkacağız.

Gardiyan: Buraya herkes yanlışlıkla gelmiştir. Sahiden suçlu hiç yoktur.

Herkes suçsuzdur, ben biliyorum bu hikayeyi. Ne sigarası istiyorsunuz?

(45)

Muzaffer: İki karton malboro light, bir baks kibrit. Siz de aldıracaksanız para verin...

İbrahim: Bende para yok, ben senin light'tan çifter çifter içerim artık.

Muzaffer: Nasıl yok be, içeri girmesek Siirt'e hangi parayla gidecektin?

İbrahim: Sen bana İstanbul'da bir kıyak yapacaktın, daha sana konuyu açamadım.

Gardiyan: Başka bir şey istiyor musunuz?

Aydın: Bana da bir karton 2000, beş kutu kibrit.

İbrahim: Gardiyan bey, su nerden n'apılacak?

Gardiyan: Orda musluk var.

İbrahim: Akmıyor.

Gardiyan: Akar akar ara sıra akar.

Muzaffer: Sen bana üç şişe de su al!

İbrahim: Sizinki de kapuska mı?

Muzaffer: Sana kapuska mı gelmiş, şansına küs İbrahim: Nasıl be sana ne gelmiş

Muzaffer: Portakallı ördek İbrahim: Nasıl ya

Muzaffer: Şarap soslu yapmışlar. Sosu hafif buruk Aydın: İşletiyor seni üçümüzünki de kapuska İbrahim: Bende biliyordum zaten

(46)

Muzaffer: Demek kapuskanın içinde bi parça ördek vardı o da bana rastladı.

Pek sevmem aslında sizde kafanıza fazla takmayın iyi pişmemiş.

Bunun sosuna şarap katmakla olmaz ki , ördeği alacaksın bir gece önceden şaraba yatıracaksın. Şarabın Fransız şarabı olmazsı lazım, öyle ördeğin Fransızca bilmesi yetmez

Dış Ses: İnsanlık onuru işkenceyi yenecek.

İbrahim: Burada işkence var mıdır?

Aydın: Var ki bas bas bağrıyorlar

Muzaffer: Onlar siyasi onlara yapıyor olabilirlerde bizim öyle bir durumumuz yok.

Aydın: Ayrıca biz bülbül gibi konuştuk.

İbrahim: Biz ne konuşacağız oğlum sen inek gibi konuştun Aydın: E sizde koyun gibi itirafnameleri imzaladınız

Muzaffer: Ben imzalamayacakım ama bu İbrahim zart diye bastı imzayı İbrahim: İmzalamasaydın ben sana zorla mı imzalattım zaten o sırada

tanışmıyorduk

Muzaffer: İmzalamada gör ananınkini sabaha kadar dayak ye diye babaladın , dolduruşa getirdin panik halinde imzaladım.

Muzaffer: Allah cezanı versin İbrahim. Nerde kaldı bu gardiyan niye getirmiyo sigaraları. Paranın üstüne yatmış olmasın lan bu ?

Aydın: Getirir canım niye getirmesin getirip bahşiş alıcak Muzaffer: Getirsin sigaraları veririz bahşişini

(47)

Aydın: Bahşişi sıkı tutarsak rahat ederiz. Bu gardiyan bizim elimiz ayağımız Muzaffer: Ee buna para dayanmaz ki. Mahkeme ağustosun kaçına gün verdi

duruşma için?

Aydın: 10 u

Muzaffer: Ağustosa 15 gün var 25 gün çıldırırım ben burada be ( gardiyan gelir)

Aydın: Teşekkür ederim

Muzaffer: Ben light istemiştim Gardiyan: Bundan varmış

Muzaffer: Ben bunu hayatta içemem be. İki karton istemiştim Gardiyan: Kantinde bir karton varmış

Muzaffer: Paranın üstü

Gardiyan: Burada para üstü olmaz. Kimsede bozuk olmaz Muzaffer: Oo olmaz ki kardeşim

İbrahim: Haklısın muzo çok haklısın böyle mapushane olmaz ki sen aç resepsiyona telefonu çek fırçanı.

III. SAHNE

İkinci Müdür: Kafes yine boş kaldı müdürüm bari yeni bir kanarya alsaydık.

(48)

Müdür: O kanarya içimde ukde oldu bana bak kuş kafeste yaşamaz doğada uçması lazım kafes için yaratılmamış ki bak şuraya bak 2 yılda ölen 4.

kanaryam artık almayacağım

İkinci Müdür: E muhabbet kuşu alalım ona bişey olmaz sayın müdürüm … Müdür: İsetmez isemez istemez kuş kafeste yaşamaz. Ne demişler bülbülü altın

kafese koymuşlar altın değil lan bu kafes altın kaplama demiş. O hikaye İkinci Müdür: Vay be kuşa bak

Müdür: O hikaye. Onun için ne yapacaksın nebatatla uğraşacaksın ama onunda dibini eşeleyeceksin suyunu vereceksin gübresini vereceksin. Bak sen çok iyi biliyorsun geçen sene şurda oturduk savcıyla iki malta eriği yedik ben zart soktum ikisini saksıya, ikiside çıktı, çıktı ama birisi maydonoz gibi kaldı bu maşallah aldı başını geliyor. Bana bak bunun saksısını değiştirmek lazım

İkinci Müdür: Evet müdürüm bu saksı buna küçük geliyor artık Müdür: Bravo, sonra Mart ayında buna ne yaparız bide

İkinci Müdür: Ne?

Müdür: Kalem aşısı yaparız. Şimdi Mayısta kalem aşısı yapılmaz. Mayısta ne yapılır

İkinci Müdür: Ne?

Müdür: Mayısta yaprak aşısı yapılır. Ya bana bak bugün mayısın 20 si değil mi?

İkinci Müdür: Evet müdürüm

(49)

Müdür: Geç kaldı İkinci Müdür: Kim Müdür: Geç kaldı canım İkinci Müdür: Kim yahu

Müdür: Denizkıran fırtınası, patlaması lazımdı geç kaldı. Yani bu fırtınalar arada bir bir iki gün geç kalıyor böyle yani. Ama ben sana bir şey söyleyeyim mi bir iki seneye kalmaz biz bu malta eriğinden meyve alırız

İkinci Müdür: Siz onu da becerirsiniz müdürüm.

Müdür: Sen ne diyorsun be sen ne diyorsun Çankırı cezaevinin bahçesinde 4 tane malta eriği ağacı vardı dördünüde ben çekirdekten yetiştirdim. Her biri birer küfe meyve veriyordu

İkinci Müdür: Vay be

Müdür: Ama benden sonra gelen müdür kestirtmiş İkinci Müdür: Vay gaddar vay niye kestirmiş müdürüm

Müdür: Çok büyümüştü ağaçlar dallarından birkaç firar olmuş o da kestirtmiş.

Kökünden ne kestiriyorsun be adam kökünden ne kestiriyorsun. Bak ne demiş Cemalettin Namedi zavallı soğanımdan piyaz yapmış bahçıvan.

O hikaye işte kökünden ne kestiriyorsun be adam. Ben konuşa konuşa büyütmüşüm. Yani bu nebatat aynen insan gibidir kardeşim o kadar hassastır. O kadar hassastır yani. Kökünden ne kestiriyorsun ben çocuğum gibi büyütmüşüm onları çocuğum gibi. Çok üzülüyorum.

(50)

Nebatat çok hassas bir şeydir. Bak ben sana bir şey söyleyeyim mesela şimdi ilk bahar geldi ağaç çiçek açtı ne yapacaksın?

İkinci Müdür: Ne?

Müdür: İltifat edeceksin. Ondan sonra yaz geldi ağaç meyve verdi ne yapacaksın?

İkinci Müdür: Yirim

Müdür: Ulan teşekkür edeceksin be İkinci Müdür: Ağaca?

Müdür: Tabi

İkinci Müdür: Olur mu ya

Müdür: Ya aynı insan gibi her bi lafını anlar İkinci Müdür: Tabi tabi

Müdür: Çok hassatırlar hassa. Savcı beyle filan… ya bana bak be daha önce ben Çankırı cezaevinden önce Sivas cezaevinde ne yaptım biliyor musun? Çekirdekten armut yetiştirdim çok zor. Çekirdekten armut en zoru çünkü Niye armudun çekirdeğini önce iyice bi kurutacaksın.

Şimdi biz ne yaptık armudun çekirdeğini kuruttuk, toprağı gübresi suyu

İkinci Müdür: Hüüpp

Müdür: Yok zart kurudu gitti. Neden? E iltifat etmedin konuşmadın.

İkinci Müdür: Öyle olur mu ya?

Müdür: Çok hassastır her bi lafını anlar

(51)

İkinci Müdür: Tabi tabi

Müdür: Aynı insan gibi. Savcı beyede anlatıyorum bunu o da bana …… Savcı derken bana bak 7. koğuşta yoklama alınabildi mi?

İkinci Müdür: Hayır müdürüm, içeri girilemiyor. Yahu iki gardiyan

arkadaşımızı yaraladılar. Bir gardiyan arkadaşımızı esir aldılar. Onlar ordu gibi içerde. Yaklaşınca böyle cam parçaları atıyorlar. Ya neyle atıyorlarsa o cam parçalarını, gelip böyle bıçak gibi saplanıyor ya.

Müdür: havalandırmadan bayıltıcı gaz verin

İkinci Müdür: Verdik sayın müdürüm, havalandırma deliklerini alçıyla kapamışlar, gaz geri tepti, gardiyanlar bayıldılar

Müdür: Allah Allah... Alçıyı nerden buluyorlar bunlar?

İkinci Müdür: Yahu neyi bulamıyorlar ki sayın müdürüm?

Müdür: Yahu olmazki, yahu olmaz ki be kardeşim ya, yoklama yapamıyorsun.

İçerde herkes tamam mı, firar var mı yok mu bilemiyorsun. Biz neyin müdürü oluyoruz burada be kardeşim ya? Yani benim mahkumumun bunu yapmaması lazım... Ben baba müdürüm baba..

İkinci Müdür: Gayet tabii ama, siz gene de durumu bakanlığa bir bildirin, asker göndersinler, o koğuşa girerse süngülü asker girer, biz giremeyiz.

Müdür: Gel

Gardiyan: Saygılar sayın müdürüm

Müdür: Osman efendi iyi ki geldin sen şimdi git bize acele iki tane büyük saksı aldırt.

(52)

İkinci Müdür: Ben istemem.

Müdür: En büyüğünden olsun, ha şu malta eriğini dikeceğim. Küçük almasınlar ha, yani çok çetrefilli bir kökü vardır bu malta eriğinin. Bir tanesi var ya Çankırı cezaevinde nizamiye duvarını deldi

İkinci Müdür: Katiyen yanlış yere dikmeyeceksin malta eriği ağacını Gardiyan: Emredersiniz sayın müdürüm.

İkinci Müdür: Osman efendi... Sen niye gelmiştin?

Gardiyan: E, şey diyecektim.

İkinci Müdür: De.

Gardiyan: Bu İbrahimgili gene bırakmamışlar mahkemede, koğuşa geçmek istiyorlar.

Müdür: Kim onlar?

Gardiyan: Hani geçen seneden önceki sene geldiydiler törörüs diye,3 kişi mahkemeleri hala sürüyor, iki yıldır içerdeler, her mahkemeye

gidişlerinde bizle vedalaşıyorlar beraat diye… Akşamüstü gerisin geri geliyorlar

İkinci Müdür: Onlar sakıncasız tipler müdürüm, alabiliriz bir koğuşa..

Müdür: Evet ama hangi koğuşa? Koğuşlar çok sakıncalı.

Gardiyan: İbrahim, "benim için fark etmez, kadınlar koğuşu da olabilir!"diyor.

İkinci Müdür: Müdürüm şu an çocuk koğuşu boş, isterseniz onları çocuk koğuşuna alalım.

(53)

Müdür: Evet öyle yapalım tamam, çocuk koğuşuna alalım onları. Ama sen önce benim iki tane büyük saksımı getir, en büyüğünden.

IV. SAHNE

Aydın: Niye bitmiyor bu mahkeme?

Muzaffer: Hakim bize taktı

İbrahim: Bizim başka bir örgütle ilişkimiz ortaya çıkmış.

Muzaffer: Ne örgütü be biz örgüt değiliz ki başka bir örgütle ilişkimiz olsun.

Aydın: Gel de sen bunu hakime anlat.

İbrahim: Zaten artık üç arkadaş bir arada görüldü mü örgütten sayılıyor.

Muzaffer: Öyleyse örgütüz diyelim. Suçsuzuz diyoruz, hıyar muamelesi görüyoruz.

İbrahim: Giderek neredeyse ben de inanmaya başlıyorum bu suçları işlediğimize. İki çizik attım marketçinin alnına çakı bıçağıyla...

(54)

Aydın: Benim hemen bırakılmam lazım. Avukat o gece İzmir'de kaldığım otelden yazı almış. Geceyi o otelde geçirdiğim kanıtlanmış, ben niye bırakılmıyorum arkadaş. Bu işin boku çıktı... Ben firar etmeyi

düşünüyorum.

Muzaffer: En doğrusu.

Aydın:7. koğuşta ölüm orucuna başlamışlar.

Muzaffer: Biliyorum Aydın: Biz de tutalım mı?

Muzaffer: Ben tutamam oğlum, ben ramazanda da tutmuyorum.

İbrahim: Biz niye ölüm orucu tutuyoruz Aydın? Ölüm orucu ne boka yarıyor?

Oruç tutan ölüyor, üç gün sonra unutuluyor, o öldüğüyle kalıyor.

Dış Ses: Şuayip'ler ölmez! Şuayip'ler ölmez!...

İbrahim: Bak, Şuayip'de gitti!

Aydın: Firar etmeyi düşünüyorsak, 7. koğuşla bütünleşmemiz lazım. Sanırım onlar bir tünel kazıyorlar. Bir gece hepsi kuş gibi pırr diye uçacaklar.

Muzaffer: Nerden biliyorsun?

Aydın: Hissediyorum

İbrahim: Buradan nereye tünel kazıyorlar oğlum? Kazsalar kazsalar kaç metre kazabilirler? Diyelim ki kazdılar, arkadaşlar buyurun kaçıyoruz deseler, ben kaçmam.

Muzaffer: Tabii. Salak olduğun için.

(55)

İbrahim: Sensin salak. Kaçarsak suçlu durumuna düşeriz. Eninde sonunda masum olduğumuz anlaşılacak.

Muzaffer: Ne eninde sonunda be? 2,5 yıldır içerdeyiz. Suçsuzuz diyoruz beraat edemiyoruz.

İbrahim: Hüküm giymiş değiliz.

Aydın: Tamam da kardeşim, inek gibi yatıyoruz ya bu mapusta işimizden gücümüzden olduk dükkan elimizden gitti benim firar etmem şart.

Muzaffer: Benimde

İbrahim: Ben etmem arkadaş Aydın: Neden?

İbrahim: Firar edersek mapushane kaçkını olucaz ben gidip askere teslim olamam bir yandan da asker kaçağı olacağım se.. ha benim hayatım kayacak

Muzaffer: Kaymış zaten kayacağı zaten daha ne kayacak

İbrahim: Ayrıca daha boktan bi durum var sizde firar edemezsiniz Muzaffer: Hee delik bulduk niye çıkmıyoruz

İbrahim: Siz firar ederseniz bu mahkeme siz yakalanana kadar sürür ben buradan hayat boyu çıkamam. Öyle adilik yok oğlum birlikte girdik birlikte çıkacağız

Muzaffer: Aydın, biz bu İbrahimi bu gece şişleyelim Aydın: Mecburen öyle olucak artık

Muzaffer: Sen şişi aldın mı?

(56)

Aydın: Şiş hemen hazır canım Muzaffer: Koğuşta mı?

Aydın: Hıhı

Muzaffer: Zulada mı?

Aydın: Hıhı

İbrahim: Sizi gardiyana ihbar edeceğim. Hiç sevmem böyle ihbar ayaklarını ama sizin güzel hatırınız için bir kere yapacağım. Bunlar firar etmeyi düşünüyorlar deyicem sizi herhalde artık Hizbullah koğuşuna alırlar.

Bende o çocuk koğuşunda tek başıma daha rahat ederim arkadaş.

V. SAHNE

Baba: Nasılsın? Sağlığın iyi mi İbrahim?

İbrahim: İyiyim. İyiyim. Çok iyiyim baba Baba: Mahkeme nasıl böyle bir karar verdi?

İbrahim: Akıl almıyor. Beraat beklerken 24 yıl verdi.

Baba: Nasıl oldu bu iş İbrahim?

İbrahim: Ben de anlamadım baba, bu işlerle hiç alakam yok.

Baba: Arkadaşlarının yüzünden mi oldu?

Referanslar

Benzer Belgeler

Kraniyal manyetik rezonans görüntülemede; frontonazal kemikte defekt, frontal bölgedeki defekten beyin dokusunun herniyasyonu ve bu bulgularında frontonazal ensefalosel ile

[7] tarafından ileri (forward) ve geri (backward) hazırlık zamanları eklenerek sıra- bağımlı hazırlık zamanlı GMHDP için 269 adet test problemi oluşturulmuştur Bu

Çalışmanın devamında faktör analizi sonucunda elde edilen faktör skorları bağımsız, genel yaşam memnuniyeti değişkeni bağımlı değişken olarak alınarak,

“En önce inanmak lâzımdır ki insan cemi­ yetlerini devlet sınırları içinde ayakta tutan en tesirli manevî kuvvet ayakta kalmıştır. Beynel­ milelci

The results of infusion of CA showed that (I) the infusion rates which is predicted from the intravenous pharmacokinetic parameters nearly made the

Crude oil prices struck with a record high of $ 100.05 a 5 in New York yesterday due to political tensions in the Middle East, surging demand from rising markets in Asia,

Geleneksel eğitimi destekleyici olarak verilen Laboratuar ve Kavram Haritası yöntemlerinden hangisinin daha etkili olduğunu belirlemek amacı ile BBT sontest verilerine

Bir süre sonra kompartı­ manına aldı, ilk defa yakından