• Sonuç bulunamadı

MÜSABAKA KAYGISININ DİNLENİK KALP ATIM HIZI ÜZERİNE ETKİSİ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "MÜSABAKA KAYGISININ DİNLENİK KALP ATIM HIZI ÜZERİNE ETKİSİ"

Copied!
15
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Hacettepe }. ofSport Sciences 1997, (8), 3, 18 - 32

MÜSABAKA KAYGISININ DİNLENİK KALP ATIM HIZI ÜZERİNE ETKİSİ

Emine ÇAĞLAR, Ziya KORUÇ

H.Ü. Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksekokulu

ÖZET

Bu çalışmanın amacı; müsabaka öncesi meydana gelen kaygı ile fizyolojik bir değişken olan kalp atım hızı (KAH) arasındaki ilişkiyi incelemek ve kaygının KAH üzerine etkisini araştırmaktır Yaş ortalamaları 15 ±1.2 olan 12 genç bayan yüzücü çalışmaya denek olarak alınmışlardır. Deneklere önce Eysenck Kişilik Envanteri verilmiştir. Bu envanterin değerlendirilmesi sonucu dışadönük olan 12 denek çalışmaya alınmışlardır Antrenman döneminde akşam antrenmanı sonra­

sı Spielberger Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) uygulanmış ve kalp atım hızı ölçer araç takılmıştır Araç sporcuda sabaha kadar takılı kalmıştır ve sporcu akşam yattığında ve sabah uyandığında aracın düğmesine basarak yatış ve kal­

kış saatlerini belirtir işaret koymuş ve aracı çıkarmıştır Tüm bu işlemler antren­

man döneminde bir kez daha tekrarlanmıştır. Aynı işlemler müsabakadan bir gün önce akşam uygulanmıştır. Müsabaka sabahı tekrar STAI verilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi, Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi, Tukey testi, Pe¬

arson basit korelasyon tekniği kullanılarak yapılmıştır istatistiksel analizler sonu­

cu, antrenman dönemi ve müsabaka öncesi dönemdeki kalp atım hızı değerleri arasında anlamlı farklılık olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Ayrıca antrenman döne­

mi ve müsabaka öncesi dönemde sürekli kaygı puanları arasında da anlamlı fark­

lılık olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Yine aynı dönemlere ait durumluk kaygı pu­

anları arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Fa­

kat bu farklılık, müsabaka öncesi dönemdeki durumluk kay 1 puanlarından değil, antrenman döneminde ikinci kez ölçülen durumluk kaygı puanlarından kaynak­

lanmaktadır. Antrenman döneminde ölçülen gecelik kalp atım hızı değerleri ile aynı dönemde ölçülen sürekli ve durumluk kaygı puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Müsabaka öncesi dönemde ölçülen gecelik kalp atım hızı değerleri ile aynı dönemde ölçülen sürekli ve durumluk kaygı puanları arasında da anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Elde edilen bulgular fizik­

sel stresten bağımsız olarak, duygusal boyutlu kaygının fizyolojik göstergelerin­

den olan kalp atım hızının tek başına kaygının psikolojik ölçümleri ile anlamlı iliş­

kiler vermediğini göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Sürekli kaygı, Durumluk Kaygı, Müsabaka Kaygısı, Kalp Atım Hızı

(2)

THE EFFECT OF COMPETITIVE ANXIETY ON THE RESTING HEART RATE ABSTRACT

The purpose of this study was to determine the relationship between competitive anxiety and resting heart rate, and to investigate the effect of competitive anxiety on the resting heart rate. For this purpose, 12 female competitive swimmers (age 15 ± 1.2) volunteered for this study. Subjects primarily completed Eysenck Personality Inventory (EPI). 12 extravert subjects were choosen as a result of assessing of EPI.

The telemeter was used to measure the resting heart rate. One week before the competition period sub­

jects completed Spielberger State-Trait Anxiety Inventory (STAI) after the evening training session and then telemeters were put on the subjects. Telemeters remained on subjects throughout the night. Sub­

jects marked their telemeters by pressing their watches switch before they slept and after they woke up.

All of the procedures were repeated again once at the same week. The same procedures were applied a day before the competition. Subjects completed STAI in the competition morning again. ANOVA in re­

peated measures, Tukey test and Pearson Product Moment Corelation Coefficient were used to analyse the data. Statistical analysis showed that there was no significant difference between resting heart rates in the training season and the precompetitive season (p>0.05). In addition, there was no significant dif­

ference among trait anxiety points in the same seasons (p>0.05). However, there was significant diffe­

rence among state anxiety points in the same seasons (p<0.05). But this difference originated in the se­

cond state anxiety points in the training season There was no significant relationship between state/tra­

it anxiety and heart rate in the training season (p>0.05). Also, there was no significant relationship bet­

ween state/trait anxiety and heart rate in the precompetitive season (p>0.05). Findings showed that the resting heart rate used as an indicator of anxiety was to be considered as being independent of physical stress did not related to psychological measurement of anxiety.

Key Words: State Anxiety, Trait Anxiety, Competitive Anxiety, Heart Rate

Spor psikolojisinde birçok araştırma, kaygının etkileri üzerine yoğunlaşmıştır. Genelde spor psikolojisi alanında, aşırı miktarda artan kaygının performansı olumsuz etkilediği görüşü geniş kabul görmüştür.

Sporcunun fiziksel olarak antrene olmasıyla müsabaka için yeterince hazır olduğu şeklin­

de yanlış anlayışlar vardır. Gerçekte bir müsabaka sırasında veya birbiriyle yakın ilişkili iki mü­

sabaka arasında bir sporcunun beceri düzeyinde, fizyolojik kapasitesinde ya da biyomekanik yeterliliğinde kaydadeğer değişiklik yoktur. Performanstaki dalgalanma genellikle sporcunun zihinsel kontrolündeki dalgalanma nedeniyle meydana gelir. Sporcu, konsantrasyon yetisi, olumlu konuşmaya odaklanma vb. gibi bilişsel faktörlerin kontrolünü kaybeder. Sporcunun uy­

gun olmayan bir şekilde uyarılmışlığı artmıştır, iyi performans ortaya koyamama kaygısı ile meydana gelen zihinsel girdi, aşırı kas gerimini başlatabilir. Vücuttaki kassal gerginlik arttık­

ça, herhangi bir hareketin uygun koordinasyon veya iyi formda çıkması da zorlaşacaktır (Har­

ris ve Williams, 1993).

Anshel ve Ark. (1991) kaygıyı, tehdidin algılanmasıyla artan fizyolojik uyarılmışlıkla birlik­

te meydana gelen sübjektif gerginlik hissi olarak tanımlamışlardır. Spielberger ise kaygıyı,

"gerginlik hissi, korku ve sinirlilik, hoş olmayan düşünceler (endişeler) ve fizyolojik değişiklik­

lerin bir kombinasyonunu İçeren heyecansal (emotional) tepkiler" olarak tanımlamıştır. Spiel­

berger kaygının durumluk ve sürekli kaygı olmak üzere ikiye ayrıldığını belirtmiştir. Spielber­

ger' e göre durumluk kaygı, korku, endişe ve gerginlik ile karakterize edilen o andaki heye­

cansal durumdur ve durumluk kaygı, fizyolojik uyarılmışlığa eşlik eden akut endişe ve gergin­

lik hissini kapsar. Bununla birlikte sürekli kaygı, bir kişilik özelliğidir. Belli çevresel durumları

(3)

tehdit edici olarak algılamaya ve bu durumlara artan durumluk kaygı ile tepki vermeye bir eği­

limdir (Akt. Cox, 1994., Martens, Burton, Vealey, 1990).

Uyarılmışlık ise fizyolojik aktivasyon veya otonomik tepki olarak açıklanır. Uyarılmışlık, de­

rin uyku halinden uç noktadaki heyecanlılığa kadar değişen bir süreç olarak da tanımlanmak­

tadır (Gould ve Krane, 1992, Raglin, 1992, Martens, Burton, Vealey, 1990). Uyarılmışlığın he- yecansal etkisi veya bilişsel boyutu kaygı olarak düşünülmektedir (Gould ve Krane, 1992).

Cox (1994), en basit şekliyle kaygıyı, fizyolojik uyarılmışlığın artması ve sübjektif endişe hissi olarak tanımlamaktadır.

Müsabaka, sporcular İçin kaygı oluşturucu bir durum olarak ele alınmaktadır. Otono- mik/fizyolojik sistemler, artan uyarılmışlıkla birlikte kaygı belirtileri gösterirler. Bunlar kalp atım hızının artması, terleme, solunumun artması, mide ağrıları gibi belirtilerdir (Suinn, 1987). Ör­

neğin; bir sporcu, önemli bir maç öncesinde endişeli bir şekilde soyunma odasında oturmak­

tadır. Çünkü sezonun en büyük maçında yeteneğinden şüphelenmektedir. Bu düşünceler per­

formans hakkında kaygıya yol açar. Endişeleri gerçekçi olmayabilir ama, vücudu için bu önemli değildir (Landers ve Boutcher, 1993). Sporcular gerçek ya da hayali böyle bir tehdit al­

gıladıklarında RAS (Retiküler Aktivasyon Sistemi) boyunca, vücut ve beyin için merkezi bir santral görevi yapan hipotalamusa bir sinyal gönderilir. Hipotalamus, pituiter bezi tetikleyici hormonu serbest bırakır (salgılar). Pituiter bez, ACTH (Adrenocorticotropik hormon) hormonu­

nu salgılar. Bu hormon adrenal bezleri uyarır. Adrenal bezler, çeşitli endokrin tepkileri uyarır.

Bu tepkiler, adrenalin, noradrenalin, kortizonun salimimi ve sonuç olarak uyarılmışlık düzeyi­

nin artmasını içerir. Çeşitli hormonların uyarılmasının amacı, vücudu stres oluşturucu bir du­

rum için hazırlamaktır: orada kal ve mücadele et (savaş) ya da stresten kaç. Kas gerginliğin­

de, kalp atım hızında ve solunum oranında genel bir artış vardır ve genelde kaslar gerilmeye başlar. Eldeki ve ayaktaki ince kan damarları kapanır ve buradan çekilen kan, daha geniş, da­

ha derin kaslara gider (Bunker, 1985, sf. 153).

Uyarılmışlığın artmasıyla meydana gelen kaygının belirtilerinden biri de kalp atım hızının artmasıdır. Kalp atım hızı, kalbin bir dakikadaki vuru sayısını ifade etmektedir. Medulla oblan- gatadaki kardiyak merkezden kaynaklanan sempatik ve parasempatik sinir sistemlerinin etki­

si altında olan kalp atım hızı, dolaşım fonksiyonun izlenmesinde önemli bir gösterge olarak ka­

bul edilmektedir (Ergen, 1992; Ergen ve Ark., 1993). Doğumda 130 kadar olan dakikadaki kalp atım hızı, yetişkinde ortalama 70-80 arasına inerken, dinlenik kalp atım hızı bireyden bi­

reye değişim gösterir. Kalp atım hızı uykuda en düşük değerine iner. Sabah yatakta iken alı­

nan kalp atım hızı en değişmez olanıdır ve bazal kalp atım hızı adını alır. Sabahtan akşama kadar günlük aktivlte esnasında kalp atım hızı bireyin içinde bulunduğu heyecan ve aktivite durumuna göre değişir (Akgün, 1992). Dinlenik kalp atım hızı değerinin ayakta ve yatış pozis- yonundayken belirgin bir farklılık gösterdiği bilinmektedir. Bu farklılık 20 atım civarındadır. Bu yüzden dinlenik kalp atım hızı ölçümü sabah uyanır uyanmaz, henüz yatıyor pozisyondayken alınmalıdır (Karikosk, 1991).

Kalp atım hızı egzersiz başlamadan hemen önce veya egzersizin başlamasından hemen

(4)

sonra dinlenik düzeyin üzerine çıkar. Egzersizin başlamasıyla birlikte, sempatik sinir hücrele­

ri yoluyla böbrek üstü bezlerinden (adrenal medulla) norepinefrin adı verilen hormonun salı- nımı gerçekleşmekte ve sinoatrial düğüm uyarılmaktadır. Böylece kalp atım hızı artmaktadır (Ergen, 1992). Bunun için dinlenik kalp atım hızı saptanırken birey total bir dinlenmede olma­

lı ve tamamen gevşek bulunmalıdır. Egzersizden hemen önce veya egzersizin başlamasıyla görülen kalp atım hızındaki heyecansal artış, birkaç saniye içinde normale döner, ancak bu dönemi takiben egzersize bağlı kalp atım hızı artışı kendini göstermeye başlar (Akgün, 1992).

Dinlenik kalp atım hızının yüksek oluşu sürantrenmanın (overtraining) bir göstergesi ola­

rak kabul edilmektedir. Düzenli olarak dinlenik kalp atım hızının takip edilmesi, sürantrenma­

nın ilk belirtilerinin farkına varılmasında yararlı olacaktır (Dressendorfer ve Ark., 1985; üeder- bach ve Ark., 1992).

Birey kaygı yaşadığında görülen fizyolojik tepkilerden biri olan kalp atım hızının artması ile ilgili olarak yaptıkları çalışmada Obrist ve Ark.(1974), deneklere hızlı tepkilerin ödüllendiril- diği, yavaş tepkilerin ise kuvvetli bir şokla cezalandırıldığı bir reaksiyon zamanı görevi vermiş­

lerdir. Somatik aktivitede herhangi bir artış olmazken, bu bilinmeyen şok tehdidi kalp atım hı­

zını artırmıştır (Akt. Hassett, 1978). Fenz (1975), paraşütçülerle yaptığı çalışmasında, kaygı­

yı kalp atım hızı, solunum oranı ve envanterlerle değerlendirmiştir. Kalp atım hızı ile ölçüldüğü kadarıyla, performansı zayıf olan paraşütçülerin uyarılmışlığı havaalanına varıştan, atlayış za­

manındaki en yüksek düzeye ulaşıncaya kadar sürekli olarak artmıştır. Performansı iyi olan paraşütçülerin de önce uyarılmışlıkları artmış, bir pik yapmış ve aşamalı olarak azalmıştır. Öy- leki atlayış zamanında uyarılmışlığın yaklaşık orta düzeyini yaşamışlardır. Fenz çalışmasının sonucunda iyi ve zayıf performans gösteren paraşütçülerin müsabaka öncesi kaygı örüntüle- rinde anlamlı farklılıklar olduğunu bulmuştur (Akt. Gül, 1986, Gould, Horn, Spreemann, 1983).

Schvvenkmezger ve Ark. (1979)'nın yaptıkları çalışmada, voleybol oyuncuları, nötral (ant­

renman) ve stres oluşturucu durumlarda (müsabaka) gözlenmiştir. Yürüme ve koşmada alı­

nan mesafe, oyun sırasında yapılan eylemlerin sayısı, maksimal sıçramaların sayısı dikkatli bir şekilde ve tam olarak kaydedilmiştir. Müsabaka ve antrenman durumunda telemetrik olarak kaydedilen kalp atım hızlarının karşılaştırılması, her iki durumda da aynı sayıda top eylemleri olan, yürüme ve koşma adımları aynı sayıda olan, aynı sayıda maksimal sıçramaları olan de­

neklerle sınırlıdır. Sonuçlar, her iki durumda da eşit fiziksel stres miktarı olmasına karşın, mü­

sabaka durumundaki kalp atım hızının antrenman durumuna göre daha yüksek olduğunu gös­

termiştir. Bu sonuçlar her gözlem evresinden önce ve sonra uygulanan STAI'nin durumluk öl­

çeğindeki artış ile doğrulanmıştır (Akt. Hackfort ve Schvvenkmezger, 1989).

Bu çalışmanın bulgularına bakılacak olursa fiziksel stresten bağımsız olarak ele alınan kalp atım hızının müsabaka kaygısıyla etkilendiği görülmektedir. Acaba kaygının artmasıyla dinlenik durumda da kalp atım hızı artışı meydana gelir mi sorusu akla gelmektedir. Bu çalış­

manın konusunu da bu sorunun irdelenmesi oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, müsaba­

ka öncesi meydana gelen kaygı ile fizyolojik bir değişken olan kalp atım hızı arasındaki ilişki­

yi ve kaygının dinlenik kalp atım hızı üzerine etkisini incelemektir.

(5)

YÖNTEM Denekler :

Çalışmaya yaş ortalamaları 15 ± 1.20 olan ve Yükseliş ve Petrolofisi Spor Kulübünde ak­

tif spor yaşamlarını sürdürmekte olan 12 genç bayan yüzücü denek olarak katılmıştır. Denek­

lere Eysenck Kişilik Envanteri uygulanarak içe-dışadönük olanlar belirlenmiş ve çalışmaya dı- şadönük olanlar dahil edilmiştir.

Fremont, Means ve Means (1970), yaptıkları çalışmada dışadönüklük ya da içedönüklü- ğün, deneklerin kaygı puanlarıyla ilişkili olduğunu bulmuşlardır, içedönükler, dışadönüklere göre anlamlı olarak daha yüksek kaygı puanına sahiptirler (p<0.001). Negatif dönüt (feed¬

back) verilen içedönükler, yine negatif dönüt verilen dışadönüklerden anlamlı olarak daha yük­

sek kaygı sergilemişlerdir (p<0.001). Bu çalışmada dışadönüklük ve içedönüklüğün bir karış­

tırıcı değişken olarak çalışmayı etkilememesi için, sadece dışadönük özellikler sergileyen de­

neklerin çalışmaya dahil edilmesi uygun görülmüştür.

Veri Toplama A r a ç l a r ı :

Spielberger D u r u m l u k - S ü r e k l i Kaygı Envanteri (STAI) : Kullanılan envanter, Öner ve Le Compe (1976)' un Türkçeye çevirdikleri, güvenirlik çalışmaları Öner (1977) tarafından ya­

pılan Spilberger Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteridir. Envanter Spielberger, Gorsuch ve Cushene (1970) tarafından geliştirilmiştir ve iki alt bölümü bulunmaktadır. Bu bölümler kaygı­

nın durumluk ve sürekli olmak üzere iki ayrı durumunu ölçmektedir. Sürekli ve durumluk kay­

gı envanterinde 20' şer soru maddesi bulunmaktadır. Sürekli kaygı bölümünde maddeler bi­

reylerin genellikle nasıl hissettiklerine göre kendilerini betimlemelerini gerektirir. Durumluk kaygı bölümünde ise o anda nasıl hissettikleriyle ilgili soru maddeleri bulunmaktadır. Envan­

terin madde güvenirliği, test-tekrar-test güvenirliği, kriter ve yapı geçerliği yüksektir. Türkçe- leştirilen ölçeklerin güvenirliği ve geçerliği 250 üniversite öğrencisi üzerinde denenmiştir. Test- tekrar-test tekniğinin uygulandığı beş üniversite grubuna ölçekler, 10, 15, 30, 120 ve 365 gün arayla normal koşullarda, iki kez uygulanmıştır. Sonuçlar, test-tekrar-test güvenirlik katsayıla­

rının sürekli kaygı ölçeği için 0.86 ile 0.71 arasında, durumluk kaygı ölçeği için 0.26 ile 0.68 arasında değiştiğini göstermektedir. Bütün bu çalışmaların sonucunda, tutarlı ve güvenilir olan, yapı geçerliği saptanmış bulunan Durumluk-Sürekli Kaygı Envanterinin Türk öğrencile­

rinde kaygı seviyesini değerlendirmede kullanılabileceği sonucuna varılmıştır (Öner, 1977).

E y s e n c k Kişilik Envanteri: H.J. Eysenck tarafından oluşturulmuştur. Türkiye, ingiltere, Japonya, vb. pek çok ülkede geçerlik ve güvenirliği denenmiş 100 sorudan oluşan ve psiko- tiklik (P), nevrotiklik (N), yalan (L) ve içe-dışa dönüklük (E) olmak üzere 4 psikolojik boyutta

kişiliği değerlendiren bir envanterdir. Eysenck kişilik envanterinin değerlendirilmesinde, 0 (sı­

fır) ve + 1 ağırlıkları kullanılmış olup, + 1 ağırlığı evet ya da hayır biçimindeki tek yanıta veril­

miştir, Eysenck kişilik envanterinin ingilizce' den Türkçe' ye çevirisi Nizamettin Koç ve Siral Ülkü tarafından yapılmıştır. Topçu (1982), Eysenck kişilik kuramı boyutlarını araştırmak için,

(6)

566 erkek ve 526 kadın yetişkin denek üzerinde araştırma yapmıştır. Türk deneklerden elde edilen envanter sonuçlarına göre, nevrotiklik, dışadönüklük ve yalan faktörleri ile ingiliz de­

neklerden elde edilen envanter sonuçları arasında, büyük ölçüde benzerliklerin olduğu göz­

lenmiştir, iki ulusun örneklem grupları ortalama ölçek puanları arasındaki farklara göre karşı­

laştırıldığında, Türk örnekleminin ingiliz örnekleminden daha çok nevrotiklik, dışadönüklük ile sosyal töre ve kurallara uyum eğiliminde oldukları bulunmuştur. Türk ve ingiliz kadın ve erkek denekleri arasında psikotiklik faktörü dışında, nevrotiklik, dışadönüklük ve yalan faktörlerinde pozitif korelasyonlar gözlenmiştir. Türk örnekleminin erkek ve kadın denekleri arasındaki ko­

relasyon katsayıları; N için 0.80, E için 0.97, P için 0.96 ve L için 0.98' dir. Türk ve ingiliz ör­

nekleminin erkek denekleri arasındaki korelasyon katsayıları; N için 0.73, E için 0.95, P için - 0.96 ve L için 0.98' dir. Türk ve ingiliz örnekleminin kadın denekleri arasındaki korelasyon kat­

sayıları; N için 0.63, E için 0.91, P için -0.94 ve L için 0.98' dir. Psikotiklik faktöründe Türk ve ingiliz örneklemlerinin, hem erkek hem de kadın deneklerinde bir benzerliğin bulunmadığı gö­

rülmüştür (Akt. Bayar, 1983).

Kalp A t ı m Hızı Ö l ç e r : Polar marka, Finlandiya yapımı bir araçtır, iki parçadan oluşur.

Parçanın biri, saat şeklinde olup deneğin bileğine takılır. Diğer parça lastik bant şeklindedir ve kalp hizasında göğüsü çevreleyecek şekilde takılır. Kalp atım hızı kaydı için 5, 15 ve 60 sani­

yelik interval seçenekleri vardır. Detaylı, uzun süreli analizler için kaydedilen bilgi, bilgisayara yüklenebilir. 33 saatlik kalp atım hızı kaydı gerçekleştirebilecek hafızaya sahiptir.

Verilerin T o p l a n m a s ı :

Araştırmaya içe-dışa dönük sporcuların saptanabilmesi için Eysenck Kişilik Envanteri (EPI) verilerek başlanmıştır, içe ve dışa dönük sporcular ayrıldıktan sonra, antrenman döne­

mi olan müsabakadan bir hafta önce ve akşam antrenmanı sonrası Spielberger Durumluk Sü­

rekli Kaygı Envanteri (STAI) uygulanmış ve kalp atım hızı ölçer araç takılmıştır. Aracın göğüse takılan kısmının altına iletimi artırıcı jel sürülerek kalp atım hızı kayıtlarının sürekli olması sağ­

lanmıştır. Araç sporcuda sabaha kadar takılı kalmıştır ve sporcu akşam yattığında ve sabah uyandığında aracın düğmesine basarak yatış ve kalkış saatlerini belirtir işaret koymuştur. Kal­

kış saatini belirtir işaret konduktan sonra, kalp atım hızı ölçer araç çıkarılmıştır. Tüm bu işlem­

ler antrenman döneminde bir kez daha tekrarlanmıştır. Aynı işlemler müsabakadan (Ankara Kupası) bir gün önce, akşam uygulanmıştır. Müsabaka sabahı tekrar STAI verilmiştir.

Kişilik ve kaygı envanterleri toplantı salonu olarak kullanılan bir odada ve her deneğe ay­

nı yönerge verilerek uygulanmıştır. Kalp atım hızı ölçer araç ta bu odada deneklere takılmıştır.

Verilerin Analizi:

Araştırmada elde edilen verilere betimsel istatistik uygulanmıştır. Antrenman ve müsaba­

ka öncesi dönemi verilerinin karşılaştırılmasında, verilerin normal dağılım göstermesi nedeniy­

le Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi kullanılmıştır. Varyans analizi sonucu fark bulunan de­

ğişken grubuna Tukey testi uygulanarak, farkın hangi değişkenden kaynaklandığı belirlenmiş­

tir. Ayrıca antrenman ve müsabaka öncesi dönemi verileri arasında ilişkiyi belirlemek için Pe-

(7)

arson basit korelasyon tekniği kullanılmıştır. Araştırmada hata payı 0.05 olarak kabul edilmiş­

tir. Verilerin analizi için H.Ü. Spor Bilimleri ve Teknolojisi Yüksekokulu bilgi işlem merkezinde, Windows altında çalışan SPSS (6.0) paket program kullanılmıştır.

B U L G U L A R

Antrenman dönemi ve müsabaka öncesi ölçülen kalp atım hızı değerlerine varyans ana­

lizi uygulanması sonucu elde edilen bulgular Tablo 1' de verilmiştir.

Tablo 1. Antrenman Dönemi ve Müsabaka Öncesi Ölçülen Kalp Atım Hızı Değerlerine Uygu­

lanan Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi Sonuçları

n x Sd F

KAH1 12 62.93 7.532

KAH2 12 62.49 8.710 0.04 MÜS.KAH 12 62.67 7.675

KAH.Kalp Atım Hızı Müs.:Müsabaka

Tablo 1 ' in incelenmesinden de anlaşılacağı gibi, antrenman dönemi ve müsabaka öncesi kalp atım hızı değerlerine uygulanan F testi sonucunda, bu değerler arasında istatistiksel açı­

dan anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Yüzücülerin antrenman dönemi ve müsaba­

ka öncesi gece kalp atım hızları arasında bir değişiklik meydana gelmemiştir.

Antrenman dönemi ve müsabaka öncesi alınan sürekli kaygı puanlarına uygulanan var­

yans analizi sonuçları Tablo 2' de verilmiştir.

Tablo 2. Antrenman Dönemi ve Müsabaka Öncesi Alınan Sürekli Kaygı Puanlarına Uygu­

lanan Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi Sonuçları

n X Sd F

SK1 12 45.58 4.641

SK2 12 47.25 6.047 1.03

SK.akşam 12 45.83 4.896

SK.sabah 12 45.66 5.211

SK: Sürekli Kaygı

(8)

Tablo 2' nin incelenmesinden de anlaşılacağı gibi, antrenman dönemi ve müsabaka önce­

si alınan sürekli kaygı puanlarına uygulanan F testi sonucunda, bu değerler arasında istatis­

tiksel açıdan anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Yüzücülerin antrenman dönemi ve müsabaka öncesi sürekli kaygı durumlarında bir değişiklik olmamıştır.

Antrenman dönemi ve müsabaka öncesi elde edilen durumluk kaygı puanlarına uygula­

nan varyans analizi sonuçlan Tablo 3' te verilmiştir.

Tablo 3. Antrenman Dönemi ve Müsabaka Öncesi Alınan Durumluk Kaygı Puanlarına Uy­

gulanan Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi Sonuçları

n X Sd F

DK1 12 42.66 4.097

DK2 12 39.75 5.276 6.70*

DK.akşam 12 38.25 4.827

DK.sabah 12 36.50 3.778

* ( p < 0 . 0 5 ) DK: Durumluk Kaygı

Tablo 3'te de görüldüğü gibi, antrenman dönemi ve müsabaka öncesi alınan durumluk kaygı puanlarına uygulanan F testi sonucunda, bu değerler arasında istatistiksel açıdan an­

lamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur (p <0.05). Bu farkın hangi dönemde alınan durumluk kay­

gı puanından kaynaklandığını belirlemek için, durumluk kaygı puanlarına Tukey testi uygulan­

mıştır. Bu testin sonucunda farkın antrenman döneminde ikinci kez alınan durumluk kaygı pu­

anlarından kaynaklandığı saptanmıştır (T = 3.51). Bu bulgu denenceyi desteklemektedir.

Antrenman döneminde ölçülen gecelik kalp atım hızı değerleri ile sürekli kaygı puanları ve durumluk kaygı puanları arasındaki ilişkiyi incelemek için uygulanan korelasyon testi so­

nuçları Tablo 4' te verilmiştir.

Tablo 4 incelendiğinde, antrenman döneminde ölçülen gecelik kalp atım hızı değerleri ile sürekli kaygı ve durumluk kaygı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulun­

madığı görülmektedir (p >0.05).

Yine müsabaka öncesi dönemde ölçülen gecelik kalp atım hızı değerleri ile müsabaka ön­

cesi akşamı ve sabahı sürekli kaygı ve durumluk kaygı puanlarına uygulanan korelasyon tes­

ti sonuçları da Tablo 4'te verilmiştir. Müsabaka öncesi dönemde ölçülen gecelik kalp atım hı­

zı değerleri ile müsabaka öncesi akşamı ve sabahı alınan sürekli kaygı ve durumluk kaygı pu­

anları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0.05).

Tablo 4'den de anlaşılacağı gibi antrenman dönemi ve müsabaka öncesi dönemde ölçü­

len gecelik kalp atım hızı değerleri ile sürekli kaygı ve durumluk kaygı puanları arasında ista­

tistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0.05).

(9)

OO

O

_o

J O

C M

OO

C V ı

c o c o

o c o

c o C V ı L O

cr> en c o C V ı C O C V ı

C N J

r-— c o c o O ) c o c v ı C O C O - ^ T ı T L O

c o c o L O L O

c o C 7 >

L O C V ı

C V ı C O L O c o c o o -3- T — r—

^ ı - c o ^ J -

c v ı c o L O

C O C V ı

T — e n o c o c o c o

CVJ r x l

^ C D

^ C M N

g C O C V ı O ) C V ı cx>

^ 3 "

C O C O

c o C O c o

c o C V ı

c o

c o

C V ı

c o C V ı L O C V ı

c v ı L O L O C V ı

C V ı

c o

L O c o c o

c o c o c o

C V ı

c o C V ı

c v ı

c o c o c o c o

L O c o c v ı c v ı

c o c v ı

c v ı c o

c o c v ı c o

c o c v ı

cry.

" • — C V ı C Ö

Ş£ ^1 J£

O O Q

i— c v ı

m uz co c v ı

T A R T I Ş M A V E YORUM

Müsabaka, sporcular için kaygı oluşturucu bir durum olarak ele alınmak­

tadır. Otonomik/fizyolojik sistemler artan uyarılmış- lıkla birlikte kaygı belirtilen gösterirler. Bunlar kalp atım hızının artması, terle­

me, solunumun artması, mide ağrıları gibi belirtiler­

dir (Suinn, 1987). Bu be­

lirtilere paralel olarak kay­

gıyla ilgili çalışılan para­

metreler, kalp atım hızı, kan basıncı, solunum ora­

nı, adrenalin/noradrenalin gibi biokimyasal gösterge­

ler ve EEG, kas potansi­

yeli ve deri direnci gibi elektrofizyolojik ölçümleri içerir (Hackfort, Schvvenk- mezger, 1989).

Fizyolojik ölçümlerin kaygı araştırmalarına ge­

tirdiği avantajlar şöyle açıklanmaktadır. Fizyolo­

jik ölçümler, sözel ifadele­

re dayalı değillerdir ve bu nedenle sözel açıklama yeteneğinden bağımsız­

dırlar. Kendi kendini göz­

leme yeteneği gerekli ol­

madığı için, hemen he­

men tüm insanlarda kulla­

nılabilirler. Davranışa pa­

ralel olarak sürekli değer­

lendirilebilirler. Ölçüm ya-

(10)

pılırken, davranış bölünmek zorunda değildir (Hackfort, Schwenkmezger, 1989). Bu bağlam­

da, bir fizyolojik parametre olarak kaygının göstergelerinden biri olan kalp atım hızının çalışıl­

ması elde edilen verilerin objektifliği açısından yararlı olabilir . Landers, Wang ve Courtet (1985) yaptıkları çalışmalarında, üç koşulda anlamlı kalp atım hızı farklılıkları bulmuşlardır (p<0.05). Post-hoc analizi sonuçları, düşük stres ve dinlenik koşullara kıyasla yüksek stres koşulu altında yüksek uyarılmışlığın belirgin olduğunu göstermiştir. Dinlenik ve düşük stres ko­

şuluna kıyasla yüksek stres koşulunda denekler yüksek kalp atım hızı tepkisi göstermişlerdir.

Bu verilerden yola çıkarak antrenman dönemi ve müsabaka öncesi gece ölçülen kalp atım hı­

zı değerleri arasında müsabaka öncesi lehine farklılık olacağı bekleniyordu. Yapılan bu araş­

tırmada elde edilen bulgular bu beklentiyi desteklememiştir. Antrenman dönemi ve müsaba­

ka öncesi dönemde ölçülen kalp atım hızı değerleri arasında fark bulunamamıştır.

Hackfort ve Schwenkmezger (1989)'e göre, fizyolojik ölçümlere dayalı analizlerin çoğu yönteme bağımlıdır. Örneğin, her ikisi de genel uyarılmışlık veya aktivasyon göstergeleri olan iki farklı fizyolojik gösterge (KAH ve EMG gibi) birbirleriyle sadece çok düşük ilişki göstermek­

tedir. Heyecansal süreçlerin fizyolojik belirtileri ölçülebilmesine karşın, şimdiye kadar nitelik olarak farklı heyecanların birkaç spesifik tepkisi bulunmuştur. Bu, kalp atım hızındaki bir artı­

şın hem öfke durumunda hem de kaygı durumunda meydana gelebileceği anlamına gelmek­

tedir. Bu heyecansal tepkilerin meydana gelmesi, uyaran durumunun bilişsel değerlendirme­

si ile belirlenmektedir. Örneğin; paralel bar, mutsuz bir önceki deneyimle ilişkili olarak kaygı ya da önceki müsabakada galibiyetin sonucu olarak neşe, memnunluk yaratabilir. Bununla birlikte her iki heyecanın fizyolojik etkilerinin duruma özgü olmaması nedeniyle, her iki durum­

da da kalp atım hızında bir artış olacaktır.

Ayrıca Lacey, Bateman ve Van Lehn (1953)'in "tepki stereotipi" ilkesine göre, aynı stres­

li durumda A sporcusu kalp atım hızı artma tepkisi gösterirken, B sporcusu mide bağırsak ak- tivitesinde bir artış gösterebilir. Bu ilke, bir grubun içinde tek bir fizyolojik değişkeni (örneğin kalp atım hızı) ortalamanın, bireysel uyarılmışlık tepkilerini saklayabileceğini ileri sürmektedir.

(Akt. Landers ve Boutcher,1993). Hatfield ve Landers (1983)' e göre bu ilke dikkate alındığın­

da, bir grup deneğin tek bir tepki sisteminin incelenmesi, bireysel bazda strese sistematik tep­

kilerin gizli kalmasına neden olacaktır. Bu araştırmada da sporcular kaygıya farklı fizyolojik de­

ğişkenlerle tepki vermiş olabilirler ve tek bir fizyolojik ölçüm kullanılması bireysel olarak gös­

terilen fizyolojik tepkileri gizlemiş olabilir.

Huband ve Mc Kelvie (1986), müsabaka öncesinde sporcularda durumluk kaygının arttı­

ğını bildirmektedir. Bu araştırmada çalışmanın yapıldığı müsabaka sporcular için kaygı oluştu­

racak kadar önemli bir müsabaka olmayabilir. Dolayısıyla sporcular, fazla önem vermedikleri bir müsabaka için kaygılanmamış olabilirler. Bir sonraki denencenin tartışma ve yorumunda da görüleceği gibi, her iki dönemde ölçülen kaygı puanları arasında da müsabaka öncesi le­

hine bir fark bulunamamıştır. Sporcuların müsabaka öncesi kaygı puanlarında artış olmamış­

tır. Sporcuların kaygılarının artmaması, kaygının fizyolojik bir göstergesi olarak kabul edilen kalp atım hızında da bir değişiklik meydana gelmemesine neden olmuş olabilir.

(11)

Antrenman dönemi ve müsabaka öncesi alınan sürekli kaygı puanlan arasında müsaba­

ka öncesi lehine bir farklılık olacağı bekleniyordu. Bu çalışmanın bulguları bu denenceyi des­

teklememektedir. Antrenman dönemi ve müsabaka öncesi alınan sürekli kaygı puanları ara­

sında anlamlı fark bulunamamıştır. Öner (1977)' e göre sürekli kaygı, geçici olmayan ve bire­

yin çevresindeki olayları ve uyarıcıları belirli bir şekilde algılama tarzını ya da tutumunu yansı­

tan bir kişilik boyutu olarak kabul edilmektedir. Kremer ve Scully (1994)' e göre sürekli kaygı değişmeyen (stabil) bir kişilik özelliğidir. Sürekli kaygının bir kişilik özelliği olarak kabul edilme­

si nedeniyle, hem antrenman dönemi hem de müsabaka dönemindeki sürekli kaygı puanlan arasında farklılık bulunmaması olağandır. Çünkü deneklerin kısa süre içinde sürekli kaygıları­

nın değişmesi beklenemez. Sürekli kaygısı yüksek olan bireyler tehdit edici durumlara durum- luk kaygının daha şiddetli düzeyleriyle tepki verirler.

Antrenman dönemi ve müsabaka öncesi alınan durumluk kaygı puanları arasında müsa­

baka öncesi lehine bir farklılık olacağı bekleniyordu. Yapılan istatistiksel analizler sonucu her iki dönemdeki durumluk kaygı puanları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Fakat denence- nin tersine farklılık, müsabaka öncesi ölçülen durumluk kaygı puanlarından değil, antrenman döneminde ölçülen ikinci durumluk kaygı puanlarından kaynaklanmıştır. Yine daha önce de belirtildiği gibi, bu müsabaka sporcuların durumluk kaygı düzeylerinde bir artış yapacak kadar önemli bir müsabaka olmayabilir ve sporcuların müsabaka öncesi durumluk kaygılarında bir artış meydana gelmeyebilir. Martens ve Ark. (1990)' na göre durumluk kaygı, gerginlik ve en­

dişe ile karakterize edilen o andaki heyecansal yaşantıdır. Öner (1977)'e göre durumluk kay­

gı, geçicidir ve duruma bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Antrenman döneminde ikinci durumluk kaygı puanlarının, diğer günlerdeki puanlardan farklılık göstermesi, sporcuların o gün yaşadıklarına ilişkin olarak durumluk kaygılarında bir artış meydana gelmesi sebebiyle olabilir. Yani sporcuların o gün antrenmanda yaşadıkları bir olay nedeniyle durumluk kaygıla­

rı artmış olabilir. Gould ve Ark. (1984)'nın CSAI-2 ile yaptıkları çalışmada bilişsel kaygının so­

matik kaygıya göre çok daha önce yükseldiğini ve müsabakaya kadar stabil seyrettiğini bul­

muşlardır. Bu çalışmada antrenman döneminde durumluk kaygı ölçümlerinin kaygıyı farklı bo­

yutlarda değerlendirecek bir araçla yapılmış olmaması nedeniyle, antrenman döneminde du­

rumluk kaygıdaki artış, belki de bilişsel kaygıda meydana gelen bir artış sebebiyle olabilir. Du­

rumluk kaygıyı tek boyutlu olarak ölçen bir envanter kullanılması nedeniyle, durumluk kaygı­

nın boyutlarında meydana gelmesi olası değişiklikler ölçülememiş olabilir.

Huband ve Mc Kelvie (1986), 42 üniversiteli sporcuda müsabaka durumluk kaygısını de­

ğerlendirmişler ve sürekli kaygıları yüksek olan sporcuların, sürekli kaygıları düşük olan spor­

culara göre müsabaka koşulunda durumluk kaygılarının daha yüksek olduğunu bulmuşlardır.

Sonstroem ve Bernardo (1982)' nun yaptığı çalışmada da sürekli kaygısı yüksek olanlar, da­

ha yüksek müsabaka durumluk kaygısı göstermişlerdir. Yine Scanlan (1978)'ın yaptığı çalış­

mada, müsabaka sürekli kaygısı yüksek olan denekler, müsabaka koşulunda durumluk kay­

gıda daha fazla artış göstermişlerdir. Görüldüğü gibi durumluk kaygının şiddetli yaşanıp ya­

şanmayacağı, sürekli kaygının yüksek olup olmaması ile ilişkilidir. Martens, Burton, Vealey

(12)

(1990)' e göre, çok genç sporcuların müsabaka sürekli kaygıları, daha yaşlı olanlara göre da­

ha düşüktür. Çünkü genç sporcular, henüz müsabakayı kendi benlik saygılarını tehdit eden, değerlendirici bir durum olarak algılayacak kadar sosyalleşmemişlerdir. Bu çalışmanın denek­

leri de oldukça genç sporculardan oluşmaktadır (yaş ortalaması 15±1.2). Deneklerin çok genç olması, nedeniyle ve dolayısıyla sürekli kaygılarının düşük olması durumluk kaygı puanlarına yansımış olabilir ve deneklerin durumluk kaygı puanları düşük çıkmış olabilir.

Antrenman döneminde ölçülen gecelik kalp atım hızı değerleri ile sürekli ve durumluk kaygı puanları arasında İlişki olacağı bekleniyordu. Yine müsabaka öncesi dönemde ölçülen gecelik kalp atım hızı değerleri ile sürekli ve durumluk kaygı puanları arasında İlişki olacağı bekleniyordu. Bu çalışmanın sonuçları bu beklentileri desteklememektedir. Yapılan istatistik­

sel analiz sonuçları bu değişkenler arasında anlamlı ilişki olmadığını ortaya koymuştur. Def- fenbacher (1980), algılanan fizyolojik tepkilerin (heyecanlılık, somatik kaygı gibi) ve gerçek fiz­

yolojik tepkilerin (kalp atım hızı, kan basıncı gibi) aynı şey olarak alınmaması gerektiğini, çün­

kü performansı bağımsız olarak etkilediklerini öne sürmüştür (Akt. Caruso ve Ark., 1990). Kar- teroliotis ve Gill (1987), yaptıkları çalışmalarında kaygının fizyolojik ve psikolojik ölçümleri ara­

sında anlamlı İlişki olmadığını bulmuşlardır. Somatik kaygı, kalp atım hızı ve kan basıncı ara­

sında ilişki bulunamamıştır. Caruso ve Ark.(1990) yaptıkları çalışmada başarı ve başarısızlık koşullarında, kaygının pskolojik ve fizyolojik ölçümleri (frontal EMG) arasında anlamlı ilişki bu­

lamadıklarını rapor etmişlerdir. Caruso ve Ark.(1990) ve Karteroliotis ve Gill (1987)'in bulgula­

rı bu çalışmanın bulgularını desteklemektedir. Bu çalışmada da fizyolojik bir ölçüm olan kalp atım hızı ile psikolojik bir ölçüm olan kaygı puanları arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır.

Yine, Cheatham ve Rosentsvvieg (1982), müsabaka boyunca 15 bayan üniversiteli soft- bol antrenörünün kalp atım hızı ve müsabaka sürekli kaygısı arasındaki ilişkiyi incelemişlerdir.

Kalp atım hızı ve müsabaka sürekli kaygısı arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Yine Yan Lan ve Gill (1984), kaygıyı ölçmek için kullandıkları Durumluk Müsabaka Kaygı Envanteri-2 bi­

leşenleri ve kalp atım hızı arasında anlamlı ilişki bulamamışlardır. Cheatham ve Rosentsvvieg (1982) ve Yan Lan ve Gill (1984)' in bulguları bu çalışmanın bulgularını desteklemektedir. Mü­

sabaka öncesindeki kaygı puanları ile kalp atım hızı arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Bu değişkenler arasında ilişki bulunmaması, değişkenlerin birbirlerine bağımlı olarak değişim göstermediği sonucunu verebilir.

Schvvenkmezger ve Ark. (1979)'nın yaptıkları çalışmada, voleybol oyuncuları, nötral (ant­

renman) ve stres oluşturucu durumlarda (müsabaka) gözlenmiştir. Yürüme ve koşmada alı­

nan mesafe, oyun sırasında yapılan eylemlerin sayısı, maksimal sıçramaların sayısı dikkatli bir şekilde ve tam olarak kaydedilmiştir. Müsabaka ve antrenman durumunda telemetrik olarak kaydedilen kalp atım hızlarının karşılaştırılması, her iki durumda da aynı sayıda top eylemleri olan, yürüme ve koşma adımları aynı sayıda olan, aynı sayıda maksimal sıçramaları olan de­

neklerle sınırlıdır. Sonuçlar, her iki durumda da eşit fiziksel stres miktarı olmasına karşın, mü­

sabaka durumundaki kalp atım hızının antrenman durumuna göre daha yüksek olduğunu gös­

termiştir. Bu sonuçlar her gözlem evresinden önce ve sonra uygulanan STAI'nln durumluk öl-

(13)

çeğindeki artış ile doğrulanmıştır. Burada kullanılan metod, fiziksel stresin sadece çok kaba bir kontrol indeksini vermesine ve belirsiz kalmasına (örneğin, artan kalp atım hızı, test sıra­

sında artan kas gerginliğinin bir sonucu olmayabilir) karşın, çalışma kaygı tepkisinin gösterge­

leri olarak fizyolojik ölçümleri yorumlamaya dikkati çekmektedir. Aynı zamanda bu çalışma, zi­

hinsel stresin göstergeleri olarak kullanılan fizyolojik parametrelerin, fiziksel stresten bağım­

sız olarak ele alınırsa metodolojik problemlerin üstesinden gelinebileceğini göstermektedir. Bu çalışmada da gece ölçülen kalp atım hızlarında, sporcunun fiziksel olmayan sadece psişik gerginliğine ve kaygısına dayalı olarak yükselme olup olmadığını kontrole dayanmaktadır. Fa­

kat elde edilen bulgular fizyolojik ve psikolojik ölçümlerin bağımsız olduğunu göstermektedir.

Müsabaka döneminde kalp atım hızı değerlerinde gece de bir artış gözlenememiştir. Bu bul­

gular dinlenik ya da sadece psikolojik kaygı durumlarında fizyolojik göstergelerde değişiklik ol­

mayacağını göstermektedir denebilir.

Lazarus ve Opton (1966), yaptıkları çalışmada sabit kaygı oluşturucu durumlara farklı fiz­

yolojik tepkiler olduğunu bulmuşlardır. Literatürde hormonal süreçler konusunda da kesin bir görüş birliği yoktur. Bu süreçler sinir sistemi ile yakın ilişkilidir. Bazı yazarlar, kaygı ve korku­

nun bulunduğunu belirlemek ve bunları katekolaminler, adrenalin ve noradrenalin düzeyleri temelinde ayırt etmenin açık bir şekilde mümkün olabildiğini öne sürerken, bazıları da, kate-

kolamin salınımının, heyecanın niteliğine İlişkin bir gösterge olarak değil, sadece heyecansal tepkinin boyutlarının bir göstergesi olarak ele alınabileceğini öne sürmektedirler.

Görüldüğü gibi kaygının fizyolojik göstergeleri konusunda literatürdeki bilgiler tam olarak net değildir. Bu çalışmadaki denekler belki de kaygıya farklı fizyolojik değişkenlerle tepki ver­

miş olabilirler. Bu nedenle kaygı puanları ile fizyolojik bir değişken olan kalp atım hızı arasın­

da anlamlı ilişki çıkmamış olabilir.

Bu çalışmanın bulguları, kalp atım hızının, kaygı ölçümlerinde kullanılmak İçin uygun bir gösterge olmadığını göstermektedir. Eğer kalp atım hızı kaygıyı değerlendirmede tek başına kullanılabilecek bir değişken olarak bulunabilseydi, kalem kağıt testleri kullanılarak kaygının sübjektif olarak değerlendirilmesi yerine, daha objektif bir değerlendirme olan kalp atım hızı kullanılabilecekti. Oysaki elde edilen bulgular fizyolojik ve psikolojik ölçümlerin birlikte kulla­

nılmasını ve fizyolojik değişken sayısının arttırılarak daha sağlıklı ölçüm yapılabileceğini gös­

termektedir. Çünkü kaygı fizyolojik düzeyde bireysel farklılıklarla yaşanmaktadır.

Bu sonuçlar, çalışmanın sporcuların gerçekten önemli kabul edecekleri müsabakalar (Ör­

neğin; Türkiye Şampiyonası ya da uluslararası şampiyonalar) öncesi yapılması gerekliliğini düşündürmektedir. Çalışmanın yapıldığı müsabaka Ankara Kupası olması nedeniyle, sadece Ankara klüplerinin katılımı söz konusu olmuştur. Bundan dolayı hemen hemen tüm sporcular rakiplerini çok iyi tanımakta ve hangi sırada yer alacaklarını tahmin edebilmekteydiler. Ayrıca kupanın kazanılması sporculara Türkiye sıralamasında iyi bir yere gelmek gibi bir statü de ka­

zandırmıyordu. Bu nedenle sporcuların müsabaka öncesi kaygı düzeylerinde bir farklılık mey­

dana gelmemiş olabilir. Tüm bu nedenlerle çok daha önemli bir müsabaka öncesi böyle bir çalışmanın yapılması durumunda farklı sonuçlar çıkabilme olasılığı bulunmaktadır. Bu bağlam-

(14)

da çalışmanın daha önemli bir müsabaka öncesi yapılması yararlı olabilir.

Landers, Christina, Hatfield, Daniels ve Doyle (1980), elit tüfek atıcılarında tetiği çekme­

den hemen önce kalp atım hızının yavaşladığını bulmuşlardır. Wang ve Landers (1988), okçu­

larda benzer sonuçlar bulmuşlardır. Okçular oku bırakmadan önceki saniyelerde kalp atım hı­

zında aşamalı (progresif) bir yavaşlama sergilemişlerdir. Beceriklilik kazanmış okçular, daha az beceriklilik kazanmış olanlara göre önemli oranda daha büyük kalp atım hızı yavaşlaması göstermişlerdir. Araştırmacılar bu okçuların performans esnasında konsantrasyonlarını daha iyi kontrol edebildiklerini öne sürmektedirler. Ayrıca Boutcher ve Zinsser (1990), golfçülerle yaptıkları çalışmalarında elit golfçülerin, yeni başlayanlara göre önemli oranda daha büyük kalp atım hızı yavaşlaması sergilediklerini bulmuşlardır (Akt. Boutcher, 1992). Kalp atım hızı­

nın yavaşlamasının çok önemli olduğu bu gibi becerilerde, artan kaygının kalp atım hızını ar­

tırması performansı etkileyen önemli bir öğedir. Kaygının aşırı yükselmesiyle birlikte kalp atım hızının artması performansa zarar verecektir. Böyle durumlarda sporcunun yüksek kaygılı ol­

duğu belirlenerek kaygıyla başa çıkma teknikleri (gevşeme çalışmaları gibi) uygulanması yo­

luyla performansa yardımcı olunabilir. Böyle bir çalışma okçular ya da atıcılarda atışın hemen öncesinde kalp atım hızlarının takip edilmesi şeklinde yapılabilir. Kaygının müsabaka öncesi gecesinden daha çok, hemen müsabakadan önce daha fazla artması söz konusu olabilir. Atış öncesi hareketsiz anların bulunduğu böyle becerilerde bu çalışmanın yapılması, kalp atım hı­

zının bir kaygı göstergesi olup olamayacağı konusunun daha İyi irdelenmesini sağlayabilir.

Daha önce de değinildiği gibi, Lacey, Bateman ve Van Lehn (1953)'in "tepki stereotipi" il­

kesine göre bireyler, kaygıya farklı fizyolojik göstergelerle tepki verebilirler. Bu nedenle araş­

tırmalarda fizyolojik uyarılmışlığın çoklu göstergelerinin kullanımı yoluyla bireysel tepkiler gö- zardı edilmemiş olur. Kalp atım hızı, galvenlk deri tepkisi, solunum oranı gibi birden fazla fiz­

yolojik değişkenin kullanılması sonuçların güvenirliği açısından yararlı olabilir.

Türkiye'de çok boyutlu kaygı ölçümünde kullanılabilecek envanterlerin olmayışı da bir sı­

nırlılık doğurmaktadır. Oysa spor psikolojisi literatürüne bakıldığında, kaygının çok boyutlu ol­

duğu yaklaşımının geniş oranda kabul edildiği görülmektedir. Ama ülkemizde böyle envanter­

lerin bulunmayışı, araştırmaları sınırlamaktadır.

Bu çalışma hem içedönüklerde hem de dışadönüklerde yapılabilir ve sonra her iki grup karşılaştırabilir. Böylece kişilik değişkenlerinin ne kadar etkili olduğu ortaya konabilir.

KAYNAKLAR

Akgün, N. (1992). Egzersiz Fizyolojisi, izmir: Ege Ü. Basımevi.

Anshel, M.H., Freedson, P., Hamili, J., Haywood, K., Horvat, M., Plowman,S. (1991). Dictionary of The Sport and Exercise Sciences. Champaign : Human Kinetics Books.

Bayar, P. (1983). Atletlerin Kişilik Özellikleri. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara : Ankara Üniversitesi.

Boutcher, S.H.(1992). Attention and athletic performance: An Integrated Approach. Advances in Sport Psychology. (Edit.) Thelma S.Horn, Champaign: Human Kinetics Publishers. 251-263.

Bunker, L.K. (1985). The effect of anxiety and arousal on performance "Psyching Them Up, Not Out"

. Sport Psychology. (Edits.) Bunker, L.K., Rotella, R.J., Reilly, A.S. Michigan: Mc Naughton and Gunn Inc. 151-164.

(15)

Caruso, C M . , Dzewaltowski, D.A., Gill, D.L., Me Elroy M.A. (1990). Psychological and physiological changes in competitive anxiety during noncompetition and competitive success and failure. Journal of Sport and Exercise Psychology. 12, 6-20.

Cox, R.H. (1994). Sport Psychology Concepts and Applications. Dubuque :Wm. C. Brown Pub­

lishers.

Dressendorfer, R.H., Wade, C.E., Scaff, J.H. (1985). Increased morning heart rate in runners: A va­

lid sign of overtraining ? . The Physician and Sports Medicine. 13 (8), 77-86

Ergen, E. (1992). Egzersize dolaşımsal uyumlar. Spor H e k i m l i ğ i . Ankara: TTB Spor Hekimliği Ya¬

yin No: 1

Ergen, E., Demirel, H., Güner, R., Turnagöl, H. (1993). Spor Fizyolojisi. Eskişehir: Anadolu Ü.

Fremont, T , Means, G.H., Means, R.S. (1976). Anxiety as a function of task performance feedback and extraversión-introversión. The Measurement of Personality. (Edit.) Eysenck, H.J., Lancaster: MTP Press Limited. 301-304

Gill, D.L. (1986). Psychological Dynamics of Sport, Illinois: Human Kinetics Books.

Gould, D., Horn, T , Spreemann, J. (1983). Competitive anxiety in junior elite wrestlers. Journal of Sport and Exercise Psychology. 5, 58-71.

Gould, D., Krane, V. (1992). The arousal - athletic performance relationship: Current status and fu­

ture directions. Advances in Sport Psychology. (Edit.) Thelma S. Horn, Champaign: Human Kinetics Publishers. 119-141.

Gould, D., Petlichkoff, L., Weinberg, R.S. (1984). Antecedents of, temporal changes in, and relati­

onships between CSAI-2 subcomponents. Journal of Sport Psychology. 6, 289-304.

Hackfort, D., Schwenkmezger, P. (1989). Measuring anxiety in sports: Perspectives and problems. An­

xiety in Sports. (Edits). Hackfort, D., Spielberger, C D . New York: Hemisphere Publishing Corporation.

Harris, D.V., Williams, J.M. (1993). Relaxation and energizing techniques for regulation of arousal.

Applied Sport Psychology. Edit. Jean M. Williams, California: Mayfield Publishing Company.

Hassett, J. (1978). A Primer of Psychophysiology. San Francisco: W.H. Freeman and Company.

Hatfield, B.D., Landers, D.M. (1983). Psychophysiology - A new direction for sport psychology. J o ­ urnal of Sport Psychology. 5, 243-259

Huband, E.D., Mc Kelvie, J.S.(1986). Pre and post game state anxiety in team athletes high and low in competitive trait anxiety. International Journal of Sport Psychology. 17, 191-198

Janssen, P.G.J.M. (1994). Training Lactate Pulse-Rate. Oulu: Polar Electro Oy.

Karlkosk, O. (1991). Dlnlenim kalp atım hızı . Çev. Serdar Arıtan. Atletizm Bilim ve Teknoloji Der­

gisi. 4, 34-35

Karteroliotis, C , Gill, D.L. (1987). Temporal changes in psychological and physiological components of state anxiety. Journal of Sport Psychology. 9, 261-274.

Kremer, J.D., Scully, D.M. (1994). Psychology in Sport. London: Taylor & Francis Ltd.

Landers, D.M., Boutcher, S.H. (1993).Arousal-performance relationship. Applied Sport P s y c h o ­ logy. (Edit.) Jean M. Williams, California: Mayfield Publishing Company.

Landers, D.M., Wang, M.Q., Courtet, P. (1985). Peripheral narrowing among experienced and inex­

perienced rifle shooters under low- and high-stress conditions. Research Quarterly For Exercise and Sport. 56 (2), 122-130.

Liederbach, M., Gleim, C.G.W., Nicholas, J.A. (1992). Monitoring training status in professional bal­

let dancers. Journal of Sports and Medicine Physical Fitness. 32, 187-195

Martens, R., Vealey, R.S., Burton, D.(1990). Competitive Anxiety in Sport. Champaign: Human Ki­

netics Books.

Öner, N. (1977). Durumluk-Sürekli Kaygı Envanterinin Türk Toplumunda Geçerliği. Yayınlanmamış Doçentlik Tezi, Ankara : Hacettepe Üniversitesi

Raglin, J.S. (1992). Anxiety and Sport Performance. Exercise and Sport S c i e n c e s Reviews. 20, 243-274.

Sonstroem, R.J., Bernardo, P. (1982). Intraindividual prégame state anxiety and basketball perfor­

mance: A re-examination of the inverted-U curve. Journal of Sport Psychology. 4, 235-245.

Sulnn, R.M. (1987). Behavioral approaches to stress managemet in sports. Sport Psychology.

(Edits.) May, J.R., Asken, M.J. New York: PMA Publishing Corp.

Weinberg, Gould, (1995). Foundations of Sport and Exercise Psychology. Champaign: Human Kinetics.

Yan Lan, L , Gill, D.L. (1984). The relationship among self-efficacy, stress response, and a cogniti­

ve feedback manipulation. Journal of Sport Psychology. 6, 227-238

Referanslar

Benzer Belgeler

Bu çalıĢmada Türkiye’nin ilk Yüksek Hızlı Tren (YHT) hattı olan Ankara-EskiĢehir YHT hattında yapılan hat kontrol çalıĢmalarından elde edilen geometri

The main purpose of a defensive operation is to cause an enemy attack to fail. The two main types of defensive operations are area defense and mobile defense. The area defense

Ve ne kadar bilgi yoksulu görürüm; her gün her meseleyi hemen kavra­ dım sanmak gafleti içinde. Çok esef edilecek

Portal hipertansif biliopati (PHB) portal hipertansiyonu olan vakalarda safra yollarında ve safra kesesi duvarında görülen anormalliklerin tümü olarak tanımlanır.. Prospektif

Sekizinci deneyde mıknatıs sayısı yedinci deneye göre dört fazla olduğu için mıknatısla çekilen tozlar ile yüzey arasında olan sürtünme daha baskın olduğu için

Evvelâ, şahsen jeoloji ilmine değerli eserler vermiş, kontribüsyonlar yapmıştır: İstanbul-Batı Tarafı Jeolojik Yapısı, Kuzey Anadolu'da bir Dep- rem Çizgisi gibi etüdleri;

Şöyle ki, Halvetîliğin Uşşâkiyye kolundan Ömer Karîbî, Âlim Sinan Efendi, Kuloğlu Mustafa Efendi’nin, Câhidiyye kolundan Ahmed Câhidi Efendi’nin

Of the children, who participated in the study, 64.7% stated that they experienced different levels of fear during circumcision, 54.6% stated that they experienced different levels