Suruç, IŞİD, Koalisyon ve Ufuktaki Erken Seçim

Tam metin

(1)

Güncel konularla her Çarşamba

Bir erken seçim yerine, düşe kalka işleyecek de olsa bir koalisyon hükümetinin kurulması, Türkiye’nin acil sorunları gündeme geldikçe uzlaşma zorunluluğu içinde çatışmayla da olsa sorunların çözülebilmesi, hem Türkiye’yi çevreleyen politik riskler, hem de dünyada sonbahardan itibaren daha da sertleşerek değişecek olan ekonomik iklim içinde çok yaşamsal bir ihtiyaç.

Ancak, büyük Suruç acısının, Türkiye’yi erken seçim sarmalından çekip çıkarabileceğini iddia etmek kolay değil.

Suruç eğer bir dönüm noktasıysa, şimdilik dönülen yolun bir koalisyon hükümeti kurulmasındansa, erken seçimmiş gibi göründüğünün altını çizerek vurgulamak gerek.

Bu erken seçim kararı alınırsa, ki Suruç bu dönemece girildiğinin önemli bir işareti olabilir;

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasetteki ağırlığının devam

edeceğini, iç ve dış konjonktür gereği belirsizliklerle dolu bir ortamın önümüzdeki aylarda Türkiye siyaset sahnesine ve ekonomisine damga vuracağını kavrayarak, buna göre hazırlıklı olmaya çalışmakta fayda var.

Hiçbir terör saldırısının tekrarlanmamasını dileriz.

Suruç, IŞİD, Koalisyon ve Ufuktaki Erken Seçim…

Türkiye bayram tatili

sonrasından, 23 Ağustos’a kadar kurulması planlanan koalisyonun detayları üzerinde AKP ve CHP heyetlerinin çalışmaları

hızlandıracağı bir haftaya

hazırlanırken, terör yeniden çirkin yüzüyle ağırlığını koydu.

Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde Pazartesi sabah saatlerinde

22 Temmuz 2015

patlayan canlı bomba Türkiye’nin her yerinden gelen çoğu

üniversiteli 32 genç insanın canına mal oldu. Aynı gün ilerleyen saatlerde, Adıyaman’da PKK ve asker arasında çıkan çatışmada yine çok genç bir uzman onbaşı hayatını kaybetti.

Koalisyon çalışmaları bir anda gündemde ağırlığını

kaybederken, dikkatler IŞİD ve PKK eksenleri üzerine yoğunlaştı.

Haftanın Ortası

Grafik 1: IŞİD Hücrelerinin Bulunduğu Ülkeler

Grafik 2: IŞİD’e Bağlılık Yemini Eden Örgütlerin Bulunduğu Ülkeler

Kaynak: NY Times, Egeli & Co .

(2)

Türkiye’nin Suriye politikasının çevrelediği konunun esas merkezinde iç politikadaki mevcut güç dinamikleri var.

İyi bilindiği üzere Suriye’deki iç savaşın başlamasıyla beraber, Ankara açıkça Esad’ı devirmeyi hedef tahtasına koymuştu. Bu amaçla başta Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olmak üzere Suriye’de muhalif gruplara destek verirken, bir yandan da üstü örtülü şekilde IŞİD

militanlarına ”silah ve lojistik destek” sağlamakla

suçlanmaktaydı. Muhalefet partileri AKP hükümetini Suriye’nin iç savaşında bir tarafa fazla angaje olmakla eleştirirken; AKP’nin Suriye topraklarında olan bitene bakışında Sünnilik

perspektifinin etkisi yanında Türkiye’nin uzun sınırı boyunca ABD’nin de açık desteği ile güçlenen Kürt varlığından duyduğu rahatsızlık etkili olmaktaydı.

7 Haziran sonrasında henüz bir koalisyon kurulamadığı

ortamda son dönem Türk dış politikasının mimarları

Davutoğlu-Erdoğan için Suriye politikasında Esad’ı

koltuğundan indirmek hala en ön sırada görünüyor. Batılı

müttefiklerin ise giderek Esad ile işbirliğine yaklaşmasıyla bu amacında yalnızlaşan AKP,

“ayrılıkçı” Kürtleri, IŞİD

cihatçılarına kıyasla daha büyük bir tehdit varsaymaya devam etmekteydi- ta ki yakın zamana kadar.

ABD’nin IŞİD özel temsilcisi Allen ve heyeti seçimin hemen

ardından Ankara’daydı ve hükümet yetkilileri ile yoğun toplantılar yaptı. Daha iki hafta önce ABD Savunma Bakanı Carter Ankara’dan Suriye sınırında güvenliği artırmasını istedi. Temaslar sonrasında ortaya çıkan görüntü, Ankara’nın

IŞİD’e karşı daha sert bir tavır alması gereğinde ikna edildiği oldu. Tabi, Türk askerini Suriye içlerinde tampon bölge

yaratmak üzere Suriye’ye

sokma tehdidi yapan Ankara da, askeri Suriye’ye yollamasına gerek kalmadan şimdilik güney sınırında tamamlanmış bir “Kürt koridoru” yaratılmasının önüne geçmiş görünüyor.

ABD heyetiyle yapılan görüşmelerin ardından, Türkiye’nin IŞİD politikası da

“yumuşakça” sertleşmeye başladı. Seçimi izleyen

haftalarda, IŞİD’e Türkiye’den militan sağladığı belirtilen kişiler gözaltına alınmaya, IŞİD

cihatçılarının çeşitli internet Grafik 3: Türkiye’nin Suriye Sınırı- Suruç ve Kobani

Kaynak: AlJezeera Türk, Egeli & Co .

(3)

sitelerine erişim engeli getirilmeye ve sınırdan

geçmeye çalışan IŞİD cihatçıları ordu tarafından yakalanmaya başlandı. Ancak değişime rağmen, hükümetin topyekün Türkiye içindeki IŞİD birimlerini veya sempatizanlarını hedef aldığını da söylemek mümkün değil.

Times Orta Doğu muhabiri Coghlan’ın iddiasına göre, Ankara’nın neden sonra topraklarında ve sınırın ötesindeki IŞİD’li vahşi cihatçıları “görmeye”

başlamasıyla Suruç’ta yaşanan katliamın arasında doğrudan bir bağlantı var. Bu teze göre; iki yıldan bu yana Türkiye

sınırından karaborsada sattığı petrol karşılığı yaptığı silah kaçakçılığı ve topladığı

“askerler” açısından gördüğü dolaylı himaye nedeniyle Türkiye’yi hedef almayan bu vahşi köktendinci örgütün, Türkiye hesabı artık değişmiş durumda. Hatta son haftalarda IŞİD’in Türkiye içindeki örgüt odaklarına yapılan baskınlar sonrasında şimdiye kadar Türkiye’yi hedef almaktan kaçınan IŞİD; Suruç

katliamından sonra Türkiye

içindeki saldırılılarına devam edecek noktaya gelmiş durumda.

Times gazetesine göre, Suruç katliamı IŞİD terörünün Türkiye saldırılarının daha başlangıcı.

Özellikle, ABD hava

kuvvetlerince desteklenen Kürt güçlerinin IŞİD’li cihatçıları sınır bölgesinde kontrol ettikleri alanlardan birkaç kilometre uzaklaştırması sonrasında, IŞİD’in Türkiye’de yeni

hedefleri arasında Türkiye’nin batısındaki turizm bölgeleri var.

Üstelik bu tür saldırıları organize etmek için IŞİD, cihatçılarını destekleyen ve AKP tabanında bir kesimin sempati duyduğu Türkiye’deki koyu İslamcı destek ağını ve uyuyan hücrelerini kullanabilir.

Söylemeye elbette gerek yok;

artmasından korku duyulan bu tür katliamlar ister koalisyonu seçmiş ister erken seçime yönelmiş bir Türkiye’yi önemli ölçüde istikrarsızlaştırabilir.

Temelde Suriye topraklarının belli bir bölümünde şeriat devleti kurmayı hedefleyen IŞİD’in Türkiye ile açıktan savaşa girmesi akla çok yatkın

gelmiyor. Ancak, Türkiye dahil bir çok ülkede uyuyan

hücrelerle var olan eli kanlı örgütün, Türkiye üzerinden geçtiği öne sürülen kritik “göç yolu” Suruç sonrasında artması beklenen güvenlik önlemleri nedeniyle tehlikeye girerse, başka saldırılar

gerçekleştirmeyeceklerini iddia etmek de akıllıca değil.

Keza Suruç, IŞİD’in Türkiye’de gerçekleştirdiği ilk terör eylemi değil. Suriye ve Irak’ta akıllara durgunluk verici vahşilikle katliamlar yapan bu örgütün adı Türkiye’de son dönemlerin kanlı olaylarında geçmişti. Mayıs 2013’te Reyhanlı’da 52 kişinin canını alan ve ilk başta Esad’ın sorumlu tutulduğu bombalı saldırı; Mart 2014’te Niğde- Ulukışla’da jandarma ile çatışarak üç kişiyi şehit eden Avrupa uyruklu IŞİD militanları;

Haziran 2014’teki Musul Konsolosluğu baskını; Ekim 2014 Süleyman Şah Türbesi kuşatması; Ocak 2015’te Sultanahmet’te Emniyet Müdürlüğü önündeki canlı bomba saldırısı; seçim öncesi Mayıs 2015’te Adana ve Mersin’de HDP il merkezlerine

(4)

eş zamanlı yapılan bombalı saldırılar ve seçime iki gün kala HDP Diyarbakır mitinginde dört kişiyi öldüren bombalı saldırı hemen ilk bakışta

sıralanabilecek olaylar.

Bu uzun liste içinde yer alan olaylar daha çok Kürtleri hedef almış gibi olsa da,

Independent’a konuşan Atlantik Konseyi adlı düşünce

kuruluşunun Türkiye ve Suriye uzmanı Stein’a göre, şimdiye kadar IŞİD’in Türkiye’de adının karıştığı terör olayları yine de rastgele düzenlenmiş bir

görüntü içinde. Independent’ın

yazdıklarına göre ise, Suruç’taki patlama, boyutu itibarıyla IŞİD’in bu son seferde çok ileri düzeyde bir saldırı gerçekleştirdiğini gösteriyor.

Bu şekilde seviye artıran bir saldırının, Türkiye’nin NATO müttefiklerinin geçirgen Suriye sınırını daha sıkı denetlenmesi isteğine cevap vermeye

başlamasından sonra gelmesi, zaten buradaki kritik noktaya işaret etmekte. Keza,

Türkiye’nin Suriye politikasında değişimin başlaması ve

özellikle Suruç sonrasında kontrolleri artırması ile sonuç alması, gelinmiş olan noktada ne kadar zor bir işse, artan kontroller karşısında IŞİD saldırılarına maruz kalma riski de o kadar yüksek.

İran’dan Hatay’a doğru gelen eksenden bakıldığında

Türkiye’nin Suriye sınırı, zaten büyük ölçüde artık Irak ve Suriye Kürtlerinin kontrolü altında. Suruç’un merkezi ile tam karşısında ve YPG

kontrolündeki neredeyse son nokta olan Kobani merkezi arasındaki mesafe 23km.

Hemen ardından da Hatay’a kadar olan yaklaşık 100km’lik sınır boyunca (hani Kürt koridorunu önlemek için Türk askerlerinin konuşlandırılmasının planlandığı) Suriyeli muhalif güçler ile IŞİD arasında mücadele devam etmekte.

IŞİD’in Kobani hevesinin bitmediğini hesaba katarsak, Türkiye’nin Suriye sınırının en az üçte biri, IŞİD’li cihatçılara karşı verilen mücadelede kontrolü zor bir bir cephe hattı konumunda.

Bir de tabi, Türkiye’nin çok çeşitli illerine dağılmış halde sayıları iki milyona yaklaşan Suriyeli mültecilerin varlığı, Grafik 4: Suriye ve Irak- Arazi Kontrol Haritası (13 Temmuz 2015)

Kaynak: Kurdi24, Egeli & Co.

(5)

Türkiye’nin IŞİD militanları üzerine sıkılaştırmaya çalıştığı kontrolü iyice zora sokan bir durum.

Suruç sonrasında koalisyon ihtimalleri düştü mü?

AKP ve CHP arasında ağır çekim devam etmekte olan koalisyon görüşmeleri içinde,

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da hesaba katarak aslında üç taraf bulunduğunu söylemek

mümkün. Her üç tarafın görüşlerini aktaran basında yazılan-çizilen ise henüz bu üçlü arasında ortak bir zemine

yaklaşıldığı izlenimini vermiyor.

İki tarafın da açıkladığı ilkeler üzerinden yapılacak “alt

görüşmeler” yarın başlayıp daha bir 10-12 gün kadar devam ettikten sonra geriye iki seçenek kalacak. Ya hükümet kurmak için kalan son 10 günde “alt görüşmeler” sayesinde yapılan netleştirmeler üzerinden

koalisyon müzakereleri başlayacak; ya da

Cumhurbaşkanının erken seçim lafının psikolojik

olumsuzluklarını bertaraf etmek üzere yürürlüğe soktuğu

“yeniden seçim” takvimi çok muhtemel Ekim-Kasım 2015 için çalışmaya başlayacak.

Tekrarlanacak bir seçim

öncesinde, bu “istikşafi” (keşif amaçlı) görüşmeler bir yıldırma politikası olarak düşünülseydi;

herhalde bundan daha etkili uygulanamazdı.

Dikenli alt başlıklar arasında en çok öne çıkan konular elbette Erdoğan’ın yetki sınırları, yolsuzluk iddiaları ve dış politika. Ekonomi tarafıysa sorunlu görünse de, son

kertede uzlaşmaya en açık alan gibi görünüyor.

CHP’nin koalisyon

görüşmelerini ele alışı diğer “iki tarafa” göre çok daha şeffaf.

CHP koalisyonu imkansız hale getiren taraf olmak

istemeyerek masada sonuna kadar oturacak gibi ama

Başbakan Davutoğlu ile anlaşsa bile, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu anlaşmanın bir ortak

çalışma haline gelmesini

engelleyeceği düşüncesi içinde.

Yine de, başta CHP sözcüsü Haluk Koç’un konuşmalarından

anlaşıldığı üzere, iktidar ortağı adayı olarak uzun yıllardan sonra yeniden spotların altında olmak CHP’nin hoşuna gidiyor.

Ancak, seçim öncesinde Türkiye’nin dış politikası ve özellikle Suriye politikasına yaptıkları eleştirilerde son derece ciddiler. CHP, Dışişleri

Bakanlığı’nı Türkiye’nin dış politikada girdiği bataklıktan çıkması için vaz geçilmez şartı olarak öne sürüyor. Hatta Kılıçdaroğlu’nun adı da Dışişleri Bakanı adayı olarak geçiyor. Bir de kulis bilgilerinden yansıyan, seçimden bu yana dış heyet ziyaretlerinde en çok öne çıkan arzulardan arasında-

Davutoğlu’nun kendi çizdiği yoldan geri dönmesinin zorlukları veri olarak alınırsa- %66’lık bir büyük koalisyonu fırsat bilerek CHP’li bir bakanın Türk dış politikasını yumuşatmak için adımlar atması var.

Suruç katliamı CHP’nin dış politikayı yeniden biçimlendirme isteğini elbette perçinleyecektir.

Bu değişimin odak noktası ise tabi Türkiye’nin Suriye politikası

olacak- ki Erdoğan/Davutoğlu karşı taraf olunca; bu durum

(6)

Erdoğan’a yakın kesim olarak da gruplandırılabilir- erken seçim isteğini bağıra bağıra ifade

etmekte. Yapılan son anketlerde AKP’nin oy oranının %45

seviyesine yakın olduğunu, zaten Türk halkının da seçimden bu yana ortaya çıkan görüntüye bakarak AKP’yi tek parti hükümeti yapmamış olmaktan pişmanlık duyduğunu ve AKP’nin de (muhtemelen söz konusu dört bakanı kast ederek) hatalarından ders çıkardığını söylemekte. Bu mantık çizgisindeki bir analizin karmaşık etkileşimleri fazla basite indirgediğini söylemek gerek.

Ancak, net olan bir bakış var o da, AKP içinde önemli sayılan bir kesimin herhangi bir koalisyon hükümetinin amacını Erdoğan’ı sınırlandırmak değil, tasfiye etmek olarak okuması ve buna engel olmak için blok halde saf tutmaya hazır oldukları.

AKP içinde, aralarında Başbakan Davutoğlu’nun da dahil olduğu, eski kurmaylarının ağırlıkta olduğu bir kesim, yapılacak bir erken seçimde sonuçların bugünden kestirilemeyeceğini savunuyor. AKP oylarının

anketlerde şu anda bir –iki puan koalisyon kurulmasını başlı

başına zorlaştıran bir gelişme haline gelmiş olmakta.

Koalisyon görüşmelerinin bir diğer tarafı olan AKP’de ise deniz tam anlamıyla fırtınalı…

Bir kere Suruç’ta yaşanan can kaybı ve IŞİD bağlantısı, Başbakan üzerinde gerçekten bir şok yaratmış olsa da dış politikada olası hataların yapılmış olduğunu tartışmaya açık bir görüntü içinde değil.

Bu anlamda Suruç, AKP’yi dış politikayı CHP’ye devredecek noktaya taşıyacak kırılmayı gerçekleştirmeye yetmemiş gibi duruyor. Bu nedenle Suruç’ta yaşananlar, AKP’nin ağır

toplarından Hüseyin Çelik’in bu haftaki beklenmedik çıkışında ifade ettiği gibi AKP’nin yanlış söylemleri sonucu AKP’den HDP’ye giden %4,5 oyun geri dönmesine engel teşkil

edebileceği gibi, bölgede AKP’nin elinde kalan son Kürt oylarını da HDP’ye

kilitleyebilecek güçte.

Diğer yandan, AKP içinde bir kesim- ki genel olarak

yükselse dahi, seçim geri sayımı başladıktan sonra yaşanacakların mevcut koalisyon tablosunu değiştirmeyebileceğini ekliyor. Ya da endişe duyuyor demek gerek.

Davutoğlu’nun erken seçime hazır olun mesajını ağzından düşürmemesi bir halkla ilişkiler çalışması olarak yorumlanıyor bu nedenlerle.

Bizzat Davutoğlu’nun talimatıyla, seçim barajının %7’ye

indirilmesinden atamaların eski koalisyon hükümetlerinde olduğu üzere dörtlü kararnamelerle yapılmasına, HSYK’nın hakimler ve savcılar kurulları olarak ikili bir yapıya bölünmesine, seçim

kanununda bir takım

değişikliklere ve hatta ortaklar arasında olası krizlerde iletişi sağlayacak bir kriz heyetinin kurulmasına kadar planlar

yapılmış durumda. Tabi, Erdoğan faktörü bir kenara konarak

yapılmış çalışmalar bunlar.

AKP Genel Başkan Başdanışmanı Çelik hafta başında Hürriyet’e verdiği uzun röportajda, çok güçlü bir şekilde AKP-CHP koalisyonuna destek açıklarken, bir yandan da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim öncesinde

(7)

yaptığı “açılışları” açıkça eleştirdi. Cemaatle savaşta (ki bunu yargı alt başlığı olarak okumak gerek) ve yolsuzluklar dört bakanla sınırlandırıldığında, Çelik, CHP ile ortak zemin

yakalanacağına inanıyor.

Cumhurbaşkanının yetki sınırları ise çok muhtemel AKP’nin söze dökmek istemediği bir anlaşma sonucunda gerçekleşecekse gerçekleşecek. Fakat bu da işlerin aksadığı noktada CHP içinde Kılıçdaroğlu’nun liderliğini konu edeceği için, koalisyon çalışmaları içinde sorunlu bir konu olmaya devam edecek gibi duruyor.

Hüseyin Çelik’in Erdoğan’a açık eleştiriler yönelttiği açıklamalar içinde en dikkat çekici olan, herhalde, “Parti için gerektiği noktada davet aldığında” eski Cumhurbaşkanı Gül’ün siyasete AKP’nin başına geçerek geri dönebileceği sözleriydi ki; yakın zaman için, olaylar daha da sarpa sarmadan önce, gerçekçi görünmüyor.

AKP-CHP koalisyon

çalışmalarının bir de Erdoğan cephesi var ki herhalde en net taraf olarak da Erdoğan ortaya

çıkıyor. Cumhurbaşkanı, son derece sistematik şekilde seçimi izleyen günlerden bu yana seçimlerin

yenilenmesinden yana bir tavır içinde. Söyleminde 7

Haziran’da Türk halkının açıkça reddettiği başkanlık sisteminin lafı dahi artık geçmiyor.

Ancak, olası bir AKP-CHP koalisyonunda gücünün aşındırılması söz konusu olacağından; koalisyon yerine erken seçim riskini alarak 276’ya ulaşan bir tek parti AKP hükümeti ile yarı başkanlık uygulamasını denemek ister bir görüntü içinde. Hele ki

seçimden sonra ortaya çıktığı üzere, AKP bir erken seçimde 276’yı kıl payı alsa bile, MHP’nin Meclis Başkanlığı seçiminde ortaya koyduğu tavır ışığında yasamada çok da zorlanmadan iktidarı devam ettirebilir.

Böyle bir iktidarın, Türkiye’ye istikrar getireceğini söylemek ise çok kolay değil çünkü geçmiş hükümet

deneyimlerinin gösterdiği siyaseti bu kadar zorlayarak pek uzun bir yola

çıkılamayacağı.

Suruç bir büyük acı…

Suruç’ta yaşanan olay, Türkiye’de geniş bir yelpaze için önemli bir kırılma noktası olarak hafızalarda yer edecek. Gülen gözlerle fotoğraflardan bakan genç insanların parçalanmış

bedenlerinin görüntüleri uzun süre akıllardan silinmeyecek.

Ancak, büyük Suruç acısının, Türkiye’yi erken seçim

sarmalından çekip çıkarabileceğini iddia etmek kolay değil.

Bir erken seçim yerine, düşe kalka işleyecek de olsa bir

koalisyon hükümetinin kurulması, Türkiye’nin acil sorunları

gündeme geldikçe uzlaşma zorunluluğu içinde çatışmayla da olsa sorunların çözülebilmesi, hem Türkiye’yi çevreleyen politik riskler, hem de dünyada

sonbahardan itibaren daha da sertleşerek değişecek olan ekonomik iklim içinde çok yaşamsal bir ihtiyaç.

Koalisyon çalışmalarının

tamamlanmasına evet daha 31 gün var. Ancak, Suruç

sonrasında yapılan açıklamalar, erken seçimin Meclis dengelerini etkileyebileceği umuduna artan

(8)

Bu doküman Egeli & Co. Portföy Yönetim A.S. (“Egeli & Co.”) tarafından hazırlanmıştır. Egeli & Co. SPK düzenlemelerine tabi ve SPK tarafından düzenlenen yetki belgesine sahip, kendine değer yaratmaya adamış bağımsız bir portföy yönetim şirketidir. (Yetki belgeleri:

03.11.2010 PYS./PY. 35/946 ve 03.11.2010 PYS./YD. 15/946). Portföy yönetimi ve yatırım danışmanlığı hizmeti veren Egeli & Co. 2002 yılından bu yana, dürüst ve seçkin yaklaşımı ile yerli ve yabancı kurumsal yatırımcılara, aile şirketlerine ve özel bireysel portföylere hizmet etmektedir. Başarısı, yatırımcıları için yurtiçi ve yurtdışında geliştirdiği finansal ürünler ile değer yaratma becerisinden gelmektedir. Egeli &

Co.’yu diğerlerinden ayıran fark alternatif varlık sınıflarına ve yatırım temalarına odaklanmasıdır. Egeli & Co. Türk sermaye piyasalarındaki alternatif yatırım temaları alanında bulunan geniş bilgi, tecrübe ve geçmiş performansı ile yatırımcıları için uzun vadeli yatırımlarla önemli getiriler yaratmaktadır.

YASAL UYARI:

Bu rapor ve yorumlardaki yazılar, bilgiler ve grafikler, ulaşılabilen kaynaklardan iyi niyetle ve doğruluğu, geçerliliği, etkinliği velhasıl her ne şekil, suret ve nam altında olursa olsun herhangi bir karara dayanak oluşturması hususunda herhangi bir teminat, garanti oluşturmadan, yalnızca bilgi edinilmesi amacıyla derlenmiştir. Bu belgedeki bilgilerin doğruluğu, güvenirliliği ve güncelliği hakkında gerekli özeni göstermekle birlikte bu bilgilerin güvenirliliği, doğruluğu, güncelliği ve eksiksizliği hakkında hiçbir garanti vermemektedir. (Varsa) Yürürlükteki herhangi bir yasa veya düzenleme ile sorumluluğun sınırlandırması ölçüde tasarruf olarak, Egeli & Co., yöneticileri, çalışanları, temsilcileri ve ajansları bu belgenin içeriği, hatası veya eksiklerinden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan (ihmal olup olmadığı ya da başka bir şekilde olursa da) ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı sorumlu tutulamaz. Herhangi bir şirket, sektör, hisse veya yatırım için detaylı ve tam bir analiz değildir. Egeli & Co. her an, hiçbir şekil ve surette ön ihbara ve/veya ihtara gerek kalmaksızın söz konusu bilgileri, tavsiyeleri değiştirebilir ve/veya ortadan kaldırabilir. Bu rapor hangi amaçla olursa olsun çoğaltılamaz, dağıtılamaz ve yayınlanamaz.

oranda bel bağlanmaya

başlandığını; yeni bir dış politika, tazelenmiş bir “Çözüm Süreci”, dengeli bir hukuk devleti, verimlilik odaklı ekonomik reformların AKP-CHP koalisyonu yoluyla gündeme alınmasının giderek uzaklaşmakta olduğunu düşündürtüyor.

7 Haziran öncesindeki yaşanan gerginliklerin odak noktasındaki konular 7 Haziran seçim sonuçları ile birleştirildiğinde; olası bir erken seçim süreci daha da

İletişim: Güldem Atabay Şanlı

Direktör, Araştırma ve Strateji +90 533 347 82 06

guldem.atabaysanli@egelico.com keskinleşmiş kutuplaşmalar

üzerinden gerçekleşecekmiş gibi görünüyor. Bu da elbette, Türkiye’nin hem politik hem de ekonomik olarak çok ihtiyacı olan normalleşmeye yaklaşmayı çok geciktirecek; siyasi istikrarsızlık süresini uzatacak ve potansiyel yıkıcı ekonomik etkileri de beraberinde getirecek riskleri barındırıyor.

Suruç eğer bir dönüm

noktasıysa, şimdilik dönülen yolun bir koalisyon hükümeti

kurulmasındansa, erken seçimmiş gibi göründüğünün altını çizerek vurgulamak gerek.

Bu erken seçim kararı alınırsa, ki Suruç bu dönemece girildiğinin önemli bir işareti olabilir;

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasetteki ağırlığının devam edeceğini, iç ve dış konjonktür gereği belirsizliklerle dolu bir ortamın önümüzdeki aylarda Türkiye siyaset sahnesine ve ekonomisine damga vuracağını kavrayarak, buna göre hazırlıklı

olmaya çalışmakta fayda var.

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :