Türkiye doğası üzerine yapılan araştır-maların sonucunda yeni keşifler giderek art-maya başladı. Bu durumun nedenleri arasın-da hem kendini iyi yetiştiren araştırmacıları-mızın sayısının hem de bilime olan maddi desteğin artması sayılabilir. Yeni bir tür bul-mak ya da bir canlıyı bilim dünyasına ilk ola-rak tanıtmak canlıların sınıflandırmasıyla uğ-raşan her bilim insanının hedefleri arasında-dır. Ancak bu her zaman gerçekleşmeyebi-lir. Keşif bazen tek olarak, bazen de günü-müzde olduğu gibi bir ekiple yapılabiliyor. Ekiple araştırma, sonuca ulaşmada çok da-ha hızlı yol almayı sağlıyor. Ekip çalışmasının çok sayıda örneği var. Bunlardan biri geçti-ğimiz yıl keşfedilen “Amanos yılanı”yla ilgi-li. Araştırmayı Prof. Dr. Kurtuluş Olgun ve arkadaşları Amanos dağlarında (Hatay) 2007’de yaptı.
Yılanlar sürüngenler sınıfının üyeleridir. İnce, uzun bedenleri, birbirinden ayrılabilen alt ve üst çeneleri, genellikle yumurtlayarak
üremeleri, beden yapılarından dolayı akciğer gibi çift sayıda olan bazı organların tek sayı-da olması, dillerini sürekli dışarı çıkarıp içe-ri çekmeleiçe-ri gibi çeşitli özellikleiçe-ri vardır. Bu-nunla birlikte kulakları yoktur; daha doğrusu dış kulak, kulak zarı ve östaki borusu bulun-maz. Ancak yerdeki titreşimleri çok iyi algı-larlar. En önemli özelliklerinden biri de bazı türlerin zehir üretebilmesi. Zehir, daha çok savunma ve avını öldürmede kullanılır. Ge-nellikle karada yaşamalarına karşın toprak al-tında, sulak alanlarda ve ağaçlarda yaşayan-ları da vardır. Ülkemizde 54 yılan türü yaşar. Bunlardan 14’ü zehirlidir. Zehirlerin etkile-riyse türlere göre değişir.
Türkiye yılanlarının arasına 2007’de yeni bir tür katıldı. Adnan Menderes Üniversite-si’nden Prof. Dr. Kurtuluş Olgun ile araştırma görevlisi Aziz Avcı ve arkadaşları, Amanos-lardaki yönelik araştırmaları sırasında bir yı-lan buldular. Ayrıntılı olarak incelediklerinde bu yılanın diş yapısı, rengi, desenlenmesi,
be-denindeki pulları ve plakaların sayısı bakı-mından farklı olduğunu fark ettiler. Keşfedi-len türün tanımlanmasını, tamamı Türk araş-tırmacılardan oluşan bir ekip yaptı. Araştır-ma ekibi elde ettikleri bulguları uluslararası hakemli bir dergide yayımlayarak bilim dün-yasına duyurdu. Türün keşfedildiği bölge zoo-coğrafya açısından da önemliydi. Tarih bo-yunca olumsuz koşullardan dolayı ya da ya-yılış alanını genişletme içgüdüsü nedeniyle çok sayıda hayvan türü Amanos gibi geçiş yol-larını kullanarak Anadolu’ya girmiştir. Bun-lardan bazıları geri dönmüş, bazıları da yer-leşerek soyunu sürdürmüştür. Geçiş yolları her zaman biyoçeşitlilik açısından önemlidir. Bu çalışma ve genel olarak yılan araştır-macılığının nasıl yapıldığını daha iyi anlatmak için bu çalışmayı yapan Prof. Dr. Kurtuluş Ol-gun’a konuyla ilgili olarak bazı sorular sor-duk.
Bilim ve Teknik Dergisi: Arazi çalışmala-rınızı nasıl gerçekleştiriyorsunuz?
BiLiMveTEKNiK 92 Aralık 2008
Türkiye Doğası
B ü l e n t G ö z c e l i o ğ l uTürkiye Doğası
Amanos Yılanı (Rhynchocalamus barani) ve
Yılan Araştırmacılığı
Fotoğraf: Kurtuluş Olgun
BiLiMveTEKNiK
Aralık 2008 93
Prof. Dr. Kurtuluş Olgun: Arazi çalışma-larımız önceden planlanan projelere bağlı ola-rak gerçekleşiyor. Önceden belirlenen bir so-runu çözebilmek için bir proje hazırlanıyor. Özellikle projenin parasal bölümü bizim için çok önemli. Bu nedenle hazırladığımız proje-yi kendi kurumumuzdaki ilgili birime, TÜBİTAK’a ya da Çevre ve Orman Bakanlı-ğı’na sunuyoruz. Parasal bir destek bulduğu-muzda zaten sorunun büyük bir bölümü çö-zümlenmiş oluyor. Sonra proje kapsamında yer alan araştırma bölgelerine araştırma zileri yapıyoruz. Bu sırada hem proje için ge-rekli materyalleri hem de bölgede yaşayan başka ikiyaşayışlı ve sürüngen örneklerini topluyoruz. Yalnız şunu özellikle belirtmem gerekiyor: Toplanan örneklerin sayısı bizim için çok önemli. Sorunu çözebilecek sayıda örnek toplarız. Bu sayı, yılanlar için bazen 1, bazen de 3-4 olur. Yoksa bulunan her hayva-nın alınması söz konusu değildir. Eğer çok sayıda örnek bulunmuşsa, bu örneklerle ilgi-li gerekilgi-li ölçümler arazide alınır, fotoğraflar da çekildikten sonra hayvanlar doğaya geri bıraklır. Öte yandan akrabalık ilişkilerini ar-tık moleküler biyolojide kullanılan yöntem-lerle kurbağa ve sürüngenlerden çok az doku örneği alarak saptayabiliyoruz.
BTD: Türün keşfini nasıl yaptınız? KO: Yeni türü, TÜBİTAK’ın 104T294 pro-je numarasıyla desteklediği bir propro-jenin ara-zi çalışmaları sırasında, Amanos Dağları’nın Dörtyol ile Hassa arasında bulunan 1310 m yükseklikteki bir yerde bulduk. Bölge zaten yeni türlerin olabileceğini düşündüğümüz yer-lerden biriydi. Çünkü bu bölge önceki za-manlarda özellikle Afrika kökenli hayvanların daha serin yerler bulmak amacıyla Anado-lu’yu sığınak olarak kullandıkları geçiş yolu-nun üzerinde bir yerde. Hayvanı bulduğu-muzda önce özellikle sürüngenler için çok önemli olan pul ve plak sayılarına baktık. Ay-rıca baş bölgesinin üstten ve alttan desen ve renk durumu, ona yakın olduğunu düşündü-ğümüz akrabalarından farklılık gösteriyordu.
Hemen bir ikinci örneği arama yolunu seçtik ve onu da bulduk. Şansımıza elimizde bir er-kek ve bir dişi örnek vardı. Hayvanı bulan da yılanlar konusunda doktora tezi hazırlayan ve aynı zamanda projenin elemanı Aziz Avcı’dır. Sonra örnekleri laboratuvara getirdik. Gerekli ölçümler ve incelemelerle, elimizdeki yakın akraba türlerle karşılaştırmasını yaptık. Bul-duğumuz sonuçlara göre yeni bir tür oldu-ğundan kesin olarak emin olduk. Sonra bil-gileri yayın haline getirdik ve dergiye gön-derdik. Hakemlerle derginin editörünün ona-yından geçtikten sonra basılmasına karar ve-rildi. Zaten bu aşamanın tamamlanması, bu-lunan türün dünya için yeni bir tür olmasının kabul edilmesi anlamına geliyordu.
BTD: Yılanlara halkın bakış açısı nasıl? KO: Yılanlara karşı halkın bakışının çok olumlu olduğunu söyleyemem. Bunu yurdun değişik yerlerine yaptığımız geziler sırasın-daki sohbetlerden anlıyoruz. Yılanı “gördük-leri yerde öldüren“gördük-lerin” sayısının çok oldu-ğunu düşünüyorum. Ama şu da bir gerçek ki mesleğe ilk başladığım 25 yıl öncesiyle bunu özellikle bu konuda çalışanların araştırmala-rının yazılı ve görsel basında daha çok gö-rülmesine, TV’lerin yine yılanlar konusunda belgeselleri daha fazla yayımlamasına bağla-yabiliriz. Şunu yılanlarla ilgili gözlemlerime dayanarak rahatlıkla söyleyebilirim: Hiçbir yı-lan durup dururken bir insana saldırmaz. Hatta rastgele üzerine basmanız durumunda bile saldırı gerçekleşmez. Eğer siz yılanı uzun süre rahatsız eder, ona zarar verirse-niz bir süre sonra kendini savunmak için sal-dırır. Saldırmadan önce de kendisine yakla-şılmaması konusunda sinyaller verir. Örne-ğin bazısı çok kuvvetli bir tıslama sesi çıkar-tır, bazısı pis bir koku salgılar, bazısı başını yukarıya kaldırarak dikilir ve bekler. Bir yı-lanla karşılaşıldığında yapılması gereken bel-ki biraz yol değiştirip yürümeye devam et-mek ya da bir süre yılanın uzaklaşmasını beklemektir.
BTD: Yeni türün doğal düşmanları var mı?
KO: Evet, doğal düşmanları tabii ki var. Ancak, en büyük düşmanı insan, yani bizleriz. Bizler bu zararı onları gördüğümüz yerde öl-dürerek, yaşam alanlarını kentleşme ve sa-nayileşmeye bağlı olarak daraltarak, tarımda kontrolsüz ilaç kullanarak yapıyoruz. Öte yan-dan yılanların bedeninde yaşayan iç ve dış pa-razitlerin, yine kendi hemcinsleri olan yılan-ların, kirpilerin, yaban domuzlarının, porsuk-ların, köpeklerin, yırtıcı kuşporsuk-ların, leylek ve turna gibi kuşların da yılanların doğal düş-manları olduğunu söyleyebiliriz.
BTD: Bunların dışında söylemek istedik-leriniz neler?
KO: Anadolu, eski devirlerde olumsuz ko-şullardan kaçan kurbağa ve sürüngenlere sı-ğınak görevi görmüş ve bu da tür çeşitliliği-nin artmasını sağlamıştır. Bu nedenle yaban-cı bilim insanlarının, bir çalışma yapacakları zaman Anadolu’yu mutlaka değerlendirmeye almaları gerekiyor. Bu da doğal olarak, doğal zenginliklerimizin önemini artırıyor. Yapıl-ması gereken, öncelikle bu doğal zenginlik-lerimizin farkında olunmasını sağlamaktır. Bu da eğitim çalışmalarıyla olacaktır. İkinci ola-rak bu hayvanların yurt dışına kaçırılmalarını engellememiz gerekiyor. Yapılması gereken bir şey de mutlaka gümrük kapılarında sü-rüngen uzmanlarını görevlendirmektir. Bunu bitki uzmanları, memeli uzmanları vb. şekilde çoğaltmak da mümkündür. Son olarak, yazı-lı ve görsel basının konuyla ilgili haber ya-parken bilimsel verileri kullanması yararlı olur. Kulaktan dolma, abartılmış ve gerçek olmayan bilgilerle haber yapıldığında, insan-lar yanlış bilgilendirilir. Bu da uzun vadeli olumsuzluklara neden olur. Yapılan bir habe-ri düzeltme pek ilgi çekmediği için de yıllar-ca verilen çabalar yok olup gider. Bu neden-le bu haberneden-leri yapacak olanların, haberneden-leri yayımlamadan önce mutlaka konunun uzma-nına danışmaları gereklidir. Konuyla ilgili bir örnek verebilirim: “Erzurum’un Tortum ilçe-si dolaylarında 11 m’lik yılan bulundu” ha-beri sanırım Haziran ayı içinde İnternet’te çok hızlı yayılmış. Bu da o yörede yaşayan insan-ların özellikle hava karardıktan sonra tedir-gin olmalarına neden olmuştur. Türkiye’de bı-rakın 11 m’yi, 3 m’lik bir yılan bile bulun-maz. Fakat bu doğru haberi Anadolu Ajan-sı’na yaptığımızda pek ilgi çekmemiş, ancak sınırlı sayıda basın ajansı tarafından haber kullanılmıştır.
Bu ve buna benzer çalışmaların artması, Türkiye doğasının değerinin daha iyi anlaşıl-masını sağlayacaktır. Böylece, hem biyolojik zenginliklerimizin, hem de binlerce yıldan bu yana yaşamlarını sürdüren Anadolu türlerinin korunması daha kolay olabilir.
Kaynak:
Olgun K., Avcı A., Ilgaz C., Uzum N., Yilmaz C.. “A new species of Rhynchocalamus (Reptilia: Serpentes: Colubridae) from Turkey” Zootaxa 1399: 57-68 (2007)
Fotoğraf: Kurtuluş Olgun