• Sonuç bulunamadı

İkincil Travmatik Stres ve Tükenmişliğin Değerlendirilmesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "İkincil Travmatik Stres ve Tükenmişliğin Değerlendirilmesi"

Copied!
17
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Yardım Çalışanlarında Üstlenilmiş Travma,

İkincil Travmatik Stres ve Tükenmişliğin Değerlendirilmesi

Gökce Gürdil Birinci Gülsen Erden

Anka Danışmanlık Ankara Üniversitesi

Yazışma Adresi: Dr. Gökce Gürdil Birinci, Anka Danışmanlık Reşit Galip Caddesi, Rabat Sokak 1/2 Gaziosmanpaşa / Ankara E-posta: [email protected]

Bu araştırmada üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik kavramlarının görgül olarak ayırt edilip Özet edilemeyeceği sınanmış, ayrıca travma mağdurlarına hizmet veren çalışanları bu yaşantılar bakımından risk altına sokan değişkenler incelenmiştir. Araştırmaya 150 psikolog, avukat, sosyal hizmet görevlisi ve ambulans görevlisi katılmıştır. Veri toplamak amacıyla Travma ve Bağlanma İnanç Ölçeğinden (TBİÖ), Travma Sonrası Stres Belirtileri Ölçeğinden (TSSBÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanterinden (MTE) yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda TBİÖ, TSSBÖ, MTE toplam ve alt ölçek puanları arasındaki ilişkilerin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Genç ve deneyimsiz olmanın üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik gelişimi açısından belirgin bir risk etkeni olmadığı saptanmıştır. Katılımcıların kendi travmatik yaşantılarından etkilenme düzeylerinin, özellikle ikincil travmatik stres gelişimi açısından önemli bir risk etkeni olduğu bulunmuştur. Katılımcıların TBİÖ, TSSBÖ, MTE toplam ve alt ölçek puanları cinsiyet ve vaka yüküne göre anlamlı olarak farklılaşmamıştır. Puanlar meslek grupları açısından karşılaştırıldığında, psikologların diğer meslek gruplarına göre daha az risk altında olabileceği belirlen- miştir. Katılımcıların üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik düzeyleri zaman içinde belirgin bir değişiklik göstermemiştir.

Anahtar kelimeler: Üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres, tükenmişlik, yardım çalışanları Abstract

In this research, it has been tested whether the concepts of vicarious trauma, secondary traumatic stress and burnout can be distinguished empirically and the variables putting those working with trauma victims at risk from these three experiences have been examined. 150 psychologists, lawyers, social services staff and ambulance staff took part in the study. Trauma and Attachment Belief Scale (TABS), Post-Traumatic Stress Symptoms Scale (PTSSS) and Maslach Burnout Inventory (MBE) have been used. Analyses have shown a moderate relationship between the total and subscale scores of TABS, PTSSS, and MBE. Being young and inexperienced did not appear as a significant risk factor in the development of vicarious trauma, secondary traumatic stress and burnout. The participants’ own expo- sure levels to traumatic experiences appeared as an important risk factor with particularly regard to the development of secondary traumatic stress. The TABS, PTSSS, MBE total and subscale scores of participants did not vary signifi- cantly according to gender and case load. When participants’ scores are compared according to occupational groups, it has been established that psychologists might be at less risk than the other groups. The levels of vicarious trauma, secondary traumatic stress and burnout amongst the participants have not shown a significant variation over time.

Key words: Vicarious trauma, secondary traumatic stress, burnout, aid workers

(2)

Travmatik yaşam olayları bireyler üzerinde çok çe- şitli etkiler yaratmaktadır. Bu etkiler, DSM-5’te (APA, 2013) istemsiz düşünceler, kaçınma, duygudurum deği- şiklikleri ve aşırı uyarılma şeklinde açıklanan travmatik stres belirtilerinin yanı sıra, bireyin kendisiyle ve dün- yayla ilgili temel inançlarındaki kalıcı değişimleri de içerebilir (Janoff-Bulman ve Berg, 1998). Travmatik olaylara doğrudan maruz kalan bireyler kadar, bunlara tanık olan veya bunlar hakkında çeşitli kanallardan bilgi edinen bireyler de benzer şekilde etkilenebilirler (APA, 2013). Bu açıdan bakıldığında, travma mağdurlarıyla yoğun ilişkiler kurmayı gerektiren meslek gruplarında yer alan bireylerin karşılaştıkları travmatik yaşantılar- dan dolaylı olarak etkilenebilecekleri söylenebilir. Ör- neğin doktorlar, ruh sağlığı uzmanları, sosyal hizmet uzmanları, acil servis ve kurtarma görevlileri, itfaiyeci- ler, polisler, avukatlar ve hâkimler travmatik olaylardan dolaylı olarak etkilenme bakımından risk altında ola- bilirler (Bryant ve Harvey, 1996; Carlier, Lamberts ve Gersons, 1997; Chamberlain ve Miller, 2009; Jackson ve Maslach, 1982; Levin ve Greisberg, 2003; Pearlman ve Saakvitne, 1995a).

Yardım çalışanlarının yaşayabileceği olumsuz etki- leri açıklamak için farklı kavramlar önerilmiştir. Bu kav- ramların önde gelenleri arasında “üstlenilmiş travma”

(vicarious trauma), “ikincil travmatik stres” (secondary traumatic stress) ve “tükenmişlik” (burnout) yer almak- tadır. İşleri gereği duygusal yükü ağır olan kişilerarası durumlara uzun süre maruz kalanların yaşadığı bir çeşit iş stresi olarak tanımlanan tükenmişlik, görevleri insan- lara yardım etmek olan bireylerde sıklıkla gözlenebil- mektedir (Leiter ve Maslach, 1988; Maslach ve Jackson, 1981). Ayrıca kurumsal olanakların kısıtlılığı, iş yeri koşullarındaki olumsuzluklar, bürokratik engeller, ağır iş yükü, zaman baskısı ve stresli çalışma koşulları gibi başka etkenlerin de tükenmişliğin gelişimine katkıda bulunabileceği kabul edilmektedir (Leiter ve Maslach, 1988; Maslach, Schaufeli ve Leiter, 2001; Peron ve Hiltz, 2006).

Yardım çalışanlarında gözlenen stresi açıklamak için önerilen kavramlardan bir diğeri de ikincil trav- matik strestir. Bu yaşantı, başka birinin başına gelen travmatik olayla ilgili bilgi edinme sonucunda ortaya çıkan duygu ve davranışları içermektedir. Acı çeken bir insana yardım etmekten veya yardım etmeyi istemekten kaynaklanabilir ve bu kişiye karşı derin sempati, şefkat ve hüzün duygularının gelişimiyle kendini gösterebilir.

İkincil travmatik stres kavramı, başkalarının yaşadığı travmatik olaylara dolaylı olarak maruz kalanların yaşa- yabileceği TSSB benzeri belirtilere karşılık gelmektedir (Figley, 1995).

Görevleri gereği travma mağduru bireylerle sıkça ilişki kuran çalışanların bilişsel şema ve inançlarında or- taya çıkan değişimleri açıklamak için öne sürülen üstle-

nilmiş travma kavramı ilk olarak McCann ve Pearlman (1990) tarafından tartışılmıştır. Yazarlar bu kavramı, yardım çalışanlarının kimlik algılarında, dünya görüş- lerinde, psikolojik gereksinim alanlarında, inançlarında ve bellek sistemlerinde ortaya çıkan değişimlere karşılık gelecek şekilde ele almışlardır. Zaman içinde birikimli olarak ortaya çıkan bu durum, travmatik olayın ayrıntıla- rıyla ilgilenmenin ve mağdurla empatik ilişki kurmanın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak görülmektedir (Pearlman ve Saakvitne, 1995a; Saakvitne ve Pearlman, 1996).

Üstlenilmiş travma kavramı, Yapısalcı Kendilik Gelişimi Kuramına (Constructivist Self Development Theory) dayalı olarak geliştirilmiştir (Saakvitne ve Pe- arlman, 1996). Bu kuramda travmatik yaşantılardan etki- lenmeye karşı özellikle hassas olan beş bilişsel şema ala- nından söz edilmektedir: a) güvenlik: bireyin kendisinin ve sevdiği diğer insanların tehlikelerden uzak olduğuna inanması, b) güven duyma: bireyin kendi yargılarına ve yeteneklerine güvenebileceği inancı ve isteklerinin karşılanacağı konusunda diğerlerine güvenebileceği inancı, c) saygınlık: bireyin değerli olduğuna ve çevre- sinde değer verdiği insanlara sahip olduğuna inanması, d) yakınlık: bireyin kendisiyle ve diğerleriyle bağlantıda olduğuna inanması, e) kontrol: bireyin kendi duygu ve davranışlarını yönetebileceğine ve diğerlerinin davranış- larını etkileyebileceğine inanması (Pearlman ve Saakvit- ne, 1995a; Saakvitne ve Pearlman, 1996).

Üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tü- kenmişlik kavramlarının önemli birtakım özellikler ba- kımından farklılaştığı düşünülmektedir. Örneğin ikincil travmatik stresin özellikle travmalara müdahale eden meslek gruplarına özgü bir durum olduğu, tükenmişli- ğin ise kişilerarası ilişkilerin ve iş yeri koşullarının stres yarattığı her türlü işte görülebildiği belirtilmektedir (Deighton, Gurris ve Traue, 2007; Figley, 1995). Bunun yanı sıra, ikincil travmatik stres tek bir travmatik olay sonucunda aniden ortaya çıkabilmekte, tükenmişlik ise zaman içinde bir birikim sonucunda gelişmektedir (Con- rad ve Kellar-Guenther, 2006; Figley, 1995). Ayrıca, tükenmişliğin daha çok iş yeri koşullarıyla ilgili kronik bir hoşnutsuzluğu yansıttığı; ikincil travmatik stresin ise iş yeri koşullarına değil, travmatik deneyimlere bağlı olduğu öne sürülmüştür (Schauben ve Frazier, 1995).

Ek olarak, ikincil travmatik stresin yoğun korku, üzün- tü, çaresizlik gibi yaşantıları kapsadığı ve tükenmişliğe göre daha hızlı başlayıp daha hızlı iyileştiği belirtilmiştir (Figley, 1995).

İkincil travmatik stres ve üstlenilmiş travma kar- şılaştırılacak olursa, bu iki kavramın özellikle travma mağdurlarına hizmet veren çalışanların yaşayabileceği zorlukları açıklamaya yönelik olmaları bakımından ben- zerlik gösterdikleri söylenebilir. Ancak ikincil travmatik stres travma sonrası stres belirtilerine dayalı bir kavram

(3)

iken (Figley, 1995), üstlenilmiş travma kavramı travma- tik olaylar sonucunda bireyin inanç sisteminde gözlenen değişimlere odaklanır (Pearlman ve Saakvitne, 1995a;

1995b). Travma mağduruyla yaşanan tek bir deneyim sonucunda ortaya çıkabilen ikincil travmanın aksine, üstlenilmiş travma kavramı zaman içinde birikimli ola- rak gerçekleşen bir değişimi vurgular. İkincil travmada gözlenen belirtiler, aniden ortaya çıkabilen ve kısmen daha kısa sürede iyileşen akut belirtiler olarak görülür- ken, üstlenilmiş travma sonucunda bireyin kendisiyle ve dünyayla ilgili bilişsel şemalarında meydana gelen deği- şimler birikimli olarak gerçekleşir ve daha kalıcı olma eğilimi gösterir (Figley, 1995; Pearlman ve Mac Ian, 1995; Pearlman ve Saakvitne, 1995a; 1995b).

Üstlenilmiş travma ve tükenmişlik karşılaştırma- sına bakıldığında ise, bu iki kavramın kapsadığı alanlar bakımından farklılaştığı görülmektedir. Tükenmişlik ki- şilerarası ilişkilerin ve iş yeri koşullarının stres yarattığı her türlü meslekte görülebilirken (Leiter ve Maslach, 1988; Maslach ve Jackson, 1981), üstlenilmiş travma özellikle travma mağduru bireylere hizmet verenler- de yaşanan bilişsel değişimleri içermektedir (Pearlman ve Saakvitne, 1995a, 1995b). İş yeri koşullarıyla ilgili olarak yaşanan kronik bir hoşnutsuzluğu yansıtan tü- kenmişlik, bu koşulların uygun şekilde düzenlenmesiyle veya iş değişiklikleriyle önlenebilecek bir durum olarak görülmektedir (Pearlman ve Saakvitne, 1995a; Schauben ve Frazier, 1995; Trippany, Wilcoxon ve Satcher, 2003).

Üstlenilmiş travmanın ise iş yeri koşullarıyla ilişkili ol- madığı öne sürülmektedir (Schauben ve Frazier, 1995).

Konuyla ilgili yazın incelendiğinde üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik kavram- larının birbirlerinden görgül olarak ayrılması konusunda henüz bir görüş birliğine varılmadığı görülmektedir. Bazı araştırmalarda üstlenilmiş travmayla ikincil travmatik stres arasındaki ilişki kuramsal olarak beklenenden yük- sek bulunmuş ve bu ikisinin aslında aynı olguyu temsil ettiği belirtilmiştir (Deighton ve ark., 2007; Jenkins ve Baird, 2002). Benzer şekilde, üstlenilmiş travma ile tü- kenmişlik arasındaki ilişkinin de bu iki kavramın birbi- rinden görgül olarak farklılaşmadığını söyleyecek kadar yüksek çıktığı araştırmalar vardır (Betts Adams, Matto ve Harrington, 2001; Devilly, Wright, Varker, 2009; Ka- dambi ve Truscott, 2003). Ayrıca, ikincil travmatik stre- sin de tükenmişlikle ilişkisinin oldukça yüksek olduğunu ve bunların net olarak ayrışmadığını ortaya koyan araş- tırmalara rastlanmaktadır (Adams, Figley ve Boscarino, 2008; Deighton ve ark., 2007; Devilly ve ark., 2009). Bu gibi bulgulardan yola çıkarak ikincil travmatik stres ve üstlenilmiş travma kavramlarının tükenmişlik şeklindeki tek bir kavram altında açıklanabileceği belirtilmektedir (Betts Adams ve ark., 2001; Deighton ve ark., 2007; De- villy ve ark., 2009). Bu araştırmada üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik yaşantıları arasın-

daki ilişkilerin test edilmesi ve bunların zaman içindeki değişimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Söz konusu üç kavramın birbirinden görgül olarak ayırt edilip edile- mediğine ilişkin ek kanıtlar sayesinde, ilgili yazına katkı sağlanabileceği düşünülmektedir.

Dolaylı travma yaşantılarına ilişkin risk etkenleri incelendiğinde genç ve deneyimsiz çalışanların travma- nın dolaylı etkilerine karşı daha hassas olduğu yönünde- ki görüşlerin ön plana çıktığı görülmektedir (Carmel ve Friedlander, 2009; Craig ve Sprang, 2010; Çolak, Şiş- manlar, Karakaya, Etiler ve Biçer, 2012; Michalopoulos ve Aparicio, 2012; Sprang, Craig ve Clark, 2011; VanDe- usen ve Way, 2006; Way, VanDeusen ve Cottrell, 2007).

Öte yandan, ikincil travmatik stres (Adams ve ark., 2008;

Baird ve Jenkins, 2003; Bride, Robinson, Yegidis ve Fig- ley, 2004) ve üstlenilmiş travmanın (İçöz ve Zara, 2011;

Baird ve Jenkins, 2003) yaş ile anlamlı düzeyde ilişkili olmadığını gösteren araştırmalara da rastlanmaktadır.

Benzer şekilde, yardım çalışanlarının mesleki deneyim sürelerinin üstlenilmiş travma (Baird ve Jenkins, 2003;

Bober ve Regehr, 2006; İçöz ve Zara, 2011; Kadambi ve Truscott, 2003), ikincil travmatik stres (Adams ve ark., 2008; Baird ve Jenkins, 2003; Çolak ve ark., 2012; Peron ve Hiltz, 2006) ve tükenmişlik düzeyleriyle (Başören, 2005; Kjellenberg, Nilsson, Daukantaité ve Cardeña, 2013) ilişkili olmadığını ortaya koyan araştırmalar da vardır.

Üstlenilmiş travma, tükenmişlik ve ikincil travma- tik stresle ilgili araştırmalar gözden geçirildiğinde, bu değişkenlerin cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığı konusunda da henüz bir görüş birliği olmadığı görül- mektedir. Örneğin yardım çalışanlarında tükenmişliğin (Kocabıyık ve Çakıcı, 2008; Yeşil ve ark., 2010) ve ikincil travmatik stresin (Ai ve ark., 2011; Haksal, 2007;

Horwitz, 2006; Sprang, Clark ve Whitt-Woosley, 2007;

Yeşil ve ark., 2010) kadınlarda daha yüksek olduğunu ortaya koyan araştırmalar söz konusudur. Ancak tüken- mişlik (Adams ve ark., 2008; Şanlı ve Akbaş, 2008), ikincil travma (Adams ve ark., 2008; Sprang ve ark., 2011) ve üstlenilmiş travmanın (Robinson, Clements ve Land, 2003) erkeklerde daha yüksek olduğunu gös- teren araştırmalar da vardır. Bazı araştırmalarda ise yar- dım çalışanlarında tükenmişlik (Craig ve Sprang, 2010;

Erol ve ark., 2012; Fourie ve ark., 2008; Gökçen ve ark., 2013; Kjellenberg ve ark., 2013; Linley ve Joseph, 2007;

Oğuzberk ve Aydın, 2008; Şahin ve ark., 2008; Taycan, Kutlu, Çimen ve Aydın, 2006) ile ikincil travmanın (Cra- ig ve Sprang, 2010; Creamer ve Liddle, 2005; Çolak ve ark., 2012; Kjellenberg ve ark., 2013; Linley ve Joseph, 2007; Yeşil, Aker ve Sezgin, 2009) cinsiyete göre farklı- laşmadığı ortaya konmuştur.

Üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tü- kenmişlik gelişiminde etkisi tartışmalı olan diğer değiş- kenler ise çalışanların kişisel travma öyküleri ve travma

(4)

mağdurlarıyla çalışma miktarları, yani vaka yükleridir.

Bunlar konuyla ilgili yazında en çok incelenen risk et- kenlerinin başında gelmektedir. Ancak söz konusu değiş- kenlerin tükenmişlik, üstlenilmiş travma ve ikincil trav- matik stres ile ilişkisi henüz net olarak belirlenememiştir.

Birçok çalışmada travmatik vaka yükü fazla olan yardım çalışanlarının üstlenilmiş travma (Pearlman ve Mac Ian, 1995; Schauben ve Frazier, 1995), ikincil travmatik stres (Adams ve ark., 2008; Bober ve Regehr, 2006; Bride ve ark., 2004; Chrestman, 1999; Craig ve Sprang, 2010) ve tükenmişlik (Alexander ve Klein, 2001; Baird ve Jen- kins, 2003; Betts Adams ve ark., 2001; Craig ve Sprang, 2010; Robinson ve ark., 2003) gelişimi açısından daha fazla risk taşıdıkları öne sürülmüştür. Diğer yandan, yar- dım çalışanlarının travmatik vaka yüklerinin üstlenilmiş travma (Bober ve Regehr, 2006; Çolak ve ark., 2012; De- villy ve ark., 2009; İçöz ve Zara, 2011; Kadambi ve En- nis, 2004), ikincil travmatik stres (Adams, Boscarino ve Figley, 2006; Çolak ve ark., 2012; Devilly ve ark., 2009;

Linley ve Joseph, 2007; Kjellenberg ve ark., 2013; Peron ve Hiltz, 2006; Slattery ve Goodman, 2009; Vrklevski ve Franklin, 2008) ve tükenmişlik (Devilly ve ark., 2009;

Kjellenberg ve ark., 2013; Linley ve Joseph, 2007; Peron ve Hiltz, 2006) gelişimi açısından belirgin bir risk etkeni olmadığına işaret eden araştırmalar da vardır.

Yardım çalışanlarının kendi travmatik deneyim- lerinin dolaylı travma yaşantılarıyla ilişkisini inceleyen çalışmalarda da çelişkili sonuçlar elde edilmiştir. Örne- ğin birçok çalışmada kişisel travma öyküsünün üstle- nilmiş travma (Cunningham, 2003; İçöz ve Zara, 2011;

McCann ve Pearlman, 1990; Pearlman ve Mac Ian, 1995;

Pearlman ve Saakvitne, 1995a; Trippany ve ark., 2003;

VanDeusen ve Way, 2006; Way ve ark, 2007), ikincil travmatik stres (Adams ve ark., 2008; Ai ve ark., 2011;

Akbayrak ve ark., 2005; Dunkley ve Whelan, 2006;

Maunder, Halpern, Schwartz ve Gurevich, 2012; Slat- tery ve Goodman, 2009; Vrklevski ve Franklin, 2008) ve tükenmişlik (Adams ve ark., 2008; Freudenburger, 1974; Whealin ve ark., 2007) riskini arttırabileceği öne sürülmüştür. Diğer yandan, üstlenilmiş travma (Bena- tar, 2000; Bober ve Regehr, 2006; Dunkley ve Whelan, 2006; Jenkins ve Baird, 2002; Michalopoulos ve Apari- cio, 2012; Vrklevski ve Franklin, 2008), ikincil travma- tik stres (Creamer ve Liddle, 2005; Kjellenberg ve ark., 2013; Linley ve Joseph, 2007; Way, VanDeusen, Martin, Applegate ve Jandle, 2004) ve tükenmişlik (Betts Adams ve ark., 2001; Jenkins ve Baird, 2002; Linley ve Joseph, 2007; Stevens ve Higgins, 2002) gelişiminde kişisel travma öyküsünün belirgin bir risk etkeni olmayabilece- ğine işaret eden araştırmalar da vardır.

Görüldüğü gibi, yardım çalışanlarını travmanın dolaylı etkilerine karşı hassas hale getiren değişkenlerle ilgili olarak henüz bir görüş birliğinden söz edilememek- tedir. Oysa çalışanların psikolojik, fiziksel ve sosyal iyi-

lik hallerini zayıflatarak kendileri, çalıştıkları kurum ve hizmet verdikleri kişiler üzerinde olumsuz sonuçlar do- ğurabilen dolaylı travma etkilerinin anlaşılması, birey- sel ve toplumsal düzeyde büyük önem taşımaktadır. Bu araştırmada travma mağdurlarıyla çalışan psikologların, sosyal hizmet uzmanlarının, avukatların ve ambulans görevlilerinin dolaylı travma yaşantılarının incelenmesi amaçlanmıştır. Yaş, cinsiyet, meslek, deneyim süresi, ki- şisel travma yaşantısı ve travmatik vaka yükü gibi değiş- kenler ile üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik arasındaki ilişkilerin incelenmesi yoluyla, yardım çalışanlarını risk altına sokan değişkenlerin be- lirlenmesine katkı sağlanabileceği düşünülmüştür.

Yöntem Örneklem

Araştırmaya özel veya resmi kurum ve kuruluşlar- da çalışan toplam 150 psikolog, avukat, sosyal hizmet görevlisi ve ambulans görevlisi katılmıştır. Yaş ortala- ması 32.91 (S = 8.52) olan katılımcıların yaşları 22 ile 64 arasında değişmektedir. Katılımcıların cinsiyet ve mes- leklerine ilişkin bilgiler Tablo 1’de yer almaktadır. Mes- leki deneyim süresi 5 ay ile 420 ay arasında değişen ka- tılımcıların meslekte geçirdikleri süre ortalaması 106.02 aydır (S = 90.20). Katılımcıların travma mağdurlarıyla çalışma konusundaki deneyim süreleri 2 ay ile 384 ay arasında değişmektedir (Ort. = 79.91, S = 76.05). Katı- lımcıların travma mağdurlarıyla karşılaşma sıklıklarına (vaka yükü) ilişkin bilgiler Tablo 1’de yer almaktadır.

N %

Cinsiyet

Kadın 102 68.0

Erkek 048 32.0

Meslek

Avukat 023 15.3

Psikolog 052 34.7

Sosyal hizmet görevlisi 055 36.7

Ambulans görevlisi 020 13.3

Vaka yükü

Az 053 35.3

Orta 022 14.7

Çok 075 50.0

Tablo 1. Katılımcıların Cinsiyet, Meslek ve Vaka Yükü Dağılımları

(5)

Veri Toplama Araçları

Kişisel Bilgi Formu. Katılımcıların demografik özellikleri, meslekte geçirdikleri süre, travma mağdur- larıyla çalışma konusundaki deneyim süreleri ve vaka yükleriyle ilgili bilgileri toplamak amacıyla kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Katılımcıların travma öyküsü olup olmadığını değerlendirmek amacıyla, formda ayrıca olası travmatik yaşantıları içeren 17 maddelik bir liste yer almıştır. Katılımcılardan yaşamış oldukları travma- tik olayların şimdiki zamanda kendilerini ne düzeyde etkilediğini dört dereceli bir çizelge üzerinde belirtme- leri istenmiştir. Bu yolla tüm listeden elde edilen toplam puanlar “kişisel travma şiddeti” olarak adlandırılmıştır.

Yaşadıkları olaydan “hiç” veya “biraz” etkilendiğini be- lirten katılımcılar kişisel travma öyküsü olmayan grubu (n = 42), “orta düzeyde” veya “çok fazla” etkilendiği- ni belirtenler ise kişisel travma öyküsü olan grubu (n = 108) oluşturmuştur.

Travma ve Bağlanma İnanç Ölçeği. Katılımcıla- rın üstlenilmiş travma düzeyleri Travma ve Bağlanma İnanç Ölçeği (TBİÖ) ile ölçülmüştür. Pearlman (2003) tarafından geliştirilen TBİÖ 84 maddelik, 6’lı Likert tipi bir ölçektir. “Kişisel güvenlik”, “diğerlerinin güvenliği”,

“kendine güven”, “diğerlerine güven”, “kendine saygı”,

“diğerlerine saygı”, “kendine yakınlık”, “diğerlerine ya- kınlık”, “kendini kontrol”, “diğerlerini kontrol” şeklin- deki 10 alt boyutu kapsayan ölçekte, her bir alt boyuttan alınan yüksek puanlar, ilişkili şema alanında daha fazla bozulma olduğuna işaret etmektedir. Ölçeğin Türk ör- neklemine uyarlanması Gürdil (2014) tarafından yapıl- mış ve bu çalışmada Cronbach Alfa iç tutarlılık katsayısı .93 olarak bulunmuştur. Mevcut araştırmada ise iç tutar- lılık katsayısı .95 olarak hesaplanmıştır.

Travma Sonrası Stres Belirtileri Ölçeği. Katılım- cıların ikincil travmatik stres düzeyleri, Travma Sonrası Stres Belirtileri Ölçeği (TSSBÖ) ile ölçülmüştür. Şahin, Batıgün ve Yılmaz (2001) tarafından geliştirilen TSSBÖ 36 maddelik, 4’lü Likert tipi bir ölçektir ve “bilişsel kaçınma”, “rahatsız edici düşünceler”, “fizyolojik uya- rılma” olarak adlandırılan üç alt ölçeği kapsamaktadır.

Şahin, Batıgün ve Yılmaz (2009) tarafından yapılan bir araştırmada tüm ölçek ve alt ölçekler için Cronbach Alfa iç tutarlılık katsayılarının .89 ile .91 arasında değiştiği belirlenmiştir. Mevcut araştırmada ise iç tutarlılık katsa- yısı .94 olarak bulunmuştur.

Maslach Tükenmişlik Envanteri. Katılımcıların tükenmişlik düzeylerini ölçmek için Maslach Tükenmiş- lik Envanteri (MTE) kullanılmıştır. Maslach ve Jackson (1981) tarafından geliştirilen MTE 22 maddelik, 5’li Li- kert tipi bir ölçektir. Türk örneklemine Ergin (1992) ta- rafından uyarlanan MTE, “duygusal tükenme”, “duyar- sızlaşma” ve “kişisel başarı hissinde düşüş” şeklindeki üç alt ölçeği kapsamaktadır. Cronbach Alfa iç tutarlılık katsayısı duygusal tükenme için .83, duyarsızlaşma için

.65, kişisel başarı hissinde düşüş için .72 olarak hesap- lanmıştır (Ergin, 1992). Mevcut araştırmada ise iç tutar- lılık katsayısı .89 olarak bulunmuştur.

İşlem

Etik kurul onayının alınmasının ardından, veri top- lama araçları psikologların, avukatların, sosyal hizmet görevlilerinin ve ambulans görevlilerinin üye oldukları elektronik posta gruplarına gönderilmiştir. Katılımcı- lar tarafından doldurulan formlar yine elektronik posta yoluyla toplanmıştır. Katılımcıların üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik düzeylerinin za- man içindeki değişimini belirlemek için bu uygulama- dan yaklaşık dört ay sonra yine aynı süreç izlenerek katı- lımcılardan tekrar veri toplanmıştır.

Bulgular

Katılımcıların Travma ve Bağlanma İnanç Öl- çeği (TBİÖ), Travma Sonrası Stres Belirtileri Ölçeği (TSSBÖ) ve Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE) puan ortalamaları ile standart sapmaları Tablo 2’de gös- terilmiştir. TBİÖ için Pearlman (2003) tarafından belirle- nen normatif değerlere göre 39 ve altındaki alt ölçek pu- anları düşük, 40-59 arasındakiler orta, 60 ve üstündekiler ise yüksek düzeydeki bilişsel bozulmaları göstermekte- dir. Bu değerler Tablo 2’de gösterilen TBİÖ alt ölçek puanlarıyla karşılaştırıldığında örneklemin TBİÖ puan ortalamalarının düşük düzeyde olduğu gözlenmiştir.

Benzer şekilde, katılımcıların TSSBÖ puan ortalamaları- nın da yüksek olmadığı görülmüştür. TSSBÖ puanlarına ilişkin belirli kesme noktaları olmadığı için, toplam puan ortalamasının en az bir standart sapma altında ve üstün- deki puanlar incelenmiştir. Sonuç olarak 20 (%13.33) katılımcının alt kesme noktasının (16.17) atında, 27 (%18) katılımcının da üst kesme noktasının (17.78) üs- tünde puan aldığı, örneklemin geri kalanının (%68.67) ise orta düzeyde puan aldığı belirlenmiştir. Diğer yan- dan, katılımcıların MTE puan ortalamalarının yüksekliği dikkat çekmiştir. Gökçakan ve Murat (2007) tarafından belirlenen kesme noktaları MTE-duyarsızlaşma için 3, MTE-duygusal tükenme için 15, MTE-kişisel başarı his- sinde düşüş için 9’dur. Bu değerler Tablo 2’de gösterilen MTE alt ölçek puanlarıyla karşılaştırıldığında örnekle- min MTE puan ortalamalarının yüksek düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır.

Katılımcıların TBİÖ, TSSBÖ ve MTE toplam ve alt ölçek puanları arasındaki ilişkileri belirlemeye yö- nelik Pearson momentler çarpımı korelasyon analizi so- nuçları Tablo 3’te gösterilmiştir. Tabloda görüldüğü gibi, TBİÖ ile TSSBÖ toplam puanları arasında pozitif yön- de anlamlı ilişki vardır (r = .58, p < .01). Alt ölçeklere bakıldığında en yüksek ilişkinin TBİÖ-kişisel güvenlik

(6)

Tablo 2. TBİÖ, TSSBÖ, MTE Toplam ve Alt Ölçek Puanlarına İlişkin Betimsel Veriler

ile TSSBÖ-fizyolojik uyarılma arasında (r = .60, p <.01) olduğu belirlenmiştir. TBİÖ ve MTE puanları arasın- daki ilişkiler incelendiğinde toplam puanlar arasındaki ilişkinin pozitif yönde ve anlamlı düzeyde olduğu bu- lunmuştur (r = .64, p < .01). Alt ölçekler incelendiğinde en yüksek ilişkinin TBİÖ-diğerlerine yakınlık ile MTE- duygusal tükenme arasında (r = .55, p < .01) olduğu sap- tanmıştır. TSSBÖ ve MTE puanları arasındaki ilişkiler incelendiğinde toplam puanlar arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (r = .50, p < .01). Alt ölçek- ler arasındaki ilişkilere bakıldığında en yüksek ilişkinin TSSBÖ-fizyolojik uyarılma ile MTE-duygusal tükenme arasında (r = .52, p < .01) olduğu belirlenmiştir.

Katılımcıların yaşlarının, mesleki deneyim sürele- rinin ve kişisel travma şiddetlerinin TBİÖ, TSSBÖ ve MTE puanlarıyla ilişkilerini belirlemek amacıyla yürü- tülen Pearson momentler çarpımı korelasyon analizi so- nuçları Tablo 4’te yer almaktadır. Tablo 4 incelendiğinde katılımcıların yaşlarının yalnızca MTE-duyarsızlaşma

puanlarıyla ilişkili olduğu görülmektedir (r = -.21, p <

.05).

Katılımcıların mesleki deneyim süreleri, meslekte geçirilen süre ve travma mağdurlarıyla çalışma süresi olmak üzere iki boyutta ele alınmıştır. Bu değişkenlerin TBİÖ, TSSBÖ ve MTE ile ilişkileri Tablo 4’te gösteril- miştir. Katılımcıların meslekte geçirdikleri süre TBİÖ- kendine güven (r = -.16, p < .05) ve TBİÖ-kendine yakınlık (r = -.16, p < .05) puanlarıyla negatif yönde an- lamlı ilişki göstermiştir. TSSBÖ toplam ve alt ölçek pu- anlarının hiçbiri meslekte geçirilen süreyle anlamlı ilişki göstermemiştir. MTE açısından bakıldığında ise yalnız- ca duyarsızlaşma alt ölçeğinin meslekte geçirilen süreyle anlamlı ilişki gösterdiği saptanmıştır (r = -.20, p < .05).

Katılımcıların travma mağdurlarıyla çalışma sü- releri yalnızca TBİÖ-kendine yakınlık ile anlamlı ilişki göstermiştir (r = -.21, p < .01). Travma mağdurlarıyla ça- lışma süresi, TBİÖ, TSSBÖ ve MTE’nin başka herhangi bir boyutuyla anlamlı düzeyde ilişkili bulunmamıştır.

Min. Maks. Ort. S

TBİÖ

Kişisel güvenlik 13.00 68.00 032.77 09.11

Diğerlerinin güvenliği 08.00 30.00 018.98 04.88

Kendine güven 07.00 30.00 016.48 04.37

Diğerlerine güven 08.00 44.00 021.10 06.88

Kendine saygı 09.00 45.00 017.37 05.75

Diğerlerine saygı 13.00 40.00 022.92 05.36

Kendine yakınlık 13.00 33.00 022.61 03.94

Diğerlerine yakınlık 09.00 48.00 019.29 06.60

Kendini kontrol 09.00 47.00 024.75 06.58

Diğerlerini kontrol 07.00 34.00 018.34 04.93

Toplam 133 385 214.60 45.08

TSSBÖ

Rahatsız edici düşünceler 00.00 30.00 006.56 06.56

Fizyolojik uyarılma 00.00 32.00 006.27 06.79

Zihinsel kaçınma 00.00 26.00 004.95 05.61

Toplam 00.00 72.00 017.78 16.17

MTE

Duyarsızlaşma 05.00 19.00 010.25 03.65

Duygusal tükenme 09.00 44.00 022.47 07.32

Kişisel başarı hissinde düşüş 08.00 40.00 018.83 04.70

Toplam 24.00 86.00 051.55 12.35

Not. TBİÖ: Travma ve Bağlanma İnanç Ölçeği, TSSBÖ: Travma Sonrası Stres Belirtileri Ölçeği, MTE: Maslach Tükenmişlik Envanteri

(7)

Tablo 3. TBİÖ, TSSBÖ, MTE Toplam ve Alt Ölçek Puanları Arasındaki Pearson Korelasyon Katsayıları 1234567891011121314151617181911.65**.61**.62**.70**.72**.30**.72**.60**.59**.88**.36**.60**.45**.55**.48**.54**.36**.60**21.42**.40**.47**.53**.15**.44**.42**.50**.65**.34**.43**.44**.47**.42**.39**.17*.42**31.44**.65**.46**.35**.57**.44**.44**.70**.30**.49**.33**.44**.32**.36**.49**.50**41.50**.80**.24**.65**.63**.65**.80**.31**.50**.40**.48**.36**.39**.22**.42**51.59**.24**.69**.59**.45**.79**.17*.45**.35**.38**.31**.45**.44**.52**61.21**.68**.67**.65**.85**.26**.48**.41**.45**.43**.53**.27**.54**71.20**.29**.24**.39**.19*.25**.22**.26**.29**.22**.28**.32**81.72**.61**.85**.25**.54**.37**.46**.40**.55**.39**.59**91.62**.80**.33**.48**.44**.49**.37**.50**.26**.50**101.76**.19*.41**.36**.38**.35**.35**.19*.38**111.36**.62**.50**.58**.49**.58**.40**.64**121.68**.47**.85**.31**.35**.20*.37**131.60**.90**.43**.52**.25**.53**141.79**.40**.34**.09**.35**151.44**.48**.22**.50**161.64**.28**.79**171.28**.89**18163**191

Not. TBİÖ-kişisel güvenlik, 2: TBİÖ-diğerlerinin güvenliği, 3: TBİÖ-kendine güven, 4: TBİÖ-diğerlerine güven, 5: TBİÖ-kendine saygı, 6: TBİÖ-diğerlerine saygı, 7: TBİÖ-kendine yakınlık, 8: TBİÖ-diğerlerine yakınlık, 9: TBİÖ-kendini kontrol, 10: TBİÖ-diğerlerini kontrol, 11: TBİÖ-toplam, 12: TSSBÖ-rahatsız edici düşünceler, 13: TSSBÖ-fizyolojik uyarılma, 14: TSSBÖ-zihinsel kaçınma, 15: TSSBÖ-toplam, 16: MTE-duyarsızlaşma, 17: MTE duygusal tükenme, 18: MTE-kişisel başarı hissinde düşüş, 19: MTE-toplam *p < .05, **p < .01

(8)

Katılımcıların kendi travmatik deneyimlerinin şiddeti ile TBİÖ, TSSBÖ ve MTE puanları arasındaki ilişkiler Tablo 4’te gösterilmiştir. Bu tabloya bakıldığın- da kişisel travma şiddeti ile TBİÖ-kişisel güvenlik (r = .21, p < .05) ve TBİÖ-diğerlerine saygı (r = .16, p < .05) puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler görül- mektedir. Ayrıca, TSSBÖ ve MTE toplam ve alt ölçek puanlarının tümü kişisel travma şiddetiyle pozitif yönde anlamlı ilişki göstermiştir.

Katılımcıların TBİÖ, TSSBÖ ve MTE puanlarının cinsiyet, meslek, vaka yükü ve travma öyküsüne sahip olup olmama açısından oluşturulan gruplara dağılımla- rının normallik sayıltısını karşılamaması nedeniyle grup karşılaştırmaları parametrik olmayan testlerle yapılmış- tır. Katılımcıların TBİÖ, TSSBÖ, MTE toplam ve alt ölçek puanlarının cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşma- dığını belirlemek için Mann-Whitney U testi uygulan-

mıştır. Erkeklerin TBİÖ-kendine yakınlık puanları (Md

= 23), kadınlarınkinden (Md = 22) anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (U = 1924, 50, z = 2.12, p = .034).

Ayrıca, erkeklerin MTE-kişisel başarı hissinde düşüş pu- anları (Md = 19), kadınlarınkinden (Md = 18) anlamlı olarak daha yüksektir (U = 1889, z = 2.26, p = .024).

TBİÖ, TSSBÖ ve MTE’nin toplam puanları ile diğer alt ölçek puanları cinsiyete göre anlamlı olarak farklılaşma- mıştır.

Katılımcıların TBİÖ, TSSBÖ ve MTE toplam pu- anlarının meslek gruplarına göre farklılaşıp farklılaşma- dığı, Kruskal-Wallis testi ile incelenmiştir. TBİÖ toplam puanları meslek gruplarına göre anlamlı olarak farklılaş- mıştır (χ2(3, n = 150) = 23.14, p < .001). Farkın kaynağı çoklu karşılaştırma testi ile incelenmiştir. Avukatların (Md = 221), sosyal hizmet görevlilerinin (Md = 214) ve ambulans görevlilerinin (Md = 234.5) puanları arasında

Yaş Meslekte

geçirilen süre Travmayla

çalışma süresi Kişisel travma şiddeti TBİÖ

Kişisel güvenlik -.04* -.09* -.02** .21**

Diğerlerinin güvenliği -.05* -.01* -.11** .15**

Kendine güven -.11* -.16* -.13** .08**

Diğerlerine güven -.01* -.02* -.06** .11**

Kendine saygı -.10* -.11* -.07** .05**

Diğerlerine saygı -.06* -.03* -.05** .16**

Kendine yakınlık -.16* -.16* -.21** .01**

Diğerlerine yakınlık -.01* -.00* -.07** .09**

Kendini kontrol -.02* -.01* -.05** .06**

Diğerlerini kontrol -.10* -.06* -.03** .10**

Toplam -.06* -.07* -.00** .14**

TSSBÖ

Rahatsız edici düşünceler -.07* -.06* -.03** .38**

Fizyolojik uyarılma -.09* -.03* -.02** .24**

Zihinsel kaçınma -.15* -.13* -.09** .26**

Toplam -.12* -.08* -.01** .34**

MTE

Duyarsızlaşma -.21* -.20* -.14** .44**

Duygusal tükenme -.07* -.06* -.02** .48**

Kişisel başarı hissinde düşüş -.04* -.05* -.14** .22**

Toplam -.12* -.11* -.08** .50**

Tablo 4. TBİÖ, TSSBÖ, MTE Puanları ile Yaş, Meslekte Geçirilen Süre, Travmayla Çalışma Süresi, Kişisel Travma Şiddeti Arasındaki Pearson Korelasyon Katsayıları

Not. TBİÖ: Travma ve Bağlanma İnanç Ölçeği, TSSBÖ: Travma Sonrası Stres Belirtileri Ölçeği, MTE: Maslach Tükenmişlik Envanteri

*p < .05, **p < .01

(9)

anlamlı farka rastlanmazken, psikologların puanları (Md

= 189) diğer meslek gruplarına göre anlamlı olarak dü- şük bulunmuştur. Katılımcıların TSSBÖ toplam puanları da meslek gruplarına göre farklılaşmıştır (χ2(3, n = 150)

= 25.26, p < .001). Farkın kaynağı çoklu karşılaştırma testi ile incelenmiştir. Psikologların puanları (Md = 7), sosyal hizmet görevlilerinin (Md =18) ve ambulans gö- revlilerinin (Md = 30) puanlarından düşük bulunmuş, an- cak avukatların puanlarından (Md = 16) anlamlı olarak farklılaşmamıştır. Avukatların, sosyal hizmet görevlileri- nin ve ambulans görevlilerinin puanları arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Katılımcıların MTE toplam pu- anları da meslek gruplarına göre anlamlı olarak farklılaş- mıştır (χ2(3, n = 150) = 14.77, p = .002). Farkın kaynağı çoklu karşılaştırma testi ile incelenmiştir. Psikologların puanları (Md = 44.5), avukatların puanlarından (Md = 57) anlamlı olarak daha düşük bulunmuş, ancak sosyal

hizmet görevlilerinin (Md = 52) ve ambulans görevlile- rinin (Md = 52) puanlarından anlamlı olarak farklılaşma- mıştır. Ayrıca avukatların, sosyal hizmet görevlilerinin ve ambulans görevlilerinin puanları arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır.

Vaka yükü az, orta ve çok olan katılımcıların TBİÖ, TSSBÖ, MTE toplam ve alt ölçek puanlarının vaka yü- küne göre farklılık gösterip göstermediği Kruskal-Wallis testi ile incelenmiştir. Sonuç olarak TBİÖ, TSSBÖ, MTE toplam ve alt ölçek puanlarından hiçbirinin vaka yüküne göre anlamlı olarak farklılaşmadığı saptanmıştır.

Kişisel travma öyküsü olan ve olmayan katılımcı- ların TBİÖ, TSSBÖ, MTE toplam ve alt ölçek puanları arasında anlamlı fark olup olmadığını belirlemek için travma öyküsü olan 108 katılımcı ile travma öyküsü ol- mayan 42 katılımcının puanları, Mann-Whitney U testi ile karşılaştırılmıştır. Travma öyküsü olan katılımcıların

Ön-test Son-test

Ort. S Ort. S t p

TBİÖ

Kişisel güvenlik 030.64 08.38 030.82 08.96 0.21* 0.831

Diğerlerinin güvenliği 018.02 05.25 018.16 05.40 0.25* 0.807

Kendine güven 014.86 04.04 015.94 03.89 2.14* 0.037

Diğerlerine güven 018.94 06.12 018.94 07.18 0.00* 1.00

Kendine saygı 021.82 04.16 021.56 03.14 2.64* 0.011

Diğerlerine saygı 018.24 06.31 019.16 06.48 0.83* 0.412

Kendine yakınlık 015.54 04.47 017.06 04.88 0.62* 0.540

Diğerlerine yakınlık 021.96 05.25 022.30 05.12 1.73* 0.091

Kendini kontrol 023.38 06.45 024.24 06.59 1.41* 0.165

Diğerlerini kontrol 016.92 05.16 017.52 04.89 1.18* 0.243

Toplam 200.32 41.87 205.70 41.82 1.75* 0.087

TSSBÖ

Rahatsız edici düşünceler 005.38 05.72 006.24 06.72 1.06* 0.295

Fizyolojik uyarılma 005.14 05.11 005.70 06.59 1.72* 0.476

Zihinsel kaçınma 003.94 04.55 003.90 05.14 0.08* 0.935

Toplam 014.46 13.22 015.84 16.13 0.83* 0.411

MTE

Duyarsızlaşma 009.12 03.35 009.56 04.10 1.14* 0.261

Duygusal tükenme 021.76 06.73 022.12 06.70 0.48* 0.634

Kişisel başarı hissinde düşüş 018.50 04.73 018.34 04.41 0.33* 0.739

Toplam 049.38 12.26 050.02 12.38 0.53* 0.595

Tablo 4. Katılımcıların TBİÖ, TSSBÖ, MTE Toplam ve Alt Ölçek Puanlarına İlişkin Ön Test - Son Test Karşılaştırmaları (n = 50)

Not. TBİÖ: Travma ve Bağlanma İnanç Ölçeği, TSSBÖ: Travma Sonrası Stres Belirtileri Ölçeği, MTE: Maslach Tükenmişlik Envanteri

(10)

TBİÖ toplam puanları (Md = 214), travma öyküsü ol- mayanların puanlarından (Md = 202.5) anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (U = 1714, z = 2.32, p = .020).

TBİÖ alt ölçekleri açısından bakıldığında travma öykü- sü olan katılımcıların kişisel güvenlik puanlarının (Md

= 32), travma öyküsü olmayanların puanlarından (Md = 28.5) anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır (U

= 1616.50, z = 2.73, p = .006). Benzer şekilde, travma öyküsü olan katılımcıların diğerlerinin güvenliği puanla- rı (Md = 19), travma öyküsü olmayanların puanlarından (Md = 17) daha yüksek bulunmuştur (U = 1577, z = 2.90, p = .004). Ayrıca, travma öyküsü olan katılımcıların di- ğerlerine güven puanlarının (Md = 22), travma öyküsü olmayanların puanlarından (Md = 17.5) anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür (U = 1604, z = 2.78, p

= .005). Travma öyküsü olan katılımcıların diğerlerine saygı puanları da (Md = 23), travma öyküsü olmayan- ların puanlarından (Md = 21) anlamlı olarak daha yük- sek bulunmuştur (U = 1740, z = 2.21, p = .027). Travma öyküsü olan ve olmayan katılımcıların kendine güven, kendine saygı, kendine yakınlık, diğerlerine yakınlık, kendini kontrol ve diğerlerini kontrol puanları arasında anlamlı farka rastlanmamıştır.

Travma öyküsü olan katılımcıların TSSBÖ toplam puanları (Md = 18), travma öyküsü olmayanların puan- larından (Md = 5.5) anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (U = 1170, z = 4.60, p < .001). Alt ölçekler açısından bakıldığında, travma öyküsü olan katılımcıların rahatsız edici düşünceler puanlarının (Md = 7), travma öykü- sü olmayanların puanlarından (Md = 2) anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır (U = 1201.5, z = 4.49, p <

.001). Benzer şekilde, travma öyküsü olan katılımcı- ların fizyolojik uyarılma puanları (Md = 6), travma öy- küsü olmayanların puanlarından (Md = 1) anlamlı ola- rak yüksektir (U = 1316.5, z = 4.01, p < .001). Ayrıca, travma öyküsü olan katılımcıların zihinsel kaçınma pu- anlarının (Md = 4), travma öyküsü olmayanların puan- larından (Md = 1) anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür (U = 1436.5, z = 3.52, p < .001). Tükenmiş- lik açısından bakıldığında ise MTE toplam ve alt ölçek puanlarından hiçbirinin kişisel travma öyküsüne sahip olup olmamaya göre anlamlı olarak farklılaşmadığı bu- lunmuştur.

Katılımcıların TBİÖ, TSSBÖ, MTE toplam ve alt ölçek puan ortalamalarının ön ve son testler arasında anlamlı olarak fark gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla bağımlı gruplar için t-testinden yararlanılmış- tır. Bu işleme ilişkin bulgular Tablo 5’te gösterilmiştir.

Analiz sonucunda TBİÖ toplam ve alt ölçek puanlarına göre, kendine güven ve kendine yakınlık dışındaki hiç- bir boyutun ön ve son test ortalamaları arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. Kendine güven boyutuna ilişkin ön test ortalaması (Ort. = 14.86, S = 4.04), son test ortala- masından (Ort. = 15.94, S = 3.89) anlamlı olarak daha

düşük bulunmuştur (t(49) = 2.14, p = .037). Ayrıca, ken- dine saygı boyutuna ilişkin ön test ortalamasının (Ort. = 21.82, S = 4.16), son test ortalamasına (Ort. = 21.56, S

= 3.14) göre anlamlı olarak daha düşük olduğu saptan- mıştır (t(49) = 2.64, p = .011). TSSBÖ ve MTE toplam puanları ile alt ölçek puanlarının hiçbiri ön ve son testler arasında farklılaşmamıştır.

Tartışma

Bu araştırmada yardım çalışanlarının üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik yaşantıla- rının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, travma mağdurlarıyla çalışmaya bağlı olarak katılımcıların bilişsel şemalarında ortaya çıkan bozul- maların düşük düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuç, travma mağdurlarına hizmet veren çalışanların üstlenilmiş travma gelişimi açısından risk altında oldu- ğunu öne süren araştırma bulgularıyla (Burns, Morley, Bradshaw ve Domene, 2008; Culver, McKinney ve Pa- radise, 2011; İçöz ve Zara, 2011; Vrklevski ve Frank- lin, 2008) uyuşmazlık göstermektedir. Araştırmalarda kullanılan ölçme yöntemlerinin veya örneklem nitelik- lerinin farklılığı bu uyuşmazlığa yol açmış olabilir. Ayrı- ca, üstlenilmiş travma düzeyi yüksek olan bireylerin bu araştırmaya katılım göstermekten kaçınmış olabilecek- leri düşünülmektedir. Bu durum, örneklemin üstlenilmiş travma düzeyinin düşük çıkmasıyla sonuçlanmış ola- bilir. Öte yandan, bu araştırmanın örneklemiyle temsil edilen meslek gruplarının üstlenilmiş travma geliştirme riskleri gerçekten düşük olabilir. Travma mağdurlarına hizmet veren çalışanların küçük bir kısmının üstlenilmiş travma gelişimi açısından risk altında olduğunu gösteren araştırmalar (Arnold, Calhoun, Tedeschi ve Cann, 2005;

Devilly ve ark., 2009; Dunkley ve Whelan, 2006) bu so- nucu desteklemektedir.

Katılımcıların Travma Sonrası Stres Belirtileri Öl- çeği (TSSBÖ) puan ortalamaları incelendiğinde, çoğu katılımcının orta düzeyde puan aldığı belirlenmiştir.

Sonuç olarak katılımcıların ikincil travma düzeylerinin düşük olduğu düşünülmüştür. Travma mağdurlarına hiz- met verenlerin ikincil travma bakımından risk altında olduğunu ortaya koyan araştırma bulgularıyla (Arnold ve ark., 2005; Bride, 2007; Conrad ve Kellar-Guent- her, 2006; Jung ve ark., 2008; Nelson-Gardell ve Haris, 2003) çelişen bu sonuç, söz konusu riskin beklenenden düşük olduğunu göstermektedir. Bu durum, ruh sağlığı alanında çalışan bireylerin ikincil travmatik stres düzey- lerinin zannedildiği kadar yüksek olmadığını öne süren Devilly ve arkadaşlarının (2009) çalışmasıyla uyuşmak- tadır. Öte yandan, ikincil travmatik stres düzeyi yüksek olanların bu araştırmaya katılım göstermekten kaçınmış olmaları da mümkündür. Bu durum ikincil travma düze- yinin düşük çıkmasıyla sonuçlanmış olabilir.

(11)

Katılımcıların tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla Maslach Tükenmişlik Envanteri (MTE) toplam ve alt ölçek puan ortalamaları hesaplanmıştır. Sonuç ola- rak, katılımcıların duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı hissinde düşüş düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu sonuç, ülkemizde yardım çalışanları- nın tükenmişlik bakımından risk altında olduğunu göste- ren birçok araştırmada (Bakır, Özer, Özcan, Çetin ve Fe- dai, 2010; Düzgün, 2009; Erol ve ark., 2012; Gökçen ve ark., 2013; Gündüz, Erkan ve Gökçakan, 2007; Havle, İlnem, Yener ve Gümüş, 2008; Murat, 2003; Oğuzberk ve Aydın, 2008; Şahin ve ark., 2008; Şanlı ve Akbaş, 2008; Taycan ve ark., 2006; Yeşil ve ark., 2009; Yeşil ve ark., 2010; Yıldırım ve Hacıhasanoğlu, 2011) elde edilen bulgularla tutarlılık göstermektedir.

Sonuç olarak, bu araştırmanın örneklem grubu için üstlenilmiş travma ile ikincil travmatik stres düzeylerinin düşük olduğu, tükenmişliğin ise yüksek olduğu söylene- bilir. Travmatik yaşantılarla karşılaşmalar sonucunda or- taya çıkan bilişsel bozulmalar ve travma sonrası stres be- lirtileri düşük çıkarken, çoğunlukla çalışma koşullarıyla ilişkilendirilen tükenmişliğin yüksek çıkması üstlenilmiş travma ile ikincil travmatik stres kavramlarının tüken- mişlikten farklı yaşantıları temsil ediyor olabileceğini akla getirmektedir. Bu görüşün, üstlenilmiş travma ile ikincil travmatik stresin tükenmişlikten ayrımının vur- gulandığı çalışmalarla (Adams ve ark., 2006; Dunkley ve Whelan, 2006; Jenkins ve Baird, 2002; Kadambi ve Truscott, 2003; Schauben ve Frazier, 1995; Stevens ve Higgins, 2002) uyuştuğu düşünülebilir.

Üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tü- kenmişlik kavramlarının görgül olarak birbirlerinden farklılaşıp farklılaşmadığını sınamak amacıyla katılım- cıların TBİÖ, TSSBÖ, MTE toplam ve alt ölçek puanları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Katılımcıların TBİÖ ile TSSBÖ puanları arasındaki ilişkilere bakıldığında her iki ölçeğin toplam ve alt ölçek puanları arasındaki ilişkilerin pozitif yönde ve anlamlı düzeyde olduğu bu- lunmuştur. Söz konusu ilişkilerin çok yüksek olmaması, üstlenilmiş travma ile ikincil travmatik stres kavramları- nın birbirleriyle benzerlik gösteren farklı olguları temsil ettiğini düşündürmüştür. Benzer şekilde, Kadambi ve Truscott (2003) tarafından yürütülen araştırmada da üst- lenilmiş travma ile ikincil travma arasında orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Bu bulgular bir arada ele alındığında, travmatik yaşantılara dolaylı olarak maruz kalmanın bi- reyler üzerinde geniş kapsamlı etkiler gösterebileceği ve bunlar arasında bilişsel değişimlerle akut stres belirtileri gibi birbiriyle ilişki gösteren farklı yaşantıların yer alabi- leceği söylenebilir. Bu görüş, üstlenilmiş travma ile ikin- cil travma ayrımını vurgulayan çalışmaları (Dunkley ve Whelan, 2006; Kadambi ve Truscott, 2003; Pearlman ve Mac Ian, 1995; Pearlman ve Saakvitne, 1995a, 1995b) desteklemektedir.

Katılımcıların TBİÖ ile MTE puanları arasındaki ilişkiler incelendiğinde toplam ve alt ölçekler arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Bu ilişkilerin orta düzeyde olması, travma mağdurlarına hizmet veren çalışanların üstlenilmiş travma ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin çok yüksek olmadığını ortaya koyan diğer araştırmalarla (İçöz ve Zara, 2011; Jenkins ve Ba- ird, 2002) tutarlılık göstermektedir. Sonuç olarak, travma mağdurlarıyla çalışanlarda gözlenen bilişsel değişimleri vurgulamak için geliştirilen üstlenilmiş travma kavra- mının tükenmişlikle ilişkili olduğu, ancak onunla aynı anlama gelmediği yönündeki görüşlerin (İçöz ve Zara, 2011; Jenkins ve Baird, 2002; McCann ve Pearlman, 1990; Pearlman ve Saakvitne, 1995a, 1995b; Schauben ve Frazier, 1995) desteklendiği görülmektedir.

Katılımcıların TSSBÖ ile MTE toplam ve alt ölçek puanları arasında da pozitif yönde anlamlı ilişkiler gö- rülmüştür. Bu ilişkilerin orta veya düşük düzeyde olma- sı, travmatik yaşantılara dolaylı olarak maruz kalmanın yarattığı ikincil travmatik stres belirtileri ile tükenmişli- ğin birbirine benzeyen farklı olgular olduğu yönündeki görüşleri (Adams ve ark., 2006; Jenkins ve Baird, 2002;

Schauben ve Frazier, 1995; Stevens ve Higgins, 2002) destekler niteliktedir.

Katılımcıların TBİÖ, TSSBÖ ve MTE puanla- rı ile yaşları arasındaki ilişkiler incelendiğinde, bir tek MTE-duyarsızlaşma boyutunun yaş ile anlamlı düzeyde ilişki gösterdiği belirlenmiştir. MTE toplam puanları ile duygusal tükenme ve kişisel başarı hissinde düşüş alt ölçeklerinden alınan puanların yaş ile anlamlı düzeyde ilişki göstermedikleri belirlenmiştir. Bu durum, travma mağdurlarına hizmet vermenin çalışanlar üzerindeki olumsuz etkileri konusunda olgunlaşmanın belirgin bir koruyucu etken olmayabileceğini akla getirmiştir. Diğer bir deyişle, hem genç hem de yaşlı çalışanların travma mağdurlarına verdikleri hizmetler sonucunda benzer dü- zeyde tükenmişlik yaşıyor olabilecekleri düşünülmüştür.

Katılımcıların TBİÖ ve TSSBÖ toplam puanları ile alt ölçek puanları incelendiğinde, bunların hiçbiri- nin yaşla anlamlı ilişki göstermediği belirlenmiştir. Bu bulgular genç çalışanlarda travmatik yaşantıların dolaylı etkilerinin daha yüksek olabileceğini gösteren bulgularla (Bober ve Regehr, 2006; Carmel ve Friedlander, 2009;

Creamer ve Liddle, 2005; Çolak ve ark., 2012; Fuller- ton, Ursano ve Wang, 2004; Haksal, 2007; Way ve ark., 2004) uyuşmamaktadır. Diğer yandan, ikincil travma- tik stres (Adams ve ark., 2008; Baird ve Jenkins, 2003;

Bride ve ark., 2004) ve üstlenilmiş travmanın (İçöz ve Zara, 2011; Baird ve Jenkins, 2003) yaş ile anlamlı dü- zeyde ilişkili olmadığını göstermeleri bakımından, bu araştırmayı destekleyen çalışmalar da söz konusudur.

Araştırmada yaş ile TBİÖ ve TSSBÖ puanları arasındaki ilişkilerin anlamlılık düzeyine ulaşmamış olması, katı- lımcıların üstlenilmiş travma ve ikincil travmatik stres

(12)

düzeylerinin düşük olmasından kaynaklanmış olabilir.

Ayrıca, iş hayatında tanık olunan travmatik yaşantıların yaştan bağımsız olarak tüm çalışanları benzer düzeyde etkilemesinin de mümkün olabileceği düşünülmüştür.

Katılımcıların mesleki deneyim sürelerinin üstle- nilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik dü- zeyleriyle ilişkisini değerlendirirken meslekte geçirilen süre ile travma mağdurlarıyla çalışma süresi birbirinden ayrı olarak ele alınmıştır. Öncelikle TBİÖ puanlarına ba- kıldığında, kendine güven ve kendine yakınlık dışındaki hiçbir boyutun meslekte geçirilen süreyle anlamlı ilişki göstermediği belirlenmiştir. Ayrıca, travma mağdurlarıy- la çalışma süresi de bir tek kendine yakınlık ile anlamlı ilişki göstermiştir. Bu bulgular, yardım çalışanlarında mesleki deneyim ile üstlenilmiş travma arasında anlamlı ilişki olmadığını gösteren diğer çalışmalarla (Baird ve Jenkins, 2003; Bober ve Regehr, 2006; İçöz ve Zara, 2011; Kadambi ve Truscott, 2003) uyuşmaktadır. Katı- lımcıların ikincil travmatik stres düzeylerine bakıldığın- da da TSSBÖ toplam ve alt ölçek puanlarının hiçbirinin meslekte geçirilen süre ve travmayla çalışma süresiyle anlamlı ilişki göstermediği belirlenmiştir. Travma mağ- durlarına hizmet veren çalışanların mesleki deneyim sürelerinin ikincil travmatik stres düzeyleriyle ilişkili olmadığını ortaya koyan diğer araştırmalar (Adams ve ark., 2008; Baird ve Jenkins, 2003; Çolak ve ark., 2012;

Peron ve Hiltz, 2006) bu sonuçları desteklemektedir.

Katılımcıların tükenmişlik düzeyleri incelendiğinde de MTE-duyarsızlaşma dışındaki hiçbir boyutun meslekte geçirilen süreyle anlamlı ilişki göstermediği belirlenmiş- tir. Ayrıca, MTE toplam ve alt ölçek puanlarının hiçbiri travma mağdurlarıyla çalışma süresi ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmamıştır. Bu bulgular ruh sağlığı ve sosyal hizmet alanında çalışanların mesleki deneyim süreleri- nin tükenmişlik düzeyleriyle ilişkili olmadığını gösteren diğer araştırma bulgularıyla (Başören, 2005; Kjellenberg ve ark., 2013) uyuşmaktadır. Tüm bu sonuçlar bir arada ele alındığında, travma mağdurlarına hizmet veren çalı- şanların mesleki deneyimlerinin dolaylı travmaya karşı belirgin bir koruyucu etken olmayabileceği düşünülmüş- tür. Katılımcıların üstlenilmiş travma ve ikincil travma- tik stres düzeylerinin kısmen düşük çıkması nedeniyle dikkatle ele alınması gereken bu bulgular, travmatik ya- şantılara tanık olan bireylerin mesleki deneyimden ba- ğımsız olarak dolaylı travma etkileri yaşayabileceklerine işaret etmektedir. Meslekleri gereği travma mağdurla- rıyla yoğun ilişki kuran deneyimli çalışanların da alanda yeni olanlar kadar üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik yaşamalarının mümkün olabileceği düşünülebilir.

Katılımcıların kendi travmatik deneyimlerinin üstlenilmiş travma düzeyleriyle ilişkisi incelendiğinde kişisel travma şiddetinin TBİÖ’nün kişisel güvenlik ve diğerlerine saygı alt ölçekleriyle anlamlı ilişki gösterdi-

ği saptanmıştır. Ayrıca, kişisel travma öyküsü olanların TBİÖ toplam puan ortalaması ile kişisel güvelik, diğer- lerinin güvenliği, diğerlerine güven ve diğerlerine saygı alt ölçek ortalamaları travma öyküsü olmayan katılımcı- ların ortalamalarından anlamlı olarak daha yüksek bu- lunmuştur. Bu sonuçlar, kişisel travma öyküsüne sahip olan yardım çalışanlarının üstlenilmiş travma gelişimi bakımından daha fazla risk altında olabilecekleri yönün- deki görüşlerle (Cunningham, 2003; İçöz ve Zara, 2011;

Pearlman ve Mac Ian, 1995; Trippany ve ark., 2003; Van- Deusen ve Way, 2006; Way ve ark, 2007) uyuşmaktadır.

Öte yandan, TBİÖ’nün diğer alt ölçekleri için benzer so- nuçlar saptanmamıştır. Bu durum, katılımcıların geçmiş travmatik deneyimleri sonucunda özellikle kendilerinin ve sevdiklerinin güvenliğine dair inançları ile diğer in- sanların güvenilirliğine ve saygınlığına dair inançlarının sarsılıyor olabileceğini düşündürmüştür. Bu nedenle, söz konusu şema alanlarının tanık olunan travmatik yaşantı- lar sonucunda bozulmaya daha açık hale gelmiş olması mümkündür.

Katılımcıların kendi travmatik öykülerinin ikin- cil travmatik stres düzeyleriyle ilişkisine bakıldığında TSSBÖ toplam ve alt ölçek puanlarının tümünün kişisel travma şiddetiyle pozitif yönde anlamlı ilişki gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca, travma öyküsü olanların TSSBÖ toplam ve alt ölçek ortalamalarının tümü, kişisel travma öyküsü olmayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Bu bulgular, yardım çalışanlarının kendi travma öykülerinin ikincil travmatik stres riskini arttır- dığını ortaya koyan birçok çalışmayla (Adams ve ark., 2008; Ai ve ark., 2011; Akbayrak ve ark., 2005; Dunk- ley ve Whelan, 2006; Fullerton ve ark., 2004; Hargra- ve, Scott ve McDowall, 2006; Maunder ve ark., 2012;

Nelson-Gardell ve Haris, 2003; Slattery ve Goodman, 2009; Vrklevski ve Franklin, 2008) uyuşmaktadır. Bu çalışanlar iş yaşamları boyunca acı ve çaresizlik içindeki mağdurlarla sıklıkla etkileşime girmektedir. Dolayısıyla katılımcıların travma mağdurlarıyla kurdukları yoğun ilişkilerin ve empatik bağların kendi travmatik anıları- nı tetikliyor olması mümkündür (Dunkley ve Whelan, 2006; Figley, 1995; Hargrave ve ark., 2006).

Katılımcıların tükenmişlik düzeyleri ile kişisel travma öyküleri arasındaki ilişki incelendiğinde MTE toplam ve alt ölçek puanlarının tümünün kişisel travma şiddetiyle pozitif yönde anlamlı ilişki gösterdiği belir- lenmiştir. Ancak MTE toplam ve alt ölçek ortalamala- rının hiçbiri kişisel travma öyküsüne sahip olup olmama durumuna göre anlamlı fark göstermemiştir. Bu durum kişisel travma öyküsünün tükenmişlik için belirgin bir risk etkeni olmayabileceğini akla getirmiştir. Konuyla ilgili yazın incelendiğinde bu görüşü destekleyen araş- tırmalara rastlanmaktadır (Betts Adams ve ark., 2001;

Jenkins ve Baird, 2002; Linley ve Joseph, 2007; Stevens ve Higgins, 2002). Daha önce de belirtildiği gibi tüken-

(13)

mişlik, kişisel etkenlerden çok, iş yükü, kısıtlı destek, rol çatışması, zaman baskısı ve bürokratik engeller gibi çevresel etkenlere bağlı bir durum olarak kavramsallaş- tırılmaktadır (Leiter ve Maslach, 1988; Maslach ve ark., 2001; Peron ve Hiltz, 2006). Dolayısıyla, kişilerarası ilişkilerin ve iş koşullarının zorlayıcı olduğu ortamlarda, travmatik deneyimlerden geçmiş olsun ya da olmasın, tüm yardım çalışanlarının tükenmişlik geliştirme risk- lerinin yüksek olabileceği düşünülebilir. Sonuç olarak katılımcıların üstlenilmiş travma ve ikincil travmatik stres ölçümlerinde anlamlı farklar yaratmış olan kişisel travma öyküsünün tükenmişlik ölçümlerinde anlamlı bir fark yaratmadığı görülmektedir. Bu durum, tükenmişlik- ten ayrı birer kavram olarak üstlenilmiş travma ve ikin- cil travmatik stres kavramlarının geçerliklerini destekler niteliktedir.

Katılımcıların üstlenilmiş travma düzeyleri cinsi- yetlere göre karşılaştırıldığında kendine yakınlık dışın- daki hiçbir TBİÖ boyutunun cinsiyet bakımından anlam- lı olarak farklılaşmadığı belirlenmiştir. Benzer şekilde TSSBÖ toplam ve alt ölçek ortalamalarından hiçbiri cinsiyete göre anlamlı olarak farklılaşmamıştır. Bu so- nuç, travma mağdurlarına hizmet veren çalışanların üst- lenilmiş travma (İçöz ve Zara, 2011; Michalopoulos ve Aparicio, 2012) ve ikincil travmatik stres düzeylerinin (Craig ve Sprang, 2010; Creamer ve Liddle, 2005; Ço- lak ve ark., 2012; Fullerton ve ark., 2004; Kjellenberg ve ark., 2013; Linley ve Joseph, 2007; Yeşil ve ark., 2009) cinsiyetler arasında farklılaşmadığını gösteren araştırma bulgularıyla uyuşmaktadır. Sonuç olarak, cinsiyetin üst- lenilmiş travma ve ikincil travmatik stres gelişimi için belirgin bir risk etkeni olmayabileceği; tanık olunan travmatik yaşantılar karşısında kadın ve erkek çalışan- ların benzer düzeyde bilişsel değişim yaşayabileceği dü- şünülebilir.

Katılımcıların tükenmişlik düzeylerine bakıldığın- da erkeklerin MTE-kişisel başarı hissinde düşüş puanla- rının daha yüksek olduğu, ancak MTE toplam puanları ile duygusal tükenme ve duyarsızlaşma alt ölçek orta- lamalarının cinsiyete göre farklılaşmadığı belirlenmiştir.

Bu sonuçlar, travma mağdurlarına hizmet veren kadın ve erkek çalışanların tükenmişlik düzeyleri arasında anlam- lı farklar olmadığını ortaya koyan araştırmaları (Craig ve Sprang, 2010; Fourie, Rothmann ve van de Vijver, 2008;

Kjellenberg ve ark., 2013; Linley ve Joseph, 2007; Ra- quepaw ve Miller, 1989) destekler niteliktedir. Ülkemiz- de yapılan birçok araştırmada da yardım çalışanlarının tükenmişlik düzeylerinin cinsiyetler arasında farklılaş- madığı ortaya konmuştur (Erol ve ark., 2012; Gökçen ve ark., 2013; Oğuzberk ve Aydın, 2008; Şahin ve ark., 2008; Taycan ve ark., 2006) Sonuç olarak, travma mağ- durlarıyla yoğun kişilerarası ilişkileri gerektiren yardım mesleklerinde çalışan kadın ve erkeklerin benzer düzey- de tükenmişlik yaşayabilecekleri düşünülebilir.

Katılımcıların üstlenilmiş travma düzeylerinin meslek gruplarına göre ne gibi farklılıklar gösterdiği in- celendiğinde avukatların, sosyal hizmet görevlilerinin ve ambulans görevlilerinin TBİÖ toplam puanlarının psiko- loglarınkinden anlamlı olarak daha yüksek olduğu belir- lenmiştir. Benzer şekilde, psikologların kişisel güvenlik, diğerlerinin güvenliği ve diğerlerine güven şemalarında yaşadığı bozulmaların düzeyi de diğer meslek gruplarına göre düşük bulunmuştur. Ayrıca, sosyal hizmet görevli- leri ve ambulans görevlilerine göre psikologlar kendine güven şemasında daha az bozulma bildirmiştir. Kendine saygı şemasına bakıldığında da psikologların bu alanda sosyal hizmet görevlilerine göre daha az bozulma yaşa- dığı bulunmuştur. Bunun yanı sıra, avukat ve ambulans görevlilerine göre psikologların diğerlerine saygı şema- sında daha az bozulma yaşadığı saptanmıştır. Ayrıca, ambulans görevlilerine göre psikologlar kendine yakın- lık şemasında daha az bozulma bildirmiştir.

Katılımcıların ikincil travmatik stres düzeyleri incelendiğinde, psikologların TSSBÖ toplam puanları ile rahatsız edici düşünceler alt ölçek puanları, sosyal hizmet görevlileri ve ambulans görevlilerinin puanları- na göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Ayrı- ca, ambulans görevlilerine göre psikologlar daha düşük düzeyde fizyolojik uyarılma belirtisi bildirmiştir. Bunun yanı sıra, psikologların diğer meslek gruplarına göre daha düşük düzeyde zihinsel kaçınma belirtisi gösterdiği saptanmıştır.

Katılımcıların tükenmişlik düzeyleri meslek grup- larına göre karşılaştırıldığında, psikologların MTE top- lam puanlarının avukatların puanlarından anlamlı olarak düşük olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, psikolog- ların avukat ve ambulans görevlilerine göre daha düşük düzeyde duyarsızlaşma yaşadığı saptanmıştır.

Bu sonuçlar bir arada değerlendirildiğinde, üstle- nilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik açı- sından psikologların diğer meslek gruplarına göre daha az risk altında olduğu söylenebilir. Mesleki eğitimleri kapsamında travma mağdurlarıyla çalışmanın zorlukla- rını ve uygun başa çıkma yollarını öğrenen psikologların kendilerini tanık oldukları travmatik olayların olumsuz etkilerinden daha iyi koruyor olabilecekleri düşünülebi- lir. Bu durum, dolaylı travma yaşantılarıyla ilgili farkın- dalığı ve başa çıkma yollarını geliştirmeye yönelik eği- tim programlarının diğer meslek grupları için de oldukça yararlı olabileceğine işaret etmektedir.

Katılımcıların üstlenilmiş travma, ikincil travmatik stres ve tükenmişlik düzeylerinin vaka yüküne göre fark- lılaşıp farklılaşmadığı incelendiğinde TBİÖ, TSSBÖ ve MTE toplam ve alt ölçek ortalamalarının hiçbirinin vaka yüküne göre anlamlı olarak farklılaşmadığı belirlenmiş- tir. Bu sonuçlar, yardım mesleklerinde çalışanların üstle- nilmiş travma (Baird ve Jenkins, 2003; Bober ve Regehr, 2006; Cunningham, 2003; Devilly ve ark., 2009; İçöz

Referanslar

Benzer Belgeler

Uyarılmışlık belirtisi dışında kalan TSSB’nin diğer temel belirtileri ve yardım alma ihtiyacı okul grubundaki erişkinlerde öğrenci ergenlere göre anlamlı olarak daha

Ben Arous Hastanesi, Radyoloji Bölümü, Ben Arous, Tunus Girifl: Kornual gebelik, uterus duvar›n›n derinlerine gömülü yumurtal›k tüpünün ilgili k›sm›na

Bu araştırmada Suriyeli mültecilerin çeşitli travmatik yaşantıları nasıl deneyimlediklerine göre yaşam doyumu ve travma sonrası stres bozukluğu düzeylerinin

Bundan dolayı Konya çevresinde inşa edilen yapılarda kullanılan kireçtaşı, traverten, granit, ve andezitik tüf gibi doğal yapı malzemeleri ile beton, bims betonu ve gaz betonu

Şostakoviç de profesyonel müzik kariyerine sessiz film lerde eşlikçi piyanist olarak başlamış.. Prokofiev, Rus sinemasının önde gelen ismi Eisenstein ile işbirliği

Roshan proved some common fixed point results for four mappings satisfying generalized weak contractive condition on partially ordered complete b- metric spaces [ 1 ]; T.. Gupta

Araştırma kapsamına alınan sağlık personelinin travmatik olay yaşama durumlarına göre çalışanlar için yaşam kalitesi ölçeği, ikincil travmatik stres ölçeği ve

Kaya (2015) deprem bölgesinde çalışan bireylerle yürüttüğü çalışmada yine travma sonrası stres düzeyinin düşük olduğunu ortaya koymuş, Zara ve İçöz (2015) ise travma