Cenevre’de yayınlanan sera gazlarına ilişkin yıllık bültene göre, yapılan tüm son gözlemler küresel ölçekte karbondioksit (CO2), metan gazı (CH4) ve Nitröz oksit (N20), 2011 yılında yine zirve yaptı. Dünya Sağlık Örgütü’nün WHO, “1990 ile 2011 arasında, sera gazlarının yol açtığı küresel ısınma diferansiyeli yüzde 30 arttı” diyerek, atmosfer kirliliğinin birinci sorumlusunun karbondioksit olduğunu kaydetti.
CO2, insan kaynaklı en önemli sera gazı olarak biliniyor. Atmosferdeki yoğunluğu geçen yıl 2,0 ppm (milyonda birim) düzeyinde arttı. 2010’da bu oran 2,3 ppm artış olarak kayda geçmişti. WHO, “Bu artış oranı 1990’lı yılların
ortalamasının (1,5 ppm) üzerindedir, ama son 10 yılın ortalamasına (yılda 2,9 ppm) uyuyor” diye yazdı. WHO istatistiklerine göre, 1750’deki sanayi devrinin başından bu yana uzaya CO2 biçiminde 375 milyar ton karbon uçtu. WHO Genel Sekreteri Michel Jarraud, “Atmosferimizdeki bu milyarlarca tonluk ek CO2 asırlarca kalacak ve
gezegenimizi daha fazla ısıtacak, bunun da yeryüzündeki yaşamımızın tüm yönleri üzerinde etkisi olacak” dedi. C02, son 10 yıldaki küresel ısınmanın yüzde 85’inin sorumlusu olarak görülüyor.
59 ülkeye 1199 kömür santrali
Aynı zamanda devletlerin de, iklim değişikliğinin başlıca tetikleyicisi olan fosil yakıtlardan kaynaklanan karbon dioksit salımlarını azaltmaya niyeti yok. En kirli fosil yakıt olan kömürün kullanımının arttığını gösteren Dünya Enerji Enstitüsü raporunu takiben yayımlanan ikinci bir rapora göre dünya genelinde 59 ülkede 1199 yeni kömürlü termik santral inşa edilmesi planlanıyor.
Yeni santral planlarında başı çeken ülkeler ise Çin, Hindistan ve Türkiye. Raporda bu santrallerin inşa edilmesi halinde dünyanın en fazla salım yapan ülkesi Çin’in mevcut karbon salımına eşdeğer bir etki
olacağı belirtiliyor. Ayrıca, Türkiye’de kurulması planlanan kömürlü termik santral kapasitesi neredeyse Afrika kıtasının tümünde kurulması planlanan kapasiteye eşit.
İklim değişikliği birimi kapatıldı
ABD’nin merkezi haber alma teşkilatı CIA, 2009’dan beri faaliyet gösteren ‘iklim değişikliği ve ulusal güvenlik merkezi birimi’ni kapattı. Birim, kurulduğu 2009 senesinden itibaren küresel ısınma ve ulusal güvenlik arasındaki bilgi akışı yönünde çalışmalar yürütmekteydi. Cumhuriyetçi partinin eleştirilerine maruz kalsa da, CIA 2009’dan bu yana iklim değişikliği ve ulusal güvenlik konularının arasındaki bağlara odaklanmaktaydı. Birimin 2009 Eylül ayında yaptığı açıklamada, kuraklık, artan deniz suyu seviyesi ve bunların sonucunda ortaya çıkacak olan nüfus hareketleri ile enerji piyasasındaki artan rekabet gibi unsurların yakın zamanda ulusal güvenliğe doğrudan etki edeceğini belirtmişti. HABERLINK-23-11-2012