• Sonuç bulunamadı

İşgale sessiz kalma!

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "İşgale sessiz kalma!"

Copied!
32
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

02 GÜNDEM: Hep birlikte

yürümeye devam 07 YOL: ‘‘Şimdilik direniş’ var

kalıcı bir kazanım yok 17 ROTA: Tarihin ve doğanın Perinçek'ten intikamı MLKP savaşçısı

Sinan Güneş ölümsüzleşti Haber

Ölümsüzlerin ve Tutsakların Sesi Plat- formu, Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP)/ Fakirlerin ve Ezilenlerin Silahlı Kuvvetleri (FESK) Karadeniz Kır Gerilla Birliği ve HBDH savaşçısı Sinan Gü- neş’in, 29 Nisan 2020’de Kars Kağız- man'da ölümsüzleştiğini açıkladı. 23 Türkiye, savaş uçakları ve insansız hava araç-

larıyla Şengal, Maxmur Mülteci Kampı, Kandil ve Rojava’ya saldırılarına devam ediyor. Saldırılarda çok sayıda sivil halk yaşamını yitirdi, ekili tarlalar tahrip oldu. İşgal saldırılarını protesto eden böl- ge halkları, “Türk devletinin saldırılarına sonuna kadar direneceğiz” dedi, Kürdistan Bölgesel Yö- netiminin sessizliğine tepki göstererek, katliam- lara ve savaş suçlarına karşı hesap sorma çağrısı yaptı.

19

İşgale sessiz kalma!

28'inci İstanbul

LGBTİ+ Onur Haftası başladı Gökkuşağı

LGBTİ+'ların Onur Haftası 28'inci kez kutlanacak. 22-28 Haziran arasında kutlanacak olan haftada tüm etkin- likler, koronavirüs sebebiyle online gerçekleşecek. İstanbul’daki anma, gördüğü işkence sonucu intihar eden Mısırlı aktivist Sarah Hegazy’ye

adandı. 10

• YIL: 7 • 26 Haziran 2020 • 433 • • FİYATI: 1 TL •

HABERDE OBJEKTİF • YORUMDA DEVRİMCİ

• www.atilimgazetesi.org •

Pandemi döneminde sermayeye teşvik, halklarımıza yoksulluk ve ölümden başka bir şey vermeyen Saray diktatörlüğü, özgürlük ve adalet arayışlarına saldır- maya devam ediyor. Ne yaparsa yapsın, yollar bir kere açıldı. HDP’nin Hakkâri ve Edirne’den başlattığı

“Demokrasi Yürüyüşü”, bütün engellemelere, yasak ve saldırılara rağmen hedefine ulaştı. İrade ve mü- cadele kararlılığı durdurulamadı. Baroların “Savun-

mayı savunuyorum” şiarıyla gerçekleştirdiği Ankara çıkartması ve direnişi, Türkiye’nin polis devleti ol- duğu gerçeğini gözler önüne serdi. Beş yıl önce Su- ruç’ta katledilen 33 düş yolcusu için adalet isteyen gençlik “Suruç için adalet, herkes için adalet” şiarıyla kampanya başlattı. Ezilenler, milyonlar özgürlük ve adalete aç! Özgürlük ve adalet mücadelesini sokakta, hep birlikte verelim!

Özgürlük ve Özgürlük ve

adalet kazanacak adalet kazanacak

ATILIM'dan

Covid-19 pandemisi süresince dijital olarak devam ettiğimiz yayın haya- tımıza, okurlarımıza yeniden basılı olarak ulaşmanın heyecanı içindeyiz.

Geçen üç buçuk aylık zaman içerisin- de bütün devrimci sorumluluğumuz- la online olarak politika üretmeye, koronavirüsün kapitalizmin ve faşist rejimin çürümüşlüğünü ortaya koyan gerçekliğini yansıtmaya hiç ara ver- meden sürdürdük. Tekrar matbu ola- rak devam ettiğimiz yolculuğumuzda halklarımıza, işçi sınıfına, kadınlara, gençlere, LGBTİ+’lara merhaba..

(2)

02 GÜNDEM Atılım

Hep birlikte yürümeye devam

HDP yürüdü, bütün antifaşist kuv- vetler nefes aldı. Yürümek emektir, özveridir. Zorluklara, engellere, sınırla- ra, yasaklara ve faşizme meydan oku- maktır yürümek. Harekettir, değişim ve yenilenmedir. Hareketsiz su çürür.

Yaşamı cesaretlendiren, gülün tomur- cuğunu patlatan mayındır, güzelliktir yürüyüş.

Faşist şeflik rejiminin valileri aracılı- ğıyla HDP için geliştirdiği özel yasakları ve polis barikatlarını, ama aynı zaman- da kuşatılmışlık koşulları ve atmosferi altında bir süredir etkin tarzda harekete geçemeyişin, bocalama ve siyasi aklın ördüğü iç duvarları yıkarak Hakkâri ve Edirne’den başlattığı yürüyüşle kendi buzunu kırdı, kendi durumunu bozdu, değiştirdi. HDP hareket planının baş- langıcı Ankara yürüyüşü, başarılı yeni bir başlangıç olarak amacına ulaştı.

HDP yürüyüşü bilinen bir gerçeğin altını kalınca çizdi: “Siyaset” söz değil eylemdir! Siyasi mücadele içerisindeki herkes bu yalın ve temel gerçeği bir kâğıda yazıp çerçeveletip görünür bir yere asmalıdır! Söz ve eylem karşı kar- şıya koyulamaz elbette ama şuradan buradan kendini seslendiren, siyasetin söz üretmek olduğu söylemi, faşist şef- lik rejimine karşı mücadelede ezilenleri temsil etme iddiasını taşıyanların dili- ne ve aklına bulaşmamalıdır. Bulaşır- sa eylemsizliği örgütler, hareketsizliği meşrulaştırır. Halklarımızın “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” sözü, yaşam deneyimlerinden damıtılmış çarpıcı tarzda materyalist ve yol gösterici bir sonuçtur. Lafa değil de amele, işe ba- kın, yanılmazsınız der. Çıkarları karşıt ya da farklı toplumsal sınıfsal güçler ve onların öncü örgütlenmeleri arasında- ki, yani karşıt siyasi kuvvetler arasın- daki devleti de dolayımlayan (birçok durumda ve ezilenler için genellikle devletle) sürtüşme, itişme, mücadele ve çatışmalardır. Söz ve eylemin birli- ği, tutarlılığı, sözün eyleme işlemesi işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilenlerin siyaset tarzıdır, manevi-moral bir güçtür, inan- dırıcılıktır.

Siyaset eylemdir, HDP’nin Ankara yürüyüşü de baro başkanlarının yürü- yüşü de bunu tekrardan hatırlattı. Fa- şist şeflik rejimi HDP ve baro başkan- larını yürütmemek için elinden geleni yaptı. HDP ve baro başkanları devletin faşist terör güçlerini ite ite, durarak, oturarak, ayağa kalkarak, itiş-kakış di- rene direne, slogan atarak, bağırarak, dövüşe dövüşe güçlerine ve meşrui- yetlerine dayanarak kendilerine yol, alan açarak ilerlediler. İşte bu kararlılık

ve iradedir.

Siyaset söz üretimi olarak anlaşılır- sa kürsü ve mikrofonla simgeleşir, asıl mekânı da parlamento olur. İşçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesinin temsil- cileri de burjuva parlamentoların kür- sülerini ve mikrofonları kullanırlar.

Kürsüler ve mikrofonlar sokağın, ey- lemin hizmetindedir, onu güçlendir- mek, onun haklılığını ve meşruiyetini en geniş kitlelere açıklamak, anlatmak, alanını genişletmektir görevi. Siyaset eylem olarak anlaşıldığında siyasetin mekânı sınırsızdır, sokakta simgele- nir. HDP’nin Hakkâri ve Edirne’den başlattığı yürüyüş açıkça yüzünü so- kağa dönmek, çıkışı sokakta aramak- tır. Sokak işçi sınıfıdır, emekçilerdir, ezilenlerdir. Halklarımızdır sokak! So- kaklar kentin damarlarıdır, bütün kent mekânlarını birbirine bağlayarak kentin bütünlüğünü sağladıkları gibi her yere çıkarlar, her yere açılan gerçeklikleriyle sınırsızlığı simgelerler. Sokak kitlelerin yüksek politika mekânıdır. Fiili meşru mücadele kitlelerin, sokağın politika tarzıdır. Fiili meşru mücadele koşullara göre çok değişik biçimler alabilir. Tek biçimli değildir, canlı ve dinamik oldu- ğu içindir ki değişkendir, esnektir. Fa- şizme karşı özgürlük mücadelesinin asıl sahasının parlamento ve seçimler değil sokak olduğu, asıl gücün vekiller, mec- lis grubu değil, kitleler olduğu, kitlelerle öncünün buluşmasının büyük bir ener- ji, coşku ve güç açığa çıkarttığı bir kez daha görüldü.

Kitleler ve öncünün buluşması fiziki temastan önce ve daha çok, öncünün kitlelerin istek ve özlemlerini, beklenti- lerini anlaması ve hareketleriyle kitlele- rin nabız atışlarına yanıt olabilmesidir.

HDP’nin Hakkâri ve Edirne’den Ankara yürüyüşünü engelleri aşarak başlatma- sında açığa çıkan kararlılık, yapma-ba- şarma iradesi ve yüzünü kendi kitlesine dönmesi HDP kitlesinin öncüden bek-

lentisine yanıt olmuş; kitleyle öncüyü buluşturmuş, bu etkileşimin yarattığı coşku ve heyecan hızla yayılmış, hem Amed, Adana, İstanbul kitlesel karşıla- malarda yanıtını bulmuş hem de dahası en geniş antifaşist kesimlerin beklenti- lerine de dokunmuştur. Öncünün kit- lenin özlemlerine yanıt olacak tarzda iradeleşmesi, öncüyle kitleyi buluştu- ran esas etmendir. Öncüler, kitlelerin ileri kesimlerinin beklentilerini anlamak ve siyasetini bu beklentiye yanıt olacak tarzda kurmakla sorumludurlar. Ankara yürüyüşü, kitlelerin mücadele istek ve yönelimlerinin, potansiyellerinin öncü- lerin sandığından ve beklediklerinden çok daha büyük olduğunu göstermiştir.

Demek ki ekranlar, mikrofonlar kapa- tılsa bile eyleminizle konuşabilirsiniz, derdinizi, taleplerinizi ve mesajınızı ey- lemin dilinden verebilir, sesinizi bütün dünyaya duyurabilirsiniz. Mesajınızı doğru zamanda ve etkin tarzda vere- bilirseniz yerine ulaşır; yankısı, etkisi yansır.

HDP Ankara yürüyüşünün ayrıştırı- cı ve birleştirici gücü daha hareket baş- lamadan açığa çıktı. Faşist şeflik rejimi yürüyüşün başlayacağı illerde koydu- ğu yasaklarla elinden gelse HDP’yi bir kaşık suda boğmak istediğini gösterdi.

Keza bütün kritik durumlarda olduğu gibi Kılıçdaroğlu, "Bu koşullarda böyle bir yürüyüşü yanlış buluyorum, ger- ginlik yaratacak, provokasyona açık eylemlerden uzak durmalıyız" açıkla- masıyla CHP'nin "düzen" tarafında ko- numlandığını ilan etti. Bu gerçeğin bir kez daha açığa çıkartılması da önemli bir kazanımdır. CHP hakkında hayal besleyen ve yayan antifaşist güçler, çevreler bakımından düşündürücü ol- malıdır.

Ankara yürüyüşü HDP'nin özgücü- ne dayanma ve güvenmesi gerektiğine dikkat çektiği kadar onun antifaşit cep- he olduğu gerçekliğinin de altını tek-

rardan çizdi. İlgi uyandıran, karşılık bu- lan "Hep birlikte" mottosu da biraz bu gerçeği vurguluyor. "Hep birlikte", hem herkesi yürüyüşe davet ediyor hem de yürüyüşün herkes için olduğu mesajını veriyor. Antifaşist cephe olma gerçek- liği temel bir başlangıç noktası alınabil- diği ölçüde bu misyonun gereklerine uygun bir çizgi geliştirilebilir. Kuşkusuz bütün antifaşist güçler bir tek cephe- de birleştirilebilmiş değillerdir. Faşizme karşı mücadeleyi büyütmek için en ge- niş antifaşist güçleri, kesimleri birleş- tirme acil sorun ve görevi ortadadır.

HDP'nin burada oynayacağı önemli bir rol ve sorumluluk vardır, yürüyüş sürecinde bu yöndeki adım ve çabaları anlamlıdır.

Bütün ilk adımlar, arkasından gelen yeni adımlarla, hamlelerle hem gerçek anlamlarına kavuşurlar hem de kıpır- danma olmaktan çıkıp bir hareketin bi- leşeni, yapıcısı olurlar. HDP’nin eylem- selleştirdiği hareket planını yürüteceği biliniyor. Eylem planının uygulanmasını her bakımdan güçlendirmek faşist şef- lik rejimine karşı mücadeleyi geliştir- menin önemli bir imkânıdır. Bu açıdan HDP’nin bütün il ve ilçe örgütlenme- lerinin hareketlenmesi, hatta onların merkezden talimat beklemeden kendi konumlarından inisiyatif almaları ge- rekir. Kuvvetleri büyütmenin, kuvvet toplamanın, örgütlülüğü geliştirmenin yolu kendi konumlarından harekete katılmalarını sağlamaktan geçiyor.

HDP’nin daha geniş emekçi sol güçleri yürüyüşle ilişkilendirme çaba- ları ve bunun sonucu Abbasağa Par- kı’ndaki buluşma ve forum önemlidir.

Emekçi sol yapıların HDP’nin başlattı- ğı yürüyüşü faşist şeflik rejimine karşı mücadeleyi büyütmenin bir imkanına dönüştürme çaba ve yönelimlerinin za- yıf kalması dikkat çekici bir gerçeklik- tir. Sınırlı güçlerle bile anlamlı adımlar atılabilir, mücadeleyi yayan, büyüten bir yaklaşım geliştirilebilir. Fındıklı’da- ki devrimcilerin inisiyatif ve eylemi örnek oluşturmaktadır. “Hep birlikte”

sürecinde “herkes kendi konumundan”

katılabilir. Yürüyüş sürüyor; görev, en yaygın tarzda en geniş emekçi sol güçlerin her alanda kendi konumların- dan bu antifaşist yürüyüşü büyütme sorumluluğunu birlikte omuzlayarak çok güçlü ve enerjik tarzda kitlelere gitmelerini sağlamaktır. HDP’nin Anka- ra yürüyüşü bütün emekçi sol güçlere yalnızca faşist şeflik rejimine karşı mü- cadelede birleşme değil, aynı zamanda omuz omuza yönlerini kitlelere dönme çağrısıdır.

(3)

İSMİNAZ TEMEL [ETHA]

İSTANBUL - Sosyalist Gençlik Der- nekleri Federasyonu (SGDF), IŞİD çete- lerinin yerle bir ettiği Kobanê'yi yeniden inşa etmek için "Beraber savunduk, be- raber inşa edeceğiz" şiarıyla kampanya başlattı. Aylarca süren kampanya kap- samında, onlarca kentte büyük bir da- yanışma ortaya çıktı. Kobanêli çocuklara oyuncaklar, kitaplar, park ve yıkılan ken- tin yeniden inşası için inşaat malzemeleri toplandı.

Kobanê'nin inşası için birçok ilden yola çıkan gençler, Urfa'nın Suruç ilçesinde buluştu. Sofralar kuruldu, sohbetler edil- di. Heyecanın dorukta olduğu, devrime olan umudun ve inancı büyüdüğü Amara Kültür Merkezi'nin bahçesinde yürekler durdu.

20 Temmuz 2015...

Saat 11.50...

33 can toprağa düştü...

33 düş yolcusunun ölümsüzleştiği Su- ruç katliamının beşinci yılı yaklaştı. Sos- yalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) 5. yılında da "Suruç için adalet, herkes için adalet" şiarıyla bir kampanya başlattı. Kampanyanın startı 20 Hazi- ran'da yapılan oturma eylemleri ile verildi.

Kampanya, Suruç'un 5. yılı olan 20 Tem- muz'a kadar sürecek.

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federas- yonu (SGDF) Eşbaşkanı Alev Özkiraz ve Suruç Kampanya Komitesi içerisinde yer alan SGDF üyesi Can Papila ile kampan- yayı, amaç ve hedeflerini konuştuk.

Suruç'un adalet mücadelesi bakımın- dan önemli bir yerde durduğunu vur- gulayan Can Papila, adalet talebinin bu topraklarda verilen mücadelenin temel başlığı olduğunu kaydetti. Papila, "Türki- ye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne kadar adalet her zaman mahkeme salon- larından ziyade, sokaklarda verilen müca- dele ile anlam kazanıyor. Böyle bir tarih- ten baktığımız zaman da Suruç katliamı ve 2015'ten beri yaşanan süreçte adalet mücadelesi daha yakıcı bir mücadele alanı oldu" dedi.

Suruç için adalet mücadelesinin "Hem geçmişle hesaplaşmak hem de toplum- sal hafızayı tazelemek kadar, geleceği kurmak" bakımından önemli olduğunu vurgulayan Papila, "Suruç için mücadele demek; kayıplar için, Amed için, 10 Ekim için, Çorlu için, katledilen kadınlar ve LG- BTİ+'lar için mücadele demektir. 'Suruç için adalet, herkes için adalet' mottomuz

da bu ihtiyacın bir ürünü olarak ortaya çı- kıyor" şeklinde konuştu.

Papila, tam da bu nedenle adalet mü- cadelesini mahkeme salonlarından çı- karıp, sokaklarda, hayatla buluşturmayı, halkların mücadelesine dönüştürmeyi gö- rev olarak gördüklerini söyledi.

'SURUÇ'LA HALKLARA SAVAŞ İLAN EDİLDİ'

Devletin, Suruç katliamı ile bir savaş ve işgal konseptini hayata geçirdiğini ifade eden Papila, "Hem toplamda siyasi iktidar hem de AKP ile birlikte bütün bir devlet içeride ve dışarıda kendi 'bekası' için bütün ezilen işçi ve emekçilere, de- mokratik mücadele yürüten kurumlara, örgütlere ve halklara savaş ilan etti. Suruç böyle bir tarihsel dönemi ifade ediyor"

tespitini yaptı.

‘BAŞARABİLME İRADESİ SURUÇ'TA ORTAYA ÇIKTIĞI İÇİN DEVLET HEDEF ALDI’

SGDF Eşbaşkanı Alev Özkiraz da Su- ruç'un gençliğin birleşik mücadelesi ba- kımından önemli bir yerde durduğunun altını çizdi.

Suruç'un, Gezi isyanının ardından başlayan bir kampanya olduğunu ha- tırlatan Özkiraz, "Gezi'nin çocukları ile Kobanê'nin çocuklarını birleştirme pers- pektifi ile oluşturulan bir kampanyaydı.

Türkiye'de yaşayan gençlerin Kürdistan'a dokunması. Gençliğin, ezilen halkların bir- likte mücadelesi bakımından önemli bir rol oynadı. Hem dinamizmi hem var olma gücü hem de başarabilme iradesi Suruç'ta ortaya çıktı. Devlet o nedenle hedef aldı"

dedi.

O dönemde Erdoğan’ın, "Kobanê düştü düşecek" diyerek, çeteleri destek- lediğini ve işgal politikalarını hayata ge- çirmeye çalıştığına işaret eden Özkiraz,

"Bu saldırıya karşı başka bir irade ortaya konuldu. 'Hayır, Kobanê yaşıyor, yıkılma- dı ve yeni yaşamın inşası sürüyor' denildi.

İşte orada, çetelere karşı savaşanlar ile o iradeyi sahiplenen ruh birleşti" şeklinde konuştu.

"Kampanya ile devrimle bütünleşmeyi ve bunu gençliğin ruhu ile yapmayı he- defledik" diyen Özkiraz, katliamla, birleşik devrim fikrinin ve perspektifinin yok edil- mek istendiğinin altını çizdi.

Suruç katliamı ile sadece kampanya- nın öznesi olan SGDF'nin değil, tüm genç- lik mücadelesinin de hedef alındığını ifade

eden Özkiraz, "Suruç'ta gençlik mücade- lesi hedef alındı, katledildi. Gençlik, bunu tarihine yazmalı" dedi. Bu tarihin yapıcıla- rı olarak, özellikle Suruç'un yıl dönümle- rini gençlik örgütleriyle birlikte karşıladık- larını, adalet mücadelesini büyüttüklerini hatırlatan Özkiraz, 5. yılında da merkezi kampanya ile paralel olarak kampanya yürütüleceğini kaydetti.

"Birleşik mücadeleyi örmek ve büyüt- mek Suruç'u oluşturan fikrin ta kendisi- dir" diyen Özkiraz, Kobanê'nin savunması ve özgürleştirilmesinde ortaya çıkan bir- leşik mücadele ruhu ve pratiğinin örnek alındığını, bunun büyütülmeye çalışıldığı- nın altını çizdi.

'SURUÇ İÇİN ADALET HERKES İÇİN ADALET' KAMPANYASI Suruç katliamının 5. yılında da "Suruç için adalet, herkes için adalet" şiarıyla kampanyayı örgütleyeceklerini hatırlatan Suruç Kampanyası Komitesi üyesi Can Papila, şöyle devam etti: "Kobane kam- panyasını Türkiye ve Kürdistan halkları- nın birlikte mücadelesinin en güçlü örneği olarak ele alırsak Suruç kampanyasını ve devrimle buluşma fikrinin, esasında bu sürecin çıkışının bir parolası olarak ifade edebiliriz. Suruç hem bir hesaplaşma hem de bir çözüme adres gösteriyor."

Papila, kampanyanın iki başlıkta ele alınacağını belirterek, şu bilgileri verdi:

"Birinci başlık, Suruç'ta ölümsüzleşen 33 yoldaşımızı anmak, onların adımları, sesleri olmak. Bunun için Türkiye ve Kür- distan topraklarında yaygın anma etkin- likleri gerçekleştireceğiz.

"Suruç için üret' başlığı altında çalış- malar yapılacak. Bu tüm halkımıza, aydın- lara, yazarlara, sanatçılara bir çağrı aslın- da. Suruç için şiir, öykü ve yazı yazmaları, resim yapmaları, heykel yapmaları, şarkı söylemeleri, sokak performansları yap- maları yönünde bir çağrı. Ortaya çıkan ürünler, bir sergi ya da başkaca alanlarda değerlendirilecek.

"Kampanya kapsamında Suruç şehit- lerimizin isimlerini sokaklara, parklara, kütüphanelere vereceğiz. Bu kapsamda belediyeler ile görüşmeler yapacağız. Fa- kat herkesi de yaşam alanlarında düş yol- cularının isimlerini vermeye çağırıyoruz.

"10 Temmuz'dan 20 Temmuz'a ka- dar 'adalet günleri' ilan edeceğiz. Bu 10 gün kampanyanın daha çok politik he- defini ifade edecek bir süreç olacak. Bu kapsamda birçok adalet arayışçısı ile yan

yana gelerek adalet kürsülerinde, adalet zincirlerinde buluşacağız, adalet yürüyüş- leri organize edeceğiz.”

"5 yıldır mizansen halini alan mahke- me sürecine dair ise Suruç için Adalet Platformu’nun hazırlayacağı dosyayı ka- muoyu ile paylaşacağız."

"20 Temmuz'da ise katliamın ger- çekleştirildiği saat olan 11.50'de Suruç şehitlerinin mezarları başında olacağız.

Mezar başlarında olamayacaklar için de bulundukları her alanda o saatte saygı duruşunda bulunmaları yönünde çağrımız olacak. İstanbul, Ankara ve İzmir başta ol- mak üzere birçok kentte açıklamalar ger- çekleştirilecek. İstanbul Kadıköy’de Suruç Aileleri İnisiyatifi’nin Halitağa Caddesi’n- deki oturma eyleminin ardından Süreyya Operası önünden Mehmet Ayvalıtaş Par- kı'na bir yürüyüş yapacağız. Diğer illerde- ki programlarda netleştikçe kamuoyuna açıklanacak"

"Suruç Aileleri İnisiyatifi’nin 3 yıldır organize ettiği, adalet arayışçılarını buluş- turduğu plaket töreni ise bu yılda Ağustos ayının ilk haftasında gerçekleştirilecek."

Papila, geçtiğimiz yıl özellikle birçok cemevinde ve yöre derneğinde Suruç şehitleri anısına lokma döküldüğünü ha- tırlattı "Bu yıl da tüm demokratik kitle örgütlerini, yöre derneklerini, cemevleri- ni, Türkiye ve Kürdistan halklarını Suruç şehitlerini anmaya, bulundukları alanlarda etkinlikler yapmaya, düş yolcularını ya- şatmaya çağırıyoruz" dedi.

'33 DÜŞ YOLCUSUNUN DÜŞLERİNİ YAŞATALIM'

Son sözü SGDF Eşbaşkanı Alev Özki- raz söyledi: "Suruç için adalet sağlanırsa, katiller ve emir verenler yargılanırsa işte o gün Hrant için de adalet sağlamış olaca- ğız, Çorlu, Ankara, Amed, Antep ve tüm katliam ve katledilenler için de adalet sağ- lamış olacağız. Herkesi bizimle birlikte so- kaklarda adalet mücadelesini büyütmeye, 33 düş yolcusunun, düşlerini yaşatmaya çağırıyoruz."

03

Atılım HABER

'Suruç için, adalet için sokakları dolduralım'

↘ 20 Temmuz 2015’te IŞİD çetelerinin gerçekleştirdiği saldırı sonucu 33 düş yolcusunun yaşamını yitirdiği Suruç katliamının 5. yılı

yaklaşıyor. SGDF bu yıl "Suruç için adalet, herkes için adalet" şiarıyla kampanya yapacak. SGDF Eşbaşkanı Alevi Özkiraz ve SGDF üyesi

Can Papila, Suruç'un adalet mücadelesi bakımından önemli bir yerde durduğunu belirtti ve ekledi: "Adalet mücadelesini sokakta, birlik-

te verelim. 33 düş yolcusunun düşlerini gerçek kılalım."

(4)

HABER MERKEZİ - Van'ın Başkale ilçesine bağlı Kaşkol Mahallesi'nde 14 Haziran’da askerler tarafından açılan ateş sonucu 20 yaşındaki Erhan Görür’ün ya- şamını yitirdiği olayda ağır yaralanan Saim Yılmaz (25) yaşadıklarını Mezopo- tamya Ajansı'na (MA) anlattı.

5 gün boyunca Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yoğun Bakım Ser- visi'nde kalan 4 çocuk babası Yılmaz, 18 Haziran günü servise alındı. Halen ifade- sine başvurulmayan Yılmaz, Erhan Gö- rür'ün gözlerinin önünde öldürüldüğünü söyledi. Yakalandıktan sonra üzerlerine yakın mesafeden ateş açıldığını söyleyen Yılmaz, yaralıyken askerlerce ölümle teh- dit edildiğini dile getirerek "Saati tam ha- tırlayamıyorum. Asker bastı. Elimizdeki sigarayı yere bıraktık. Bize vurmaya baş- ladılar. Silah dipçikleriyle vurmaya başla- dılar. Durduğumuz halde bize ateş açtı- lar. Asker beni yaraladıktan sonra, yere yatırdı, koluma bastı. Ben 'Ne yapıyor- sun' diye sorunca, bana 'Sen teröristsin

seni öldüreceğim' dedi. Olay esnasında muhtarı aramasaydım orada ölecektim.

Gözümün önünde arkadaşımı vurdular"

dedi.

'YARALI HALDE İŞKENCE ETTİLER'

Askerleri gördüklerinde kaçmadık- larını ve askerlerle aralarında 10 metre kadar mesafe olduğunu belirten Yılmaz, askerlerin yaralı halde işkence ettiğini söyledi. Yılmaz, "Ellerimi kaldırdığım za- man beni tutup yerde sürüklediler. Muh- tarı aradığım için hakaret ettiler. Erhan'ı vurduklarında yere düştü ondan sonra göremedim. Sadece sesini duyabildim.

Silah sesi geldi. Başka bir şey görmedim.

Kendi halime düştüm. Benim yaralı kolu- ma basıp bana hakaret etmeye başladılar.

Bir asker, arkadaşına 'Ben bu gece rahat yatacağım çünkü 2 terörist öldürdüm' dedi. Bu nasıl bir adalet. Hangi kitapta yazıyor?" diyerek, yaşananları anlattı.

Sağ kolunun sakat kaldığını belirten

Yılmaz, "Bana kurşun sıktılar. Silah konta- ğıyla ve ayaklarıyla yaralı koluma vurdu- lar. Damarlarım zarar gördü. Ayaklarıyla koluma bastıklarında damarlarım sanki patladı. Şu an elim tutmuyor" dedi.

4 KOLİ SİGARA İÇİN!

Sınıra bırakılan sigara paketleri için

gittiklerini dile getiren Yılmaz, "Deprem- den dolayı zarar gördük. Gidip 4 koli si- gara getirip geçimimizi sağlıyorduk. Kaç defa Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'na gidip yardım istedim. Gelip ince- leme yapacaklardı ama gelmediler. Ben de mecburen sigara almaya gidiyordum"

diye konuştu.

04 HABER Atılım

‘Erhan'ı gözümün önünde vurdular’

↘ Başkale'nin Kaşkol Mahallesi'nde askerler tarafından açılan ateş sonucu Erhan Görür'ün yaşamını yitirdiği olayda ağır yaralanan Saim Yılmaz, "Gözümün önünde Erhan'ı vurdular. 'Sen teröristsin seni öldüreceğim' diyerek, tehdit ettiler" dedi.

HABER MERKEZİ - Cumartesi An- neleri 795. haftanın basın açıklamasını, 11 Haziran 1990’da kaybedilen Adnan Bağca için düzenledi. İnsan Hakları Der- neği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, açıklamayı Covid-19 salgınından kaynaklı online gerçekleştirdi.

Adnan Bağça'nın kardeşi Mustafa Bağça yaptığı, "Hangi makama başvur- duysam herhangi bir sonuç alamadık ve mahkemeler uzayıp gitti" dedi.

Kardeşine dair aldığı son haberin eski özel harekât polisi Ayhan Çarkın'ın itirafları olduğunu belirten Mustafa Bağ- ça, "'Taksici Adnan Bağça'ya ne oldu?' diye devlete sordu. Biz, devletten bir şey beklemiyoruz Ancak bizim kemikle- rimizi versinler. Biz kendimize bir mezar hazırlayalım. Bir mezarı olsun" dedi.

Dava avukatlarından Adnan Bağ- ça'nın yeğeni Sevgi Bağça da usulen, ilgili il emniyet müdürlüklerine yazılan yazılar dışında bir işlem yapılmadığını, Ayhan Çarkın’ın ifadelerine rağmen da- vanın zaman aşımına uğratıldığını söy- ledi.

Bu haftanın basın açıklamasını oku- yan Zeynep Görmek Yukarıgöz, "Gözal- tında kaybedilişinin 30. yılında Adnan Bağça dosyasında maddi gerçeğin orta-

ya çıkarılmasını ve suçun faillerinin hak- kaniyete uygun cezalandırılmasını isti- yoruz. Etkin bir soruşturma başlatılması için adli makamları göreve çağırıyoruz.

Adnan Bağça için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz. 96 haftadır hukuksuz bir biçimde bize ka- patılan, kayıplarımızla buluşma mekânı- mız olan Galatasaray'dan vazgeçmeye- ceğiz" dedi.

HACI AHMET ER'İN AKIBETİ SORULDU

Kayıp yakınları ve İHD Diyarbakır Şubesi de "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" eyleminin 593'üncü haftası gerçekleştirildi. Online gerçekleştirilen açıklamada konuşan İHD Doğu ve Gü- neydoğu Bölge Temsilcisi Abdusselam İnceören, Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde 15 Ağustos 1995'te gözaltında kaybedi- len Hacı Ahmet Er'in akıbetini sordu.

'Biz devletten bir şey beklemiyoruz kemiklerimizi versinler yeter!'

HABER MERKEZİ - İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, 430. F Oturumunda hasta tutsak Abdülkadir Fırat'ın sağlık durumuna dikkat çekti.

Online yapılan açıklamanın metnini, ko- misyon üyeleri Meral Nergis Şahin ve Mehmet Acettin okudu.

Acettin, yetkililerin, hapishaneler- de salgına karşı mücadele için gerekli tedbirlerin alındığını iddia etseler de salgının yayılma durumu ve tutsakların anlatımlarının önlemlerin yetersizliğini ortaya koyduğunu söyledi.

"Tutsakların gönderdiği mektup baş- vurularında, hapishanelerde sağlığa eri- şim engellenmekte, zorunlu tedaviler aksatılmakta, Covid-19 salgını neden gösterilerek dışarı ile iletişim tamamen kesilmekte, mahpuslara uygulanan tec- rit ağırlaştırılmakta, mahpuslar yalnızlaş- tırılarak sosyal dayanışmadan da mah- rum bırakılmaktadırlar" diyen Acettin,

"Hapishanelerdeki koşullar, mahpuslar için yaşamı işkenceye dönüştürmüştür.

Buna rağmen mahpuslar onurlu bir ya- şam sürdürmek ve hayatta kalmak için mücadele etmektedirler" şeklinde ko- nuştu. Acettin, tutsaklarla dayanışma çağrısı yaptı.

60 yaşındaki hasta tutsak Abdülkadir Fırat'ın sağlık durumuna dikkat çeken

Meral Nergis Şahin de

Covid-19 nedeniyle sağlığa erişimi kısıtlanan, tek başına yemek yiyemeyen, giyinemeyen, ayakta duramayan Fırat ve tüm hasta tutsakların yaşam hakları- nın korunmasını ve serbest bırakılmasını istedi.

‘HASTA TUTSAK SUAT AYGÜN SERBEST BIRAKILSIN'

Ankara Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, Bitlis E Tipi Hapishanesi'nde bulunan ağır hasta tutsak Suat Aygün'ün sağlık durumuna dikkat çekti.

Beyninde ur tespit edilen Aygün’ün Yargıtay tarafından “örgüt üyeliği” ce- zasının 19 Haziran’da onandığını akta- ran İHD MYK Üyesi Nuray Çevirmen,

"Suat Aygün ağır hastadır, yaşamını hapishanede devam ettiremez. Kendi başına yürüyemeyecek hale gelmiş bir mahpus hangi gerekçe ile hapishanede tutulmaya devam edilebilir ki? Suat Ay- gün bir an önce serbest bırakılmalı ve dı- şarıda tedavisi devam ettirmelidir" dedi.

Hapishane koşulları mahpuslar

için işkence

(5)

05

Atılım HABER

HABER MERKEZİ - Marmara Bölge- si’nde bir süreden beri etkili olan yağ- mur, can kayıplarına neden oldu. Bur- sa’nın Kestel ilçesinde sele kapılan 5, İstanbul Esenyurt’ta da bir kişi yaşamını yitirdi. İstanbul’da yaşamını yitiren kişi- nin Suriyeli olduğu açıklandı. 23 Haziran günü etkili olan yağış nedeniyle İstan- bul’da çok sayıda ev ve işyerini sel bastı, trafik felç oldu.

İstanbul'da öğlen saatlerinde etki- li olan sağanak yağış, kentin Avrupa ve Anadolu yakasında hayatı felç etti.

Yağmurdan kaynaklı trafik yoğunluğu yaşanırken, Beşiktaş Dolmabahçe Cad- desi başta olmak üzere kentin diğer işlek caddeleri ve alt geçitlerde su birikinti- sinden kaynaklı trafik durma noktasına kadar geldi. Yağmurun şiddetinden kay- naklı Büyükçekmece Gölü'nde hortum oluştu.

'SERMAYEYE KARŞI ÖRGÜTLENELİM'

ESP, BDSP, Emektar Daktilo, Esenyurt Alternatif Kültür Sanat Derneği "Sel değil rant öldürüyor" diyerek açıklama yaptı.

Selin vurduğu Esenyurt Pınar Mahal- lesi önünde yapılmak istenen açıklamayı polis, sokakta çalışma olduğu ve cadde trafiğe kapatılacağı iddiasıyla engellemek istedi. Engellemeyi kabul etmeyen örgüt- ler "Sel değil rant öldürür" yazılı pankart açarak açıklamaya başladı. Polis bu sırada pankartı almaya çalıştı, kısa bir gerginlik yaşandı.

Polis, basının görüntü almasını en- gellemeye çalıştı. Açıklama için toplanan halk da dağıtılmak istendi.

Eylem tüm engellemelere rağmen yapıldı. Yapılan açıklamada, Esenyurt'ta yaşanan sel felaketinin yağmurdan değil, AKP'nin rant politikalarının sonucu oluş-

tuğu belirtildi. Açıklamada "Dere yatak- larının ıslahı sırasında kâr amacı güden, kentleşme politikalarına AKP'li Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu döneminde izin verilmiştir" denildi.

Açıklamada şunlar kaydedildi: "Esen- yurt halkı; deprem yoksulları vuruyor, pandemi yoksulları vuruyor, sel yoksulları vuruyor! Zenginler villalarında sarayla- rında keyiflerini sürerken biz yaşam mü- cadelesi veriyoruz! Daha fazla kâr daha fazla rant anlayışı, doğayı tarumar edi- yor, bedelini kirli savaşlarında olduğu gibi

bu suçta payı olmayan yoksul halkımıza ödetmeye çalışıyor. Tek çıkış yolumuz sermayenin çıkarlarını gözeten bu anlayı- şa karşı halk iktidarıdır."

RANT POLİTİKALARINA HALK TEPKİ GÖSTERDİ

Açıklamanın ardından mağdur ailelere dayanışma ziyareti yapmak isteyen dev- rimcileri polis takip etti. Bu esnada sağa- nak yağmurun başlaması üzerine sokakta olan halk tepki gösterdi. Halk," Her yer beton, ağaç yok toprak yok" dedi.

'Sel değil, rant öldürüyor'

↘ Marmara Bölgesi’nde etkili olan yağmur nedeniyle Bursa’da 5, İstanbul’da 1 kişi yaşamını yitirdi. Selin etkili olduğu Esenyurt’ta halkla dayanışma içinde olan sosyalistler “Sel değil rant öldürüyor, sermayeye karşı örgütlenelim” çağrısı yaptı.

HABER MERKEZİ - Bursa'da 5 kişi- nin hayatını kaybettiği sele ilişkin açıkla- ma yapan TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, dere yataklarının acilen rehabilite edilmesi, üzerindeki yapıların kaldırılması ve tekrar yapılaşmaya açılmaması için anayasal ko- rumaya alınması gerektiğini belirtti.

Bozoğlu, Bursa'nın Kestel ilçesinde meydana gelen sele işaret ederek, ik- lim değişikliğinin iki temel göstergesinin

"sıcaklık" ve "yağış" olduğunu belirtti.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü ölçümle- rine göre, son 24 saatte Bursa Kestel'e 14.4 milimetre yağış düştüğünü hatır- latan Bozoğlu, aynı bölgede ölçülen en

yüksek yağışın Yenişehir ve Gürsu'da 20 milimetre civarında gerçekleştiğine dik- kati çekti.

YAĞMUR TOPRAĞA

SÜZÜLEMİYOR, AKIŞA GEÇİYOR Şehir sellerinin gerçek nedeninin yere düşen yağış miktarından ziyade, düşen yağışın büyük bir bölümünün toprağa süzülememesi sonucunda yü- zey akışına geçmesi olduğunu anlatan Bozoğlu, "Özellikle yapılaşmanın, asfalt ve beton zeminlerin çok yoğun oldu- ğu yerleşimlerde, düştüğü noktada 3-5 santimetre yüksekliğe sahip olan ya- ğışlar, asfalt ve beton zemin üzerinde

yüzey akışına geçerek daha alçak nok- talara veya alt geçitlere ulaştığında met- relerce yüksekliğe erişerek sel ve taş- kınlara neden olmaktadır. Yaşanan bu son afet, kentlerimizi iklim krizine karşı daha dirençli hale getirmemiz gerekti- ğini göstermiştir. İklim değişikliği, uyum

çalışmaları yapılarak yaşanan sellerin et- kisi azaltılabilir, can ve mal kayıpları en az seviyeye indirilebilir. Ancak, özellikle son yıllarda yerleşim birimlerinde yaşa- nan sel felaketlerinin temel nedenleri, iklim değişikliğinden ziyade plansız ve çarpık kentleşme, yetersiz altyapı ile merkezi ve yerel yönetimlerin kentleri rant politikalarına teslim etmesidir."

Dere yatakları üzerindeki yapıların acil olarak kaldırılması gerektiğini vur- gulayan Bozoğlu, "Kentlerimizdeki park ve yeşil alanlar yok edilerek beton ve asfalt yoğunluğu arttırıldıkça sel ve taş- kınların olması kaçınılmazdır" uyarısında bulundu.

‘Selin nedeni çarpık kentleşme ve yetersiz altyapı’

Esenyurt'a yardımdan çok polis gönderildi

İSTANBUL - Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) İstanbul İl Örgütü, Esen- yurt'ta selden mağdur olan ailelere da- yanışma ziyareti gerçekleştirdi.

Yoğun yağmur nedeniyle dereler taştı, sokaklar göle döndü. Evler ve işyerleri sular altında kalırken, birçok araç da sel sularına kapıldı.

Selin ardından Esenyurt halkına yardım etmeye giden ESP heyeti içeri- sinde yer alan Parti Meclisi (PM) üye- si Mustafa Naci Toper, karşılaştıkları manzarayı ETHA'ya aktardı. Mahalleyi

"savaş alanı" olarak tanımlayan Toper,

"Ciddi bir polis yığınağı vardı. Akrep denilen zırhlı araçlar, çevik kuvvet po- lisleri mahallede konuşlanmış, silahlı bekçiler de sürekli etrafta geziyordu.

Sanki sel felaketinin yaşandığı bir ma- halleden ziyade savaş alanına gitmiş gibiydik" dedi.

Polisler tarafından mahallenin giriş ve çıkışlarının kapatıldığını ancak ma-

halleden çıkan mağdur ailelerle görüş- me yapabildiklerini dile getiren Toper,

"Durumun daha da vahim olduğunu gördük. Çok daha fazla aile içeride mahsur kalmış, komşularının yardım- larıyla kurtarılmış. Mahalle zaten çok yoksul, maddi olarak çok kayıp yaşan- mış selde" ifadelerini kullandı.

AKP İZİN VERDİ, CHP UZLAŞTI Dere yatağında yapılaşma için bel- li bir kotaya kadar imar izni olduğunu hatırlatan Toper, "Dere yatağına doğru indikçe imar izninin müteahhitlere fiili olarak peşkeş çekildiğini, yasa dışı bir

durumun olduğunu gördük. Herhangi bir izin verilmemesi gerekirken AKP belediyeciliği döneminde izinler veril- miş, CHP belediyeciliği de uzlaşmış, tablo buydu" diye konuştu.

Yıkımın yalnızca mahallede değil etrafında da yaşandığına ve ekiplerin oralara gitmediğine dikkat çeken To- per, "Mahallenin içine yoğunlaşmış bir ekip vardı. Ama etrafta da mağdur olan yıkıntıların arasında kalan aileler var.

Aileler, devlet yetkililerinden önce bi- zim gittiğimizi söyledi. Onlarla görüşüp dayanışma dileklerimizi ilettik, elimiz- den geleni yapacağımızı belirttik" dedi.

(6)

06 HABER Atılım

ANKARA - "Savunmayı savunuyo- rum" şiarıyla Türkiye'nin dört bir yanından yürüyüş yapan baro başkanları, Ankara’ya Eskişehir yolu girişinde basın açıklaması yapmak istedi.

Polis, giriş kapısına bir kilometre uzak- lıkta baro başkanlarını durdurdu ve avu- katlarla buluşmalarını engelledi. Polisin, Antep Baro Başkanı Av. Bektaş Şarklı'ya yumruk atması üzerine arbede yaşandı.

Bunun üzerine baro başkanları oturma eylemi başlattı.

Kapıda bekleyen avukatlar ise engel- lenen meslektaşlarına destek için "Savun- ma susmadı susmayacak" sloganıyla basın açıklaması düzenledi.

DURSUN: İŞTE HUKUK İŞTE POLİS DEVLETİ

Burada açıklama yapan Kayseri Baro- su Başkanı Cavit Dursun, 60 baro başkanı olarak "Vatandaşların hakları, savunma- nın susturulmaması, Anayasal bir düzen ve halkın haklarının güvencesi olması"

için sembolik, sadece baro başkanlarının

katıldığı bir yürüyüş yaptıklarını hatırlattı.

Ankara'ya girişlerinin keyfi bir şekilde engellendiğini vurgulayan Dursun "İşte bu resim tam da anlatmak istediğimiz resim- dir. Anayasa hukukunda, hukuk devleti ve polis devleti tabirleri vardır. İşte hukuk burada, işte polis devleti orada" dedi.

AKP'NİN ACİZLİĞİ BİR KEZ DAHA ORTAYA ÇIKTI

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş da cübbesini giyerek, oturma ey- leminin olduğu yere geldi. Beştaş, kent girişinde 100 bin avukatın iradesinin en- gellendiğine dikkati çekerek, "Savunma- nın temsiliyetini engellemek totaliter bir resim daha verdi. Tek adam rejimi dedi- ğimiz tam da böyle bir manzaradır. Bura- da avukatların yargıyı, savunmayı temsil eden cübbeleriyle engellenmesi AKP'nin çaresizliğini ve acizliğini bir kez daha orta- ya koymuştur" şeklinde konuştu.

DİRENİŞ BARİKATI AÇTIRDI Baro başkanları, gece boyunca alanı

terk etmeyerek eylemlerini sürdürdü.

Eylem alanına Ankara Büyükşehir Be- lediyesi görevlileri tarafından bölgeye çadır getirildi. Ancak avukatların çadır kurmasına izin verilmeyeceğini açıkla- yan polis, belediye ekiplerini alandan çıkardı. Duruma tepki gösteren avukat- lar ile polis arasında arbede çıktı. Polis, çadır getiren belediye aracına da ceza kesti.

Gece sağanak yağmur başlayınca avu- katlar, yakındaki inşaata sığınmaya çalıştı.

Bariyerlerin dışında kalan avukatlar ve basın emekçilerine polis bir kez daha sal- dırdı.

Artan tepkiler ve yaygınlaşan eylem- lerin ardından polis barikatı 23 Haziran günü kaldırılmak zorunda kaldı. Baro baş- kanları, Ankara’ya yürüyüş gerçekleştire- rek girdi.

Baro başkanları ‘Savunmayı savunmak’ için yürüdü

↘ Türkiye'nin birçok ilinden baro başkanları, AKP iktidarının baro yapısını değiştirecek müdahalelerine karşı “Savunmayı savunuyorum”

şiarıyla Ankara'ya yürüdü. Polis, şehir girişini tutarak baro başkanlarına saldırdı, yerlerde sürükledi. İki gün süren kararlı direniş sonunda baro başkanları yürüyüşlerini tamamladı.

HABER MERKEZİ - İktidarın gün- deme getirdiği yeni düzenlemeye karşı Ankara'ya yürüyen baroların şehre girişi sırasında polis saldırısına uğraması, çok sayıda kentte yapılan eylemlerle protes- to edildi.

İzmir Barosu önünde oturma eylemi yapan avukatlara seslenen İzmir Barosu Başkan Yardımcısı Özgür Yılmazer “Biz, Türkiye'nin geleceğini savunuyoruz. Ba- rolara yapılan saldırıyı cevapsız bırak- mayacağız" dedi.

İstanbul Barosu avukatları da baro önünde “Feyzioğlu istifa” sloganlarıyla tepkilerini dile getirdi.

‘SAVUNMA YÜRÜYOR DURDURULAMAZ’

Aralarında Diyarbakır, İstanbul, İz- mir, Antalya, Mersin, Antep, Adana’nın yer aldığı çok sayıda kentte adliye bi- nalarının önünde eylemler gerçekleşti- rildi.

İstanbul Çağlayan adliyesi önündeki eylemde konuşan Avukat Yıldız İmrek, baroların bağımsızlığına, savunmanın özgürlüğüne, hukuk devleti ilkesine ve yargı bağımsızlığına müdahale anlamını

taşıyan ve siyasi iktidarın baroları sarı barolar haline getirmek için giriştiği yasa değişikliğini kabul etmeyeceklerini ve bu yasa değişikliği çalışması geri çekil- mediği takdirde de mücadeleyi sürdüre- ceklerini kaydetti.

ÖLÜM ORUCU DİRENİŞİNDEKİ AVUKATLAR SELAMLANDI Açıklamanın ardından avukatlar ha- lay çekti. "Devrimci tutsaklar onuru- muzdur" sloganını atan avukatlar, "adil yargılanma hakkı" için ölüm orucunda olan meslektaşları Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal'ı selamladı.

Yapılan konuşmaların ardından Çağ- layan meydanında avukatlar sosyal me- safe kurallarına uyarak şenlik yaptı.

DEMİRTAŞ'DAN BARO BAŞKANLARINA DESTEK

Kendisi de avukat olan Edirne'de tutsak HDP önceki dönem Eş Genel Başkanlarından Selahattin Demirtaş,

"Ankara'ya yürüyen baro başkanlarının polis zoruyla engellenmesini kınıyorum.

Bir avukat olarak yanlarındayım" sözle- riyle destek mesajı gönderdi.

‘Yasa geri çekilene kadar

mücadele sürecek’

HABER MERKEZİ - Baroların hede- findeki isim TBB Başkanı Metin Feyzi- oğlu, yine barolardan değil, iktidardan yana taraf oldu. Bir TV kalına konuşan Feyzioğlu "Bu yürüyüş, avukatların yargı- nın sorunlarını çözmek için midir? Yoksa başka bir şey için midir?" sözleriyle hedef gösterdi.

Feyzioğlu, "Sayısı 5 bin avukatı aşan barolarda çoklu baro kurulsun sadece fikir olarak öne atıldı. Teklif yok bakın…" dedi.

İstifasını isteyen ve olağanüstü genel kurul toplamasını talep eden baroları da hedef alan Feyzioğlu, ölüm orucu direni- şinde olan Grup Yorum üyelerine destek verilmesini örnek verdi.

60'a yakın baro başkanı polis tara- fından engellenirken, Afyon, Ardahan, Iğdır, Ağrı, Konya, Elazığ, Sivas, Gümüş- hane-Bayburt, Çorum, Yozgat, Kütahya, Edirne, Samsun Erzurum, Maraş baro başkanlarını yanına alan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Metin Feyzioğlu aynı saatler Anıtkabir'i ziyaret etti.

Feyzioğlu, Meclis başkanı ile yaptı- ğı görüşmeden sonra da “Ben de çoklu baroya karşıyım ama takdir Meclis’indir”

diyerek, koltuğunu korumak için yasal dü- zenlemeye ses çıkarmayacağını söyledi.

FEYZİOĞLU ARTIK BİR AVUKATLIK SORUNUDUR Feyzioğlu’nun açıklamalarını değer- lendiren İstanbul Barosu Başkanı avukat Mehmet Durakoğlu, "Metin Feyzioğ- lu'nun bugünkü beyanları, onu bütün açıklığı ile anlamak için yeterlidir: Feyzioğ- lu artık bir avukatlık sorunudur. Konuştu- ğumuz yasa teklifinin yazıcısıdır, kâtibidir, fikir babasıdır. Metin Feyzioğlu beni tem- sil etmiyor" ifadesini kullandı.

BARO BAŞKANLARI FEYZİOĞLU'NA SIRTLARINI DÖNDÜ

Feyzioğlu, tüm pişkinliğiyle Ankara gi- rişinde 27 saattir bekleyen baro başkan- larının bulunduğu alana polis koruması altında geldi.

Baro başkanları, Feyzioğlu'na sırtları- nı dönerek tepkisini gösterdi. Bir avukat, Feyzioğlu'na provokasyon etmeyin diye seslendi. Tepkilere rağmen "Geçmiş ol- sun" diyen Feyzioğlu'na "Sizin sayenizde"

tepkisi geldi.

Feyzioğlu, "Sayemde olmadı, birliğimi- zi bozduğunuz için olabilir" sözlerine çok sayıda baro başkanı tepki gösterince alan- dan çıkmak zorunda kaldı.

‘Feyzioğlu yasa teklifinin kâtibidir

fikir babasıdır’

(7)

҉ M. TAYLAN SAVRAN

Avukatlık Yasası’nda yapılması düşü- nülen değişiklikler bir süredir avukatların meslek örgütü olan Baroların gündemin- deydi. Özellikle avukat sayısının fazla ol- duğu illerde gündeme getirilen “birden fazla baro kurulabilmesi” değişikliği baro yönetimleri tarafından avukatlık mesleği- nin yapısına yönelik ciddi bir saldırı olarak değerlendirildi ve yapılması düşünülen değişikliğin meclis gündemine dahi geti- rilmemesi yönünde bir çalışma başlatıldı.

Bu çalışma kapsamında, baro başkan- ları düzenlenecek yürüyüşle Ankara’ya gelecek ve tasarının geri çekilmesi için bir dizi görüşme yapacaktı. Buna uygun ola- rak 19 Haziran’da yürüyüşe başladı. 22 Haziran sabahı Ankara’nın girişine gelen baro başkanları ile beraberindekiler polis tarafından durduruldu, Ankara’ya girişle- rine izin verilmedi ve saldırıya uğradı.

Ankara’ya girmekte kararlı olduklarını belirten baro başkanları ve beraberin- dekiler, polis saldırısını medya ve sosyal medya aracılığı ile duyurdu, yerel barolar- dan protesto etmelerini istedi.

Tüm bunlar olurken, Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu’nun beraberinde 16 ilin baro başkanları olduğu halde Anıtkabir’e gittiği medyaya yansıdı. Baro başkanları- nın büyük bir kısmı Ankara girişinde polis ablukası altında fiili gözaltı yaşarken gün- deme gelen bu görüntüler büyük tepki çekti. O sırada Anıtkabir’de bulunan Si- vas Barosu Başkanı, kendilerinin yürüyüş yapma kararı almadıkları için Anıtkabir’de bulunduklarını, aslında hedeflerinin Anıt- kabir’de bütün illerin baro başkanları ile buluşmak olduğunu belirterek Ankara’ya girişine izin verilmeyen baro başkanlarının yanına gitti. Sivas Barosunun bu tutumu, Feyzioğlu’nun yürüyüş yapan baroları kri- minalize etme çabasını da boşa düşürdü.

Polis ablukası altında 24 saatten fazla kalan baro başkanları 23 Haziran günü yapılan görüşmeler neticesinde polis ba- rikatının kaldırılması ile planlandığı şekil- de yürüyüşlerini tamamlayıp avukatlık yasası değişikliklerine karşı mücadeleleri- ni sürdüreceklerini belirterek eylemlerini

“şimdilik” sonlandırdı. Baroların çağrısı ile il barolarında başlatılan dayanışma ey- lemleri de aynı akşam itibariyle “şimdilik”

sona erdi.

BAROLAR ÖZÜNDE DOĞAL MUHALİFTİR

Baroların da içinde bulunduğu mes- lek örgütleri ile siyasal iktidarın sürtüş- mesinin tarihi uzun. Buna rağmen siyasal iktidar, meslek örgütlerini dizayn etme yönünde yasal düzenlemeleri aceleci bir tarzda gündeme getirdi ve bu gerilim arttı. Henüz ortada tasarı dahi yokken

değişikliklerin neyi kapsadığı, Cumhur- başkanının açıklamaları, siyasal iktidara yakın gazetecilerin edindiği “kulis bilgile- ri” ve AKP’nin hukukçu milletvekillerinin beyanatları ile ortaya çıkmış; yapılacak değişikler ile baroların hizaya getirilmek istendiği anlaşılmıştır. Yapılmak istenen değişikliklerde en fazla dikkat çeken öneri ise “herkes kendi barosunu kursun” ola- rak özetlenebilecek “çoklu baro” sistemi- dir. Baroların avukatların mesleki sorun- larıyla ilgilenmediği, fazlasıyla siyasileştiği, hizmet kalitesinin düştüğü ve rekabetin hizmet kalitesini artıracağı gibi argüman- larla çoklu baro sistemi gerçekte uzun bir süredir savunulmaktadır. Bu argümanla- rın bir kısmı liberal anlayışın tezahürü ola- rak görünmektedir. Buna göre avukatlık, verili toplumsal sistem içerisinde ancak sermayenin ve mülk sahiplerinin hakları- nı korumaya yönelik teknik bir meslektir ve işlevi bununla sınırlıdır. Avukatlık mes- leğinin bu şekilde icra edilmesi elbette mümkündür; fakat hak savunuculuğu- nun işlevi uzun zamandır yalnızca mül- kiyet hakkının savunuculuğu olmaktan çıkmıştır. Avukatlık, yüzyıllar içerisinde devlete karşı korumasız olan kitlelerin hak ve özgürlüklerinin savunuculuğunu yapmak ve bu sayede kamu düzeninin tesisine katkıda bulunmak gibi bir işlev daha kazanmıştır. Kısacası avukatlar ve meslek örgütleri olan barolar, kamu düze- ni tesisindeki işlevleri dolayısıyla devletin yanında görünürken devletin hukuk dışı her müdahalesini engellemek ve devleti hukuka uygun davranmaya zorlamak iş-

levlerinden dolayı da devlete zorunlu ola- rak muhaliflerdir. Sonuç olarak baroların çok şikâyet edilen “siyasiliği” bir mecbu- riyettir. Siyasal iktidar bu zorunlu muhalif duruş ve durumdan rahatsız olduğu için

“benim de barom olsun” yaklaşımı ile dav- ranmakta ve çoğulculuktan yana görünüp aslında kendine bağlı meslek örgütleri ya- ratarak siyasal alanı tamamen kapatacak yönde girişimleri zorlamaktadır. Avukatlık mesleği açısından “çoklu baro” yoksullara verilen “adli yardım” ve “zorunlu müdafi- lik” hizmetlerinde karmaşaya yol açacak ve geniş kitlelerin hukuki korunmadan yoksun kalmasını getirecektir. Yargılama süreçlerinde hangi baroya bağlı olundu- ğunun kararlarda etkili olup olmayacağı- nın bilinmesi mümkün olmayacaktır. Son dönemde iyice tahrip olmuş görünen yar- gı bağımsızlığı ve tarafsızlığı eğer “çoklu baro” uygulaması hayata geçirilirse geri dönülmesi imkânsız biçimde ortadan kal- kacaktır. Bu durum, doğal olarak yargının bağımsız ve tarafsız olduğu miti ile çeliş- mektedir.

YASA TASARISI HALA GÜNDEMDE, ELDE EDİLMİŞ BİR KAZANIM YOK

Bu nedenle baroların muhtemel avu- katlık yasa tasarısına tepkisi son derece meşru bir zemine dayanmaktadır; zira değişiklikler hayata geçerse avukatlıktan veya bir yargılama unsuru olarak savun- madan bahsetmek mümkün olmayacak- tır. Baro başkanları, yapılması düşünülen değişiklikler hayata geçmeden yürüyüş ve

müzakerelerle engelleme yönünde tavır sergilemişlerdir. Başkanların yürüyüşü- ne saldırı gerçekleştikten sonra barolara bağlı avukatların Ankara’ya yürüme, baro başkanları nezdinde çok da karşılık bulma- mıştır. Baro başkanları illerde yapılan des- tek eylemlerini yeterli görmüşlerdir. Baro başkanlarına “destek” ziyareti yapan Fey- zioğlu’nu ise başkanlar sırtlarını dönerek protesto etmişlerdir. Bu da Barolar Birliği ile yerel barolar arasındaki fikir ayrılıkları- nı iyice görünür kılmıştır. Nitekim Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Genel Sekre- teri, yürüyüşlerinin engellenmesi üzerine Feyzioğlu’nun yürüyüş yapan başkanları kriminalize ettiği gerekçesiyle görevinden istifa ettiğini açıklamıştır. Baro başkanla- rının “sembolik” yürüyüşüne “izin veril- mesi” ile şimdilik eylem süreci sonlanmış görünmektedir; ancak AKP’nin tasarıyı Meclis gündemine getirmeyeceğine dair somut bir bilgi yoktur. Sonuç olarak, baro başkanları yalnızca Anıtkabir’e sembolik yürüyüşlerini yapabilmişlerdir. Dolayısıyla şimdilik baro başkanlarının yürüyüş eyle- mi ile elde edilmiş bir kazanım yoktur.

AVUKAT KİTLESİ

OLMAZSA KAZANIM ZOR

Siyasal iktidarın salgın sürecini fırsata ve bir yönetim tekniğine dönüştürdüğü baro başkanlarına yönelik saldırıda da bir kere daha ortaya çıkmıştır. İşçiler çalıştı- rılır ve çarkların dönmesi salgına rağmen

“zorla” sağlanırken muhalif görüşlerin kendisini sokak eylemleri ile ifade etmesi

“salgın ve sağlık” bahanesiyle sürekli en- gellenmektedir. İl Hıfzısıhha Kurulu karar- ları sokakların muhalefete kapatılmasında faydalı enstrüman işlevini görmeye baş- lamıştır. Baro başkanlarının yürüyüşün- de başkanlar da salgın sebebiyle temsili yürüyüş yaptıklarını belirterek kitlesel bir yürüyüşten yana tavır almamışlardır. As- lında yürüyüş kitlesel olduğu ölçüde etkili bir politik enstrümandır. Temsili düzey- deki yürüyüşlerin istenen etkiyi yaratması çok da mümkün görünmemektedir. Şu haliyle baro başkanlarının yürüyüşü is- tenen sonucu yaratmaktan, yani yasanın gündemden kaldırılmasını sağlamaktan da oldukça uzaktır. 22 -23 Haziran’da yaşananlar yalnızca siyasal iktidarın en temel hak ve özgürlüklerin kullanılması- na dair tahammülsüzlüğünü ve saldırgan karakterini teşhir etmiştir. Meslek örgüt- lerine yönelik siyasal iktidarın hasmane tutumunun sona ereceğini gösterecek işaretler henüz yoktur. Bu nedenle, mü- cadelenin henüz başlangıç aşamasında ol- duğu ve boyutlanıp kitleselleşerek devam etmez ise bir kazanımla sonuçlanmasının mümkün olmayacağını da belirtmek zo- runludur.

07

Atılım YOL

‘Şimdilik direniş’ var, kalıcı bir kazanım yok

↘ Baro başkanlarının yürüyüşü, siyasal iktidarın en temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına dair tahammülsüzlüğünü ve saldır- gan karakterini teşhir etmiştir. Meslek örgütlerine yönelik siyasal iktidarın hasmane tutumunun sona ereceğini gösterecek işaretler henüz yoktur. Bu nedenle mücadelenin henüz başlangıç aşama- sında olduğu ve boyutlanıp kitleselleşerek devam etmez ise bir kazanımla sonuçlanmasının mümkün olmayacağını da belirtmek zorunludur.

(8)

08 EMEK Atılım

HABER MERKEZİ- 2018 yılında taz- minatsız işten çıkarılan BİMEKS işçileri, şirket sahipleri Vedat Akgiray ve Ahmet Akgiray'ın öğretim üyeliği yaptıkları Öz- yeğin ve Bahçeşehir üniversitelerinin önünde eylem yaptı.

İşçiler, 2 yıldır haklarını almak için mücadele ettiklerini belirterek, Vedat ve Ahmet Akgiray kardeşlerin derhal her iki üniversite ile ilişiklerinin kesilmesini is- tedi.

Haklarını arayan işçiler ilk önce San- caktepe ilçesinden bulunan Özyeğin Üniversitesi Rektörlüğü önünde bir ara- ya geldi. İşçilere üniversite öğrencileri de destek verdi. İşçiler açıklama yapmadan önce üniversite temsilcisiyle görüştü.

Yapılan görüşmede Ahmet Akgiray'ın üniversitede ders vermemesi isteklerini dile getirdi.

Bahçeşehir Üniversitesi önünde de üniversite temsilcisiyle bir araya gelen işçiler, burada ise Vedat Akgiray'ın ders vermemesi yönünde isteklerini dile getir- di. Ardından basın açıklaması yapan işçi- ler burada 4 yıldır yaşadıkları mağduriye- ti anlattı. Açıklamayı yapan Murat Derin, Vedat Akgiray'ın şirketi devretmiş oldu- ğu kardeşi Murat Akgiray'ın kendilerine

"Allah bana verirse ben de size veririm"

dediğini aktardı.

'MURAT AKGİRAY HIRSIZDIR' İşçi Atakan Başaran, Murat Akgiray'ın devletten 42 trilyon para aldığını söyle- di. Başaran, "Murat Akgiray hırsızdır. Bİ- MEKS'i borsaya abisi borsa başkanıyken sokmuştur. Borsada binlerce insanı kan- dırmıştır. Borsa değeri 4 liradan, 10 kuru- şa düşmüştür. Bu, çok büyük bir paradır.

Bu para nerededir. Bu insanın abisi bura-

da öğretim üyesidir. Biz diyoruz ki bir hır- sızdan ders almayın" şeklinde konuştu.

İşçi Ümmühan Derya da "Bu kadar dini bütün bir insanın bunca insanı nasıl kandırdığını merak ediyorum. Madem batacaktın bizi neden mağazaların içini boşaltana kadar beklettin" diye belirtti.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri adı- na söz alan Yaren Tuncer ise BİMEKS işçilerinin yanında olduklarını belirterek,

"Üniversitelerimizde şirket CEO'larının ders vermelerini ve onların geleceğin şir- ket kölelerini yaratmasını istemiyoruz"

dedi.

ATLAS GLOBAL İŞÇİLERİ:

BİRLİĞİMİZ GÜCÜMÜZDÜR Atlas Global çalışanları da alamadıkla- rı maaş ve kıdem tazminatları için Bakır- köy'de bulunan Atlas Global'in eski mer- kez binası önünde bir araya geldi. Aralık 2019'dan beri maaşlarını alamayan ve haklarını isteyen yaklaşık 2 bin çalışanın bir araya gelerek kurduğu Atlas Zedeler Adalet Platformu (AZAP) tarafından ger- çekleştirilen eyleme, çalışanların yanı sıra

çok sayıda kişi katıldı.

Açıklamada, "Ali Murat Ersoy'a ha- ber verin! Alacaklarımızın peşini hiçbir zaman bırakmayacağız" ve "Ali Murat Ersoy sözünü tutup paramızı ver" pan- kartları açıldı.

Eylemde Platform adına konuşan Seçkin Koçak, işverenin iflasını açıkla- madan önce sürekli toplantılar yaparak çalışanlara gerçekleri farklı yansıttığını ve bilinçli olarak mağdur edildiklerini söyle- di. Koçak, "Bugüne kadar iflas eden diğer havayolları şirketlerinde olduğu gibi sü- recin unutularak rafa kaldırılmasına mü- saade etmeyeceğiz. Birliğimiz gücümüz- dür diye çıktığımız bu yolda AZAP olarak hukuki kararlılık ve inanç ile mücadelemi- zi sonuna kadar sürdürmekte kararlıyız"

dedi.

Dava avukatı Arif Duymaz da "Biz hukuki olarak elimizden geleni yapaca- ğız. Fakat çalışan arkadaşlarımızın da buradaki emeklerini unutmamalarını ve bu sürece destek olmaları, paralarını is- tediklerini herkese göstermelerini isti- yorum" dedi.

İşçiler ödenmeyen hakları için eylem yaptı

↘ BİMEKS'te çalışırken 2 yıl önce tazminatsız işten çıkartılan 1500 işçi, şirket sahiplerinin çalıştığı üniversitelerin önünde haklarını talep etti. İki bin Atlas Global işçisi de haklarını almak için eylem başlattı.

Eğitim-Sen:

MEB salgında da sınıfta kaldı

İSTANBUL - Eğitim-Sen İstan- bul Şubeleri, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya ge- lerek 2019-2020 eğitim-öğretim yılında yaşananları aktardı. "MEB salgında da sınıfta kaldı" pankartı açan eğitim emekçileri "Laik bilim- sel anadilde eğitim", "Salgında sı- nav yapılamaz", "KHK'ler gidecek biz kalacağız" sloganları attı.

'YARATTIKLARI KARANLIĞA TESLİM OLMAYACAĞIZ'

Açıklamada söz alan Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Ay- doğan, milyonlarca öğrencinin sağlık, eğitim ve yaşam hakkının, turizm şirketlerinin ve özel okulları- nın kârı için hiçe sayıldığına dikkati çekti. Haftalardır LGS ve YKS erte- lenmesi için çağrılar yaptıklarını be- lirten Aydoğan, "Bu standartlaştırıl- mış seçme ve elemeye dair sınavlar öğrencilerimizin hayatını karartıyor diyoruz. Her öğrencinin istediği okulda eğitim görme hakkı müm- kündür. Sınavsız bir eğitim sistemi mümkündür. Kamusal eğitim hakkı milli eğitim bakanlığının ve iktidarın sorumluluğunda. Yarın sınav olacak ama yarın bir sınıfta kaç öğrencinin olacağını açıklamış değil. İllerden gelen bilgi doğrultusunda sınav- larda 18-20 öğrencinin gireceğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bu süreci unutmayacağız. Yarattıkları bu ka- ranlığa teslim olmadık, teslim olma- yacağız" diye konuştu.

Basın açıklamasını okuyan Eği- tim-Sen İstanbul 6 No’lu Üniversi- teler Şube Başkanı Beyzade Sayan da eğitimin sermayeden yana plan- landığı için pandemi döneminde sorunların daha da arttığına dikkat çekti. Uzaktan eğitimin eşitsizliği derinleştirdiğine dikkat çeken Sa- yan, kamusal, bilimsel, demokra- tik, laik ve anadilinde eğitim hakkı mücadelesine devam edeceklerini söyledi.

HABER MERKEZİ- 34 sendika başkanıyla yapılan Türk-İş Başkanlar Kurulu toplantısında, kıdem hakkının Tamamlayıcı Emeklilik Sigortası (TES) zayıflatılmasına yönelik her türlü giri- şime genel grevle cevap verileceğine işaret edildi.

34 sendika başkanının katıldığı top- lantının ardından Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay'ın imzasıyla tüm üye sendi- kalara değerlendirme gönderildi. Salgın döneminde kıdem tazminatının gün- deme getirilmesinin çalışma hayatının huzurunu bozduğu belirtilen açıklama- da, "Türk-İş'in kıdem tazminatının fona devredilmesi, süresinin azaltılması gibi

bu hakkın tasfiyesine ya da zayıflatılma- sına yönelik her türlü girişimin karşısın- da cevabı, 'genel grev' olacaktır" uyarısı yapıldı.

MAAŞIMIZ DÜŞECEK

Değerlendirme notunda ayrıca yeni sistemin devreye girmesi halinde işçinin 30 günlük kıdeminden 12 gününü kay- bedeceği, kıdem parasının ise enflasyon karşısında eriyip yok olacağı belirtildi. 5 sayfalık bilgi notunda, TES'in kabul edi- lebilir bir tarafının olmadığına işaret edi- lirken, TES ile işverenin yanı sıra işçiye de kıdem için prim ödeme yükümlülüğü getirilmek istendiği, böyle bir durumda

maaşından her ay prim kesilecek işçinin zaten düşük olan maaşının daha da dü- şeceği belirtildi.

DÜZENLEME YAPILIRSA İŞSİZLİĞİ ARTTIRIR

Kıdem yerine Tamamlayıcı Emeklilik Sigortası (TES) ya da benzer bir düzen- lemenin getirilmesi halinde cevaplarının genel grev olacağını ifade eden Türk-İş,

"SGK primlerini bile ödemeyen işveren TES primlerini ödemeyecek, kayıt dışılık artacak, işveren maliyeti azaltmak için daha az işçi çalıştırmayı hedefleyecek böylece istihdam azalacak, işsizlik arta- caktır" dedi.

Türk-İş'ten iktidara TES uyarısı: Yanıtımız genel grev olur

Referanslar

Benzer Belgeler

Bu çalışmada okul öncesi eğitim ortamında öğretmenlerin kullandıkları önlemsel yaklaşım biçimlerinin belirli boyutlarda (kuralların işleyişi, fiziksel

Çayıralan Belediye Başkanı Ömer Codar, açıklanan asgari ücreti yeterli bulmadıklarını ve Çayıralan Belediyesi’nde çalışan emekçiler için en düşük maaşın 3 bin

6 Mayıs’ta yapılan erken seçimlerin ardından hükümet kurulamaması üzerine 42 gün sonra ikinci kez erken seçime giden Yunanistan’da, Yeni Demokrasi Partisi, % 29.5’lik

TSİ Bayrak Ülke Veri / Dönemi Önceki Beklenti Yorum..

* Derslerin e okul sisteminde sınav tarihlerin girişi öğretmenler tarafından zamanında Herhangi bir gecikmeye mahal vermeyelim. Düzenleyen

maddesi uyarınca; veri sahibi olarak, yazılı veya Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun belirlediği diğer yöntemlerle 2 Altan Hidrolik’e başvurarak, kişisel

Şti.’ne başvurarak, kişisel verilerinizin işlenip işlenmediğini öğrenme, kişisel verileriniz işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme, kişisel verileriniz işleniyorsa

Bilişim suçları ile müca- deleye yönelik Türk Kamu Politikasında 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği ile ha- yatımıza giren ve önemli rol alan Kişisel Verileri Koruma